Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Mart 2012 · 51:34
Biz Peygamberimiz Sallı Aleyhisselam Efendimiz'in soyundan gelenlere üstat veriyoruz. Bu aynı zamanda bizim üstadımız seyitimiz. Kendise gihir mekârmış olanı üstad veriyoruz. Biz de diyoruz bütün kutsal görevler manevi bir emirle verilmişiz. Bütün kutsal görevler manevi bir emirle verilmişiz. Sorun, üstadları seyit ya da ilimle gelmiş olarak sınıflandırmak doğru mu olur? Yoksa bu nefsi verilmişiz. Bunu üstadlara sormak lazım. Bir kimse kendi kendisine ben üstadım diyorsa, neyin üstadıysa, onun üstadı olsun. Eğer bu üstadlık, üstad olma manevi ise, yani Kur'an ve Sünnet tarihinde bir tasavvuf erbabının, bir tarikat yolunun üstadlığı olarak algılanıyorsa, bunu yine bunu iddia edenlere sormak lazım.
Ama şunu şöyle söyleyeyim. Her seyit veya şerif, bu bir tarikat erbabının veya tasavvufi bir topluluğun üstadı olma noktasında değildir. Bunu böyle söylüyorlarsa bir yanılgı var, ilim adına bunu söylüyorlar. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soruldu ki, sahih bir hadis-i şerif.
İşte biz, sizden sonra bu seyitleri, şerifler çoğalıyor, onları nasıl tanıcağız? Hz. Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin verdiği cevap çok manila. Kim benim Kur'an ve sünnetime sımsıkı yapışırsa, o benim ehl-i beytimdir. O zaman ehl-i beyin, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan kimseleriz. Muhakkak ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o temiz pak soyundan gelmek mübarekliktir. Mübarektir. Ama önemli olan, soyca mübareklik değil, Kur'an ve sünneti sımsıkı bağlanarak da mübarekliktir. Buradaki ilimden kasıt, hani ilimle gelmiş olmaktan kasıt. Eğer zahiri ilimlerse, bunun tasavvufla ilgi ve alakası yoktur.
Çünkü tasavvuf, hem zahir hem batın ilimle yürüyenler işidir. Sadece zahir ilimle ilimlenenler bir işi değildir. O yüzden ehl-i tasavvuf muhakkak ki kalbi ilimlerle, nefsin tezkiyesiyle, ruhun vurucuyla ilgilenir. Eğer bir kimse sadece ve sadece zahiri ilimle bunu söylüyorsa, bu yeterli değildir. Yunus'un deyimiyle bir ben vardır benden içeri.
Ve Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin deyimiyle salih insanların salih, o gördüğü rüyalar vardır. İşte bununla alakalı bir içi, içe doğru bir yürüyüş vardır. Sonuçta bu iç alemle alakalıdır. O yüzden böyle üstadların, yani bir tasavvuf büyüğünün seyyid olup olmamasına bakılmaz. Eğer bu manada o kimse sadece ve sadece bu nefis meraklarını bitirdiyse, seyir sülükünü tamamladıysa, bir üstadın, bir şeyhin dizinin dibinde yetiştiyse, o zaman o kimse o noktada yetkilidir.
Onun insanlar bu zahiri de bu tespit edilmez, babadan oğula da tespit edilmez. İnsanlar rüyalarını da görür. Bu rüya çünkü ahir zamanda Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifine göre ahir zamanda hüccettir, değildir. Hüccete açılan kapıdır. Mübeşşirata açılan kapıdır. O yüzden o kapıdan muhakkak geçilmesi gerekir. Rüya değil hüccündedir. O zaman bir toplulukta bununla alakalı rüyalar görüldüyse o kimse üstaddır. Eğer o toplulukta böyle onun üstadlığıyla alakalı sahih rüyalar görülmediyse ve o üstadlık noktasında duran bir kimse bir üstadının dizinin dibinde yetişmediyse o zaman sıkıntı vardır. O yüzden bir kimsenin kendisini üstadım diye görmesi görenler olmuştur.
Öyle görebilirler, öyle diyebilirler. Ben kendimcesine söyleyeyim. Bir kimsenin kendini üstad görmesi nefsanidir. Bir kimse kendisini oldum görmesi nefsanidir. Bu kendince benim bir ölçüdür. Ha bir başkası kendini öyle görebilir. Bir başkası kendisini öyle, kendisini öyle lanse edebilir. O onun yoludur. O yüzden bir şey diyemeyiz. Ama bizim yolumuzda bir kimsenin ben şuyum demesi abestir. Ben buyum demesi abestir. Benim böyle bir görevim var demesi abestir. Böyle söylendiği zaman sanki kimsede hiçbir şey yokmuş da böyle bir şeysi yokmuş diye konuşuluyor. Bunun ölçüsü hadis-i şeritle sabittir. Hz. Resulullah hadisi kutsu'de sallallahu aleyhi ve sellem adettir buyurur ki Kul Allah'ı sever, Allah da kulunu sever.
Allah kulunu severse nida eder. Ey Cebrail ben filanca kulumu sevdim, sen de sev, gök altına da nida et. Cebrail aleyhisselam gök halkına nida eder. Dikkat edin meleklere değil. Gök halkına nida eder. Ey gök halkı Allah filanca'yı sevdi siz de sevin. Hadisi kutsu devam ediyor. Melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Filanca'yı sevdi siz de sevin. Bir kimsenin kendisini ben şuyum demesine gerek yoktur demesi zaten gerçekten çok abestir. Kendinde bir varlık görmüştür, kendisinde bir şey görmüştür Allah muhafaza eylesin. Kendinde bir şey görmek tasavvufun yolu değildir. Kendinde ilim görmek, kendinde sanat görmek, kendinde bir kudret görmek, kendinde bir kuvvet görmek, kendinde herhangi bir keramet görmek, kendinde herhangi bir fasilet görmek şeytanın vesvesesizliğinden başka bir şey değildir.
Dostlar size tavsiyem, size tavsiyem asla kendinizi bir yerde görmeyin. Şeytanın türlü türlü oyunları vardır, türlü türlü hileleri vardır, türlü türlü ve sizi en zayıf yerden yakalar. Hani bugünkü dilde yumuşak karın diyorlar ya, sizi en yumuşak karnınızdan yakalar. O sizin altınızdan üstünüzden girip nereniz zayıf orayı tespit etmeye çalışır. Bir adam şah şöhretten mi zayıf? Oradan girer. Kadından mı zayıf? Oradan girer. Karadan mı zayıf? Oradan girer. Makamdan mı zayıf? Oradan gider. Hanımından mı zayıf? Oradan girer. Çocuğundan mı zayıf? Oradan girer. Malından mı zayıf? Oradan girer.
Parasından mı zayıf? Oradan girer. Mesleğinden mi zayıf? Oradan girer. Aklından mı zayıf? Oradan girer. İlminden mi zayıf? Oradan girer. Muhakkak sizi alt etmek için, sizi bozmak için, sizi Allah'ın yolundan döndürmek için, sizi Allah'ın yolunda koşmaktan döndürmek için yollar. Bu şeytanın desisesinden, hilesinden, şeytanın bu girintili, çıkıntılı, afaki olmayan şeyleri varmış gibi gösteren şeyden sizi kurtaracak olan Allah'tır.
Ve bu noktada, kendinizde küçücük bir varlık görseniz, helaka uğrarsınız. Kendini yukarıda görürsen, hangın düştüğünü görürsün. Ve derler ki, düştün. Ve dersin ki, düştüm. Yerde olan nerededir? Nereye düşer? Yerde olan nereye? Size tavsiyem. Sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mahmut diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mahmut diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Ve biz kul peygamber ümmetiyiz. Kul peygamber.
Biz kul peygamber ümmetiyiz. Hakkınızı helal edin. Ben onca şeyh gördüm. Onca derviş gördüm. Onca keramet ehli insan gördüm. Cenab-ı Hak bize bunları gösterdi. Selametli yol hiçbir şey olmadı. Kuvvet Allah'ın elinde. Allah bizi affetsin. Ha birisi der ki, ben müştardım. İyi kardeşim, Allah mübarek etsin. Birisi der ki, ben Mehdi'yim. İyi kardeşim, Allah mübarek etsin. Kendi Mehdi'nin kendine. Birisi der ki, ben peygamberim. İyi peygamber, sen kendi peygamberin peygamberliğine. Yok Resul. İyi kardeşim, sen Resul'muşsun. Allah yolunu açık etsin.
Biz kul olmaya bakalım. Kul olmaya. Çok güzel. Hani var ya bir padişahın hadımıyla olan muhabbeti. Dervişleri çağırıyorlar. Bir de evli mehli çağırıyorlar. Diyorlar ki, bir derviş alınacak. Çıkan ben olamadım. Ben olamadım arkasımdaki olmuştur. Ben olamadım arkamdaki olmuştur. Ben olamadım arkamdaki olmuştur. Bir tanesi ben derviş oldum diye yazdırmamış ismini. Ulemanın hepsi de yazdırmış. Ben alimim, saraya yakışırım diye. Yunus'un sözü çok güzel. Derviş olamadın demiş ya. Sen derviş olamazsın demiş. Olamayız biz. Allah bizi affetsin. Zuhri ahir namazının kılınmasında bir sakınca var mıdır? Kılanlar neden kılın, kılmayanlar neden kılmaz? Zuhri ahir namazını Osmanlı uleması koymuştur.
Kendince, kendilerince haklı gerekçeleri vardır. Kılmazsa bir kimse bir şey gerekmez. Kılmazsa bir şey gerekmez. Neden kılmıyorsun? Kılmadın, neden kılmıyorsun diye sorgulanmaz. Kılmayanlar neden kılmaz? Tembelliğinden kılmayanlar da olabilir. Veyahut da bu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin kıldığı bir namaz değil. Yaptığı bir ibadet değil. O yüzden ben bunu böyle bir şey yapmıyorum deme hakkına sahip bu kimse. Kılmayanlar da buradan kılmayabilir. Veyahut da kılmama sebebi varsa başka bir sebebi. Bunu söyleyebilirler. Vakit namazlarının sünnetlerini kılmayıp yerine kaza namazı kılmamızda bir sakınca var mıdır? Bununla alakalı Haneflilerin ilkleri, ilkleri.
Buna çok uygun görmemişler. Şafi, Maliki, Hamletler böyle görmüşler. Artık Kadir Geylan Hazretleri, İmam-ı Gazali Hazretleri ve Ehli Tasavun. Nafilelerin yanına, sünnetlerin yanına muhakkak kaza namazını kılalım demişler. Ama zannediyorum, Osmanlı'da son devir olan ulemadan ismi aklıma gelmedi şimdi. Hanefi'den de buna fetva verenler var. Öyle söyleyeyim şimdi bilim olarak bunu normalde net bir şekilde şu anda diyemeyeceğim. Ama bence bu işin bencesi bunlara bakaraktan bir kimse kaza namazı borcu var ise sünnetlerin yerine kaza kılabilir ve kılsın. Bir sohbetinize derviş uyanık olur demiştiniz. Anlatmak istediklerinizde bu konuda var mıydı? Anlatmak istediklerinizde bu konuda var mıydı?
Bilmiyorum ki bu konu var mıydı yok mu? Dervişin uyanık olması hadisi kutsu ile alakalı. Ey Davut uyanık ol. Davut Aleyhisselam'a Cenab-ı Hak söylüyor. Uyanık ol. Şeytan seni aldatmasın. Uyanık ol. Nefis seni kandırmasın. Uyanık ol. Etrafındaki insanlar gördüklerin seni Kur'an ve sünnetten uzaklaştırmasın. Uyanık ol. Kendine dinini yaşayabilecek arkadaşlar edin. Uyanık ol. Kendini selamete erdirecek dostlar edin. Uyanık ol. Seni Kur'an ve sünnet dairesinde Allah'a koşturtacak dostlar edin. Uyanık ol. Seni harama müsaade etmeyecek. Haramla seni karşılaştırmayacak. Haramla seni kol kola getirmeyecek dostların, arkadaşların olsun. Uyanık ol.
Şeytan, nefis ve insanların içerisindeki şeytanlaşmış ve nefsine zevin olmuş olan insanlar seni aldatıp kandırmasın. Uyanık ol. Dervişin uyanık olması bu. Derviş uyanık olur. Nereden yılanın sokacağını görür. Derviş uyanık olur. Nereden köpeğin ısıracağını bilmesi lazım. Derviş uyanık olur. Şeytanın kendisini aldatmaya çalıştığını görmesi lazım. Derviş uyanık olacak. Bu manada. İşinde gücünde de uyanık olsun. Bunda bir sıkıntı yok. O yüzden bu Davut Aleyhisselam'a bir emirdir. Hadisi kutsu der. Ey Davut uyanık ol. Allah'ın emirlerinde. Uyanık ol. Allah'ın kitabının yaşanmasında. Uyanık ol.
Gaflete dalma. Gaflet seni öldürür. Gaflet seni uzaklaştırır. Gaflet senin Allah'la arını bozar. Gaflet seninle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arasını bozar. Gaflet seninle dostlarının arasını bozar. Gaflet Allah'ı sevenlerle senin arandaki perdeye arttırır. Arını bozar senin. O zaman uyanık ol. Gaflete düşme. Her daim zikirle hemhal ol. Her daim abdestli dolaşmaya çalış. Muhakkak derslerini takip et. Muhakkak sohbetlerini takip et. Muhakkak günlük girdini yerine getir. Uyanık ol. Sabahleyin erkeninden git dükkanını aç. Çalışıyorsan işine dikkatle bak. Uyanık ol.
Tezgahın başında, arabanın başında, sokakta yürürken uyanık ol. Bütün her şeyinde uyanık ol. Gaflete dalma. Uyanık ol. Sufilik bir odaya çekilip Allah'ı zikretmek değildir. Uyanık ol. Çık yeryüzüne. Yeryüzünde hayatına devam et. Uyanık ol. Tekkenin köşesine oturup da zikir yapmak. Tekkede gece gündüz ilahi söylemek. Tekkede gece gündüz vakit geçirmek dervişlik, sufilik değildir. Uyanık ol. Dünyeli bir meşgalen varsa ona dikkatli davran. Uyanık ol. Evine bak, eşine bak, çocuklarına bak. Memleketine bak, devletine bak, milletine bak, kavmine bak, sokağına bak, caddene bak, şehrine bak. Ne yapıyor oluyor?
Ne yapılmıyor? Ne eksik, ne doğru bak. Uyanık ol. Uyanık ol. Sabahleyin git iş yerine işini tanzim et. Uyanık ol kadın. Evinde dolabına bak, evine bak, eşyana bak. Elektriğine bak, doğalgazına bak. Doğalgazın açık, çıkıp gitme evden. Elektrik açık, çıkıp gitme evden. Uyanık ol. Tencerede yemek kaynıyor, sen çıkıp gidiyorsun. Uyanık ol. Koymuşsun tencereye, kaynıyor boyuna. Uyanık ol. Kapat altını. İsraf ettiğin her şey, hem senin ekonomine zarar, hem dünya, hem memleketinin ekonomisine zarar, hem de dünyaya zarar. İsraf ettiğin her şeyde gelecek olan insanlığın hakkı var. Uyanık ol. Sen suyu şarır şarır akıtırken, ben suyun parasını veriyorum deyip de, salakça, safça, ahmakça, gerizek alınca, kibirlilikçe davranma.
Olsun senin deyip. Uyanık ol. Uyanık olmakta kastım buyunuyor. Çok uzundur. Sufi her daim uyanıktır. Nerede ne oluyor, nerede ne bitiyor, nerede ne gidiyor, bakar, görür. Uyanık olur. Zikir zamanı zikir, namaz zamanı namaz, abdest zamanı abdest, kitap okuma zamanı kitap okuma, çalışma zamanı çalışma, koşma zamanı koşma, oturma zamanı oturma.
Yatma zamanı yatma, kalkma zamanı kalkma, uyanık ol. Senin işinin başkası yapmayacaksın. Allah bizi affetsin. Mâbim, tapınılan buzağı da dahil, hakkı her şeyde gören, belki hakkı her şeyin aynı bilen kimsedir. Buna çeşitli ibadet biçimleri ve tapınma ögeleri de dahildir.
Çünkü Allah çok ayrı ve çeşitli derecelerde ancak kendisine ibadet edilmesini istedi. İbn-i Arabi Fisus 286-289 İbn-i Arabi'nin bu sözlerinden destek alarak da mutlak anlamda bir olan Allah'tan çokluk aleminin doğrudan yaratma ile meydana geldiğini kabul etmek, Allah'ın da zatında bir çokluk olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Tekrar ediyorum. Mutlak anlamda bir olan Allah'tan çokluk aleminin doğrudan yaratma ile meydana geldiğini kabul etmek, Allah'ın da zatında bir çokluk olduğunu kabul etmek anlamına gelir. İki, varlığın sonradan yaratıldığını kabul edersek ortaya zaman problemi çıkıyor. Yaratma bir fiildir ve zaman gerektirir.
Alem sonradansa Allah daha önce ne yapıyordu? Üç, alem sonradan yaratılmışsa Allah'ın yaratmadan önceki ve sonraki iradesi arasında fark vardır. Bu da Allah'ın uluhiyeti ile çelişir. Dört, neden Allah varlığı belli bir anda yaratmayı irade etmiştir? Yoksa daha önce ve sonra yaratmasına engel bir durumu vardı?
M.K. ya D.A. 1995 alındı. Sorular yani burada. Mutlak olan Allah ve akleden hakim ve akledimense yani makumse, önsüz ve sonsuz olduğuna göre kendi zatının da ezelden bildiğini kabul ediyorsak, evreninde ezeli olduğuna dair mantıki bir zorunluluğu ortaya çıkarmıyor.
Farabi, uyut el mesai. Kısaca farabinin sudur teorisi hakkında düşüneceğiniz nedir? Bu güzel sorular o yüzden bunları da iyi ve dikkatli dinleyelim inşallah. Arif, bilen bu manada arif Allah'ı bilen. Allah'ı bilen kim? Nefsini bilen. Nefsini bilen Rabbini bildi. O zaman bir kimseye Arif dediğimizde o kimse Allah'ı biliyor demektir. Arif Allah'ı bildiğinden tapınılan buzağı da dahil, hakkı her şeyde gören, bakın hakkı her şeyde gören, belki hakkı her şeyi aynı bilen kimsedir demiş tarif ederken.
Buna çeşitli ibadet biçimleri ve tapınma ögeleri de dahildir. Çünkü Allah çok ayrı ve çeşitli derecelerden, ancak bakın burası çok önemli. Çünkü Allah çok ayrı ve çeşitli derecelerden, çok ayrı ve çeşitli derecelerden kendisine ibadet edilmesini istedi. Böyle bir tezi vardır. Bu şimdi Arabi'den konuşuyoruz. Arabi'nin tezine göre buzağıya tapanlar da buradaki dereceyle alakalı kendi derecelerinde Allah'a ibadet ediyorlardır. Ama kendi derecelerinde. Varlığın birçok derecesi vardır. Varlığın birçok derecesinde değişik ibadet biçimleri vardır. Ve ibadetler vardır.
Varlığın en alt derecedeki ibadet edenler kafirlerdir. Ve kafirler veya müşrikler o en alt derecedeki ibadetlerini ederler şirk koşarak da. Bu zayi ibadet üst derecekteki kimselerin ibadetine göre şirktir. Ama alt derecedeki kendi derecesine göre şirk değildir. O ilaha ibadet ediyordur. Ama yüksek derecedeki bir peygamberin ibadetine göre şirktir. Arabi buna peygamberler de dahil bu hale bakarlar ve onun muzaiye tatmasını kendi derecesinde doğru görür. Ama iman ve ibadet noktasında onu yüksek derecede, yüksek dereceden baktığında Cenab-ı Hak bunu kabul etmez. Ama o dereceden baktığımızda o kendince ibadet etmiştir ama.
Kendince onu ilah görmüştür. Ama ilah öyle midir? Değildir. Ama o kendince onu ilah görmüştür. Bu neye benzer? Hiç fili görmeyen bir kimsenin filin bacağından tuttuğunda fil sütuna benzer demesine gibidir. Bu örneği de Arabi verir füsusunda. O zaman müşri bu zayi ilah bildi. Neden? Gerçek ilahı tanımadığında. Neden tanımadı? Tanımak istemedi. Tanımaya doğru koşmadı. Ve Allah onu ezel bilgisiyle, ezel bilgisiyle, onun aslında tanımaktan uzak olduğunu biliyordu. Ama varlık alemine onu getirerekten onu kendi kendisine şahitlendirdi. Ona dedi ki, sen ahmaksın. Sen geri zekalısın.
Çünkü müşriksin. Müşrik olduğunu, aha şimdi gör. Kendi kendine şahitler. Sen bir müşriksin. Ve o kimsenin müşrikliği kendi kendisini şahitlendirdi. Ama kendince o ne yaptı? Allah'a ibadet etti. Tabiri caizse, kendi ilahına ne yaptı? İbadet etti. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetleri, kendince kendi kendine peygamberliğini ilan eden Müseylemetül Kezzab'a öldürtmez.
Müseylemetül Kezzab'ın öldürülmesi, Kur'an'daki bir hukukun, hukuku kaldırmaya dolayı, kaldırma dolayısındaydı. Çünkü Hz. Resulullah şöyle der. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyene kılıcı kaldıran onlar var. Hz. Ömer Efendimiz de, Ebu Bekir Efendimiz de o yüzden karşı çıkardı. Sen eşyadü en la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyene kimseyi mi öldüreceksin? O da der ki, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında nasıl zekat veriyorlarsa öyle zekat vereceklerdir. Müseylemetül Kezzab zekatı kaldırmıştır ortadan. Demiş dediler ki, peygamber öldü, zekatı da ortadan kaldırdı. Siz vergi de vermeyeceksiniz devlete, zekat da vermeyeceksiniz. O yüzden hür sünnetler.
Yine peygamberin sünnetlerine devam ettir. Kur'an yine kitabımızda. Bu da onun öldürülüş sebebi, kitabın bir hükmünü ortadan kaldırmaya kalkmasıdır. Dikkat edin. Onun imanı, imanı sorgulanmaz. Şimdi arif bu manada, bu manada bir kimse müşrik ise o kimse arif şunu der. Bu kendince şirk üzerinde, kendince.
Ama bunun kafasında bir ilah tanımı var. İnanma tanımı var. Ama müşrik, niçin? O inanç derecesi noktasında, daha üstün noktada, daha üstün noktada olduğundan dolayı, onun alemi farklı, onun varlık derecesi farklı. İnananma, inanmayan, kol kola yürüse dahi, onların varlık dereceleri farklıdır. Onların renkleri farklıdır. Onların kokuları farklıdır. Onların görüş ve düşünceleri farklıdır. Onun alemi farklıdır. Niçin? Bu inanmayla alakalıdır. Devam ediyoruz şimdi. Mutlak anlamda bir olan Allah'tan çokluk alemini doğrudan yaratmayla meydanın geldiğini kabul etmek, Allah'ın da zatında bir çokluk olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Varlığın sonradan yaratıldığını kabul edersek, ortaya zaman problemi çıkıyor.
Yaratma bir fiildir ve zaman gerektirildir. Alem sonradansa, Allah daha önce ne yapıyordur? Cenab-ı Hak, alemi, alemi sonradan yaratılmıştır. Alemi sonradan yaratırken, zaman problemi çıkıyor. Zamanla alakalı bir problem yoktur. Bunları dizayn eden M.K.'ya, Hadis-i Kudsi bilgisinden uzak kimseymiş.
Oysa Hadis-i Kudsi bilgisi olsaydı, yaratılışla alakalı Hadis-i Kudsi der, siz zamana küfretmeyiniz. Zaman Allah'tır der, Hadis-i Kudsi der. O zaman yaratmada, yaratmada zaman problemi yoktur. Çünkü zaman Allah'ın bir sıfatıdır. Allah'ın bir sıfatı olduğu için Cenab-ı Hak yaratmayı, yaratmayı zamanın üzerinde tecelli ettirir.
Zamanın üzerinde, zamanın üstünde gider yaratma. Herkes görüyor mu beni? Şu düzlem, uçsuz, bucaksız zaman düzlemi. Bunun evveli yok, bu düzlemi zaman düzlemi olarak görüyoruz. Evveli ve ahiri yok. Zaman düzleminin herhangi bir yerine bir şey konması, bir şey konması. Yani zaman, bu zaman düzlemi, buraya Cenab-ı Hak bir nokta koydu. Hiçbir şey yok iken bir şey yarattı. Burada yarattı. Biz buranın insan olarak neresi olduğunu bilmiyoruz. Çünkü zaman Allah. Zaman Allah olunca, bu yaratılan şey zamanın üzerinde devam ediyor.
Bunda zaman problemi olan kimse, bir, Hadis-i Kudsi bilgisi yok. İki, bu meseleyi hiç araştırmamış. Üç, biraz eğer ki bugünkü noktada kozmik bilimi okusaydık, zamanla alakalı bir problemin olmadığını görürdük. Ve bugünkü kozmik bilimciler dahi, astrofizikçiler dahi zamanın yaratılmadığını, zamanın var olduğunu ve ilk yaratılanın zamanın üzerinde yaratıldığını bilirdik. Diyeceksiniz ki, kozmik bilimle uğraşıyorsunuz. Hayır. İddia ediyorum, gidin bakın. Bütün kozmik bilimciler, bütün astrofizikçiler diyeceklerdir ki, varlık zaman üzerinde. Ben bunu bir dizlem olarak tarif ettim. Deyin ki, bu adam sufinin teknik bilgisi yoktur. Ama zamanı, başlangıcı veya sonunu var olarak gören bir kimse, şirk etmiş olur ki, iman derecesi çok düşüktür.
Algılayamamıştır, anlayamamıştır. O yüzden İslam'ın yaratılışla, ehli tasarruhun yaratılışla alakalı zaman problemi yoktur. Kimin zaman problemi vardır? Zamanı algılamaya, algılamaya beyni yetmeyenin vardır. Beyni neden yetmiyor mu? Az zikrediyor. Çok zikretseydi, Allah'ına kendi ilminden bir ilim verecekti. Onun rüyasında bile gösterirdi. Siz iyi anlayın. Zaman Allah'tır. Zaman Allah'sa, zamanın evveli ve ahiri yoktur. Zaman, hem başlangıcı olmayan, hem sonu olmayan Allah'ın sıfatıdır. Ama onlar Allah'ın sıfatı olarak 99 ismi şerifini bilirler. Bu hadisi kutsiyi bilmezler. Hadisi kutsi sahih, bu halde Müslüm'de temizliğinde geçer. Hadisi kutsilerin yazılmış olduğu iki çiftlik bütün hadisi kutsi kitaplarında geçer.
Zaman Allah'tır. O zaman hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı. Neyin üzerinde yarattı? Zamanın üzerinde yarattı. Zamanı siz bir uçsuz, bucaksız bir deniz gibi görün. Uçsuz, bucaksız bir okyanus gibi görün ki öyledir gerçekten. Ve uçsuz, bucaksız o denizde bir varlık olduğunu düşün. Bir varlık, Cenab-ı Hak o denizin üzerinde bir varlık yarattı. Ve o varlık hızla o denizin üzerinde yayılıyor. Varlığı da bir deniz olarak görün. Varlığı da bir deniz olarak görün. Varlık, bir denizin üzerinde bir deniz gibi görün. Varlığı denizin üzerinde bir deniz gibi görün. Ve o varlığı nerede, ne yapacağı belli. Aslında o varlık hızla bizim gözümüzün önünde hareket ediyormuş gibi görünüyor.
Ve biz de diyoruz ki kendi kendimize baktığımızda hızla her şey hareket ediyor. Bunu çözemeyen kimseler, bakın, bunu çözemeyen kimseler, bunu çözmekten siz çözdünüz değil mi? Anladınız mı? Anlamadığımız bir yer varsa bu mesele önemli, insanı şirke götürür. Elini kaldırsın, hemen zor. Allah zaman ve mekandan münezzeh dediği zaman algılayışı bizim zaman algılayışımızdan münezzeh. Anlaşıldı. Biz şimdi saate bakıyoruz, kaç? Dokuz buçuk.
Bu bizim zaman anlayışımız. Allah'ın zaman anlayışına göre saat kavramı yok. Başlangıcı var. Şimdi bu kimse M.K.'ya diyor ki, neden Allah varlığı belli bir anda yaratmayı irade etmiştir? Yoksa daha önce ve sonra yaratmasına engel bir durum mu vardı? Yokdu. Allah'ın takdiri buydu. Kendi zaman deryasının içerisinde neden bu zaman diye böyle bir şey söz konusu değil ki, o insanlar için söz konusu. Senin için zamanın başlangıcı, varlığın başlangıcı. Bu varlığın zamanı. Varlığın başlangıcı ne?
Bu sonsuzluğun içerisinde bir nokta. Birisi eline boyuna, soluna, soluna, altına üstüne sonsuzluk bir yerde bir noktayı, bir noktayı. Nereye göre hangi zamanda olduğunu söyleyecek? Nereye göre yaratmazdan önce veya yaratmazdan sonra diyecek?
Sınırı olmayan bir sıfatın içerisinde bir noktayı. Neye göre mireyi yuturtup zaman merhumunu kurgulacaksınız? Orada zaman merhumunu kurgulamayınız. Yani bu direği düşünün zaman olarak. Bunun başı, sonu, ortası, yanı, sağı, sonu, tipi, üstü yok. Bunun içerisinde bir zerre olarak düşünün. O zerrenin, yaratılmış olan zerrenin dışındaki zamanla, dışındaki zamanın neresinde olduğunla bir bilgisi olabilir mi?
Olamaz. Burası bilgisizlik. Ama bilgisizliğini bilmemek cehalet. Şimdi, bir şeyin zaman merhumu, yaratılan şey için geçerli. Biz yaratılan şeyin ne kadar zaman içinde yaratıldığına bakabiliriz. Bu ne? Bugün astrofizikçiler, kozmik bilimciler diyor ki, varlık, yani bu alem, dünyanın içerisinde bulunduğu bu sistem, samanyolunun içerisinde bulunduğu bu sistem, bakın bu sadece samanyolunun içinde bulunan sistemle alakalı.
Yani samanyolunun dışındaki başka samanyollarıyla veya daha başka bir samanyollarıyla alakalı değil. Samanyolunun içinde bulunduğu sistem, 14 milyar yıl ışık hızı, ışık yılı. Tahmini hesap. Yaratılmanın, bu noktada varlığın, yaratılmasının tahmini yılı. Bu neyi gösteriyor bize? Var olan, yaratılmış olan varlığın ezeli olmadığını gösteriyor bize. Ezeli değil. Yani bu varlığın başlangıcı var. Eğer bunu tespit edememiş olsalardı insanlar, o zaman şimdi devam ediyoruz bakın. Eğer bunu bilim olarak tespit edememiş olsalardı, bizeyde ki biz, sonradan yaratılmamıştır. Burada diyor ki, varlığın sonradan yaratıldığını kabul edersek, ortaya zaman problemi çıkıyor.
Demek ki zaman problemi yokmuş. Diyor ki, yaratma bir fiildir ve zaman gerektirir. Bu da problem neymiş demek ki? Alem, sonradan sonra Allah daha önce ne yapıyordu? Bu soru da yeni değil. Ashab gelir, bunu Peygamber sallallahu ve selam adetlerine sorar. Ashabın bilinç düzeyine bakın. Ashabın şuur düzeyine bakın. Ashabın düzeyine bakın. Bin dört yüz yıl önce ashab gelir, der ki ya Resulallah, Allah hiçbir şey yaratmadan önce niye yapıyordu? Allah Resulü de cevap verdi. Amaday. Ama, Arabi, Arapça evlilerden üzerinde ittifak ettiği bir şey. Bilinmezlik.
Bilinmezlik. Hadesi Kudüs'ü bunu destekliyor mu? Ayet-i Kerime onu destekliyor mu? Evet. Ne diyor? Ben tanınmayı sevdim. Bilinmeyi sevdim. Bilinmeyi istedim. Ve o yüzden alemi yarattım. Cenab-ı Hakk'ın varlığın sonradan yaratıldığını kabul ettik. Etik. Zaman problemi çıkıyor, çıkmadı. Yaratma bir fiildir ve zaman gerektirir. Ta onu da Cenab-ı Hak Ayet-i Kerime ile beyan ediyoruz. Biz isteseydik, alemi bir anda yaratırdık. Ama Allah, alemi altı günde yarattı. Yarattı. Allah, alemiydi.
Altı günde yarattı. Yani, o yaratma işini bitirdi. Bu mana. Alemi yaratma. Devam ediyoruz. Soruyu soran kardeş de müdahale edebilir bir yerde takılırsak eğer. Alemin sonradan yaratılmışsa, Allah'ı yaratmadan önceki ve sonraki iradesi arasında fark vardır.
Bu da Allah'ın hürriyetiyle çelişir. Hiç alakası yok. Allah'ın iradesiyle alakalı hiçbir sıkıntı yoktur. Allah, iradesiyle her şeyi kuşatmıştır. İradesiyle her şeyi kuşatamayan bir varlık, başıboş olacak bir alemi yaratmaz zaten. Ve alem şu anda başıboş değilse, her şey santim santimine, milim milimine, mikro mikro, mikro mikro, seyf ve idare altındaysa, Cenab-ı Hakk'ın yaratma ile alakalı, yaratma fiili ile alakalı, önceki ve sonradan, uluhiyetine leke getirecek hiçbir şey yok.
Evet. Devam ediyoruz. Mutlak olan Allah, hem akıl, hem de akleder sakin, hem de akledilerse, o önsüz ve sonsuz olduğuna göre, kendi zatında ezelden bildiğini kabul ediyorsak, evrenin de ezevi olduğuna dair, mantıki bir zorunluluk ortaya çıkardır. Ha bununla alakalı, yani yaratılmışın, yaratılmış olan şeyin, ezeri olduğunu kabul edebilir miyiz? Burası tartışma götürür. Burası su götürür. Biz yaratılmış olan bir şeyi, Allah'la beraber ezeri görebilir miyiz? Görebiliriz de. Bu kim? İnsan. Pardon, ebedi görebilir miyiz yaratılmayı? Evrenin de ezeri değil. Ezel önce demek, ebed sonra demek.
Evrenin ezeri, yani başlangıcı olmuyor. Görmeyiz. Yaratılmışın bir başlangıcı var. Ama yaratılmışı, ebedi görürsün. Farabi'nin sözünmüş. Kısaca Farabi'nin, südûn, şey arası hakkında düşünceniz nedir? Farabi'yi pek okumam. Okumadım daha. Okumayı da düşünmüyorum. Bir okuman derken, Farabi'ye ayıracak kadar zamanım olmuş olsa, Arabi okurum. Farabi'ye ayıracak kadar zamanım olsa, Gazali okurum. Farabi'ye ayıracak kadar zamanım olmuş olsa, işte örneklidir, Mesnevi okurum.
Ama, şey, ne on? Farabi okumam. İbn-i Haldun okumam. Okumam. Haber ki değil. Bilmi olarak okuyup, onun üzerinde fikir teatisinde bulunmak için okunabilir. Her cevap okunabilir. Buna gerek duymuyor. Gerek duymuyor şimdi, bunun sebebi şu, ben kendi kaynaklarıma dönüp, sağlam bir şekilde kendi kaynağımı öğrenince, benim kendi kaynağımın dışından gelenlere, çok sağlam bir şekilde cevap verebilme yeteneğim var diyor.
eğer o zamanla alakalı hadisi kutsiyi bilmemiş olsaydım, Cenab-ı Hak onu bana öğretmemiş olsaydı, ben bugün, tabiri caizse, kabaca bir şey olacak ama, apışıp kalacaktım. Ama, zamanla alakalı hadisi kutsiyi, Cenab-ı Hak bana öğrettiğinde, Cenab-ı Hak'a hamdur diyorum, yok, meselenin altından üstünden girdim çıktım, Cenab-ı Hak'ın izniyle. Buradaki felsefenin en önemli noktası, zaman kavramını algılayabilmek, ve zamandır. Dünya zaman birimi değil, yaratılmış zamanı değil. Bizim burada şimdi biz dünyanın içerisindeki zaman birimindeyiz. Oysa Cenab-ı Hak bütün alemleri, zaman dediği kendi sıfatının üzerinde yaratılmış. Şimdi ışık, şimdi oraya gelicek.
Işık, bu zamanın üzerinde kayıp gidiyor. Işığın kayıp gittiği şey, ışığın kayıp gittiği şey, Allah'ın zamanının üzerinde. Işık o kadar çok hızlı gidiyor. O kadar hızlı gitmesine rağmen, ışık bir sona dayanıp geri döndü. On dört milyar yıl önceki ışık, geri dönmüş olsaydı, alem denilen bir şey kalmalı.
Helak olurdu her şey. Geri döndüğü bir yer yok. O zaman on dört milyar yıldır, alem, alem, ışık hızında büyüyor, dikkat edin. Işık hızında büyüyor. Hatta daha ileri. Işık hızından önce gidiyor. Bizim tespit ettiğimiz en yüksek hız, ışık hızı şu anda. Ve ışık, yaratılmışın içerisinde, yaratılan varlığın içerisinde, öylesine gidiyor, öylesine gidiyor. Yaratılmış olan şey, ama daha bir sona ulaşamadı. Sona ulaştığı an, kıyamet. diyebilirsiniz. Sona ulaşacak mı?
Allah. O daha öyle bir tartışma var. Allah biliyor deyip, çıktım işin içinden. Bakın, şunu hesaplayın. Işık, saniyede, Remzi abi kaçtı? 300 bin. 300 bin. Saniyede, 300 bin kilometre gidiyor. Saniyede, saniyede, 300 bin kilometre giden ışık, varlığın önüne geçemiyor. Yaratılmışın önüne geçemiyor. O zaman bunu böyle, alttan, üstten, her yerden ışığın gittiğini düşünün. Ve ışık, her yönden gittiğine göre, neyin üzerinde gidiyor o zaman? Zaman sıfatının üzerine gidiyor. Zaman sıfatının, üzerinde gidiyor.
Bunu şöyle, şuna benzetebilirsiniz. Bir balon var, balona da bir üfleyen var. Ve balona öyle üfleyen, öyle üflüyor ki, ışık hızından, daha fazla şişiyor, büyüyor. Böyle de düşünebilirsiniz. Zamanınızı aldın, hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hak inşallah, bizi anlamayı, anlatmayı, anlaşılmayı nasip etsin. El-Katiham'a ser.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.