Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 28 Temmuz 2012 · 42:43
Ne zamanki devlette iş yapan, işte bürokratik, hiyerarşik olarak belli makamda olanlar, bu noktada düşündü, bu noktada davrandı, o zaman bu devlette, bu millet de kurtuluşerdi. Bu devlette, bu millet de kurtuluşerdi. Devlet dairesinde çalışan şefler, müdürler, âmirler, eğer ki kendi şahsi işlerine devletin arabasını kullanıyorlarsa, mahşerde onun hesabını göremezler.
Mahşerde onun hesabı görülmez. Bir iş yerinde çalışan müdür, âmir, ne bileyim işte oranın bir sorumlusu, iş yerinin sahibinden habersiz, iş yerinin arabasını, aracını, derecini, işte ne bileyim bilgisayarını, ne bileyim işte internetini, kendi şahsını kullanıyorsa haram. Bunun hesabını veremez. Bir şey, seninse, seninse ücretini ödediysem, bu sana ettirir. Ücretini ödemedin, hiçbir şey senin değildir. Ya birisi sana tasaduk etmiştir onu, o senindir. Ya birisi sana hediye etmiştir, o senindir. Ya da o kim, o şeyi sen çalmışındır. Bu hırsızlık olur.
Şimdi bunlar modern hırsızlık. Modern hırsızlık, nasıl modern hırsızlık? İş yerinin sahibi yok, giriyor internete iş yerinin sahibi olmalı. İş yerinin sahibi yok, alıyor işte iş yerinin sahibi o bilgisayarı ona muhasebe tutsun diye varmış. O muhasebe tutmaktan tut, muhasebeye beş dakika ediyor, on dakika ediyor. O dayıyor Allah'ım, nasıl olsa bir iş yerine bilgisayarın, internete de bedava.
Hırsız, hırsız. Devlette çalışan bir memur, bir amir, bir müdür, bir şef. Şahsi işini kullandıysa devleti hırsız. Belediyede, valiliklerde, özel kurumlarda, nerede olursa olsun. Şahsi işini kullandıysa hırsız ki hırsız. Biz hırsızı sadece söyle tanıyoruz.
Birisinin evine girecek, birisinin iş yerine girecek, evinden ve iş yerinden onu çalacak. Sahte fatura düzenleyenler, sahte çek düzenleyenler, hırsız. Sadece sahtekar değil, aynı zamanda hırsız. Sahtekarlık ayrı mesele, aynı zamanda da hırsız adam. Ödemeyensiye mal alanlar, hırsız. Ödemeyensiye çek yazanlar, ödemeyensiye senet yazanlar, hırsız. Kendi normalde malı olmadığı halde bir başkasının malını kullananlar, hırsız. Adamın evine kiracı olarak girip, kira ev sahibini dövererekten, korkutaraktan evinde oturanlar. Hırsız, gaspçı. Bugün birisiyle görüştüm, adam diyor ki dokuz yıldan beri evimde oturuyorlar.
Ben bir sefer kira istemeyi gittim, dayağı yiydim, bir daha gidemedim diyor. Dedim ki, çıkarmak için mahkemeyi öl, öldürürüz seni demişti. Çocuğunu da çocuğunu da. Hırsız, sadece gaspçı değil, hırsız. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dikkat edin. Çocuğunuza, etrafınıza, akrabalarınıza bunu nasihat edin. Ben görüyorum sabahları, siyah plaga.
Yani bir tane, çok affedersiniz, buraya teyip, olur ve en o arabalardan. Arkaya müdür oturmuş, bir de asılı yok kendisinin arkaya. Arkaya oturmuş, Renault'un arkasına. Şef ol, güdür ya, kırmızı ışıkta bakıyorum ben şimdi. Yani o bir yerde böyle çok affedersiniz, kıytırıktan şef ol. Arabasından da oturmuş, sabahleyen ona gidiyor, özel Rusisi gidiyor, şoför gidiyor, alıyor gidiyor. Hırsız bunlar. Hırsız. Ne zamanki devlet yöneticileri, valiler, bürokratlar, belediye reisleri, müdürler, ne zamanki işlerine kendi arabalarıyla gittiler, bu memleket o zaman kurtulacak. Kurtulmayacak mı? Ne zamanki insanlar verki kaçakçılığını, verki kaçırmayı, kendisine meslek edinmekten geçti, ahlaklı bir şekilde hayatını yaşadı, o zaman kurtulacak insanlar.
Hırsız herkes. Yani hırsız herkes derken, yani bu manada bunlara dikkat etmeyenler, bunları böyle kale almayan, devletin kağıdını cebine alıp koyan giden kimse, hırsız. Devletin kalemini koymuş cebine gidiyor, hırsız. İş yerinin kalemini cebine koymuş, hırsız. İş yerinden bir tane bir zerre almış, cebine koymuş, gidiyor, hırsız. Hırsız, hırsız, hırsız eylesin. Bu senin mi? Hüşretini verdin ya bunu, kardeşim senin değil mi? Sana hediye mi etti bunu ama kardeşim? Daha zengin bir şey mi var?
Allah muhafaza eylesin inşallah. 50 yaşında namazda başladım, namaz. Kılmayı bilmiyorum, kılmaya çalışıyorum. Öğrendim. İnşallah. Allah mübarek olsun. Namaz müminin miracı, namaz dinin temeli. Namaz hadis şeritli Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti diyor ki, dinde en son yıkılan kaledir. Yani bir kimsenin namazı yıkıldıysa onun dini yıkılmıştır. Bir kimse namazı kasten terk ettiyse, kırmıyorsa onun dini yıkılmıştır. Din yıkılmış vaziyetedir ondan. Kabiyede Rabbüke, Nebüke, Dinike, İmanike, bakın kulumun namazına. Yaptın, hamam yaptırdın, cami yaptırdın, iyidin, kötüdün, hoşdun, çirkindin, güzeldin, oktun, samandın, altındın, işte mücevherdin, hayır.
Bak kulumun namazına. Hadis-i şerifeler diyor ki farzlar toplanır. Melek der ki diyor, ya Rabbi farzlarını topladık, eksik kaldı. Nafilelerini de ilave edin der. O yüzden Hanefiler bu Hadis-i Kudüs'ü yüzünden derler ki, hani kaza namazı da olsa o kimse nafile kılabilir, vetası. Bu Hadis-i Kudüs'ün üzerinden gider. Kulumun nafilelerini de toplayın. Kulumun nafileleri de toplayın. Onları da Cenab-ı Hak farzı ihak eder. Cennet bahçelerinden bir bahçe edin. O bahçeyi seyrederekten kıyameti bekler. Nafileleri de topladık, namazı eksik ya Rabbi.
Ona cehennem bahçelerinden, çukurlarından bir çukur kapısı açılır. O kamir azamı çekerekten mahşeri kıyameti bekler. Bu yüzden bangır bangır bağırın derslerden. Namazlarınızın açık olsanızı kılın. Normalde dini yaşantınıza çok dikkat etmiyorsanız da namazınızı kılın. Namazsız bir gün geçirmeyin. Namazsız bir gün geçiren zarardadır. Üzerine bir tane uzun kulü dağım, gömlek avım, bir tane de başörtüsü avım, çantam da taşım. Gittiğin yerde namazım. İyi, samimiyetini göster.
Adresini al, öne yıkıl. Sonra akşam işte maliyedeydim. İş yerinde kafamı kaldıramadım. Yok başkasının yanında çalışıyordum. Yok müsaade etmedi. Tamam, gittim. Akşam eve gitmen gözün namazı olsun.
İnsanı Allah'a yakın. Namaz insanı Allah'a yakın. O kimsenin dini hayatı yıkılır. Namaz yıkılır. O kimsenin namusu yıkılır. Şerefi, tekke-i tabir. Kaçmış şehit evlere aydınlık gösterir.
Gümüş, sevae, hem de yüzen insanlar var. Aydınlık gösterir.
İnceliklerden girer, çıkan. Çıplaklar kandırıyor. Herkes orada, oraya akınlık gösterir. Biri söyle dedi. Gece gidiyorum, bir tane kavga yok dedi. Herkes çıplak oyundan dedi. Nefiste çünkü. Camide de önerim.
Neden caminin elinde plajı bana örnek veriyordunuz? Kamii karanlık gösterir. Cihada ekberdir.
O yüzden bütün veliler ve peygamberler nefisle mücadele üzerine hayatlarını oturttu. Kim nefisle mücadele edersen o nefsiyle mücadele eden en büyük cihad etmiştir. En büyük mücahiddir. O zaman nefis sana diyecek ki namazı kılma. Geciktir. Sen namazı kılacaksın. Sana diyecek ki havalar çok sıcak. Ağustos'un bu cavcavında, temmuz'un bu cavcavında yok Basra'dan gelen, yok Konya'dan gelen, yok çölden gelen sıcaklarla yanacağınız, kavrulacağınız.
Aman çok su için, aman gölgede oturun, aman dışarı çıkmayın, aman oruç tutmayın. Aslında dedikleri o. Hiç televizyonlarda duydun o. Basra sıcaklara geliyor. Ey Ödüme Ahmet! Bu sıcakların değerini bu sıcaklarda öylesin ki melekleriyle sizi karşılasın. Şimdiden faziletinden daha fazladın.
Azamet var ya, zorluk var ya. Az bu şimdi. Zorlukların içerisinde, o zorlukların sinende eritip yürümektir. Mümin olur.
Arınmamış da ondan. Mesela ki, sevgilisinin hayal gözünden çıkıp gitmiş olsun.
Sevgiliyle konuşmamış olsun. Tefekkür etmemiş olsun. Zikirleşme. Sevgilisinin hilabına bir şey yapmış olsun. Sevgilinden gitmemiş olsun. Gözünde bir tek sevgilisi var. Bir tek sevgilisi vardır. Kalbinde, önünde, sağında, solunda sevgilisi vardır. Beteri der ki duasında. Ya Rabbi sevgilisidir.
Sonun sonu sevgilisidir. O sevgilisi, sevgilisi, sevgilisi, yemesi, sevgilisi değişir. Anası değişir.
Her da işte dili değişir. Her kalbi değişir. Her işinde yüreği değişir. Bunun içerisinde, o sevgilisini zikreden, o sufinin kalbi genişledikçe genişler. Yukarıdan seyreden, iki varlık gibi olurlar. Aslında iki varlık yoktur. Sonradan o tek varlığa dönüşecektir yine. Ama zamanı vardır. O zikrullah, oturur o kimse. O kimse, o sufi kendisini görür, nurun iç aksinde. Ve onun eklemleri kalmaz. Onun bütün bedeni, nur olmuştur artık. O zikrullahın duruyla nurlanmıştır. Zikrullah devam ettikçe, o bütün alemi de içine almaya başlar. Artık o bir alem olur. Kırır bir zaman. O bunlar yaşanır.
Yaşıyorum. Zikrullah'tan kendini alamaz hale gelir. Zikrullah'ı muçer ve cevle sarar. Ve aşşa gelir. İnsanların aşşa gelir. Kaçıkmak istemez o. Kaçıkmak istemez. Karısında kalır o kimse. Orada felah bulun. Bekan vardır. Her türlü kirlilişten uzar. Her türlü hainlikten uzar. Her türlü vefasızlıktan uzar. Her türlü her şeyden uzar. Al selam çekip atıyordur kenara. İki zikrullah bu kadar.
Kullanmak vardır. Kullanmak için oturup iki dizinin üzerinde zikrullah etmek gerekiyordu. Hedef lazımdı. Kullukla. İşte o zikrullah ile bunun nuru farklı bir noktaya gidelim. Ve oruç namazlı.
Üç kire geçti. Nur tanesi gibi. Vahdin çocuğudur. Vahdin vardır. Bir ibadeti vardır. Her adin bir zikri vardır. Her vardır. Sufi o renkten rengi, o halden halen. O zikrinden zikreder. O ibadetten ibadete geçerken hiç nurdan ayrılmamıştır. Ve hayatı ruhu geçiş yapar. Namazdan, oruca, oruçtan namaza, namazdan zikre. Ama zikrinden selama, selamdan iyi diye insanlarla güzel ahlak, insanlarla teline alaka konuşturdukça nurdan nure geçer. Ve nuru tatmak ister artık.
Her nuru görmek ister. Acaba bir yetimin başını okşamanın nuru nedir? Acaba bir fakiri doyurmanın nuru nedir? Acaba bir yoksulun yoksuluğunu kaldırmanın nuru nedir? Yardıma ihtiyacı olanın yardımına koşmanın nuru nedir? Bir çocuğu sevmenin nuru giderken bir kilo şeker alıp götürmenin nuru nedir? Her nurun içerisinde hayatını devam ettirir. İşte Hazreti Mevla da diyor ki, sevgilimin nuru önümde aklımda olmadıkça ben yönümü tayin edemem. Sevgilinin nuru rahsız götürür. Onun akıfini sevgiliye vermiştir. Kendi kendisine akıllıyım deyip oturup hesap kitap eder. O ise aklını sevgiliye vermiştir. Onun aklı sevgilidedir.
O sevgili ki akıllıların akıllısı. O sevgili ki aklı yaratan. O sevgili ki akla nizam verer. O sevgili ki akla düzen verer. O sevgili ki bütün akıllını kendi kudretinde tutan sevgili. İşte Hazreti Mevla da diyor ki, sevgilimin nuru, ışığı önümde ağrımda olmadıkça nasıl ben önümü ağrımı koyabilirim? Bu hadisi kutsinin tecelliyatıdır. Kul Allah'ı sever, Allah dokunu sever. Allah şunu sevdi mi gören gözü düğen kulağı tutan eli, yüreğin ayak söyleyen dili olur. Aşık bu haline ondan konuşan Allah'tır. Ondan dinleyen Allah Allah'tır. Ondan yürüyen Allah'tır. Onun sevgisi Allah'tır. Bu alet küfre düşerler. Koca koca akıllı sebebi uzaktırlar.
Çünkü ondan ayak verken zillerinden oluşan doğru görmekten uzaktırlar. Gerçek sürüpü olamayacaktır. Orada olacaktır. Oranızı boşa geçirmeyin. Kapı çokça zikredin. İyi ahlak sahip olun. Oruçlarınızı düzgün tutun. Dillerinizi muhafaza edin. Dillerinizi muhafaza etmezseniz, aleminde yol yürüyemezsiniz. Hizmet etmezseniz, herkese barışık olmazsanız, insanlara Allah ve Resul'ün yolunu anlatmazsanız, siz bu mane aleminden bir şey almazsınız. Mane aleminden bir kafa açılmaz size. Yazıktır.
Sufiler bu yola. Yazıktır. Bu haline ulaşmaları gerekir. O yüzden gayret edin, dilinizi muhafaza edin, üstadını zam serin. Allah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aşık olun. Allah'a mustat olun. Kurtuluş ancak ondadır. O yüzden sufi bir ibadeti yaparken, şirk karıştırmadan, şirk karıştırmadan şeyle o ibadeti yapar. Allah'ı zikrederken Allah'ı zikreder. Mehmet'le, Mehmet'le, Hüseyin'le değil. Tutarken Allah'ı namaz kılarken Allah'la namaz kılar. Devlet yapar. Yürürken Allah'la yürür. Tutarken Allah'la konuşurken Allah'la konuşur. Şirk karıştırmaz. Gizli şirk karıştırmaz.
Demez ben ne güzel sohbet ettim diye. Ben ne güzel sohbet ettim diyen şirk ehlidir. Demez ben ne güzel zikrular yaptırdım diye. Yaptırdım diyen şirk ehlidir. Bu tekkeyi ne güzel yönettim diye. Diyen şirk ehlidir. Şirk ehlidir. Şirk.
Kadın olmazdı. Şirk. Kadın olmazdı. Şirk. Şirkin içerisinde güzel zikrular tecelli etmez. Yaptığın ancak az olur tecelli eder. Son on günü yok günüdür. İntikaba gidesinler diye girme itikaba. Dizinin üstünde hiç kimse duymayıversin. Hiç kimse görmeyiversin. Hiç kimse bilmeyiversin. Hiç kimse anlamayıversin. Kenardan yavaşça sığınır. Git bir yerde Allah'ı zikret itikafa gir. De ki Rabbim seninle itikafa gireceğim.
Rabbim seninle itikafı bitirmek istiyorum. Benim yoldaşım sen ol. Benim dertleşim sen ol. Benim yol yürüyüşüm sen ol. Benim dayanağım sen ol. Benim yaslanacağım sen ol. Benim önümde sen ol. Benim sağımda solumda sen ol. Sen olmazsan ben yürüyemem. Sen olmazsan benim arkam kirli kalır. Sen olmazsan ben önümü göremem. Rabbim seni elinden tut. Beni dilimden tut. Benim yüreğimden tut. Benim elimden kolumdan tut. Dizlerimde derman ol. Elimde ol. El ol. El ol. Yüreğimde yürek. Ve seninle zikredeyim. Allah'ın zikredeyim. O yüzden Süleyman Çelebi der ki, bir kez aşk cümle günahlarını istifada, bir kez Allah'la Allah diyen bir kimse, günahı münahı kalmaz.
Bir kez öylesine oruç tutan kimsenin, günahı münahı hiçbir şeysi kalmaz. İşte Hazreti Mevlana der ki, sevgilim benim önümde ardımdadır. Diyemeyiz sevgilimizin ruhu sağımızda, solumuzda. Şimdi bir edebiyat eseri gibi okumaktayız ya büyük bir. Ya Hazreti Mevlana. Sanki bir şiir okur gibi okuyoruz. Şiir dinler gibi dinliyoruz. O halden çok mutakız. Bizi affet. Rabbim de bizi affetsin inşallah. Aşk bu sözün söylenmesini ister. Allah sırlarının açıya çıkmasını ister. Allah sırrını gizlemez. Açıya çıkmasını ister.
Allah hiçbir şey saklı gizli bırakmamıştır. Allah Kur'an'ın gizli menfeslerinin açıklanmasını ister. Allah manâ aleminden mücevharatın saçılmasını ister. Allah hiçbir şey gizli kapaklı kalmasını istemez. O yüzden Allah peygamberleriyle, velileriyle, kitaplarıyla o sırlar alemini insanların önüne açmak ister. Peygamberlerden sonra velilerini gönderir. Peygamberlerden sonra o veliler, o sırlı alemden, o manâ aleminden sırları alınlar getirirler insanların önüne koyanlar. İşte Hazreti Mevla'nın diyor ki, aşk bu sözün söylenmesini ister. Kamilin kendisidir. Söylenme.
Kamilin gönlüne indirir. Söylenmesi gerekenleri, söyleyen dediklerinin dilini laf üretici değildir. Gambaz kendi lafını söylemez. Gambaz başkasının lafını söyler. İşte Mürşid-i Kamiller en büyük gambazlardır. Peygamber bu gambazlardır.
Cinaya yapar Hazreti Mevla'na. Bir kimse hadis-i şerif naklederse gambazdır. Peygamberin gambazıdır. Bir kimse ayeti kerime söylerse gambazdır. Gambazıdır. Bir kimsenin gönlüne Allah ediyorsa. İşte Hazreti Mevla'nın diyor ki, bu sözün söylenmesini istiyor. Coşmuş Fırat Nehre gibi aşk. Coşmuş der yağlar kaynamakta. Ve kıyılara vurmakta dalgalar. İşte aşk o sözün söylenmesini istiyor ki, diline koyuyor. O sözün söylenmesini istiyor ki, Mürşid-i Kamil'in diline, gönlüne koyuyor o sözü. Diyor ki gambaz, bu sözü söylemeden olabilir mi? Olması mümkün değil. Ve o sözü de o gambaz nakledecek.
O sözü o gambaz yayacak. Ve dizek ki fıs fıs fıs anlatacak. Dedi ki dicek, dedi ki, dedi ki, diyen Allah. Aksedene söyleyecek. Ney? Kendisi bir ses çıkarmıyor. Bir tutak var, bir nefes. O nefes. Ondan bir name çıkarıyor. Neyi at ortaya bir ses çıkaracak mı? Hayır. Musa'nın asasıydı sadece. Ney ha ney ha asa. Asanın arkasında Allah var. Neyin arkasında da Allah var. Neyin arkasındaki neyden ne üflerse neyden o ses çıkıyor. Ney kendi başına bir ses çıkarmıyor. Gambaz kendisi laf üretmiyor. Onun gönlüne birisi bir laf koyuyor. Onun diline birisi bir laf koyuyor.
O dile konulanı söylüyor. Allah hepimizi hayırlı gambazlardan eylesin. Aynan, aynan dediği gönül. Aynan dediği kalp. Aynan biliyor musun neden gambaz değil? Yüzünden toz, pas, silinmemiş, arınmamış da ondan. Sen dersen ki kendi kendine akıl bunu sana söyletir. Akıl sana bunu düşündürür. Benim gönlüme neden bu sözler gelmiyor denir. Akıl sana bunu söyletir. Ben profesörüm neden böyle bilmiyorum dedim yölesine. Gelmeyince ben ne yapayım dedim. Bunu söyletir der ki senin kalbine neden gelmiyor? Bu yalan söylüyor. Bu ezberleti de geldi. Bu bir yerden okudu da geldi. Dinledi de geldi. Okudu dediği doğru. Dinledi dediği doğru.
Sen de dinle. Yok. Onun aynası, onun parlak değil. Pis içinde kalmış. Toz, pis, günah, kebayet. Toz, pis, kötü ahlak. Çamur, kötü ahlak. Başla temizleme. Önce tövbe et. Ondan sonra zikret. Ondan sonra oruç dur. Bak ramazan, oruç ayı. Ondan sonra namaz kıl. İyilik yap. Cömertlerden ol. Allah'ı sev. Allah'a aşık ol. Senin de aynen kurul kurul olup, senin de aynen gampazlık yapmaya başlayacak kadar. Allah cümlemizin gönüllerini parlatıp, cümlemizin gönüllerini saf bir ayna haline getirdik kullarından eylesin inşallah. Cenab-ı Hak Ramazan'ı dök düzgün geçiren, dök düzgün oruç tutan, diline hakim olaraktan, gönlüne hakim olaraktan, yidesine ve şehvetine hakim olaraktan oruç tutan kullarından eylesin.
Cenab-ı Hak tümlemizi affetsin inşallah. El-Fatiha, Allah'a sallallahu. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.