Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbeti - 29 Kasım 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 30 Kasım 2014 · 1:23:54

Allah gecenizi eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Biraz geciktik, İzmit'ten misafirlerimiz var. Allah razı olsun hepsinden de. O yüzden haklarınızı helal edin inşâAllah. Allah bir kulu sevince Cebrail'e, Allah filan kulu seviyor, onu sen de sev diye buyurur. Sonra Cebrail gök halkına, Allah filan kulunu seviyor, siz de onu sevin diye seslenir. Sonra o kulun sevgisi yeryüzündekilere benimsetilir. Bu konuşma yeryüzünde sevilen insanların Allah'ın sevdiği kişiler olduğuna delil midir? Hadis-i şerifin metninin son kısmını böyle bilmiyorum. Son kısmında, Hadis-i şerifin metninin son kısmında diyor ki, Cebrail gök halkına nida eder. Ey gök halkı! Allah bu kulunu seviyor, siz de sevin.
Melekler, Hadis-i Kudsi'nin devamı benim okuduğum kaynaklarda böyle. Melekler, mümin kulların kalbine ilham eder. Mümin kulların kalbine ilham eder. Allah filancayı seviyor, siz de sevin der. Mümin kulların kalbine. Bu hadis-i şerifin bir kısmı ön tarafını almışlar, devamı var. Devamı şu, tersi. Allah bir kulunu sevmezse, Cebrail'e emreder. Der ki, ey Cebrail ben filancayı sevmiyorum. Gök halkına nida et. Cebrail aleyhisselam, gök halkına nida eder. Der ki, Allah filancayı sevmiyor. Siz de sevmeyin. Melekler, mümin kulların kalbine ilham eder. Allah filancayı sevmiyor.
Siz de sevmeyin. Mümin, Allah'ın sevmediğini sevemez. Mümin, imanıyla Allah'ın sevmediği bir fiiliyatı da sevemez. O yüzden hadis-i şerifte buyrulmuş ki, bir kimse iman üzerine zina edemez. Başka bir hadis-i şerifte iman üzerine hırsızlık yapamaz. Başka bir hadis-i şerifte iman üzerine faizle iştigal edemez.
İman üzerine bir kimse, Allah'ın haram kıldığı bir işi yapamaz. Bunu da sevemez zaten. Hadis-i şerifler bu. Mümin bunu da sevemez. Mümin ancak doğruyu, iyiyi, güzeli sever. Mümin ancak iman ve imandan olan şeyleri sever. Eğer mümin imanın haricinde bir şeye doğru yöneliyorsa, Allah muhafaza eylesin. İlk etapta tövbesi gerekir onun. Tövbe edecek. Ama hala da meyli devam ediyorsa, Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Onda münafıklık alametleri görülmeye başlar. Allah korusun. Allah'ı seveni Allah sever. Bir kimse Allah'ı seviyorsa, hiç şek şüphe etmesin. Allah da onu sever.
Ama Allah'ı sevmenin ölçüsü Kur'an-ı Kerim'de sabit. Ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah'ı seven kimse, Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uyacak. Her haliyle, ibadetleriyle, fiiliyatlarıyla, düşünce sistemiyle, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uyacak, tabi olacak ki, o zaman ona Cebrail de sevecek, o zaman onu melekler de sevecek, o zaman onu müminler de sevecek.
Mümin, o yüzden mümine muhabbet besler, sever. Eğer kalbinizde bir mümine karşı sevgisizlik varsa, imanınızı yenileyin, tazeleyin. O yüzden eski ulemalar, bir mümin, hoca efendiye, bir şeyh efendiye, bir alim zata sevgisizliği tüfür elamet olarak görmüşler. Sevgisizliği, Allah muhafaza eylesin.
Allah vermek istediğini mi istedir, istediğimizi mi verir? Bunlara, felsefeye gerek yok hiç. Cenab-ı Hak ayeti kerimede, dua edin, duanıza icabet edeyim demiş. Bizden o mu istetti, biz mi istedik? Buna gerek yok ki, sen dua et, este. Bu, dua edip istemek. İstediğin şeyin konumuna göre, onun peşine düş. Üniversiteye girmek istiyorsan çalış. Bir mesleğin varsa, mesleğinde titizle, disiplinlikle yerine getir şartlarını. Eğer yol yürümek istiyorsan, manevi olarak, Kur'an-ı Kerim oku, tefsir oku, hadis oku, fıkıh oku. Allah'ı zikret. Haramlardan uzak dur. Dua, fiiliyat olarak da tecelli edecek.
O yüzden, işte Allah verecek olduğunu istedirmiş. Hayır. Allah'a neden kısıtlama getiriyoruz ki biz? Neden verecek olduğunu bir daireye sokmaya çalışıyoruz ki? O gani, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Miraç'tan bahsederken bize diyor ki, ben kalemin cızırtısını duydum. Hala daha yazıp siliyordu. Biz Cenab-ı Hakk'ın bize ne takdir ettiğine, neyi tebliğ edeceğine, bize neyi göstereceğine, bu bizim elimizde değil. Biz yürüyelim, makul, malum işlerimizi takip edelim. Ne yapmamız gerekiyorsa yapalım biz. Bizde şöyle bir şey var. Olmadı, nasip değilmiş. Hiç kimse demiyor ben az çalıştım diye. Olmadı, kısmet değilmiş.
Hiç kimse demiyor ki, ya ben kılı kırk yarmam lazım. Ben nerede hata yaptım da, yanlışlık yaptım da, nerede eksik bir şey yaptım ki bu olmadı. Bizim önümüze bunu koymuşlar. Sufiler böyle düşünmez. Mümin böyle düşünmez. Mümin istediğinde, yürüdüğünde, istikametinde, hedefinde değişiklik yapmaz, yürür. Öyle nasip değilmiş diyenler, işin tembeliler, tembel olanlar.
Sinüsünü, kosünüsünü hesaplamadan çıkmış. Tanjantına, kotanjantına bakmamış. İşin matematiğine, fiziğine bakmamış. Ne yapmam gerektiğine bakmamış. Yoğurda ne kadar maya koyulacağını sen bilmezsen, yoğurdun içerisine koyarsın yarım kilo yoğurt, o süt yoğurt olmaz. Isısına dikkat etmezsen ekşir o yoğurt. Sonra nasip değilmiş deme, bilmiyordum de, bilememişim de, ben bunun matematiğine erişememişim de. İslam dünyası bu yüzden geri şu anda. İslam dünyası bu yüzden geri. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde bu hali göremezseniz, ashab da bu hali göremezsiniz. Yürüdüler, alem yürüdü arkalarından. Osmanlı'da bu hali göremezsiniz, yürüdüler, alem yürüdü arkalarından. Fatih Sultan Mehmet nasipmiş diye düşünmedi.
Topçu getirilecek, topçu getirdi. Maden lazım, maden getirdi. Rumeli hisarı yapılacak, yaptırdı. Anadolu hisarı yapılacak, yaptırdı. Gemi yapılacak, yaptırdı. Neyle yaptırdı? Parayla yaptırdı. Neyle yaptırdı? Teknikle yaptırdı. Neyle yaptırdı? Matematikle yaptırdı. Biz hala da onunla övünüyoruz. Bir İstanbul'da fethedecek komutan lazım bize. Bırakalım. Onlar vazifelerini yerine getirdiler. Biz nasipmiş diye düşünmeyelim. Ben bazen üniversitelere gidiyorum, hocaların canı sıkılıyor. Profesör oturmuş, hocam profesör olmuşsunuz. Bu ülkeye ne katkıda bulundunuz? Canı sıkılıyor. Neyle profesör oldun? Neyle profesör oldun?
Sana profesör ünvanını veren bu devlet sana yatırım yaptı, maaş verdi. Sana üniversite teslim etti. Sen bu memlekete hizmet olarak yeni bir buluş ne buldun? Yeni bir düşünce, yeni bir fikir. Eğer düşünce ve fikir adamıysa, matematikçisi de yeni bir matematik, yeni bir sinüs kosinüs buldun mu? Kimyacı san bir şey bul, bu memlekete faydalı bir şey getirdin mi? Yok, adı profesör. Adı ne? Orgeneral. Nereye aldın kardeş? Nereye aldın? Adı ne? Vali. Ne yaptın bu memlekete? Bunları sorgulayabildik mi? Sorgulayamadık. Belediye başkanı, ne yaptın kardeş?
Sorgulayabildik mi? Sorgulayamadık. Sorgulayamadık. E şimdi bir şeyler oluyor, adam da diyor fasulye pirinç dağıtıyorlar. Sen de dağıtaydın. Sen dağıttın da bu millet almayacak mı dedi. Almayacak mı dedi. Kapının önüne getirelim bakalım bir kamyon pirinç. Her cumartesi. Evet. Pirinci olmayanlar gelmeyecek mi? Gelecek. Gelecek. O yüzden dua edelim, evet. Duanın peşine düşelim. Ya Rabbi beni affet. Kardeş, ertesi gün aynı şeyi yapıyorsun. Affet demenin tecelliyatı yapma. Yapma.
Ya Rabbi bana namazı nasip eyle. Kalk, abdestini al. Kalk, abdestini al. Sabahtan akşama kadar otursan, bana namazı nasip et desen, abdest almaya kalkmadıkça namazını kılamazsın. Allah bizi iyi eylesin. Bugün size kibirlenen veya istemediğini belli eden kişilerden kendinizi çekebilirsiniz demiştiniz. Bazen derviş kardeşlerle de bu tarz problemler yaşanıyor. Haram olmayan herhangi bir davranışımızı beğenmeyip, kendince küçük görüp bizimle alakalarını kesmek istiyorlar. Böyle durumlarda derviş kardeşimize nasıl davranmalıyız? Bu noktada alakalarını kesiyorlarsa kesecekler. Herkes kendine bakacak. Birisi size karşı kibirleniyorsa, ona kibirlenmek sizin hakkınız. Hadis de sakin.
Kibirlenene kibirleneniniz. Bu öğreti için ama. Çünkü kalbinde zerrece kibir bulunan, asla cennete giremez. Başka bir Adi Şerif'te 40 bin yıllık yoldan dahi cennetin kokusunu alamaz. Onu bir öğretidir. Kibirlenene kibirlenirsiniz. O anlar kibirlenmenin ne kadar kötü olduğunu. Kibirinden vazgeçer. Ama bir kimse, siz ona tebliğ ettiniz, kibirlendiniz, kibre devam ediyor. Burada normalde hani böyle günah-ı keba ile iştigal eden insanlara konuşmak, tebliğ etmek belli insanlara vazife konmuş ya, hani bu adam artık onulmaz bir noktada. Onunla uğraşacak olan alim, amir, hakim hükmünde kimseler olacak.
Gittiğinizde kavga edeceksiniz, tartışacaksınız. Hiç gerek yok. O zaman mesafe koyabilirsiniz. Bu manada. Ama haram olmayan bir noktada bir kimse, hoşuna gitmeyen birisinin bir hali varsa, mesafe koymaya hakkı var. O zaman o insanlar haram değil ama daha ince bir ahlaka sahip olmaya gayret edecekler. Ama şunu unutmayın. Hz. Mevlana Celalettin Rum Hazretleri meşhurdur ya sözü. Hatasız dost arayan dostsuz kalır. Sonuçta uzaklaşanlar, bir gün dostsuz kalırlar. O zaman anlarlar, ben uzaklaşmayın diye yasaklamamamın sebebi bu. Yani bazı sufi anlayışlarda sen uzaklaşma, hani ona devam et, onun o haline sabret diye böyle bir düşünce var.
Bende o düşünce yok. Olmayışının sebebi şu, insanlar eksik ve yanlış ahlaklarını doğru zannediyorlar. Kapının ağzını boşaltalım, gelin biraz daha içeri. Destur ya Allah. Burası daha 500 kişi alır, üzmeyin kendinizi. E tabi 28 Şubat'tan önceki arkadaşlar iyi bilirler. Biz küçücük odalarda kaçar kişi ders yaptık. Ders yapacak yer yok. İkide birde basılırsın. İkide birde götürürler. Saklı gizli ders yapacaksın. Evden eve ders yapacaksın. Evlerde salonlar belli. Salonu büyük olanlar zaten biraz böyle, hali vakti yerinde olanlar kimseyi davet etmez. İşe hep fukaralar elini boynunu altına koyar. Adamın öyle koltuğu, halısı, mobilyası iyiyse o davet etmez.
Onlar zaten biraz zengin mahallelerinde otururlar. Oralarda da zaten zikrullah yapacaksın. Eyvah eyvah eyvah … Adamı zaten selam vermezler ertesi gün orada. Hiç kimse de davet etmez zaten. Eee biz küçük böyle evlerde zikrullah yapardık. Her taraftan tere kardı. O yüzden biz iyi istif ederiz arkadaşları. Sıralarız böyle o konuda. Elhamdülillah Cenab-ı Hak bize gayret kuvvet verdi. Olmadı, evi genişletiriz. Şimdi yeniler bilmez. Ev sahibi orada duruyordur. Halısı, koltuğu, mobilyası, masası var ya. Bizden sonra zaten kadınla erkeğin arasında tufan çıkar muhakkak. Çıkmıştır. Bir bakmışsın salonda halıla şeyler, koltuklar, mobilyalar dışarı gidiyor.
Evin düzenini bozuyoruz biz. Evin düzenini kendimize çeviriyoruz. Bizden sonra artık zaten birkaç gün sonra. Bir daha bazıları bir daha derse davet edemiyordu zaten. E kesin arkadan tufan çıkıyor çünkü. O uzun müddet derse davet edilmiyoruz biz oraya. Hatta uzun müddet bazılarının hanımları beni gördüğünde böyle hani bu nereden göründük? Öyleydi. Allah bizi affetsin. Evet. Namaz kılarken bazen namazı kısaltmak zorunda kalıyorum. İçimden bir ses kısalttığı şey namazdan önemli mi diyor ama ben onu dinlemiyorum. Benim yaptığım küstahlık mı? Evet. Buraya büyük istekle geliyorum fakat arka tarafta bayanların gelin ettiği dizi dedikodularından sizi dinlemeye konsantre olamıyorum.
Sizden ricam anlaşılır şekilde uyarmanız umarım etkili olur. Allah razı olsun inşallah. Şimdi gönül arzu eder ki buraya herkes hafta içi veya hafta sonu manevi bir tat alsın diye gelsin. Ama bunu biz genelde böyle yazı geldiğinde tabii bize soru geldi veya böyle bir istek geldiğinde genelde söylemeye gayret ediyoruz. Ama ne yapalım onlar da lazım. Şöyle Allah'ın zikir meclisleri vardır. Bu zikir meclislerinde arayan, tarayan melekler grubu da vardır. Zikirle alakalı hadisler babının birinci hadisi kutsisidir bu. Melekler o zikir meclisini görünce diğerlerine seslenirler. Gelin gelin aradığımızı bulduk.
Melekler oraya saf tutup üst üste halaka halinde, halaka halinde Allah'ın katına kadar yükselirler. Allah'ın katı nerededir? Bir rivayette Arşala'ya kadar diyor. Bir rivayette de Allah'ın o işte zikir halakasının üzerine yükselirler. Birbirlerini de çağırırlar. Cenab-ı Hak bildiği halde meleklerine sorar. Ey melaikelerim, kullarım ne yapıyorlar? Seni zikrediyorlar ya Rabbi. Peki, kullarım ne istiyorlar? Cennetini istiyorlar ya Rabbi. Benim cennetimi gördüler mi? Vallahi görmediler ya Rabbi. Görselerdi ya Rabbi neşe içinde, zevk içinde seni zikrederlerdi. Neyimden korkuyorlar?
Cehenneminden korkuyorlar. Görselerdi, ağlaya ağlaya kendilerini paralarcasına zikrederlerdi. Ey melaikelerim şahit olun. Ben onların hepsini de affettim. Meleklerden birisi der ki diyor, ya Rabbi burada felanca kul vardı. Tamâşâ için gelmişti, seyretmeye gelmişti. Başka bir rivayette de Beyhakî'de geçmesi lazım galiba. Başka bir rivayette de bir işi vardı, birisini görecekti. Onun için gelmişti. Ey melaikelerim şahit olun. Orası öyle yüce bir meclistir ki, orada bulunanları ayırmak Allah'ın şanına yakışmaz. Onları da affettim. Şimdi biz, evet orada dışarıda böyle diziden bahseden, Esra Erol'dan bahseden, ne bileyim işte sabah TV programlarından bahseden muhakkak kardeşler de vardır.
Bir de onlar buranın müdavimidir. Yani cumartesiden cumartesiye gelmiyordur onlar. Onlar buralı ya, her şeyi de çok biliyorlar. Dinlemelerine de gerek yok. Onlar normal işlerine devam ediyorlar. Ama biz onlardan bu noktada, bu hadisi kutsiden dolayı biz onlara bir şey demiyoruz. Diyoruz ki, onlar bu meclise geldi ya, burada da oturuyorlar ya. Burada başka bir şeyle de uğraşabilirler. Ama Cenab-ı Hak ayırmıyor, biz nasıl ayıralım şimdi? Cenab-ı Hak affediyor, biz ne yapalım? Bizim öyle gafur-u rahim bir Allah'ımız var ki, Öyle merhamet sahibi ki, birisi tekkeye, sürtüne sürtüne geçse o da affolacak. Birisi dese ki ya o tekke de çok hoşuma gitti ya, bir gideceğim oraya dese o da affolacak.
Ben ne yapayım? Allah'ın affettiğine ben affetme mi diyeyim şimdi? O yüzden o bayan kardeşler de haklarını helal etsinler bana. Ve zaman zaman söylüyor, sohbet esnasında işte sonra yapsanız falan diye. Ama durmuyor. Bugün Esra Airoğlu ne dedi, o önemli. Bulundu mu, bulunmadı mı, kaçak mı? Kim kimden evlendi, kim nereden dolaştı gitti? Bu daha önemli. E popüler kültür bu şimdi. Allah bizi affetsin. Ama biz bu hadisi kutsi mucibince, buraya kapıdan içeri birisi girse, sohbetten iki kelime duysa, ha burada Allah'ı zikrediyorlarmış, sohbet varmış, ya güzelmiş dese çıksa, Cenab-ı Hak onu affeder, öyle inanıyoruz inşallah.
Ruhlar mertebesi sohbetinde bahsettiğiniz, ben sizin Rabbiniz değil miyim nidasında ve Peygamber Efendimiz'in dualarında zikrettiği Rab ismi şerefinden bahseder misiniz? Uzun bir sohbet konusu. İnşallah bir gün Rab ismi şerefinden size bahsedeceğim. Bunun yerli yerine oturması lazım. Yerli yerine oturduktan sonra bu sohbet anlaşılır. Bu böyle beş cümleyle anlaşılacak bir mesele değil. Çünkü bu beş cümleyle ben bunu anlatmaya kalktığımda, yarın örneğin, bir böyle kavim bulunuyor, öyle değil mi? Bir kabile bulunuyor. Hiç din gitmemiş onlara. Ama onların bir inançları var.
Bir şeye inanıyorlar. O bir şeye inandıklarını da Allah kabul ediyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden nakil var bu noktada. Ve biz desek ki onlar da İslam, siz Mustafa Özbağ kafayı kırdı dersiniz. O yüzden uzun bir sohbet konusu. İnşallah Rab ismi şerifiyle alakalı, bu soruyu soran bana hatırlatsın, o kendini biliyor.
İnşallah geniş bir sohbet edelim. İnşallah. Böyle bir cümle yine söyleyeyim. Ruhlar aleminde Cenab-ı Hak bütün ruhlara tecelli etti. Ben sizin Rabbiniz değil miyim diye. Orada ruhlarda, ruhlar aleminde o esnada cebriyet geçerliydi. Bir veçeden. Bir veçeden cebriyet geçerli değildi. Bunu kitaplarda okursanız cebriyet geçerliydi. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Ne am? Evet, sen bizim Rabbimizsin. Bu cebriyetti. Bu fakirin inancı o değil. Cebriyete inanmıyorum orada. Orada bütün eski kitaplara bakarsanız cebriyet var.
Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Ne am? Evet, sen bizim Rabbimizsin. Bunu söylerken, bütün bu noktada eski tefsirciler veyahut da hadis yorumcuları, kritikçileri, demişler ki, bu noktada cebriyet vardı. Ben haşa onlara karşı edepsizlik etme noktasında değilim. Ben sadece buradaki cebriyeti inkar ediyorum. Diyorum ki, cebriyet yoktu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Değil miyim? Derken ruhların, Rab, ruhların, Rab algıların neyse, karşılarında onu gördüler. Karşılarında onu görerekten dediler ki, sen bizim Rabbimizsin. Bu, cennete girdiğinde bütün cennetliklerin hali gibi. Cennete girdiğinde, cennettekinler, cennettekinler, Cenab-ı Hak tecelli edince, cennet halkına, bir kısmı diyecek ki, bakın aynı Rab kelimesi orada da var.
Bu bizim Rabbimiz değil. Bir kısmı da diyecekler ki, hemen secdeye gidecekler. Bu bizim Rabbimiz diyecekler. Cenab-ı Hak bir daha tecelli edecek cennet halkına. Bir daha tecelli ettiğinde, hadisi kutsu ise diyor ki, Allah, cennetteki insanların Rab algısına göre tekrar tecelli eder. Cennet halkı ikinci tecelliyatta, derler ki, evet bu bizim Rabbimiz.
Bu bizim Rabbimiz, Allah'ımız değil. Orada Allah Celle Celaluhu ism-i şerîfi yok. Allah Celle Celaluhu ism-i şerîfi, bu böyle bütün isimler sıfatlar olsun, ortada kırmızı bir nokta var kubbeye. Bakın kubbeye. Evet. O kırmızı nokta Allah ism-i şerîfi. Teşbihte hata olmaz, tenzih ederiz şimdi. Geri kalan ne? Bütün sıfatları. Rab de, Allah'ın zatullahına yakın, en önemli ismi şerifidir. Aslında zat kokar. Aslında zat kokar. O yüzden bütün kulların, bütün kulların, kendi dairesinde, kendince, bir Rab inanışı vardır.
Bugün Hristiyan'a giderseniz, Rab inanışı vardır. Museviye giderseniz, Rab inanışı vardır. Örneğin, işte Aleviye'ye gidersiniz, Şia'ya gidersiniz, Hafize'ye gidersiniz, Hariciye'ye gidersiniz, Mürciye'ye gidersiniz. Hepsinin de Rab inanışı vardır. Bugün örnek, daha geriye doğru gidelim. Ebu Cehil'e gidersiniz, Rab inanışı vardır. Müseylemetül Kezzab'a gidersiniz, Rab inanışı vardır. Firavun'a gidersiniz, Rab inanışı vardır. Nemrut'a gidersiniz, Rab inanışı vardır. Var olan, ruh öflenen, kime giderseniz gidin, hepsinin de bir Rab inanışı vardır. Hepsinin de. Rab inanışı olmayan, hiçbir ruh sahibi göremezsiniz.
Bugün ateistte gitseniz, onun dahi Rab inanışı vardır. Rab inanışı olmayan, hiçbir ruh sahibi göremezsiniz. Niçin? Çünkü o, ruhlar yarattığında, el-estükü bir Rab bikim dendiğinde, Rab inanışını aldı orada. Rab inanışını aldı. O yüzden, Hadis-i Kudsi ve Hadis-i Şerif, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurur ki, bütün insanlar doğduklarında, İslam fıtratı üzerine doğarlar. O zaman Rab inanışından hareket ederekten, hareket ederekten siz, Amazonların içerisinde bulunmuş olan bir kabileyi, İslam'ın dışında göremezsiniz. Onu kafir de göremezsiniz.
Onun çünkü Rab inanışı içinde vardır. mademki ruhlar aleminde, ayetle sabit, ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sordu, onlar da dediler ki, evet sen bizim Rabbimizsin. Ama onun Rabbisini tanımasıyla, senin tanımanın arasında fark vardır. Onun Rab tanıması ile, Muhammed-i Mustafa'nın ümmetinin Rab tanıması arasında fark vardır. Muhammed-i Mustafa'nın ümmetinin Rab tanıması ile, bir Hristiyan'ın Rab tanıması arasında fark vardır. Muhammed-i Mustafa'nın ümmetinin Rab tanıması ile, bir Musevi'nin Rab tanımasının arasında fark vardır. Biz ona baktığımızda şirk ehli görürüz. Biz ona baktığımızda küfür ehli görürüz. Biz ona baktığımızda eksik Rab, Rab inanışı olarak görürüz.
Niçin? Çünkü bizde onun tamamı var. Bizde onun bilgisi var. Biz onun o bilgisi ile bilgilenmişiz. Muhammed-i Mustafa'nın ümmet olmakla, biz Rab noktasında ne kadar bilgimiz var ise, biz o kadar bilgilenmişiz. Aslında kendi aramızdaki dahi fark vardır. Bizim birimizin Rab inanışı bilgi olarak ve tecelliyet olarak bir üstte ise, bir altımızda, yani bunun inanışa yükselmemiş bir kimseyi cahil olarak görürüz. Neden? İman etmiş ama cahil. Rab bilgisi hem maddi olarak hem manevi olarak eksik. Kime göre eksik? X kimseye göre eksik. Y kimsesi var. Y kimsenin bilgisi daha yüksek. O zaman X kimsenin bilgisi aşağıda kaldı. O zaman Rab inanışı, Allah'ın yarattığı nefes adedincedir. Ve birisinin Rab inanışını sakın inkar etme.
Biraz daha konuşursam bu meselenin altından kısa zamanda çıkamayız. Yarım kalır, yarım kalırsa da üzülürüm bu sefer. Millet yarım bir şekilde gider buradan. Allah bizi affetsin. Bu kadar söyleyeyim. Siz biraz bu noktada tefekkür edin. Biraz ders çalışın. Geçen sohbetlerinizde Allah bir şey yarattı. Bu şey onu tesbih etti. Teşbih etti, tenzih etti. Ve bu Allah'ın çok hoşuna gitti. Daha sonra Allah her şeyi ondan yarattı demiştiniz. Soru bir. Allah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i de mi bu şeyden yarattı? Onun Efendimizin nuru da mı bu şeyden yaratıldı? Soru iki. Bu şey nedir? Bu şey hakkında bilgi verir misiniz?
Allah bir şey yarattı. Sufiler şöyle düşünürler. Bu sufilerin bu düşüncesine de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifinden alırlar. Sufiler inançları şudur. Benim inancım şudur. Allah bir şey yarattı. O yarattığı şey ruhundan ve nurundandı. O yarattığı şey aynı zamanda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyeti oldu.
Ve Allah her şeyi ondan yarattı. Yarattığı şey Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyetiydi. Çünkü o yarattığı şey ilk konuşan, ilk akıl. Bakın ilk konuşan o yarattığı şey. O daha yaratıldığı anda bunu böyle söyleyebilmem için hakkınızı helal edin. Çok matematik bir bilgim yok. Trilyonda, katrilyonda, tentrilyonda bir zaman biriminde o da yani ağının ağının ağının ağının en küçük biriminde daha varlık, varlığa tecelli ettiğin esnada Allah'ı tesbih etti. Allahu Ekber dedi. Teşbih etti.
Sen Rahman ve Rahim'sin dedi. Tenzih etti. Sen hiçbir şeye benzemezsin dedi. Teşbih etti. Rahman ve Rahim'sin dedi. Teşbih. Tenzih etti. Hiçbir şeye benzemezsin dedi. Allah'ın bu hoşuna gitti. Bu ilk yarattığı şeyi biz sufiler, bu benim kendi inancım aynı zamanda.
Biz bunu Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti olarak, ben öyle inanırım, eski sufilerden de bu benzer şeyler okuduğumu hatırlıyorum. Bu yarattığı şeyi Yunan Helenistik çağında varlık üzerinde kafa yürüten ilk Yunan feylesofları bunu bir cevher olarak nitelendirmişler. Cevher. Tabi bu cevher bu noktada insanı materyalizme sürüklüyor.
İkinci soru çünkü bu şey nedir, bu şeye yakında bilgi verilmişsiniz demiş de o yüzden söylüyorum. Bu şeyi Yunan feylesofları cevher olarak görmüş. Hatta bir kısım İslam mütefekkiri, ilk dönemlerden sonra 300'lerde, 400'lerde yaklaşık hicri, bunun üzerine kafa yürütüp bu eski Yunan feylesofçıların kitaplarını da direkt hemen böyle çevirip kendileri okuyup kabullenmeye başladıklarında bir kısmı cevher olarak da görenler olmuş.
Bunu elinize eski çeviriler filan denk gelir gelirse okursunuz. Ya nasıl bir Müslüman bunu cevher demiş diye düşünebilirsiniz. Yani eğer bu sohbetimden sonra. İslam, İmam-ı Azam bu noktada İslam'ın içerisinde İmam-ı Azam'ın tarifi çok hoşuma gider. İmam-ı Azam yaratılana bu ilk şeye bir şey der. Bu çok müthiştir, çok hoşuma gider benim. Bir şey. O şeyin içerisinde her şey var mı? Her şey var. Ama her şey onun içindeken o şeyin ismi yok. Tenzih var yani. Neye benzerdi? Hiçbir şeye benzemezdi. İlk akıl, ilk akıl. Hani hadisi şerifte diyor ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Allah önce aklı yarattı.
Aklı evvel. Aklı evvel. O yaratılan şey aynı zamanda aklı evvel. Bu yaratılan şeyle alakalı bir sürü isimlendirme görebilirsiniz. Allah önce aklı yarattı. Aklı evvel. Allah önce kalemi yarattı. El kalemi evvel. Allah hadisi şerifte de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki hiçbir şey yaratılmazdan önce ben yaratıldım.
Başka bir şey dedi diyor ki henüz daha Adem yok iken ben peygamber idim. Tabi hadisleri reddetmek bu ara çok moda ya. İslam dünyasının içerisine atılmış en önemli el bombalarından birisi. Ve bunu Türkiye üzerinden oynuyorlar bu oyunu. Türkiye'nin kalkınmasını, genişlemesini dini olarak, ahlaki olarak, ekonomik, siyasi, askeri olarak güçlenmesini istemeyen güçler her cenahtan bize saldırıyorlar.
Bu ara saldırdıkları nokta biz dinle, tasavvufla ilgilendiğimizden bizi ilgilendiren birinci derece orası. Din. Siyaseten de saldırıyorlar, ekonomik olarak da saldırıyorlar, askeri olarak da saldırıyorlar. Bu memleketin kalkınmasını, büyümesini, bu memleketin dirlik birlik içerisinde olmasını istemeyenler nasıl Osmanlı'yı yıkmak için canla başla çalıştılar içeriden dışarıdan, daha biraz biz kafamızı kaldırıp belimizi doğrulturken bize yine içeriden dışarıdan saldırılar devam ediyor.
Ey iman eden Müslümanlar, Anadolu Müslümanları, uyanık olun, parçalanmayın, ayrılmayın, birbirinize laf söylemeyin, birbirinizin arkasından çekiştirmeyin, sımsıkı sarılın, Kur'an ve sünnete, hadisleri inkar edenleri dinlemeyin, hadis inkarcılarını reddedin, bir televizyona çıkarıyorlarsa kaldırın telefonu protesto edin, daha da ileri, hadisi inkar edenleri cumhuriyet savcılıklarına şikayet edin, suç işliyorlar, bizim inancımıza hakaret ediyorlar, suç işliyorlar, suç.
İkide bir de benim hakkımda dilekçe yazıp Cumhuriyet Savcılığı'na veriyorlar benim buradaki sohbetlerimle alakalı. Veya başka yerde, bilmem nerede sohbet etmişim, Cumhuriyet Savcılığı'ndan talimatla ifade alıyorlar. Alsınlar, yerinmiyorum. Televizyonlarda hadisleri inkar eden, reddedenleri cumhuriyet savcılıklarına şikayet edin, dini hakaret yapıyorlar.
Dinimizle alay ediyorlar. Hadislerle alay ediyorlar. Bursa TV'de çıktı, neydi o adamın adı? Fatih Tezcan. Hadisleri reddediyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucize hadislerini reddediyor. Alay ediyor bir de onlarla. Alay ediyor. Önüne bir örtü koymuş. Önüne koyduğu örtü, Recep Tayyip Erdoğan'ı desteklemek. Bu önünde örtü. Arkasından bütün hadisleri reddediyor. Arkasından normalde mucize hadislerini reddediyor. Kulağımla duymasam inanmayacağım. Arkasından benim peygamberim hata yapmıştır diyor. Kulağımla duymasam diyeceğim ki yok.
Örtü. Hükümeti desteklemek örtüsü. Arkasından açtığı yaraya bakın. Arkasından açtığı yaraya bakın. Uyanık olun. Fethullah Gülen'e düşmanlık yapacağım derken hadisleri inkar edemez. Recep Tayyip Erdoğan'ı destekleyeceğim derken hadisleri inkar edemez. Açtığı yaraya bak. Herkes ona çünkü şey bakıyor. Olumlu bakıyor. Herkes neden olumlu bakıyor? Bir tarafta diyor ki işte Fethullah Gülen'le mücadele ediyor. Savaşıyor. Öyle görüyor. Gösteriyor kendini. Öbür tarafta da Recep Tayyip Erdoğan'ı seviyor. Onu destekliyor. Herkes de sempati olarak bakıyor. Zehiri balla yedirirler insana. Dikkat edin.
Uyanık olun. Uyanık olun. O yüzden hadisleri reddiyetciler var. Onlara karşı uyanık olun. İşte bu hadislerde var şimdi. Yaradılışla alakalı ilk hadisler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki hiçbir şey yok iken, Adem henüz daha yok iken ben peygamber idim. O peygamberlerin evveli. O peygamberlerin evveli. Yaradılmışların da evveli. Yaradılmışların da evveli. Varlığın evveli. Ama neye benzer? O bir şey. İmam-ı Azam'ın diliyle. Ben bu noktada benim mezhep imamım olan çok sevdiğim, saygı duydum, kendisine itibar ettim, bağlandığım İmam-ı Azam Hazretleri'nin sözünden dışarı çıkmak istemiyorum. Diyor ki, o bir şeydir.
Bir şey. Bunu İmam-ı Aturi'de de kabul etmiş, bunu İmam-ı Nesef'i kabul etmiş, bunu Tahtazan'ı kabul etmiş. Arkasından gelen bütün bu manada biz fıkıh, iştihat âlimi dediğimiz, bugünkü dilde İslami entelüek değerlerin hepsi de bunu kabul etmişler. Bir şey. O bir şey. O yüzden bir şey nedir? Her şeydir. O bir şey nedir? Her şeydir. O bir şey, o bir şey, bunu bu dersi de bitireceğim burada. O bir şey, bir veçesi Allah Celle Celaluhu'nun zatullahına bakar. Bir veçesi. Bir veçesi ile âlemi halka bakar, yaratılmışlara bakar. Onu şöyle dillendirebilirim.
Her zaman tahta gelmiyor ya, olsun varsın, tahtı da getirmeyin. Yok getirme. Şimdi Cenab-ı Hakk'ın zatı her şeyden münezza. Sakın böyle bir yer belli ediyorum diye, ya Allah burada diye düşünmeyin. Cenab-ı Hak hiçbir şeyi yaratmadı. O vardı. Allah tam başka hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey yok. Arabi'nin deyimiyle bu taayyünsüzlük. Yani bilinmezlik. Cenab-ı Hak kendisi de diyor ki, ben bilinmezdim. Bilinmez. Hadis-i Kudüs öyle değil mi? Ben bilinmez bir hazineydim. Bilinmez. Bilinmez. Bu bilinmezlik ilk bilinirliğe geçti. İlk bilinirliğe.
İlk bilinirliğe geçmesi Allah ism-i şerîfi. Biz bilinmezlikte Allah'ın Allah olduğunu da bilmiyorduk. Hiçbir şey yok çünkü. Hiçbir şey olmayınca Allah'ın Allah olduğu da bilinmiyor. Bilinmezlik. Ben bilinmezdim. Bilinmezdim deyince hiçbir şey yok. Onu bilecek bir şey de yok. Onunla alakalı bir işaret de yok. Taayyünsüzlük, burayı düşünmek, burayı fikir sahip etmek, burayla alakalı bir fikir üretmek, bir şey üretmek hepsi de boş. Boş. Bilinmezdik. Zaten bizim bilgimiz akli olarak aklımız kadar. Aklımız ne kadar genişledi, derinleşti bilmiyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki ya maneviyat uçsuz bucaksız. Uçsuz bucaksız maneviyat akla tecelli eder. Akla. Biz öyle akılsız sufilerden değiliz.
Dikkat edin. Uçsuz bucaksız maneviyat akla tecelli eder. Siz rüya görürsünüz. Gördüğünüz rüya akla tecelli eder. Rüyanızda Mehmet Kuyucu'yu görürsünüz. Tanımıyorsunuzdur daha. Ama bir sakallı bir adam gördünüz. Aaa rüyanızda gördünüz. Rüyanızda gördüğünüz cismi akıl hafızaya alır. 10 yıl sonunu gördüğünüzde aa ben bunu görmüştüm. Nerede gördüm acaba? Ama öyle soytarılık değil, ticaret yapmak için değil. Seni nereden tanıyorum ya? Bir yerden tanıyorum ben sana. 3 aylık çekversem olur mu? Bu değil o. Bak bu boğu değil. Onu rüyanda veya sufiler zikrullah halinde görürler. Tanımlayamazlar o esnada. Tanımlayamamak bilmemekten. Ama hafızaya alırsın.
Bir yere gezmişsin der. Aaa bir yeri gezdim ben. Neresi olduğu belli değil. Aaa bir baktın ki o şehri gördün. Tepeden baktın. Aaa rüyamda gördüydün burayı. He ne olduydü ardından? Ardından yol üstünde sağda su olması lazımdı. Oradan su içtiydim. Bak bakalım yol üstünde sağda suyu buldun. Suyu içtin. Aaa aynı lezzet. He ileride solda da cami var. Orada da öğlen namazı kıldıydım. İleride gittin. Bir baktın solda cami var. Aynı tuvaleti aynı. Abdest alması yerisi aynı. He. Burayı rüyanda gördüydüm daha önce. Ne oldu? Rüyanda tanımlayamadığın her şey hafızaya geldi. Akla. Maneviyat uçsuz bucaksız. Kardeş. Uçsuz bucaksız maneviyat verilene uçsuz bucaksız akıl verilir.
Sonsuz maneviyat verilene sonsuz akıl verilir. Genişler akıl. Onun tecelli edeceği bir yer lazım. Bak tecelli edeceği bir yer lazım. Tecelli edecek bir yere. Dikkat edin. Bilinmezdi. Tecelli edecek bir yere. Bilinmez. Bilinmez. Bir şey yarattı. Bu bilinmezdin. Bu taayyünsüzlük. Bunun birinci taayyunu var. Arabiye göre ayrıştırırsak. Birinci taayyunu ne? Allah ism-i şerîfi. Birinci taayyun. Arabi der ki varlığın derecelerinde bu birinci taayyundur. Allah'ın Allah olduğu bilinir. Sıfatlarıyla. Rahmandır, Rahim'dir, Kerim'dir, Selim'dir, Mu'indir.
Gafurdur, Kahhardır, Cebbardır, Cemaldir, Celaldir. Sonsuz isimleri vardır. Doksan dokuz tanesini bize nakletmişler. İmam-ı Şafi bin kusur tane ismini tesbit ettim der. Sonsuzdur. Sufiler derler ki Allah'ın ismi sonsuzdur. Sonsuz. Hatta sufiler yarattığı adedince der. Ben durun derim. Yarattığı adedin deyince sınır koyuyorsunuz. Yok. Ya Allah'ın isimleri sonsuzdur. Sonsuz. Sıfatları sonsuzdur. Sonsuz. Ezeli ve ebedi sonsuzdur. Allah'ın isimlerine şart düşmek, adet koymak yok. Bize doksan dokuz tanesini verilmiş. Hazreti Peygamber Efendimiz de demiş ki, bunları ezberleyene cennet vacip olur. Ezberleyin. Ama sakın doksan dokuza bağlamayın.
İşte Allah Celle Celaluhu ismi şerifiyle sıfatları tecelli ediyor artık. Birinci taayyünden ikinci taayyüne geçiyor. Yani bunlar nasıl biliyor musun? İşte ten trilyonda bir zaman bölümünde olan tecelli eden şeyler. Öyle ben onu yaratacağım kaç dakikası. Öyle bir şey yok. Öyle bir şey yok. Bu ten trilyonda bir zaman biriminde. Ve Allah Celle Celaluhu sıfatları her şeyle ilk tecelliyata, zuhurata çıkınca bir şey yarattı. O yarattığı şey işte ikinci taayyün olarak tecelli eden şey. İkinci taayyün. Arabiye göre. İkinci taayyün bu noktada Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin ruhaniyeti ve nuraniyeti. Bunu şimdi bazı kardeşler Nakşibendi geleneğinden gelirler.
Nakşibendi geleneğinden gelenler İmam-ı Rabbani'den okurlar mektuplarında. İmam-ı Rabbani bunun dışında bir şey söylemez. Aralarında kavga çıkarmaya çalışıyorlar. Cahiller çıkarıyor. İmam-ı Rabbani de der ki Allah bir şey yarattı. Yer ettiği şey nur-u Muhammed'idir der. Bizde aynı şeyi söylüyoruz zaten. Dişimşuk. Bu nur-u Muhammed'i bu yarattığı ikinci taayindeki yarattığı şey bir veçesiyle Allah'ın zatullahına bakar.
Komple sıfatlarıyla beraber. Bir veçesiyle de halk alemine bakar. Yani ruhlar alemine. Anladınız? Bunu normalde örnek böyle bir çizgi var ya burada sarı çizgi. Bu sarı çizginin üstü Allah Celle Celaluhu'nun sıfatlarıyla beraber birinci taayyün olsun. İkinci taayyün şurası. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin ruhaniyetinin ve nuraniyetinin yaratıldığı yer. Bu çizgiden aşağısı ruhlar alemi. Bize şimdi kardeş diyor ki bu şey neydi? Biz o şey neydi dediğimizde bir şey ya. İsim koncaksa bir şeye Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyetidir.
İsim istiyorsanız, tecelliyat istiyorsanız, biraz dizlerinizin üzerine bükçeğiniz geceleri biraz fazla ağlayıp, fazla gözyaşı döküp, gündüzleri de iyi ahlak sahip olup Allah yolunda koşturacağınız. Cömert olacağınız, size haksızlık yapacaklar, susacağınız, hançerleyecekler, susacağınız, namusunuza laf söyleyecekler, susacağınız. Dayanabilip katlanabilecekseniz yol yürüyeceksiniz. Öftemeyecekseniz yol yürüyeceksiniz. Allah'a alem o zaman nereye baktığını göreceksiniz. Miracı iyi düşünün. Neden miracı iyi düşünün? Miraç aslında bu az önce anlattığım manevi halin zahire dökülmesi. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri o güne kadar hiçbir peygamberin ve varlığın ulaşamadığı bir yere ulaştı.
Necm suresi. İyi okuyun. Cebrail Aleyhi Vesselam dedi ki ya Muhammed. Ya Resulallah demedi bakın. Ya peygamber demedi. Ey Nebi demedi. Ey Resul demedi. Ya Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesselam. Benim yerim buraya kadar. Bundan sonrası bana ait değil. Bundan sonra benim yürüyebileceğim yer değil. Bundan sonraki yeri siz kendiniz gideceksiniz. Peki bilmediğiniz bir yere gidebilir misiniz? Tanımadığınız bir yola gidebilir misiniz?
Bilmediğiniz bir yerde mihmandar nasıl kim olur acaba? Necm suresi devam ediyor. Allah ona sarttı. Kardeşler hakkınızı helal edin. Ya bu kadar soru okuyamam. Kusura bakmayın. Allah sizi yesin ya. Yazmış birisi sakalınız bu kadar ne kadar düzenli yapıyorsunuz diye. Fön çekiyorum gece gündüz.
Bir tane adam var elinde fön makinesi fırça etrafımdan dolaşıyor benim. Ben arabadan aşağı atıyorum tık tık tık … yapıyor. Öyle mi zannediyorsunuz? Allah bizi ahmet etsin. Bu da güzeldi ya. Kaçıncı beyt? 437. Evet bu soru çok sorulu. Yeni gelen arkadaşlardan birisi herhalde.
Demiş ki Semsi Tebrizi hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Şems'in Mevlana, Rumi Hazretlerini arayışı ve buluşu hakkında Allah razı olsun demiş. Allah yardımcınız olsun inşallah. Bunlar tabi güzel hikayeler. Hani ayet-i kerimede de sen geçmiş peygamberlerden bahset. Onların hikayelerinden bahset der ayet-i kerimede. Bu tabi sufilerin içerisinde bu ayet-i kerimenin ışığıyla geçmiş velilerin hayatlarında yaşadıkları şeylerden bahsetmek bu manada adaptan olmuş.
Hani geçmiş peygamberlerin kıssaları anlatıldığı gibi geçmiş velilerin kıssaları da anlatılmış. Bu geçmiş velilerin doğru Kur'an ve Sünnet dairesindeki kıssalarını da reddetmemekte fayda vardır. Öğretidir çünkü. Bakın öğretidir. Hayat öğretisi. Tabi Hazreti Şems, Hazreti Mevlana'ya kadar tanınan bir kimse değildir. Malum Orta Asya'daki gibi o da belli bir terbiyeden, belli bir eğitimden geçer.
Rivayet edilir ki rüyasında o çünkü kendisi çok dua eder. İlla ki bir kimseyi irşad etmekle alakalı. Rüyasında Hazreti Mevlana'yı görür. Hazreti Mevlana'yı görünce Konya'ya gelir. Konya'da onu irşadla memur olmuştur. Kendince rüyasına tabi olur. Sufiler için rüya, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin hadis-i şerifinde deyim ile peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Sufiler rüyaya bu noktada önem verirler. Bugün içinde sufilerin rüyaları bu noktada hakikat penceresinden gelme bir hakikat noktaları, hakikat akıntısıdır. Hakikat dalgasıdır. Biz önem veririz. Onunla amel etmezden önce ehline sorar, amel edilmesi gereken bir şey varsa amel ederiz. Rüyayla amel edilmez derler ya, öyle derler.
Rüyayla amel edilmez. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri istareyi söyler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri rüyayla amel eder. Ezan örneğin. Hem de kendi rüyası da değildir. Ashabın rüyasıdır. Ashabın rüyasıyla amel edilir. Hala daha ashabın rüyasıyla ezan dinlenir, ezan durur. Ashabın rüyasıdır. Öyle rüyayla amel edilmez diyenlere cevaptır bunlar. Rüyayla amel edilir. Rüya sahihse amel edilir. Ama birisi rüyasında namazı beş rekat gördü. İşte o sahih rüya değil. O şeytanın aldatmacısı. O yüzden rüyayı ehline anlatınız der. Hadis-i şerifte. Ehline anlatılması gerekir. Ehline anlatılmadan o kimsenin kendi kafasından rüyayı yorumlayıp ona göre hareket etmesi caiz değildir.
Sufiler muhakkak rüyalarını ehli olan kimseye aktarırlar, anlatırlar. Bir dergah gerçek manada manevi ise orada manevi rüya tevil eden en az bir kişi, iki kişi vardır. O dergahın iyi dergah, o dergahın manevi olduğuna işarettir o.
Bu olmazsa olmaz. Bakın bu olmazsa olmaz. Yarın olacak, olacak kardeş. Olacak. Orada rüyayı tevil eden, doğru tevil eden, hakikatten bize bir şey söyleyecek rüya tevilcisi lazım. Öyle yok. Öyle sokaktan domates satılmıyor. Öyle pazardan marul da almıyorsun. Bu iş öyle değil. Öyle geliver ayvazım gidiver tingozum değil bu iş. Allah muhafaza eylesin. İşte Şemseddin'i Tebriz'i de rüyasının peşine geçti. Tasavvuf rüyanın peşine gitmektir. Tasavvuf rüyanın peşine gitmektir. Ben ödemişteyim, Bursa'ya göçmüşüm.
Cemekanlı bir dükkanım var, çalışanlar var. İçeride Kur'an-ı Kerim okuyorum. Ödemişteyim ama ben. Ödemişteyim. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi geldi. Ödemişte evde işte çıkıyoruz. Bizim hacı hanım dedi ne zaman biz Bursa'ya göçeceğiz? Bursa'ya göçüş yok artık gelin dedi. Nereye dedi? Aa biliyor o söylesin dedi. Ben de birkaç gün önce Bursa'ya göçtüğümü biliyorum. Rüyamda öyle gördüm. Bursa mı dedim ben? Nasıl biliyor dedi. Bursa'ya göçüyoruz buradan dedi. Bitti. Sonra yolda gidiyoruz İzmir'e. Ne yapayım Mustafa Efendi dedi. Emir Sultan Hazretleri çağırıyor oğlum seni dedi. Buraya gönder diyor dedi.
Emrim başım üstün efendim dedi. Bu kadar. Bursa'da kimse yok o zaman. Biz eşyayı vurduk geldik. Eşya dedi ne ki zaten? İki tane sandalye bir tane masa. Sufi rüyanın peşinden gider. Sufi şeyhinin peşinden gider. Böyle. Şimdi insanlara ne o? Şemsettin'i Tebrizi'ye dönelim. Tabi o günün ekoli o. Rüyanın peşinden gelmiş o da. Sormuş demiş kimdir? Buradadır. Nereden geçer? Buradan geçer. Nerede şimdi? Meran bağlarında demişler. Oradan geçecek ya bekliyor. Uzaktan Hazreti Mevlana görününce bakıyor. Ha bu adam gördüğüm bu.
Gidiyor bir soru soracağım. Talebeler geri çekmek istiyor. Rahatsız etme üstadımızı. O tabi yaklaşınca Bindiği hayvan Bindiği hayvan Bir tekme vuruyor. Etrafındaki bunları kafasından dağıtıveriyor. Hazreti Mevlana anlıyor. Önemli bir şey var. Diyor çekilin sorsun sorusunu. Hayvanın çilbirinden tutunca hayvan sakinleşiyor. Diyor ki Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem Hakkıyla kulluk edemedim ya Mabud Dedi ağladı. Oysa ümmetinden Beyazıt-ı Bestami Dedi ki Var mı benden daha şanı yüce? Hangisi büyük ki? Dedi. Muhammed Mustafa mı?
Sallallahu aleyhi ve sellem Yoksa ümmetinden olan Beyazıt mı? Hazreti Mevlana Hayvandan indi aşağı. Soru öyle kolay. Hemen hayvanın üzerinden Söylenecek bir söz değil. Dedi ki Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinde Öyle bir mana vardı ki O bir derya gibiydi. İçtik de içti. İçtikçe içti. İçtik de içti. Yok mu daha? Dedi. Ama dedi Ümmetinden Beyazıt-ı Bestami Onun gibi Derya değildi. İçti. Sarhoş oldu. Var mı bana yan bakan? Dedi. Bu cevabı alınca Şemsettin'i Tebriz'i Allah Dedi bayıldı.
Aradığını buldu. Baygın bırakıp gidemeyecekler ya Aldılar tekkeye götürdüler. Dergaha götürdüler. Dergaha götürünce Hazreti Mevlana'nın Mevlana'lılığı başladı. Şemsettin'i Tebriz'i O kadar çok sevdik onu. Hazreti Mevlana'da Onun sevgisine Sevgiyle karşılık verdi. O kadar çok sevdi ki. Ondan sonra dedi Ayım Şems Günüm Şems Canım Şems Ruhum Şems Sen olmasaydın Ne Allah'ı bilebilirdin Ne de Muhammed-i Mustafa'yı Bulabilirdin. Öyle oldular Sonunda. Bu kadarlık yetsin. İnşallah. Hakkınızı helal edin.
Buradan bir beyt Okuyiverecektim ama Saat 10 oldu. Kaçıncı beytte kaldık dedin? 437. Yine de Hazreti Mevlana Celal-i Ürmü Hazretlerinden Bir beyt okumadan Ben dersi sonlandırmayanım. İnşallah. Allah erlerinin Ayakları altına döşen Toprak ol. Bizim gibi Sen de Hasedin başına Toprak saç. O ondan öncesi var. 37. Evimi temizleyin Buyruğu temizliği bildirir. Bedenin tılsımı Topraktan ama Işık definesidir beden. Temizleyin dedi Kalp. Evimi temizleyin dedi İnsanın gönlü.
Hiçbir yere sığmadım Mümin kurumun Kalbine sığdım. Allah temizdir. Temiz olan yeri sever. Hani Ayet-i Kerim'de diyor Allah temiz denenleri sever. Bir zahiri temizlik. Müslümanların evleri temiz olacak. Bedenleri temiz olacak. Elbiseleri temiz olacak. Zahiri temizlik. Sokakları temiz olacak. Apartmanları temiz olacak. Kapıların önleri temiz olacak. Sokakları, caddeleri, şehirleri Temiz olacak. Tarlası, bahçesi, takkesi Temiz olacak. Bu zahiri Çöpü çöp kutusuna atacak. Çöp kutusunun yanına koymayacak. Temiz olacak. Bahçede bir şey yedi Atmayacak.
Çöp kutusu var. Gidecek çöp kutusuna atacak. Arabada bir şey yedi. Atmayacak. Gidecek çöp kutusuna koyacak. Allah temizlenenleri sever. Bedenlerini temizleyecekler. Temizleyecekler kasık ve koltuk atlarına yazları gün aşırı en azından. Kışları üç günde bir temiz tutacaklar. Temizlenecekler. Ağır iş yapanlar günlük böyle işte tozlu topraklı iş yapanlar her gün duş alacaklar. Ama böyle işte hadi biraz daha temiz işlerle uğraşanlar gün aşırı alsınlar. Sufiler her gün duş alacak. Ekşi ekşi kokmayacak. Terli olmayacak. Tuzlu olmayacak. Kadınlar kızartma yapıp kızartma kokusuyla yatağa girmeyecek. Çamaşır suyu kullanıp da yatağa girmeyecek. Çamaşır suyu kokmayacak.
Herkes temiz olacak. Mümin temiz olacak. Mis gibi kokacak. Sahte kokularla değil. Müminin kendi üzerine kendine has kokusu olacak. Güzel kokacak. Güzel kokması için manevi olarak ağzı temiz olacak. Burnu temiz olacak. Bakın manevi. Kulağı temiz olacak. Eli ayağı temiz olacak. Kalbi temiz olacak. Sevgiliyle sohbet edecek olan kimsenin ağzı temiz olacak. Ağzın leş kokmayacak. Ağzın kan kokmayacak. Ağzın mümin kardeşinin etinden kokmayacak. Ne diyor, tiksindiniz değil mi? Ölü kardeşinizin etini yemek ister misiniz? Ölü kardeşinin etini yemişin.
Ağzın ölü kardeşinin eti kokuyor. Nerede gelecek sana? Senin merhaba deyişine merhaba diyecek. Kalbim çıfıt parçası. Kendime söyleyeyim. Çıfıt dükkanı olmuş. Nerede gelip tecelli edecek? Cumhurbaşkanı geliyor diye bütün geçecek olduğu yerleri tertemiz ediyorlar. Bayraklarla donatıyorlar. Süslüyorlar. Çocukları koyuyorlar yollara. Çiçekler attırıyorlar. Hak mı? Evet. Hey derviş. Bu gece seni alemlerin sahibi malükül mülk olan Allah kalbine tecelli edecekse temiz olması gerekmiyor mu? Esselamu aleyke ya Resulallah dediğinde karşında görmek istersin öyle değil mi?
Ne kadar temizsin baktın mı hiç? Kendi nefsime söylüyorum. Hz. Peygamber, Hz. Allah evimi temizleyin dedi. Gönül onun, kalp onun. Orayı sen temiz tutmakla vazifelisin. Sen oranın amelesi gibi, işçisi gibi. Sen oranın hizmetçisi gibi. Her daim kalbi cilala, kalbi temizde. Günah kebari düşünme. Tevhid kalbin cilasıdır demiş. Hz. Peygamber hadisi kutsi de. Tevhidsiz durma. Kalbi bu tekkeye benzetirim ya. Zikrullah yoksa içinde şeytan girer. Hadis-i şerif, bir gönülde zikrullah çıktığında oraya şeytan girer. Gönlünüzde zikrullah gitti, şeytan geldi oturdu, attı bacak bacak üstüne, tesbih sallıyor.
Başladı emretme, kalpte ne varsa. Orayı hepsini de emrinin altına aldı. Şehvete dedi, ayağa kalk, düş yola, şu kadına bak. Kine dedi ki, kalk ayağa. Ne duruyorsun orada dedi. Şuna kinlen, sana şunu yapmadın mı? Öfkeye dedi kakaya, şu kinlendine bir de öfkelen. Hiddetlen. Öbürküne dedi kakaya, ne duruyorsun sen? Sen nesin? Ben hasedim, kıskançlıkım. Konu o ya hazet. Dedi kakaya, bunda var nasıl olur? Olmasın. Sende olsun bir tek. Gönül haset evidir diyor. Daha önceki beytte. Şeytan girdi mi? Gönül haset evi. Onda olmayacak, sende olacak. Gönül haset evi. Ebu Cehil diyor ki, ben peygamber olmalıydım.
O neden oldu ki? Gönül haset evi. Ben belediye başkanı olmalıydım. Bu neden oldu ki? Gönül haset evi. Ben cumhurbaşkanı olmalıydım. Bu neden oldu ki? Gönül haset evi. Ben müdürü olmalıydım. Bu neden oldu ki? Gönül haset evi. Ben şeyh olmalıydım. Bu nereden oldu ki? Gönül haset evi. Şeytan oraya girdi mi? Hepsini de ayağa kaldırdı. Hepsini de. Bütün hepsini de içtimai dizdi. Hepsini de saldı. Hadis-i şerif. Şeytan otağını denize kurar. Her sabah müritlerini karaya doğru gönderir. O yüzden denizlerin yanındaki yerler tehlikeli yerlerdir. Müritlerin ülk uğradığı yer denizlerin kenarındadır çünkü. Kadının içine der.
Aman ya kimse yok burada. Bikiniyle giriver. Kim görecek zaten? Hacıdır ama hanımefendi. Kaç seferde Mekke'ye tekkeye gitmiştir. Kimse görmez ya bikiniyle girivereyim der. Bir araba cırırt gelir. Abi bakarlar ki bikiniyle orada o. Ev olan gören gördü artık. Ne yapalım şimdi? Allah affetsin der. Şeytan da der zaten. Akşama bir tövbe edersin affolursun. Akşam olunca hele bir kadeh iç ya. Burada denizin kenarında şimdi bir kadeh iç de. Gece yarısından sonra tövbe edersin der. Şeytan bu zahiri ya. Bunun bir de batın ısı var. Deniz, derya senin gönlün. Bu hadis-i şerif zahir. Bunu batına çevirelim.
Ya deniz, derya senin gönlün. Şeytan oraya oturursa kara da vücut. Gönül çünkü manevi. Vücut zahiri. Oturdu mu oraya? Müritlerini gönderir. Kol, kanat, göz, kulak değil. El, ayak, vücut. Bütün hepsini de ayağa kaldırır. Ne yapar? Şeytanileştirir seni. Seni şeytanileştirir. Nerede bu? Gönlünde. Şimdi biz, ben az önce anlatıyorum. Böyle tebessüm ediyorlar. Deniz kenarındakiler bunlar. Hani bize dokunmaz. Değil. O işin zahiri. Ben zahirine bakmıyorum. Zahirine bakmıyorum. Buradakine bakıyorum. Kalbinde varsa, oturduysa, bütün azaların ayakta. Allah muhafaza eylesin.
İşte buradan kurtuluşun yolunu Hazreti Mevla'nın anlatıyor. Buradan kurtuluşun yolunu Allah erlerinin ayakları altına döşen toprak ol. Sakın ha! Bir veliye karşı kibirlenme. Bir evliyaya karşı kibirlenme. Ona karşı hasetlenme. O nereden biliyor deme. Onun altına ne ol? Halı ol, toprak ol. Hizmet et Allah için. Ona değil, Allah'a hizmet et. Velilerin kendilerine hizmet beklemezler. Hiç, hiç, hiç. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendine hizmet ettirmedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendi işini kendisi görürdü. Allah yolunda hizmet etmek demek, veliye hizmet etmek demek, veliye hizmet etmek demek.
Onun çantasını taşımak demek değil, lazım değil. Onun dediği disturlar dairesinde Allah'a hizmet etmek demektir. İşte Gelibolu'da program var. Gelibolu'da program var arkadaşlar. Gelebilenler gelecek. Hizmet bu. Sakarya'da dün program vardı. Üniversitede gençlere yönelik. Hizmet o. Destek ol. Yürü. Koş dur. Gençlik elden gidiyor. Hizmet bu. Kimseden ekmek istemem, su istemem, yemek istemem, benzin istemem, araba istemem, para istemem, pul istemem, çantamı taşımak istemem, yatak istemem, yorgan istemem, ev istemem, bark istemem, hiçbir şey istemem, hiçbir şey de vermeyin, istersem de vermeyin. İstersem vermeyin, hakkım helal değil.
Verene hakkım helal değil. Birisinden bir şey istersem, verirse hakkım helal değil. Evet, vermeyin, istersem vermeyin. Ama Allah'ı sevin, o yolda koşun. Bir CD satarsam size almayın. Bir kitap satmaya kalkarsam almayın. Bir gazete satmaya kalkarsam almayın. Almayın. Sakın ha. Sakın bir yerden, ya Mustafa Hoca para istemiş falan. Vermeyin, almayın. Öyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Ama Allah yolu, işte burada Hazreti Mevla onun ayaklarının altına döşen dedi. Kur'an ve sünnet dairesinde hizmet et. Ona toprak ol dediğinde ona bilgiçlik taslama.
Tevazu ehli ol. Ona ben biliyorum deme. Kendi bilginle sen, şeytan seni tanrılaştırmasın. Tanrılaştırmasın. Kendi kendini sen, kendini dev aynasında görme. Ulan o da insanmış, ben de insanım deme. Hazreti Peygamber öyle dediler ya sallallahu aleyhi ve selleme. Değil mi? Bizim gibi sen de hasedin başına toprak saç. Kendisini örnek gösteriyor. Kendisi çünkü Şemsettin'in Tebrizi'ye bağlanmazdan önce bir şeyhti. Babasının postuna oturmuş, babasının köşküne oturmuş, babasının kürsüsüne oturmuş. Bir şeyhti. Bildiğiniz şeyh. Ben bazen diyorum rüyamda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bana birisini işaret etse ben gider ona intisap ederim diyorum.
Öbür taraftan birisi mail yazıyor. Sen şeyh değil misin? Kardeş değilim ben. Biz hep müridiz. Bitmeyecek bizim müritlimiz. Bu yolda bitmeyecek. Bitmesin. Hazreti Mevlana diyor ki, Sen de hasedin başına toprak saç. Bizim gibi ol. Yani ben de diyor gittim bir bak bir sürü babası şeyhti. Babasından vefat ettikten sonra babasının şeyhinin bir halifesi geldi. O da şeyhti. Ondan sonra ona intisap etti. O da vefat etti. Sonra oturdu kürsüye. Herkes ona tabi oldu. O haldeken Şemsettin'i Tebrizi'ye bağlandı. Bu kolay bir şey değil. Bugün Türkiye'de bir şeyhin gidip bir başka bir şeyhe intisap etmesi zor düşünülecek bir şey.
Düşünebiliyor musunuz bunu? Birisi gidecek, rüyasında birini görecek, ona gidip intisap edecek. Çok zor bir şey. Allah muhafaza eylesin. Ama diyor ki hasedin başına toprak saç. Sen de bizim yoldan yürüyün. Dostlar, Hazreti Mevlana, Mevlana'yken gidip Şemsettin-i Tebrizi'ye intisap ediyorsa, varın geri kalanını siz düşünün. Hasedin başına toprak saçmak için bu lazım. Allah bizi affetsin. Haklarınızı helal edin. Misafirler de haklarını helal etsinler. Vaktinizi fazla aldık. El-Fatiha'ma selam atın.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi