Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbeti - 13 Ekim 2012

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 15 Ekim 2012 · 1:13:08

Selamünün, Allah'ın gecenizi hayırlı olsun. Cenab-ı Hakk'a müslümanızı hayırlı olsun. Sayın, ıslümanızı çok hayırlı olsun. Kulluklarımıza nahi gelesin. Şortluklarımıza anba dayanırsın. İslam-ı alemini gündükleri haberli nasip etsin. Duyunu gören, işkence gören Müslümanlara Allah yardım etsin. Melekler bu halifenin yaratılışındaki sırda eremedikleri gibi zâti ibadet vahzine ait hakkın gereklik olduğu şeyi de bilmedi.
Çünkü hiç kimse Allah hakkında kendi derneğini vermiş olduğu şeyden başkasını bilemez. Meleklerden Adem'deki topluluklar yoktur. Onlar kendilerine mahsus olan ilahi isimlerden başkasını bilmediler. Ve Habib ancak bildikleri isimlerle tespih ve takdis ettiler. Fesus-u Hikem Adem bahsediyor. Melekler kördür. Körlükten kasıp âmâdır. Âmâlıktan kasıp sadece ve sadece onlara verilen kadar bilirler. Bu manada insana göre, Adem'e göre melek kör noktasında fısırıyor. Cenab-ı Hak Adem'i kendi suretinde, kendi suretinde yaratınca ve ona bütün sıfatlarını, bütün esmai sıfatlarını, bütün zâti sıfatlarını, sunuti sıfatlarını, ona vahyedince, öğrenince, Adem âmâlıktan kurtuldu. Allah'ın nasıl sıfatları sonsuzsa, Adem'in de sıfatları sonsuzlaştı.
Allah nasıl bu manada ebediyse, Adem de bu manada ebediydi. Yalnız Adem evvel değildir. Adem'in başlangıcı vardır. Allah'ın sıfatsal olarak başlangıcı yoktur. Allah zat olarak da başlangıcı yoktur. Ama Adem'in başlangıcı vardır. Bu manada Allah'tan ayrılan en önemli noktası budur. Ve hiçbir zaman Adem'in ilmi, Allah'ın ilmini geçmez.
Adem'de Allah'ın kendi ilminden olan ilim sıfatı vardır. O da Allah'ın sıfatı gibi değildir. Hiçbir şey Allah'ın sıfatı gibi değildir. Ama Allah, kendi sıfatlarını bir şeyin üzerine tecelli ettirir. Bir şeyin üzerinde tecelli etmesi sıfatsal olarak ebedi ama tecelli eden yer noktasında ebedi değil. Cenab-ı Hak Tuğru Sina'ya tecelli etti. Tuğru Sina'ya tecelli edince tecelli noktasında ebedi ama tecelli ettiği yer noktasında ebedilik yok.
Orası Allah bu muhibatı verdi. Bunun gibi Adem faslındaki Fisusul Hikam'de Muhyiddin Araba Hazretleri'nin bahsettiği bu noktada burada meleklerin körlüğünden bahseder. Oysa insanoğlu melekleri üstün varlıkları olarak görür. Oysa Adem'in yanında meleklerin bir üstünlüğü yoktur. Çünkü Adem kör değildir. Bütün meleklerin üzerinde Allah'ın vahyetmiş olduğu, vermiş olduğu bir ilim vardır. Hepsinin bir görevi vardır. Hepsi o görevini sadece bilirler. Ve Allah'ı o görev noktasında tanırlar. O görev noktasında bilirler. Birisi devamlı bir bölük melek, devamlı Allah'ı Sübhan ismiyle zikreder. Ve o melekler sadece Sübhan ismi şerifine vakıftırlar.
Vukubiyetleri de Allah'ın verdiği takdir ettiği kadardır. Belirlediği kadardır. Üstü yoktur. İnsan için öyle değildir. Yolumuzda mücahede edenlere yolumuzu açarız. Demek ki sana takdir edilmiş olanı sen bilmiyorsun. Senin üzerinde tespit edilmiş olanı da sen bilmiyorsun. Senin üzerinde kesinleşmiş bir takdir ve tespit olmuş olsaydı yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız demezdi. Derdi ki biz sizi istediğinizi cennetlik yaptık, istediğiniz de cehennemlik yaptık. Siz ne yaparsanız yapın cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme derdi ki bu cevriyeye giriyor. Bu sapık fırkaya giriyor. Bir kısmı burada ayağa kaymış. Sufilerin de bir kısmının ayağı burada kaymış. Sufiler de demişler ki sana ne takdir edildiyse o gelecek.
Eee yani o kimsenin Allah'ı devamlı zikretmeyi biz onu tavsiye ederken boşuna mı tavsiye etti? Cenab-ı Hak beni zikredin. Kim beni zikrederse ben onu zikrederim demesi boşuna mıydı? O münafıklar Allah'ı az zikrederler boşuna mıydı? Siz Allah'ı çokça zikredin emri boşuna mıydı? Madem ki cennetlikler belli, cehennemlikler belli kararları verilmiş. Kulun bunda bir iradesi yok, bir mükellefiyeti yok. Neden dinle mükellef kılındık? Neden imanla mükellef kılındık? Neden İslamla mükellef kılındık? Neden hayır ve hasenat işlemekle mükellef kılındık? Neden haramlardan uzaklaşmakla mükellef kılındık? O zaman mükellefiyetimizin bir anlamı kalmadı. O zaman bizim bir mükellefiyetimiz varsa o zaman biz mükemmel olmak noktasındayız.
E mükemmel olmanın sonucunda eğer ki Allah senin üzerinde cehennemlik olmayı irad etti ve cehennemlik diye seni yazdı, senin bunda bir iraden yok, böyle bir şey söz konusu olmaz. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede biz size hidayeti öğrettik, isteyen hidayet yolunda gider, isteyen sapıklaya gider demiş. Allah bizi muhafaza eylesin. Bu noktada melekler Adem Aleyhisselam'a göre kördürler. Bu manada insan gibi, Adem gibi akli melekeleri yoktur. Onlara bir emir verilmiştir, onlara verilen emri yerine getirilir. Örneğin işte bir melek var, bu meleğin görevi burada bu direği ayakta tutmak. Bu melek bunu ebediyen bu direği vakti saati gelinceye kadar ayakta tutmakla mükellef.
Bu kadar işi bu başka bir şey değil. Bunun gibi anlayın, basit bir noktada. Perşembe günü sohbette üç talak aynı anda söylenirse boşanma olmaz demiştiniz. Malumunuz benim kayınbabam da bu durumda, o da telefonla hanımının üç talakla boşandığını yazdı. Ve ayın on dozunda resmi mahkemesi var. Şu an kendisi de burada. Dinen hüküm nedir? Nikah bozulmuş mudur? Allah ağırdır. Bir kimse bir seferde cahiliye var çünkü. Cahiliye noktasında bir kimsenin din bilmeden söylemiş olduğu şeyler, din bilmiyor çünkü. Din bilmediğinden dolayı benim o fetva, benim de değil sahabenin fetvası. O sahabenin fetvasını ben şu anda arkadaşlara tavsiye ediyorum.
Sahabenin bir kısmının fetvası şu. Bir kimse bir seferde üç talak verirse o bir talak yerine geçer demişler. Ama bunu bir kısım uleman, bunu üç talarla geçerli olduğunu soruyor. Şimdi insanlar talan ne olduğunu bilmiyor. Boşamanın ne olduğunu bilmiyor. Bunun bu noktada ehemmiyetini bilmiyor. Derinliğini bilmiyor. Bunun bu noktadaki ciddiyetini bilmiyor. Bilmeyince bir sinirlilik anında kalkıyor. Hanımına üç talak koşalım sinirli. Ondan sonra hem hanımı üzgün hem kelkisi üzgün. Burada bu kimseyi ailenin dağılmasını önlemek için sahabede bunun örneği var. Bu bir daha bir kişi de değil. Bir grup sahabe bunun tek talak olduğunu, ayrı ayrı üç talakın olması gerektiğine hükmetmişler.
E şimdi bu meselede çok bana soru geliyor. Bu meselede çok kolay geliyor. Efendim ben sinirlendim, üç talak birden verdim, pişmanım. İşte ne yapalım? Bilmiyorlar dini. Dini bir tedrisattan geçmedi bu toplum. Dini bir öğretimden geçmedi. İki yüz yıldan beri din cahiliyiz. İki yüz yıldan beri. İki yüz elli yıldan beri. Üç yüz yıldan beri. Din cahiliyiz. Batılılaşma adına biz civala kaldık, cahil kaldık. Biz batılılaşma adına dinimizi terk ettik. Biz dinimizin kendi içerisindeki hukukunu ve hükmünü öğrenmedik. Bir kısmı gerek yok dedi. Gerek yok diyenler bunu sufilik noktasındadırlar. Bir kısmı gerek yok dedi. Neden öğreneceğiz dedi. Bunu tasavvuf noktasından bizim ömrümüze koydular.
Bir kısmı kasıtlı bizi dinsiz etmek için dinimizden uzaklaştırdılar. Sonuçta bugün insanlar evlilirlerken evliliğin hukukunu öğrenmesi gerekir. Bir iş yapıyor ya, o yapacak olduğu işin hukukunu bilmesi lazım. Ama insanlar bunu da öğrenmiyorlar. Biz çocuklarımıza üniversite bitirttiriyoruz. Çocuklarımıza doktora bitirttiriyoruz. Çocuklarımıza biz profesör ediyoruz. Ama dinini öğretemiyoruz. Biz kızlarımızı memur ediyoruz, amir ediyoruz, öğretmen ediyoruz, vali ediyoruz, hakim ediyoruz. Dinini öğretemiyoruz. Bizim çocuklarımız iki tane yabancı dil biliyorlar. Üç tane yabancı dil biliyorlar. Bilmem nelerde doktorlar yapıyorlar, bilmem nelerde işte bir sürü kariyer yapıyorlar.
Ama çocuklarımıza biz Kur'an-ı Kerim'i öğretemiyoruz. Biz çocuklarımıza dini öğretemiyoruz. Bunun suçu sadece insanların kendisinde değil. Önceden din öğrenmeye kalkarsa adam tutuklanıp gidiyordu. Savcının karşısında. Daha bundan beş yıl, altı yıl öncesine kadar evimde beş tane çocuk Kur'an-ı Kerim öğretmeye kalktığında birisi bir şikayet ederse savcının önündeydim. Örneklerim hep. Evimde hadis okudum diye ben savcının karşısına çıkıp ifade vermiş insanım. Üç beş kişiye hadis okudum diye. Bu halinin tercümesi Cumhuriyet Savcısının masasında kaldı. Savcı kitabı Diyanet İşlerine müftülüğe sordu. Müftülük onun dini bir kitap olduğunu, makul ve malum bir kitap olduğuna dair, okunabileceğine dair bilgi verdi.
Savcı benim takipsizlikleriyken dedi ki, üç dört kişi toplanıp bu kitabı okumanız yine yasaktır. Yıl seksen yedi insanlar çocuklarının bale kursuna gönderebiliyorlardı. Yüzme kursuna gönderiyor, boks kursuna gönderiyor, resim kursuna gönderiyor, flüt kursuna gönderiyor. Gitar kursuna gönderiyor, keman kursuna gönderiyor. Dansözlük kursuna gönderiyor, kuran kursuna gönderemiyor. On yıl önce, beş yıl önce, altı yıl önce, ötü yöneydi. O yıla kadar, üç yıl aka ne zaman kuran kursları serbest kaldı ilk okul çocuklarına? Efendim? İki sene. Beş sene oldu, beş sene oldu. Ne yapsın bu millet?
Demiş deyin. Bir pazar sabahı, pazar sabahı, bütün aile hümbürt faşırt, ağlaya ağlaya geldiler evime. Ödemişler. Dediler, acımız var, sancımız var. Anlatın, bizim evimize kadar gelir misiniz? Gelirin. Ödemişin sayılı ailelerinden. Kızın düğünü olmuş, cumartesi gecesi, pazar gün kız, babasının evine gelmiş. Kız ağlıyor. Ancak seninle konuşurum demiş. O, ben tanımıyorum ha. İsmimi duymuş Sadık. Ailenin kafasını bulanıp, genç adamım ben.
Hani ne görüşecek bundan diye. Otuz yaşında yokum. O da yeni evlenmiş, yirmi gün, yirmi iki yaşında. Dedim bakın, ben sizin isimlerinizi biliyorum Sadık Bey. Sizin kızınızı tanımıyorum. Ailenizi tanımıyorum. Hakkımda dedim böyle kocaman bir soru işareti olarak durmayan karşımda. Ben dedim sizin kızınızı da tanımıyorum. Bana ne konuşsan ne bileyim. Ağlıyor kız Sadıkçı. Acı acı annesine babasına bakıyor. Acı acı annesine babasına bakıyor. Geçtik o dayan. Kapıyı açık bıraktım. Dedim konuş, kapı açık dedim. Dedim bacı konuş. Bunlar şüpheleniyorlardı. Konuşamam dedi. Kapattım kapıyı. Dedim söyle. Ben dedi dün akşam evlendim. Benim beyim dedi, kusletmesi gerekirken ben böyle şeylere inanmam dedi.
Ben evi bıraktım derdim. Bu demiş dinimizin evli, ben dini de tanımıyorum. Ne alakası var? Birisi uydurmuş bunu. Bunu annene babana niçin söylemedim dedi. Beni anlamayacaklar ki dedi. Ben defalarca söyledim. Anne, baba bak bunlar dindar bir aile değiller. Beni bunlara vermeyin. Kızım sen daha ne istiyorsun dediler bana dedi. Ben bunu, eğer dedim, benim bu durumu bundan kabul etmezlerse, Ben dedi, ya intihar edeceğim, ya çekeceğim, gideceğim. Kız kafeyi bozun. Dedim sakin ol. Çıktım ailenin yanına, dedim ki kızınızın gelme sebebi buymuş, gitmek istemiyor, zorlarsanız intihar ederim, kaçar giderim diyor.
Adamın böyle kafasını, ellerini kafasına koyup, böyle de şaşkın şaşkın baktığını anlıyor. Dedim otur, su getirin buna, su getirin buna. Kabat serin dedim o zaman. Bu kız sana demiş, baba bunlar dindar değil, benim bunlara verme. Dedim mi? Dedim dedi. Neden verdim? İki zengin aile, birleştiniz, zenginlik birinize, zenginlik kaçarttınız. Öyle değil mi dedim ben? Rahat etsin diye verdim dedim. Vereydim fukara bir adama dedim. Sen bakaydın ona. Ne yapacağım bu parayı dedim. Mezara istifleyecek misin? Aha meydanlar şimdi. İnsanlar dinlerini bilmiyorlar. Dinlerini bilmedikleri için, üç talak birden bir talakta boşarsa, bu boşama sayılmaz.
Üç ayrı zamanda ona söylemesi lazım. İnşallah. Sürekli olarak endişeli, huzursuz ve kendine güvenli, zayıf olan bir ruh haleti içerisindeyim. Bu durumda kurtulmanın için ne önerisini? Tehide devam edin. Bu şeytanın insana önden vesvese vermesi. Şeytan sizi hep huzursuz eder. Geleceğinizi huzursuz gösterir. Geçmişinizi huzursuz gösterir. Siz ileride kötü olacağınızı düşündürün. Hayata güvenle bakın. Hayata ümitle bakın. Allah'a inanın. Allah'tan ümit edin. Allah'a dayanın. Allah'a yaslanın. Allah'ı zikredin. Allah'tan ümidinizi kesmeyin. O yüzden sizi hiçbir şey huzursuz etmemelik. Güvensiz bir hayat hep şüpheli bir hayattır.
Kendinize güvenin. Dostlarınıza, arkadaşlarınıza güvenin. Allah'a güvenin. Etrafınızdaki insanlara güven aşılayın. Duyguyla yaklaşın insanlara. Şüpheyle nereye kadar yaşar insan? Arasında güvenliklerinin arasında dökülenler olacak mı? Olacak. Dökülen dökülecek. Ona da diyeceksin ki Bunun belki de benim hatam vardır. Benim hatam yoksa onun soyutsuzdur. Bitti. İçin güvenmeyeceksiniz. Bunlar şeytanın vesvesesi. Güvenirim. Neden güvenmeyeyim? Oysa aksine Benim arabamın anahtarı başkasında da vardır. Evimin anahtarı başkasında da vardır. Dükkanımın anahtarı başkasında da vardır.
Benim para kasamın anahtarı dahi bir başkasındaydı dervişlerden. Şimdi gelip gitmiyor. Anahtarım bir tanesi oldu hala da. Utandım isteyemedim. Bildiğiniz dükkandaki para kasasının anahtarı hala da o adamda. Sarsıntı yok. Adama hala da güveniyor. Kendi kendime. Demedim para kasasının anahtarı sen de gönder bana diye. Bu noktada insan biraz rahat yaşayın. Bu hengame sizi o noktaya getirmesin. Çocuklarınıza güvenin. Geçenlerde sohbette dedim. On dört yaşındaki gencelik, delikanse, devlet teslim etmiş atalarımız. Devlet, devlet.
On dört yaşında padişahlık tahtına çıkmış. Devlet de teslim etmiş atalar. Devlet, devlet. Şimdi adam gelmiş otuz yaşına, otuz beş yaşına, kırk yaşına. Adam hala da başında duracağım diye uğraşıyorum. Güvenemiyor. Oğlan dükkanı batırır diye. Geçenlerde bir dükkana gittim. Adamın oğlu kırk beş, elli yaşında. Babası da orada. Babasında bütün demir kumanda. Çocuk işçi olmuş orada. Farkında değil. İşçi, işçi. O çocuk, babası önünde o dükkanı batıracak. Çocuk dediğim elli yaşında vefat etti gitti dükkandan o adam o dükkanı batıracak. Neden?
Hiçbir tecrübesi yok. Hiçbir istiyatifi almamış elinden. Hiç ona babası müsaade etmemiş. Gene var ayvazım gidiver, dingozum yapıyor o. Hatta güvensiz bakacak. O baba da güvensiz. Batırır mı diye düşünüyor. Güvenle yaşayın, şüphe etmeyin, yürüyün, çalışın, gayretin. Güvensiz bir hayat yaşamayın.
Allah bizi muhafaza eylesin. Hamile kadın kabir ziyaretine, mezarlığa gidebilir miyiz? E gidebilir ama kadınlar şimdi biraz ürkek ve korkaklar. Ondan etkilenirler. Gitmese daha iyi olur. İsraf ile ihtiyaç arasındaki çizgiyi nasıl belirleyeceğiz? Örnek eşya, ev, araba, gudalırken. Ya bu hakkınızı helal edin. Bu konu açılırsa benim ağzım çok açılıyor. İnsanlar bundan böyle rahatsız oluyorlar belki de. İnsanların büyük bir çoğunluğu ben dahi israf içinde. İsrafı anlatamıyorum, ben de israf içindeyim çünkü. Acı bir şey bu. Başkalarına göre israf içinde değilim. Bir başkası baktığında diyor ki senin israfın yok.
Ben kendi israfımı kendim biliyorum. Ve şu anda fukara insanlar bile israf içinde. Ben hiç olmazsa diyorum bir şeyi atmayın, bir şeyi dökmeyin. Bir şeyi kırmayın, bir şeyi bozmayın. Bir şeyi deforme etmeyin. Usulüne uygun kullanmaya çalışın. Dolabınızda yiyecek içecek bozulmasın. Yiyecek içeceği atmayın. Kıyafetlerinizi atmayın. Giyebilecek olanlara verin. İsrafın içinde yüzüyor zaten. Bu noktada bir şey yok. Bizim bayan kardeşler var. Böyle işte dolaşıyorlar. Yardım maksadıyla. Bizi kolejileri bozuluyor döndüğünde bazıları. Kimisi gerçekten yok yoksun.
Kimisi yoksunum diyor. Heşli mi? Leşli mi? Nedir o televizyonun? O neyden. Şu anda ümmet israfın içinde yüzüyor. Ümmet israfın içinde yüzüyor. Hadis-i şerif tecevk ediyor. Ayrı zamanda diyor. Her şey bal olacak. İman kemale erkez. O zaman yaşıyoruz. Büyük marketlerden kredi kartıyla kurban almak caiz mi? Kurban kurbandır. İster kredi kartından al, ister senetten, ister sepetle. Nereden alıyorsan da al. Sonuçta hayvan alıyorsun. Ama gönlü, gönül arzu eder ki işte içki satan, böyle nahoş şeyler yapan yerlerden alışveriş etmeyin.
Gönül arzu eder ki bankaya hiç girmeyin. Gönül arzu eder ki hiç kredi kartı kullanmayın. Gönül arzu eder ki o bankanın bankına dahi oturmayın. Buna albaraka, bilmem işte kuvvettir, o bu da dahi. Gönül arzu eder ki hiç, hiç her. Bankayla hiç işiniz olmasın. Gönlüm bunu arzu eder. Ne banka hesabın var, ne kredi kartın var. Yok. Gönül arzu eder ki hiç kimsenin olmasın.
Ceminde varsa yirmi lira yirmi liralık alın geçer. Bir insanlara geleciymiş gibi geliyor. Böyle bakıyorum. Aa kredi kartı yok. Ha yok. Hakkında değmiş kimse. Kredi kartını hem sana veriyor, hem bir de kredi kartının parasını ödemek için sen oraya gidiyorsun.
Hem alışveriş etmişim bir yerden, alışveriş edeceğim yere kadar gitmişim. Olmadığı için payı yok. Oradan kredi kartından geçirmişim. Ardından o parayı ödemek için bir daha bankaya gidiyor. O kredi kartı için bankaya ayrıca bir daha para ödüyorum. Öyle değil mi? Evet. Limitini açtıkça açıyor sana. Senin cebinde para var, yok ki diyorsun, cırt çizdiriyorsun mu çizdiriyorsun.
Şey alıyorsun mu alıyorsun. Onu da böyleleşme gibi gösteriyorlar bize. Ondan sonra başlıyor. O kredi kartının parasını öbür kredi kartından ödemek. Öbür kredi kartının parasını öbür kredi kartından ödemek. Habire eksiliyor o para. Ondan sonra telefon açıyor bana. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Mustafa hocayla mı görüşüyor mu? Evet. Hocam ben neredeyim biliyor musun? Nereden gideceğim kardeşim ya? Ben sen başı kömürsünün başındayım. Hayırdır? Hocam ben mağdurum. Ne mağdurusun? Kredi kartı mağduruyor. Ben kendimi buradan açacağım. Bütün Müslümanlar bundan sorumlu.
Bana telefon açtığına göre ilk sorumlu Müslüman verin. Ne oldu dedi. Belediye taş niyetine bağlı ayağını. Nasılsa sorumluyum ya ben de gideyim senden beraber. Onda durdum. Kardeşim kredi kartını alırken bana mı sordun? Yerken bana mı sordun? Alırken bana mı sordun? Müslümanların hepsine sordun mu? Ey Müslümanlar. Ben kredi kartından kendime takım elbisi alıyorum. Ona kadar haberiniz olsun. Ödemeyecekseniz almayın. Bir kimse bir şeyi hesapsız kitapsız yapıyor. Bütün Müslümanlar sorumlu oluyor.
Şuradan çıktım arabaya gidiyorum. Kadının birisi durdurdu. Hocam bir saniye bekler misiniz? Allah'ım bekleyelim. Şimdi böyle şeyler bizim üzerimizde çok döner. Siz bilmezsiniz. Şeytanın fikirleri şimdi kafasını bulan böyle şeytanın fiş fişlemesi gibi fiş fişlemeyin. Biz düşünürüz. Bu kadın şimdi bağır verirse hoca bana saldırdı diye. Biz düşünürüz. Şimdi bir iftira atar mı diye. Bizim hayatımızda öyle kolay bir hayat değil. Tedirginim. Durdum. Büyük bir heyecanla. Hocam biliyor musun dedi. Neyi dedim ben. Benim kızım on altı yaşında dedi. Evet dedim ben. Benim bildiğim dokuz tane sevgilisi oldu. Ben çocuğumu dedi bir dini özel okula yazdırmam lazım.
Bütün Müslümanlar bundan sorumluluktan kızımı kurtarmam lazım dedim. Git yazdır dedim ben. Ama paralı dedi. Ne yapayım dedim. Benim çocuğumdan bütün Müslümanlar sorumlulacak dedim. Bakın ne kadar sorumluluğum var dedim. Dedim bakım. Ben muhakkak ilk konuştuğuna seslenmedin dedim ben. Sustu. İkincisine de seslenme dedim. Sustu. Bunun arkası geldi şimdi dedim. Şimdi neden Müslümanlar sorumlu olsa dedim. Sen bu çocuk ilk sevgili tuttuğunda deseydin dedim. Kızım haram yapma. Anlatsaydın. Daha da olmadı. Biraz dedim ona dokunsaydın. Terbiye etseydin. O bu noktaya geldi. Çocuklarımıza sahip çıkın.
Bir Müslüman kabristanlığa girdiğinde ne demelidir? Ne okumalıdır? Esselamu aleyke ya ehli kubur diyecek. Esselamu aleyke ya ehli kubur. Esselamu aleyke ya ehli kubur. Eğer kabristandan selam alan varsa duyarsa aleyküm selam demeye gerek yok. Girdin kabristanlıya. Esselamu aleyke ya ehli kubur dedi. Yani ehli kubur dedi ehli kabir. Kabirde yatanlar. Birisi çıktı. Aleyküm selam. Hoş geldin dedi. Eyvallah. Aleyküm selam diyen yok. Demek ki sesini duyaramamışsın sen. Kabahat senden. İkinci selam ver. Esselamu aleyke ya ehli kubur. Bekler.
Gene selam alan yoksa üçüncüyü ver. Esselamu aleyke ya ehli kubur. E yok gene cevap veren yoksa ve aleyküm selam ehli dünya de kendine. Sen ehli dünyasın. Hazreti Peygamber şöyle diyor ki sen dünyada kabir ehli gibi yaşa. İnsanlar uykuda döndüklerinde uyanırlar.
Uykudamış öldüklerinde uyanırlarmış. Hadeş-i Şerif ölmeden önce ölünüz. Kabristana gittin. Esselamu aleyküm dedi. Ve aleyküm selam diyen yoksa ehli dünyasın sen. Sen bu dünyada kabir ehli gibi yaşamamışsın. Yalanı söylemişsin, yemini etmişsin, gıybeti etmişsin, dedikodu etmişsin, iftira etmişsin, namazı terk etmişsin, orucu terk etmişsin. Sen tesettürü terk etmişsin. Sen iyilik yapmayı terk etmişsin. Kötülüğün içerisinde yaşıyorsun. Haramın içinde yaşıyorsun. Ele geleni yiyorsun. Dile geleni yiyorsun. Kabristanlığa gidiyorsun. Ehli dünyasın. Kabristanlıkta ne işi var? Dilek için gittin. O zaman ölmeye çık.
Zikirle git. De ki buraya gelecek, biz de geleceğiz buraya. Hiç olmasa öyle olamam. Bunun sufice adamı bu. Esselamu aleyküm ya ehli kubur dediğimde, hangi kabrin başına gittiysen, o kabirden selamı alman lazım. Aleyküm selam. Kabirdeki kafirse cevap veremez sana. Kabirdeki cehennemlikse cevap veremez sana. Onun suretini görürsün, konuşamaz sen de. Bilirsin ki o cehennemlik. Saatlar olur öyle insanlar olur ki, o kabrin başına gider. Kabristanın başında Esselamu aleyküm ya ehli kubur der. Allah o kabristanın başına gidenin yüzü suyürmetini, onun cehennemden, kabir azabından çıkarabilir.
O esnaz onun kabir azabı biter. Cehennem azabı biter. O kimse öyle sevinir, öyle sevinir, öyle sevinir ki ona. Der ki, Allah senden razı olsun. Rabbim, senin selamının yüzü suyürmetine, bizim kabir azabını, beni dindirdi şimdi. Kesiver. Öyle dostlarınız olsun. O yüzden der Hazreti Mevlana. Ey gafil. Git bir Allah dostuna dost ol. Kim Allah dostuna dost olursa Allah'a dost olur. Dostlarınız olsun ki, siz öldükten sonra da, siz yaşarken de dua etsinler size. Sufiler dua ederler. Her gün, üç ihlas bir fatiha, peygamberlere, sahabelere, üç ihlas bir fatiha, fir efendilere, imam efendilere, üç ihlas bir fatiha, geçmiş üstadlara ve bütün ehli tarikata.
Ve ehli tarikatın geçmişlerine. Gittin, bir üstattan ders aldın. Biz deriz ki, ya o adam dandik adandı, o adam yalancı adandı, o adam şöyle adandı, o adam böyle adandı. O şeyhler için biz çok alın veririz. Çok lafız söyleriz. Biz bir zalimin arkasından veya öbüründen bu adam zalim diyemeyiz. Korkatız biz. Biz çatır çatır faizcilik yapanın karşısına çıkıp da sen faizcisin diyemeyiz. Korkat mı? Korkatız. Biz böyle kumarbazın, dolandırıcının, yalancının, hilebazın karşısına çıkıp da sen bu hal ile hallenmişsin diyemeyiz. Biz korkatız. Şeytan bizim gönlümüze öyle korkuverir ki, öyle vesvese verir ki, biz zalimin karşısında biz dimdik duramayız.
Biz edepsizin, terbiyesizin, faizcinin aslında dimdik duramayız biz. Müslümanlara, dervişlere, şeyhlere, velilere laf söylemek oldu mu? Biz böyle dimdik duramayız. El pençe dururuz biz onun karşısında. Ama din adamlarına, alimlere, sufilere, dervişlere veririz biz satırı. Dünyamızda böyle sigarası, biliyor musun ya? Bu Mustafa Efendi var ya, herkes efendi diyor ya, ee sorma şöyle bir adam. Deme ya. Babydur.
Babydur. Ya açık açık konuşuyorsun. Adam buraya geliyor, yiyor, içiyor, helal hoş olsun. Yok, içerideki var ya diyor. Eee, değinmedin, suyunun nereden geldiğini bilmiyorsun sen gece. Buradan bağırıyor, bulun da adam diyor. Gene anlamıyor ahmak. Atarız onlara. Ama, onların selamı var ya, kabristanlığı ayağa kaldırırız.
Bir Allah dostu, bir kabristanlığı gitse, esselam aleyk ya, hülükumur dese, kabristandakınları yedi cedde ayağa kalkar bu aleyküm selam diye. Yedi cedde. Sadece kendileri değil. Biri kabristana daha inerken, daha kabristana inerken, daha bırakın derler. Bu filanca Allah dostunun dostu. Dostları, öbür alemde bıçakları kesecek.
Bin sultanım var. Kabre girince anlıyor insan. Kabireli ehli olunca anlıyor. Bir şehre girerken, Allah dostu o şehrin vefat edenler okuduğunda, hepsi ayağa kalkıyor. Hoş geldin. Kabireli olan anlıyor. Öbür türlü anlamıyor. Öbür türlü gidiyor bu kabristana. Esselamun aleyküm, aramakallahu aleyhi kulun. Ses yok. İkinci selam gene ses yok. Üçüncü selam gene ses yok. Bu aleyküm selam ehli dünya. Kimi ehli dünya? Rahmetli üstadım öyle derdi.
Medine'ye gittik mi, herkesin elli hayatıdır derdi. Sorardı. Ey kardeşler, Medine'ye geldiniz. Ömre'ye. Hazreti Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini ziyaret ettiniz. Selam verdiniz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sizin selamınızı aldı mı? Ev sahibi, ve aleyküm selam dedi mi? Sizi karşıladı mı? Size hoş geldiniz dedi mi? Hacca gidiyorsunuz. Hacca gidecek olarak, kardeşler. Az önce helallaştılar benimle. Allah mübarek etsin inşallah. Tövbe edin bol bol. Daha şimdiden tövbe etmeye başlayın. Şimdiden elinizi, ayağınızı, dilinizi, gözünüzü, kulağınızı temizleyin. Ve daha şimdiden, daha buradan yola çıkarken, yola çıkarken daha, daha yola çıkarken Beytullah'ı arabanın önünde görün.
Çıkarken Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini arabanın önünde görün. Onların göre göre, bir tarafta, Beytullah bir tarafta, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle yolculuk yapın. Göremiyorsanız, bunu rabıta ederekten yürüyor. Uçağa binin, bunu rabıta edin. Uçaktan inin, bunu rabıta edin. Medine'ye giderken devamlı salatu selam okuyun. Medine'de devamlı salatu selam okuyun. Bol bol namaz kılın. Sen Türkiye'de ne iş yapıyorsun? Kaç tane oğlum var? Evin var, parkın var, nerede neyin var, nerede neyin yok? Bunlara takılmayın. Tanıma kimseyi. Dostun olmasın senin oradaki insan.
Senin orada birilerinin dostun olduysa sen ibadet etmedin o zaman. Senin orada birilerinin dostun olduysa sen tavaf etmedin, sen zikretmedin. Sen Allah'la baş başa kalmadın. Sen Muhammed Mustafa'yla sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle baş başa kalmadın. Sen Medine-i Münevvere'de oturdun mescide, kaç oğlum var, kaç çocuğun var, nasıl iş yaptın, nasıl ev yaptın, nasıl bark yaptın, nasıl zengin oldun, nasıl fakir oldun, nasıl ne oldu, onları konuştun boyuna sen. Mekke'ye de gittin, sen aman sana dediler ki otelden çıkma, güneş vurur, kalabalıkta kaybolursun, karını kaçırırlar, kızını kaçırırlar, seni kaçırırlar, paranı çalarlar, aman namazı sen otelde kıl, Kabe'ye de gitmedin o zaman. Hacca gidenler, bize sadece yemek yiyip, duş alıp, üç saat uyumaz mı zamanımız var? Eve gideceğiniz, duş alacağınız, yemeğiniz, yiyeceğiniz, yürüyeceğiniz Kabe Tullah'a.
Tavap etseniz, ayaklarınız şişinceye, yarılıncaya kadar. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Sen de ayakların şişinceye, yarılıncaya kadar, kanayıncaya kadar, tavap et. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, namaz kılardı, secdede kalırdı, secdede, Hazreti Ayşe Valimiz, onu öldü zanneder. Medine-i Münevvere'de, öyle secdede kal ki, etsinler seni. Milletin işini, gücünü, aşını, eşini, elini, çirkinliğini, yatağın iyiliğini, güzelliğini, çirkinliğini, otelin uzaklığını, yakınlığını, yok yolların pisini, kirliliğini bırak. Öylesine ibadet et ki, o cennet-ül bakiye gittiğinde, Esselamu Aleyke, ya ehl-i kubur dediğinde, o cennet-ül bakinin sakinleri, ve aleyküm selam, desin sana.
O cennet-ül bakiye gittiğinde, o ashabın, o ehl-i beytin, kavli şeriflerini ziyaret ederken, onlarla bir selamlaşmayı, kendine büyük nimet bil. Eğer onlar selamın altıysa, bil ki o selam, dostlar dostu, Hz. Muhammed'den, bil ki o selam, Hz. Allah'tan. Ulu'da gidip, Ulu şehitleriyle görüşmeden dönüyorsa, taş toprak seyretmeye gittin oraya. Orada Hz. Hamza, şehitlerin, şühedanın, şahı, piri, bununla selamlaşmadan dönme. Orada rabıtanı kur, o Uhud cengini, izle, seyret.
İşte o zaman, kabre, esselamun aleyküm ve rahmatullah, dediğinizde, o kabirden, aleyküm selam, sesini duyarsınız. Hz. Peygamber, kabristandan geçerken, iki tane kabrin başında durdu. İkisinin başına, birer tane hurma dalı dikti. Ashab dedi ki, hikmet nedir ya Resulallah? Ey kardeşler, bu iki kabristandakilerin, hallerinden size bahsedeyim mi? Bahset ya Resulallah. Birisi ayakta bevletmekten, birisi de diliyle, laf dolaştırmaktan dolayı, kabir azamı çekiyor dedi. Basit şeylerden dedi. Eğer sizin de dedi, diliniz, diliniz, muhafaza olaydı. Dedikodu, iftira etmeseydiniz, siz de benim gördüğümü görürmünüz. Hadi şerif, kıl, sabah, bir kimse imadet ederse, Allah'ın, onun, kalbine, ilham eder.
Hikmet doldur. Bizde eksik olan o. O yüzden kabristanlara gidiyoruz, Esselamün Aleyküm ve Rahmetullah, ses yok. Esselamün Aleyküm ve Rahmetullah, yine ses yok. Esselamün Aleyküm ve Rahmetullah, yine ses yok. V'a Aleyküm selam ehli dünya. Biz dünyadız. Allah bizi affetsin. Peygamber Efendimiz, Hazreti Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem azletlerinin, anne ve babası, cahiyet döneminde vefat ettikleri için, Peygamber Efendimizin, Allah'ın izniyle, diriltip, din İslam'ı tebliğ ettiğini okuduk.
Bu konuyla ilgili bir bilgi verir misiniz? Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem azletlerinin, anne ve babası hakkında, Cenab-ı Hak onu temiz bir soydan yarattık diyor. Temiz bir soydan yarattık dediği için, o kimse, onlar cahiliye döneminde vefat etmiş olsalar dahi, ehli cennet olduğuna inanırız. İslam dinine mensup insanların birbirlerine muhalefet olmaları, ve birbirini onları tanımadan ağır yorumlar yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Allah affetsin Ümmet-i Muhammed'in. Mü'min o kimsedir ki, Müslüman o kimsedir ki, dilinden, dilinden, bütün Müslümanlar emindir. Müslüman kimmiş? Bir başka Müslümanın dilinden emin olduğu insanmış. Birisi senin dilinden emin değilse, yani sen dilinle kıymet ediyorsan, dilinle ona iftira ediyorsan, kendi Müslümanlığını sorgulan, başkasının kılı değil.
Mü'min olur ki, mü'min, mü'mini tarif edin. Bütün canlılar, ondan can emniyeti bulurlar, canından emin olurlar. Mü'min o kimse ki, hiç kimse bu beni öldürür diye düşünmeyecek. Bazı halim, dilin yapıldığı an yazıldığını, daha evvelden olmadığını söylemekteler. Çünkü Allah her an yaratmaya hazır olduğu için, evvelden yazmaya ihtiyacı olmadığını söylüyor. Selamun Aleyküm demiş. Kader konusunda çok konuşmak uygun değil. İmam Azam Hızretleri'nin deyimiyle, karanlık yoldadır diyor kader. Oraya kim girerse yolunu şaşırır. El cevap var. Ben kız evladayım, 17 yaşındayım.
Hocam annem bana her zaman beddua eder, sözlü olmasam da, eder olmasam da ne yapayım demiş. Annen için tövbe et. Anneler evlatlarına beddua ederlerken, onların kötü huylarına beddua ederler. Annene öyle gör. Babalar çocuklarına beddua ederlerken, onların kötü huylarına beddua ederler. Siz öyle düşünün. Anneler, babalar, çocuklarınıza asla beddua etmeyin. Eğer bedduanız gerçek değilse, döner dolaşır, beddua sizin kafanızda patlar. Beddua ettiğiniz kimse, sizin evladınız kötü olursa, memnun mu hocanız? Anne babanın duası, peygamberlerin, ümmetlerinin üzerine duası gibidir.
Anneler, babalar, çocuklarınıza iyi dua edin. Önce kendinizi iyileştirin. Ahmut bir güne düşer. Şeftali ağacından şeftali yersiniz. Muz yiyemezsiniz. O senin evladın. Ne ekliysem onu bişeceksin. Beddua ettin senin evladın. Sen öylesin ki senin evladın öyle yetişti. Çocuklar sizin ürünleriniz. Çocuklar sizin yetiştirdikleriniz. Sen yetersizsin ki çocuğun da yetersiz olur. O yüzden kendinize bakalım. Ve çocuklarımıza dua edelim.
Çocuklarımızı iyi yetiştirmeye gayret edelim. Bu beddua etmekle, Dövmekle, sövmekle, hakaret etmekle, Aşağılamakla değil. Çocuklarımızı aşağılaraktan, döverekten, Beddua ederekten çocuklarımızı kimliksiz ve kişiliksiz yetiştirmeyelim. O kız çocuğu, geleceğin annesi. O erkek çocuk, geleceğin babası. Anne veya baba olacak olan gelecek onlarda. Onları iyi yetiştirin, kaliteli yetiştirin, eğitimli yetiştirin, ahlaklı yetiştirin, Dürüst yetiştirin, terbiyeli yetiştirin, edepli yetiştirin. Bunun için malınızı feda etseniz yeriniz. Hayırlı evlat sahibi anne babalar. Amel defteriniz kapanmayacak öldükten sonra da. Soru soran, bu soruyu soran üzerine alınmasın.
Okucak olduğum bu halden bu kardeşimiz üzerine alınmasın. Hocam ben namaz kılmıyorum. Kur'an okumuyorum. Dini bilgim hiç yok. Allah kimdir? Biz neden Allah'ın dediğini yapıyoruz? Bilmiyorum. Ne yapmalıyım? Bana yardımcı olur musun? Bunu küçümsemeyin. Bu hali küçümsemeyin. İnsanların az önce sohbette belirttiğim gibi insanların geldiği nokta bu. Yanlıştan anca geri dönürdü. İmam hatipler açıldı, anca yanlıştan geri dönürdü. Kur'an kursları açıldı, anca yanlıştan geri dönürdü. Bu insanları dinsizleştirmen operasyonuydu. Gerçekten insanlar dinlerini bilmiyorlar.
Gerçekten bilmiyorlar. Bütün herkes, bütün herkes can hıraş, yangın var. Bu yangın imansızlık, bu yangın dinsizlik, bu yangın sapıklık. Bir kısım din adına sapıklığın içinde. Din adına Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetini reddedenler, hadislerini reddedenler, sapıklık içinde, din adına bir kısmı hiçbir şey bilmiyor.
Bu kardeşler kimse, bayansa veya erkekse sohbetten sonra inşallah görüşelim. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çocuklarınızın dini eğitimlerine dikkat edin. Bir şeyler değişmeye başladı. Az önce dedim ya, hadis kitabı okudum diye Cumhuriyet Savcısında sorgulanan insanım. 28 Şubat'ta zikri yaptırdık diye karakoldan karakola, savcılıktan savcılığa dolaşan insanım.
Yardım etti, ilham etti, hıfz etti, muhafaza etti. Şimdi hepsi de yargılanıyor. Hepsi değil, bir kısmı. Onların daha alt kademeleri, onların alt kademeleri, onların alt kademeleri var. Milletin ellerini bastılar, ellerindeki paralarını, pullarını aldılar. Kadınlarına, kızlarına tacit ettiler. Eşyaları tacit ettiler. Yırttılar, yırttılar. Evlerine girdirmeden kadınların bilezikleri, bilezikleri takılarına alıp götürdüler. Bursa'dan on tane, on tane iş adamını mini müşteri doldurup dolaştırdılar.
Aynı anda evlerine bunu sormadı. Soramadı. O iş adamları da bize şunu yaptılar diyemiyorlar. Hala daha korkuyorlar. Ben bizatihi ben gittim görüş tanesiyle. Görüşmek daha istemediler benimle. Dedim aynı şeyleri yaşıyoruz. Ortaklaşa dedim, avukat tutalım, mahkemeye verelim. Korkularından yapamadılar. Yaşadı insanlar bunları. Yaşadı. İşte gelinen nokta. İnsanlar dinlerini bilmiyorlar şimdi. Niye iman ettiğini bilmiyor.
Haklı. O dinsizlik ve imansızlık projesi çöktü. Allah çökertti. Allah bizi affeder. Hakkınızı helal edin. İki beyt okuyayım inşallah saat on buçuk olmuş. Allah'tan edebi gözetmek için başarı dileyelim. Edepsiz yüphundan mahrum kalmıştır. Edepsiz yalnız kendine kötülük etmez. Bütün çevreye ateş salar. Demek ki edebi gözetmek için Allah'tan yardım dileyelim. Ya Rabbi bize Muhammed Mustafa'nın edebiyle edeplendi. Bizi Muhammed Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklandı. Bizi Muhammed Mustafa'nın hayasıyla hayalandı.
Bizi Kur'an ahlakı nasip eyla. Ey merhametlilerin en merhametlisi. Ümmet-i Muhammed'in Muhammed aşkı nasip eyla. Allah'tan her gün hedef ve hayal dileyim. Ondan sonra Hazreti Peygamber Salallahu ve Selam Hazretlerinin ahlakına rağm olun. Bir küçük kitap var. Her sohbette aklıma geldikçe söylerim. Yedi lira yedi. Yedi lira. Hacı burada mı kitapçı hacı? Yok mu? Dışarıda oturuyor efendim. Dışarıdan oturuyor. Gelsin şuraya gözünün önünde bir gelsin. Altı yedi lira. Edebil müfred Buhari'nin. İmam-ı Buhari'nin edep kitabı. Ebil müfred.
Küçücüklü kitap. Bu kardeşin Ulu Cavil'in batı kapısının karşısında kitapçı dükkanı var. Görmedik diyenler. Göremedik diyenler. Sekiz lira. Müfred Buhari'nin. Hem billah'da hem tillah'da her o kitaptaki hadisleri kendi üzerinde uygulaması lazım. Çocuklarınızda İngilizce kursu aldırırken yanında edebil müfredi de okutun.
Çocuklarınızda matematik kursu verdirirken yanında edebil müfredi okutun. Çocuklarınızda balettir, flüktür, kemandır, sastır, canstır, danstır kursunu verdirinceye kadar yanında edebil müfredi okutun. Evinizde edebil müfredi okuyun. Gençler, delikanlılar, genç kızlar, genç anneler, genç babalar, yaşlı anneler babalar. Allah için size yalvarıyorum. Allah için. Çocuklarınıza o edebil müfredi okutun. Gençler, gidip bir başkasının herhangi bir romanını, herhangi bir hikayesini okuyacağınıza alın o Buhari'nin edebil müfredini. Sekiz lira ya, sekiz lira. Sekiz lira. Alın okuyun. Parası olmayanlar, bu kardeşten gidin alın.
Benim param yok değil burada sohbeti dinleyenler. Yazsın oraya, desin ki yirmi tane parasız verdim. O kardeş de gelsin parasını benden alsın. Parası o, bu sohbeti dinleyenler herkese söylüyorum. Bir müfred yok ise, bu kardeşin kitapçı dükkanından gidin alın benim hesabıma yazdır. Allah için söylüyorum size. Ne olursunuz? Edebsiz bir millet bakmaya mahkumdur. Bir millet bakmaya mahkumdur. Edebi ve ahlakı bilmeyen bir mahkumdur. Edebi ve ahlakı bilmeyen bir genç bakmaya mahkumdur. Osmanlı o nedeni ahlakın üzerine kurdu. Güzel ahlakın üzerine kurdu. Siz ekonomik olarak çok rahata ulaşabilirsiniz.
Memleketiniz ihracat şampiyonu olabilir. Memleketiniz büyümeleri katleyebilir. Memleketiniz askeri, siyasi, ekonomik olarak çok güçlenebilir. Eğer ki o memleketin insanları, milleti, ahlakını üst seviyeye getirmezse, vallahi de batar, billahi de batar. Avrupa'nın, Amerika'nın batmasının sebebi ahlaksızlığı. Edebsizlik ve ahlaksızlığı çürütür. Aileleri, toplumun, her şey. Ahlaktır insanlar ayakta tutan. Ahlaktır milletleri ayakta tutan. Ahlaktır devleti ayakta tutan. Müslümanlar, genç evi, dininize sımsıkı yapışın. Sımsıkı yapışın.
Sımsıkı yapışın diyor Hazreti Resulullah. Sımsıkı yapışın. Aldanmayın. Uhud'da Müslümanların bozguna uğramasının sebebi galimete düşmeleri. Galimetin peşine düştüler. Hazreti Muhammed Mustafa'nın emrini unuttular. Hazreti Muhammed Mustafa'nın ahlakını unutanlar. Onun sözlerini unutanlar. Kur'an'ın hükmünü unutanlar. Galimeti görünce dinini unutanlar. Unutanlar, şeyhler, üstademişler, mürşitler. Genç evin.
Alın ipine sımsıkı sarılın. Edebinizi, hayanızı, terbiyenizi, ahlakınızı düzeltin. Sımsıkı tutun. Ganimetin peşine kargalar gibi üşüşmeyin. Rahatlık ganimettir. Uyku ganimettir. Araba ganimettir. Güzel ev ganimettir. Güzel yatak ganimettir. Makam ganimettir. Mevki ganimettir. Kamikamlık ganimettir. Valilik ganimettir. Siyasetçilik ganimettir. O ganimetin rahatlığına uyup da devşemeyin. Rab yatma rahat yatağında. Yattığından Muhammed'in Mustafa'nden çıktın. Eğer yatak seni rahatsız etmiyorsa, Muhammed'in Mustafa'nın sünnetinden çıktı.
Aralar mı var? Misafir kalacak. Yoksa Allah onun hesabını soracak. Allah onun hesabını soracak. Canlarınız da, mallarınız da yolunda cihad edin. Onlar seçilmiş insanlardır. Kim canıyla, malıyla cihad ediyorsa, o seçilmiş insandır. Ben seçilmişler dedim. Demek de seçilmiş olmaz insan. Seçilmiş kimse kimdir? Canıyla, malıyla cihad edendir.
Lüks evlerinde, lüks yataklarında yatan insanlar seçilmiş insanlar değildir. Lüks arabaları garajda durup Allah yolunda koşmuyorsa, o seçilmiş insan değildir. Asıl dişiyle dinini sıvı sıkı yapışanlar seçilmişlerdir. O yüzden, edebi olmayanın dini olmaz. Ahlakı olmayanın dini olmaz. Din, güzel ahlaktan ibarettir. Hazreti Allah Kur'an'ında, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, sen en güzel ahlak üzerindesin dedi. Sahabelerin büyük bir çoğunluğu, buradan onu edebe bağladı. Edep. Dediler ki, Hazreti Muhammed Mustafa, en büyük edep üzerinedir. O zaman, ahlakımızı, Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ahlakına bezendireceğiz.
Edepsiz, Hazreti Mevlana devam ediyor. Edepsiz, yalnız kendine kötülük etmez. Bütün, dünyayı ateşe verir. Edepsiz, kendine edepsizlik etmez sadece. Kendine kötülük yapmaz. Öyle düşünmeyin. Hani var ya bizden, içiyorsa kendine içiyor. Hayır. O içiyor, ondan sonra tecavüz ediyor. İçiyorsa kendine içiyor. Hayır. O içiyor, çoluğunu, çocuğunu, rezil, rüsva ediyor. Kumar oynuyorsa kendine oynuyor. Hayır. Ondan sonra karısını, kızınız da diyor yolda. Aileler çöküyor. Zina ediyorsa kendine ediyor. Hayır. Bütün toplumun ahlakını aşağıya giriyor. Edepsiz, dünyaya ateşe verir.
Edepsiz, dünyaya kıyar. Edepsiz, gözünde hiçbir şey yoktur. O yüzden Hazreti Muhammed Mustafa, güzel ahlak için söyledi hep. Kimin ahlakı güzel ise, o kurtuluşa erer. Güzel ahlaklı olan kimse, namaz kılıp oruç tutanın seviyesindedir. Ahlakımızı güzelleştirin. Ahlakımızı inceleştirin. Dilinizden, elinizden, kulağınızdan, ayağınızdan, uzuvlarınızdan, haram çıkmasın. Ahlakın birinci, birinci kategorisi bu. Haram çıkmasın. Sizin en hayırlınız, etrafına hiç zarar vermeyemez. İkincisi, faydalı olanınız.
Sufilik etrafa hiç zarar vermemektir. Sufilik etrafa hiç zarar vermemektir. Müminlik etrafa hiç zarar vermemektir. Allah bizi onlardan eylesin. El-Fatiha. Aman selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi