Üstad Mustafa Özbağ

Karabas-i veli tekkesi sohbeti - 12 Nisan 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Nisan 2014 · 1:36:36

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi, gündüzünüzü, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Umduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımızdan hepsi muhafaza eylesin. Allah Celle Celaluhu Kur'an-ı Kerim'de bize hitap ederken, Ey insanlar, ey müminler, ey müslümanlar, ey iman edenler diye sesleniyor. Mümin ile müslüman arasında fark var mıdır, varsa nelerdir?
Bu aslında İslam dünyasında tartışılmış. Bir kısmı demişler ki, mümin ile müslüman arasında bir fark yoktur. Ama bir kısmı demiş ki, mümin ile müslüman arasında fark var. Lafız olarak değil, belki de hal olarak fark olduğunu söyleyenler olmuş. Genelde fark bu manada yoktur diyenler kendilerince bir kimsenin ben müslüman oldum, ben iman ettim deyince mümin sıfatını alır demişler. Ama sufiler ve sufilerle beraber belli kimseler demişler ki, öyle değil. Çünkü ayet-i kerimede hani siz mümin değil, İslam olduk deyin diyor.
Yani müslüman olduk deyin. Bir kimse, la ilahe illallah, Muhammeden Resulullah dediyse o kimse müslümandır. Bu dine yeni girmiştir, dine inanmıştır. Allah'a, peygambere iman edilecek olan, iman edilmesi gereken her şeye iman etmiştir. Ama burada bir çıt üstü mümin olduğu zaman bir kimse, inanmış olduğu dini, bu noktada kendi dairesinde, gücü nispetinde yaşayan insan mümin oldu. Bunun biraz daha ileri gidersek, bu noktada o kimsenin kalbi mutmain oldu. Kalbi mutmain olduysa, o kimse müminlerden oldu. Artık onun için bu noktada, gevşeklik, geri dönüş, sıkıntı, problem, herhangi bir şey yok. Yani o mümin olan kimse, dini bu noktada kendi dairesinde yaşayan, imanını kemale erdirme yolunda giden bir kimse.
Ama inanmış, iman etmiş, ben müslüman oldum demiş. Ama işte örnek namazı kılmıyor. İşte orucu tutmuyor. İşte tesettüre tam riayet etmiyor. Ne bileyim işte böyle bazen yapıyor, bazen yapmıyor. Bazı şeylere dikkat ediyor, bazı şeylere dikkat etmiyor. Böyle kendi iç aleminde normalde sımsıkı dine yapışıp, dini yaşantısını idame ettirmiyor. Kendince yaşantısını tam idame ettiremediğinden dolayı, o kimse dini hayatında, dini yaşantısında gelgitler yaşıyor. Bunlar ancak biz bunları, hanefiler dinden çıkmış gibi görmezler. Hanefiler bunları günah işlemiş, günahkar kimseler olarak görürler. Ama mesela hadis-i şerif vardır. Bir kimse iman üzerine içki içemez.
Şafi'ye göre içkiye devam eden bir kimse küfür noktasındadır. Bir kimse iman üzerine hırsızlık edemez hadis-i şerif. Şafi'ye göre hırsızlık eden bir kimse küfür noktasındadır. Bir kimse işte iman üzerine namazı terk edemez. Bile bile namazı terk etmek mümkün değildir. Bile bile namazı terk eden kimse, şafi'ye göre küfür noktasındadır. Hanefiler ise onları küfür noktasında görmemişler. Onlar Müslüman ama günah kebair işliyorlar demişler. Ve günah kebair işlediklerinden dolayı bu kimseler namazı terk ediyorlar demişler. Bakın namazı kılmamak büyük günah kebairlerdendir. Aslında namaz kılmamak sizin bildiğiniz günah kebairlerinin üstünde bir şeydir. Namazı kasten terk etmek.
Enteresan bir şey var sakın buradan bu sohbetten şu çıkmasın ya zina edelim o zaman diye düşünmeyin. Normalde bizim toplumumuz zinadan kaçar işte haramdan kaçar çok güzel şeyler. İnsanların gördüğü ve göreceği şahit olacağı haramlardan kaçar bizim toplumumuz. Bu harika bir şey. Ama namazı kılmaz. Oysa hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki namaz dinde son kaledir.
Yani namaz dinde son kaledir denilince yani bir kimsenin namazı yıkıldıysa dini yıkılmıştır. Ama biz mesela bu çok güzel bir şey sakın yanlış anlaşılmasın. Biz böyle kılı kırk yarmaya çalışırız. Bu harika bir şey. Ama bir taraftan da namazı kılmayız. İşin bu tarafı var. Buradan hareket ederekten şimdi bir kimse dini ibadetlerini terk etti diye biz onu küfür ehli görmeyiz. Hanefiler onu küfür ehli görmezler. Ama şafiler dini ibadetlerini, farz ibadetleri kasten terk edeni küfür noktasında görürler. İşte bu ayrışma biraz da oradan gelir. Derler ki Hanefiler bir kimse dini ibadetlerini yerine getirmiyorsa, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse biz onu tekfir etmeyiz.
Sen küfür ehlisin demeyiz. O Müslümandır. Gerçekten de hadis-i şeriflerde o Müslümandır. Diyeceksiniz ki sen nasıl düşünüyorsun ben de öyle düşünüyorum. Bir kimse La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse Müslümandır o. Eksiğiyle, noksanıyla, yanlışlıklarıyla, günahlarıyla, kusurlarıyla Müslümandır. Ümit edilir ve umut edilir ona İslam tebliğ edilince, ona ibadetler tebliğ edilince, tatlı tatlı anlatılınca o muhakkak ibadetlerini yapar.
Bir de her yerin, her coğrafyanın kendine ait, kendi iç hukuku oluşur. Burada bu topraklarda 150 yıldan beri dini eğitim yok. 100 yıldan beri de din yasaktı. Ben 52 yaşındayım. 53 yaşındayım. Normalde bizler dini bir eğitimden geçmedik. Ben yaşta olanlar ve ben yaştan yukarıda olanların dini eğitimleri yok. Yok. Yani Anadolu bu cendereden çıkmış bir yer. Bir kimseden şimdi o yüzden böyle dört dörtlük dini ibadet beklemek, dini anlayış beklemek, bu noktada bir kimseden dört dörtlük dini bir hassasiyet beklemek, bence kuru ağaçtan kiraz beklemek gibi bir şey.
Niçin? Ya Allah demek yasaklanmış bu topraklarda. Ben çok basit kendi yaşadıklarımı anlatıyorum. Çok basit. Yani camide hadis okurken, zikrullah yapılırken ödemişte karakola götürülmüş bir insanım ben. Hadis okuyorum diye bayındır da karakola götürülmüş insanım ben. Arkadaşlar gittiler, onlar gittiler gerçekten böyle. Oturuyorum ben, hadis bakıyorum. Kapı çalındı, açtım. Salon o zaman uzun bizim, bize göre uzun o zaman. Polisler geldi, burada dediler ki toplantı yapılıyormuş. Ben varım dedim, kimse yok. Açtılar salonu içeri, e kimse yok. Biz de zaten dört beş kişiyiz o zaman. Allah'a dua ediyorum ki ilk onlar gidince gelmişler. Aldılar Buhari'nin, Buhari'nin hadis kitabı.
Bildiğiniz Buhari'nin hadisi, hadis kitabı. Buhari'nin kitabı aldılar, götürdüler. Buhari'nin hadis kitabının dini kitap olup olmadığını bayındır müftülüğüne sordular. Yıl seksen yedi. Ben Cumhuriyet Savcısının karşısına çıktım. Dedim ki ya dini kitap okumak yasak mı? Dedi bu mu dini kitap? Bu dini kitap. Müftülüğe yazı yazdı. Yazı yazdı. Buhari, Mehmet Sofoğlu'nun tercümesi. Buhari hadis kitabının dini kitap olup olmadığını sordu. Müftü cevap veremedi bir müddet. Bu dini kitaptır diyemedi. Müftüyle karşılaşıyoruz. Dedim ya hocam sen dahi bunu yazamıyorsan dedim. Söyleyecek bir laf yok. Ondan sonra savcılığa yazı yazdı müftülük.
Mehmet Sofoğlu'nun tercümesi olan Buhari hadis kitabı dini kitaptır diye. Hadis kitabıdır diye. Soruşturma düştü. Türkiye'nin geldiği yer burası. Şimdi bu manada bir kimse dinini yaşayamıyor. Sakın onu kerih görmeyin. Çünkü bu topraklarda daha 5 yıl, 10 yıl önce 28 Şubat yaşadık biz. Kızlarımız üniversite kapılarından, okul kapılarından geri döndürüldü. Başında örtü var diye. İmam Hatip liseleri kapandı. İmam Hatip orta okulları kapandı. Bildiğiniz İmam Hatip okullarını dağıttılar, iptal ettiler.
Biz buradan geliyoruz. Biz, çok açık örnek yaşayan arkadaşlar var. İsmail Hakkı Bursevi tekkesinin camisinde mevlüt okundu. Mevlüt'ten sonra, mevlüt'ün akabinde 3 sefer, La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah. Dedim, bıraktım. El Fatiha dedim. Sanki ordu, bir polis bir bastı, camiyi muhasara altına aldı. Dediler ki, Mustafa Özbağrıyoz. Ne oldu? Zikir yaptırmış. Çok uzak değil. Bunlar uzak değil. Bunlar yakın.
Arada böyle bir teyit geçiyorum, hani sorular mümkün olduğunca. Kardeşler, kıymet bilelim, kıymet bilelim, hamd edelim, şükredelim. Caddeden sakallı kimselerin götürüldüğü günleri unutmayın hiç. Adamın sakalı var, arabaya bindirildi. Sakalı sakalı. Adamın üzerine uzun pardüsü giymiş. Palto giyersen, suç değil. Yaz günü, yakasız. Cübbe misali. Bir palto giyersen, suç. 28 Şubat'ta götürdüler milleti. Götürdüler. Bunları yaşadık biz. Fazla değil. 15-16 yıl önce.
Bizim arkadaşlar var, unutmazlar. Ders yaptıkları yerde herkesin elinde kimlik kameranın karşısına geçiyor. Polis bastı. Herkes geçiyor polisin karşısına, söylüyor. Mustafa Özbağ, işte 1961 doğumlu adres bu, geçiyor. Kimlik elinde. Bunları yaşayan kardeşler içimizde de. O yüzden sakın bir kimse dini bilmiyor olabilir. Ona tebliğ edilmemiş olabilir. Ona anlatılmamış olabilir ki öyledir. O kimse Müslüman. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah demiş. Onu incitmeyelim, onu kırmayalım, onu reddetmeyelim, onu itmeyelim. Onu Müslüman o. Fıkıhan da Müslüman. Mümin olacak, olgunlaşacak, erecek o. Birisi de Müslüman değil. Hazreti Mevlana der ya, müminler üzüm gibidir.
Mümin olmayanlar da der, koruk gibidir. Yani onlar da olgunlaşacak, erecekler, onlar da üzüm olacaklar. O yüzden bir kimse La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse Müslümandır. Dinini yaşayabilmeye başladı, yaşıyorsa, farz olan ibadetlerini yerine getiriyorsa, biz onu mümin sınıfında ve sıfatında görürüz. Allah bizi onlardan eylesin. Sevmek ilk görüşte aşk mıdır? Bildikçe, tanıdıkça ona bağlanmak mıdır? Bu herkesin kendi fıtratı vardır. Birisinin aklı öndedir. Aklı önde olan kimse, tanıdıkça, öğrendikçe, öğrendikçe, bildikçe sevgisi artar. Bu reddedilecek bir şey değildir. Ama kimisi vardır, bir görüşte aşık olur, biter.
O aklıyla sorgulamaz. O öğrendikçe onun aşkı artar. Bakın onun da aşkı, muhabbeti öğrendikçe, tanıdıkça artar. Ama o bu neden diye sormaz. Bu niçin diye sormaz. Bu nasıl diye sormaz. Bu Hazreti Ebu Bekir Efendimiz gibidir. Hazreti Ömer Efendimiz sorar. Bu vahiy mi ya Resulallah? Bu eksiklik mi değil. Bunu ben eksiklik olarak görmem. Birisinin demek ki yolu öyleymiş. Benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı Ömer olurdu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu noktada onu alaşağı etmedi. Ama Hazreti Ebu Bekir Efendimizin hali hepsinin üstünde, fevkinde.
O ne? O bir görüşte aşık oldu, bitti. Bu neden, niçin, nasıl? Yok. Üç ne yok onda. Aşıkta üç ne yoktur. Neden, nasıl, niçin yoktur. Yol mudur? Yoldur. Hazreti Ömer radallahu anh Hazretleri sorardı. Yol mudur? Yoldur. Reddedilmez. O yüzden normalde bu manada, evet, bir kimse bildikçe birisinin bildikçe aşıklığı aşık olur. Öğrendikçe, tanıdıkça aşık olur. Ama öbürkü aşıktır. Öğrendikçe aşıklığı derinleşir. Tanıdıkça aşıklığı derinleşir.
Bu muhteşem bir şeydir. E bunu yerli yerine koymak gerekirse, evet. Hazreti Ebu Bekir radallahu anh Hazretleri bu manada, bu yolun temsilcisidir. Hazreti Ali radallahu anh Hazretleri bu yolun temsilcisidir. Sorgusuz, sualsiz, müşriklerle toplantı halinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sülalesini toplar, yemek verir. Ondan sonra peygamberliğini açıklar. Her seferinde peygamberliğini açıklarken Ebu Cehil lafını keser. Ve her lafı kesildiğinde Hazreti Ali radallahu anh Hazretleri ayağa kalkar. Benim ya Resulallah senin halifende, ben seni kabul ettim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri anlatır peygamber olduğunu.
Yine kim der bana biat edecek, kim kabul edecek, kim benim halifem olacak? Ebu Cehil yine lafı karıştırır oradan. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin etrafında, yanında Hazreti Ali radallahu anh Hazretleri kalkar. Benim ya Resulallah der. Üç seferinde de böyle söyler. Tabi Hazreti Ali radallahu anh Hazretleri o zaman için çocuk hükmünde. Hazreti Peygamber Efendimiz der ki, işte benim halifem Ali'dir der. O zaman da Hazreti Ali Efendimiz aklıyla kabul etmez. Aşkıyla kabul eder, kalbiyle kabul eder. O yüzden bir görüşte aşıklık, bu benim kendimcedir. O âlâ bir şeydir. Tanıdıkça, bildikçe derinleşir.
Sevebilmek insanın yaratılışından mıdır? Yaşadıkça gelişen olaylar, gelişen, oluşan bir duygu mudur? Sevgi, fıtridir. Cenab-ı Hak bütün varlık âleminde ruh üflediği, can verdiği, varlığın hepsine de sevgisinden paylaştırmıştır. Bütün herkesin kalbinde, yüreğinde sevgiden bir tohum vardır.
Bu sevgiyi geliştirmek, büyütmek, sulatmak, sulamak insanın kendisiyle alakalıdır. Bir kim, hiçbir kimse yoktur ki, kalbinde zerrece sevgiden nasibi olmamış olsun. Ama çok insan vardır, sevgisini kendi elleriyle katletmiş, örtmüştür. Bizim sevgisiz olarak gördüğümüz kimsenin kalbinin derinliklerinde Cenab-ı Hakk'ın fıtri olarak koyduğu sevgisi vardır.
Ama o sevgisi, ama günahlarla, ama kusurlarla, ama yetiştirilmeyle alakalı örtülmüştür. Örtüldüğünden, hapsedildiğinden o sevgisini meydana çıkaramamıştır. Ama hiçbir kimse yoktur ki, sevgisiz olarak bu noktada halkedilmiş olsun. Hadis-i şerif, bütün insanlar İslam üzerine yaratılmış ve doğarlar. O zaman bütün insanlar İslam üzerine, İslam fıtratı üzerine doğup, İslam fıtratı üzerine yaratılmışlarsa, hepsinin de içinde ve kalbinde zerre de olsa sevgisi vardır.
Benim inanışım şöyle, bütün herkesin kalbinde bir sevgi, mercimek tanesi gibi hesaplasanız, herkesin kalbinde bir mercimek tanesi gibi sevgi var. Herkesin kalbinde var bu. Bu hayvanların içerisinde dahi var. Yoksa hayvanlar üreyemezler. Onlar nasıl yavrularına karşı muhabbetli, şefkatli, merhametli, mümkün değil.
O zaman bütün varlık bu manada sevgiden nasibini almıştır. Ama kimisi o sevgisini kendi elleriyle, bir başkası değil. Bunu bir başkasına yüklemek işin kolaycılığıdır. Ben şu sebepten dolayı sevgisiz oldum demek işin kolaycılığıdır. Biz kendi ellerimizle kendi sevgi çocuğumuzu büyütür ya da kendi ellerimizle kendi içimizdeki sevgi çocuğumuzu katlederiz.
Kendi ellerimizle sevgi çocuğunu büyütürsek, o sevgi çocuğu bütün vücudumuzu ihata eder. Biz baştan başa sevgi oluruz, aşk oluruz. Ya da o çocuğu biz boğazını sıkarız kendi ellerimizle, onu ta buğday tane, mercimek tanesi noktasına kadar biz onu geriye iteriz, sıkıştırırız onu, bir köşede kalır. Hiç ağaç olmaz, hiç o büyümez. Biz kendi ellerimizle bunu yaparız. İmtihanın sırrı budur. Ya biz içimizdeki o sevgi tohumunu büyütüp, yeşertip, ağaç haline getirip, onun meyvelerinden bütün insanlığa, bütün etrafımızdaki kimselere hibe edeceğiz, fisebilillah dağıtacağız. Herkes ondan bir nasip alacak. Herkes ondan bir fayda bulacak.
Ya da biz onu bir köşeye çökerteceğiz, bir köşeye de tutacağız, kalbimizde nefret tohumunu büyütüp, sevgisizlik tohumunu büyütüp, zakkum ağacı gibi etrafa ne yapacağız? Acı ve sıkıntı vereceğiz. İmtihanın sırrı bu. Allah muhafaza eylesin. Yaşadığımız olaylar, başımıza gelen musibetler, sıkıntılar, dertler, gamlar, kasavetler bizim sevgi ağacımızın enerjisi olmalı. Bizim sevgi ağacımızın yiyip içeceği lokma olmalı. Ve her sıkıntı, her problemden, her sevgisizlikten biz sevgiyle doğrulabilmeliyiz. Sevgiyle yürüyebilmeliyiz. Elinize bir avuç sevginizi alın, dünyayı dolaşın. Hiç kimse size yan gözle bakmayacaktır. Ama elinize bir avuç nefretiniz olursa, bütün dünya sizden nefret edecektir.
Bütün dünya sizle savaşmak için en ön sıraya geçecektir. Nefret, nefreti getirir. Sevgi ise sevgiyi getirir. İnsanlar görürsünüz, etrafında hiç kimse yoktur. İnsanlar görürsünüz, insanlar onlara selam vermekten uzak dururlar. İnsanlar görürsünüz, kapısını tıklatan yoktur. İnsanlar görürsünüz, bir selamünaleyküm diyen yoktur. Onların çoğunla konuşmuşumdur. Çoğunu dinlemişimdir. Hepsi de büyük bir çoğunu hep etraftaki insanlardan şikayet ederler. Hep şikayetçidir onlar. Beni anlamadılar, beni tanımadılar, beni bilmediler. O böyle yaptı, şu şöyle yaptı, şu selamı kesti, bu selamı kesti. Yok kardeş, kendinle alakalı. Kusuru kendinde arayacak hiç herkes.
Herkes kendi kusurunu kendisi arayacak. Bir kadın çok iyiyse, adam neden bıraksın gitsin onu? Adam bıraktıysa, bir kadın çok iyiyse, kim onu meydanda bırakır? Birisi kapar onu. Bir erkek çok iyiyse, kadın neden bıraksın gitsin onu? Bırakıp gittiyse, birisi kıymet bilmediyse, en yakın zamanda bir kadın ona kapacaktır. Sen çok iyi bir mal ürettiysen, senin elinde kalmaz. Birisi gelir alır onu. Ve sen onu pahaya, pahalıya satarsın. Ama senin ürettiğin mal özürlüyse, sen onu pahalı satamazsın. Pahalı satmak için aldatırsın insanları. Kuyumcu burada harika bir gerdanlık yapsa bir kimse elinde kalır mı? İşçilik olarak da fazla istersin, öyle değil mi? Dersin ki ya, bu evet 200 gram altın ama, bunun işçiliği var kardeş.
Adam göz nuru dökmüş. Buna göz nuru dökmüş. Sen boynuna 200 gram altın alacaksan, git oradan levhadan kes bir tane 200 gram, boynuna tak. Güzel duracak mı? Hayır. Onda ince işçilik var. Onda bir sanat var. Onda bir göz nuru var. Onda bir emek var. Harika bir takı yapmış. Koymuş vitrine. 200 gram altın 10 lira. O 200 gram altını 20 liraya satıyor. Niçin? İşçilik var üzerinde. Onda bir muhabbet var, sevgi var. Kardeşler, sizden ürettiğiniz şeyler sizin fiiliyatlarınız. Sizden iyilik akarsa, pahalı insan olursunuz. Herkes sizinle dost olmak için sıraya girer. Sizden iyilik akıyor. Sizden muhabbet akıyor. Sizden sevgi akıyor. Sizden hürmet akıyor.
Sizden güzel ahlaka akıyor. Siz iyi insansınız. Melekler dahi etrafınızda koşar sizin. İyi insanın etrafında en az 10 tane koruyucu melek vardır. İyiyi Allah da sever. Melekler de sever. Peygamberler de sever. Müminler de sever. İyiyi sevmeyen bir tek kafirlerdir, münafıklardır, mürtedlerdir. İyi bir kimseyi melekler de, göktekinler de, yerdekinler de sever.
Müminler de sever. Kötü bir kimseyi ancak kötüler sever. Ancak şeytan sever onu. Başka kimse sevmez. Şeytani fiiller yapanların, pirleri, şeyhleri, üstadları şeytandır. Rahmani fiilyatlar yapanların vekilleri Allah'tır. O zaman ya şeytanisin ya rahmanisin ikisinden biri. Rahmani sen, rahmani olanlar seni sevecekler. Şeytani sen, şeytani olanlar seni sevecek. O zaman dikkat edelim biz. Ya sevgi ağacımızı kendimiz büyütüp geliştirip meyvelerini sunacak bütün etrafındaki insanlara ya da bizim içimizde zakkum ağacı çıkacak, etrafa kötülük yayacak. Sevgi o zaman bunun bu manada fıtri herkesin kalbinde var.
Ama birisi onu orta yere çıkarmamış, nefsine uymuş. Allah bizi onlardan eylemesin. O yüzden o müminler ki, ayeti kerime, o müminler ki müminlere karşı şefkatli ve merhametli kafirlere karşı şediddirler. Mümin mümine şedid davranıyorsa, mümin ondan kaçacaktır. Diyecek ki şedid davranıyor, ters davranıyor, eksik davranıyor, yanlış davranıyor. O şöyle diyecek, ben doğruyu söylüyorum. Doğruyu söylemenin yolu o değil. Doğruyu söylemenin yolu merhametle, yumuşaklıkla, tatlılıkla, hoşlukla, namazı hoşlukla tebliğ edin. Allah'ın emirlerini hoşlukla tebliğ edin. Bizim insanlarımız çünkü dinin bu noktada temel kaidelerini bilmiyorlar. Bir de çölde susuz kalmış bir kimsenin önüne siz bulanık su koyarsınız, susuzluğundan dolayı onun bulanıklığını bilmez.
Güldür güldür içer. Bir müddet sonra o bulanık suyu karın ağrısı yapmaya başlar. Parazit yapar. İlk 3-4 gün bir şey olmaz. Bir müddet sonra o sıkıntı vücutta oluşmaya başlar. Bizim ülkemizde İslam dünyasında bu yaşanıyor. İslam dünyası komple dinine aç. Müslüman ama dini bilgiden yoksun. Müslüman ama dini anlamaktan, öğrenmekten yoksun. Önüne konulan herhangi bir şey dindenmiş dendiğinde onu alıyor, yutuyor, içiyor onu. Çünkü o dinden. Bir müddet sonra vücutta rahatsızlıklar meydana geliyor. Bu ister fert bazında alın bunu, ister cemaat, tarikat bazında alın, ister bir topluluk, bir millet ol bazında alın, isterseniz bunu ümmet bazında alın.
Bizim şu anda sancılarımız bunlar. İslam dünyasının sancıları bunlar. O yüzden İslam dünyası bu sancıları yaşarken sakın birilerinin müminliğine, münafıklığına, kafirliğine hükmetmek bize ait değil. Kimseyi incitmeyelim. Bir. İkincisi, biz bu sancıların içerisinde kıvranan İslam dünyasına sevgiyle, muhabbetle, şefkatle bakalım. Herkes hata yapabilir, herkes kusur işleyebilir, her cemaatin, her tarikatın, her topluluğun kusuru olabilir ve insanlar o dinden, dini anlama, dini öğrenme noktasında eksik yanlış kitaplardan okumuş olabilirler. Kendi cemaatlerinin, tarikatlarının, kendilerince doğru bildikleri ama hakikatte eksik ve yanlış olan şeyleri öğrenmiş olabilirler.
Tartışmayalım, incitmeyelim. Onları, onları sevgiyle, muhabbetle, şefkatle davranalım ki ayrılık ve gayrılık olmasın. İnşallah. Mahşerde diriltilmeye layık bile olunmayanlar olacak diye bir söz işittim. İzahını saygıdeğer şahsınızdan istirham ederim. Ben ilk defa duyuyorum, mahşerde diriltilmeye layık bile olmayanlar diye, Cenab-ı Hak insanı kendi suretinde yarattı. O yüzden insan kafir de olsa alınıp satılmaz, kıymetlidir. İnsan kafir de olsa, çok affedersiniz, dışkısını dahi alıp satamazsınız. Cenab-ı Hak ona kendi ruhundan ruh üflemiş.
Kafire de üflemiş. Mahşerde diriltilmeye dahi layık olmayanı Cenab-ı Hak yaratmazdı. Onu layık etmiş, ruh üflemiş ona. Benim katılabileceğim bir söz değil. Allah bizi affetsin. Veren Allah, alan Allah sözüne dayanarak, canı veren o alan da o, ilmi veren o alan da o, malı veren de o alan da o. Ve bu veçeden bakınca Allah verdiği neyi geri almaz?
Canı vermiş, ruhu üflemiş, ruhu üfleyince yok mu etti? İlmi vermiş, ilmi verdiği zaman ilmi geri aldığını kim bunu söyleyebilir? O kimse ilmi terk etmiştir. Allah vermiş, Allah vermiş, Allah vermiş olduğu ilmi geri almaz.
O kimse ilmi terk etmiştir. Malı vermiş, alan da o, Cenab-ı Hak malı vermiştir. Ama o malı bilemediğinden, kıymet bilmediğinden kaybetmiştir. Deprem diyeceksiniz değil mi? Allah anında verir bir daha. Bunlara katılmam. Allah bir şeyi verdi mi geri almaz. Allah'ın kendi sünnetullahının, adetullahının içerisinde böyle bir şey yoktur. Cenab-ı Hak bir şeyi lütfettiyse, ikram ettiyse, lütfettiği, ikram ettiği şeyi geri almaz. Hadis-i şerif, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, Kim hibe ettiğini geri isterse, köpeğin kendi kusmunu yediği gibi olur.
Cenab-ı Hak hibe etmiş, ilim vermiş. O ilmi, Cenab-ı Hak kendisi almaz geri. O kimse ilme ihanet eder, sırt çevirir. Allah hibe ettiği, hiçbir şey geri almaz. İnsanlar nankörlük eder, o hibe edilene, o hediye edilene, o ikram edilene sırt çevirirler. Sırt çevirmenin bir sürü yolu vardır.
İsraf etmektir. Nankörlük etmektir. Şükürsüzlüktür. Hamd etmemektir. Gereğini yerine getirmemektir. Gereğini yerine getirmemektir. Onun sünnetullahına uymamaktır. Her nimetin sünnetullahı vardır. Her lütfun sünnetullahı vardır. Siz o nimetin sünnetullahını, nimetullahın, nimetullah'a bir şükür olarak yerine getirmek zorundasınız. Cenab-ı Hak sağlık vermiş. Siz sağlığınıza ibadetlerle hamd edersiniz. Allah size mal vermiş. Siz hacca giderekten hamd edersiniz. Ömreye giderekten hamd edersiniz. Zekat vererekten hamd edersiniz. Allah size ilim vermiş. Allah yolunda onu hibe eder. İnsanlara dağıtırsınız. O ilmin hamdı olur. O ilmin teşekkürü olur. O ilmin sünnetullahı olur.
Allah sana can vermiş. Ruh üflemiş. Bunu nimet olarak bil. Allah yolunda feda ol. Olmazsan sen Allah'a nankörlük ettin. Allah senden bir şey geri almadı. Sen nimetin şükrünü eda etmedin. Allah sana araba verdi. Allah yolunda koşmadın. Allah sana ev verdi. Evinde Allah misafiri tutmadın. Allah sana geçim verdi. Sofranda misafir koymadın. Tasadduk etmedin. Eğer Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimetleri Allah yolunda kullanmıyorsanız onlar size birer zulüm olarak geri dönecek. Nasıl? Mahşerde onun hesabını vereceksiniz. Cenab-ı Hak diyecek ki ben sana binek verdim. Benim yolumda koştun mu?
Sana ev verdim. Bir misafir girdi mi? Sana sağlık verdim. Allah yolunda koştun mu? Koşmadın. Ne yaptın? Evde yan geldin. Hanım demle çayları, aç televizyonu. Vay adamlar ya ne namussuzlar ya. Elinde tesbih bir elinde de kumanda. Ne? Arkadaş mücahit. Yok öyle bir şey. Kapı kapı dolaşmak zorunda bütün Müslümanlar. Kapı kapı. Sem sem. Mahalle mahalle. Kasaba kasaba. Allah'ı anlatmak zorundasınız. Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimetleri Allah yolunda harcamadıkça yemin ediyorum o hesabın altından hiçbir Müslüman ben dahil kalkamayız. Sıcacık evler, lüks evler, lüks arabalar. Eee?
Oh! Gez boyuna. Bu pazar neredeyiz? Hangi restoran daha güzel? Hangi tatil daha güzel? Hangi tatil köyü daha güzel? Hiç aklına gelmiyor mu? Bütün yıl çalışıp 10 günlük tatil için 5 milyar harcayanlar Ramazan ömresine gidemiyor musunuz? Evinde 5 milyarlık lüks televizyonu olanlar 5 milyara ömreye gidemiyor musunuz?
1 milyar lirasını gidip tasadduk edemiyor musunuz? 1 milyar lirasını bir fakire bir fukarayı veremiyor musunuz? Allah verdiği hiçbir şeyi geri almaz. Ama kullar hainlik eder, kullar namertlik eder, kullar vefasızlık eder, kullar isyankar olurlar. Yerine getirmezler. Bir Müslüman günü gününe müsavi olan denk değildir, zarardadır.
O zaman her gün Allah yoluna daha fazla koşturacaksın. Hanım bağıracak evden, haftanın kaç günü ders var diyecek. Sen diyeceksin ki iki günde siz de gidin. Siz de kurun dört ders. Toplanın bir evde. Televizyon dizisi izleyeceğinize millet çarşıda yolda giderken kadınlar dizi muhabbeti yapıyor. Erkekler de dizi muhabbeti yapıyor yolda. Yolda kadınlardan dinle. Ne o starda olan? Muhteşem yüzyıl. Yolda kadınlardan dinleyerekten yürü. Dizileri kadınlardan öğren yolda. Dizileri adamlardan öğren yolda. Kendi kendime yolda duyuyorum bunu. Diyorum Allah'ım ya Rabbi nasıl bir toplumda yaşıyoruz? İnsanlar yolda Allah diyeceğine, bir Allah sohbeti edeceğine, bir normalde dini bir muhabbet edeceğine oturmuşlar dizi konuşuyorlar, maç konuşuyorlar.
Allah verdiği hiçbir şey geri almaz. Biz nankörlük eder, küstahlık eder, elimizle iteriz. Allah zikir halakasını geri mi alır? Sen nankörlük edersin, zikir halakasını bırakırsın. Allah kullarının kötülüğünü istemez. Ayet-i Kerime. Allah kullarına zulmetmez. Ayet-i Kerime. Zikir halakasından uzak durmak, o kimsenin kendi kendine gidip zulmün altına atması demek. Sohbet halakasından uzak durmak, o kimsenin gidip zulüm deryasına kendisini atması demek. Niçin Allah zulmetsin ki kullarına? Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden muhakkak ve muhakkak, muhakkak ve muhakkak.
Biz her halimize hamdü sena edip, dil ile değil, fiiliyatla da handimizi yerine getirmekle mükellefiz. Fiiliyatla Allah yolunda koşacaksınız. Allah yolunda mücadele edeceksiniz. Allah için sevip, Allah için zikredip, zikredip Allah'ın ilahi kelimatullahını yeryüzünde devam ettirmek için emrolunmuş bir peygamberin ümmeti olarak o bayrağı taşımakla mükellefiz. Kur'an ve sünnet ölçüsünde kardeşlik çizgisine nasıl ulaşabiliriz? Dünya Müslümanlarının bu kadar ayrışmasına neden nedir? Bir asr-ı saadet devri bir kere daha yaşanabilir mi? Müslüman odur ki diğer Müslümanlar elinden ve dilinden emindirler. Mümin odur ki canlılar kendi canlarından emindirler.
O zaman burada çok enteresan bir ölçü, çok kısa, bu meseleyi çok uzun uzun uzun uzun maddelendirebiliriz. Ama biz Müslümanların arasında, kardeşlerimizin arasında, diğer kardeşlerimiz bizim dilimizden emin olmalılar. Biz dilimizde gıybet, dedikodu, iftira, suizan, mühtan dilimizden hiçbir şey çıkmayacak. Bir kardeşimizin aleyhine dilimizden bir şey çıkmayacak. Bir kardeşimizi biz zulmetmeyeceğiz, elimizi kaldırmayacağız. Elinden ve dilinden. Biz elimizde bütün kardeşlerimize karşı kötülüğü elimizden ve dilimizden ne yapacağız? Örteceğiz, kapatacağız. Mümin odur ki can emniyeti. Mümin odur ki canlılar, bütün canlı sufiler bu meseleyi öyle bakarlar. Canlı olan ne var ise bizden emin olacak.
Kuş bizim omuzumuza konacak. Yolda giderken kuş bizim omuzumuza konacak. Hani geçenlerde bir arkadaş göndermiş bana Süleyman Aleyhisselam'ın kıssasını. Hani adamın birisi gitmiş, kuşu yakalamak için kuşu yakalayacağım derken kanadını kırmış ya. Kuş şikayetçi olmuş Süleyman Aleyhisselam'a. Demiş ki şikayetçiyim, benim kanadımı kırdı. Süleyman Aleyhisselam o adama ceza verecek olmuş. Adam demiş ki dur. Demiş ben yanaştım, yaklaştım, biraz daha yaklaştım, biraz daha yaklaştım. Bu kaçmadı. O zaman ben tutmaya kalktım demiş. Kuş demiş ki ben onun avcı olduğunu bilmiyordum ki demiş. Onun demiş sırtında sufi elbisesi vardı.
Ben demiş ondan bana zarar gelmez diye düşündüm. Yaklaştı bana sufi adam, beni namah tutsun, kanadımı kırsın diye düşündüm demiş. Ama o demiş beni tuttu, tutmaya kalktı aniden demiş. Kanadımı kırdı. Öyle deyince demiş ki Süleyman Aleyhisselam, demiş bunun da bir kolunu kırmamız gerekiyor o zaman. Kuş demiş ki hayır, ben kolunun kırılmasını istemiyorum. Ne için demiş? Demiş biz onun kolunu kırarsak, yarın öbür kolu iyileştiğinde demiş hemcinslerimi yine o tutup zarar vermeye kalkalım. Peki ne yapalım demiş? Onun demiş üzerindeki sufi kıyafetini soyalım ki demiş. Benim hemcinslerim onu gördüğünde avcı olduğunu bilsin, ondan kaçsınlar. Demek ki mümin, mümin kuşa dahi can korkusu vermeyecek.
Sinek kondu pat öldür, yok sufilikte. Sivri sinek kondu tak öldür, yok sufilikte. Bu yılandı, bu çiyandı, bu karıncaydı, bu kurbaydı. Öldürmek yok sufilikte. Yok yok. Sufi hiçbir canı kıymaz. Hiçbir cana kıymaz. Üstadım söylerdi, Allah rahmet eylesin. Derdi ki, cennet istersen öldür yılanı çıyanı.
Cemalullah istersen sakın ha kıyma bir canı. Cemalullah istersen bir cana kıymak yok. Bu sinek dahi olsa, bu sivri sinek dahi olsa, bu yılan akrep dahi olsa, bu zarar verici herhangi bir hayvan, haşat, haşerat ne varsa, o dahi olsa, sufi öldüremez. Sufinin öldürmesi bir tek savaştadır.
Onun da başında ne vardır? Komutan vardır, devlet vardır, reis vardır. Kafirler, Müslümanlara galebe çalmak için gelmişlerdir. Müslümanlar da kendilerini savunuyorlardır. O zaman sufi, cihadın en önünde durur. İlahi kelimetullah uğruna, canından herkesten önce geçer. Sufiler arkada savaşmazlar. Sufiler cephenin gerisinde değildir. Sufiler cephenin en önündedirler. En önünde. En önde. O ilahi kelimetullah içindir. O yüzden, Kur'an ve sünnet ölçüsünde kardeşlik, elinden, dilinden kimseye zarar gelmesin sana. Herkes senin, senden can emniyetini bulsun.
Bir kardeşinin namusu, şerefi, haysiyeti kutsal olsun senin için. Bir kardeşinin eşi, kızı kutsal olsun senin için. Sen bir kardeşinin eşine, kızına, karısına yan gözle bakma. Kutsal olsun. Elini uzatma. Senin için kutsal olsun bu. Dilini uzatma kimse için. Senin için kutsal olsun. Gözünle görsen dahi ört. Bir yanlışlığını gördün, ört. Bir eksiğini gördün, ört. Bir kusurunu gördün, ört. Dua et ona. Dilinden emin olsun herkes. O zaman önce kardeşliğimizi burada tesis edelim. Önce kardeşliğimizi aile olduğumuz ailede tesis edelim. Sonra kendi içimizde, kendi mahallemizde tesis edelim. Kendi etrafımızda tesis edelim.
Tesis edelim. Herkes hanımını, karısını, çoluğunu, çocuğunu buraya rahat bir şekilde gönderiyor mu? Evet. Bunu tesis edip bunu devam ettirelim. Burada hiçbir bayan rahatsız olmasın. Bizim bakışlarımızdan, bizim davranışlarımızdan, bizim gözlerimizden, bizim ellerimizden, bizim yürüyüşümüzden hiçbir bayan kardeş burada rahatsız olmamalı. Hatta demeli ki adam, beni git, karabağ şüveli tekkesinde bekle. Başına bir şey gelirse, karabağ şüveli tekkesine git denmeli. O yüzden bazen diyorlar ki ağır konuşuyorsun. Ben diyorum ki şehvetle bakanın gözü çıksın diyorum. Evet. Bakma.
Senin eşin de gelecek. Senin çocuğun da gelecek. Herkes gelecek buraya. Bu yüzyılda herkesin deccaliyetin içerisinde dolaştığı, şeytaniyetin içerisinde yüzdüğü bir yerde, böyle mekanlar, Allah'ın rahmetinin, bereketinin, lütfunun, ikramının yaşandığı yerler olmalı. Dostlar, İslam dünyası kafirlerin karşısında yenildiyse, hata kusur İslam dünyasının, bir başkasının değil.
Ahlakan kendilerini genişletip geliştiremediler. Ahlaken çökünce bütün dallar çöktü. Bütün alanlar çöktü. Bir toplulukta ahlak çökerse, o topluluğun bütün alanları çöker. Bir topluluğun ahlakı, edebi terbiyesi, kardeşliği sımsıkıysa, o toplum ayakta kalır. Eğer ki sizin mahallenizde bir kadın, açlığından dolayı, kirasını ödeyemediğinden dolayı, herhangi bir maddi sıkıntıdan dolayı, etini satmak zorunda kalıyorsa, bütün Müslümanlar sorumlu bundan.
Ona kötü ve kerih bakmaktansa, Müslümanlar ona ellerini uzatmıyorlarsa, Müslümanlar onların ev kiralarını ödemiyorlarsa, çoluklarına, çocuklarına, iaşe temin etmiyorlarsa, zekatlarını düzgün bir şekilde dağıtmıyorlarsa, olmadık yerlere, olmadık noktalara, zekatlarını dağıtıp, arkalarında bir fuhuş dünyasını görmüyorlarsa, o Müslüman imanını, muhabbetini, müminliğini kendi kendine sorgulasın. Kendi kendine sorgulasın. Mahallesinde varsa böyle bir kimse, biliyorsa, gidip onun bir yıllık zekatını, bir yıllık kirasını yatırmıyorsa onun, Müslümanlığını sorgulasın o kimse. Evet, bunun sorumlusu birinci derecede biziz. Biz Müslümanlarız. Anadolu Müslümanları. Anadolu Müslümanları bu noktada kendilerine hakim olmalı.
Kardeşliklerini tesis etmeli. Önlerine cemaatı, tarikatı, şeyhi, hoca efendi, x efendi, y efendi koymadan, Kur'an ve sünnet dairesinde meseleyi algılayıp, Kur'an ve sünneti azı dişleriyle sıkıp, dinini yaşamalı. Dinini yaşamalı. Mahallesindeki fukarayı görmeyen, mahallesindeki fukaranın, fukaralıktan dolayı fuhuş yaptığını, çocuğunun normalde ekmek yediremediği, su yediremediği için, gece yarısı fuhuşa çıktığını görmeyen mümin, bilmem neredeki, hangi memlekette kurban dağıtıyorsa, ben oturup düşünüp kendi kendime diyorum ki,
Ya Rabbi, ne haldeyiz biz? Evet, kardeşliğimizi tesis edelim biz. Biz kardeşliğimizi tesis edelim. Biz kimsenin lüks harcamalarına biz uğraşmayalım. Eyvallah. Ama öyle aileler var, öyle insanlar var, biz onları görmüyoruz. Edebiyatımız çok güzel. Komşuza açken tok yatan bizden değildir. Hadis-i şerif harika. Her zekat isteyen, her bir şey yapmak isteyen, bu hadis-i şerifi bizim önümüze koyuyor. Harika. Kardeş, komşularımıza bakmadan nereye gittiniz siz? Nereye gittiniz? Komşulara bakmadan zekatı nereye götürdünüz siz? Nerelere dağıttınız?
Kimlere yedirdiniz zekatlarınızı? Komşularınız açken siz nerelere zekat dağıttınız? Şu topladığınız zekatları nerelere götürdünüz? Şu topladığınız zekatları hangi akbabalar yedi? Bu toplanan zekatlar bu memlekette nereye gidiyor? Hangi deccaliyete gitti, hangi şeytaniyete gitti, hangi akbabalara yedirdiniz? Hangi karanlık odalarda, karanlık menfezlerde, hangi bankalara peşkeş çektiniz? Evet, şu sadece Anadolu'daki Müslümanlar zekatlarını Anadolu'da dağıtsalar, Anadolu'da aç açık mı kalır? Anadolu'da fuhuş yapan mı kalır? Anadolu'da tenini satan mı kalır? Anadolu'da okumayan çocuk mu kalır? Anadolu'da çıplak ayakta dolaşan çocuk mu kalır? Isınamayan insan mı kalır?
Hırsızlık yapan mı kalır? Uğursuzluk yapan mı kalır? Hangi çete barınır? Adamın karnı doyuyorsa, adamın sen zekatından veriyorsa, tembel onlar, tembel olsun. Terörist olacağına tembel olsun. Terörist olacağına tembel olsun. Fahişe olacağına tembel olsun. Edepsiz olacağına tembel olsun. Tembel olsun. Biz bakalım, biz bakalım. Nasıl kardeşlik tesis olacak ondan sonra? Olmayacak. İşte mümin, elinden, dilinden, bakın en alt seviyesini söylüyor. Diyor ki, zarar verme. Sizin en hayırlınız etrafınıza hiç zarar vermeyeninizdir. Temel, distur, kardeşliğin temel disturu.
Sizin en hayırlınız etrafına hiç zarar vermeyendir. Kardeşliğin temel disturu. Sizin en hayırlınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Harika, faydana arttır. Bazı insanlar vardır ki, zarar vermemesi dahi ibadettir. Gerçekten, zarar vermemek ibadettir. Kardeş, senden fayda beklemiyorum. Zarar bari verme. Senden bir fayda beklemiyorum, zarar verme. Senin gelip bu tekkede hizmet etmeni beklemiyorum. Ama zarar verme. Senin İslam cemaatine, bu Müslümanlara gelip hizmet etmeni beklemiyorum. Zarar verme. Elinden, dilinden emin olalım biz senin. Zarar verme. Erkekler, evde zarar vermeyin. Eşlerinize, elinizden, dilinizden kötü bir şey çıkmasın.
Zarar verme. Kadınlar, eşlerinize zarar vermeyin. Elinizden, dilinizden bir yanlış bir şey çıkmasın. Yeter bu. Bu dahi büyük ibadettir. O zaman o mümin kardeşliği, zarar vermeden kurulacak inşallah. Ardından ne? Dünya Müslümanların ayrılması. Dünya Müslümanların ayrılmasının sebebi, Müslümanlığa, İslam'a aç olan Müslümanlar, önünden geçen etrafında su diye dağıttıkları, ne yazık ki bulanık sularda içtiler hep.
Kimisi Selefi oldu. Kendince Selefiyim dedi, bir sürü şeyi reddetti. İbni Teymiyeciyim dedi, reddetti her şeyi. Kimisi Batiniyim dedi. Kimisi Şia'yım dedi. Kimisi İsmailiyim dedi. Kimisi ben Hanefi'yim dedi. Kimisi ben Şafi'yim dedi. Herkes, kimisi dedi ki biz sadece Risale okuruz. Öbürki dedi ki Risale okuyanların hepsi de aptal. Öbürki dedi ki siz aptalsınız. Öbürki dedi ki ben sadece Hoca Efendi'yi tanırım, başka kimseyi tanımam. Geri kalan hepsi yok hükmünde. Öbürkünler dedi ki sizin hocanız yok hükmünde. Herkes ifrat ve tefrit noktasında durdu. Bir şey lazımdı. O da Kur'an ve Sünnet'ti. Biz Kur'an ve Sünnet'i anlatanları ilahlaştırdık.
İslam dünyası bu hatayı yaptı. Biz Kur'an ve Sünnet'i anlatanları ilahlaştırdığımızdan dolayı her topluluk kendince, etrafında kendince Kur'an ve Sünnet'i anlatanı ilahlaştırdı. Kimisini Nebi yaptık. Kimisini Resul yaptık. Kimisini Mehdi yaptık. Kimisini ilahi bir yerlerden nefes alıp bizlere anlatan olarak gösterdik. Kimisi dedi ki ben üzülürsem Allah üzülür, Allah üzülürse helak eder sizi dedi. Kimisi dedi ki ben sevinirsem yağmur yağar, ben sevinmezsem yağmur yağmaz dedi. Biz alkışladık. Aman ha dedik üzmeyelim onu. Ya üzersek Allah bize gadaf verir dedik. Biz ilahlaştırdık. Birisinin dedi ki şeyhi ondan sonra işte dedi ki o birisi orta yerden çıkardı.
Dedik ya benzinim kalmadı, şeyhim geldi, benzin doldurdu dedi. Biz o şeyhi ilahlaştırdık. Vay adamın şeyhi benzin doldurmuş ya dedik. Benzin doldurmuş. Harika. Hüra şeyh ilah oldu. Oldu. Hocalar ilah oldu. Oldu. Büyük bir kısmı. Hepsi değil, büyük bir kısmı. Biz yaptık. Biz bu hale getirdik. Sonra ayrıştık hep. Bizi ayrıştırdılar. Ayrıştırılınca yönetmek kolaydı çünkü. Orta Doğu ve İslam toplumu ya yönlendirilir ya yönetilir. Yönetemezlerse yönlendirmeye çalışırlar. Yönlendiremezlerse savaşırlar, batırırlar. Katlederler.
Parçalarlar. Bölerler. Böldükten sonra yönetirler. Yönetemezlerse yönlendirirler. Yönlendiremezlerse ipini çekerler, bitirirler. Başındaki kimseyi asarlar. Hapsederler. Bir yolunu bulurlar onun. Katlederler. Dürbündü tüfeklerle, silahlarla. Kimse kılını kımırdamaz ha. Darbe yaparlar. Bakmayın siz demokratik havarilerine. Hepsi de yalandır, demokrasi de yalandır. Demokrasi de yalandır. Aha son seçimlerde ne dediler?
Fazla oy almak da yetmez. Demokrasi fazla oy almak da değildir dediler. Ya düne kadar fazla oy alandı demokrasi, düne kadar fazla oydu demokrasi. Kim fazla oy alırsa oy yönetiyordu. Şimdi değişti. 28 Şubat'tan beri bu da değişti. 28 Şubat'ta fazla oy aldı, geldi. Refah Partisi. Yetmedi. İhtilal ettiler. Ardından isim değiştirdi, AK Parti geldi. İsim değişikliği o. Bak, yetmiyor. Şimdi bakıyorum, bütün gazete yazarlarını okuyorum vaktim oldukça. Adamlar diyorlar ki, demokrasi oy almak değildir. Aaa, düne kadar öyleydi.
Şimdi değil. Ne? Devireceğiz diyene diyorlar. Sen istersen %70 al, gene devireceğiz seni. Devirirken kimleri kullanıyorlar? Bakın. 28 Şubat'ta kimleri kullandılarsa, şimdi de onları kullanıyorlar. Alın 28 Şubat gazetelerini, bakın. Kimler Refah Partisi'nin, o günkü hükümetin devrilmesini istiyorlarsa, bugün de aynı kimseler istiyorlar. Değişen bir şey yok. Demek ki demokrasi yetmiyor bu manada. Oy almak yetmiyor. Ben siyasetçi değilim. Ben memleketimi seven bir insanım. Memleketimin bu tip kirli oyunlarını gördükçe üzülüyorum. Ben hep de yazıyorum, biliyor.
Takip edenler biliyorlar. Ben demokrasiye inananlardan değilim. Ben demokrat değilim. Ben demokrasi havarisi de değilim. Demokratik İslam diye böyle bir olguyu da tanıyanlardan değilim. Reddediyorum. Böyle bir olgu yok. Demokratik İslam diye bir şey yok. İslam, İslam'dır. Din, Kur'an ve sünnettir. Mutti. İslam'da seçim var mıdır? Evet. İslam'da seçme var mıdır? Evet. Ben isterim ki camideki imamlar bile seçilsin. Ben isterim müftüler bile seçilsin. Ben isterim ki emniyet müdürleri bile seçilsin. Ben isterim ki valiler seçilsin. Ben isterim ki hakimler seçilsin. Seçim mi olacak? Ben isterim ki bütün herkes seçilsin.
Vali seçimle gelsin. Evet. Nasıl belediye başkanı seçimle geliyor? Vali de seçimle gelsin. Nasıl belediye başkanı seçimle geliyor? Emniyet müdürü de seçimle gelsin. Kazanın emniyet müdürü seçimle gelsin. Evet. Niçin? Hizmet edecek oraya. Zulmet edemez. Bir dahaki seçimleri alamazsa gidecek. Belediye başkanı gibi. Hadi belediye başkanları hizmet etmesin. Hadi etmesinler. Etmeyince millet oy verir mi? Vermez. Vermez. Bir sefer su yağmur yağdı. Gölet oldu. Her yer kaldı. Millet bağırmaya başlıyor. Nerede belediye başkanı? İşin içerisine radikal parti giriyor. Bazen de insanlar vazgeçmiyorlar. Öbür türlü hizmetten memnun değilse seçmeyecek insanlar. Seçimle gelsin.
Millet meclisleri, milletvekilleri seçimle parti atamayacak. Onu da parti atamayacak. Koyacaklar sandıya. Kimi milletvekili görmek istiyorsunuz? Bitti. Her şeyi seçimle. İslam'da bu var. İslam'da bu var. Sosyal hayat. Seçimle gelsin. Harika. Cumhurbaşkanı'nı millet seçsin. Başbakanı millet seçsin. Veya Tayyip bir başkan olsun. Millet seçsin. Herkes seçsin. Bu İslam'la çatışmaz. Demokrasi çatışır ama. Demokrasi çatışır. Bu farklı.
O zaman biz bu kardeşliği tesis edeceğiz. İnşallah. Mesela ayrışmaktan laf çıktı. Ayrışmanın sebebi yönetmek için. Yönetmek için. Böl, parçala, yönet. Şia içinde kaç tane hizif var. Boş bırak birbirlerini yirler. Şimdi onlara da sünnilere karşı düşman koyuyorlar. Bir sünni dünya var düşman. Düşman olun. Onların önüne bir düşman daha var. Kim? İşte İsrail ve Amerika. Onlar öyle düşman oluyorlar. Görüntü de oha. Arkadan işi bitiriyorlar gene. İşte bir sıkıntıları yok yani. Görüntü de öyle. Gerçekte dost onlar. Ayrıştırıyor işte.
Sünni ayrıştırmış. Kadirisi, rufaisi, bedevisi, dusikisi, şazelesi, benim şeyhimci, onun şeyhinci, onun cemaati, bunun cemaati. X cemaat, Y cemaat, herkes şedid bir şekilde. Bu kim? Kadirilerden bizden değil. Bu kim? Bu cemaat. Hocaefendinin cemaati bizden değil. Biz kimiz? Biz mevluviz. Hepsinden üstünüz. Bu halimiz. Bizim şeyhimiz kutup. Sizin şeyhiniz kim? Ha bırak yani. Ne oldu ya? Ya bizimki kutup kardeşim. Seninki ne ya? Yok bizimki kutup. Hadi seninki, hadi benimki. Bitti. Biz hizmet ediyoruz sadece. Bütün cemaatler, tarikatlar bize gelmesi lazım. Neden? Biz üst şemşiyiz. Aa!
Biz, sen bizim şemşiyimizin altına geleceksin. Gelmezsen tuğ kakasın. Bitti. İşte ayrıştık. İşte vuruştuk. İşte dövüştük. Önümüze cemaatımızı, tarikatımızı, şeyhimizi koyduk. Onu ilahlaştırdık. Allah bizi affetsin. Bir asr-ı saadet devri bir kere daha yaşanabilir mi? Yaşanacak. Bu acılar, bu sancılar, bu sıkıntılar, bu problemler, bu doğum sancısı gibi. Asr-ı saadet yakın. Ümmetin bu keşmekeşliği, ümmetin bu dağınıklığı, ümmetin böyle çocukça parçalı bulutlu, büyümüştü. Ona bir taraftan da bakarsan, ümmet şu anda toplanmış olsa boğazını sıkar gavurlar. Bir de işin bu tarafı var.
Bir de işe başka tarafından bakmak var. Bu dağılmışlık var ya, bir taraftan da rahmet. Nasıl rahmet? Büyüse, kocaman bir kitle haline gelse bunlar, kafirler boğuverirler onu. Evet, boğuverirler onu. Evet. Bu böyle parçalı bulutluluk var ya, bazen de kendi kendime diyorum, hikmet var bunda da. Yani diyorum, hepsi tek bir vücut haline gelmiş olsa, yani bir bakmışsın sabahleyin daha uyanmadan bomba sesleriyle uyanabilirsin.
Sakın öyle bunlar yapamazlar bu zamanda diye düşünmeyin. Bir iç savaş çıkarırlar, bu gavuzlar durmaz durduğu yerde. Bu siyonistler, bu masonlar, bu pis Yahudiler durmaz durdukları yerde. Birbirimize düşürürler bizi. Düşürürler. Müslüman, Müslümana düşman olur. Namaz kılan, namaz kılana düşman oluyor. Namaz kılan, gidip namaz kılmayanı dost ediyor kendine. Bu kadar basit. Bu ne? Kim yaptırıyor ki bunu? Bir Müslüman, akl-i selim bir Müslüman, namaz kılan bir Müslüman, namaz kılanın yanında durur. O namaz kılmayanın arkasında yanında duruyorsa, kim yaptırır ki bunu? Ya o adamın aklı yerinde değildir, mecnundur.
O zaman hiçbir şekilde hükümsüzdür o. Ya da o tehdit altındadır. Tehdit altında da hükümsüzdür. Tehdit altında da hükümsüzdür. Ya da haindir. Bilgisiz diyemiyoruz. O zaman bazen de işte çıkıyor bak. İçinden birisini çıkarıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Biz yüreğimizi kıymet bilene emanet ederiz. Allah Celle Celaluhu. Kıymet bilen O. Hz. Mevlana, herkesin yüreğinde idam ettiği bir kimse vardır diyor. Evet, herkes yüreğinde birisini idam eder. İdam ettikten sonra da oturur kendi kendine ağlar. Oysa idam ettiği kendisidir.
Eşim ve ben sağır ve dilsizli namaz kılmak istiyorum. Saati de anlamıyorum. Okuma yazmam da yok. Neye göre namaz kılmalıyım? Bu arkadaşlar az önce içeride cevap verdim. Birisi onlara normalde namaz vakitlerini fiili bir şekilde öğretecek. Onlar da o vakitlerde kılacaklar. Saate göre değil güne göre bakacaklar. En kısa zamanda dokuma yazmayı öğrenecekler. Bir ayet-i kerimede size şah damarımızdan yakınım buyuruluyor. Bu yakınlık nasıl oluyor? İlmi yakınlık. Cenab-ı Hak bütün her şeye, bütün aleme şah damarından yakındır. İlmen yakınliktir bu. Ben derviş değilim. Birkaç kez sohbetinizde bulundum. Rüyamda sizi gördüm. Ben içimden geçenlere siz cevap veriyordunuz. Bana kitap gönderdiniz.
Bunun ne manaya geldiğini açıklar mısınız? Ben her soruyu burada genelde okuyorum. O yüzden bunu da okumuş olmak için okudum. Arkasından ne geleceğini de bilmiyordum. Yandın ha yandın. Takılma bize perişan olursun. Nazar ve korku için yazılan muska dura dura özelliğini kaybeder mi? Neden kaybetsin ki? Allah'ın ayeti kerimeleri kaybolmaz. Bir kişi öldüğü zaman kendisinin öldüğünü bilecek mi? Ahiret hayatına geçtiğini anlayacak mı? Neden anlamasın ki? Anlayacak tabii. Evet bir yazı vardı. Geçen gün gazetelerden birisinde. Bu yazı hoşuma gitmişti benim. Yazının son kısmı vardı yalnız. Böyle de yazıyı ben Twitter'da paylaşmıştım.
O bir fıkıh profesörü var. Faruk Başer. Faruk Başer'in bir köşe yazısı. Hoşuma gitmişti. Ben de onu Twitter'da paylaştım. Tabii son kısmı vardı. Son kısmıyla alakalı. Evet benim de böyle bir dipnotum vardı ona. Ama velakin ben o dipnotu çok önemsemedim. Son kısmından öncekinler benim bu noktada hani kendi düşünceme, fikriyatıma uygun geldiği için ben paylaştım. Zaten yazının devamı yarın ve pazar gün diyordu. Zannediyorum bugün de, yarın da yazının devamını yazacak. Faruk Başer ilahiyat kökenli olup iyi fıkıhçılardan birisi ama Hayrettin Karaman gibi, Faruk Başer gibi kimseler bu son dönemde yetişmiş, üniversite camiasına yetişmiş iyi fıkıhçılar. Onların bu noktadaki fıkıhi tespitlerini de zaman zaman böyle bazen baktığımda ettiğimde büyük bir çoğunluğunda bir böyle bir karşı duruşum olmuyor benim.
Onların da herkesin, benim hepimizin de hataları, kusurları olacaktır. Katıldığımız, katılmadığımız yerler olacaktır. Birilerinin ilmini ölçebilecek seviyede ilim ehli değilim. Hakkınızı helal edin. Bir kardeş de tabii, Allah razı olsun, ya normalde işte burasına bir şerh eder misiniz gibisinden bana bir teşekkür ediyorum ona da. Böyle bir göndermiş yazıyı bana. Ben de hemen bizim buradaki teknik ekibe dedim ki şunu hemen bir kağıda döküp, ondan sonra bana gönderin diye. İnşallah bulabilirseniz, Faruk Beşer'in o yazısına bir bakın okuyun. İnşallah faydalanırsınız. Ben hangi gündü bilmiyorum onu paylaştım. Bakabilirsiniz. Rüyaların, bu yazının son paragrafıydı.
Rüyaların salih olanları elbette maveradan işaretler taşır. Ama dini öğrenmede ve uygulamada rüya bir bilgi kaynağı olamaz. Amele konu edilemez. Hadisçiler ne muhteşem bir ölçü koymuşlar. Birisi rüyada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görse ve ona filan söz senin hadisin midir diye sorsa, o da evet benim hadisimdir dese, bu yolla o hadis sahih kabul edilebilir mi soru işareti.
Hayır, asla kabul edilemez demişlerdir. Efendimiz'i rüyada bile görmek bir şereftir ama rüyalara itimat gibi bir kapının açılması, rüyanın bireysel olmaktan çıkarılıp umuma mal edilmesi dini batiniliğe götürür. Tarihteki sapmaların çoğu rüyalar vasıtasıyla olmuştur. Yarın ve pazar gününde sürecek diye yazı son buluyorum. Evet, bu rüyalarla alakalı İslam dünyasında hep böyle derinlemesine tartışmalar olmuş. Vaktinizi de aldım ama hakkınızı helal edin. Böyle bir üç beş dakikada bunu toparlayabileyim. İslam dünyasında bununla alakalı ifrat ve tehrit noktasında olacak tartışmalar olmuş. Bir kısmı mübeşşirattan olan salih rüyaları dahi reddetme noktasına gitmişler ki, bu Allah muhafaza eylesin küfür noktasıdır.
Bir kısmı da bütün her şeyi rüyaya bağlayıp, rüya yoluyla amel etmeye yürümüş. Bu da eksik ve noksandır. Biz sufiler, bu bizim kendimizce kendimizi koyduğumuz yer olarak görelim. Biz sufiler dinin tamam olduğuna inanırız. Cenab-ı Hak dinini tamam etmiştir. Din, Kur'an ve sünnettir. Bu noktada dinin içerisindeki hükümlerinden ne birisini yok görmek, ne bir tane ilave fazla katmak mümkün değildir. Biz herhangi bir hükmü bir rüyayla yok görmek veyahut da bir rüyayla yeni bir hüküm koyma noktasında değilizdir. Bu, Kur'an ve sünnet tarihisindeki dinin selameti için olmazsa olmaz noktadır. Olmazsa olmazdır.
Ama bir kimse, bir birey kendince faziletler noktasında kendisine faziletli bir şeyi rüyasıyla görebilir. Kendince, kendi dini hayatını, kendi dini hayatını tanzim etmeden öncelikler olarak bu noktada mübeşşirattandır rüyalar görebilir. Ve o rüyalarla, o rüyalarla şüphelilerden ve şüpheli şeylerden uzaklaşabilir.
Farkındaysanız, bir tespitim olmuştu daha önce. Hani bir kimse, burada hatırladığım kadarıyla burada mı yoksa aşağıda mı anlatmıştım bilmiyorum. Bir kimse dedim, rüyasında namazın on vakte çıktığını söylerse ne yapacağız demiştim. Aşağıda mı konuşmuştum? Evet. Bir kimse rüyasında namazın on vakte çıktığını gördüğünde namazın on vakte mi çıkaracağız? Hayır. Burada bir şeyi tespit etmek için söylemiştim. Tespit etmek istediğim şey şuydu. Kardeşler, ibadetler ve hukuk belli. İbadetler ve hukuk belli. Bizim ibadetler ve hukuk olarak veya dinin olmazsa olmazlarının üzerinde tartışacağımız, görüşeceğimiz, konuşacağımız hiçbir şey yok. Bir. İkincisi, kaldı ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendi üzerinden indirilmiş olan dine mualif olarak rüyalarda bir şey söylemez.
Bir kimse böyle bir şey iddia ediyorsa, o kimsenin gördüğü rüya sahihan rüyalardan değildir. Hatta o kimse bizim önümüze gelip bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi diyebilir. Bizim için salih rüyalardan değildir. Biz ona itibar etmeyiz. Rüyaya itibar edebilmemiz için, rüya Kur'an ve sünnet dairesinin kaidelerine uygun olması gerekir. Kur'an ve sünnet dairesinin kaidelerine uygun olan rüyalar, salih rüyalar noktasında algılanır ve anlaşılır. O yüzden görülen rüya ve rüyada söylenilen, emredilen bir şey Kur'an ve sünnete uygun olursa ancak salih rüyalar hükmündedir.
O yüzden buna böyle bir yerlere taş atmak, bir yerlere atıfta bulunmak değil derdim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dinin dışında bir şeyi tavsiye etmez. Dinin dışında bir şey söylemez. Kur'an ve sünneti delmez. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o ayeti kerimenin ne manaya geldiğini söyleyebilir. O hadis-i şerifin ne manaya geldiğini söyleyebilir. Evet, bu ilmin hakikatidir. Bir kimse rüyasında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görüp, Elhamdülillahi Rabbil Alemin ayeti kerimesinin tecelliyatının nasıl olması gerektiğini, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi husisi, husisi maneviyatının üzerinden bunun tecelliyatını, kendi kabu miktarınca, bakın kendi kabu miktarınca öğrenebilir.
Bu, sufilerin, sufilerin görmüş olduğu rüyalarının rahmet deryasından bir damla olduğuna işarettir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadis-i şerifinin inceliğini, bir hadis-i şerifin bu noktadaki manay-i hakikatini, bir sufi kardeşinin manasını, manasında bunu anlatabilir. Bu, Allah'ın ilmidir. Cenab-ı Hak o ilmi anlatırken, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden konuşur. Bu işin hakikatidir. Ama bu fakirin, bu tasavvuf erbabının içerisine girdiği günden beri, Cenab-ı Hak'a hamd olsun, daha yeni 3-5 aylık sufiyken, mübarek üstadım, Allah rahmet eylesin bize bu rüya ile alakalı bir vazife vermişti.
O gündür, bugündür rüya dinlerim ben. Ve dinlediğim rüyaların içerisinde, hiçbir kardeş bana gelip, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ramazan orucu 35 güne çıkarıldı diye bir rüya bana anlatmadı. Hiçbir kardeş gelip de bana, işte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, farz namazları altı vakte çıkardım diye böyle bir rüya anlatmadı bana hiç. Kardeşler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görürler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o kardeşlere işaret manasında, işte filancanın peşinden git terk etme, filanca yoldan yürü, zikrullahı terk etme. Veya işte bizim şeyhimiz için söylerlerdi, şeyhini terk etme, şeyhinin peşinden git.
Veyahut da şeyhimle beraber görürlerdi. Şeyhimin tasdik ettiğini söylerdi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Ama hiçbir kardeş bugüne kadar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin günlük insanların yaşamak zorunda kaldığı farzlarla alakalı, dinin olmazsa olmaz kaideleriyle alakalı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlara dokunduğunu hiç anlatmadı. O yüzden bir kimse birinci kat gök semavata çıkıp oradaki semavattaki hayatla alakalı bir şeyler görebilir. Hatta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri elinden tutup onları buraları gezdirebilir, anlatabilir. Bunların hepsi de muhaldir. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiçbir kardeşin ben bugüne kadar dinlemedim hiç.
Benim dinlediklerimin içerisinde hiçbir kardeşin beş vakit farz namazın altı vakte çıktığını, dört rekatlık farz namazın altı rekata çıktığını gördüğünü hiç duymadım, hiç dinlemedim. O yüzden rüya mübeşşirattan bir kapıdır, müjdecidir. O müjdeler Kur'an ve sünnetin içerisindedir. E tabi her ne kadar Faruk Başer hocamız kendince zahiri ilim erbabından olduğundan, burada böyle rüyalara karşı hafiften dokundurmuş olabilir.
Ben o kadar çok önemsemedim onu. Bunu böyle kardeşlere de bunu okuyun derken de onu böyle çok önemli noktada görmedim. Çünkü evet bazıları bu sıkıntıları gördüğünden veyahut da rüyaların üzerinden toplumların, cemaatlerin, cemiyetlerin yönetildiği, yönlendirildiğini gördüğünden rüyalara karşı bunlar sahih değil deme noktasına gidebilirler. Çünkü birileri bir taraftan böyle bir rüya gören olmuş deyip insanları yönlendirebilirler, yönetebilirler. O yüzden biz deriz ki rüyayı gören olmuş değil, gören gelsin. Bir kardeş şimdi rüya görmüş, buraya yazmış. Değil mi az önce?
Okumuştum, karıştırdım kağıtların içerisinden. Diyor ki ben buraya gelmeye başladım, sizi rüyamda gördüm. Evet diyor ki mesela ben derviş değilim birkaç kez sohbetinizde bulundum, rüyamda sizi gördüm. Ben içimden geçenlere siz cevap veriyordunuz, bana kitap gönderdiniz, bunun ne manaya geldiğini açıklar mısınız demiş. Ben de açıklamadım buradan. Açıklamayışımın sebebi şuydu, bir dakika haftaya buraya 5-6 tane daha rüya gelip hepsini de burada açıklamak zorunda kalırdım. Ben bu noktada hiç kimseye ayrıcalık yapmak istemedim. İstemedim arkadaşlara diyorum ki ben buradan rüyayı yoğurmuyorum. Bayansa kardeş birazdan burada bayanlar sohbet olacak, semadan sonra az da olsa misafirler var dışarıdan.
Dışarıdan misafirler olunca kısa da olsa bir sohbet ediyoruz. Bayansa kalacak, biz burada normalde dinleyeceğiz. Erkekse de bir fırsatını bulacak, gelecek anlatacak rüyasını. Şimdi bu rüyada örneğin, onun için, onun kendisini bağlayan yol var. Onun kendisini bağlıyor bakalım. Umuma mı ait? Hayır. Bir topluluğa ait bir rüya görebilir mi? Bir kimse görebilir. Ama topluluğu bağlar mı? Hayır. Bizim normalde deriz ki bu rüya senin kendini bağlıyor. Topluluk ancak onun rüyasına güvenirse kendine bir ders çıkarabilir. Lafı fazla uzatmayayım. Hakkınızı helal edin. Saat geçti çünkü bugün Mesnevi'den okuyamayacağız. El Fatiha hemen selam edin.
Amin. Yarın Tekirdağ'da kutlu doğum etkinliğimiz var. Allah izin verirse gündüz orada bayanlara sohbette bulunacağım. Kamera açacak değil mi? Ha ilan etmiş olayım herkese. Yarın Allah izin verirse Tekirdağ'da gündüz bayanlara sohbet var. Öğlenden sonra akşamüstü canlı radyo programı var. Ondan sonra da akşamına kapalı spor salonunda kutlu doğum etkinliği var. Pazartesi neredeyiz? Salı günü ben Çanakkale'deyim. Çarşamba günü Üsküdar'da kutlu doğum erkeklere ve bayanlara karışık. Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde. Perşembe günü normal dersimiz var. Cuma günü bu pazartesi belli olacak. Kutlu doğum.
Cumaya geliyor değil mi Bursa? Cumaya eğer normalde pazartesi belli olacak gün tespit edilemedi tam. Cuma günü siteden de festen de yayınlanacakmış Cuma günü inşallah bütün Bursa'nın kutlu doğumu var. Yarın Merinos, Merinos Orhan Gazi salınında saat 1'de sadece bayanlara ve bayanlardan müteşekkil, semazen ve mıtırban eşliğinde sadece bayanlara ait kutlu doğum programı var.
Yarın, bayanlar için, kızlar için o yarın o kesin ondan sonra önümüzdeki pazar günü Gelibolu'dayız Allah izin verirse. Önümüzdeki pazartesi, sonraki pazartesi Gemlik'teyiz, Salı günü Sakarya'dayız, Çarşambı'da Kocaeli'ndeyiz, Cuma günü Yunak'tayız, Konya Yunak'ta Cumartesi yine Mur'dayız. Pazar günü İstanbul Bayrampaşa'da program bitecek.
Kutlu doğum programları böylece bitmiş olacak. O yüzden bu önümüzdeki 15 gün Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun bir koşuşturmaca var. Kardeşler bu koşuşturmacalardan bıkmasınlar, usanmasınlar, yüksünmesinler, geriye durmaya çalışmasınlar, Allah için sevip, Allah için hizmet edip koşturmaya gayret etsinler. Her şey vaktinde, saatinde tatlıdır, güzeldir. Her şey çiçek açtığında hoştur. Her şey olgunlaştığında hoştur. Sonra geçer gider. Geçip gittikten sonra, hani der ya Hazreti Mevlana, gül solduktan sonra bülbülün de söyleyecek bir şeysi kalmaz der. Gün gelir, devran döner, bahçe bozulur, güller dağılır, bülbüler suskunlaşır, söyleyecek söz kalmaz artık. Ondan sonra daha önce söylediklerini dinlersin.
Nefes bitmiştir, nefes bittikten sonra söyleyecek bir şey kalmaz. Ya aksi seda, artık söylediklerini dinlersin. Ne söylediysen sana dönecektir. İyi söylediysen, iyi şarkılar dinleyeceksin. Kötü söylediysen, kötü şarkılar dinleyeceksin. Ağaç iyi meyveler verdiyse, iyi meyveler yiyeceksin. Ağacın zakkımsa, zehir içeceksin. Şimdi vakit bu vakit. Şimdi iyi söyle, iyi dinle, iyi koş. Sana dönecek yine senin. O zaman iyi dinleyeceksin.
O zaman nefes bitince, o zaman iyi şeyler dinleyeceksin. Mutlu ve tatlı bir şekilde ebedi hayat öyle olacak. Burada iyi söylemediysen, orada iyilik bekleme. Buradan götürecek herkes. Sizin önünüzde, sizin yaptıklarınız vardır. Kötülük çıktıysa Cenab-ı Hak affetsin. Cenab-ı Hak her kimden, hangi ümmetten bir yanlışlık, bir eksiklik, bir noksanlık çıktıysa, Cenab-ı Hak inşallah affı mağfiret edip, temizleyip, huzuruna öyle aldığı kullarından eylesin. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi