Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Ocak 2014 · 1:20:42
Kişi işlediği günahlardan dolayı kaybettiği latifeleri tekrar geri kazanabilir mi? Kaybettiklerini kazanmak istemek tüccar zihniyetidir. Veyahut da kendince kendisini bir makamda mevkide gören bir kimse bir şey yaptıktan sonra kaybettiğini düşünüyorsa ve tekrar kaybettiği şeyi kazanmaya çalışıyorsa menfaatten başka bir şey olmaz.
Sufi algısı böyle değildir. Sufi bir şeyi kendisinin görmez. Bu kendisini bir makamda görmez, kendisini bir mevkide görmez, kendisini bir hal üzerine görmez. Kendisini belli bir kategoride görmez. Görecek olduğu o kimsenin bir tek bir şey vardır. O da Kur'an ve sünnet dairesinde durup Kur'an ve sünneti yaşamaktır. Bir şey kendisinin değil ki, onu kaybettiğinde tekrar kendisi almak için gayret göstersin. Kılamadığımız geçmiş vitir namazları kaza edilir mi? Vitir namazı İmam-ı Azam özetlerine göre vacip, İmam Muhammed, İmam Yusuf'a göre nafiledir. Hanefiler bu noktada, bu iştihatta İmam-ı Azam'a katılmışlar.
Genelde İmam Muhammed, İmam Yusuf'un iştihadı İmam-ı Eyn olur. İki imam bir şeyi iştihad ettiyse ona tabi olurlar. Veya İmam-ı Azam, İmam Muhammed bir noktada durduysa İmam-ı Eyn olur. Veya İmam-ı Azam, İmam Muhammed veya İmam Yusuf birbirisi bir noktada durursa İmam-ı Eyn olur. O İmam-ı Eyn bir noktada iştihad ederse, Hanefiler onu çoğunluk olarak görürler, ona tabi olurlar. Mesela Türkiye'deki namaz vakitleri İmam-ı Azam'a göre değildir, İmam-ı Eyn'e göredir. Yani İmam Muhammed, İmam Yusuf'a göredir Türkiye'deki namaz vakitleri. Eğer normalde İmam-ı Azam'a göre olmuş olsa yaklaşık yarım saat kırk beş dakika öğlen namazı sonradan kılınmalı. İkindi namazı da normalde yarım saat kırk beş dakika sonra kılınmalıdır.
Ama Türkiye'deki bu vakitle alakalı iştihat İmam Muhammed, İmam Yusuf'a göredir. İmam-ı Eyn olarak algılanır ama genelde iştihatlar İmam-ı Eyn'in bulunduğu noktada Osmanlı'daki genel olarak Hanefi iştihatları İmam-ı Eyn'e göredir. Ama ve lakin tabi İmam-ı Eyn'den bir çıkış noktası bulamazlarsa İmam-ı Azam'a bakarlar, İmam-ı Züfer'e bakarlar, Kastalani'ye bakarlar, Tahtazani'ye bakarlar. Ne o? Ondan sonraki gelenlere doğru bakarlar ama vitirle alakalı herkes vacip görür, İmam-ı Azam vacip görmüştür. İmam-ı Eyn'e göreyse nafiledir, yani sünnet namazdır. O yüzden bir kimse İmam-ı Eyn'e göre vitri kılmasa neden vitri kılmadın diye sorgulanmaz. İmam-ı Azam'a göre ise vaciptir, bir kimse kılmazsa onun bu noktada iadesi gerekir, yani kazası gerekir.
Başı mest ederken niye dikkat etmeliyiz? Kur'an ve sünnete uygun olması için nasıl ve ne şekilde yaparsak daha uygun olur. Başı mest ederken elimizi, sağ elimizi iyice suya gösteririz. Çünkü müstamel kullanılmış olmaması gerekir.
Bir şeyi mest ettik, başımızı mest ettik, başımızı mest ettiğimiz elimizle başka bir yeri mest edemeyiz. Eğer elimizle bir yere dokunduysak, başı mest etmezden önce. O kimse yüzlerini yıkadı, yüzünü yıkadı, yüzünü yıkadıktan sonra tekrar suyun altına elini sokacak. Çünkü yüzüne elini sürdü, sakalını sürdü, eli müstamel oldu üzerindeki su.
Onu tekrar suya gösterecek, başı mest edecek. Başın dörtte biri mest edilmek zorunda. Bu da sünnet olan bir kimsenin kafasının üstüdür, beynin olduğu yer. Orası komple mest edilecek. Ve dörtte birinin mest edildiğine o kimse kâni olacak. Ve mest ederken elini böyle normalde parmaklarıyla beraber kullanacak. Ayağısı da dahil, değecek, kullanacak dörtte birini. Ha bu yan taraf da dörtte biridir, orayı mest edemeyiz mi? Hayır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri başının üstünü mest etti. Sen de başının üstünü mest edeceksin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ense üstünü mest etseydi, ense üstünü mest edecektin.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri başının üstünü mest ettiğinden sen de başının üstünü mest edeceksin. Bir parmakla mest edemezsin, iki parmakla mest edemezsin, üç parmakla mest edemezsin başını. Başını beş parmağında değecek, başını komple mest edeceksin. İkinci mest şekli nedir? İki elin nedir? Bu normalde bu da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu mesti de yapmıştır. Ama Hanefiler az önceki mesti kendilerine ölçü almıştır. Birisi yapabilir bu mesti bir yerde, o iki eline mestir, bütün başı mest ederler. Bütün başı mest ederken de ne yapar? O kimse yine elini şey yapar. Buradan böyle önce bu parmakları var ya, buradan böyle alır, komple yanlardan ondan sonra ensesini de sırt elinin tersiyle mest etmiş olur.
Bu mest de var mıdır? Evet. O yüzden biz sünnete göre mest edeceğiz, Hanefi iştihadını da kenara itmeden diyorsak, biz başımızın dörtte birini avuç içimizle değecek şekilde, parmaklarımızla değecek şekilde komple mest edeceğiz. Başımızın dörtte birini. Hanımının haklarına riayet etmeyen namazları, oruçları kabul olmaz şeklinde bir hadis var mıdır? Bilemeyeceğim, ben böyle bir şeyde ezberimde yoksa vardır veya yoktur diyebilecek noktada değilim. Ama herkes eşinin, çocuklarının, komşularının, arkadaşlarının, etrafının haklarına riayet etmek zorunda. Bu farz. Kur'an, sünnet, icma-i ümmet yolunda olup olmadığını bilmediğimiz bir şirkette çalışıyoruz. Yurt dışı firması, sakıncası var mıdır, ne yapılması gerekir?
Bu konuda Hanefiler Darül Harp'te böyle bir şeyin olabileceğine dair fetva vermişler. Yani bir kimse İslam hukukunun yaşanmadığı bir yerde yaşıyorsa orada Darül Harp'in hukuku geçerlidir. O hukukun içerisinde Kur'an ve sünnetin tam olarak aranmaz insanların ticaret yaptığı, alışveriş ettiği, çalıştığı yerlerde. Kadın erkek arkadaş olabilir mi? Kadınla erkek mecburi temasları vardır.
Temas dediğim şey, konuşmaları, zaruret. Taksiye biner, zaruret konuşur. Dolmuşa biner, zaruret konuşur. Otobüse biner, zaruret konuşur. Ticaret bir alışverişe çıkmıştır kadın, bakkala gitmiştir, markete gitmiştir, bir dükkana gitmiştir, zaruret konuşur. Bir kadın hakime gider, zaruret konuşur. Avukata gider, zaruret konuşur. Savcılık çağırır, zaruret konuşur. Polis vazife yapacak, gelir bir şey sorar, zaruret konuşur. Hocası vardır, bir fetva danışacaktır, zaruret konuşur. Ama bir kadınla bir erkek arkadaş olmaz. Bu İslam adaf ve erkanında doğru bir şey değil. Evli aileler herhalde bir arada. Evli aileler bir arada mı? Böyle bir şey herhalde. Bir, birbirleri ile.
Birbirleri ile aynı ortamda misafirlik yapabilir mi? Kadın erkeğe haramdır. Ne demektir? Bu noktada adab, erkan içerisinde kadınlar bir yerde, erkekler bir yerde olursa daha hoş olur. Ama bazen zaruret olursa, zarurette bir kadın yanında kocası, öbür tarafta yanında kocası, bunda normalde makul dairede, makul kurallar dairesinde bir sıkıntı olmaz, zaruret olursa.
Bir zaruret yoksa, bunun böyle bir arada durmanın bir anlamı yok. Şems mi yoksa Mevlana mı makam olarak daha uyudur, nedeni nedir? Biz büyüklerin böyle makamlarını ölçebilecek, tartabilecek noktada değiliz. Büyüklerin makamlarını, mevkilerini tartabilecek bir kimse var ise, o tartmıştır, söylemiştir. Bizim böyle bir, onların büyüklerin makamlarını tartabilecek noktamız yok.
Biz her ikisini de severiz, her ikisini de pir olarak görürüz. Her ikisi de bizim nazarımızda kutuptur. Biz, aa, o mu evla, bu mu evla, bu mu daha faziletli, bu mu daha faziletli, bunu tartıp ölçebilecek ince bir teraziye sahip değilim ben. Böyle bir ince teraziye sahip olan birisi varsa söylemiştir. Ben de bıyığımın altında o söyleyen kimseye tebessüm ederim. Derim ki, hangi teraziyle ölçtü? İki tane yirmi dört ayar altın olsa, her iki altının üzerine de bir sanatkar harika ustalık yapsa, o altından iki tane harika gerdanlık yapsa, bu gerdanlıklardan birisini, bu daha güzelmiş, bu daha iyi olmuş derseniz, öbürkü iyi olmamış, öbürkünden daha aşağı derseniz, sanatkarın yaptığı sanata laf söylemiş olmaz mısınız?
Sanatkarı üzmüş olmaz mısınız? Aslında bir şekilde sanatkara hakaret değil mi bu? Bütün veliler gerdana takılmış inci gibidir. Onların takıldıkları ip altındandır. Onlar altın ipe takılmış birer inci gibidir. Biz ne o gerdanlığa laf söyleyebiliriz altın ipe, ne de incilerin birini öbürkünden üstün görürüz. Bu benim kendimce. Otuz üç tane, doksan dokuz tane tesbih elinizde olsa, işte en kıymetli tesbih bu inciden olsa, siz hangi inci tanesini öbür inci tanesinden daha kıymetli görürsünüz ki?
Ancak şaşı olanlar, birisini öbürkünden kıymetli görür. Ancak cahil olanlar, heva ve hevesine bakarlar, şekline, şemaline bakarak bu öbürkünden daha üstün derler. En fazla ona bakarlar. Bunlar da cahillerin sözüdür. O inci tanesini, o altın ipe dizen, onun şeklini şemalini beğenmese, o sanatkar, o ipe dizer mi onu? Ahmak insanlar ancak, bunlara söz söylerler. Kör insanlar ancak bunlara söz söylerler. Cahil insanlar ancak bunlara söz söylerler.
Bir şeyden habersiz olan, hayvan gibi yaşayan, hayvan gibi otlayan, hayvan gibi uyuyan, neydi belirsiz insanlar bunlara söz söylerler. Onlar altın silsiledir. Altın silsile, o altın ipe takılmış birer inci tanesidir. Birisi ondan bir önce, birisi de ondan bir sonra gelmiş. Bir sonra gelen ondan faziletsiz değildir. Bir önce gelen de ondan faziletli değildir. Sırası gelen, vakti gelen, günü gelen, o altın yola, ipe geçirilir. Derler ki şimdi senin sıran geldi, o inci tanesidir. Bizim nazarımızda her ikisi de inci tanesidir. Birisi bir nefes sonra, birisi bir nefes öncedir.
Zamanla alakalı, dünya zamanıyla alakalı. Borsadan kazanç sağlamak helal mıdır? Buna bir sürü laflar söylüyorlar. Yok işte borsadaki o şirket, Kur'an ve sünnet dairesinde uygun ise, yok o ticaretini helal kazanır. Bunların hepsi de boş söz. Bir sistem Kur'an ve sünnete uygun değilse, orada hiçbir şey Kur'an ve sünnete uygun değildir.
Borsa dediğiniz üç kağıt, Kur'an ve sünnete dayalı bir sistem değildir. Üç kağıt sistemidir o. Başka bir şey değil. Orada bir kimse borsada uğraşabilir mi? Uğraşsın. Buna yalnız helal diyenlere derim ki ben, Kardeş, Borsa, Kur'an ve sünnet düşüncesinin temelinin, uygun bir şekilde mi kurdu?
Sen mi kurdun? Uluslararası ütme yolu. Uluslararası soygun yolu. İslam bellidir. Çalışırsın, üretirsin. Ürettiğini helal dairede satarsın. Ürettiğini helal dairede satarsın. Ve ekonomini böyle güçlendirirsin. İslam ekonomisi üretmeye dayalıdır. Tüketmeye ve üç kağıda değil. Faize yatır, çek oradan borsaya yatır, çek oradan altına yatır, çek oradan dolara yatır, çek oradan yüreğe yatır, çek oradan uluslararası borsalara yatır. Bu İslam ekonomisi değildir.
Benim bildiğim çıkardığım İslam ekonomisi odur. Ya üretir satarsın, ya ticaret yaparsın. Ticaret maldır. Kağıdı getirirsin satarsın. Tekrar kağıdı getirirsin satarsın. İstediğin yere kağıdı satarsın. Ya da kağıdı üretirsin, ürettiğini satarsın. Veyahut da üretilmiş olan bir malı satarsın. Budur. Bunun karşılığında İslam'da kağıt para da yoktur. Ağut para yoktur. İslam'da kağıt para dönmez. İslam'da o yüzden enflasyon yoktur. İslam'da ya siz altın lira çıkarırsınız ya da gümüş lira çıkarırsınız. Altın lira çıkarırsanız piyasada altın lira döner.
Gümüş lira çıkarırsanız piyasada gümüş lira döner. Bir altın liranın karşılığı on tane gümüş liradır örneğin. Siz on tane gümüş lirayla ortalıkta bakkalda çakkalda onlarla uğraşırsınız. Ama her kim on tane gümüş lirayı götürürse karşılığında bir altın lira alır. Hiçbir zaman ne malınızın paranızın değeri hiçbir zaman oynamaz. Uluslararası kapitalist sistem, uluslararası deccaliyet sistemi, uluslararası emperyalist, neokon veya neoliberal sistem buna dönüş yaptırmaz. Bütün dünya sömürülüyor. Bütün dünya.
Bütün dünyanın merkez bankalarında bu uluslararası ailelerin payları var. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın %15 payının kimin olduğu belli değil açıklanmıyor. Önceden %51'i devletindi. Özel zamanında biraz daha arttı. Bu hükümet zamanında %15'e geriledi yabancı sermaye payı. Bu %15 kimin belli değil. Bu açıklanmıyor. Bunun gibi uluslararası bütün devletlerde değişik gizli ortaklar var. Bu gizli ortaklar uluslararası kaos yaratıyorlar. Deccal'ın vazifesi bu. Yahudilerin vazifesi bu.
Kaos yaratmak. Parayla oynayarak, kağıtlarla oynayarak bütün dünyayı sömürüyorlar. Buna karşı çıkan dünya üzerinde bir tek sufiler kaldı. Gerçek sufiler. Kelaynak kuşu gibi kaldık biz. Bütün İslami cemaatler, cemiyetler, onlar, bunlar bunun kölesi oldu. Bunun kölesi oldu. Bu üç kağıdın kölesi oldular. Bu üç kağıdı destekliyorlar. Bu üç kağıdın içinde hepsi de. Müslümanların ve diğer kafir de olsa, Yahudi de olsa, Hristiyan da olsa halkların paralarını, sermayelerini, alın terlerini emiyorlar. Uluslararası şebeke bunlar. Bu şebekelere devletler söz geçiremiyor.
Bu şebekelere söz geçirmeye kalkan hükümetleri yıkmaya çalışıyorlar. Bu şebekelerle mücadele eden nerede olursa olsun hiç dini imanı önemli değil bunların. Bunlarla mücadele edip o hükümetleri yıkıyorlar. Ukrayna'da hükümeti yıkacaklar. Dini önemli mi? Değil. Gezi Ukrayna'ya taşındı. Türkiye'de umduğunu bulamadı, Ukrayna'ya gitti. Yarın öbür gün başka bir yere gider. Oradan başka bir yere gider. Oradan Rusya'ya gider. Rusya'ya başka türlü oyun oynuyorlar. Rusya sert. Birisi öyle gezi gibi olaylara kalksa, Rusya hemen bastırır, vurur. Hiç İngiltere'de gezi oluyor mu?
Ne yaptı Almanya? Almanya bir yerde olaylar patlak verdi. Hemen oraya olağanüstü hal ilan etti. Avrupa'nın göbeğinde demokrasinin göbeğiyiz, beşiyiz diyen, her türlü özgürlükler bizde var diyen Almanya ne yaptı? İstanbul'da anında çevirdi. Olağanüstü hal ilan etti. Hiç kimse oradan bahsetmedi. Bastırdılar. Dünya emperyalizmin pençesinin altında. Uyanık olun. Müslümanların üzerindeki kargaşanın sebebi bu. Bu emperyalist sisteme fikri ve imani noktada karşı duran, fikir olarak eylemde değil, Kur'an ve sünnet kaldı. Bu neokanlara, bu neolibarellere, bu neyüdü belirsiz deccaliyet sisteminin karşısında fikri planda duran, imanı planda duran Kur'an ve sünnet kaldı.
Müslümanlar bunu yaşayamıyorlar. Ama buna inanç sahibiler. Sizin inancınızı yıkmak istiyorlar. Bütün İslam dünyasındaki imanı değil bakın. Biz gerçek iman sahipleri değiliz çünkü. Bizler imanı kemale ermiş Müslümanlar değiliz. Bizler imanı kemale ermiş Müslümanlar olmuş olsak ceplerimizde kredi kartlar olmaz. Biz gerçek iman sahibi olmuş olsak bizde dolar, euro, banka, ne bileyim kağıt o bu olmaz bizde. Biz gerçek iman sahibi olmuş olsak bir mesele Kur'an'a, sünnete, icma ümmete uydu mu uydu alı başımıza tac ederiz. Ya bunu nasıl yaşayacağız? Bu zamanda faizsiz yaşanır mı ki? Faizsiz olmuyor dediğin zaman iman, gerçek iman ehli.
Kemale ermiş iman ehli değilsin. İnanç sahibisin. Hani diyor ya Kur'an-ı Kerim'de siz inandık deyin. İslam olduk deyin. Siz inanç sahibi oldunuz, İslam oldunuz. İman ayrı bir kategori. Yeryüzünde ayakta duran Kur'an sünnet var. İçeriden, dışarıdan oynanan oyun, Kur'an ve sünneti lav etmek. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan tarikat, şeyh, derviş, sufi, herhangi bir cemaat var ise onu zaten uluslararası güçler boğazını sıkmak için seferber.
Seferber. Hiç hiç. Onları neyle yapıyorlar? Yerli işbirlikçileriyle, yerli satılmışlarıyla, yerli dinozorlarıyla. Sen yanı başında namaz kılıyor seni. Sen diyorsun ki yahu namaz kıldık beraber. O Kur'an ve sünneti sulandırmaya çalışıyor. O inancı sulandırmaya çalışıyor. O imanı sulandırmaya çalışıyor. Habire fetva veriyorlar şimdi. Neymiş? Katılım bankasıymış. Veriyorlar değil mi fetvayı sana? Sana fetvayı veriyorlar, bütün herkes gidiyor katılım bankasına paralarını yatırıyor. Katılım bankalarının kurulduğundan beri katılım bankaları, paralarını kime satıyorlar? Ne ticaret yapıyorlar?
Katılımda olanlar, kar payı koyanlara, mavdiat hesaplarına hesap veriyorlar mı? Yıl sonunda diyor mu? A şirkete bu kadar mal verdik, B şirkete bu kadar mal verdik. Katılım bankalarının hepsi de açıklasın. Hangi dinozor, hangi gezici, hangi idübelirsiz şirketlere Müslümanların paralarını peşkeş çekiyorlar? Faizsiz deyip katılım bankası deyip Müslümanların paralarını alıp, hangi namussuz şerefsiz uluslararası payandalara paraları çekiyorlar peşkeş?
Açıklasınlar, açıklasınlar. Birisi bana yazmış, hocam böyle diyorsunuz, suizan ediyorsunuz. Sen kimsin? Katılım bankasının yönetim kurulu musun? Ben bir soru soruyorum, git katılım bankasına sorumu aktar. De ki, yıl sonunda siz, Muğdilerinizden kimlere para sattığınızı açıklıyor musunuz? Bu kadar.
Koça kaç paradan para verdiniz? Alakaya kaç paradan para verdiniz? Açıklayın. Sabancıya kaç paradan para verdiniz? Açıklayın, onların da bankaları var. Neden gidip de siz, Muğdilerden topladığınız paraları gidip de başka faiz ocaklarıyla, faiz odalarında konuşup, hem bir de karla verseniz bari. Neden peşkeş çekiyorsunuz? Çok basit. Kardeş, katılım bankası, ben bu bankaya ortak mı olacağım bu parayla? Sistem o çünkü, ortaksın. Kardeş, kimle alışveriş ettin göreyim ya. Helal mı, değil mi ben bileyim. Hangi şirketle alışveriş ettin? Bu şirketin alanı hangisi? Bakkalında içki, bu şirket eğer ki marketinde içki satıyorsa, senin paranla içki sattı.
Sen istediğin kadar içki içmiyorum de, içkiyi satansın. Eğer bu adam senin katılım bankası, faizci bir kimseye faiz verdiyse, sen o faize ortaksın. Annenle, Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girdin. Çünkü mümin kardeşine faiz aldın. Diyebilecek misin? Katılım bankası gitti, X deniz banka kredi verdi. Deniz banka kredi verdi, para sattı ona.
Para satınca, faiz olmadı mı? Deniz bankta gitti, bir müslümana sattı. Müslüman kendince dedi ki, deniz bank yabancı, darül harpte benim aramda faiz olmaz. Deniz banktaki para, X katılım bankasından geldi. Ne oldu? Oynanan oyunlar çok büyük. Bunları ben konuşunca tehdit ediyorlar beni.
Getirin Müslümanlar paraları. Ne yapıyoruz? Ha faizsiz banka kurduk biz. Ay ne kadar güzel ya! Sen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ticaret hukukuna, bankacılık yasasına bağlı değil misin? Bağlısın. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin icra iflas hukukuna bağlı değil misin? Evet. Ben kredi kartını aldım, katılım bankasının kredi kartı. Çektim, çektim, çektim, ödeyemedim. Ne yapacaksın? Faiz almayacaksın mı benden? Günü geçti ne yapacaksın? Bana de ki ben faiz almayacağım. Veya almadığını söyle, katılım bankalarında kredi kartı kuyruğu olur.
Olur. Adam nasıl olsa faiz almıyor. Ödeme kardeşim, istismara da çık. Bizim insanımız enteresan. Faiz alanı öder de faiz almayan ödemez. Bir de bu var. Biz kendimizi de sorgulayalım. O yüzden bunlar İslam ekonomisi değil. Borsaymış, kağıt paraymış. Şimdi bana diyecekler ki bu adam nerede yaşıyor? Ben doğrusunu söylüyorum. Ben doğrusunu söylüyorum. Kağıt para çıktı, mertlik bozuldu. Düşünebiliyor musunuz? Amerika, bütün dünya üzerinden almış olduğu mala altın ödeyecek. Bırakın onu.
1933'te Amerika deklare etti. Ey dünya insanları! Önceden deklare etti. Dedi ki her dolar için karşılığında altın rezervi olacak. Ama dünya üzerinde dolar dönecek dedi. Herkes dolara döndü. Dünya üzerinde dolar dönüyor. Ya 1933'te olacak ya 1938'te. Şimdi tam tarihi karıştırmış olabilirim. İkinci deklare geldi. Bundan sonra dedi. Dünya piyasalarında dolaşan doların karşılığı hiç kimse benden altın istemesin dedi. Herkesin şimdi dolarlar merkez bankalarında yığılıdı. Şimdi ondan da çıktı. Hayal dolaşıyor şimdi orta yerde. Türkiye'nin 35 milyar dolar rezervi var. Kağıt yok elinde.
Örneğin. Yok elinde kağıt. Yasa var mesela değil mi? Kalpazanlık yasası değil mi? Sahte kağıt basan ne oluyor? İçeri giriyor. İyi. Ya adam demiş ki bunun karşılığı yok. Bu sahte değil mi? Paranın sahibi diyor ki bunun karşılığı yok kardeşim. Dikkat edin. Paranın sahibi basan diyor ki zaten devlet de değil. Oradaki Amerika'daki merkez bankası da özel. Sakın Amerikan merkez bankası Amerikan devletini zannetmeyin.
Devlet merkez bankasına geliyor bana borç verir misin diyor. Faizden ona borç veriyor. Ne kadar lazım sana diyor. 10 trilyon dolar matbaa çalışıyor. Al kamyonla kağıt altı üstü çünkü. Özel bir kağıt da değil. 5. sınıf 5. sınıf hamurdan yapılma kağıt. Kağıt 1. sınıf kaliteli olsa bari. Yok. Matbaa çalışıyor merkez bankasının, Amerikan merkez bankasının. Hiç önemli değil ki. Ne yapıyor biliyor musunuz? O kağıt basan şirket var ya. O kağıdı Amerikan maliyesine faizle veriyor kağıdı. Amerikan maliyesinden ne alıyor?
Borç senedi alıyor. İsterse Amerikan merkez bankasının sahipleri Amerika'yı bir günde batırabilirler. Şimdi Amerika, o merkez bankasının sahiplerinin emrinde olmak zorunda değil mi? Evet. Hadi ben sizi İngiltere'ye götüreyim şimdi. Gidelim mi İngiltere'ye? Gidelim. Aynı şekilde de İngiltere merkez bankası var. İngiltere merkez bankasının da sahipleri Amerika merkez bankasının sahipleri ile akraba. Çok samimiler. Aralarından su sızmıyor. Teyze çocukları gibi, hala çocukları gibi, amca çocukları gibi. O İngiltere merkez bankasının ortaklarından birisi kraliçe hanımefendi.
Evet. Mesela Almanya merkez bankasının ortakları, Amerikan ve İngiltere merkez bankasının ortakları ile beraber kurulma. Aaa bir şey daha çıktı. Bir de Almanya merkez bankası çıktı bakın. Hadi biraz ben sizi Türkiye'ye getireyim. Türkiye'nin de %15'i bunlardan. Ben suizan beslemiş olayım burası. Normalde açıklanmıyor ya. İşte kraliçe de arada bir geliyor. Ne oluyor bizim yüzdeliğimiz diye. Ziyaret ediyor. Biz de onu ayakta karşılıyoruz. Aslında kraliçe kendi kasasını gelip açıyor bakıyor. Burada ne kadar kalmış, ne kadar kalmamış. Kadının payı var. Haaaa.
Libya neden devrildi biliyor musunuz? Ne? Arap Bağrı. Haaaa. Libya merkez bankası kime ait acaba? Mısır merkez bankası kime ait acaba? Tunus, Cezayir, Fas bunlar Osmanlı'dan kalma yerler. Buralarda merkez bankaları kuruldu. Öyle değil mi Türkiye Cumhuriyeti merkez bankası kurulduğu gibi? Bunları kuranların içerisinde kimler var acaba? Irak merkez bankasının hissedarları kimdi? Saddam'dan önce. Saddam yıkıldıktan sonra o hissedarların hisseleri ne oldu? Ve o hissedarlar bir başkalarının eline daha arttı mı artmadı mı? Bilen var mı? Ah Müslümanlar.
Ah dünya insanları. Hiç Arjantin merkez bankasının hissedarlarını merak ettiniz mi? Oradakilerinki de açıklanmıyor. Ya şu merkez bankalarında hissedarlar var. Ve bu hissedarlar açıklanmıyor. Ve devletler zenginleşiyor. Çalışıyorlar ya dişinizden tırnağınızdan arttırıyorsunuz ya siz şimdi. Şimdi başbakan Can Hıraş çalışıyor. İhracat yapacağım, ithalat yapacağım, memleketi kalkındıracağım. Can Hıraş diyor ki 135 milyar dolar oldu merkez bankasında rezervimiz. Aaa bir operasyon oluyor. Dolardan yüzde otuz gittik mi şimdi? Gitti. Türkiye'nden yüzde otuz aldılar mı şimdi? Aldılar.
Alırken onlar yerel payandalarını kullandılar mı? Kullandılar. Gezi'de gitti mi yüzde on beş? Gitti. Gitti. Bu ikinci on yedi aralıkta da yüzde yirmi beş gitti mi? Gitti. Dikkat edin. Altı yedi ay içerisinde yüzde kırk gitti. Kim aldı bu parayı? Bu parayı birisi aldı.
Sen bana ister de ki ben şu cemaattanım, ister de ki ben bu tarikattanım, ister de ki ben bu partidenim. Sen de ki bana ben nebiyim. Var ya birisi Amerika'da ben nebiyim diyor. Ondan sonra değilim diyor, Mehdi'yim diyor. Hepsi de Amerika'da toplanıyor zaten bunlarla. Şeyhimi anlatmıştı. Bir pir efendi bir şehre ziyarete gitmiş. Bir bakmış ki her yer kapalı. Oradan çocuğun birisine sormuş. Evladım demiş. Nerede bu şehir halkı? Demişler ki ihtiyar dede. Burada çok sevilen bir zat vardı. E onun cenazesine gittiler. Kiliseye bakmış kapalı. Havreye bakmış kapalı. Havreye bakmış kapalı. Meyhaneye bakmış kapalı. İşte umumhaneye bakmış. Şeyh Efendi'nin dili öyleydi.
Kapalı. Bar kapalı, pavyon kapalı, camide kapalı. Akşam herkes o zatın evinde taziyeye gitmişler. O zat da gitmiş. Asasına yaslanmış böyle. Herkes o ölen zatın iyiliğinden bahsederken asayı vurmuş. Şems şişesine. Güm güm güm. Herkes sulmuş. Haza demiş çocuklarına. Babanız münafık imiş demiş. Herkes bir kalmış tabi demişler. Ya sen bu ölen zata nasıl münafık dersin. Sakin olun demiş. Sakin olun. Eğer tek din İslam son peygamber Muhammed Mustafa ondan sonra bir peygamber gelmedi. Herkes ona iman etmedikçe cennete giremez deseydi demiş. Papaz efendi demiş.
Kiliseyi kapatıp da bu zatın etrafında demiş. Cenazesine katılmazdı. Demiş tek din İslam deseydi böyle deseydi. Havradaki demiş. Kimseler de katılmazdı. İçki içen haram. Büyük günah kebair. İçkiliyken namaza yaklaşmayınız deseydi demiş. İnsanları men etseydi. Meyhaneci demiş. Meyhaneyi kapatıp cenazesine gitmezdi demiş. İşte zina haramdır. Kim böyle bir şey yaparsa rejim edilir deseydi. Umumaneci demiş. Cenazeye gitmezdi. Böyle anlatmış anlatmış demiş ki. Haza münafık imiş. Bir kimse tek din İslam diyecek. Dinini yaşamaya çalışacak. Onu elin gavuru rahat bırakır mı?
Bırakmaz. Osmanlı'da Osmanlı'ya ihanet edenler Fransa'ya kaçarlardı. Fransa'dan Osmanlı'yı yıkmaya çalışırlardı. Rodos'a kaçarlardı. O zamanlar İngiltere bu kadar önde değildi. Sonradan İngiltere'ye kaçmaya başladılar. Osmanlı'yı yıkan güç kendi içerisinden nereden geldi? Fransa'dan geldi. Kimlerle geldi? Jön Türklerle geldi. Ne yaptılar onlar? Diyorlar ki biz Osmanlı'yı reforme edeceğiz. Dini de reforme edeceğiz. Yeni bir din anlayışı lazım. Yeni bir devlet anlayışı lazım. Biz dini de devleti de reforme etmek için geleceğiz dediler.
Osmanlı'yı batırdılar. Nereden geldiler? Dışarıdan. Dışarıdan. İçeriden gelmediler. Dışarıda okudular. Dışarıda okudular. Ve Türkiye Cumhuriyeti devletini de kuran Jön Türkler oldu. Bir vazifeleri vardı. Vazifeleri Osmanlı'yı yıkmaktı. Osmanlı'yı yıktılar. Yerine güdük bir cumhuriyet kurdular. Güdük. Kur'anlar dışarıdandı. Kurulurken Merkez Bankası'nda kurdular. Merkez Bankası'na niçin ihtiyaç vardı acaba? Mesela Türkiye'nin Merkez Bankası olmasa. Merkez Bankası maliyede toplansa.
Veya devletin hazinesi olsa. Devlet kendi hazinesini kursa. Bir tane de hazine bakanı olsa. Hazineyi idare etse. Ne kadar akçe var, ne kadar altın var belli. Dese ki ben bir hazine kurdum. Hazineye de bütün her şeyi devrettim. Merkez Bankası'nda lav ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti devleti diye bir devlet bırakmazlar ortada. Borsadan çıktık buraya geldik. Uluslararası üç kağıt düzeni. Başka bir şey değil. Aklım Allah var buna inanıyor ve dini noktada bütün kaidelere de inanıyor. Ama kalbim iman noktasında sıkıntı yaşıyor.
İçinde bir boşluk var. Ve bu boşluğa gelince tıkanıyor. İman noktasındaki bu boşluğu nasıl, ne şekilde doldurabilirim? Nasıl bir yol izlemeliyim? Kalbim neden iman etme noktasında sıkıntı yaşıyor? Bunu bir kimsenin aşabilmesi için ibadetleri harfiyen yerine getirmeye gayret edecek. İnancı imana götüren, inancı imanda inanç, inancı iman kemaliyetine götüren amellerdir.
Burada matemat şöyle düşünecek. Abdest almak buna üç sefer su vermek sünnetmiş. Üç sefer sünneti yapacak. Öbürki diyecek ki, yani içindeki ses. Ya ne geriye var ki buna? Neden sen şimdi? Ben buna inandım. Sus. Ben buna iman ettim. Bitti. Ben bunun böyle olduğuna iman ettim. Konuşma. Ben buna böyle iman ettim. Sus. Yorum yok. Hani derler ya, sen aklına göre bak işte. Akıl seni buldu mu bunu buldu. Sen ona iman et bitti. Sen onu yerine getirmeye başla. Onu iman edip onu yerine getirmeye başlamazsan, hep seni tırmalacak. Hep seni kaşacak.
Hep seni aşağı indirmeye çalışacak. Aklı padişah yapacaksın. Akıl hükmetecek sana. İman aklın emrine girmez. Boşluk oradan kaynaklanıyor. İçki içmek aranmış. Tak bırakacaksın. İnandım iman ettim bıraktım. Kumar oynamak aranmış. Tak bıraktın inandım iman ettim bıraktım. Namaz kılmak varmış. Ben namazımı kılarım. Aklıma şunlar geliyor. Aklıma yüz bin şey de gelse namazımı kılacağım ben. Hatta o diyecek abdestin var mı yok mu? Var abdest. Abdestin bozuldu mu bozulmadı mı? Bozulmadı. Abdestin var mı yok mu? Gider alırım abdest hemen. Var mı yok mu? Gittin bir daha aldın. Var mı yok mu? Gittin bir daha aldın.
O bırakacak seni o zaman. Ondan sonra diyecek bozuldu mu bozulmadı mı? Bozulmadı. Üç mü kıldım dört mü kıldım? Üç kılmışımdır. Bir daha kılarım. Ya beş kıldım herhalde. Beş kıldıysan beş kıldım. Sana ne ya? Sana ne? Benim Rabbim değil mi? Senin Rabbim mi? Benim Rabbim. Seninki beş kılınca kabul etmesin. Benimki beş kılınca kabul ediyor. Bir de çok bilenler vardır ya etrafta. Çok bilenlere de bakma. Cuma günü namaz kılacağız biz. İşte yer yok. İşte secde içeceğimiz yer böyle bir basamak yukarıda benim. Kabul olmaz dedi. Benimki kabul eder dedim ben. Baktı. Yani ezan okunmuş iç ezan. Namaz kılınca. Adam beni idare edeceğim diye uğraşıyor.
Rabbisinin huzurunda olduğunu unutmuş. Ve ahmak. Sen cuma kılıyorsun. Cuma. Cuma kılıyorsun. Sen bütün her şeyinle kendini namaza ver. Sen her şeyinle kendini Beytullah'a ver. Sen her şeyinle Beytullah'ın önünde Hz. Muhammed Mustafa namazı kıldırıyor sallallahu aleyhi ve sellem de. Sen ben onun peşinde namaz kılıyorum de. Onun arkasında peygamberler. Peygamberlerin arkasında sahabeler. Sahabelerin arkasında veliler, mürşidi kamiller. Onların arkasında geçmiş müminler yaşayan. Cuma'yı kılan müminler hep beraber saf yapmışsınız. Allah'ın huzurundasın. Sen ona bak. Be ahmak. Sana ne milletin nerede secde edeceğine. Belki de havada secde edecek o.
Sen baksana içine. A yok. Benimki kabul eder dedim ben. Baktı. Benim Allah'ım kabul eder. Nerede secde edersen et sen. Secde et. Ona bakmıyor. İvan. Secde edeceksin et. Namaz kılacaksın. Kıl. O patinaj çeksin boyuna. Beş mi kıldın. Altı kılarım. Yedi mi kıldın. Dokuz kılarım sana ne. Ne fazla kıldın mı diyecek bana. Ben sana öğleni dört farz ettim. Doğru söylüyorsun ey Allah'ım. Sen öğleni dört farz ettin. Ben bilemedim. Ne kadar kıldığımı sayamadım Rabbim. Yanındaki sayıyor. Birisi öyle. Eski böyle. Alimlerden. Bizim kardeşlerden birisi. Ben namazı kıldım. Abi kaç rekat kıldın biliyor musun dedi.
Dedim ikinin farzını kıldım. Kaç rekat dört de kat değil mi. Abi kaç rekat kıldım. Ne kadar kıldın mı diyecek bana. E ben sana öğleni dört farz ettim. Doğru söylüyorsun ey Allah'ım. Sen öğleni dört farz ettin. Doğru söylüyorsun ey Allah'ım. Sen öğleni dört farz ettin. Ben bilemedim. Ne kadar kıldığımı sayamadım Rabbim. Yanındaki sayıyor. Birisi öyle eski böyle. Alimlerden. Birisi. Ben namazı kıldım. Abi kaç rekat kıldın biliyor musun dedi. Dedim ikinin farzını kıldım. Kaç rekat dört de kat değil mi. Abi ya dedi. Sen fazla kıldın dedi. Oğlum dedim beraber kılmıyorduk mu yan yan adın. Böyle baktı. Sen dedim ikimiz de farzlarını kılıyorduk.
Dedim sen benim namazımı saydın. Kaldı. Oğlum namazını sen tekrar kıl olmazsa dedim. Dedi. E dedim namazda değilmişsin. Sen benim rekatları sayıyormuşsun dedim. Depucu musun mal mı sayıyorsun. Sana ne. Seni sayma vazifeli görevlisi mi koydular oraya. İman. Sen kıl namazını. O sana türlü tuzaklarla gelecek. O kurmadığı tuzak kalmayacak. Senin önüne kadını soyacak bile. Evet. Bakcan bir hatun soyunmuş. Namazda. Evet. Onun kurmadığı tuzak kalmaz. Onun işlemediği hainlik, hinlik kalmaz.
Senin imanını çökertecek ya. Gözünün önüne getirmediği kalmaz. Sen de ki benim önümde şeyhim var. Ben dervişliğimde öyle yapardım. Derdim ki benim üstadım namazı kıldırıyor. Allahu ekber. Önümde üstadım var benim. Türlü getirir senaryo çizer sana. Senaryo çizer sana. Dört rekatlık namazda senin bütün hayatının filmini göstertirler sana. Yetmez başkalarının hayatını da görürsün. Namazda kim hırsızlık yapıyor onu görüyorsun. Allah'ım namazdasın. Gösteriyor sana. Alıkoyacak seni. Sen namazı bırak koş hırsızlık tutturmaya. Yok namaza devam sen. Bırak dünyayı çalsınlar. Tuzak kurduruyor sana. Bir gün beni birisi aldatmaya gelecekmiş.
Namazda gösterdim. Gördüm böyle ben namazda beni aldatmaya gelecek adam. Namaz kılıyorum. Geldi hiç gülmüyorum. Ben adamın geldi hoş geldin hoş bulduk. Bize böyle mal lazım var burada dedim ben. Verdim ben şimdi ona. O da baktı öyle. Tamam mı? Hani böyle hayrette kalıyor. Gitti geldi ödemedi. Aradan bir yıl sonra geldi bu şimdi. Ya dedi tebessüm ettin o gün bana dedi. Ne oldu dedi. Senin beni aldatacağını biliyordum dedim ben. Nereden biliyordun dedi. Namazdakken gösterdiler dedim ben. Kim gösterdi? Şeytan gösterdi dedim ben. Kaldı mı şimdi? Şeytan dedim kendi dostunu gösterdi bana dedim. Benim namazımı bozdurmak için dedim. Ben de onun dediğine bakmadım dedim.
Malla imtihan edecek beni dedim dedim. Şeytan benim malımı düşündürttürüyor. Namazda dedim dedim ha. Verdim sana malı dedim. Ya ben şeytan mıyım şimdi dedi. Onun dostusun dedim. Onun dostusun. Hayır diyemiyorum. Kaç kişiyi aldattın dedim. Tık yok. Şeytan gönderiyor hep seni dedim. Aldattığın insanlar hep mümin insanlar dedim. Sen çünkü dedim şeytanın taraftarını aldatamazsın dedim. Sen şeytanın dostunu aldatamazsın dedim. Sen ancak dedim inanç sahiplerini aldatır kandırırsın dedim. Şeytan seni kendi dostlarına yönlendirmez çünkü dedim. İnandın mı şimdi dedim şeytanın dostu olduğuna?
Hayır diyemiyorum. Ben şeytanın dostu değilim diyemiyorum. Sen kıl namazını. O senin önünde o şeytan ve dostları ne cil ve cümbüşler yapacak. Senin önüne ne tuzaklar koyacak. Senin önüne ne hengameler koyacak. Senin önüne ne denizler koyacak. Ne dağlar koyacak. Senin önüne neleri getirecek. Sen oruçluyum diyeceksin. Oruçluyum dedikçe bütün güzel kadınları senin önüne getirecek. Benimle iftar et diyecekler. Sen oruçluyum diyeceksin harika yemekler koyacaklar senin önüne. Sen diyeceksin ki hiçbir şey istemiyorum millet sana para teklif edecek. Sen diyeceksin ki ben Allah yolunda koşturacağım. Senin arkandan eşin, anan, baban, çoluğun, çocuğun hep beraber senfoni gibi gitme diyecekler.
Bu iş böyle. Bugün derse gitmesen ne oldu? Hani benim dayımın, teyzesinin, büyük halasının kızı vardı ya yakın akraba. He o gelecekti maşallah subhanallah. Osman sen üstüne alınma ya. Arnavutlarda biraz öyle vardır ama sende olmaz bizme kendine. Arnavutlar çok meşhurdur değil mi Osman böyle. Yedi göbek sülaleyi akraba biliyorlar yine değil mi? Adetler değişmedi yani. Elhamdülillah aman değişmesin. Akraba sılayı rahim önemli çünkü. Buna Arnavutlar çok dikkat ederler. Yani normalde teyze. Herkes teyzesi onun. Soruyorum şimdi teyze. Lan nereden teyze? Annesinin teyzesi. Veya anneannesinin teyzesi. Hiç önemli değil. Birinin teyzesi ya herkesin teyzesi o. Birinin dayısı, herkesin dayısı o.
Değil mi Hacı Erkan? Öyle değil mi? Dayı teyze dolu. Elhamdülillah çok var. Evet bunun gibi. Önünüze çıkar hep. Nefis çıkarır, şeytan çıkarır. İnancın imana ulaşması sımsıkı ibadetleri haram ve helalları sımsıkı tutmakla mümkün. Yani iman eden amel eder.
İnanç sahiplerinde amelde bozukluklar vardır. İnanç sahipleri şöyle der. Kalbime bak ben inanıyorum ya. İnandın mı? Namaz farz mı? Evet. İman ettiysen namazı kılarsın. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki namazı olmayanın imanı olmaz. O yüzden dedi iman üzerine hırsızlık yapamazsınız. O yüzden dedi iman üzerine kumar oynayamazsınız.
O yüzden dedi iman üzerine zina edemezsiniz. O yüzden dedi iman üzerine orucu terk edemezsiniz. Allah muhafaza eylesin. İmanın şartı beş midir, altı mıdır? İmanın şartı 6666'dır. Bu 6666'nın cemi toplanmış hali, kısaltılmış hali, cemi kısaltılmış hali. Nedir?
Allah'a iman etmek. Meleklerine iman etmek. Peygamberlerine iman etmek. Kadere iman etmek. Hayırın ve şerrinin Allah'tan olduğuna iman etmek. Ölmeye iman etmek. Tekrar öldükten sonra dirilmeye iman etmek. Mahşere, hesaba, kitaba iman etmek. Bu nedir? Bu 6666'nın özüdür, kısaltılmış halidir. Cemidir, özetidir. Allah'a iman ettiğinde Allah'ın varlığı, birliği, komple bütün her şey içine girer. Meleklerine iman ettiğinde kitapları girer. Çünkü melekler getirir kitabı. Peygamberlerine iman ettiğinde bütün peygamberlerin ve son peygamber Muhammed Mustafa'nın peygamberliğiyle beraber sünnetlerini de kabul etmiş olursun.
Ben peygamberin peygamberliğine iman ettim, sünnetlerini kabul etmiyorum dediğin an peygambere iman etmemiş oldun. Ben peygamberin peygamberliğine inandım ama kitap sahih mi değil mi dediğin an kitaplarına iman etmedin. Çünkü Allah'a, meleklere, kitaplarına, peygamberlerine. Ve kitaba iman ettin kitaplarına. Son kitap Kur'an-ı Kerim. Kur'an-ı Kerim'in bir harfini reddedersen iman etmiş sayılmazsın. İman şimdi 6666 oldu mu? 6666 dememiş. Demiş ki kitaplarına. Son kitap Kur'an-ı Kerim. Demiş ki peygamberlerine. Son peygamber Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
Adem aleyhisselam ile Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arasında ne kadar peygamber geldiyse iman ettik. Peygamberliklerine. E son peygamber getirdikleri var, sünnetleri var, söyledikleri var. Ben o peygamberin peygamberliğine iman ettim. Eee hadislerine iman etmedim, sünnetlerine iman etmedim. Doğru mu ki? Hoş geldin 23 insan. Mesut oluyor insan. Şimdi bunlar çıktı böyle ya. Bunun gibi. Allah muhafaza eylesin. Vakit geçti ama. 10 olmuş. Bir kişi ibadet ediyor diye insan ise etmiyor. Bunun ortası yani boşlukta kalmış insan var mıdır, boşluk diye bir şey var mıdır?
Boşlukta bir varlıktır. Sonuçta insan kendi kendini boşlukta zanneder. Yani ibadet kıymetli dostlar. İman etmek, ibadet etmeyi gerektirir. İman ettiysen, imanın kemal diyorsan ibadet etmeyi gerektirir. Boşluk yok. Ölen anne baba veya büyüklerimizin mirası hemen paylaşılmalı mıdır? Evet. Bir de borçları varsa hemen ödenmeli midir? Evet. Bunlar hemen yapılmadığı takdirde ölen kişiye bir zararı var mıdır? Borçlarının ödenmesi gerekir. Türbe ziyaretlerine gittiğimizde ne okumalıyız, nasıl dua etmeliyiz? Bizleri bu konuda aydınlatır mısınız? Kabir ziyareti önce yasaklamış sonra Medine-i Münevvere döneminde serbest bırakılmış bir ibadettir.
Kabir ziyareti de ibadettir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yaptığı her şey bu manada ibadet hükmündedir. O da kabristanlıkları ziyaret ederdi Medine-i Münevvere'de. Genelde Perşembe günü akşamları giderdi. Ondan sonra Cuma günleri giderdi. Bazen gitmek istediğinde giderdi öyle diyelim. Sufiler orada Kur'an-ı Kerim okumak, dua etmek, insanın kendi günahlarına yalvarması, tövbe etmesi veya kendince Ümmet-i Muhammed'e dua etmesi veya kabirde yatan kimsenin ruhaniyetine dua etmesi müstecaptır, sahihtir.
Hadis-i Şerif'te siz kabir ehlini vesile ediniz der. Bir kimsenin kabir ehlini vesile etmesi de sünnettir. Ne yapılır? Kabrin başına gittiğinde Sufiler, Sufiler on bir ihlas, bir fatiha okurlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinden geçmiş peygamberlere, sahabelere, şehitlere, imam efendilerine, pir efendilere, bütün müminlere ve kabirde bulunan zatın ruhaniyetine dua ederler, bağışlarlar. Ardından Cenab-ı Hak'tan bir istirhamları varsa, Allah'a bir yalvarışları, bir istekleri varsa, o kabirdeki kimse de büyük zatlardansa, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleri gibi, işte velilerden bir zat gibi böyle bir şeyse, onu vesile eder. Ya Rabbi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin yüzü su hürmetine, şu işimi asan eyle, Emr Sultan hazretlerinin yüzü su hürmetine, Ümmet-i Muhammed'e rahmet ihsan eyle, Ümmet-i Muhammed'e barış ihsan eyle, Ümmet-i Muhammed'e aziz eyle, bunun gibi insanlar dua edebilirler, bu da edepten adaptandır.
Kadınların farz namazlarını cemaat ile kılarken, camilerin alt katlarında ya da üst katlarında, perde arkasından imamı görmeden kılmaları caiz midir? Hanefiler demişler ki, imamı göreni görecek, imama tabi olanlar. Bir, ikincisi Hanefiler demişler ki, mekan birliği olacak. Mesela cemaat ile senin durduğun yerde bir kayık geçecek kadar bir yer varsa, dere mere varsa, cemaat hükmünde saymıyorlar. O cemaatten ayrılmış oluyor.
Mesela burada namaz kılıncak olsa, buranın istinad duvarları var. İstinad duvarlarının dışına duracak olan kimse de cemaatin içerisinde görmesi lazım onu. Eğer buradakini görmezse, yine namazı normalde bu noktada olmaz. Göreni görecek. Şimdi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerindeki zamanındaki namaz safları şöyleydi. Önde imam, imamın arkasında erkek cemaat, erkek cemaatin arkasında küçük çocuklar, genç çocuk cemaati. Onun arkasında kadınlar, onun arkasında küçük kız çocuklar cemaati olarak. Namaz safları buydu. Zamanla kadınlar evlerinde de namaz kılınabilir hükmü çıktı. Kadınlar evlerinde de namaz kılmaya başladılar. Namazlarını kılıyorlar.
Bir mescide gitti, bir camiye gitti. Ben şimdi diyorum ki, Medine Münevvere döneminde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bütün herkesin namaz esnasında mescid-i nebevide toplanmasını emrederdi. Bütün kadınlar, kızlar, çocuklar, herkes mescid-i nebevide toplanmadı. Müslümanlar, müminler o gün için zayıftı. Bu zayıflıktan kurtarmak kuvvetli olduğunu göstermek için, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bayram namazlarında da evde namaz kılamayacak noktada olan kadınlar da dahil onları getirttirir. Onları da mescidin kenarına bir çadır kurdurur. O kadınlar da namaz kılamayacak halde olsa dahi anlayan anladı bu halden ne olduğunu.
Onları orada toplarlardı. Hiç kimsenin evinde hiç kimse kalmazdı. Bayramları ve cumaları. Şimdi burada önemli bir husus var. Sakın hiç kimse Türkiye'de Müslümanlar kuvvetli, Müslümanlar sakın böyle işte gerekli gibi, ondan sonra gerekli çoğunlukta gerekli kuvvette zannetmesin. Aynı Medine'nin ilk devirlerindeki gibi kadınların, kızların, çocukların hepsinin de camilere, cemaatlere, tarikatlara, sohbetlere oluk oluk gitmesi lazım. Cumalara kadınların, kızların gitmeleri lazım. Cemaatler, yani camide namaz kılan erkekler, namaz kılan çok bilmişler. Cumaları namaza gelen kadınları camiden kovmayın.
Cumaları camiye gelen genç kızları kovmayın. Namaz kılmak isteyen, sohbete gitmek isteyen, zikre gitmek isteyen bayanlara erkekler hizmet edin götürün. Sen bu akşam zikre gelmeyi var, çocuklara bak demeyin. Sen bu akşam evde kal, sen otur evinde demeyin. Bunu yapanlar İslami hayata balta vuran insanlar.
Türkiye'de Müslümanlar denizin üzerindeki köpük misali. Dünya üzerindeki Müslümanlar denizin üzerindeki köpük misali. Evde bıraktığınız kadınlar, kızlar internette, televizyonda, oyunda, oynaşta. Nereye gidiyorsanız ibadet olarak eşlerinizi götürmeye gayret edin. Gayret edin. Namaza gidiyorsunuz götürün. Zikre gidiyorsunuz götürün. Sohbete gidiyorsunuz götürün. Anneler, kızlarınız nerede? Babalar, çocuklarınız nerede? Oğullarınız nerede? Yanınızda taşıyın.
Oğlan çocuğu götür yanında orada oynasın. Orada hizmet etsin. Orada alışsın. Zikrullah yapsın, hizmet etsin, çay getirsin, çay götürsün, otursun yanında, sohbet dinlesin. Çocuk oynasın. Kız çocuklarınızı götürün yanınızda. Müslümanlar suyun üzerindeki köpük misali çünkü. Haberdar olsunlar her şeyden. Sohbet dinlesinler. Zikir yapsınlar. Camilere gitsinler. Camide işte altta bir bodrum yapmışlar. Kadınlar bodrumda. Yukarıda namaz kılıyorlar. Şimdi ben böyle konuştukça etrafta da söylüyorlar. Caminin imamın birisi dedi ki hocam mübarek olsun dedi. Ne oldu dedim ben. Bu delik senin dedi eserin.
Ne deliği dedim ben. Hani ben diyorum ya illa ki birini görmesi lazım diye. Ses yeter demişler. Caminin o namaz kılınan katından bir boru gibi bir şey delmişler. Aşağı ses gidiyor. Aşağıda kadınlar. Olmaz dedim imama gene. İmam durdu. Yıksanız dedim. Olmaz. İmamı göreni görecek dedim ya. İmamı göreni görecek. Camilerin alt katında market mi olur. Caminin alt katında pimo benci var. Caminin alt katında atelye var. Dikiş dikiyorlar. Caminin alt katında dükkan var. Bu ne hal ya. Yukarıda perde. Bütün müslüman kadınlar sapık çünkü.
Adamları ensesinden ısıracaklar. Ya da adamların ensesinde gözü var. Namazdakken arkadan hatunları görecek. Yani kadın dışarıda duruyor mu duruyor. Adamla beraber gidiyor mu gidiyor. Sokakta var mı var. Görüyor mu kadın sokakta adamları. Görüyor. Sokaktaki adamlara kadınlar saldırmıyor sapık değil. Camiye girince sapıklaşıyorlar demek. Adamlar dışarıda saldırmıyorlar sapık değil. Namaz kılan adamlar enserlerinde bir göz daha var. Demek ki arkalarında böyle bir el var. Sapıklık yapacaklar arkadaki kadınlara. Ben böyle anlatınca. Hz. Peygamber efendimizin zamanındaki müslümanlar mı var. Ol.
Ol. Seni engelleyen mi var. Ol. Allah bizi affetsin. Namaz kılarken imamı göreni göreceksiniz. Açtırın kapıları pencereleri. Camiler müslümanların. Vaaz ediyorlar. Birisi vaaz ediyor. Oradaki imanda oturuyor orada. Ben dedim imama ben senin yerin olsam bunun kablosunu koparırım dedim. Atıyorlar satsınlar. Kendi imamlığından şüphe ederim ben dedim. Bakıyor o imam. Demek ki sen imanlık yapabilecek kapasitede bir kimse değilsin. Senin hadis bilgin yok. Senin Kur'an bilgin yok. Senin fıkıh bilgin yok.
Bu bilgilerin yoksa ne yapma minberdesin. Yürü git. Bu bilgin yoksa o minbere geçme. Ne işin var orada? Yürü git dağda çobanlık yap. Üç tane koyun verirlerse sana yap. Onu da vermezler sana. Adam imam. Ah ne kadar güzel. Elinde bir kağıt okuyor. Ver dedeme dedem de okusun. Vaaz geliyor. Otur sen de orada. Eee? Ondan sonra namazı kıldır. İslam bu yüzden harkim değil. Cemaat de dinliyor. Gidiyor cumaya. Herkes dinliyor orada. Oporluyodan bir ses geliyor. Duygu alabiliyor musun? Hayır. Ses dinliyorsun. Koy bir tane vaaz kaseti oraya.
Dinle. Ne işin var camide? Sünnet o değil. Sünnet değil bu. Göz göre göre Türkiye'nin bütün camilerinde sünnet ise niye katlediliyor? Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından katlediliyor. Sünneti katlediyor. Diyanet İşleri Başkanlığı bir hutbe veriyor. Bunu okuyacaksınız diyor. Kardeş, burada o hutbeyle ne işin var benim? Orman haftası mı? Şehrin göbende orman haftasıyla ne işin var? Git orman köyünde orman haftasını anlat. Git dağdaki adama aman ormanı katletme. Yeşili kesme. Oraya buraya hayvanı götürme. Aman dikkat et.
Kurumuş ağaçlardan kendine odun et. Aman yeşillerden kesme şunu bunu yapma de. Şehrin göbendekinin orman haftasıyla ne işi var? Şehirlerde orman bıraktığınız ağaç bıraktınız da biz o bıraktığınız ağaçları mı kemirceğiz? Müslümanlar kemirgen mi? Bir tane incir ağacı diktin de ben onun ağacını mı kemirdim? Ne işin var benim?
Bana şehrin haramlarından bahset. Bana şehrin bataklıklarından bahset. Bana şehrin çıkmaz sokaklarından bahset. Bana şehrin karanlık sokaklarından bahset. Bana şehrin affedersiniz her türlü oyunundan bahset. Ben onlara düşmeyeyim. Yok. Cemaatlerde koyun gibi. Ya düşünebiliyor musunuz? Adam camide okuduğu hutbe ne? Bacalarınızı temizleyin. Allah kahretmesin seni ya. Adamın bacasından mı konuşacağım ya camide? Lan gitsin doğalgaz şirketleri ne işine yarıyor? Gelsin ölçüm yapsın senin desin ki doğalgazın düzgün bağlanmamış.
Gelsin cezasını gitsin. Cami hutbesinde baca temizliğinden bahsediliyor. Bu, bu, bu. Millet namazı terk etmiş, orucu terk etmiş, zikri terk etmiş, fikri terk etmiş, sünneti terk etmiş, Kur'an'ı terk etmiş. Zulüm orta yerde. Gücü yeten gücü yedene yapıyor yapacağını. Caminin önünde beş tane, dört tane çocuk çete olmuş. Ver bakayım telefonunu bir telefon açacağım demiş çocuğa. Çocuk da vermemiş telefonunu. Sen nasıl vermesin? Bamagüme bamagüme dövüyor. Cami cemaatinden bir tanesi burada ne oluyor diye bakmıyor. Müslümanlar bu hale gelmiş. Van dedim ben bir çıktım orta yere. O dört tanesi baktı böyle. Ondan sonra bırakıverdiler çocuğu.
Çocuğun ağzını burnunu bir anda fattılar. Buyuz. Utanmıyorsunuz mu bir tek başına çocuğu dövüyorsunuz? Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.