Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbeti - 4 Ağustos 2012

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 4 Ağustos 2012 · 28:21

Allah geceniatically années, usâallâgh. Imlami, förnic trucunuzu hayır versa Matter, bu heyetçimi bizarre olmù้SI hayr ya dair. Öngeçen hafta sevgilimin ışığında arkada olmadığımızca nasıl ohu'nun ortak olduğunu gördüm, ha!
Aşk, bu sözün söylenmesini ister, ayna yalmaz olmazsa ne olur? Bu meslebinin ilk on sekiz yüzünden sonraki bu ana kadar olan bin keri, Hz. Mevlana aşkın söylediğini söylüyor. Ve aşkın söylediğini söyleyerekten aşk makamına da Hz. Allah'ı tutuyor.
Aşk peşindir Hz. Allah'tır. Ve diyor ki bu sözlerin söylenmesini isteyen Allah'tır. Bu sözleri benim dilime getiren Allah'tır. Bu sözleri benim kalbime nakşeden Allah'tır. Bu sözleri kalbime ilham eden Allah'tır. Ve Allah bu sözlerin söylenmesini istedi. Bu sözün söylenmesini isterken de gambaz söz taşıydı olarak da deli tayin etti. Gambaz söz taşıydıdır. Gambaz muhtirdir. Bir şey söyler burada şu var da. İşte Hz. Mevlana kendisini gambaz ermez diyor. Diyor ki benim kalbim gambaz oldu. Allah'ın sırrını söyledi. Benim kalbim gambaz oldu. Allah'ın sakladığını söyledi. Benim kalbim gambaz oldu. Allah'ın kendisine yutrettiğini ikram ettiğini ishal etti.
Dışarı söyledi. Bu yüzden diyor ki bu sözün söylenmesini Cenab-ı Hak kendisi istedir. Allah bir sözün söylenmesini, bir sözü saklamak isterse kendi sırrında kendisi saklar. Ama Allah o sakladığı sırrını bir kulunun kalbine koyduysa o söz sır olmaktan çıkmıştır. Bazıları bu tür sözleri naklederken sanki bir sırrı ifşa ediyormuş gibi naklederlerdir.
O ise o sır onların kendilerine ait bir söz değildir. Eğer söz konusu olan şey manevi bir şeyse, söz konusu olan manevi bir öğretiyse, söz konusu olan Allah'ın ilmi ise, söz konusu olan bu noktada Cenab-ı Hak'ın kendi hazinesinden bahşettiği bir inci ise, O'nu saklamak, O'nu yaymamak, O'nu söylemek cibirlik oldu.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada ne ili var ise, vaktine, saatine, dakikasına, yerine, zamanına, şahsına göre o ilmi ishar etti, söyledi. Şimdi bir kısım kendisini batini veya manevi veya kendisini bir şekilde sır öğreticisi gibi gören insanlar veya kendisini üstad gören insanlar konuşmamakla, Allah'ın imbini yaymamakla sanki Allah'ın sırrını saklıyorlarmış gibi tavrımda var.
Oysa burada bir eksiklik var, bir yanlışlık var. Eğer sen o hazineden bir inci aldıysen, eğer o hazineden sen bir inci çıkarıp getirdiysen, o inci senin değil, o inci Cenab-ı Hakk'ın mülkün sahibinin o inci. O inci mülkün sahibinin ise, senin onu saklamaya ve gizleme hakkın yok. Ancak şunu diyebilirsin, ilim ehlinedir. Siz demirci bir kimseye varımbozluk ilmini öğretmeye kalkarsanız veya varımbozluk ilmini ona aktarmaya kalkarsanız o anlamayacaktır. Ama demirciye demircilikle alakalı bir şey anlatırsanız ve demirciliğin büyük noktalarını anlatırsanız ona, siz o zaman demircilikle alakalı büyük bir öğretide bulunmuş ve demircilikle alakalı ona çağ atlamasına sebep olmuş, arna işini, idrakini geliştirmiş olmuş olacaksınız ki sizin demirci mesleğiyle alakalı üstadlığınız ve o konudaki maharetiniz belli olsun.
İnsanlar eğer mesleklerini saklıyorlarsa, mesleklerini gizliyorlarsa, bilgilerini gizliyorlarsa o kimse cimri insandır. Allah da cimrileri sevmez. Bir kimse bu noktada mesleğini, bilgisini, ilmini saklama noktasına gidiyorsa Allah muhafaza edesin. Onda kibirlilik bile var. Kibirliler de asla cennete giremezler. Allah muhafaza edesin.
O yüzden Hz. Mevlana, Hz. Allah'tan gelen bu ilhamı, Hz. Allah'tan gelen bu mücevhara diyor ki, diyor ki Allah bunu söylemek istedi. Allah bunu anlattırmak istedi. Gizli hazineden bir şeyler dışarı çıksın istedi. Bu Allah'ın ahlakı, bu Allah'ın sıfatı. Ben gizli bir hazineydim bilinmeyi istedi. Gizli bir hazine bilinmeyi istedi. Ve bu bilinmeklik hâlâ daha devam ediyor. Bilinmekli. O gizli hazinesini kıyamete kadar değil, ebedi yer, ebedi yer insanların önüne, akredenlerin önüne, idrak edenlerin önüne sercektir. Bu bilinmemezlikten, bilinme, bilinmemezlikten bilinmeye geçilmeye devam edecektir. Ve bu bilinmeye geçilme, ebedi yer devam edecektir. Şöyle bir halk var, şöyle bir anlayış var.
Yani insanlar mahşer kuruldu, mahşer kurulduktan sonra hesap, kitap görüldü. Cennetlikler, cennete, cehennetlikler, cehenneme bilinmeklik bitti zannediyor. Değil. Allah'ın bilinmekti, ebedi yer devam edecektir. Madem sıfatları ebedi, sıfatları ebedi. İlmi de ebedi. Zaten Allah'ın bütün sıfatları hem başlangıcı yok hem sonu yok, o zaman ilmin ve bilinmekliğin başlangıcı ve sonu yok.
Bilinmekliğin başlangıcı ve sonu yok ise, o bilinmeklik devam edecek demektir. Oradaki o bilinmekliğin devam etmesi gerekir zaten. Eğer o bilinmeklik kalırsa, bilinmeklik kalırsa, bilinmeyen bir yönler olursa, yaratılmışlığın bir anlamı kalmayacak. Yaratmanın da bir anlamı kalmayacak. Bir şeyin anlamlaşması için onun anlaşılır hale gelmesi lazım. Eğer bir şey anlamlaşmıyorsa, anlaşılır hale gelmiyorsa onun bir kıymeti yoktur. Hiç kahve içmemiş bir kimsenin, kahvenin tadını bilmiyorsa, biz onun kahvenin tadını ne kadar anlatırsak anlatalım, kahve içmediği müddetçe o kahvenin tadını almayacaktır. Ama kahvenin tadını aldığı gün, o kimse diyecektir ki kahvenin tadı budur.
Bilinmez ise, Allah'ın bilinmezlikleri hala davar ise, o zaman yaratılış itibariyle bitmemiş demektir. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın bilinmekli ne zaman ki son buldu, bu da mümkün değil. O zaman yaratılmanın ve yaratmanın manası da son bulacak. Yaratmanın ve yaratılmanın manası da son bulacağını tahmin etmiyorum. Bu da ayrı bir felsefe, bir mesele olarak önümüze çıkabilir. Daha önce bu hayatı, dünya hayatı olarak tanımlayanlar, güçlük çekecekler. Anlayışın, idrakin devam edeceğine inananlardan. İşte Hz. Mevlana devam et, devam et de diyor ki, aynen biliyor musun neden gambal değil? Yani seni bunu dinleyen, bu sözleri dinleyen kimseye söylüyor.
Bizlere söylüyor, en başta bana diyor. Aynen niçin gambal değil biliyor musun? Yani senin gönlün neden böyle şeyler söylüyor? Senin kalbine neden iyi ham gelmez? Senin kalbine Allah neden lütfetmez? Senin kalbine neden ikram etmez? Sen de insansın. Sen de Allah'ın kolusu. Sen de Muhammed-i Mustafa'nın ümmetesin. Sen de aynı namazı kılıyorsun. Sen de aynı orucu tutuyorsun. Sen de dünyanın içerisinde nefes alıp ediyorsun. Sen de Cenab-ı Hakk'ın yaratmış olduğun bir insansın. O zaman senin gönlün aynı anda neden bir şey haksetmez? Senin gönlüne neden o hazinelerin bir tanesi düşmez? Senin gönlünün dili neden konuşmaz? Senin gönlünün gözü neden görmez?
Senin gönül el neden uzanmaz? Senin gönül ayol neden yürümez? Hani Cenab-ı Hak demiştik ya, demişti ya benimle görür diye. Sen neden Allah'la görmezsin? Hani demişti ya Cenab-ı Hak benimle tutar diye. Sen neden Allah'la tutmazsın? Hani Cenab-ı Hak demişti ya, benimle konuşur. Hani sen neden Allah'la konuşmazsın? Hani demişti ya, o benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür. O hal senin üzerinde neden tecelli etmez? Senin aynan niçin gambaz değil? Senin aynan niçin parlak değil? Senin aynan niçin aksettirmiyor? Senin aynana bir şey neden aksetmiyor? Yoksa aksediyor da senin aynan, benimki gibi taş ve toprağın içerisinde kirlere bulandığından bir şey vermiyor mu yoksa? Hani siz güneşe doğru ayı bir ayna tutmuş olsanız ve aynaya hafifçe bir meyil verseniz, acı verseniz, ayna güneşten aldığı o ışığı başka yere aksettirecektir.
O güneşten aldığı ışığı başka yere aksettirecek. Hatta güneşe doğru tutmuş olsanız, aynaya vurup tekrar güneşe doğru gelecektir. Ve devamlı o tecelliye devam edecektir. Eğer o aynayı biz toprağa yansıtırsak, toprağa aydınlatacaktır. O aynayı biz karanlık bir odaya doğru çevirsek, bir meyil versek ona, bir acı versek biz ona, o karanlık odayı ne yapacak? Işıklandıracak.
Hatta biz soğuk bir yere o aynayı meyil versek, aksettirecek, aksettirsek o soğuk bir yeri ısıtacak. O aydınlanacak. Su hürmetine ne olacak? Soğuk olan yer ısınacak.
Su hürmetine bilinmeyen bilince olayla insan, insan hakkın tecelliyatının, hakkın tecelliyatının devamı. Üzerine aksettiği varlık insan. Cenab-ı Hak bütün kainatı her an tecelli eder. Biz bu kainatı aynı olarak görürüz. Bu kainata bakın onun tecelliyatlarına. İşte Hz. Mevla'nın kirlilişe sevk ediyor. Bütün herkesi uyanışa sevk ediyor. Bütün herkesi bu manada derinlemesine, düşünmeye sevk ediyor. Diyor ki biliyor musun? Senin aynen neden gambar değil? Bir tefekkür et, bir düşün, bir kendi kendini hesaba çek. Benim kalbime neden ilham etmedi der?
Niçin benimle konuşmadı der? Niçin ben güzel rüyalar görmedim der? Niçin ben yolda yürürken benim benden yansıyan bir şey olmadı der? Niçin benim üzerimde iyilikler yansımıyor? Niçin benim üzerimde güzellikler yansımıyor? Niçin benim üzerimden güzel ahlak yansımıyor? Niçin benim üzerimden bir hikmet yansımıyor? Benim üzerimden doğru bir şey yansımıyor. Aynen benim neden gambar değil? Neden hakkın dili benim dilim olmaz? Neden benim dilim hakkın dili olmaz? Neden ben konuşurken haktan konuşmam? Neden ben bakarken harama bakarım, haktan bakmam? Neden ben dinlerken, işitirken hakkı dinlemem, hakkı işitmem? Devam ediyor. Yüzünden top, pas, silinmemiş. Arınmamış da onlar.
İyi insanlar, bu ayna hepinizin gönlü. Gönlünüz tozlanmış, gönlünüz kirlenmiş, Gönlünüz çamura bulanmış, gönlünüz pisliğe bulanmış. Gönlünüzde dünya sevgisi olmuş. Dünyanın gönlünüzde ilahlar değişmiş. Hazreti Allah olması gerekirken başka şeyler olmuş. Ve gönül dünyanız o kirliliğin içerisinde bir şey aksettiremez hale gelmiş.
Gönlünüz dünyanız o tozun, o pisin içerisinde halktan aldığını, halktan aldığını etrafına yayamaz o. Demiş ya Yunus. Bırakın hiç kimseye vermeseydin de yine hakka verseydin. Sınıf sınıftır. Makbul olanı, en kemallisi halktan alıp halka vererdir. Hiç kimse bilmez. Belirler değillerdir. Peygamberin peşinden giderler de yanlış anlaşılmasın burası. Onlar derece olarak aşağıdadır. Peygamberlik mesleğiyle mesleklenmemişlerdir.
Mürşid-i kabirler peygamber sallallahu vesleden maddetlerinin halifesidir. Niçin? Onlar peygamber mesleği yapanlar. Halktan alırlar halka verirler. Mücedditler de peygamber mesleğindendir. Onlar da hakta halka verirler. Bunların içerisinde mürşid-i kabirler kendilerine bir şey almazlar. Ve haktan alıp halka yansıdır. Tecelliyatları budur. Aynası da yine hakka verir. Etrafına bir şey aydınlatmaz. O etrafına bir iyilik yaymaz. Bir söz söylemez. İnsanların bir nasihattir noktasında bir nasihati olmaz. Onlar kendi kendilerini unut bitenlerdir. Onlar rical-ü gayet erenleri dedikleri onlardır.
Onlar çok böyle harikulade elbiselerde dolaşırlar. Çok harikulade evlerde oturdular. Veya yıkık, çökük bir evde oturdular. Anışına bakma. Onlar belki de bu çok tatlı bir vazife yapıyor olabilir. Kendilerini bilmezler büyük bir çoğunluğu. Onlar rica etendir. Cenab-ı Hak onları kendisine seçmiştir. Kısmı da kendisini. Bunlar halktan olan kimse onun veli olduğunu bilmez. Bunun var demez. Bir bölümü vardır.
Kendilerini bilir. Beni de bilmezler. Veyi olduğunu bilmez. Evliya olduğunu bilmez. Tecelli eder. Etrafındaki insanlar derler ki ya bu adamın duasını tecelli ediyor. O hiç öyle bir hayat yoktur. Bunların seçtikleridir kendilerine ait. Kendisine ait. Bunlar rica-ü gayet denir tasavvufta. Bu insanlar bunları çok methederler. Bunları çok ağlamalar. Gizemli gelir insanlara. Bunlar bir köşe başında öyle bir kimseyle karşılaşmak isterler. Bir bakarsın böyle mezunu bir ihtiyar, fakir fukarı kimseyi. İnsanlar böyle veliden tutmuş, evliyadan tutmuş onu baştaş ediyorlar. Bak şimdi böyle çok harikulata yaşayan bir kimseyi insanlar veliden, evliyadan sayarlar.
İnsanlar bu tık gizemliliği severler ya, o yüzden gizemliliğin peşine takılırlar. Enterasan şeylerdir bunlar. Öbür tarafta ümürsü nikabüyle oturur çile çekiyordur. Çile çekmiştir. İsmail Hakkı Burseva zedleri çile çekmiştir. Her şeyleriyle meydandadırlar. Dava bundan dolayı kendilerinden geçmişlerdir. Bir davaları vardır. Ülküleri vardır. Kendilerince değil de Allah tarafından konulan önlenme bir hedefleri vardır. Onlar, samıtlarıyla kendilerini teslim edip o dava peşinde koşarlar. İnsanlara o dava koşan insanlar alır gelir. Şimdi koşan insanın peşinden koşma insanın nefsini alır gelir.
İnsanın nefsine şu takla gelir. Köprünün altında birisi peş burada oturacak, onu evli adam bilecek. Gitçap ona yedirecek, içirecek. O da ona dua edecek. Bitti işi. Onun işi bitti. Bu insana tatlı değil. Bu insanın nefsine hoş gelir. Veya bir cami oğlusuna gidecek. Hırpani bir adam veya cezbe geçiriyor kendi kendisine titriyor. Veya camide oturmuş birisi. Hayır. Onun cebine üç beş kuruş da katmalı. Ondan da dua istemeli. Bitti işi onun. Cevreti aldı o. Sizin davası var. Birilerinin davası var. İslam yeryüzüne haklı. Birilerinin davası var. İslam'ın girmediği ev kalmamalı.
Birilerinin davası var. Hiçbir metrekare kalmamalı. Birilerinin insanlar tanımalı. Peygamberi tanımalı. İslam'ın güzelliğini, tatlılığını, inceliğini, ahlakını tanımalı. Ve bütün insanlar iman edinceye kadar mücadele edinmekle emredilen bir Peygamberin ümmeti olaraktan bir davası var. namazı var, gitmek istemezler. Peşinden gidemeyiz biz. O bize düzey çünkü. Namazı böyle kılın.
Bizi düzey çünkü. Cömert olun. Geceleri kalkın, namaz eksik yapmayın. Kıymet etmeyin, dedikodu etmeyin. Burada mücadele edin. Gidelim nasılsın, iyi misin? Ne der? Kalmış değil. Gerçekten evliyadan yani. Kadın erkek.
Kabristan'dan ben şimdi bekliyorum. Kaç yıldır, birini öyle dedi dedim. Kaç yıldır mutlattık, dedelerimizden kalma. Sen kaç yıldır bekliyorsun dedi mi? Yirmi yıldan beri. Tanışmamışsınız daha. Tanışmamışsınız daha, tanımıyormuş seni dedi. Bana öyle dedi. Kaldı şimdi. Bana inanmaz öyle dedi. Evliyanın çarpacağına inanmaz.
Bu çarpardı. Bak yalan söyleme, seni de çarpardı. Gördün mü yanda dedim ben. Vallahi hiç görmedim yanda. Zaten gördüm deseydin, çarpardı bundan önce seni, Allah dedi. Herkes ona orada evliya verir. Ve herkes de ona hizmet etmekle, evliyaya hizmet ettiğini görür. Allah yolunda koşanlara hizmet etmek, nefsimize ağır gelir. Yani bizim nefsimize ağır gelir. İşte Hz. Mevlana diyor ki, senin kalbin hambaz değil. Neden? Senin kalbin tozun pisinin içinde kalmış. Senin kalbin kirin içinde kalmış. Bak Hz. Resulullah ne diyor sallallahu aleyhi ve sellem? Ben günde yetmiş kez tövbe ederim. Sen o kalbi bir cilala, bir tövbe et. O günde yüz sefer subhanallahî ve bihamdî, subhanallahî lazîm ve bihamdîhî estağfurullahî lazîm der.
Yüz sefer söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah bunu affeder dedi. Günde yüz kez söyle bunu en az. Hatta bunu öyle bir zamanda her namaz arkasında söyle. Hiç olmazsa gece yartmaktan önce söyle. Söyle ki, kalbin yüreğin parlasın. En az günde bin sefer tebrik çek. La la la illallah de. İnşallah. Cenab-ı Hak bizi onlardan eylesin inşallah. Rabbim inşallah bizleri bu manada of kalbi parlayan kullarında değlesin. İnşallah önümüzdeki hafta halayı çağızın hikayesiyle devam edeceğiz. Elfaat yapmaz. Ağabey.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi