Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Ocak 2012 · 28:11
Her sevgi insanı Allah'a uğraştırırız. Mesela otalam çekmesi ve sevgisi ona bizim sevgiyle, hakiki sevgiyi uğraşabiliriz. Bunu surfilerin dışında birisine sorsanız, o diyecektir size, bu tür şeylerle uğraşmıyor. Surfilerin bir kısmına sorarsanız, yine onlar diyecekler ki, bunlar meleğani şey, uzaktırız.
Düşünenler, hasa mı yapıyorlar? Ha. Ama, Hz. Mevlânâ, Celâet-i Nîmâzeşler'in mesnevisinde der ki, sevgi o cihetten de olsa, bu cihetten de olsa, bize yoldur, değildir. Bize ölçüdür, bize kapıdır. Ben şuna inanırım, bir insan bir şeyi gerçekten çok severse, o sevgisi onu bir hakikat kapısına götürür.
O sevgi onun hakikate bir kapı arar. Önemli olan, bir kimsenin bir şeyi sevmesidir. Bence hakikat olan sevgidir. Hakikat olan sevgi olursa, o zaman bir kimse gerçekten çok iyi severse, o sevgisinin yüzüsü hürmetine hakikate ulaşır. Bazen sevdiği şeyin yüzüsü hürmetine hakikate ulaşır. Bazen de sevgisinin yüzüsü hürmetine hakikate ulaşır.
Mesela o kimsenin sevdiği, aslında doğru bir nokta değildir. Doğru bir şey değildir belki de. Meleyani gibidir. Ama onu gerçekten severse. Buradaki benim kastım, sevginin hakikate ermesi. Yani öyle, Allah affetsin, kimsenin sevgisini ölçme noktasında değilim ama, yani böyle yüzeysel bir sevgiyi anlatmıyorum burada. Ya bir kimse fotoğraf çekmeyi sevmesi demek, fotoğraf olması demek.
Benim anlattığım sevgi bu. Bir kimse sevdiği olur. Sevginin hakikati odur. Bugün insanların günlük hayatlarının içerisinde beğenileri, günlük hayatlarının içerisindeki arzuları, tutkuları, günlük hayatının içerisindeki şehvetleri, bu manada sadece sevgiye bir kapıdır. Sevgi değildir. Biz mesela bir şeyi beğeniyoruz, o beğendiğimiz şey, beğenimizi sevginin hakikati olarak görüyoruz.
O sevginin hakikati değil, o sevginin kapısı. Yani bir kaza beğeniyor o kimse, ben bu kaza sevdim diyor. Sevdiysen onu giyemezsin ki. İnsan sevdiğini eskitir mi? Biz onu beğeniyoruz. Ama beğenimizi sevgi zannediyoruz. Veyahut da işte gülü seviyor. Sevdiği gülü keser mi insan? Onu ayırır mı kökünden? Onu dalından koparır mı? Yok hayır biz onu beğeniyoruz sadece.
Biz elmayı sevmiyoruz. Elmayı beğeniyoruz. Onu istiyoruz. Onu arzuluyoruz. Yemek istiyoruz onu. O zaman benim dediğim fotoğrafı sevmek demek, fotoğrafın kendisi olmak demek. Fotoğrafın kendisi olursa, o kimse onun o sevgisi onu hakikatle buluşturacaktır. Onu hakikate bir kafa aralayıp, hakikate doğru yol aldıracaktır. İnsanlar sevgilerinde derinleşemediklerinden dolayı hakikat kapısını açamıyorlar. Biz normalde etrafımızdaki her şeyi bu manada beğeniyoruz veya arzu ediyoruz. Veyah onu kendimizce şehrali bir duyguyla istiyoruz onu. Bir kolyeyi beğeniyoruz alıyoruz. Üç gün sonra, beş gün sonra atıyoruz kenara. O esnada biz onu kendi kendimizi severek aldık zannediyoruz.
Ama bizim sevgimiz bu savaş üç günlük oluyor. Bu nasıl sevgi diyorlar ona? Sevginin kutsallığına leke geliyor. O sevmemişti aslında. O sadece onu beğenmişti. O beğendiği bir şeyi bastı, parayı aldı. Beğendiği bir şeye bir ücret ödedi. O beğendiği şeye kavuştu. Arzu etti bir kimseye bir ücret ödedi. Kavuştu ona o. Bitti işi. Beğenmek o. Ona kavuştuğu anda biter onun işi.
Beğeniyor. Arzu duymak o. Kavuştuğu anda biter onun işi. Ama iştiyak öyle değildir mesela. Bakın arzu etmek nefistendir. İştiyak duyma kalbi bir şeydir. Ruhidir o. Manevidir. Şevk duyma, şevk duyma. Şevk ehli olmak manevidir. Nefsi değildir. Nefis zevk duyar. Ruh şevk ehlidir. Şevk duyar. Nefis ise zevklenir.
Nefis arzu ettiği şeye ulaşınca zevk duyar. Yemek yer zevklenir yemekten. İlişkiye girer zevk duyar. Ne bileyim işte gülü koklar zevk duyar. Zevk nefsin işidir. Şevk aşığın halidir ki kalbin işidir. Şevk halidir ki kalbin işidir. O şevk ehli olduğu zaman doymak tükenmek bitmez onun için. Doymaz şevk ehli. Arzu eden zevk duyan doyar.
Doyar adam. Adam verer bir kadını arzular doyar. Sabahına biter işi. Bir saat sonra biter işi. Beş dakika sonra biter işi. Yemek yer. Yemek yiyen bir kimse zevkle yer. Karnını doyur biter işi. Bunların hepsi de nefsin halleridir. Bunlar lazım mı? İnsanız lazım. İnsanız lazım. Hepimize lazım. Hepimize lazım. Bunlar helal dairede olduğu müddetçe ibadet hükmünde.
Yemek yemek. Helal dairede olduğu müddetçe ibadet hükmünde. Su içmek. Helal dairede olduğu müddetçe ibadet hükmünde. Eşinle cinsel ilişkiye girmek. Helal dairede olduğu müddetçe ibadet hükmünde. Nafile namaz kılmış gibi, nafile ibadet etmiş gibi sevaba girdi. İlişkiye giren, eşiyle ilişkiye giren. Karanla olur söz konusu olsa günah kebahir işi. Nikah halısı bitti, helal dairede o ibadet hükmünde. Bakın, Cenab-ı Hak nefsimizin istek ve arzularını helal dairede, helal yörüngede götürdüğümüz halde, götürdüğümüz müddetçe ona da sevap veriyor. Bunlar nefsin işleri. Sevmek deyince bu kalbin işi. O zaman aşığın halidir şeyt duymak. Şeyt duyan bir kimse bir şeyden bıkmak, usanmak bilmez. Şeyt duyan kimse bir şeyden yorulmak bilmez.
Şeyt duyan bir kimse, asla bıkmak, tükenmek bilmez. Şeytten sonra iştiyat gelir ki, o işin zirve noktasıdır. Bitmeyen haldir. Bu, kalbi yolun duraklarıdır bunlar. Kalbi yolun durakları derken, sev-i sülük halindeki dervişin duraklarıdır bunlar. O aşıklıkta kalmaz. O bu aşıklığın içerisinde aşıklığın halleridir. Ve iştiyat duymak demek, hayretten hayrete geçmektir.
İştiyat ehli demek, o perdeden perdeye geçmektir. İştiyat ehli olmak demek, döner bakar bir daha aşık olur. Döner bakar bir daha aşık olur. Döner bakar bir daha aşık olur. Gözünü açıp kapatır bir daha aşık olur. Gözünü kapatır açıp bir daha aşık olur. Gözünü kapatır açıp bir daha aşık olur. Allah der bir daha aşık olur. Allah der bir daha aşık olur. Allah der bir daha aşık olur. Gözüne bakar bir daha, onun aşkı kalbinde ayrı perde. Kulağında ayrı perde, ruhunda ayrı perde. Manasında ayrı perde tecelledi. O hep dünya değildir. Onun kalbi arşalanın gölgesindedir, onun kalbi semalardadır, onun kalbi yükseklerde dolaşır.
O iştiyak ehlidir, o her Allah deyişte ayrı bir hal yaşar. Ayrı bir hal, kıymetli dostlar, her Allah deyişte diyorum, dikkat edin. Aşığın bu iştiyakı hiç bitmez. Aşık o yüzden yüzünü koyar sevgilisinin kafasının önüne. Her Allah deyişte sevgilisi ona ayrı bir güzellikte tecelli eder. Her Allah deyişte ayrı bir yüzünü gösterir. Her Allah deyişte ayrı bir sesini gösterir. Her Allah deyişte ayrı bir şey ona seyrettirir. Ayrı bir şey hitap eder. Ayrı bir şey seslendirir. Ayrı bir şey duyar. Ayrı bir şey yaşar. Her Allah deyişinde, her Allah denilişinde o ayrı halden hale geçer ki o iştiyak hale gelir.
O yüzden bu hale gelen bir kimse benim dinim de aş, mezhebim de aş, Allah'ım da aş, peygamberim de aş, kitabım da aş. Benim bütün her şey aşktan çıkar içim içinden. O esnada gerçekten ateşin demiri yaptığı gibi demir halindedir. İştiyak ehli kor halindedir. Kor halinde. O halden hale geçer. O zaman biz sevmeye bakarken, sevmeye bakarken kıymetli dostlar beğendiklerinizi sevmek zannetmeyin. Sevginin kutsallığına laf gidiyor. Seviyorum dediklerinize ve seviyorum dediklerinize karşı ölçülü, seviyorum dediklerinize karşı sevgili gibi davranın. Sevgilidir gibi, seven gibi davranın. Sevginin hakikatine yazın.
Sevgi, öyle her dala konmaz. Sevgi, her gönüle konmaz. Sevgi, her ağaca konmaz. Sevgi, öylesine kutsal bir şeydir. Ve içinizde birisini seviyorsanız, onu koruyun. Onu muhafaza edin. Onu kollayın. Sevginizi kollayın. En kıymetli şey sevginizdir. En kıymetli. En değerli şeyiniz sevginizdir. Her şeyinizi kaybedin. Sevgi, sevme güdünüzü, sevmenizi kaybetmeyin. Her şeyinizi kaybedin. Sevdiğinizi kaybetmeyin. Hayatınızdaki her şeyi yerli yerine koyabilirsiniz. Sevginizi koyamazsınız. Sevdiğinizi koyamazsınız. Günler gelir geçer. Anlar gelir geçer. Dakikalar gelir geçer. Döner bakarsınız. Sevdiğiniz elinizde yoktur artık. Döner bakarsınız.
Sevdiğiniz gözünüzün önünde yoktur artık. Döner bakarsınız. Sevdiğinizle dilleşemezsiniz artık. Döner bakarsınız. Sevdiğinizle gözleşemezsiniz artık. Günler geçmiştir. Aylar geçmiştir. Ayrılık hicranı, ayrılık hasreti, ayrılık ateşi ciğerinizi dağlar ama sevdiğinizden bir nefes dahi alamazsınız. Sevdiğinizden bir haber dahi alamazsınız. Yanarsınız. Yanarsınız. Ama ne kadar yanarsanız yanın sevdiğinize ulaşamazsınız. Hani Şemsettin'i Tebrizi çekti gitti ya Konya'da. Yandı Hazreti Mevlana. Yandı. Onun kıymetini bir daha alınız o zaman. Onun kıymetini bir daha gördü. Onun kıymetini bir daha yaşadı. Onun derinliğini bir daha yaşadı. Oysa gözünün önünden ayrılmıyordu.
Şemsettin'i Tebrizi tabiri caizse bugünkü dille radarla izler gibi izliyordu. Şemsettin'i Tebrizi'nin aldığı nefesi dahi biliyordu. Şemsettin'i Tebrizi'nin yediği yemeği dahi biliyordu. Sanki kendisi yiyordu o yemeği. Sanki Şemsettin yer değil de o yiyordu sanki yemeği. Ve kendisi yerken belki de Allah-u Alem ona inanıyorum. Her lokmasını Şemsettin'i Tebrizi için yedi diyordu. Diyordu ki bir çorba kaşık bir çorba yiyorsa diyordu ki şemsin dibine, şemsin gönlüne, şemsin midesine, şemsin canına can olsun diyordu. Sevmek kendinden geçmektir. Sevmek sevdiğin olmaktır. Sen yoksundur, sevdiğin vardır. Sevmek öylesine derindendir.
Sevmek öylesine kutsaldır. Sevmek öylesine geliştir. Ve izlersin sevdiğini an ve an. Radar gibi. İzlersin sevdiğini an ve an. Hani var izleme çiftleri var ya onun gibi. Yediğini görürsün, içtiğini görürsün, baktığını görürsün, seninle konuştuğunu görürsün uzaklardan. Ama ona ulaşamazsın. Ulaşamamak var ya hasretine hasret katar. Ciğerini yakar senin. Oysa her halini görüyorsundur. Her şeyini görüyorsundur en ince noktasına kadar. Ama o hasret var ya ciğerini deler senin. Gitmiştir sevdiğin senden uzaklara. Ve hatta ve hatta başın onun kapısındayken, yüzün onun kapısındayken, elin onun ellerindeyken, gözün onların gözündeyken çeker gider sevdiğin.
Kabahat bulamazsın. Sendedir kabahat. Ağlarsın, feryat edersin. Ham olanlar gidene kabahat bulurlar. Hamdur o. Bak has kelimene. Ben neden uçurdum diye düşünmez. Ben neden kaybettim diye düşünmez. Ben neden böyle uzaklaştım diye düşünmez. Hamdur o. Boğ böyle yaptı der. O ham, o sevmiyor. Gerçek seven kendine bakar. Kendin hepsine bakar. Eyvah der. Ne yaptım da kırdım seni. Eyvah. Ben ne hatalar işledim, ne kusurlar işledim. Ben ne yanlışlıklar yaptım. Elimden uçtu gitti der seven. Ve sevdiğinin yeniden geri gelmesi için yoluna güller döker. Yoluna gözyaşları döker.
Yoluna büfteler yazar. Nameler yazar. Şiirler yazar. Hazreti Mevlana gibi en kıymetli evlatlarını, oğullarını yollara çıkarır. Der ki gidin filanca yerden. Ve gördüğünüzde dama oynayacak. Ve karşısındakini papaz elbisesinde göreceksiniz. Ve onun göğsünde haçı da göreceksiniz. Sakın inanmayın. O dama oynadığı kimse zamanın kutludur der. Bakın nasıl sevmek ki? Onun çocuklarının gideceği anı dair fotoğraflar. İşte fotoğraf sanatı sana. Eğer fotoğrafı seviyorsan böylesine sev. Ve beş gün sonrasının, on gün sonrasının, on beş gün sonrasının fotoğrafını getir bana. Senin fotoğrafçı olduğunu çok seveyim, inanayım o zaman. Fotoğrafı sevdiğine de inanayım. Gel bana on gün sonrasının resmini çek.
Gel bana yirmi gün sonrasının resmini çek. Gel bana on dakika sonrasının resmini çek ki, ben senin fotoğrafta üst tatlığını göreyim o zaman. Deyim ki gerçekten sen o fotoğrafı sevmişsin. Gel o makine manayı da çeker. Üzme kendini. O makine manayı da çeker. İnsanlar manayı göremezler. Ama insanların yapmış olduğu makineler manayı görür. İnsanların gözleri kör, makinelerin gözleri kör değil. İnsanların gözleri kör. İnsanların kalpleri kör. Makinelerin gözleri kalpleri kör değil. Onlar çekiyor. İnsanlar göremiyor. İnsanlar göremiyor. İşte, Hazreti Mevlana da Şemsedini Tebrizi'ye oğullarını gönderirken der ki, evladım böyle böyle göreceksiniz. Sakın inanmayın der.
Sakın inanmayın. Onun damı oynadığı kimse zamanın kutludur der. Gider Sultan velet bakar ki, gerçekten Şam'da babasının dediği halda aynı estantaneyi görür. Yanındaki ham dervişler. Ya nasıl olur diyecekler, diyecek olup Hazreti Mevlana, Hazreti Sultanı velet onları susturur. Sultan velet aynı zamanda Şemsedini Tebrizi Hazretlerinin dervişidir. Sultan velet Mevlana, Hazreti Mevlana'nın dervişi değildir. Ama insanlar Sultan veleti, Hazreti Mevlana'nın dervişi. Oğlu ya, Hazreti Mevlana'nın eğitimini aldı zanneder. Değil. Sultan velet Şemsedini, Tebrizi'nin dervişidir. O yüzden Sultan veletten sonra Mevlevilik ekoloğu olmuştur. Sultan velet asla bir şeye dahi dokunmamıştır.
Sultan veleti yetiştiren sonradan Hüsamettin Çelebi'dir. Çünkü Hazreti Mevlana artık aşıklığın zirvesindedir. Hazreti Mevlana'nın birisini yetiştirecek hali yoktur. Hazreti Mevlana firar eder insanlardan. Bakar ki gelen hançerledi, giden hançerledi. Gelen laf söyledi, giden laf söyledi, bırakır insanları. Yüzünü döndürür başka aleme. Der ki alın bu alemsizliğin olsun. Yeter artık anlattım. Yeter artık söyledim. Ben Rabbimle hep baş başa kalmak istiyorum der. Yüzünü döndürüverir herkese. Herkes yeniden bir kıybet, bir delikodu, bir iftira alın. Boşalır gider. Onu anlayacak bir tek Hüsamettin Çelebi kalmıştır. Hüsamettin de genç bir derviştir. Onunla da delikodu yapar.
İnsan unutkan, insan ail, insan galim. İnsan bir tarafı halife, bir tarafı şeytan. Sultan velinde yetiştiren Hüsamettin Çelebi'dir. Onu anlayan bir tek Hüsamettin vardı çünkü. Şemseddin'in Tebriz'den sonra bir tek Hüsamettin anladı. O yüzden Sultan velen, aynı zamanda Şemseddin'in Tebriz'in dervişidir. Efendim Sultanım'da, babam bekliyor sizi. Yazdığı şiirleri gönderir Sultan velenler. Velenler. Duman'ın kutlu der ki, ey Şems, hadi vazifeni yerine getir, kalk. Kalk da vazifeni yerine getir. Verdiğin sözü yerine getir. Hadi git de. Şemsedini sevdik, ikinci dönüşünü döner.
Sevmek kutsal bir şeydir. Sevmeyi ayaklar altına almayı. Dostlar bazen bana gücenirler. Sen kimseyi, seni seviyorum demiyorsun diye. Ben derim ki, keşke altını ve arkasını doldurabilsem de, ciğerimi yara yara birisine seni seviyorum diyebilsem. Keşke. Bunun özlemini ben de çekiyorum. Bunun hasretini ben de çekiyorum. Ben de göğsümü yara yara, ciğerimi yara yakan. Seni seviyorum demek istiyorum. Biraz yalnızlık şarkısı bu söylesem bilmiyorum. O yüzden sevginizin kıymetini bilin. Sevdiğinizin de kıymetini bilin. Bakın, kimi sevdiğiniz önemli değil derim ben. Kimi sevdiğiniz önemli değil.
Nasıl sevdiğiniz önemli? Ciğerinizi yaka yaka sevebiliyorsanız, koşun sevdiğinize. Ama gerçekten ciğeriniz yansın. Gerçekten kalbiniz değinsin. Gerçekten damarlarınızda o aksın. Bu aksın damarlarınızda. Seni seviyorum demeye utanırsınız o zaman ki zaten. Dersiniz ki seni sevememişim. Ne dedi Hazreti Resulullah? Hakkıyla sana kulluk edemedim ya Mabut. Oysa kullukta zirveye oturmuş kimseydi. Kullukta zirveye oturmuş. Gelmiş geçmişin en hayırlısı. Sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdın dedi Allah. Allah sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdın. Sen atmadın ben attım. Sen öldürmedin ben öldürdüm.
Diyen Allah. Bana iman etseniz Muhammed'in Mustafa'yı kabul etmemiş olsanız Vallahi iman etmemiş olursunuz diyen Allah. Bir kimse Allah'a iman etmiş olsa Muhammed'in Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem adretinin peygamberliğini kabul etmemiş olsa iman etmiş kabul edilmez. O peygamber diyor ki sana hakkıyla kulluk edemedim. İştiyak, şevk, aşıklık. Aşıklık şevki getiriyor. Şevk iştiyaki getiriyor. Beslendiği yer ne? Aşıklık. Aşıklığın beslendiği yer ne? Aşk. Beslendiği yer aşk. O aşktan besleniyor o aşıklık.
Ve şevk aşıklığından besleniyor. İştiyak şevkinden besleniyor. Tesbih tanesi. Tesbih tanesi. Gerçekten seviyorsa fotoğrafın özü olacak. Fotoğrafın kendisi olacak. İnsan sevdiğine benzer. İnsan sevdiğidir çünkü. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Ya bunları geçin artık ya. Bunu defalarca söylüyorum yanlış anlamayın. Dervişlerin başka cemaatlerin sohbetini dinlemesinde sakınca var mıdır diye söylemişler. Kardeşler, bütün bizim kardeşleri söylüyorum. İstediğiniz yere gidin. Nereyi seviyorsanız oraya gidin. Sevdiğiniz yere gidin. Nereye istiyorsanız, hangi cemaate gitmek istiyorsanız, hangi şeyhe gitmek istiyorsanız, hangi topluluğa gitmek istiyorsanız, nereye gitmek istiyorsanız oraya gidin.
Bana bir daha bu tür sorunlar sormayın. Sormayın. İstediğiniz yere gidin. İstediğiniz yere. Hatta dersini geri almak istedim. Hiç hiç bana söylemesine bile gerek yok. Benimle helallaşmasına bile gerek yok. Herkese hakkım helal olsun. Var olanda, var olacak olanda. Varsa bir hakkım. Kim gidiyorsa gitsin. Herkese hakkım helal olsun. Biz insanların sevgisiyle ayakta durmuyoruz. Biz insanlara hükmetmekle ayakta durmuyoruz. Bizim insanlarla işimiz Allah'la olan işimiz için. Olan işimiz için. Hiç işimiz gücümüz yok.
Yok işte bilmem kaç tane dervişimiz var. Hiç dervişimiz yok. Hiç dervişimiz yok bizim. Herkes Allah'ın kulu. Hiç sufim yok benim. Hiç de Allah'ın kulu. Hiç kimse toplum alım değil. Hiç kimse. Kimin tabulu malı sona gitsin. Kimin tabulu malıysa. Herkes Allah'ın kulu kardeşler. Derdimiz Allah demek. Derdimiz Allah'a doğru koşmak. Başka bir derdimiz yok. Allah bizi affetsin. İnsan beşeri olan sevgisini kendisi mi seçer? Yoksa kendiliğinden takdiri ilahi mi devur? Takın demeyin beşeri olan sevgiyi şimdi. Bunun üzerine bu muhabbet gitmez. Hakkınızı helal edin inşallah. İnsan büyük bir hata yapıyor.
Hatayı devam ettirirken bunun hata olduğunu iddia etmeye, bilincine varamayacak kadar nasıl? Kör olabilir. Dahası perde kalkıp yüzeştiğinde hatanın tekrarı olmaması için ne yapmalıyız? İnsanlar hata yapar. İnsanlar kusur işler, yanlış yapar. Her şey olur. Herkes af dileyecek. Herkes tövbe edecek. Gidecek, helalaşacak. Hatasından dönecek. Allah rızasını elfak edin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.