Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 6 Eylül 2015 · 1:27:10
Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Gülleri Cemalullah'a ulaştırdığımda isterse beni unutsunlar. Peki ayım şems, güneşim şems, şems ile bu durum arasında bir tezatlık yok mu? Yok. Varsınlar bizim adımızı, sanımızı hiç hatırlamasınlar. Unutulalım, gidelim bu alemden.
Yeter ki Cenab-ı Hak razı oldum desin. Yeter ki kardeşlerimizden razı olup kendi cemaliyle kardeşlerimizi müşerref eylesin. Başka derdimiz yok. Nişanlı kıza kurban gelmesi şart mı veya onun yerine altın vesaire gelmesi caiz olur mu? Bunlar dinden olan şeyler değil. Her tarafın kendi adet, gelenek, göreneği var.
İnsanlar kendi gelenek ve göreneklerinde böyle bir şey oluşturmuşlar. Nişanlı kıza bir tane kurbanlık gönderiyorlar. Ben şimdi Bayındır'da olanı bir anlatırsam burada millet evlenmekten vazgeçebilir ya da evlenmek için can atabilir. Öyle bir tane kurbanlık öyle gitmez. Kurbanlık koç hazırlanır, bir güzel süslenir, kınalanır, boynuzlarına birer tane bilezik takılır, üzeri kordel olur, bir davul bir zurna.
Ondan sonra arabanın üzerine konulur. Nişanlının evine öyle gider. Giderken de bir tane de bohça, bohçanın içerisinde de kıza bayranlık giyeceği, çıkaracağı kıyafetler, kayınvalidesine, kayınpederine, evde kim varsa onlara da bayranlık gider. Öyle şey yok. Yani bana bunu şimdi anlattırırsanız yandı keten elva. Öyle kurbanlık koyunu gönder öyle bir şey olur mu ya? Allah muhafaza eylesin. Üç harflerin musallat olduğu biri nasıl anlaşılır? Eğer olmazsa ne yapılmalı? Hangi dua okumalı? Aileden birisi yapsa olur mu? Olur.
Felak nasıl okuyun? Hayatel kürsü okuyun. Bulaşıp ulaşılmadığını nasıl bileceğiz? Bir de işin ayrı tarafı var. Burada at sayat yok. Tekrar çıkmak istiyorum programları. Eğer izin verirseniz demiş, kim olduğu belli değil. Elimden geldiği kadar sohbetlerinizi takip ediyorum. Ama rüyamda bana şöyle seslendiniz. Gel gel neden gelmiyorsun? Sen bu dergahtan değil misin? Ben de üzüldüm sıkıntı var ama nerede beni aydınlatır mısınız? Allah yardımcınız olsun. Bir bayanın kordonlarını bağlatması günah mı? Bu noktada erkeklerin de kadınların da kendilerini herhangi bir sağlık söz konusu değilse kısırlaştırmaları bu noktada fıtratı bozduğundan dolayı, fıtratı bozduğundan dolayı caiz değil.
İlahi söylenir mi ezan okunduğu zaman günah olmaz mı? Olmaz mı? Ezan okunduğu zaman ilahi söylenmesine dil uzatmaya kalkmayın. Perişan olursunuz. Herkes. Ben de dahilim. Ezan okunurken oturup dinlemek sünnet. Ezan okunurken ezan-ı şerifle beraber devam etmek sünnet. Ezan okunurken şu dünyada ne melanetler işleniyor. Bu melanetleri durdurmak farz. Bu noktada kendinize bakın. Kendinizi bir zapturapt altında tutun. İnsanlar nedense tekkeye gelince, dergaha gelince takvalıkları tutuyor. Şimdi bir kimse şuradan kapıdan içeri giriyor, nefsi kabarıyor.
Camiden içeri giriyor, nefsi kabarıyor. Bir sohbete, bir dergaha, bir cemiyete, bir dini bir meseleye gidince nefsi kabarıyor. Oradaki eksiklikleri, noksanlıkları araştırıyor. Eğer dini bir toplantıya gittiniz, camiye girdiniz, bir tekkeye girdiniz, bir medreseye girdiniz. Orada eksiklikleri ve noksanlıkları araştırıyorsanız, vallahi de, billahi de şeytan sizi dürtüklemeye başladı.
Şeytan dürtüklüyor. Ezan okunurken sen ezan-ı şerifi içinden devam ettir. Sen de oku. Ezan okunurken sen salatu selam getir. Ezan okunurken bu tekke suspus oldu mu? Olmadı. Ezan okunurken eviniz suspus oluyor mu? Diziyi kapatıyor musunuz? CD'yi kapatıyor musunuz? Müziği kapatıyor musunuz? Ezan okunurken evde aklınıza ezanı duyuyor musunuz? Allah'ınızı severseniz bütün herkes kendi kendine rabıta etsin. Bütün herkes kendi kendini şimdi hesap atacaksın. Ezan okunurken ne yapıyorsun? Bugün beş vakit ezan okundu. Sabah namazından sonra ne yaptınız?
Ey Müslümanlar! Sabah namazına kalkmayan Müslümanlar! Sabah namazını yatağında dinleyen Müslümanlar! Kendinize gelin. El kaldırın sabah namazına kalkanlar desem kaç kişi elini kaldıracak? Allah için! Bu topluluktan kaç kişi sabah namazına kadar zikrediyor?
Buradaki topluluk güzel bir topluluk. Bu güzel topluluk dahi buradaki topluluğun yüzde kaçı sabah namazına kalkıyor? Kendi kendimizi tefekkür edelim. Haftanın kaç günü sabah namazına kalktık? Kaç günü? Yapmayın! Yapmayın! Bir tekkeye gittiğinizde, bir dergaha gittiğinizde bir alimin huzur... Burası için söylemiyorum bunu ha! Ben kendimi alimden, şeyhten görenlerden değilim. Allah bizi affetsin. Ben alim filan değilim. Ben kendimi şeyh de görmüyorum. Kendimi alim de görmüyorum. Ben kendimi Allah'a kul olmaya çalışan bir kimse olarak görüyorum.
Bu kadar! Ben bu noktada, Cenab-ı Hakk'ın yolunda küçücük bir hizmet ucundan tutulursa... Ben ki bu benim derdim. Başka bir şey değil. Ama sakın şunu unutmayın. Sakın unutmayın. Herhangi bir dini topluluğa gitti, camiye gitti, medreseye gitti, tekkeye gitti, bir şeyhe gitti. Onda eksiklik arayanlar felaha ulaşmazlar. Orada eksiklik arayanlar felaha ulaşmazlar. Ölçüyü konuşalım. Hep beraber. Hep beraber ölçü konuşalım. Hep beraber Kur'an ve sünneti konuşalım. Hep beraber Kur'an ve sünneti öğrenmeye çalışalım. Hep beraber Kur'an ve sünnetin neler olması gerektiğini öğrenmeye çalışalım. Ama birisi yanımıza gelmiş, başı açık. Başı açık sohbet dinlenir mi diye sorusu yazma bana.
İşte bu tekkeye böyle dekolte gelinir mi? Yazma kardeşim bunları. O bu tekkeye gelmiş ya, o buradan kapıdan içeri girmiş, senin öğrendiğinden fazlasını öğrenir. Merak etme. Takvacılık yapma bize. O buradan kapıdan içeri girmiş ya, dekoltesini de düzeltir o. Bize takva taslama burada. Kadın erkek burada karışık oturtturuyormuşuz. Hayır, bize takva taslama kardeşim. Bize taslama. Bize yapma. Biz bu kadarız, böyleyiz. Bu kadarız, böyleyiz. Lütfen buraya gelen hiç kimseyi eleştirmeyin.
Lütfen burada duran, burada hizmet eden kimseleri, burada buraya misafir olarak şu kapıdan içeri giren hiç kimseyi eleştirmeyin. Bu sizin hakkınız değil. Kimsenin hakkı değil. Bu ne benim hakkım, ne sizin hakkınız, ne de bir başkasının hakkı. Burası tekke, adı üstünde. Burada yapılabildiği kadar sohbet, mesnevi sohbeti, sema, dua, zikir yapabildiği kadar herkes. Hiç kimse, buraya gelen bir kimse, tepeden bakma, yanlış bakma, eksik bakma, hakkı yok. Eleştirme hakkı yok. Yok. Çay dağıtanlar hoşuna gitmiyorsa giyersin bir elbise, sen dağıtırsın, daha güzelini görürüz. Hizmet edenler hoşuna gitmiyorsa giyersin, bir hizmet elbisesi var burada. Hizmet edersin, biz de Allah razı olsun ya, böyle hizmet ediliyormuş deriz.
Öğretirsin bize. Daha iyi ben sohbet ederim diyorsan gelirsin, burada oturursun. Dinleriz seni kuzu kuzu. Sıkıntı yok. Yarın boş, gel sohbet et. Herkes dinlesin seni, sıkıntı yok. Eleştirmeyin. Yapmayın. Yapmayın. Ezan okunurken ilahi dinlenir mi? Dinlenir. Dinlenir. Ne olmuş? Ne olacak şimdi? Hak Teala kendi varlığını yarattı. Ama bu manaya akıllar idrak edemediler.
Reddediler. Çünkü onlar maddi şeyleri düşünebilen akıllar idi. Maddiyata tahallük eden akıl, yüce şeylerin anlayışında kusurludur. Bunu anlamak için maddeyi geçip ötelere varan akıl gerektir. Haddi zatında Hak Teala kendi varlığını yarattı. Hadi bu akşam koptu ortalık şimdi. Arabi söylemiş bunlara. Bu tasavvurda ve düşüncede hakkı elbette ki o kul yaratmadı. Ancak mutlak Hak Teala kendi varlığını yaratmış oldu. O kulun itigadında dahi zuhur eden hakkın yarattığı eşya cümlesindendir ki onları dahi hak yaratmıştır. Hak Teala kendi varlığını yarattı. Düşünen kulun zannını ve düşüncesine göre varlığını ihsar eder. Soru bir, her kim Hak Teala hakkında bir kelam etse ona suret vermiş olur.
İbadet dahi etse o suret verdiği şeyi ibadet eder. O da Allah-u Teala'nın kendisidir. Başkası değildir. Burada Hak Teala kulun tasavvuruna, itigadına ve kalp aynasına göre mi yüz göstermiştir? Evet, Hak Teala kendi varlığını yarattı. Her cevap evet. Hak Teala yarattı, hak olarak yarattı.
Allah'ın kendi kendine varlığını yaratması söz konusu değildir. Allah vardır. Allah'ın varlığı ezeli ve ebedidir. Cenab-ı Hak Hak, hak ism-i şerîfi, Cenab-ı Hak'ın kendi sıfatlarından bir sıfattır. Sıfatının zuhuru, sıfatın zuhuru, zatın bir yere tecelliyatı ile meydana çıkar. Bir kim, bir zat bir şeye tecelli edince sıfatsallığa bürünür.
O ana kadar sıfatsallığa bürünmediğinden dolayı varlığından, kendi varlığından, varlığının kendi varlığından başka haberdar olanı yoktur. Eğer burada Arabi, Hak Teala kendi varlığını yarattı derken, hak ismi şerifiyle sıfatsallığa büründüğünü tefekkür edip anlatmaya çalışıyorsa, eyvallah. Ben bu manada alıyorum bunu, tefsir ediyorum.
Yoksa bunu zatullah noktasında Allah, kendi zatullahında kendisini yarattı desek de bir anlamı yok. Çünkü Allah'ın zatını tefekkür etmekten ve anlamaktan uzağız. Kendi zatını tefekkürden ve anlamaktan ve anlaşılmaktan uzak olan bir varlığın, kendi zatını yaratma ve yaratmama noktasında durmasının da bir anlamı yok. Velev ki Allah ezeli ve ebedidir. Başlangıcı olmayandır. Eğer bunu zatullah noktasında, kendi zatını kendi yarattı dersek, kendi zatının başlangıç noktasını oluştururuz ki, bu o zaman Cenab-ı Hakk'ın zatullah noktasında ezeli olmadığı düşüncesi çıkar. Eğer Arabi'den alınan bu Hak Teala kendi varlığını yarattı, hak ism-i şerîfi içerisinde bunu algılarsak, o zaman bunda bir sıkıntı yok.
Sebep, Cenab-ı Hakk'ın hak ism-i şerîfi bir varlığa tecelli edince sıfatsallığa büründü. O sıfatsallığa bürününce, Cenab-ı Hakk'ın o sıfatsallığa bürünmüş halini kendisi yarattı diyebiliriz. Ama burada da bir ince perde gerekir. Bu ince perde ne? Yine Cenab-ı Hakk sıfatlarıyla da ezeli ve ebedidir. Sıfatlarıyla da ezeli ve ebedi olan Allah, sıfatının tecelli etmesiyle, o esnada o sıfatının tecelli etmesiyle zuhura geldiğini söylersek, bu meseleyi o zaman yerli yerine oturtmuş oluruz.
O zaman bir şeye tecelli edenin sıfatı o esnada zuhura geldi dersek, bu mesele daha yerli yerine oturmuş olur. Var olan. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın kendi sıfatları, kendi zatında ezeli bir şekilde var idi. Allah'ın bütün sıfatları ezeli ve ebedidir. Ezeli ve ebedi, ezel başlangıcı olmayan, ebed de sonu olmayan. Allah hem zatullah noktasında hem sıfatları noktasında başlangıcı ve sonu olmayan Allah'tır.
Ama sıfatının zuhuru, tecelliyatı. Bu nedir? Cenab-ı Hak hiçbir şey yaratmazdan önce Allah neredeydi ya Resulallah? Allah amadaydı. Cenab-ı Hak amâ halindeyken, Allah amâ halindeyken, henüz daha bir şey yaratmadığından sıfatlarının da tecelliyatı yok idi. Bunu bir yerleştirelim. Sıfatlarının da tecelliyatı yok idi. Hatta Arabi bu hali der ki, Allah burada sıfatlarının tecelliyatını, tecelliyatını bu noktada sıfatlarının tecelliyatı olmadığından dolayı, ben oraya katılmam biraz. Buranın da altını çizelim. Olmadığından dolayı, Cenab-ı Hak Allah'lığından haberdar değildi der. Ben buraya katılmam.
Arabi'ye konuşuyoruz şimdi. Ben Arabi'yi konuşuyorum. Katılmak zorunda değilim. Anlamamışımdır. Anlamadığım şeye de katılmam. Benim yetmemiştir kafam. Yetmeyen şeye de katılmam. Yok. Ben çünkü bu noktada Cenab-ı Hakk'ın sıfatsallık noktasında, kendisinden haberdar olmadığı tezine katılanlardan değilim. Allah'ın bilmesi de ezeli ve ebedidir. Allah'ın alimliği, ilmi de ezeli ve ebedidir. Buradan hareket ederekten, bu noktada eğer Cenab-ı Hak, Hak ismi şerifinin tecelliyeti olarak bunu algılıyorsak, evet bir şeye tecelli edince, bu zuhur etmiş olur. Bir kimse aynayı karşısına alır, kendini orada var eder. Görür ve bilir. İnsanın aynada kendini bakıp görmesinde ayrı bir safha var mıdır?
Bir insanın üzerinden düşünecek olursak, bir kimse aynaya bakar, kendini görür. Aynada kendini var etmez. Tekrar söyleyeyim mi? Bir kimse aynaya bakar, kendini görür. Mümin, müminin aynasıdır. Bakarsın, kendini görürsün. Allah da bu normalde yarattığı varlık alemi, ayna, Arabi öyle der. Ve Cenab-ı Hak da bu aynaya tecelli etti, buraya baktı, kendini gördü der. Varlığın başlangıcı ve sonu vardır. Başlangıcı ve sonu var olan bir varlığa, Cenab-ı Hak zat ve sıfatsallık açısından tecelli ettiğinde, aynanın kapasitesi kadar tecelli eder.
Ayna hiçbir zaman Allah değildir. Fakat Arabi'nin ayna metaforuna göre, Arabi'nin ayna metaforuna göre, bu varlık alemi tamamıyla, ayna hüviyetindedir. Ve Cenab-ı Hak, oraya tecelli eder. Oraya tecelli ederekken, Allah kendi sıfatlarını tanır ve bilir. Bu Arabi öyle der. Bu fakir katılmaz. Ayna metaforunu bu noktada, bu fakir bu şekilde katılmaz. Çünkü Cenab-ı Hak kün dediğinde, bu bir varoluştur. Varoluşun başlangıcı vardır. Bir şeyin başlangıcı varsa, sonu da vardır. Başlangıcı varsa, sonu da vardır.
Ve bu manada bu varlığı, Cenab-ı Hak bu varlığın sınırı bellidir. Biz varlık alemini sınırsız göremeyiz. Sınırsız görmeye çalışırlar. Varlığı sınırsız görmek, haşa Allah'ı ilahlaştırmaktır. Özür dilerim. Varlığı ilahlaştırmaktır. Allah'ı da somutsallaştırmaktır.
Allah, zatullah olarak Allah'ın da sınırı yoktur. Sınırı olmayan bir varlık, sınırlı bir şeye tecelli eder mi? El cevap tecelli eder. Ama onun tecellisi, varlığın kendi istidadı derecesindedir. Varlığın istidadıdır. Allah hepinize de tecelli eder. Bu ilmel yakin tecelliyattır. Cenab-ı Hak varlığın tamamına ne yapar? Tecelli eder sıfatlarıyla. Varlığın tamamına tecelli eder. Bunun içerisinde insanlar, hayvanlar, böcekler, hava, deniz, ne varsa var olan, maddi, manevi, görünen görünmeyen. Hem metafizik boyutta, Arabi diliyle, Arabi diliyle, hani Arabi, bu noktada misal alemi der. Evet.
Hem de misal alemi, hem de ruhlar alemi. Bu noktada sıkıntı yok. Hepsinin de, hepsinin de, varoluş başlangıçları vardır. Ve Cenab-ı Hak bütün varlık alemine, varlığın istidadınca tecelli eder. biz hiçbir şeye kaldıramayacağı bir yük yüklemeyiz. Hiçbir şey, kendi yükünün haricinde bir yükle yüklenmez. Kendi istidadınca bir yük yüklenir. Bu da Cenab-ı Hakk'ın varlığın tüm boyutlarına, varlığın istidadınca tecellisidir. Bu fakirin düşüncesidir bu. Bu noktada, varlığı ayna gibi görüp, Cenab-ı Hakk'ın, bütün her şeyle, bu varlığa tecelli etti, noktasında görürsek, ve Allah'ı, bu noktada, varlığın içerisinde sabitlersek, doğru bir noktada durmayız, diye kendi kendime düşünüyorum.
O yüzden, normalde bir kimse aynaya karşısını alır, kendini orada var etmez. Kendisini orada görür. Var eden Allah'tır çünkü. La faili illallah. Bütün fiilatı yaratan Allah'tır. Yaratma Allah'a aittir. Kul sadece kendisini görür. Bu görmesinde yanılgılar olabilir. Bu görmesinde eksiklikler, noksanlıklar olabilir. Bu görmesinde yanılsamalar olabilir. Bu kulun kendisiyle alakalıdır. Bir kimse aynaya baktığında, hiçbir şey de görmeyebilir. Hiçbir şey görmeyenin, kendisini yok kabul etmesi, demek değildir. Ona Hz. Mevlana der, senin aynan neden haber vermiyor, biliyor musun?
Senin aynan kirli, paslı, o yüzden senin aynan senden haber vermiyor der. Demek ki, bir kimsenin aynası kirli, paslı olursa, kendisini de göremez. Kendisini görememek nedir? O nefis olarak, nefse emmaredeki bir kimse, baktığında, kendisinin ne olduğunu görmez. kendisinin ne olduğunu görmediğinden dolayı, hayvaniyet derecesinde yaşamaya devam eder. O, ona mümin bir kimse lazım ki, o mümine baksın, mümine baktığında, kendisinin hayvaniyet derecesinde gördüğünü idrak etsin. Bunu idrak eden, o zaman emmareden anında kurtulup, Allah alem mutmainliğe gelir. Neden? Anında idrak etti çünkü. Ama nefsi hayvaniyede yaşayanlar, nefsi emmarede yaşayanlar, tam bir mümin kimsenin meclisine gitmek, onun meclisine oturmak, onunla yüzleşme cesaretinde bulunamazlar, bulunurlarsa da teslim olmazlar.
Teslim olmadıklarından dolayı, yine şehvaniyetten, hayvaniyetten, emmareden baktıklarından dolayı, aynı hayatlarına devam ederler. Ebu Cehil misali. Ebu Cehil de aynı Muhammed Mustafa'ya baktı, sallallahu aleyhi ve selleme. Hz. Ebu Bekir, radyallahu anh hazretleri de aynı, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme baktı. Birisi Ebu Bekir Sıddık oldu. Ebu Bekir Sıddık oldu. Sıddıklık derecesine ulaştı. O makamına oturdu, yerleşti. Öbürkü Ebu'l Hikem'di. Ebu Cehil makamına oturdu, yerleşti. İkisi de bir makama oturdu. Birisi Ebu Cehillik makamına oturdu. Yeri ebedi cehennemde oldu. Birisi de Sıddıklık makamına oturdu.
Yeri ebedi cennetlik oldu inşallah. O zaman her aynaya bakan da kendisini görecek diye bir kaide yok. E ona biraz göz lazım. Buradan hareket edersek, normalde insanın aynaya bakıp kendisini görmesi, bence büyük bir kemal noktasıdır. Herkes aynaya bakıp kendini görmez. Uzaktır insanlar. Bir kimse kendince aynı olarak alsak, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini karşımıza koysak, bunun fiziki olarak mümkündür. Biz hadis-i şerifleri, sünnet-i Resulullah'ına bakaraktan kendimizi bu noktada ne yaparız? Denkleyebiliriz. Denklemek derken, yani karşımızdaki kimseye biz bakaraktan ben ne yapıyorum diyebiliriz.
Denklemek derken böyle kendini o tarafa doğru yüceltmek manasında değil. Sabah namazına kalkardı. Biz kalktık mı? Hayır. Öğlen namazını kılardı. Kıldık mı? Hayır. Arasında dua kılardı. Kıldık mı? Hayır. Duadan önce işrah kılardı. Kıldık mı? Hayır. Her gün bir aç, birkaç tane aç, birkaç tane yetim doyurur bakar mıdır? Evet. Yaklaşın biraz daha. Bu manada kendimize aynı olarak biraz küstahça gelebilir hepinize ama, bu insanı kestirmeden bir yola katar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini öğrenip, kendimize ona bakaraktan çeki düzen vermeye kalkarsak, nerede olduğumuzu görürüz.
İnşallah. Bunda da insanların kendilerini görmede, muhakkak ki kendi dereceleri ve safhaları vardır. Hak Teala bu alemi ve Adem'i yarattı ve bunları varlığına ayna kıldı. Alem aynasında kendi yaşayışını, Adem aynasında ise aynını mı görür ve seyreder? Burada Adem'den murat insan mıdır? Muhakkak Adem'den murat insandır ama her insan değildir. İnsanın bir hali vardır, esveli safilindedir. Ama Adem'den kasıt insanı kamildir. İnsanı kamilden kasıt da olgunlaşmış, kemale ermiş. İnsan tipidir. Ve bütün insanlar kendilerine hedef olarak olgunlaşmış, kemale ermiş, ademiyet derecesine, safhasına gelmiş insan olmakla bu noktada görevlendirilmiştir. Bütün kadın erkek herkes, Ademiyet makamına çıkmakla mükelleftir.
Kadın erkek herkes, insanı kamil olmakla mükelleftir. Mükellefiyet vardır. Bunun normalde zirve noktası budur. Ama bunun daha aşağı noktası nedir? Ey nefis Rabbine mutmain olarak dön. Bunun aşağı noktasıdır bu. Zemin noktasıdır. Bundan daha aşağısı ehli cehennemdir. İman ettiyse cehennemde biraz cızbız olur gelir.
Tabiri caizse. Biz öyle cehenneme gidenlerin ebediyen cehennemde kalacakları, mümin olsalarday, iman ehli olsalarday, onlar ebediyen cehennemde kalacaklardır. Düşüncesine, fikrine, analizine, fetvasına katılanlardan değilim. Böyle bir şey de oluşturdular şimdi. Evet cehennemde ebedi kalacaklar. Kimler? Kafirler. Biz hadis-i şeriflerdeki cehennemde bir müddet sonra iman edenlerin cezalarını çektikten sonra cennete gideceklerine inananlardanız. Çünkü hadis-i şeriflerde de, ayet-i kerimelerde de bu mana vardır. Gönlünde zerrece iman olan muhakkak cennete girer. Muhakkak ama hiç cehennemde cezaya maruz kalmayacak olanlar nefis olarak emmare levvame mülhümeye geçip mutmainne makamına gelmiş olan nefisler cehenneme uğramadan, orada ceza çekmeden direkt cennete gidecek olanlardır.
Ama Cenab-ı Hakk'ın kullardan istediği en alt nokta burasıdır. Bunun en üst noktası nedir? Her kulun ademiyet makamına gelmesidir. Bu da insanın kamil olmasıdır. Allah, alemi Adem'in suretinde yarattı. Adem'i de kendi suretinde yarattı. Kendi suretinde demek suret. Aynısı değil. Suret. Tamamı değil. Burada bir kısım kendilerini sufi gösterenler bu hadisi kutsiden yola çıkaraktan insanları ilahlaştırma noktasında gidiyorlar. Adem insandı. Hiçbir şey bilmiyordu.
Allah ona isimleri öğretti. Ve Adem kuldu. Kul. Kul. Ademiyet derecesi kulluğun en ince, en berrak, en zarif noktasıdır. Kulluktur. Kulluktur. O yüzden Cenab-ı Hak Adem'i kendi suretinde yarattı. Ama Adem Allah değildir. Alemi de Adem'in suretinde yarattı. Alem Allah değildir. Değildir. O alemi ve Adem'i yaratarak varlığını aynama kıldı. O alemi ve Adem'i yarataraktan varlığını, varlığını tecelli ettirdi.
Kendi varoluşunu gösterdi. Kendisinin dahi var olduğunu gösterdi. Varoluşu kelimesi değildi. O değil. Var olduğunu gösterdi. Cenab-ı Hak vardı. Ondan başka hiçbir şey yoktu. varlığından sadece kendisi haberdardı. Arabi varlığından kendisi de habersizdi diyor. Burada Arabi'ye laf söylemek, dil uzatmak değil. Ben katılmadığım yerleri söylüyorum. Ben Allah'ın kendisinden habersiz olduğunu düşünenlerden değilim. Bu. İlla ki Arabi'nin sözlerinde, Kur'an sünnet noktasında görüp kabul etme noktasında değilim. Anlamıyorum. Ben kendimi öyle görüyorum. Mustafa Ezu var. Buraya anlamamışsın o zaman. Sen buraya kenarda tut. Katılma buraya diyorum.
Anlamadığım şeye katılmıyorum. Anlamamışım olarak görüyorum. Zatını ayna suretinde ishar etti. Cemalini o aynada zatına arz etti. Bu yüzden bakar oldu. Kendi güzelliğini görüp aşka düştü. Hayran oldu. Niyaza kapıldı. Ruhaniyeti ve nuraniyeti. Diğer yüzden maaşık oldu. Naz ve eşeğe girdi. Kendi hüsnünü yine kendine arz etti ve tecelli etti. Arabice. Kendi güzelliğine bakıp kendi kendisine aşık oldu dediğimizde, sonradan sıfatsallığın olgunlaşması olarak gelir. Aşık olmak, aşık olmak bir şeye sonradan aşina olmaktır. Şimdi burada duracağız biraz.
Şimdi kendi kendime de vuracağım çünkü. Kul aşık olur. Öyle değil mi? Öyle mi? Değil. Kul aşıktır. Ama aşıklığının farkında değildir. Allah aşıktır. Ama Allah kul gibi aşıklığının farkında değildir diyemeyiz.
Allah cemalini bilir. O cemalinin güzelliğini de bilir. O cemalinin güzelliğini bildiğinden, cemalini varlığa tam olarak aksettirmez. Eğer cemalini tam olarak varlığa aksettirecek olsaydı, gerçek kudretinde ve kuvvetinde varlık diye bir şey kalmazdı. Belki de varlık diye bir şey o yüzden yoktur. Yok ise ve var ise de cemalinin rahmetinden vardır. Yok ise cemalinin güzelliğinden yanıp tutuşmuştur. Var ise yine cemalinin rahmetinden vardır. O zaman bu alem her an vardır, her an yoktur. Her an vardır cemalinin rahmetinden, her an yoktur cemalinin celaletinden. İster cemalinin celaleti tecelli etsin, ister cemalinin rahmeti tecelli etsin, hem var eder hem yok eder.
O öyle bir cemaldir. O yüzden Allah sonradan aşık olmaz. Allah aşıktır. Allah sonradan bir sıfata bürünmez. O sıfat onda vardır zaten. Allah sonradan sıfatları da kemale ermez. Allah'ın sıfatları da kemale ermiş vaziyettedir zaten. Olgun vaziyettedir. O yüzden zatına, ayna, suretine isar etti. Cemalini aynada zatına arz etti. Yok. Allah niye arz edecek ki? Cemalini bilmiyor mu da cemalini zatına arz edecek? Cemali zatından ayrı mı ki? Senin güzelliğin senden ayrı mı ki? Senin görüşün senden ayrı mı ki? Senin bakışın senden ayrı mı ki?
Senin kolun senden ayrı mı ki? Kolun senin aklınca, fikrinca, gücünce tecelli etmiyor mu? Sen eline baksan elin aynı olur. Senin bir aynaya ihtiyacın mı var? Görmeyen gözlere aynaya ihtiyaç var. Gören göze aynaya mı ihtiyaç var? Sen hiçbir şeye bakmasan, kendine baksan, kendince kendi aynanda kendini görürsün. Bu görmekten uzak olanlar kendilerine değişik ayna ararlar. Var git sen. Kendisinden dışarıda kendisine ayna arayanların ömürleri geldi geçti öyle. Sen varlık olarak, kul olarak kendine bir ayna arıyorsan bir mürşide bak. Kendine bir ayna arıyorsan Kur'an'a bak. Kendine bir ayna bakıyorsan Muhammed-i Mustafa'ya bak. Sallallahu aleyhi ve sellem.
Hiçbir şey bulamıyorsan, kendine bak kendine. Onu koydu senin kalbine. Ne dedi? Eğer danışacak bir fakih bulamazsanız, danışacak bir alim bulamazsanız, gönlünüze danışın dedi. Demek ki senin gönlünde hakikatin aynası var. Senin gönlünde hakikatin tecelliyatı var. Senin gönlünde hakikatin sıfatsallığı var. Senin gönlünde hakikatin damlaları var. Senin gönlünde hakikatin şelalesi var. Sen dışarı bakaraktan, dışarıdaki aynalarda oyalanma. Bu seni aldatır. Ay'a bakıp, güneş'e bakıp, yıldıza bakıp, Rab araba kendine. O yolu geçmiş İbrahim.
Sen İbrahim oğlusan, İbrahim oğlusan, İbrahim'i sen. Sen atanın düşmüş olduğu yanılgıya düşme. Onu tecrübe et. O ne yaptı? Yıldıza baktı. Budur herhalde dedi. Ay çıkınca bu değildir, budur dedi. Güneş çıkınca bu da değildir, budur dedi. Güneş de batınca ben batanları sevmem dedi. Ey İbrahim oğulları, ey Muhammed'iler, batanları sevmeyin. Hiç batmayan güneşe yüzünüzü dönün ki o Allah'tır. Siz de batanları sevmeyin. Ne dolaşıp durursunuz orada burada? Dolaşmayın. Allah'ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış bir kimseye, soğuk şerbeti sevgili ve mübarek kıldığın gibi, bizlere de sevgili ve mübarek kıl.
Ne başka aynı arayıp duruyorsun ki başka? Yok varlığa bak, yok aya bak, yok güneşe bak, yok ağaca bak, yok börtü böceğe bak, yok ona bak, yok buna bak. Yayılma, koyun musun sen? Sen sufi sen, İbrahim'isin. İbrahim atan geçmiş oralardan. Tecrübe etmiş. Senin bir daha tecrübe etmene gerek yok. Senin soyun İbrahim ise manevi olarak dolaşma orada burada. Senin soyun İbrahim ise bil ki aynı zamanda da Muhammed'i sallallahu aleyhi ve sellem. O zaman Hazreti Muhammed Mustafa'nın sevgisiyle kendini sevgilendir.
Ne dedi Cenab-ı Hak? Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana oyun. Al sana ayna kardeş. Başka ayna arama kendine. Sen başka aynalarda nefsini görürsün. Kendi kendine, kendini güzel görürsün. Ayna var şişman gösterir. Ayna var zayıf gösterir seni. Ayna var uzun gösterir seni. Ayna var kısa gösterir seni. Aldanırsın. Aldanırsın. Ama ayna var. Kendini görürsün. O da Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Ya da onun halifeleridir. Ya da onun halifeleridir.
Börtü böcekte dolaşma. Oraya buraya konacağım diye uğraşma. Kuzu değilsin. Otla çöpten uğraşma. Sen Muhammediysen, çığ öylesin. O zaman senin bir tane aynan var. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Bir çıt altı ne? Onun halifeleri. Onun halifeleri. Başka bir şey arama. Hep yanılırsın. Başka bir şey arama. Hep yanılırsın. Başka bir şey arama. Hep üzülürsün. Hep kandırılırsın. Hep üzülür. Hep kandırılırsın. Allah muhafaza eylesin.
Burada bakan, bakılan ve bakmak ve ayna tek bir şey midir? Öyle algılayanlar olmuş. Bakan da bir, bakılan da bir, bakmak da bir. Hepsi de bir demişler. Ertesi günde ben Allah'ım demiş sana. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını. Allah yiyesin inşallah. Bugün sabahçı mıyız? Koca zeybek. İyi sabahçıymışız bugün. İşi gücü olan ona göre işine gücüne baksın. Burada bayağı soru var. Deccal diye bir şey var mı? Bize ne yapar? Yapıp duruyor zaten. Var tabii. Adem'den itibaren bütün peygamberler ümmetlerini Deccal'la korkutmuşlar. Son peygamber Muhammed-i Mustafa da sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu bize nakletmiş.
Deccal yapmıyor mu? Kur'an ve sünnetin dışındaki her fiiliyatınız, her düşünceniz ve tecelli eden her şey Deccaliyet'ten. Namaz kılmadın. Deccal'ın safına geçtin. Oruç tutmadın. Deccal'ın safına geçtin. Deccal'a yardım ediyorsun. Allah'ı zikretmedin. Deccal'ın safındasın. Bilerek bilmeyerek. Bir haram işledin. Haram işledin. Deccal'ın safındasın. Bile bile haram işleyenler haram işledikleri anda Deccal'ın safındalar. Bilmediğinden bilmiyor bir şey. Yapacak bir şey yok ona. Ama biliyor. Deccal'ın safında.
Deccal'ın askeri. Deccal'ı kuvvetlendiriyor. Her bu noktada fahşiyat, fuhşiyat, şeytaniyet Deccal'ın safında. Uçakta hosteslik yapan bir bayan görev süreci içinde namazlarını nasıl vaktinde kılabilir? Uçakta namaza izin vermezler ise tuvalette gizli kılabilir mi? Kişi seferi hükümlerini nasıl uygulamalı? Uçakta nasıl olsa uçak havaya kalkarken de inerken de hostesleri de kemerlerini bağlatıp oturtuyorlar mı?
Evet. O esnada namazlarını kılacaklar. Bana fetva sorarsanız, ben sizin her halinizde Cenab-ı Hakk'ın izniyle fetva veririm. O namazı kıldırırım size. Diyor ya, değerli yolcular, İngilizce, Türkçe ilanat ediyor. Diyor ki, şu anda kalkış yapıyoruz. Herkes kemerlerini bağlasın. Pilot da diyor, görevliler, görev kabinlerimle mi diyor, ne diyor, bir şey söylüyor. Kim, burada uçakta hosteslik eden var mı burada? Soruyu soran sordu, gitti mi yoksa? O sordu, evet. Orada normalde kabin memurlarını kabinede bağlatıyorlar onlar.
O esnada namazlarını kılacaklar. Seferi 80 kilometre ileri gidiyorsa seferi. Devamlı seferi kılacak. Ömür boyu seferi kılabilir bir kimse cevaz var, fetva var. Yaratılan ruhun hangi anne ve babadan dünyaya geleceği doğumu neye göre ayarlanmıştır? Geç ruhlar alemine bir bak bakalım. Öyle her soruyu sorduk, cevabını aldık öyle değil, biraz gayret et. Ruhlar alemine bak bakalım. Sonuçta var mı? Evet. Cenab-ı Hak yaratmış mı? Evet. Geç bak bakalım. Kendinden kaç tane çocuk gelecek bir gör. Hiç o zaman teslim olursun. Baktın ruhlar aleminde 3 tane çocuğun var senden doğacak olan.
Teslim olursun. Ne kadar rahat değil mi hayat? Teslim olurdunuz değil mi? Kaldırın ellerinizi bakayım. Ürktüler şimdi. Arkasından bir şey gelecek. Muhakkak bir şey olacak dediler. Kaldırın ellerini benim kinayeli konuşmamdan anladınız. İndirmenizi yok. Kopya verdim. Ben görsem de devam ederim. Deseler ki ruhlar aleminde 5 tane çocuğum var. Ben 6.sını ararım. Alın size farklı bir pencere. Ruhlar akrabalık bağına göre mi? Neye göre yaratıldı?
Cenab-ı Hak küyünde de hepsi doldu. Ruhlar arasında akrabalık bağı var mıdır? Var tabi olmaz mı? Önemli olan güzel ahlaksa kızımı giyim konusunda açık kapalı dar veya kısa diye yönlendirmelerim. Yönlendirmelerim yönlendirmelerim yönlendirmelerim … görmediğinizi nereden yorum yapıyorsunuz ki? Ben okumasını bilmiyorum siz okuyacaksınız öyle mi?
Ben yazılanı okuyamıyorum. Oturduğunuz yerden siz görmediğinizi okumaya çalışıyorsunuz. Maşallah subhanallah. Oku bakalım hadi. Yorum yaptın ya. Ne oldu? Ne oldu? Haa, öyle değil işte. Gel sen de yorum yaptın ya üniversiteli Berkay, gel. Ya, yanlış mı duydum? Haa iyi. Var mı yorum yapan başka? Okutacağım onu da çünkü. Her tartışmayla, bağırış ve inatla nefret ederek geçiyor.
Ergenlik denilen dönem ve üniversiteyi kazanana kadar geçen bu dönem hep didişme ve tartışmayla geçiyor. Bu tartışmalar doğruyu görmesini de engelliyor sanırım. Ve ahlakının da bize anne babasına karşı bozulmasına sebep oluyor. Hayatımı mahvettiniz diyor. Denize girmek istediği gibi giyinme ve gezmesine karşı geldiğimiz için hep kızıyoruz. Biz kızıyoruz. Ahlak önemliyse açık veya kapalılık, tesettür nasıl, bunun neresinden? Bunun neresinden? Ah ah! Hep kendi ahlakımızdan kaynaklanır bunlar. Kendi algımızın ve anlayışımızın eksikliğinden kaynaklanır. Kendi çocuğumuzu sıfırdan itibaren eğitememezliğimizden kaynaklanır. Biz eğitememişizdir.
Sonra kendi çocuğumuzun aykırılıklarına bakarız. Ondan sonra başlarız artık. Biz nerede yaptıydık? Ben ona doğruyu söylüyorum. Değil. Değil. Kabahat bizdedir hep. Allah'ın afiyeti nedir? Cenab-ı Hak burada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah'tan afiyet dileyiniz demiş. Biz afiyet dilemekle mükellefiz. Allah'ın afiyeti nedir? Buna bir elbise giydirmekle mükellef değiliz. Hastalık da afiyet olabilir. Bir dert de afiyet olabilir. Bir sıkıntı da afiyet olabilir. Bilemeyiz bunu. Afiyet demek illaki rahatsızlıklardan, hastalıklardan kurtulmak demek değil. Cenab-ı Hak bir tarafına bir rahatsızlık verir.
Onunla büyük rahatsızlıkları önler. Bilemeyiz ki. Cenab-ı Hak bir taraftan bir sıkıntı verir. Onunla daha büyük bir sıkıntıyı def etmiştir. Bilemeyiz. Bu afiyetin hakikati nedir? İzah eder misiniz? Bu afiyete nasıl ulaşır? Nasıl nasipleniriz? Allah'tan hep afiyet dileyin. Hep Allah'a hamd edin. Allah'ı zikredin. İnşallah. Üniversite yıllarında neredeyse her hafta Bursa'ya gelip giderdik. Hala İstanbul'da çalışıyorum. Hafta sonları geliyorum bazen. Feribot'ta bir, bir buçuk saatte geliyorum. Seferi sayılır mıyız? Öğrenciyken de seferi miydik? Evet seferi sayılırsınız. Biraz şahsi bir sorun var. Kız kardeşim biriyle evlenmek istiyor.
Karakterini beğendiğimiz için ailecek istişare ettiğimde sonuç olumsuz çıktı. Beğenmediğimiz için sonuç olumsuz çıktı. İstare sonucu da olumsuz. Lakin kız kardeşim de, validem de ısrarcı. Kardeşim yemiyor, içmiyor, kendini soyutladı. Yaklaşık bir buçuk yıldır bu böyle. Adam ise hiçbir şey yapmıyor. Haber gönderdik. Gelsin annemi ikna etsin dedik. Bir şey yok. Gözümüzün önünde bu sıkıntıdan hasta oluyorlar. Elimden bir şey gelmiyor. Ne tavsiye edersiniz? Biz bu noktada kardeşlere tavsiyemiz, bütün herkese tavsiyemiz şu. Evlenecek olan gençler, normalde birbirlerini beğeniyorlarsa, anne baba, evlenecek olan çocuğunun karşısındaki evlenme adayını, kendince analiz edip, onun olumsuzluklarını Kur'an ve Sünnet Dairesi'nde anlatır.
Kur'an ve Sünnet Dairesi'nde anlattığı halde, çocuklar illaki hala da evlenmekte ısrar ediyorlarsa, o çocukları evlendirmekle mükellef. Anne baba, çocuklarını evlendirmekle mükellef. Bu noktada anne babalar, ister kız çocuğu, ister erkek çocuğu, evlenmek istediklerinde, evlenmek istedikleri şahısla, anne babaya düşen vazife şu, işte bir erkek bir kızla evlenecek, git kızın ailesini araştır, kendisini araştır, olumlu olumsuz neleri varsa, oğlunun önüne dök.
Evladım Kur'an Sünnet Dairesi'ni biz araştırdık. Bu erkek içki içiyormuş, bu kumar oynuyormuş, bunun gece hayatı var, bu tembelmiş, bu çalışmıyormuş, bunun böyle fiziki rahatsızlıkları var, böyle bir ruhi rahatsızlıkları var mı? Duyduk, bu işte pisişik, psikolojik ilaçlar kullanıyormuş. Duyduk, bunun böyle problemleri varmış. Duyduk, bu tembelmiş, saat 12'de kalkıyormuş, hiçbir işi beğenmiyormuş gibi. Bununla alakalı da birisine bir şey sorulduğunda, net bir bilgisi var ise, o bilgisini paylaşmakla mükellef. saklamak, izleme yapmayacak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, bir hanım geldi, evlenecek olan bir sahabe kız geldi, ya Resulallah, beni felancada, felancada istiyor, ne buyurursunuz dedi.
Dedi ki, felanca, hali vakti yerindedir, eli vuraktır. Felanca, hali vakti çok yerinde değildir, ama gönlü yumuşaktır. Bakın, analizini söyledi. Şimdi insanlar enteresan. Yani adam içki içiyor, kumar oynuyor, zina yapıyor, bir sürü hareketi var, biz söylemeyelim, gıybet olur. Ya kardeşim, bu kimse, herhangi bir farzı, açıktan, açıktan, reddediyorsa, yapmıyorsa, bunların yaşanmasında,
illaki bir sıkıntı yoktur. Böyle bunlara çok karşı gelip de, böyle bunlara çok karşı gelip de, insanların kendi içlerindeki, bu duygularını, duygularıyla savaşmayın. Ve şunu da unutmayın, biz, dinsizliğin pompalandığı, dinin yasaklandığı bir toplumdan geliyoruz. İnsanlar, dinlerini, bu şekilde ayakta tuttular, yaşadılar. İşte, mövlüt okuyoruz dediler, yedisi var, kırkısı var, elli ikisi var, seneye devriyesi var, dediler. Mevlüt okudular, başlarını mevlütlerde örttüler, kadınlar. Başörtüsünü unutmadılar, böylece. Salavatlaştılar, kalktılar, birbirlerine Allah'ın mesalli ala, dediler. Namaz kıldılar, o gün evde. Üzünlendiler, hüzünlendiler.
Kur'an-ı Kerim okudular, Kur'an-ı Kerim unutmadılar. Arkamızdan, Yasin okuyacak çocuklar, büyütelim dediler. Çocuklarına, Yasin öğrettiler. Bunlara şimdi, bugünden bakıp da, bundan 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl, 50 yıl önce yaşananlar, bilmeyenler, kalkıp bunlara bidat, siz dinde yeni icatlar çıkardınız. Küfür ehlisiniz. Demek kolay. Biz yeni ben Sufilik'te tanıştığımda, 86'da, 87'de, hatta eski arkadaşlar var burada, 90 yılında ben Bursa'ya geldim, şeyhimin emriyle. Ben 90 yılında, buraya geldiğimde, derviş olan arkadaşlar var. Biz zikirlerde, derslerde, önümüze mevlüt kitabı koyuyorduk, rahleye. Basıldığımızda, mevlüt okuyoruz diye.
Hadis okursan, yine suçlusun. Hadis okuduğum için, ben karakola götürülmüş insanım. Hadis okumak dahi suçtu bu memlekette. Bir eve toplanıp, hadis okuyamıyordunuz. Cumhuriyet Savcılığı, bayındır müftülüğüne yazı yazdı. Yazı yazdı. Buhari dini bir kitap mıdır, değil midir diye. Ben bangır bangır bağırıyorum, diyorum ki, Atatürk'ün zamanında, Atatürk'ün imzasıyla, müsaadesiyle, tercümesi edilmiş, Buhari-i Şerif diyorum. Okuduğumuz kitap bu diyorum. ben. Savcı Bey, siz Atatürkçülüğe karşı geliyorsunuz şimdi. Atatürk'ün emriyle yazıldı bu diyorum, bakıyor bana. Evet.
Böyle bir zamanda, biz camiye insanları, babamın mevlütü var deyip, Allah rahmet eylesin, Hacı İbrahim Mahallesi'nde, Şeyh Efendi'nin, Nevşehirli, Kubba Hasan oğlu, Abdullah Gürbüz Efendi'nin dergahında, camide ilk defa, Zikrullah, Bayındır'da, Hacı İbrahim Mahallesi'nin, camisinde olmuştur. O camide de, ilan ettim, Bayındır Belediyesi'nin, Aparlosu'ndan, dikkat, dikkat, sevgili Bayındırlılar, sevgili hemşerilerimiz, İşte şu tarihte, Mustafa Özbağ'ın, merhum babası, Hasan Özbağ adına, Tevhid ve Mevlid-i Şerif okunulacaktır. Bütün, halkımız, davetlidir diye, ilan ettirdim. Bütün herkes geldi, annem mahalledeki, akrabalardı, bütün kadınlara söyledi.
Caminin böyle üstünde, yine, bayanların kısmı var. Kadınlar oraya toplandı, lokumlar oldu, şerbetler oldu. Kadınlar, kızlar, herkes en güzel örtülerini örttüler. Bütün takılarını taktılar. Bizim orada, Mevlid'e giderken, düğüne gider gibi gidiyor herkes. Gelinler, bütün takılarını takarlar. Yeni gelinler, yeni kızlar, örtülerini örterler. Herkes birbirine bakar bir de. Herkes orada gelin beğenir kendine. Haa, filancanın kızı, maşallah. Ne güzel bir de sallanıyor, bak Mevlid okunurken, tamam. Mevlid okunurken, sallanması, o kızın muhafazakar olduğunu gösteriyor. Mevlid'e geldi mi, tamam. O kimse, dini bütün kimse demek. Mevlid'e geldi. Evet. Öyle aileler var, Mevlid'e giden, kızı istemiyorlar.
Bu dindar diye. Biz o günlerden geliyoruz. Burada yaşlılar bilir. Siz gidin, İzmir bayında da, ben sufi oldum deyin. Öyle değil. Benim gençliğimde, esrar içmeyen, ot bu adam diyorlardı. Ot, ot, hiçbir işe yaramaz adam. Böyle adam içki filan içmiyorsa, adamdan değildir zaten o. Nereye ya sende? Oturup çay bile içmezsin onunla. Biz orada, camide, Mevlid okuyoruz diye, milleti topladık. Bir de arkadaşları, organize ettim. Dedim ki, hani, gelin, hani bir kez Allah dese, lisan dökülür, cümle günahlar, misli azan deyince, Allah demeye başlayın dedim ben. Bir başladık, ortalık ayağa kalktı. Yasak, yasak.
İnsanlar, Mevlidlerle dinlerini ayakta tuttular. Cenazelerle, kırkı, elli ikisi, yetmiş iki seneyi devriyesi, bize şimdi gülünç geliyor. Bize şimdi kolay. Bazen derler, bu oktayı atmıyorsun sen. Eleştirilmiş, ben çok eleştirilmişimdir. Benim gözümün önünden gitmiyor ki, dedemin evinde, iki kişi baş başa, gaz lambasında, ağlaya ağlaya zikrettiğimiz.
Kimse yok başka. Kimse yok. Kimse bizimle konuşmuyor. Derviş olduk diye. Selam vermiyorlar bize. Biz derviş olduk diye. Bütün bayındıra ilan ettiler. Uzak durun, kafayı yersiniz siz de diye. Evet. Bütün bayındıra ilan olduk. Afişlere koydular bizi. Biz konuşulmayacak insanlar sınıfına konduk. İki kişiyiz iki. Şimdi o dedemin ev köşe, yıkıldı şimdi orası. Ne çatısı kaldı, ne çerçevesi. Yapacağım inşallah orayı. Sırf o günlerin anısına yapacağım. Gene gaz lambasını koyacağım oraya. Gene gaz lambasında, Allah'ı zikredeceğim orada.
Tahtanın üzerinde, tahtanın üzerinde, babaannemden kalan, çaput kilimlerin üzerinde. Herkes bu adam deli oldu. Bunlar deli oldu. Kafeyi kırdı, üşüttü dedikleri yerde. Hiç kimsenin inanmadığı yerde. Her gün polis arabasının, kapının önünden geçtiği yerde. Her gün, her perşembe zikrullah yapıyoruz, biliyorlar. Her perşembede polis arabası, oradan gelip geçiyor. Allah da sesimizi duyurmuyor onlara. Oradan geldik biz. O yüzden şimdi kızarlar. Mevlüt okumak bidattı. Sen geleydin yanımda da, o mevlütü yutardın sen.
Yutardın, yutardın. Din anlatacağım, insanlara bir şey anlatacağım diye, yutardın mevlütü. Allah bizi affetsin. Efendim, bir mürşide bağlı ama bir esma verilmemiş, nefis mertebelerini henüz geçememiş kimseler, kabre vakıf olabilirler mi? Allah her şeyi yapar isterse. Efendim, Allah Celle Celaluhu'nun nefsi olduğunu söylemiştiniz. Allah'ın nefsi bir şeye tecelli eder mi? Görebilme ve bilebilmek mümkündür. Burada nefsinin olması demek, varlık olarak, Allah'ın nefsi bu noktada vaciptir dedim. Varlık olarak vardır çünkü. Oğlum günah olduğunu bildiği halde, her şeye, herkes küçük, büyük küçük küfür ediyor. Nasihat etmeme rağmen, siz de bir şey söyler misiniz?
Küfür etmek, her küfreden kimse, her küfründe, bir şeytanın oluşmasına sebep olur. Küfreden kimse, o şeytanın annesi babasıdır. Birisi sinkaflı konuşuyor ya, o sinkaflı konuştuğu anda, manen şeytanın anası babası oldu. Şimdi diyeceğiniz nereden oldu değil mi? Herkesin bir şeytanı vardır. Siz küfrettiğinizde, bu başka bir şekilde de, birisine görünebilir bir şey diyemem. Her küfreden kimseden, şeytanın yanında durur. O küfrettiğinde, iki bacağını birleştirir. Bir bacağı erkek, bir bacağı dişidir onun. Anında bir tane daha şeytan oluşur.
Küfredenin etrafında, şeytan ordusu oluştur bu sefer. Adam küfrediyor, küfrettikçe birleştiriyor, küfrettikçe birleştiriyor. Küfreden kimse dolaşırken, şeytan ordusuyla dolaşıyor. Sufiler, ağzınızdan asla küfür çıkmayacak. Asla, asla, çocuklarınıza, eşlerinize, etrafınızdaki insanlara, asla küfretmeyeceksiniz.
küfreden bizden değil, küfreden, küfrettiği anda, şeytanla şeytanlaştı. Allah muhafaza eylesin. Altı ile yedi defa sohbetinize geldim. Hiçbir şey anlamadım. Bu kadar geç gelmiş güzelliklerle sohbet edin. Bu kadar geç gelmiş güzelliklerle sohbet ediyorum. Önümüzde kurban bayramı, sizin yaptığınız sohbetleri, kendiniz, biz, aşkı, ihtiyacımız yok. İnsanların senin sohbetinden sıkıldığını, sadece lokma yediğini biliyor musun? İnsanları aptal zannetmeyin. Kimseye aptal zannetmiyoruz.
Bu kadar insan lokma yese, burada lokma yetmez zaten. Ama insanlar lokma yeme geliyorlarsa da, eyvallah. Kimseye aptal yerini de koymuyoruz. Allah hepsini de hidayet eylesin. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha. O kardeşe de kızdığımı zannetmeyin, siz de kızmayın ha.
Herkesin bakışı kendisine haktır. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.