Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbeti - 30 Haziran 2012

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Temmuz 2012 · 38:04

Tövbeler sınıfına koyar. Ama insan nefsi şaşar, safar, yine aynı günahı işler, o yine tövbe eder. Yine tövbe edince Cenab-ı Hak hadisi kutsasında öyle buyurmuş. Kulun kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladık. Rabbi de onu affettik. Yine kul şaşar, yine günahı işler, hayır mesele eder. Yine kul tövbe eder, Ya Rabbi affeyle der. Ya Rabbi affeyle deyince, Allah der ki, kulun kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladık. Allah da onu affettiler. Bu tabiri taizse böyle sürer gider. Bu Allah'tan o kimsenin ümidini kesmemesi için Cenab-ı Hakk'ın lütf-i ikramıdır.
Bu kapıyı kapatmak hiç kimsenin hazni, umudu, hakkı değildir. Allah kurunu defalarca günah işlemiş olsa dair, defalarca affedersin. Ve defalarca affedeceğini de beyan etmiş. O yüzden Hazreti Mevlana, Celalatürk Kurumu Hazretleri, gel bu kapı ümitsizlikler kapısı değil, bir sefer tövbe şişesini kırsan da yine gel der. Çünkü ümitsizlik o kimseyi şirke götürür. Şeytana dost eder, şeytanla beraber eder, ümitsizlik. Ümit ise o kimseyi Allah'a dost eder. Cenab-ı Hakk hadisi kutsi de ben kulumun zannı üzerinde. Ben kulumun zannı üzerinde deyince, kul Allah'ı hep affedici görünce, Allah onu affeder.
Tabi bu vasat, şeriat dairesinde yaşayan kimsenin tövbesidir. Bu hor ve hakim görülecek bir tövbe değildir. Ama olgunlaşmamış. Bunun bir çıtı üstü vardır. O kimse tövbe eder, tövbe ettikten sonra günaha düşmez. Ama zaman zaman nefsi bu konuda onu zorlar. Günahın etrafında döner, günahın kenarlarında pike yapar. Günahın etrafına seyran eder.
Kah yaklaşır, ateşe yaklaşır gibi ayaklarını geri geri çeker. Gider günahla baş başa kalacak ama oradan geri döner. Bu ehl-i tarikatın tövbesidir. O kimse günahla yüz yüze geldiğinde nefsi o tarafa doğru bir kayar onun. Bu tabi ehl-i tarikatın günah-ı kebarelerle işi olmaz. Bu görünmeyen, küçük günahlar gibi görünen günahlardır. Diliyle yapılan, gözüyle yapılan. Yani bir ehl-i tarikat gidip içki içmez. Ehl-i tarikat gidip kumağı ölemez. Gidip de işte kağıt çekmez. Ama ehl-i tarikat internete gelip acaba bir tablo oynayayım mı diye düşünür. Veya şuradan ben de bir okey çevireyim mi diye düşünür.
Kimse de görmeyecek ya onu. Veya o günaha doğru atım atım yaklaşır da birden aklına Allah gelir, peygamber gelir, üstadı gelir, cemaat gelir, zikir halkası gelir. Onun kalbinden bir şey onu aşağı doğru çeker. Onun kalbinden bir baskı olur. Bir ilhamdır aslında o. O ondan rahatsız olur, geri döner. Bu tarikatın o kimseye vermiş olduğu duygudur. Bir üstada bağlılığın vermiş olduğu duygudur. Bir cemaate gitmenin, bir dertle dertlenmenin, kendine bir menzil koyup, o menzilde yürümenin vermiş olduğu bir lütuftur. Bir başkası çok rahat günah işlerken, o kimse çok rahat günah işleyemez. Sufiler burada üstadı rahmıta eder.
Üstadıyla hemen böyle bir yüzleşir. Aklına üstadı gelir, kalbine üstadı gelir. Onunla olan muhabbeti gelir. O kendince şöyle düşünür. Allah beni görüyor, işitiyor ve Allah'ın izniyle de beni üstadım görüyor, işitiyor. Ya haberdar olur. Allah velilerinin böyle kerametleri vardır. Cenab-ı Hak kullarını, kullarını bu tip velilerin üzerinden tasarruf eder. Nasıl Yusuf Aleyhisselam bir an kalbi kaymıştı ki, Hazreti Yakup gözünün önünde görünüverdi. Hazreti Yakup gözünün önünde görünüverince, Hazreti Yakup'u ayaklarına doğru çırpınırken sen ne yapıyorsun diye gördü. Bir rivayette de bu işaret parmağını yumup ağzına götürdü Yakup Aleyhisselam. Sen ne yapıyorsun, sana bu yakışıyor mu?
Kendine gel, kendini toparla, kalbini toparla, istikamecini toparla. Sen Rabbini unutma dercesine. Yusuf Aleyhisselam onu görünce, birden Züleyha'ya sırtını döndü. Züleyha'ya sırtını dönünce Züleyha'nın sırtını tırmakladı, gömleğini yıktı. Ama o esnada Züleyha'nın üzerinde Yakup Aleyhisselam'ın sureti. Züleyha, birden Yakup Aleyhisselam'ın bir baktı ki Züleyha değil Yakup.
Zübi hali. Zübi, iki namaz kılıyor. Bu işler olmaz. Bu işte bir adalığınla, minnete kepçeyle mi, kazanla mı derdin? Bu nasıl bir tarikat?
Bu nasıl bir maneviat? Bu nasıl bir yol gitme? İnsanlar harıl harıl günah-ı kebalin içindeyken nasıl hakikata ulaşacaklar? İşte bu Sufi'nin halidir. Bu Sufi, bu hale erişince, zaten gelmiştir artık. İşte o ikazı, birer Sufi'dir.
Gerek kalmaz günahlardan. Kendini bitirir, çökertir onlar kendileri. Bilmeden değil, bile bile bu yolda yürüdüm, bu günahla karşı karşıya kaldım. Bu haram vakı karşı karşıya kaldım. Benim elim nasıl erimedi? Benim ayağım nasıl erimedi? Benim gözüm nasıl erimedi, nasıl atmadı? Benim dilim nasıl gel olmadı da bunu konuştu. Biter Sufi için hayatım. Çöktüğü andır o eski. O ağzından bu söz onun nasıl çıktı? Onun tövbesi dağları derer. O günah nasıl çıktı? Onun tövbesi cehennem ateşini söndürür.
Söndürür cehennem der ki, yürü git artık buradan. Onun tövbesi Himalaya Allah'ın. O günaha yaklaştı ya. O günaha doğru meyletti ya. Kalbinden o meyil oldu ya onun. Birisi gel dedi de onun kapısına kadar gitti ya. Ona bir kadın gel dedi de hesabını kitabını etmeden gitti ya. Ona bir erkek gel dedi de hesabını kitabını yapmadan gitti ya. Şehredine doğru yürüdü ya. Şu malı kimse görmez dedi alıverdi ya oradan. Bu parayı kimse görmez dedi yutuverdi ya. Bu sözü kimse duymalı dedi söyleyiverdi ya. Dilin kopsun. Kimse kendi kendine ne yapar?
Günaha kadar gider oradan geri döner. Yusuf gibi meyleder döner oradan geri. Bir şey çeker onu. Onun kalbine bir gümbürtü kopar. Onun kalbine bir yumruk iner ehli tarikatsa. Kendine bakarak eksinti geldi.
Kadın vardı ya dedi. Kardeşinin etini yedin.
Ölü kardeşinin etini yemek ister misin? Tükür şimdi dedi tükür. Senin ağzından bir parça kanlı et çıkmıştı. Mesela Hazretleri kabristan'da giderken kabir halini anlattı bize. Dedi ki ey aslam iki tane yatan kardeşiniz var ya evet.
Bunlar dedi kabir azabı çekiyor. Sebebi ne biliyor musunuz? Hayır ya Resulallah. Birisi ayakta bevlederdi. Birisi laf dolaştırırdı. Birer tane hurba dikti. Sen hayal yok. Uzak değil.
Haliyle halleme. Sufi. Sufize. O kimse günahı kebali fütursuz yaşıyorsa o sufi olma yolunda. Olacak. Amisi ablası olacak. Olacak. Büyü olacak. O inşallah iyi bir sufi olacak. Ümit varız. İnşallah ben de iyi birer sufi olacağız. Ümidimizi kesmiş değiliz. Ama inşallah bizim de gönlümüze bir ilham gelecek. Üstadımız ilham edecek. Gönlümüze bağıracak. Yapma. Haktımızda bir bakacağız ki. Biz cehennem çukuru. Ve gözümüz bize aynat. Neden hal alayım diyecek.
Aynada kendini alamayacak. Uzatacak. Topla Allah. Topla. Topla Allah. Topla. Yorulacak kendisi. Ve dil diyecek ki. Neden kıymet ettin? Neden ihtira? Biz insanların o kıymetin, o ihtiranın manasını anlamayacağız. Yöp edeceğiz.
Bir arap birçok günah işledik. Bizleri affeyle edeceğiz. Karşın olduğunuzu görseniz. Giddet dedikod edebilir misiniz? Bir gece yaktığınız yerden kalk deseler. Neyi atıyorsun? Sen bugün çok büyük bir günah işledik.
Ne yaptın? İşte şunu yaptın. Çık bakalım hesaba. İmam Asam orada. İmam Şafi orada. İmam Malik orada. İmam Muhamber orada. Abdülkadir Geylan orada. Ahmet'in Rıfayi orada. Ahmet el-Bedevi orada. İbrahim Dusiki orada. Şeyh Ebu Laksan Ali Şazeli orada. Şahın Akşimendi orada. Hazreti Mevlana orada. Emir Sultan Hazretleri orada. Üftada Hazretleri orada. İsmail Akbü Burseva Hazretleri orada. Ashab sıralanmış. Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali. Ashab'ın imanları, fıkıhçıları sıralanmış. Fakihler, damberler sıralanmış. Eğer Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri oraya geldiyse nasıl onun yüzüne bakacak?
Ve getirin derlerse, seni de oraya götürürlerse, çıkarılarsa seni orada hesaba. Şimdi mezheb imamın, iman-ı azam, sabah çekilme. Kimse ehli su, girebilir mi günah-ı kebayeler?
Diliyle mi işecek? Gözüyle mi işecek? Bu kimin, bu kimin tövbesi? Bu ehli tarikatın tövbesi. Dikkat edin. O kimse hakikate erince, onun günah-ı kebayelerle işi yoktur. O kimse hakikate erince, küçük günahlarla işi yoktur. Kimden geçenden dahi sorumludur artık. Kimden geçenden sorgulanırsın. Gel bakalım, kalk. Bugün sen filanca için neden böyle düşündün? Sen dişmanca için neden böyle düşündün? Sen filanca ederle neden böyle gevşek konuştun? Ne kırdın? Bir şey sordular. Bildiğin halde neden su?
Bana çekenler. peygamberlerdir. Yani mihmanlar bir peygamber vardır ona. Kimine İsa'dır, kimine Musa aleyhisselamdır, kimisine İbrahim aleyhisselamdır. Kimisine diğer peygamberlerdendir.
Zamanın kutbuna Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetleri direkt teveccüh eder. Öbür kutupların yanındaki müştere Musa aleyhisselam, İbrahim aleyhisselam veya İsa aleyhisselam mihmanlar bir kutbuna yük eder. Üçlerin altındaki peygamberlere de, üçlerin altındaki veliyullah'a da diğer peygamberler mihmanlar yük eder. O mihmanlar olan peygamberlerin huzuruna çıkar. Bütün peygamberlerin huzurunda. O sorarına İsa aleyhisselam sorar, bunu neden yaptın diye. Eğer ona cevap verilme yetkisi var ise, o kendisini savunur. Piranlar orada onu dinler. Piranlar dinlediğinde, pil efendilerden bunu çok seven birisi varsa, hemen ona kalkar, himmet eder.
Hatası var ise, hangisi onu çok seviyorsa, hemen atar kendini ortaya rağmen. Abdülkadir Geylan Hazretleri atar kendini ortaya rağmen. Der ki bu, bu onun alnından yapmıştır. Bunun yapış sebebi buydu. Bu ihlas ve sametiyetiyle böyle istişare etti kendince, böyle yaptı. O yüzden bunda bir kasıt yoktur. Onun affını istiyorum der. Mahkeme-i Kübra gibidir o. Ve eğer kabul edilirse ki Geylan Hazretleri'nin kabul edilir. Onlar o zatın üzerinden tövbe ederler. Ya Rabbi, bu kardeşimizi affet. Ya Rabbi, sen bu kardeşimize merhamet et. Ve eğer aff olduysa, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri teveccüh eder.
Görünür. Ama kah, tahtın üzerinde getirilir. Etrafında ashab, peygamberler, melekler, bir velvele kopar gökten. Yanırsın ki yatağın içindesin. Yurtlu yer dahi ısmarlamış. Ismarlamış, hiçbir vücudunda bir renk kalmamış, bir yer kalmamış. Bu, hakikat ehlinin tövbesidir. Onların tövbesi diliyle olmaz. Hakkak ol hesabı verirler. Onlar muhakkak o hesabı görür onun. Ertesi güne onun hesabı kalmaz. Ertesi güne hesabı kalınırsa onun, Eyvah ki eyvah! Eğer o semada Hazreti Resulullah'ı göremediyse, Eyvah ki eyvah!
Eğer onu göremediyse, Eyvah ki eyvah! Kokusunu alamadıysa, Eyvah ki eyvah! Bu akşam o tederiyatı yaşayamadıysa, Eyvah ki eyvah! Dünya dar, alem dar ona. Kendisine kendisi dağılacak yeri yok. Nefes alacak.
Deyişler, cennette meyvesini görecektir. Subhanallah hindihi değişinde, cennet nefesiyle nefeslenecektir. Senin hakikati de budur. O kimse öylesidir ki, bir kısmını günahını affeder.
O kimse artık tövbeyi kendisi için etmez. O kimsenin kendi tövbesi yoktur. O kimsenin kendi hayatı yoktur. O kimsenin kendi yaşantısı yoktur. O kimsenin kendi nefesi yoktur. O kimsenin kendi bakışı, kendi duruşu yoktur. O kimsenin hiçbir şeyi yoktur kendisine ait. Namazı kendisinin değildir, orucu kendisinin değildir. Zikri kendisinin değildir, yediği kendisinin değildir, içtiği kendisinin değildir. Dokundur kendisinin değildir artık. Dokunurken onun adına dokunur. Onun adına ya, içerken onun adına içer. Oruç tutarken onun adına tutar, kılarken onun adına kılar. Konuşurken onun adına konuşur. Seması onun adına, zikri onun adına, yürüyüşen onun adına.
Yemesi onun adına, içmesi onun adına, nefesi onun adına. Her şey onun adınadır, tövbesi de onun adınadır. Hakikatin hakikatiniz. O gün de yetmiş kez tövbe ederdi. Hadi Şerif alıp da yüz kez tövbe ederdi.
Hak eylesin. Anki biz hiç çok hatasınız, kusursunuz. Tövbe ederken günahımızdan bir yaş daha inmez bizim. Tövbe eder. Hiç mi hakkına gelmez Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
Tövbe bir insanı. Şeyhime ulaştım ben.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi