Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbeti - 3 Aralık 2011

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 4 Aralık 2011 · 52:16

Hazret-i Mevlânâ bir rübâyesinde kul kendinde farz-ı mutlak olmadıkça tevhid onun nezdinde tahakkuk, kendinde farz-ı fanî mutlak. Mevhidin, buradın, zevhidin, tavakkuk, gülmesinin anı koşu, soruyu yazan fanî mutlak mı, farz-ı mutlak mı? İnşallah onu kardeş tekrar sorusunu yazsın. Kul ne zaman Allah'a vasıl olur.
Ama videoları çekiyoruz. Yani bu hızlı. Evet. Kulüm Allah'a vasıl olmasını, hiçbir zaman mümkün olmadığında ittifak etmişler ki ben de onlardanım. Vusül olmak, yani Allah'a vasıl olmak, kulum kendi tairesinde kendi kendisine vusule erdiğine inanmasıdır.
Oysa bu vusule erme, Allah'a vasıl olma, yol itibariyle bakıldıysa, eğer önle anlaşıldıysa buna söylenecek bir laf yok. Bu nedir? Bir kimsenin farzları yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşıp, Allah'ı sevmesidir. Bu Allah'a vasıl olmadığı vusulün bu noktada mertebeleridir. Bu hadis-i kutsiyi hemen hemen bütün sohbetlerinde kullanırım. Bu çünkü ehl-i tasavvufun temel taşlarından birisidir. O zaman vusulden, kasıt anlamıyla Allah'a vasıl olmak ise, bu hiçbir zaman mümkün değildir. Çünkü aşkın sonsuz merhaleleri, sonsuz perdeleri vardır.
Aşık için hiçbir zaman o sonsuz merhaleleri katettim deme noktası yoktur. Eğer ki aşıklığı nübüvvet yolundaysa, nübüvvetteysa, çünkü Allah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o büyük veciz sözü hep önünde duracaktır. Sana hakkıyla ibadet edemedim ya Mabud, ya Aişe ben Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?
O zaman aşık için ve nübüvvet yolundaysa o kimse ve yolu nübüvviyse, onun bu noktada Allah'a vasıl olma noktasında tam huslata erdiğini, tam husulün gerçek olduğunu söyleyemez. Bir kısım veliyullah, bir kısım evliyullah, bir kısım suhi ve dervişan, kendi bulundukları daireyi ve noktayı Allah'a vasıl oldukları nokta olarak görmüş.
Ve demişler ki biz husule erdik, bizim huslatımız tamam oldu. Bu o kimsenin kendi dairesinde, kendi hayalatının sonudur. Kendi dairesinde, kendi maneviyatının sonudur. Kendi dairesinde, kendi yolunun sonudur. Yoksa yolun sonu değildir. O kimsenin kendi yolunun sonudur. Okyanus düşünün, kenarı bucağı bucağı yok. Ve okyanustan bir kimse, yeni içmeye başladıysa, bir kadeh içer, var mı bana yan bakan der, ben sarhoş oldum der. Ben sarhoş oldum diyenin, kabuğu o kadar. Mey eksilmedi, meyhane kapanmadı, meyci dimdik ayakta duruyor. Senin içmeye takatın yok. Senin gitmeye takatın yok.
Senin yürümeye takatın yok. Senin perdeleri aşmaya takatın yok. Yoksa sevgilinin sayısız güzellikleri var. Sevgilinin sonsuz güzellikleri var. Sen o bir sonsuz güzelliklerin deryasına dalıp, hayretten hayrete geçmen gerekirken, sen tembelleştin. Tembelleşerekten kendini vasıl olanlardan zannettin. Ama kendi yolunun sonuna geldin. Kendi yolunun sonuna geldiğinden, yolu o kadar gördün. Yolu o kadar bildin. Ve yolu o kadar tanıdın. Yolu o kadar bildiğinden, yolu o kadar bildiğinden, onun yolunun o kadar olduğundan, o kendince kendisini ben usule ördüm zannetti. Oysa aşkın öylesine sayısız yüzü var ki, cemalullahın öylesine sayısız yüzü var ki, hayret makamının öyle sayısız hayret dereceleri vardır ki, onları kat ede kat ede bitirmek mümkün değildir.
Allah sonsuzdur. Sıfatları sonsuzdur. Sonsuz olan Allah'a, o kimsenin sınırlarının olduğunu gösterir. Oysa gönül de sonsuzdur. Gönül sonsuz olmasına rağmen, sen ona bir sınır koyduysan, o senin darlığındandır. O yüzden kulun Allah'a uslatı, kulun Allah'a uslatı sonsuzdur. Ve asla cennete dahi girse, daha uslat olamayacaktır. Kul cemalullahı her gün seyretse dahi, daha uslat olamayacaktır. Ve her gördüğü şey, onun için odur, ama o değildir. Hele koşacaktır, koşacaktır, koşacaktır, gider mi ülkeye koşacaktır.
Bir gün gelecektir ki, koşa, koşa, koşa, bunlar tükenmiyor, diyecektir ki, makam denilen bir şey yok. Eğer hala da makam görüyorsa, onun gidecek çok yolu var. Ne zaman ki makamsızlığa erişti, o zaman hayretten hayrete koşacak. O yüzden, sunuz kitaplarda, belki filanca usule erdi.
Bir kısım dervişan, üstadlarını usule ermiş olarak görür. Bu dervişanın hüsnü zannıdır, doğrudur. Ama tam hakikat değildir. Hakikat noktasında, usulün sonu yoktur. usule ermiştir. Sonu yoktur. Ona gitsen baksan, hakkıyla sana kulluk edemedim, ya amabut diyecektir. Eğer peygamberin izinden gidiyorsa, eğer peygamberin izinden gidemiyorsa, gitmediyse, kendisine göre bir makam, bir mevki belirleyecektir. Orası da onun, usule erdiği andır. Düşünebiliyor musunuz? Kul, farzlarla Allah'ın yerine getirir. Bu farzlarla Allah'a yaklaşma. Ardından nafilelerle yaklaşmaya başlar. Bu nafilelerle Allah'a yaklaşmadır.
Allah'a yaklaşma. Allah'ı sever. Allah'ı sevmenin sonu yoktur. Sonsuzdur. Hat onu sever. Allah'ın sevmesi de sonsuzdur. Sonsuz bir varlığın, sevgisi de sonsuzdur. Sonsuz bir varlığa, duyulan sevgi de sonsuz olması gerekir. Eğer sonsuz bir varlığa sınırlı seviyorsa, o sevmemiştir. Bir sınıra kadar sevdiyse, o yine sevmemiştir. Ve o sonsuz olan varlık, severken sınırlı sevmez. Sınırlı sevmediğinden dolayı, ben seversem, gören gözü, dünya kulağı tutar. O yüzden, sakın, kardeşlere nasihatim olsun.
Kendinizi bir makamda görmeyin. Kendinizi bir mevkide görmeyin. Kendinizi bir noktada, bir dairede görmeyin. Aldanırsınız. Kardeşlerimiz hep aldandı. Birisine nakipsin dediler, nakip oldum dedi, nakiplik yapmaya başladı. Birisine nükabbasın dediler, nükabbalık yapmaya başladı. Birisine çavuşsun dediler, o çavuşluk yapmaya başladı. Ama orada kaldı. Orada kaldılar hep. Kulluya devam, aşıklığa devam, aşıklığınıza devam edin, inşallah. Her insanın vasıl olma derecesi var mıdır? E tabi bu vasılı, muslü, bu noktada görürsek vardır. Musul olmak, kelime-i tevhidin sırrına erişmek midir?
Sırrına eriştim diyen, erişmediğini gösterir. Kim sırrına eriştim derse, erişmediğinin işaretidir. Allah bizi affetsin inşallah. Vahdedi şuhut ve vahdedi vücut arasındaki fark nedir demiş kardeş? Bu çok uzun bir mesele. Yani bunları böyle sormaktansa, vahdedi vücuttan bir şey okuyup, vahdedi vücuttan bir şey sorun.
Veya vahdedi şuhuttan bir şey okuyup, vahdedi şuhuttan sorun. Vahdedi vücutla, vahdedi şuhudun arasındaki fark nedir dediğimizde, kocaman bir cilt yetmez. Bu soruyu soran kardeş, internetten soruyor bunu. Veya da piyasa dilinden soruyor. Veya da insanlar böyle bir şey soruyorlar ya, oradan soruyor. Bunu onu küçümsemek için söylemiyorum. Yol çiziyorum. Vahdedi vücutla alakalı bir şey okuyun. Vahdedi vücutla alakalı bir kitap okuyun. Vücutla alakalı bir eserini okuyun. Vahdedi şuhutla alakalı bir eser okuyun. Bir kitap okuyun. Vahdedi vücudu eleştiren, vücudun ne olduğunu bileceksin ki, vahdedi şuhudun da ne olduğunu bileceksin.
Ve arasındaki farkı göremeyeceksin, biz sana arasındaki farkı anlatacağız. Veya vahdedi vücuttan bir şey okuyacaksın, diyeceksin ki, bunun karşılığında vahdedi şuhut nedir? Ben füsusu, vahdedi vücudun kitabı olarak görmüyorum. Ben fütuhatı, vahdedi vücudun kitabı olarak görmüyorum. Sönden sonra gidip, Arabinin eserini, en meşhur füsusunu veya fütuhatından bir şey okuyun, onu getireceksiniz.
Ama kendi sözünden yoktur vahdedi vücudçu olduğuna dair. Biden sonrakiler vahdedi vücud felsefesini oturtturmaya çalışmışlar. Vahdedi vücudçu olduklarını söylemişler. Ben vahdedi vücudçuyum diyenlerden değilim. Ben abiyi seviyorum. Arabinin fikirlerini ve düşüncelerini kabul ediyorum. Arabinin felsefesini kabul ediyorum. Tasavvufa bakış açısını, tasavvuf halini, yaşantısını, zevkini beğeniyorum, değer veriyorum. Kendime de bir ölçü olarak kabul ettim. Ama küçüğüm demiyorsa, burada Hazreti Mevlana var. Bundan önce yaşamış. Hazreti Ruma Hazretleri de aynı zevkin, aynı neşenin yolcusu.
Ve aynı zevkin, aynı neşenin yolcusu olan Şemseddin Tebrizi Hazretleri var. O da aynı neşenin, aynı yolun yolcusu. Aynı neşenin, aynı yolunun yolcularından Abdülkadir Geylani Hazretleri var. Ahmet Er Rufa Hazretleri var. Ahmet Er Bedevi Hazretleri var. İbrahim Dursuki Hazretleri var. Şeyh Ebule Sanani Şazeli Hazretleri var. Şahı Nakşibendi Hazretleri o noktada değildir. Onu ayırıyorum bakın. Hacı Bayramı Veli Hazretleri var. Hacı Bektaş Veli Hazretleri var. Bunların hepsi de farklı değillerdir. Anlayabilmek için muhakkak mesnevi okumak gerekir. Mesnevi okuyup anlayabilmek için muhakkak ki Şemseddin Tebrizi Hazretleri'nin makalatını okumak gerekir.
Makalat, mesnevinin özü hükmündedir. Fatiha'sı gibi. Önüzü bakaraysa, ortadaki ön sözü Fatiha-i Şerife ise, Fatiha Şerife'nin içerisinde Fatiha'nın özü hükmünde Elhamdülillahi Rabbil Alemin ise bu da aynı silsile gibidir. Füsüsü anlayabilmek için muhakkak ki Şems-i Tebrizi'nin tezgahından geçmek gerekir.
Veya füsüsü anlayabilmek için Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sohbetlerini okumanız gerekir. Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sohbetlerini okursanız, Geylan Hazretleri'nin sohbetleriyle Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin makalatının ve Hazreti Mevlana'nın mesnevisinin aynı çizgide olduğunu göreceksiniz. Ve döneceksiniz, mesnevinin sanki ön sözü hükmünde füsüsü göreceksiniz. Mesnevinin özü hükmünde füsüsü göreceksiniz. Gideceksiniz, İsmail Akı Burseva Hazretleri'nin ruhul beyanını okuyacaksınız. Akı Burseva Hazretleri'nin ruhul beyanını okurken, Füsüs'ün şerhini göreceksiniz. Füsüs'ün şerhini göreceksiniz. Geniş açıklamalısını göreceksiniz. Ya gideceksiniz, mesnevi şerhine baktığınızda bakacaksınız ki gerçekten füsüsün şerhı var onda da.
Kıymetli dostlar, bunu böyle ilim satmak için söylediğimi zannetmeyin. Bunları bilmeyen insanlar ayrı ayrı ayrı … birer kutuplarmış, birbirleriyle çatışıyorlarmış gibi gösteriyorlar. Bilmedikler bile. Oysa füsüsün özüne baksalar, füsüsü okusalar, gitseler, gitseler fütuhatı okusalar, gitseler mesnevi okusalar, gitseler divan-ı kebir okusalar, okuduklarını anlasalar, okuduklarını dinleseler, hepsinin biret veli nefesi olduğunu ve aralarında bir fark olmadığını ve nasıl peygamberlerin birbirlerinden daha faziletliler varsa,
velilerin de kendi içlerinde daha faziletliler olduğunu ama aynı yolun yolcusu olduğunu, aynı çırağdan ateşlendiklerini, aynı ışığı taşıdıklarını, aynı nuru taşıdıklarını göreceklerdir. Velilerin, velilik nurları birbirinden farklı değildir. Onu görmekten uzak olanlar, onların velilik nurlarının farklı olduğunu zannederler, onların tecelliyatlarının farklı olduğunu zannederler. O yüzden bu tür soruları soracak olan kardeşler, inşallah daha da derinlemesine dağsınlar, gidip birer füsüs alsınlar evlerine, füsüsüstan bir şey okusunlar ve o füsüsüstan okudukları bir şey anlayamadıklarını, gelip burada sorsunlar. Ondan tat alalım biz de, lezzet alalım. Diyelim ki kardeşler, enteresan kitaplar okuyorlar.
Gitsinler mesela, İmam-ı Gazali'nin aşkla alakalı söylediklerine baksınlar. Gitsinler Fahrettin-i Razı'dan okusunlar. Gitsinler Fahrettin-i Iraki'den okusunlar. Gitsinler Feridut'un Ahtar'dan okusunlar. Gitsinler ne bilemişler, bu noktada Şibri'den okusunlar. Ama muhakkak ki bir şeyler okusunlar. Ve kendilerinin bu noktada zenginleştirsinler. İnşallah. Niyet, cüz-i irade ve tevhid aradığı. Niyet, bir şeyi yapmayı tasarlamaktır. Bir şeyi yapmayı, namaz kılmayı tasarlamaktır.
İstanbul'a gitmeyi tasarlamaktır. Cüz-i irade, içindedir niyet. Cüz-i iradenin dışında değildir. Bir kimse, cüz-i iradesiyle, bir şeye niyetlenir. Ve niyetlenmiş olduğu o şeyi, fiiliyata geçirmek için, çaba sarf eder.
Bunun, tevhidle, Allah'ın birlemeyle, meselede, kardeş nasıl bir alaka kurdu, alakasını sordu. Bunun üzerinde durmak istemiyorum ama, anladığımı, sorudan anladığımı anlatmaya çalışacağım. Cüz-i iradeyi, tevhid düşüncesinin dışında düşünüyorsa, dışında değil.
Bu, tevhid düşüncesinin içinde. Eğer, tevhidden anladığımız, Allah'ı birlemekse, ve bütün hadiselerde, Allah'ı birlemeyi düşünüyorsa, kendi kendisine şunu sorabilir. Cüz-i irade, tevhid düşüncesinin dışında mı? Yoksa, cüz-i irade, tevhid düşüncesinin içindeyse, o zaman cüz-i iraden de ona ait, cüz-i irade yok diye düşünebilir.
Bir kısım insanlar, İslam'ın içerisindeki, entelektüel kesim, düşünmüş bazıları. Demişler ki, varmış gibi görünüyor, yok. Tevhid dairesinin içinde, ve cüz-i iraden aslında senin, varmış gibi görünüyor, sanal, gerçek manada yok. Böyle söylüyorlar. Bunu böyle iddia ediyorlar. Ve, cüz-i iradeyi de, ötürü bir şekilde, külli iradeye, bunu tevhid şemşiresinin altında bakarak da, külli iradeye koyuyorlar. Ve külli iradeye koyanların içerisinde, işte, isim zikretmek gerekirse, ne hulesiydi, Amerika'da duran? Ahmet Hulesi. Son dönemin, son dönemin, bu noktada, böyle düşünürlerinin, böyle düşünenlerin içerisinden birisi, Ahmet Hulesi geliyor.
Ve Ahmet Hulesi, kendi eserlerinde, insanın kendi cüz-i iradesinin, tevhid şemsiyesi altında olmadığını, ve gerçek manada, kulun üzerinden cüz-i iradeymiş gibi, tecelli eden şeyin, külli irade olduğunu, ve böylece, o cüz-i iradenin, yok hükmünde olduğunu, ama insanların bunu var zannettiğini, sanal olarak var zannettiğini, ve arkada işleyenin, külli irade olduğunu söylüyor. Bunu böyle felsefik olarak oturtturuyor. Buna yardımcı olacak ayetler de koyuyor. Bu işin bencesi, onu böyle gıybet etme noktasında değil, ilmi bir şey bu. Nasıl benim konuştuklarım şey, ilmi olanlar, dinleniyorsa internetten, ve bunlar da yoruma, ilmi olarak karşı düşünceye çıksa, yazılmış olan ilmi kitaplarda, karşı düşünceye çektir, bu gıybet değildir.
Biz Ahmet Hulusi'nin, arkasından, olumsuz bir şey düşünmüyoruz, fikrine, fikirle cevap vermeye çalışıyoruz. Bunun arkasından, cebriyecilik vardır. Oradaki kokuyu görmüyor. Oradaki koku şu, benim cüz-i iraden yok ise, o zaman bütün her şey, külli iradenin, tecelliyatı altında, her şey külli iradenin, tecelliyatının altındaysa, benim iradem yok hükmünde, o zaman beni neden cezalandırıyor, yaptığım hatalardan dolayı.
Verdikleri cevap şu, o diyor ki, o zaten cehennemlik olarak yaratılmıştı. O zaman cebriyeden bir farkı kalmıyor. Cebriyeciler de tarihte, cennetlik olanlar cennete gidecekler, cehennemlik olanlar cehenneme gidecekler, kulun bu noktada herhangi bir iradesi yok, cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme ayrılacak gidecek. Kulun iradesi yok. Cebriyecileri bu noktada, bu noktada, ehl-i sünnet karşı gelmiş. O zaman karşı gelmesinin bir anlamı kalmıyor, Ahmet Hulusi'nin dediğine göre. Oysa buradaki, ehl-i sünnet, tevhidin dışına çıkmadan, bir fiiliyatta, iki, iki tecelliyatın olduğunu, iki kuvvetin olduğunu, iki kuvvetten birisinin, yaratılmaya ait olanın Allah'a ait olduğunu, ama murat etmenin, istemenin, ve Cenab-ı Hakk'ın, bu isteme, bu isteme, bu murara kendisinin verdiğini, ve böyle, bunu da tevhidin içinde olduğunu söylemişler.
Ama bunu tevhidin dışında görüyor, sabit kimse, o zaman o yolu tercih etmiş oluyor. Biz, o yolu tercih edenlerden değiliz. Kendi nefsim için söylüyorum. Bir fiiliyatın üzerinden, benim konuşmamın üzerinde, iki tecelliyat var. İki kuvvetin tecelliyatı var. Yaratma Allah'a ait. Bütün her şeyi Allah yaratır. Bütün her şeyi Allah yaratır. Ama Cenab-ı Hak cüz'i, cüz'iden kastımız zaten küçük, küçücük bir irade vermiş insanlara. İmtihanın sırrı bu. Sen o iradenle, o fiili, istiyorsun veya istemiyorsun. İstiyorsun veya istemiyorsun. Bu isteyip istememe, imtihanın sırrı olmuş oluyor. Sen buraya gelmeyi istediysen, sevaba doğru yol aldın.
Buraya gelmeyi istemedin, gittin kafeteryaya, günaha doğru yol aldın. Bu irade, o kimsenin kendine ait. Bir ay sonra, ömreye gitmeyi düşünüyorum. Dün gece, Rüyamlı Efendimiz, Sabrullah Aleyhi ve Selam Hazretleri'ni gördüm. bir odadaydık, uzanıyorlardı. Efendimiz, herkes onu görmek istiyordu. Ben de istiyordum. Etraf çok kaloruluktu. Sonra siz geldiniz, salavat getirdik hep beraber. Fakat Peygamberimiz üzgün gibilerdi. Ümmetini düşünüyordu. Bu rüyanın hikmeti nedir? Allah mübarek etsin inşallah. Ne kadar güzel bir kimse, ömreye gitmeyi niyet etmiş. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretleri, o gitmeden, onu kendisine misafir etmiş.
Bu kardeş bol bol salavat-ı şerife getirsin inşallah. Evet Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretleri, ümmetlerine düşkün, ümmetlerine müşrik, ümmeti için ağlayan bir peygamber. Biz ona hakkıyla ümmetlik edemediğimizden, bir gönül yıktın ise bu kıldığın namaz namaz değildi.
Bir gönül yıktın, tutun, oruç oruç değildi. Yunus söylemiş, bir gönül kırdın ise kıldığın namaz namaz değildi. Yani normalde bunu böyle söyleyip namazı terk edenler var, bunu böyle söyleyip namazı boş görenler de var. Bunlar yerli yerinde kullanılması gereken sözler.
Bir gönül kırdın ise kıldığın namaz namaz değildi. Ağır bir şey söyleyeceğim, insanların hoşuna gitmeyecek. Namaz kılmıyorsan imanın, iman değil. Hemen bayrak açacak herkes şimdi. İnsanların imanlarına nasıl laf söylersin? Ben söylemiyorum. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretleri diyor ki, bir kimse iman üzerine namazı kasten terk edemez. Namaz dinin en son kalesidir. Yıkıldı, din yıkıldı. Yani senin dinin yıkıldı. Din yıkılmaz da senin dinin yıkıldı. Bunu söyleyen Yunus, namazdan başını kaldırmayan bir kimse.
Bunları biraz böyle bizim insanlarımız veya bizim insanlarımızın namazını, niyazını, orucunu hor ve hakir görenler, kendi namazsızlıklarını, oruçsuzluklarını örtmek için namaz kılanlara karşı kullanıyorlar bunu. Yani sen namaz kılıyorsun ama bir gönül kırdın ise, bu kıldığın namaz, namaz değil. Bunu söyleyecek olan bir kimsenin, bunu birisine söyleyecekse o kimse, o kimsenin namazı meleklerden üstün kılıp, hiç kimsenin gönlünü incitmemesi lazım.
Söz doğru, söyleyen de doğru olması lazım. Ama söz doğru, söyleyen yandır. Söz doğru, söz o kadar doğru ki, çuk diye oturuyor. Ama namaz kılmayanlar, kılmadıklarını örtmek için bunu söylüyorlarsa, doğru sözü, yanlış yerlerde kullanıyorlar. Hani, örneklerim ya, Enel Hark dedi, Halacı Mansur dedi, Halacı Mansur dedi, sen de Halacı Mansur ol, sen de der. Halacı Mansur gibi olabilmen için, küçücük bir örnek vereyim diyorum. Gecede yüz rekat namaz kılardı. Eten dedi, İbrahim Eten dedi, terk etti, sarayı terk etti, adı terk etti, malı mürkü terk etti.
En son, evlat sevgisini terk etti. Dedi ki, Ya Rabbi, ya onun sevgisi ya ben dedi. Evladı göğsünde tak, alıverdi, sevgili evladı. Elhamdülillah, dedi. Elhamdülillah. İki göz odanın, bir kırık aramı, bir kırık sandalyeli terk edemiyorsun.
Bir dükkanını bırakıp, sohbete gidemiyorsun. Zikre gelemiyorsun. Yatağa yan gelip, evde de tesbih, gözünde televizyon, kendince ders çekiyor. Hz. Eten'den bahsedeceğim. Bestami var mı benim gibi, şan-ı yüce demiş. Kim demiş? Bestami demiş. Bunda iki rekat namaz. Bu bize şimdi evliya kübesidir. Oturuyor adam da oturduğu yerden.
Hadi canım olur mu öyle şey ya? Meykube inanılır mı diyor. Neden? O hal ile hallenmemiş ki. Hal ile hallenmemiş. Demiş demiş, sırrı sakat edemiş. Mısırı demiş. Boynuna asmışlar, hiçbir şehre kabul edilmeyeceğine dair. Şehir şehir dolaşmış. Onlar demiş. Onların hakkı. Yunus söylemiş. Eyvallah. Yunus'un haliyle hallen. Ondan sonra de ki, bir gönül kırdın ise, kıldığın namaz namaz değil. Bunun bir başka, senin gönlün kırıldıysa, bu senin gönlünü kırana ders vermek için söylüyorsa, bunu söylemem.
Bir gönül kırdığının acısını kaldıramıyorsun. Ne acıyı kaldıracağım ki? Senin bir gönlün kırılmış, senin gönlün kırıldı diye, sen o kimsenin namazını iç etmeye kalkıyorsun. Binlerce kez gönlümüz kırılsın da, namazları namaz olsun diye kırılsın gönlümüz. Biz hakkımızı helal ederiz.
Onun kıldığı namaz, namaz olsun. O namazını kılsın da, gelsin bizim gönlümüzü yüz bin kez kırsın. O namazını kılsın da, gelsin aklına geldikçe, camı sıkıldıkça, gönlü arz ettikçe, gelsin bizim gönlümüzü kırılsın. Sende kırılacak gönül var demek ki. Kırılacak gönlü olanın aşk meydanında işi yok. Kırılacak gönlü olanın sevda yolunda işi yok. Kırılacak gönlü olanın işi yok. Kırılacak gönlün varsa, git sen doğum başında otur. İnsanların arasında işin yok. Git sen doğum başında otur. İnsanların içinde oturacaksan, günde yüz bin kez gönlünü kıracaklar.
Sen yüz bin kez affettim diyeceksin. Senin kıldığın namaz namaz değil deyip de öbürler diyeceksin. Kıldığın namaz namaz değil deyip de ahkam kesmeyeceksin. Kıldığın namaz namaz değil deyip de tepeden bakmayacaksın. Sende kibir var demek ki. Gönlünde zerrece kibir olan asla cennetime giremez diyor hadisi kutsi de. Sen demek ki çok kibirlisin ki. Kırılmasına dayanamıyorsun. Bu nasıl aşıklık? Aşk yolunda her şeyin kırılacak. Yunus'un öbür sözüne bakmıyorsun. Gönlünü taşa. Gönlünü vur taşa da. Sen önce gönlünü bir kendin kır. Sen bir gönülsüzlerden ol. Bir gönülsüzlerden ol da kırılacak gönül kalmasın sende. Kırılacak gönlü olan bir gönül kırdın ise kıldığın namaz namaz desin.
Namaz değil desin. Bu avama söylenmiş sözdür. Sen avamsan bu sözü kendi üzerine al. Bu söz hasa söylenmiş söz değildir. Hasın gönlü yoktur. Hasın gönlü kendisinin değildir. Gelen ezer, giden ezer. Gelen kırar, giden kırar. Gönlü yoktur. Hazretleri, hasınlar hiçbir kez söyledi mi gönlümü kırdınız diye. Hiçbir kez söyledi mi gönlümü kırmayın diye.
Üzüldü, üzmedi. Hiç kırıldığını söyledi mi müminlere. Dedi ki Cenab-ı Hak onun ahlakını met etti. Eğer sen yumuşak, affedici olmasaydın, etrafında kimseyi bulamazdın dedi. Etrafında kimse durmazdı dedi. Etrafında kimse duramazdı dedi. Oysa Uhud ve Uhud da yerleştirdi, tepeye yerleştirdi. Okçular mevzilerini terk etmişler. Onlar yüzünden ordu dağıldı. Onlar yüzünden savaşta neredeyse malum olacaklardı. Hazreti Resul aff ile yaklaştı, hamletle yaklaştı. Onlara gönül koymadı. Onlara gönlümü kırdınız, sözümü dinlemediniz demedi. Ve Cenab-ı Hak onun ahlakını yüceltti. Dedi ki sen affedici olmasaydın, sen müşrik olmasaydın, sen merhametli olmasaydın, sen lütufkar olmasaydın, sen ikram eden olmasaydın, etrafında hiç kimse bulunmazdı dedi.
Demiş, senin gönlünü kırsınlar, kırıldım deme. Seni incisinler, incimdin deme. Senin tependen buldu üzer gibi geçsinler. Üstünden buldu üzer geçti deme. Eğer öyle dersen, hiçliğe ulaşamazsın. Öyle dersen, sen vuslattan kokusunu alamazsın. Sen öyle dersen, aşkın kokusu sana ulaşmaz. Aşkın kokusu sana ulaşmaz. Kırılacak bir gönlü olanın, aşıklıktan nasibi olmaz. Aşiğe git dersin gider, gel dersin gelir. Yat dersin yatar, kalk dersin kalkar. Nefis yapmaz. Vay kırıldın bana git dedi. Yapmaz. Aşıksa yapmaz. Yan baktı. Aşıksa bana yan baktı.
Ben gitmem oraya artık. Demez. Nefsine uyanlar çıt kırıldımdır. Nefsine uyanlardır onlar. Nefsine uyan, biraz öte git dersin, kırılır. Ya biraz şuraya yan tarafa otur vereyim dersin, kırılır. Nefsine uymuş. Üstünde kaşın var dersen, kırılır. Ondan sonra der, gönlümü kırdın sen benim. Senden çok özür dilerim. Hakkını helal et. Çok çok özür diliyorum senden. Ay, gönlünü kırmışım senin, gerçekten. Allah beni de affetsin, seni de affetsin. Aşık değilsin. Senin aşıklıktan nasibin yok. Senin aşıklıktan kokun yok. Senin aşıklıktan rengin yok. Senin aşıklıktan yolun yok. Var git yoluna sen.
Tahtadan bir dünya kur kendine. Orada otur. Bir dünya kur kendine. Orada otur. Meydanına çıkma. Burada gönül kaç, binlerce gönül. Üç paraya satılır da. Üç paraya satılır. Üç paraya sattın diyemezsin. Dönerler senin gönlün var mıydı derler. Sen de var dediğin anda güle güle. Allah yoluna çık etsin derler. Deme. Kırılanlar, dökülenlerin aşıklıkta işi yoktur. Onlar gidecekler sosyete pazarlarına. Onlar gidecekler ak merkezlere. Sosyete pazarlarında kimseyi kırmak istemezler. Burada kafadır. Ortalık.
Fırat nehri gibidir aşkın bir yüzü. Yakar, yıkar ortalığı. Önünde kim var diye bakmaz. Kafasını kaldıranın kellesini uçurlar. Gönülsüz yeri. Gönlü olanın gönlü kırılır. Aşk meydanı gönülsüz yeridir. Aşk gönülsüzlere tecelli eder. Dört kitabın manası bir heriften çıkar mı?
Yunus'un sözü. Yunus olursan çıkar. Yunus olmadıysan lak laka, leylek gibi lak lak edersin. Papağan gibi sayıklarsın. Yunus'un sözünün arkasına saklanırsın. Keşke kendi sözünüzü sorsaydınız. İlm-i ledinden kasıt nedir? Çok güzel.
İlm-i ledinden kasıt. İlmimizi kelime-i tevhidle aklımızı neyle temizleriz? Kalbin temizlenirse aklın temizlenir. Kalbinde kelime-i tevhid var ise, vücudunun zahiri olarak her şeyinde kelime-i tevhid vardır. Kalbinde kelime-i tevhid var ise, mananla komple kelime-i tevhid vardır. Ve kelime-i tevhid, maddi manevayı, her şeyini temizler. Her şeyini, kelime-i tevhide devam edin. Hangi makamda, hangi mevkiye geldiğinizi söylerlerse söylesinler. Başka tarikatlardan, başka dergahlardan olan kardeşler, bu sözümü iyi dinleyin. Aldanmayın. Size şu makamdasınız, şu mevkidesin diyebilirler. Sizlere şu esmandasınız diyebilirler.
Bunlar dervişanı aldatmak için, biraz da dervişanı orada tutmak için, biraz da dervişanın gönlünü yapmak için söylenen sözler. Tasavvuf yolu bu değil, çile çekmek lazım. Hakikata ermek için sıkıntı çekmek lazım. Hakikata ermek için, belirli merhalelerde belirli dertleri çekmek gerek. Hakikata ermek için, piş pişlenmeyeceksin. Hakikata ermek istiyorsan, seni şakşaklamayacaklar. Hakikata ermek istiyorsan, seni, aa sen oldun diyorlarsa, sana yalan söylüyorlar, aldatıyorlar. Seni orada tutuyorlar, ütüyorlar seni. Sen aldan, seni hangi makamda göğesinler, sen kazma. Bütün evliya var, bütün veliler, gelseler sen oldun deseler, sen Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözünü burnunun ucundan, gözünün ucundan, kalbinin içinden, ruhundan, sırrından eksik etme.
Hakkıyla sana kulluk edemedik ya malum. Kafanı secdeden kaldırma, tevhide devam etti. Kafanı secdeden kaldırma, tevhide devam etti. Sana deseler ki biz beşinci göğüs kafasını sana açtık. İşte güneşin makamı, işte güneş yüzlülerin makamı. Sana deseler ki altıncı cinliler, işte şeytanlar. De ki ben Muhammed-i Mustafa'nın hayranıyım.
De ki başka bir gül koklamam. De ki başka bir gülün dalına konmam. Mevla'na ben Kur'an'ın bülbülüyüm. Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın hizmetçisiyim. Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın hizmetçisiyim diyen bir pirine. Nasıl bir şey olabilirsin? Hiçbir şey olamazsın. Basmaya devam et. Almaya gayret et.
Kokusunu kaybettiğin anda bil ki gaflete düşmüşsün. Eğer onun izini kaybettiğin anda düşmüşsün. Kendine nefsine uymuşsun. Aldanma.
Tevhide devam et. La ilahe illallah. Devam et. Her namazda Allahu Ekber dediğinde Beydullah'ın kokusunu alamıyorsan Allahu Ekber dediğinde O Hacer'e, lesfete, selama duramıyorsan Allahu Ekber dediğinde Muhammed-i Mustafa olduğunu göremiyorsan Eyvah ki eyvah.
Başta her yer karınlık türküsünü çağırmaya Düştüm ya Rabbi deyip ağlayıp sızlamaya Sakın ha. Seherlerde bir de uyuraktan geçirme. Gireklemiyorsan vay ki haline. Allah cümlemizi bunlardan muhafaza eylesin inşallah.
Cenab-ı Hak bütün ümmet-i Muhammed'i korusun. Ümmet-i Muhammed'i muhafaza eylesin inşallah. El-Fatiha. Aman selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi