Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbet - 8 Şubat 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 9 Şubat 2014 · 1:48:23

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Derviş olmayıp, kendini derviş göstererek insanları aldatmak ne demektir? Kıymetli şeyler istismar edilir.
Eğer bir şey kıymetliyse, o istismar edilmeye açıktır. Bir şey değerliyse, onun sahtesi muhakkak olur. Hani adam kendisini askeri bir büyük komutan olarak tanıtır. Aldatacak insanları. O kendince der ki, işte ben kol ordu komutanıyım. Veya savcıyım. Veya hakimim. Kıymetli ya. Doktorum. Kıymetli ya. Bunun gibi, bunlar dünya üzerinde, dünyalık değerli şeyler. Bir de işin dini boyutu var. Dini boyutu da ne? Manevi. Onlar da istismara açıktır.
Hiç ben kulum diye bağıran çok azdır, öyle değil mi? Ama ben Allah'ım diye bağıran çoktur. Ben Allah'a kulum diyen azdır. Ama ben peygamberim diye bağıran çoktur. Bir kimse, Hazreti Mevlana kul oldum, kul oldum, kul oldum diye bağırır. Ama aldatmaya çıkan insanlar, peygamber oldum, nebi oldum der. Bir tarafta, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, hakkıyla sana kulluk edemedim ya Mabud der. Öbür tarafta birisi benim gibi bir cübbe, bir sikke kafasına geçirir. Veli oldum der, çıkar ortaya. Bir taraftan bir kimse Allah'ın emrettiği şekilde yaşamaz ama etrafa derviş oldum diye hava atar, cakas atar, isimler kullanır.
İşte bu istismar, Allah muhafaza eylesin, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin taş atan benden, taş attıran benden değil der. İşte onlar da taş attırırlar. Dervişlikle alakaları olmadığı halde, kendilerine derviş isim bulurlar. Dervişlikle alakaları olmadığı halde, bir şeyhin hasbelkader yanından geçmekle, veyahut da bir dergaha bir görünmekle, veya oradan bir sikke, bir cübbe, bir sarık takmakla, veyahut da işte oraya gidip bir çay içmekle, kendilerini derviş olduğunu zannederler.
Hiçbir derviş, gerçek manada ben derviş oldum diyemez. Koca Yunus, sen derviş olamazsın deyip de, nefsini yerden yere vurduysa, birisinin ben derviş oldum, biz dervişiz demesi, veya ben dervişim demesi, Allah muhafaza eylesin. Bizim yolumuzun adabı değildir. Bizde böyle bir şey yoktur. Biz hep beraber, sufi olma yolundayız. Sufi olmak için, gayret gösteriyoruz. Eski dille, ceht ediyoruz. Sufiyim dediğiniz an, yanıldığınız andır. Ben oldum, bittim, kemale erdim, yanıldığınız andır. Benim kalbime geldi, ben rüyamda gördüm, ben halimde gördüm, yanıldığınız andır.
Allah muhafaza eylesin. Bunların hepsinde yaşayabilirsiniz. Sufilikte bunlar vardır. Ama bunları ben gördüm, ben ettim, ben yaptım, vartadır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden asla, asla yol uzundur. Son nefese kadar, Cenab-ı Hak, kendi kulluğunda, bizleri sabit eylesin. Duanız bu olsun. O yüzden böyle, ben Karabaşı Veli Tekkesi'ne gidiyorum, bana güvenmeyeceksin mi? Hayır. Ben Mustafa Özbağ'ın dervişiyim, bana da mı güvenmeyeceksin? Hayır. Ben oranın dervişiyim. Oranın dervişi yok ki. Kim olmuş derviş? Allah muhafaza eylesin.
Bir hata yaparsınız, şöyle der. Karabaşı Veli'nin dervişleri böyle demek. Derse gelip gidenler, sohbete gelip gidenler, ibadetlerine ve ahlaklarına daha fazla dikkat edecekler. Sen eşine kaba davrandığın an, sana söyleyecekleri söz şu, tekke de onu mu öğretiyorlar? Kadın erkek hiç önemli değil. Haklı. Senin bir farkın olması lazım. Fark ne? İbadette ve ahlakta farklı olman lazım senin. Herkes kaba davranırken, sen naif ve ince davranman gerekli. Herkes ibadeti terk ederken, sen sabırla, istikametle ibadetine devam etmen gerekli. Herkes bozulurken, senin istikametle, sabırla sağlam durman gerekli.
herkes küfredebilir, sen küfretmeyeceksin. Herkes eğrilik yapabilir, sen yapmayacaksın. Herkes yanlış konuşabilir, sen konuşmayacaksın, dilini ısıracaksın, dudağını ısıracaksın, yanlış konuşmamak için gayret edeceksin. Suscan. Bir başkası on işler göze görünmez. Sen bir yol gidiyorsan, sen bir işlersin göze görünür. Yol o yüzden ateş gibidir. Sufilik bu sebepten ateş gibidir. Bir başkası, affedersiniz çok çok özür dilerim, lan bak buraya da, o çok normaldir. Sen dersen, bu normal değildir. O yüzden ateştir. O yüzden biz bu ateşe, kimseyi davet etmeyiz.
Burayı severek, yürekli olarak gelecek. Diyecek ki, ben nefsimle mücadele etmek için geldim. Nefsiyle mücadele edecek. Yunus'un dediği gibi, ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Biz ele geleni yiyeceğiz, dile geleni de söyleyeceğiz, diyeceğiz ki, biz Karabaş-ı Veli'nin dervişiyiz. Ele geleni yiyeceğiz, dile geleni söyleyeceğiz, ben orada hizmet ediyorum, biliyor musun? Ben orada semazenim, ben orada mıhtırıbım, ben orada şöyleyim, biz bir şey yapmış olsak, bizi orada tutarlar mı? Tutarız biz. Sen gidersen, daha kötü olacaksın çünkü. Senin iyiliğinden değil, bu mekanın iyiliğinden.
Sen iyi olduğun için burada değilsin. bu mekan, bu mekandan daha önce geçenler iyi. Sen o yüzden, o iyilik üzerinde burada duruyorsun. Yoksa senin ahlakın da, buranın ahlakı aynı olsa, sen kendini 118 bin kilometre ötede göreceksin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evet, insanlar kıymetli şeylerle aldatırlar insanları. Kıymetli şeylerle. Neyle anlatır? Aldatır. Ben veliyim der, aldatır. Ben şeyhim, düşün peşime, aldatır. Aldatır. Ben dervişim, düşün peşime, aldatır. Aldatır. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden asla bu noktada kendimizi sıkı disiplin edeceğiz. Bir adam gider, bir sakallı bir kimse dikkat edecek yolda. Neden? O ilgi çeker. Bir kadına şehvetle baksa, yerdeki taşlar bile lanet eder ona. Neden? Derler ki, ya sakalından utan. Başkası da yapıyordur. Ama sen daha dikkatli olacaksın. Niçin? Sen üzerinde bir işaret taşıyorsun. Sen üzerinde bir damga taşıyorsun. O damgaya uygun hareket edeceksin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Allah şifa versin inşallah. Doktorların tavsiyesine uyacağınız, En güzel isimler Allah'ındır.
Ona onlarla dua edin ve onun isimleri hakkında aykırılığa sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir. Araf suresi ayet 180. Rabbinizin isimleri hakkında aykırılıktan mahsat nedir? İnsanlar müteşabihlerin üzerinde çokça konuşurlar. Müteşabihlerin üzerinde çokça tartışırlar. Bilmediklerinin üzerinde çokça hükmederler. Bu bilmediklerinin üzerinde hükmetmek insanları ateşe götürür. Allah'ın herhangi bir sıfatının herhangi bir noktada neye tecelleti tam bilinmiş değildir. Ondan ne mana çıkacağını en doğrusunu Allah bilir. Bizimki bilebildiğimiz kadar hüsn-ü zandır. Bunların üzerinde tartışmak, bunların üzerinde ağır konuşmak, Allah muhafaza eylesin insanları kötülüğe doğru götürür.
Hallâc-ı Mansûr, Enel Hak dediğinde neyi idrak etmişti? Hallâc-ı Mansûr'a sormak gerek. Birisi bir söz söyler, söylediği zaman sarhoştur. Sarhoşun birisi bir taş atar, ayıklar o taşı çıkaramazlar atıldığı yerde. Ve bunu anlamak isteyen kimsenin kimse bu.
Ben böyle çok basit bir şey söylüyorum. Hani cevabı olarak işin derinliği anlaşılsın diye. Hallâc-ı Mansûr, Yirt olarak her gece yüz rekat nafile namaz kıldığı rivayet edilir. Eğer Hallâc-ı Mansûr'un Enel Hak dediğinde neyi idrak ettiğini anlamak isteyen kimse, bu akşamdan itibaren başlasın yüz rekat nafile namaz kılmaya. Bir hal, bir hal buna sufiler, hani siz bugünkü dilde ona metafizik dünya diyorsunuz ya, biz sufiler ona manevi dünya, manevi alem, işte hal alemi olarak nitelendiriyoruz. Bir hal ile hallenen ancak o hali idrak eder. Bayındır'da keşkek yiyen elini kaldırsın.
İzmir'in Bayındır ilçesinde keşkek yiyen. Kaç? Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on kişi. On bir, on iki kişi. Peki, ben şimdi size keşkeyi tarif etsem, siz bunun tadını alır mısınız? Sadece tarif. Ben desem ki keşkek, buğday, et, tereyağı ve zeytinyağıdan oluşur. İlmel yakin. İlim olarak bildiniz. Aynel yakin olmak lazım. Ne yapmak lazım? Görmeniz lazım nasıl piştiğini, nasıl olduğunu. Bu aynel yakin. Hakkal yakin olmak için keşkek olmak lazım. İstediğimiz kadar anlatalım. İstediğimiz kadar biz buradan sabahtan akşama kadar anlatalım.
İdrak, idrak, algı, anlama, o manevi hali yaşama yolu belli. Kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevimli işi yapar. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Devam ediyor hadisi kutsi. Ve Allah'ı sever. Üç merhale var. İlmel yakin. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin merhalesi. İlmel yakin, kur farzları yerine getirdi. Allah'a en sevimli işi yaptı. Farzları yerine getirmek ne demek? Hem ibadet açısından, hem haramlardan korunma açısından, hem de ahlaki açıdan ne yaptı? Farzları yerine getirdi o kimse. Farzları yerine getirmek, kıymetli dostlar, sadece namaz kılmak, oruç tutmak değil.
Bu işin ibadet kısmı, bir de haramlardan uzak kalma kısmı var. Gıybet, dedikodu, iftira, süvizan, faiz, içki, kumar, şeytani şeylere dalma, fallar, lotolar, totolar, piyongolar. Önemsiz görüyor insanlar onları. Ya akşamları bir kadeh alıyorum ben. Bu da haram olmaması lazım. Değil mi hocam? Bana söylüyor. Yakın hemen bakın ne kadar böyle bicağın üstündesin. Ya desen gittin. Kardeş haram. Allah yasak etmiş. Damlası dahi haram. Damlası dahi yasak. Böyle alıp şırıngayla damlatamazsın dahi ağzına. Yasak, haram.
Haramlardan uzak durma. Haramlarla irtibatını kesme. Bir müminin üzerinde günah-ı kebair yoktur. Bir günah-ı kebair-i mümin Allah'ın gözünün içine baka baka işleyemez. Mümin. Müminin sıfatı ibadetleri yerine getirme. Farz olarak. Haramlardan uzak durma. Asıl şu anda ümmetin sıkıntısı bu. Namaz kılan dolu camilerde. Oruç tutanlar Ramazan'da harıl harıl dolu. Ümmetin en büyük bu zamandaki derdi haram. Haram, haram. Haramla irtibatını kesmek en büyük nefis mücadelesi. Adam her türlü haramı istiyor. Ben nefsimle mücadele edeceğim ya kardeş.
Nefsinle mücadele edeceksen bak olmazsa olmaz büyük günah-ı kebairler var. İmam-ı Mekke bunu yirmi dört tane olarak vasıflandırmış, sıralamış. Hadi otuz tane olsun. Hadi gidelim Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'ın nakline gidelim. Yedi tane. İyi. Bu yedi taneyle irtibatını kes. Allah'a şirik kosmak. Anne babaya asi olmak. E iftira atmak namuslu insanlara. Mücadeleden, savaş meydanından geri dönmek. Savaş meydanından geri dönmeyi iki şekilde yorumlayacaksın. Bir, senin devletin bir yere savaş açmış orada savaşıyorsun. Bir oradan savaş meydanından geri dönmek var. O küçük savaş. Hazreti Peygamber Efendimiz diyor ki küçük savaş. Büyük savaş ne?
Nefsinle olan mücadeleden. Sen nefsinle olan mücadeleden geri dönersen, seninle günah-ı kebair işlemiş oldun. Buyurun nefsinizle savaşın. Nefisle olan savaştan geri dönmeyin. Cenab-ı Hak yalan söyleme demiş. Yalan söyledin, nefsine uydun. Gıybet etme demiş. Gıybet ettin, nefsine uydun. İftira etme demiş. İftira ettin, nefsine uydun. Günah-ı kebair. Bu yedi tane maddeden dinin bütün aramlarını geçiririm ben. Allah affetsin. Büyüklenmek için söylemiyorum. Yedi tane öz. Yedi tanenin karşılığı var. Emmare, levvame, mülhüme, mutmanne, radye, mardiye, safiye. Yedi tane büyük günah-ı kebair sıralamış. Yedi tane nefis meratibi var.
Yedi tane büyük günah-ı kebair sıralamış. Yedi tane cehennemin kapısı var. Dini oradan geçir. Yedi tane sıralamış. Fatiha-ı Şerife'yi düşün. Hepsinin denklemini tut. O zaman haramlardan uzak durma. Eyvallah. İkincisi, en önemlisi. Nafilelerle Allah'a yaklaşma. Nafileden kastım sakın ha. Bunu yirmi yıldan beri söylüyorum. Nafileden kastım çok namaz kılmak değil. Nafileden kastım çok oruç tutmak değil. Benim yirmi yıldan beri yaşadığım dini bir hayat var kendimce. Yirmi yıldan beri kötü ahlaklılardan çektiğim kadar hiçbir şeyden çekmedim. Yirmi yıldan beri edepsizliklerden çektiğim kadar hiçbir şeyden çekmedim.
Yirmi yıldan beri sevgisizlikten çektiğim kadar hiçbir şeyden çekmedim. Nafilelerle Allah'a yaklaşmayı direkt otomatikman güzel ahlaka bağlıyorum. Güzel ahlak, ince ahlak, temiz ahlak. Muhabbetli olma, sevimli olma, güler yüzlü olma, tatlı dilli olma. Acı sözlü olmama, acı dilli olmama, kaba olmama, sert olmama. Bu noktada mümin kardeşlerine karşı, o müminler ki birbirlerine karşı merhametli ve şefkatli birbirlerine karşı. Kafirlere karşı da şedid. Kafir önce içinde nefsin, önce ona şedid ol. Önce şu şeytanı, şeytanın memesinden emmeyi bırak. Sen şeytanın memesinden emdin müddetçe, emdin müddetçe.
Hazreti Mevlana'nın dediği gibi biz kardeş olamayız. Sen çünkü şeytandan besleniyorsun. Bir kes onunla irtibatını. Onunla irtibatını kes, temiz rızık gelsin sana manevi olarak. Sen şeytandan beslendiğin müddetçe harami olacaksın. Şeytandan beslendiğin müddetçe şeytani olacaksın. Hani var ya hadis-i şerif haram lokma yiyen kimsenin kırk gün ibadeti kabul olmaz.
İyi. Sen şeytandan besleniyorsun. Her daim şeytanın memesinin altına yatmışsın. Yeni doğan çocuğun iki dakikada, üç dakikada, beş dakikada annesini emdiği gibi sen de şeytanı emiyorsun. Cop cop cop … şeytandan coplanıyorsun. Ne olacak? Şeytan sana gıybet ettiriyor. Şeytan sana iftira ettiriyor. Şeytan sana suizam besletiyor. Şeytan sana namuslu kadınlara dil uzattırıyor. Şeytan sana namuslu adamlara dil uzattırıyor. Şeytan senin hayatının fıtratını değiştirtmeye çalışıyor. Şeytan senin dünyanın fıtratını değiştirtiyor. Şeytan sana eşyanın fıtratını değiştirtiyor. Şeytan sana insanın fıtratını değiştirtiyor. Şeytan sana senin kendi fıtratını değiştirtiyor.
O zaman nafilelerle Allah'a yaklaşma güzel ahlak, ince ahlak, temiz ahlak. Ondan sonra üçüncü merhale Allah'ı sevmek. Kula düşen vazife bu. Bu hale erişirse Cenab-ı Hak vaat etmiş. Allah da onu sever. Vaat hak. Allah onu severse bakın. O Allah ile görür. Allah ile duyar. Allah ile söyler. Allah ile tutar. Allah ile yürür. O zaman Hallâc-ı Mansûr'un sırına vakıf olursun. Yoksa ben anlatayım sana şimdi. Hangi idrake eriştiydi diye. Ve Hallâc-ı Mansûr'un idrakini anlatan kimse boş konuşuyor. Niçin?
Hallâc-ı Mansûr'un idrakini bizim önümüzde zirveye çıkaran, bizim önümüzde büyüten insanlar akıllarıyla bunu büyütüyorlar. Halleriyle değil. Eğer Hallâc-ı Mansûr'un haline vakıf olmuş olsalardı bu küstahlık değil. Hallâc-ı Mansûr'un halinin çok üzerinde bu zamandaki velilerin hal ve idraklerinin olduğunu anlarlardı. Ama ve lakin Hallâc-ı Mansûr'u gözlerinde büyütenler, insanların önünde büyütenler manevi alemden nasibi olmayan, akıllarıyla büyütmeye çalışan insanlar.
O yüzden kim Hallâc-ı Mansûr'un idrakini anlatıyorsa tekrar söylüyorum. O geri kalmış dinde. O dinde geri kalmış. Kıymetli dostlar, dinin yüzde ellisi Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinden önce yaşandı. Yüzde yirmi beşi Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin zamanında yaşandı. Yüzde yirmi beşi de Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinden sonra yaşanacak. Bu ne demektir biliyor musunuz? Dini algının ve idrakin gün geçtikçe derinleşeceğine, gün geçtikçe yükseleceğine, gün geçtikçe genişleyeceğine işarettir. Eğer biz dünkü manevi hali anlatıyorsak, dünkü manevi hali anlatıyorsak ve onunla oyunda oynaştasak hala da biz çocuklar gibi cillilerle oynuyoruz.
Her gün aynı cilli. Bir müddet sonra çocuk o cilliden bıkacak. Ne yapacak? Atacak bir tarafa. Ona yeni oyuncak lazım. Bir müddet cilli oynayacak çocuk. Bir müddet sonra o cilliden geçecek. Sen hala da dünün cillisini anlatıyorsan, çocuksun yavrum. Süt içte. Hazreti Mevlana diyor ki, evladım sen daha çocuksun, süt içeceksin. Biraz büyüyünce ekmek yiyeceksin. Biraz daha büyüdüğünde et yiyeceksin. E çocuğu et yedirirsen boğarsın. E çocuğun daha ekmek yeme hale gelmemiş. O süt içecek, süte devam.
E şimdi o çocuk büyüdükçe cilliyle oynamak istemeyecek. Var mı aranızda cilliyle oynayan? Hadi gelin siz şimdi Hallâc-ı Mansûr'u anlatalım size. Bu sürü üzerinde değilim. Hak dedi. İyi. Hiç aranızda. Bunu sorana söylemiyorum. Hiç. Siz gördünüz mü? Allah'ın bir sıfatının tecelli ettiği bir kimsenin o tecelliyatı size aktardığını. Şimdi bir kardeşe desek ki, gece rüyamda hu esmasını sana nasıl çektirdiler? O der ki tüylerim diken diken oldu rüyamda.
Her yer bana hu hu hu diye esma çekiliyordu. Üzerime baktım hu hu diye esma var. Etrafıma baktım böyle esma var. Örnek. Ona desen ki o anlatsa sen ne anlayacaksın? Hiçbir şey. Yaşamadın ki. Sufilik bunların edebiyatı değildir.
Sufilik haldir. Bunu yaşamaktır. Allah bizi yaşayanlardan eylesin. Fıtratımda derviçlik var mı yok mu nereden bileceğim? Bu yolda çoğu zaman sizin tabirinizle yan yatıp çamura batıyorum. Ama yolda devam etmek istiyorum. Hep önerilerinizi lütfeder misiniz? Buradasan demek ki var. Ben, benim kendi inancım şudur. Ben cümle insanların üzerinde sufilik nurunun, Allah'ın nurunun var olduğuna inanırım. Bunu kafir, mümin, münafık ayırt etmem. Cenab-ı Hak bütün insanların üzerine kendi ruhundan ruh, kendi nurundan nur üflemiş. İnsanoğlunun hepsinde kadın, erkek hiç değişen bir şey yok.
Cenab-ı Hak'ın kendi ruhundan ruh, kendi nurundan nur var. Bakın bizim iman akidelerimizden birisidir. İnsanlar günahsız doğarlar. Onlar eğer ki aklıları idrak edinceye kadar, eğer din tebliğ edilmediyse, ölünceye kadar İslam üzerine ölürler. Din tebliğ edilmediyse onlara. Niçin? Çünkü Cenab-ı Hak onlara kendi ruhundan ve nurundan üflemiştir. Gerçeğinde temizdir. Hakikatinde temizdir. Sufilerin inancı budur, benim inancım budur. Ben bütün insanlar, hadis-i şerifte var zaten, insanlar fıtrat üzerine, İslam fıtratı üzerine doğarlar diye. Ve bütün insanlarda Allah'ın nuru vardır. Bütün insanlarda Allah'ın ruhu vardır.
Tarif ederim ya ben, biz bu bardağı veyahut da işte ışık, bu ışığı biz Allah'ın nuru olarak görelim kalbimizde. Onun üzerine örtü, örtü, örtü, … kararmış ortalık. Işık yanıyor mu oradan? Yanıyor. Var mı? Var. Ama bir sürü örtü örtülmüş üstüne. Evet. Sen eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dedin. Örtünün büyük bir kısmı kalktı. Namaz kılmaya, oruç tutmaya başladın, haramlardan uzak durmaya başladın, ha bile örtüden kalkıyor. Hadis-i Kudsi, kalpte yetmiş bin zulüm perdesi vardır. Yoldan bir taşı kenara koymak, bir perdeyi kaldırmaktır.
Yoldan bir taş kaldırmak nedir? Kamunun, yani kamunun demişim, halkın, insanların, insanların faydasına bir şey yapmaktır. Yoldan gelip geçecekler ya, onun ayağını taşa almasın. O taşa, ayağa takılıp düşmesin. O taş yolu engellemesin. İnsanların gelip geçeceği yerde bir mazaratı, bir sıkıntıyı orta yerden kaldırmak. Yetmiş bin perdenin bir perdesini açtınız. Bakın, insanlara iyilik yapmanın faydasına bakın. Namaz kıldın, oruç tuttun, insanlara iyilik yapmaya başladın, perdeler kalbinden açılmaya başladı. Ve kalbinde Allah'ın sana lütfettiği, ikram ettiği, o nur kalbini aydınlatmaya başladı. Önceden yetmiş bin perde vardı. O nur, o perdenin altındaydı. Cenab-ı Hak onu bir, siz onu böyle bir yüz mümlük ampul gibi görün.
Sen üzerindeki perdeleri de sen kendin örttün. Sen örtülü de olmadın. Sonradan örttün perdeleri sen. Kendi elinle örttün. Ey iman edenler, siz kendi ellerinizle kendinizi ateşe atmayın. Sen kendi elinle kendini ateşe attın, örttün. Ve sen kendi elinle tekrar açıyorsun. Dervişlikte nasibinin olup olmaması senin gayretinle alakalı. Sen ceht eder, gayret edersen nasibin olur. Sen niyet eder, koşturur, çalışırsan, nefsinle mücadele edersen senin nasibin olur. Bu senin içinde. Sen tövbeyle, namazla, zikirle, oruçla, iyi ahlakla Allah'ı sevme. Allah'a aşık olmakla o perdelerini attırmaya bak. Birisi gelip senin o perdeni aşmayacak.
Benim böyle bir sufi anlayışım yok. Muhakkak ki bir üstadın, bir velinin duası, onun nazarı haktır. Bunu böyle kenara atma noktasında değilim. Ama bu şuna benziyor. Hani birisi üniversiteye girmek için habire ders çalışıyor. Öbürkü de 21 tane pirince besmele yazdırıp YouTube üniversiteye girmeyi düşünüyor. Bir de namaz üretmişler üniversiteye giriş namazı diye. Öbürkü orada kız ders çalışacak. O üniversiteye giriş namazıyla 21 tane okunmuş pirinci yutacak. Arkadaş üniversiteye girecek. Bu ona benziyor. Böyle bir sufilik yok. Mücadele ve bu noktada çaba gösterme, öğrenme, koşma, yürüme neyse o hal ile hallenecek arkadaşlar. Mübarek insanlar, çok uzun yazmayın. Bayanların pantolon giymesi dinen uygun mudur?
Biz hala da Türkiye'deki Müslümanlar olarak bayanların pantolonlarında kalırsak biz yukarı çıkamayacağız. Pantolonda kalacağız biz. Evet, biz asla buradan yukarı çıkamayacağız. Biz hala da saç boyasını, tırnak boyasını, ne bileyim işte parfümü, pantolonların, bayanların pantolonunu, kadınların ayakkabılarını, adamların çizmelerini bunlarla konuşacağız biz.
25 yıldan beri, yani en azından haftada bir iki sohbette sorulur bu bana. Az önce bir laf söyledim ya, yani aşığın birisi bir taş atar dedim ortalığa. Akıllılar, onu çıkaracağım diye uğraşırlar. Kendilerini akıllı zannedenler. Bunu tersine söylüyorum şimdi. Delinin birisi bir taş atıyor, biz onun peşinden koşuyoruz çıkaracağız diye. Kardeşler, dinde tesettür bu. Kadınlar, vücut hatları belli olmayıp, içi görülmediği müddetçe ne giyiyorlarsa giysinler. Hyundai Aksent 16B, EU 40. Kadın telefonu eline alsa, bildiğiniz cep telefonu.
Cep telefonunu eline alsa, ben şimdi erkekler gibi cep telefonundan konuştum dese, erkeklere benzemekten dolayı o hadis-i şerifin içine girdi. Ya telefon, kıymetli dostlar, burada niyet önemli. Kadının birisi direksiyona otursa, erkekler gibi araba kullandım dese, niyet önemli. Erkeklere benzedi. Erkeklere benzemek istiyor. Erkeğin birisi, alsa bir tane tişört giyse, kadınlara benzemek için giyse, normal bir tişört. Niyetiyle kadınlara benzemek istediğinden dolayı, yine o hadis-i şerifin hükmüne girdi. Yemek yiyor erkek. Yemek yerken, ay ben kadınlar gibi yiyeyim dedi böyle, işte kendince kadınlaştırdı. Yine aynı hükme girdi.
Burada niyet önemli. Niyet, bu gözlük. Ben gözlüğü kadınlar gibi kullanacağım dersen, aynı şey. Aynı şey. Kadının erkeğe benzemesi, erkeğin kadına benzemesi lanetlenmiş. Eyvallah. Bunu hal, tavır, niyet, hal, niyet, tavır, size sahabeden bir örnek anlatayım. Sahabeden bir kimse, bir vakit namaza gelir, bir vakit namaza gelmez.
Bir vakit boş, bir vakit dolu. Bir vakit boş, bir vakit dolu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hemen bu dikkatini çeker birkaç gün içerisinde. Çağırır. Ne oldu da der, sen bir vakit geliyorsun, bir vakit gelmiyorsun. Konuşmak istemez, edeb eder, susar. Söyle der. Der ki, ya Resulallah. Bizim bir tane dış kıyafetimiz var. Bir tane. Bir namaz vakti ben giyip geliyorum buraya. Namaza katılıyorum. Öbür namaz vakti de eşim onu giyip gelip burada namaza katılıyor. O gidiyor. Ardından ben onu tekrar giyip işime gidiyorum. Hangisi kadın, hangisi erkek oldu şimdi? Biz şöyle mi diyeceğiz şimdi?
Bir elbiseyi ortak kullandıkları için Allah onlara lanet etti mi diyeceğiz? Burada niyet, niyet, niyet. Evet, böyle agresif, böyle uç olmaması gereken kıyafetler var. Onlara katılıyorum. Ama o da moda niyetini yapıyordur. Şimdi düşünebiliyor musunuz? Önceden böyle streç gibi saran kıyafetleri sırf kadınlar giyerdi. Şimdi erkekler de giyiyor. Şimdi erkekler de giyiyor. Ne diyeceğiz şimdi o kıyafeti giyen erkeklere? Önceden kadınlar işte kısa böyle tişört giyerler, göbeklerini gösterirlerdi. Adamlar da gösteriyor şimdi.
Ne yapacağız? Niyet. Allah bizi affetsin. Çocuklarımızın doğru yolu bulması için nasıl dua edebiliriz? Çocuklarınıza önce fiili dua yapın. Fiili dua ne? Çocuğun ebeveynden hakkı üçtür. Bir, hadis-i şerif bu. Hayırlı isim konması. İki, ona dininin öğretilmesi. Çocuklar İngilizce kursuna gidiyor. Ne bileyim işte karate kursuna gidiyor. Yüzmeye gidiyor. Gidiyor. Olmadık estrümanlar kursuna gidiyor. Keman kursuna gidiyor. Viyolensel kursuna gidiyor. Maleye gidiyor. Gidiyor. Her yere gidiyor çocuklar. Ama dini öğrenmek için nereye götürüyorsunuz? Onlara dinlerini öğretmek için ne yapıyorsunuz?
Önce bir çocuklarınızla dini öğretin. Bu fiili dua. Ondan sonra deyin ki Ya Rabbi Ben elimden geldiğince, gücüm yettiğince Ona dinini öğrettim. Kalbine ilham edecek olan Kalbine işletecek olan da sensin. Eyvallah. Bazen dünya yükünün ağırlaştığı Sabredemediğimiz durumlarda ne yapmalıyız? Dünyayı sırtınıza alırsanız Hiç kaldıramazsınız. Dünyanın yük olduğunu biliyorsan Sen dünyanın tepesine otur Ne taşıyacağım diye uğraşıyorsun. Al dünyayı ayağının altında yürü. O seni taşısın. Vaktinde kılınan namaz ile Mesela öğle ezanı okunduktan Hemen sonra kılınması ile Birkaç saat sonra kılmak arasında fark var mıdır? Vaktinde kılınan namaz Öğle namazını İkindi namazının ezanı Ezanı okununca Okunmazdan az önce kadar Kılmaktır.
Daha vaktidir çünkü. Dinimize göre düğün yapmak doğru mudur? Evet. Doğru ise nasıl ve ne şekilde yapılması uygundur? Şöyle söyleyeyim. Türkiye'de dini yaşamaya çalışan insanlar gayri dini düğünlere ritmik bir cevap olarak mevlütlü ne bileyim işte Kur'an-ı Kerim okunan düğünler yapmaya başladılar. Ben biraz bunu böyle parodi gibi sunuyorum ama hakkınızı helal edin. Yani evleniyor gençler biz mevlütte Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin ölüm bahrini okuyoruz. Bir güzel ağlatıyoruz. Düğün değil cenaze merasimi gibi oluyor. Oysa sünnet olan bu değil. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Hazreti Ayşe Validemize soruyor. Ya Ayşe filancanın nikahını kıydınız mı?
Kıydık ya Resulallah. Def vurdunuz mu? Hayır ya Resulallah. Ensar defi severdi. Defsiz nikah nikah değildir. Keşke def vursaydınız. Düğünlerde kadınların kendi aralarında erkeklerin kendi aralarında eğlenti yapmaları caizdir. Cemaat medyasının yazılı ve görsel basın yoluyla diğer cemaat ve tarikatları safına çekme girişimlerinin boşa çıkmasından sonra Mümtaz Türk Önen'in AKP diğer cemaat ve tarikatları maddi olarak destekliyor ihtirası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bununla alakalı ben bir Türk Önen'in kendi tweet adresine yazı yazdım. Bunu ispat et yoksa iftira atmış olursunuz diye bir cevap gelmedi. Yani Türk Önen'in bütün tarikatları böyle ulul ortağı zan altında bırakması doğru değil. Muhakkak bir hata oldu. Bir kusur oldu. Bir yanlışlık oldu. O hatanın kusurun neticesinde böyle bir şey olduğuna inanıyorum. E özür dilemek de zor. Bu arada şimdi bütün her şey havada uçuşuyor ya. O yüzden ama gönül arzu eder ki vardır belki de herhangi bir partiden illaki bir parti olması şart değil. Nemalanan tarikatlar olabilir. Bu tarikatları açıklasalar iyi olur. Kimler nemalandıysa. Ben çok üzerime alınmadım.
Yani o kadar çok benim için de önemli değil. Çünkü ben ehli tarikat değilim. Türkiye'de de ehli tarikat olan yani tarikat kurumu diye bir kurumun olduğuna inananlardan da değilim. Ama eğer bizi de tarikat olarak nitelendiriyorlarsa bunu da ispatlamaları lazım belgeyle. Öyle ya vardır belki de desteklenen, fonlanan olabilir. Bir de sufilerin meşhur sözleri vardır. Kişi kendisini görür aynada. Fonlanan insan fonlandığını düşünür. Hırsız herkesi hırsız görür. Sufiler böyle düşünür. Zalim herkesi zalim görür. Sufiler böyle düşünür. Kılamadığımız namazları ne şekilde kaza etmeliyiz?
Kılınmamış namazlarımız varken nafile namazı kılabilir miyiz? Kardeşler siz namaz kılın da siz hele bir kazaya başlayın. Nafileleri de kaza olarak niyet edip başlayın inşallah. Allah Kerim nefsimiz tam olarak nerede bulunur? Vücudumuzdaki bölgesi neresidir? Onu inşallah ben bir teleskop getireyim ya da bir röntgen cihazı mı getiririz buluruz artık?
İnşallah öyle bakalım. Dostlar bunlar bir algı. Bu bir algı. Nefis bir olgu içimizde. Bir olgu. Bir his bu. Bir duygu. Bir bir öğreti. Bununla alakalı biz inşallah bir gün husisi burada hep söz veriyorum bir türlü olmuyor. Nefsin ne manaları geldiğine dair bir sohbet edelim. Dergâhta hizmet ederken ablalarım, kardeşlerim mutlu olsun diye hizmet etmek nefisten mi? Evet. Biz Allah için hizmet ediyoruz burada. Ablalar, abiler memnun olsun diye değil. Siz soruları okurken derviş kardeşler bak bak hala soruyorlar. Geri zekalıya bak cahil vesaire diyorlar.
Sizce bu uygun mu? Ahlaksızlık kötü ahlak nerede olursa olsun yanlış. Herkes soracak soracağına. Ledin ilmini açıklar mısınız? Hani Musa aleyhisselam bir vakit sohbet ederken birisi sordu ya Musa senden daha alim bir kimse var mı? Yok dedi. benim bildiğim yok dedi. Cenab-ı Hak'la irtibatı biraz intitaya uğradı. Tur-i Sinay'a çıkınca Musa aleyhisselam yalvardı dedi ki irtibatı kesildik. Biz hata yaptık ya Rabbi. Sebep? Dedik ya Musa filanca sohbet esnasında benden daha fazla alim birisini tanımıyorum dedi. Bu Allah'ın tacibuna gitti. E filanca yerde dedi bir kulum var. Onda dedi sende olmayan ilim var.
Bunu bütün müfessirler, bütün ulema, bütün ehli veli bu ilmin ilm-i ledün olduğunda ittifak etmiş. Ve dedi ki Musa'ya sen yanına bir kurutulmuş balık al. Denizin kenarında yürü. Nerede balık hareketlendi? Oradaki kulum dedi o ilme sahip olandır. Ve yürürlerken denizde sohbete daldı yanındaki hizmetkarıyla. ama hizmetkar dedi ki edeb ettim söyleyemedim dedi. Geride balık denize doğru kendisi atladı. Canlandı tekrar kurutulmuş balık. Konserve veya tuzlu kurutulmuş balık. Geri döndüler. Geri dönünce orada kıyıda duran birisi var. Musa aleyhisselam selam verdi. Selamun aleyküm. O kıyıda duran kimse baktı. Ve aleyküm selam ya Musa dedi.
Musa aleyhisselam peygamber kendisini tanıtmadan onun ismiyle hitap etmesini anladı. İdraki geniş peygamberlerin. Yanındaki hizmetçisine dedi sen git ben aradığımı buldum. Musa aleyhisselam dedi ki sende olan ilmi öğrenmeye geldin. Sana tabi olacağım. Dedik ya Musa bizim ilmimiz acıdır. Serttir. Akla hitap etmez. peygamber ilmi akla hitap eder. Peygamberler akıllarını akıllarını ilah edinmişlere gelmiştir. Aklını ilah edinenlere peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tebliğ eder.
Niçin peygamberlerde mucizeler görülmüş? Onların akılları mağlup olsun diye. Aklı mağlup etmek için Cenab-ı peygamberlerin üzerinden mucizeler göndermiştir. aklını ilahlaştıranlar için asıl insanların içerisindeki gizli ilah akıldır. Sufiler o yüzden akla hücum ederler. Hazreti Mevlana o yüzden der akıl aşka gelince çamura saplanmış eşek gibi debelendi kaldı der. Bütün peygamberler zamanın akıl ilahlarına gönderilmiştir. Hazreti peygamber gelmezden önce Ebu Cehil'in ismi Ebul Hikendi Hikmet'in babası aklın babası aklın dahisi ve mucize en büyük mucize Ebu Cehil'e gösterildi.
ayın ikiye ayrılması El Kamer olayı nasıl oldu? Kuyuya düştü. En derin kuyu Mekke'nin kuyusu Ebu Cehil ve oradan seslenme beni kurtaracak olan Muhammed dedi. Gidin ona haber verin. İp sarkıttılar merdiven sarkıttılar ne sarkıttılarsa olmadı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri geldi. Dedi ki seni buradan Allah'ın izniyle kurtaracağım. Dedim peygamber oldu mu iman edecek misin? Çünkü bakın bu olağanüstü bir şey. Bütün Mekkeliler toplandı. Bütün Kureyşler toplandı. Ebu Cehil akıl babaları ilahları onu kurtaracaklar. Kurtaramadılar. Dedi ki iman edeceğim kardeşimin oğlu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedi Allahu ekber iki rekat namaz kıldı.
Uzat elini dedi uzat elini Bismillahirrahmanirrahim tak kuyudan çıkarıverdi onu. Dedi ki bu büyük bir şey. Eğer dedi ay böyle göründü dolunay eğer şu ayı da ikiye bölersen senin peygamberliğine iman edeceğim. Allah'a yalvardı bir daha namaza durdu. Namaz siz Rabbinizden zikir ve namazla dua edin isteyin. Zikir ve namaz. Namaz kıldı tekrar dua etti. İstedi. Tesbih etti tenzih etti Cenab-ı Hak'ı. Cenab-ı Hak ruhsatı verdi. Bismillahirrahmanirrahim ayın bir tarafı bir tarafı yarısı gitti. Ebu Cehil dedi ki şimdi inandım sen tam bir büyücüsün dedi. Peygamberlerin mucizeleri aklını ilahlaştıran insanlaradır.
Çünkü akıl ancak böyle bir hani insan üstü güçler üstü metafizik bir şeyle alt olunur. yoksa akıl hani seni diyor ya hani hadis-i şerifte şeytan size versese verir. Namazda der ki diyor sen kime ibadet ediyorsun Allah'a seni kim yarattı Allah onu kim yarattı der diyor. Allah'ı kim yarattı der. Siz öyle bir şey olduğunda Euzubillahimine şeytanun racim deyin diyor. Namazda akıl işte peygamberlerin ilmi akıllara hitap eder. Aklı batırır. Aklı durdurur. Çünkü o kimse aklına iman eder. Allah'a değil.
İşte Musa aleyhisselam'daki ilim aklı akli meselelere cevap vermek için peygamber ilmi. Ama Hızır'daki ilim kalbi ilmi ledün sırrı ehline malum. Dışarıdan baktığında farklı içi farklı. dedi ki Musa aleyhisselam bazen sana sabredenlerden olacağım. Peki biat ettim dedi. Biat etti ona. Ona sabredenlerden olacak. Ona tabi olanlardan olacak. Böyle denizin ortasında bir gemi görünüyor. Hiç ses soluk yetişecek gibi değil. Hızır aleyhisselam gemiye döndü. Ey gemidekinler biz iki ihtiyarız dedi. Bakın iki ihtiyarız diyor. Yani Musa aleyhisselam o zaman yaşlı. Yeni peygamber değil.
iki ihtiyarız dedi. Bize alın. Musa aleyhisselam böyle tacip etmiş vaziyette baktı seni kim duyar. Sustu daha yeni biat etmiş ya. Yeni biat edince susar insan. Şeyh ona bir şey söyler. Yeni biat etmiş daha. Dakika bir gol bir aklına vurmaz. Ha tamam der. Yani duymuş olabilir. Yani bu da onun gibi. Hemen bir filika indirdiler oradan cırırt bir kayık. haydi aldılar bunu çık gittiler gemiye. Bunları bir güzel yedirdiler içirdiler kamera verdiler yatak verdiler bir güzel banyo yaptılar elbise yıkattılar bakım harikuladı tanımıyorlar iki ihtiyar yediğin önünde yemediğin ardında tanıdıkları yok bildikleri yok ama misafirperverlik harika.
Bir limana yanaştılar yanaşınca Hızır aleyhisselam indi geminin tabanına bir tane balta eline pam küm gemiyi delmeye başladı ilk önce Musa aleyhisselam bir sabırla bekledi ama yok içi içine sığlmıyor gemiye zarar veriyor dedi ya yapma bu çocuklar bize iyilik yaptılar yedirdiler içirdiler yıkadılar pakladılar sen gemilerine zarar veriyorsun pes dedi deyince dedi ki ya Musa demedin mi bizim yolumuz acıdır bizim ilmimiz sıkıntılıdır sen sabredenlerden olmazsın biz burada yollarımızı ayıralım hata yaptım kusur ettim dedi
durdu bu Kur'an-ı Kerim'de üç tanedir böyle kıssa ardından çocuğu öldürdü ardından yıkık duvarı yaptırdı Kur'an-ı Kerim bu üç kıssayı üç hadiseyi anlatır bu ilmel yakın aynel yakın hakkel yakın noktasıdır aynı zamanda ve Kur'an-ı Kerim bunu böyle aktarır bize ve Musa aleyhisselam her seferinde itiraz eder işte ilm-i ledün ancak ehline malum olan hakikat ilmidir ne yaptı Musa kısa kesiyorum Hızır aleyhisselam ne dedi yolun sonunda dedi ki ya Musa o çocukların yaşlı bir anne babaları vardı balıkçılık yapıp anne ve babalarını
eşlerini ve çocuklarını geçindiriyorlardı o şehrin zalim bir hükümdarı vardı mazlum insanlara savaş açmak için gemilere el koyuyordu ben dedi o gemiyi deldim suya da sakin ol selamet ol dedim su bir seviyede kaldı bizden sonra dedi o zalim komutanın askerleri geldi gemiye el koymak için bir baktılar ki gemi alttan su alıyormuş gibi gördüler kaçın canınızı kurtarın gemi batıyor dediler hepsi de gemiye el koymaktan el koydular gittiler o çocuklar ta dededen gemiciler o gemiyi tamir edecekler kırdığım yeri suyu da boşaltacaklar
yine balıkçılıklarına devam edip yaşlı anne babalarına böyle çocuk ve çocuklarına bakacaklar dedi o dedi çocuğu eceli kazaya getirdim çocuğun annesi babası çok samimi ihlası muhabbetliydi baktım ki ehli cennetti o çocuk da onları yoldan zivaneden çıkaracaktı onlar cehennemlik olmasına vesile olacaktı çocuğu öldürdüm ki dedi onlar 3-5 gün ağlayacaklar Allah onları yeniden evlat verecek salih evlat onlar cennette kalmaya devam edecekler duvarı yıkık duvarı yaptık dedi o yıkık duvarın sahibi 2 tane yetim çocuktu yetim çocukların
babasının duvarda bir teneke altınları vardı babaları çok cömertti eğer o duvar biraz daha yıkılsaydı çocuğun dayıları vardı serkeş altını alıp serkeşlik yapacaklardı çocuklara da bir şey kalmayacaktı şimdi duvarı tamir ettik çocuklar büyüyünce kadar altın orada saklanacak büyüdüğünde altını bulacaklar tekrar babaların yolundan devam edecekler dedi işte ilmine dün ehline malum olan bir hakikat ilmi hakikatin kendisi mi hayır hakikat ilminden bir ilim hakikatin gerçeği kendisi yine meçhul Suriye'de yaşanan Suriye ile alakalı
yaşanan olaylar hakkında ne dersiniz hep diyoruz biz bunlara zulüm nerede varsa Allah bütün zulme uğrayan insanları zulümden kurtarsın bununla alakalı yapılacak olan şeyler belli bunlar devletlerin işleri biz Müslümanlar olarak elimizden geldiğince işte maddi ayni yardım etmeye gayret edeceğiz ezan okunurken sigara içmek günah mı komşum ezan okunurken sigarayı söndürüyor ne kadar güzel ezana hürmet etmek muhakkak ki çok önemli ben avukatım müvekkilim vekalet ücretini tahsil ettiğim paranın faiziyle ödemek istiyor gerekçesi
ben faiz yemek istemiyorum şimdi faizden gelen parayı hangimiz yedik bunlar aldatmaca sen faizden gelen parayı birisinin hakkını ödüyorsan yedin faiz yedin bu kadar basit müvekkik avukat kardeş benim buradaki hukuki hakkım yüzde sekiz ben yüzde sekizimi alırım sana bitti sen nereden ödersen öde onu islam hukukuna göre bir kimse alacağını tahsil ediyorsa alacağını tahsil ediyorsa bazıları demiş ki alacağının tahsil masrafı alacaklığa aittir hanefilerden bazıları demiş ki borçluya aittir ama islamda faiz yoktur müminin müminden faiz olmaz
faiz yoktur derken müminle mümin arasında olmaz olmaz yok örnekleyeceğim şimdi bir şeyler mesela bir kimse şu anda çek kullandı öyle değil mi çek kullanan kimse mevcut Türkiye'deki çek hukukunu kabul etmiş sayılır çek hukukunu kabul ettiği için o kimseye kalkıp da islam hukukuna göre böyle değil diyemez dikkat edin buna siz bir şeyi kullanıyorsanız onun hukukunu kabul etmiş sayılırsınız siz İslam Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin devletinde yaşıyorsanız bu devletin hukukunu kabul etmiş sayılırsınız kabul etmiyorsan hicret edersin
bu senin hakkın kabul etmiyorsan kalıp hukuku değiştirmek için mücadele edersin ama sen o hukuku günlük hayatında kabul etmiş sayılırsın böyle bir algı var şimdi adam işine geldiği yerde İslam hukuku işine gelmediği yerde verir mahkemeye seni neden mahkemeye veriyorsun ki İslam hukukunu madem istiyorsun da sen niçin mahkemeye gittin sen faiz yemeyeceksin niçin o mahkemenin o hukuka müracaat ettin o zaman niçin gittin kardeşim sen faiz yemeyeceksin ne işin var bankada senin ne duruyor bankada senin paran
kar payı iyi batınca ne bağırıyorsun kar etmediniz zarar ettiniz o zaman ne bağırıyorsun o zaman hani vardı ya bir ara yatırdı herkes paralarını ne o işte finansçı bunlar bu faiz vermiyoruz biz ya kar payı veriyoruz Allah Allah iyi ben ortak mıyım buraya ortakım kardeş bizim bu ortak paramızı da sen ne yaptın diye hesap soruyor musun ona x finans bankasıyım ben ben gittim aa yatırdım oraya yıl sonunda bana bilançolarından veriyorlar mı biz şu şirkete şunu sattık bu şirkete bunu sattık milyar dolarlar var o milyar dolarlar
finanslarda dönüyor milyar dolarlarla mal malı satıyorlar aldatmasınlar kimseyi bile bile lades yapıyor müslümanların paralarını dini böyle işte kendilerince dini olarak gösteriyorlar getirin paralarınızı getirin ne yapıyoruz biz kar payı dağıtıyoruz ay ne kadar güzel hacı efendi hoş geldin hacı anne hoş geldin nereden nereye aktaralım ah oraya aktaralım buraya da önderelim tamam harika kardeş bu parayı sen kime peş geçecektin onun hesabını veriyor musun hangi bankaya sattın hangi şirkete sattın bu parayı sen söyle bana
ben ortak mıyım bu bankaya ortakım kardeş sen benim paramla ne ticaret yaptın dök benim önüme e biz koç banka biraz finansmanı devştirdik oh ne kadar güzel çok islami e sonra olmadı zarar ettik biz ne bağırıyorsun zarar ettik deyince ortaksınız ya Türkiye finans ödeyemiyorum dedi herkes bağırdı ben de dedim ki kardeş ne bağırıyorsunuz ortak değil miydiniz kar payı değil miydi bu kar ortaklığı değil miydi evet islami ise kar da da var zarar da var adam zarar ettim dedi doğru yanlış o kendisi verecek hesabını sen bağıramazsın
e o zaman sen ben paramı istiyorum de diyorsan sen kara ortak olmamışsın sen oraya ortak değilsin ya sen paranı tutmuşsun bir işletme açtık beraber örneğin Hacı Mehmet'le bir iş açtık Hacı Mehmet de işte eşofman altı yapıyor Hacı Mehmet kaç para lazım buraya 100 lira al verdim 50 lira sana 50 lira da sen koydun veya da 100 lira da ben koydum sen çalıştır Hacı Mehmet 3 gün sonra geldi battın dedi ben ben paramı isterim ulan nasıl ortaklık bu var mı kar payı görenler kar payı alanlar hiç kar ödenmediği zaman oldu mu
maşallah ne kadar ticari zekaları var değil mi hiç karsız kapatmıyorlar bilançolarını hadi bir ay dağıtmasınlar göreyim ben kardeş şunu iyi bilin bir devletin hukuku islami ise oradaki bütün her şey islamidir bir devletin hukuku islami değilse orada hiçbir hukuku islami değildir orada islami hiçbir kurum ve kuruluş yoktur hastanesi postanesi diyaneti ne bileyim ticareti hepsi de dahil hepsi de dahil buna kimse kimseyi aldatmasın bir tane kurum ve kuruluş ben Türkiye'de islamiyim derse vallahi savcılar onun savcılar onun
ocağına su döker diyanet dahil buna diyanet desin ki ben dini kuruluşum Türkiye Cumhuriyeti layık demokratik hukuk devleti anayasada belli layık demokratik hukuk devletinde dini bir kurum olamaz olmaz olmaz diyanet nereden maaş alıyor maliye bakanlığından maliye bakanlığı her taraftan faiz topluyor mu topluyor onlar da faiz yiyor bizde şöyle bir şey var camide hoca çok muhterem vergi daresinde çalışan memur muhterem değil ya ikisi de aynı maaş alıyor müftü çok muhterem örneğin polis amiri
muhterem değil ya neden kardeşim ikisi de devlete hizmet ediyor ikisi de memur ikisi de maaşlarını alıyor neden birisi muhterem olsun birisi muhterem olmasın algı o yüzden avukata gitmişsin bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuku var o hukuku kabul etmişsin sen o hukuku kabul ettiyse o hukukun içindeki her şeyi kabul edeceksin çek aldın mı aldın bu çekin resmi süresi var ne kadar 6 ay 6 ay bitti çek kağıt oldu sen gidip de Allah var yukarıda ben hakkımı istiyorum diyemezsin o çek'i kullanmayacaktın o zaman çek'in aldın
çek'in hukukunu kabul ettin 6 ay sonra kağıt bu öyle vicdanına bıraktım seni dedi ne vicdanıma bırakacaksın hukuk var dedim gelmişler benden fetva istiyorlar dedim ki kardeş sen bu çek'i almakla bunun hukukunu kabul ettin bu çek yandı ne yapacaktın kağıt yandı ne yapacaksın adam çek'i 118 kapı dolaşıyor kim yaktı belli değil adam gelecek çeki yazan adama ne diyecek kardeş biz çeki yaktık bize parayı öde adam diyecek ya saf mısın deli misin kendinden misin diyecek yürü git çeki getir parayı al ben ödedim ödedim
ödedim borcun bitti bence ama arkadaşım ya benim ben senedi almadım onlardan bir gün geldiler bizim senden alacağımız o neden ödedim bitti ya yok dediler hesapladık dolardan bu kadar borcunuz daha var senin Allah Allah senet onlarda içimden dedim ki Mustafa Özbağ verdin fetvayı sen şimdi tabi ol ya bu ödedik ya helallaştık yok dediler acı babam istiyor bu kadar daha borcun var sen ha iyi senedi getirin ödeyeyim dedim ben arıyorlar arıyorlar senet yok ben yine ödeyeceğim dedim bir mahkeme kararı çıkarın o zaman mahkeme kararı
çıkardılar kaybettiklerini ve hükümsüz olduğuna dair ben kuzu kuzu ödedim bir daha para evet Mustafa Özbağ dedim ödediğinde senedi alsaydın arkadaşınmış isterse kardeşin olsun dedim ödedim al senedi şimdi arkadaşlara diyorum ya arkadaşımız yok abicim öde al senedini ya yok abicim al sen senedini sen bak işine bu mal kimin diyorum ben benim tapusu kimin üstüne babamın üstüne babanın oğlum bu mal diyorum senin değil ya nasıl ya oğlum babanın tapusu kimin üstüne babanın üstüne bu babanın kalıyor şimdi 10 gün sonra babası satmış onu
gelmiş koşa koşa abi dediğin doğruymuş ne oldu babam satmış benim malımı bitti bir şey aldın mı onun hukukunu kabul ettin avukata gittin o hukuku kabul ettin o kendi kendini aldatıyor avukat bey sen onun faizinden al alacağını olur arkadaş faiz yemedi yani ilmaneti bir din midir ve ilmaneti ve ne ne anlama geliyor ve tek gözün tek gözün anlamı nedir kardeş ben meydan lorus değilim ki ya kütüphane mi mübarek insanlar bakın bu tip şeyleri öğrenseniz ne olacak öğrenmeseniz ne olacak biz müslümanlar kendi dinimizi öğrenmekten
aciziz ilmaneti öğreneceğiz diye uğraşıyoruz biz ayet ve hadisleri öğrenmekten aciziz bizim hıfzımızda kırk tane hadis-i şerif yok diyor ki kimin hıfzında kırk tane hadis-i şerif olursa benim şefaatim ona vacip olur Hz. Peygamber Efendimiz diyor bizim hıfzımızda kırk tane hadis-i şerif yok bizim hıfzımızda kırk tane ayet-i kerime yok biz namazın içindeki vaciplerini sünnetlerini navilelerini farzlarını içindekini dışındakini bilmiyoruz ulu maneti ezberleyeceğiz onu öğreneceğiz diye uğraşıyoruz yanıldığımız yer burası bizim
Allah bizi affetsin inşallah o yüzden kıymetli dostlar muhakkak bunlar belki de gerçekten önemli bilgiler ama birinci derecede öğreneceğimiz şeyler var biz gelin dinimizi öğrenelim gelin biz tarihimizi öğrenelim gelin biz peygamberler tarihini öğrenelim gelin biz Osmanlı tarihini öğrenelim öğrenelim bunları okuyalım gelin biz bugün bize lazım olacak olan şeyleri öğrenelim olmazsa olmazlarımızı öğrenelim hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ya gereksiz şeylerde öğrenmekten sana sığınırım evet
Allah bizi muhafaza eylese içinden oku oku demiş inşallah bunu da içimden sonra okuyayım burada gözünüzün önünde içimden okumayayım hangi neredeyiz efendim 310 deriyi yarmış temreni çıkarmıştır ondan sonra da orada yeni deri bitirmiştir kaleyi yıkmış kafirden almıştır ondan sonra da yüzlerce burç yapmıştır yüzlerce hende kaçmıştır neliksiz niteliksiz Allah'ın işine kim nasıldır nicedir diyebilir bu söylediğim sözler
anlatmaya anlatma gayretiyle söylenmiştir kimi böyle gösterir kimi zıttını belirtir din işinde ancak şaşıp kalınır fakat ardını ona çeviren şaşkının şaşkınlığı değildir bu ona dalıp giden dostun sarhoşı olan kişinin şaşırıp kalışıdır birinin yüzü sevgiliye dönmüş biri de var ki yüzü zaten onun yüzü kesilmiş ikisinin de yüzlerine bak yüzlerini hatırında tut olur ya dikkat ede yüzü tanır bir hale gelirsin insan yüzlü pek çok iblis vardır öyleyse her hele el vermemen gerek çünkü avcı da ıstık çalar kuşun ötüşünü taklit
eder o kuş tutan böylece kuşları kandırmak ister o kuş kendi cinsinden bir kuşun ötüşünü duyar havadan uçup iner tuzağı bulur yaralanır Allah deriyi yarmış içinden temreni çıkarmış yani deriyi yarmış derinin ne varsa içini dışını temizlemiş ve Cenab-ı Hak ona yeniden bir deri vermiş kaleyi yıkmış kafirden almış ondan sonra da yüzlerce burç yapmıştır yüzlerce hende kaçmıştır bir daha kafir gelmesin diye deri insanın dışı deri insanın zahiri deri insanın zahir bilgisi şeriat bilgisi daha önceki bildiklerin yıkıldı Cenab-ı Hak'a
doğru yaklaşırken o farzları yerine getirip nafileleri farzları yerine getirip haramlardan uzak dururken sen senin dışın değişti sen şeriata nail oldun dünden kalma neyin varsa attın dünden kalma neyin varsa attığından dolayı sana Cenab-ı Hak şeriat elbisesi giydirdi sana tarikat elbisesi giydirdi sana takva elbisesi giydirdi sana Allah kendi libasıyla libaslandırdı kendi elbisesiyle elbiselendirdi seni önceden senin nefsin vardı önceden hevan vardı önceden şeytanla ortaktın onunla yoldaştın ama iman edip farzları yerine getirip
sen Allah'a yönünü dönünce Cenab-ı Hak senin üzerindeki o eskimiş olanları attı yırttı attı sana yeseni cedid sana cennet elbisesi giydirdi bununla kalmadın sen nafilelerle Allah'a yaklaşıp Allah'a yaklaşmaya başlayınca Allah'ı sevmeye başlayınca Cenab-ı Hak senin kalp alemini ihata etti şeytanı oradan kovdu şeytanı oradan def etti kafir dedi düşman dedi oh onu kovdu ve kalbi tenvir etti temizledi kalbi tenvir edip temizledikten sonra her tarafına burçlar dikti burçlara nöbetçiler dikti hendekler kazdı hendeklerin başına
nöbetçiler dikti ola ki kafir tekrar gelip senin kalbini ihata etmesin tekrar senin kalbini geri almasın burçlardan sesleniyor namazını kıl kılmazsan uzaktan geliyor aman zikrini yap zikrini yapmazsan o yerleşecek hendek var onu aldatmak için o koşturur seni zapt etmek için gelirse hendekte batacak batınca henden başında askerler var hu deyip oku ona atacak o kalplerin sahibi o mükevanatın sahibi o sen onu sevdikçe senin kalbini istediği hale getirdi kalpler ancak zikrullah ile mutmain olabilir sen zikrullah ile mutmaine
hale geldi kalbin ve Cenab-ı Hak artık oraya misafir oluyor orası temizlendi padişahın misafir olacağı gibi oldu bir cumhurbaşkanı gelecek oldu da Bursa'ya yolları yıkadılar boyadılar geçeceği yerlere bayraklar astılar yerleri yeşil beyaza boyadılar pırıl pırıl ettiler güzergah belli güzergah belli oraları şehri tertemiz görsün nereye gidiyor bir işte devlet büyüğü bir yere gidiyor ne yapıyorlar halılar seriyorlar gittiği yollar protokol yolu deniyor protokol yolu ışıklı rengarenk devlet başkanı büyüleniyor ne kadar zengin
bir yer diyor sen oranın bir de varoşlarını gör ama onun göreceği yerler tertemiz hani kaynananın gördüğü yerleri temizlemek gibi bir devlet başkanı bir cumhurbaşkanı böyle geleceği zaman onun göreceği gezeceği yerler temizleniyorsa o padişahlar padişahı o mülkün sahibi kainatın sultanı o ki Allah Celle Celaluhu hiçbir yere sığmadım nereye mümin kulumun kalbine sığdım senin kalbine tecelli edecekse sen var gücünle kendince tövbeyle orayı bir güzel sen temizle sen zikrullah ile orayı süste kokulandır o gelecek çünkü
o gelecekse necise gelmez o tahir temizdir o berraktır o zaman var gücünle sen elinle cüz iradenle tövbeyle zikirle namazla ibadetle hüsnüzanla iyiliklerle kalbini tenvir eyle o burçlarını dikecek sana o sonra korumalarını koyacak o sonra askerlerini oluşturacak niçin o geliyor çünkü o geleceği için her şeyini tenvir edecek her şeyini düzgün eyle gözün kapıda olsun her an tecelli edebilir her an diri ol her an uyanık ol her an her fiiliyatta her harekette her an olmadık zamanda güvüp geldiğini görürsün olmadık anda
taa tecelli ettiğini görürsün aman her an uyanık ol her an sakın gaflette durma sakın gözünü kaşını oynatma sakın ağzını dilini ona buna verme anlar dudağını başkasının öptüğünü anlar gözünün başkasına kaydığını anlar elinin ondan başkasına uzandığını anlar ayağının başka yere senin döndüğünü götürdüğünü anlar kalbinde ondan başkasının olduğunu anlar anlamaz deme o her şeyi anlar o her şeyi bilir aşık hep tetiktedir kulağı hep kiriştedir aşık gözünü hep yoluna dikmiştir onun o bir an gözünü kapattığında bülbül gibi olacağını
düşünür hani seher vakti bekler ya cik cik cik cik rivayet edilir ki mitolojiktir seher vaktinde gülün yaprağının arasında bir damla bir damla bir su belirir o su ab-ı hayattır bülbül için bülbül her seher vakti gülün dalında başlar o ab-ı hayat suyunu içmek için bekler an cik cik cik …
cik cik cik … cik cik cik cik cik cik cik tam tam yeri ağrırken o su oluşturmuş mitolojik O esnada bülbül güç yetiştiremez, hafif uyuklarmış. O su öyle bir şeymiş ki tam tam yeri güneş daha böyle ısısını hafiften verirken anında buğarlaşırmış. O kadar naif, o kadar serin, o kadar böyle kendinde kuvvetli ama ağırlığı olmayan bir su. İşte sen de bir an gaflete düşersen kaybedersin ağabey hayatı. Bir an bülbül gibi olur, her sabah yine ertesi gün başlarsın şakımaya sabırla. Bülbül sabrıdır bu. Sen o ağabey hayatı içen rivayet edir, mitolojiktir. Asla ölüm nedir bilmezmiş. O ağabey hayattan içen ebedi dirilik alırmış.
Sen ebedi dirilik almak istiyorsan hiç gaflete düşme. O suyu içeceğini de ümit et. İşte o kaleyi yıkar, yeniden inşa eder. Yeniden burçlar diker, yeniden nöbetçiler diker. Neliksiz, niteliksiz, Allah'ın işi nasıldır, nicedir diyebilir. Ne söylediğim sözler de anlatma gayretiyle söylenmiştir. Allah bir şeye sığmazdır. Anlatılmaz. Niteli bilinmez. Niceli bilinmez. Bunları anlatmam. Ancak diyor onu anlatmak içindir. Bir tariftir. Onu anlatmak için kelama gelen bir yoldur. Doğru olduğundan yine şüphe vardır. Anlatabildiğimiz bu kadardır. Çünkü o dile gelecek bir şey değildir. Çünkü o akla gelecek bir şey değildir. Çünkü o dillerin anlatabileceği bir şey değildir.
Ancak o yaşanır. Ancak o bir haldir. Ancak o bir tecelliyattır. Bir şimşeğin çakması gibi. Görüp görmediğim belli değildir. Duyup duymadığım belli değildir. Eser, vurur, yıkar. Hani dedi ya Musa Aleyhisselam. Ben göremeyecek miyim dayanamazsın dedi. Şu dağa bak dedi. Dağa baktı. Musa bayılıverdi. Bayılıverdi. Ne gördüğünün farkına varamadı. Hayretten bayıldı. Hayretinin neye bağlı olduğu da belli değildi. Çünkü hesaba, kitaba sığmayan, akla, mantığa, idrake sığmayan bir şey. Kimi böyle gösterir, kimi zıddını belirtir. Din işinde ancak şaşılıp kalır. Kah orası mıdır, kah burası mıdır? Kah sağ mıdır, kah sol mudur? Kah ön müdür, kah arka mıdır? Bu işin ciheti bellidir.
Belli değildir. Çünkü zatı mukaddes olan Allah cihetsizdir. Sen ne tarafa dönersen dön, o taraftayım der. Sen beni nerede zikredersen, oradayım der. Sen nasıl hüsnü zan beslersen, öyleyim der. Ben zannının üzerindeyim der. Kiminin zannı öyledir, kiminin zannı böyledir. Ama bu noktada herkesin zannı da kendince, kendi dinidir. Kendi inancıdır. Hiçbirisinin zannı gibi de değildir o. Ama herkesin zannına göre tecelli eder. Kimine sevgilidir, kimine zalimdir. Kimine aşıktır, kimine maaşıktır. Kimine rahmet edicidir, kimine gazap edicidir. Kimine rahim ismi şerifiyle tecelli edendir. Kimine veduttur, kimine şedid. Ama oradan, ama buradan. Herkesin zannınca, hani gelir ya birisi.
Hesabı, kitabı görülür, hadisi, kutsi. Atın bunu cehenneme derler. Hesap yerine döner bakar. Sorun der, bildiği halde. Neden döndü hesap yerine baktı? Melekler derler ki, neden döndün hesap yerine baktın? Ben der, ümit ettim. Kendimce dedim ki, Allah beni affeder. Melekler derler ki, ya Rabbi sen cemalümdür. Kulun dedi ki, ben Allah beni affeder diye ümit ettim. Cevap verir, atın onu cennetime ben kulumun zannı gibiyim. Sen nasıl zannedersen öyledir. Senin inancın dram, o öyle değildir de sana öyledir. Onun gerçeği öyle değildir. Ama sen öyle istediğin için sana öyle tecelli eder. Hani cennete girer ya insanlar, cennete kendilerince bir Allah tanımları vardır. Kendilerince bir inançları vardır.
Cennette onu isterler. Onlar da onu verir. Muhittin Arabi şunu şöyle tarif eder. Der ki, beş tane ama kör, hiç fil tanımamış bir kimse getirsek, orta yere bir tane de fil koysak, birini bacağından tuttursak, birini kuyruğundan tuttursak, birini göğsünden tuttursak, birini kulağından tuttursak, birini de hortumundan tuttursak ve hepsini ayrı ayrı sorsak, fil neye benziyor? Bacağından tutan der ki diyor, fil sütüne benziyor. Hortumundan tutan der ki diyor, fil hortuma benziyor. Kulağından tutan der ki, fil kepçeye benziyor. Göğsünden tutan der ki diyor, fil tepsiye benziyor. Kuyruğundan tutan der ki diyor, fil kuyruğe benziyor. İşte der, Kör olanların, ahma olanların Allah'ı tanımaları bilmeleri de böyledir.
Onlar kör olduklarından bir tarafından tutarlar. Ve tuttukları yerin Allah olduğunu zannederler. Ama Allah kullarının zannı üzerinedir yine. Onları geri çevirmez. İşte o yüzden din işine akıl sır ermez. Birinin yüzü sevgiliye dönmüş. Biri de var ki yüzü zaten onun yüzü kesilmiş. Demek ki birisi sevgiliye dönmüş. Sevgiliye dönmüş, o sevgili olmak için uğraşıyor. Ama birisi de var ki yüzü sevgili olmuş. Hani diyor ya, Benim öyle kullarım vardır ki onlara baktığınızda Allah hatıra gelir. Demek ki Allah'ın öyle kulları var ki, Onların yüzleri sevgili olmuş. Onlara baktıkça Allah hatıra geliyor. Kimileri de var, Onlar sevgiliye yönlerini döndürmüşler.
Sevgiliye bakıyorlar. Her baktıkları yerde sevgiliyi görmeye çalışıyorlar. Ama kimileri var ki, Sevgilinin yüzü olmuş o. Ona bakan sevgiliyi görüyor. O Muhammed-i Mustafa'yı bakan neyi görür ki? O Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kokusunu alan neyin kokusunu almıştır ki? O onun yüzü gibidir. O onun kokusu gibidir. Hani öyleleri vardır ki? Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin varislerim dedikleridir. O varislerim dedikleri de her dönemin yüzü gibidir. Onları görünce Allah hatıra gelir ya, Hadis-i Şerif öyle ya, Hani yeryüzünün direkleri vardır. Manevi. Hazreti Abbas Efendimiz der ya, İşte onlar velilerdir.
Onlar dinin yaşanması ve yaşatılması için mücadele edenlerdir der ya, Hani der ya, Hazreti Ömer Efendimiz, Onlar bir şey ol dediğinde Allah oldurur der ya, İşte onlardır. Onlar sevgilinin yüzü olmuşlardır. Kimisi nedir? Yüzüne dönmüştür. İkisinin de yüzlerine bak, yüzlerini hatırında tut. Olur ya dikkat ede de yüzü tanır bir hale gelirsin. İşte rabıta budur. Sen o sevgiliye gören gözleri görmek istersin. O sevgiliye bakan yüze bakmak istersin. Miraçtan gelmiş. Miraçtan dönmüş. O yüzü gören, o yüzü görmüş olmaz mı? Miraçtan gelmiş. Onu dinleyen, onu dinlemiş olmaz mı?
Demedi mi? Zikredenler, sana baksınlar, güzel örnekler var. Demedi mi? Habibim ne verdiyse alın. Demedi mi? O heva ve hevesinden konuşmadı. Benim emrimi söyledi. Bakın dili o olmuş. Hal, fiiliyatı o olmuş. Demedi mi? Ey habibim de ki, Eğer Allah'ı seviyorsanız, Bana uyun. Demek ki ona baka baka onu tanırsın. Onun yeryüzünde yaşayan, Yeryüzünde yaşayanları vardır. O hani az önce bahsettim. Onlara baktığınızda Allah hatıra gelir diye. Onları tanıdığınızda onu tanırsınız. Ona baka baka baka onu görürsün. Ona baka baka onu tanırsın.
Hani rivayet edilir ya, İbrahim Ethem, o olması lazım. Hacca gidiyormuş ya. Bir garip sufiye denk gelmiş. Demiş ne kadar param var? Şu kadar. Ver şunu demiş, Etrafımda yedi şavdat, Tavaf et, Hacı oldum. Demiş bu nasıl söz? Demiş ziyaret edeceğin yere demiş. Allah evim dedi. Ama gidip oturmadı demiş. Ama tavaf edeceğin etrafında kimsen demiş. Allah kalbinden hiç kalkmadı demiş. Hani yeryüzünde Allah'ın öyle kulları vardır ya, Cenab-ı Hak oturmuştur oraya. Cenab-ı Hak oraya oturunca, ondan onun sıfatları tecelli eder hep. İşte öylesini görünce diyor, Ona bak.
Onun yüzünü seyret. Onun cemalinden cemalleş. Mevlevik'te cemalleşmek vardır. Cemalleşmek, Karşındaki dervişin yüzüne bakmaktır. Ona temanla etmektir cemalleşmek. Onun simhasını tanımaktır. Cemalleşmek denir ona. Cemaline bak. Onun cemaline bakabilmen için, Ona karşı bir yanlışlığın olmaması gerek. Ona karşı bir eksikliğin olmaması gerek. Senin kardeşin o. Senin ona suizanın yok. Senin ona karşı hatayın yok. Senin ona karşı kusurun yok. Senin ona karşı bir yanlışlığın yok. Sen onu sevdin. Ona dua ettin. Mümin kardeşti. Kardeşini gördün, Cemalleştin kardeşim benim dedin. Tebessüm ettin. Cemalleşmek. Onun cemalini hıfzına almak. Onu tanımak. Bütün cemalleri tanımak.
Ve bütün hak dostlarını tanımak. Bak seyret. Gece rüyanda gör. Bak seyret. Gece zikirde halinde gör. O seni götürecek bir yerlere. Onun cemalinde cemal saklı. Onun gözünde göz saklı. Onun yüzünde yüz saklı. Onun kalbinde gönül saklı. Gönlünde ayrı bir sır saklı. Sen oraya girmeye çalış. Cemalleş. Oraya girdin mi? Sırların sırına vakıf olacaksın. Dolaşacaksın, yürüacaksın. Emin askerler var. Emin hendekler var. Emin burslarını dikmiş. O oraya yerleşmiş. Sen içeri girersen padişahın sofrasına oturacaksın. İsa'ya indirdi. Sana indirmez mi? Musa'ya indirmiş. Sana indirmez mi? İsa'nın havarileri istemiş, indirmiş. Sana indirmez mi? Sana neden indirmesin?
Sen Muhammed-i Mustafa'nın ümmetisin. Sen o peygamberlerin, peygamberinin ümmetisin. İsa'nın havarilerinden aşağı mısın? Sana da sofra indirir. Sana da nimetlendirir. Seni de Arşala'da gezdirir. Seni de Lef-i Mahfuz'da gezdirir. Seni de ötelere götürür, yukarılara götürür. Sen o gönle girmeye çalış. Hani dedi ya, miraca çıktım dedi cennette. Bilal-i Habeşi'nin takunya seslerini duydum dedi. Senin de takunya seslerini duyursunlar. Senin de ezan sesin duyulsun orada. Senin de yalvarışların, hıçkırıkların duyulsun. Sen bir gönle girmeye çalış. Bir sevgilinin yüzüne bakmaya çalış. Bir sevgilisi olanı bulmaya çalış. Aşıklık öğren ondan.
Aşıklık öğren. Ve onun aşıklık yoluna bak. Sen o sevgiliye ulaşacaksan, bir aşık bul. O aşık, gece gündüz onun kapısından gitmeyecek. O aşık, gece gündüz onun yolunda arşınacak. Sen onu bulacaksan, onu git. Hani polis bir suçluyu yakalayacağı zaman, sevgilisinin olduğu yere tuzak kurar. Çünkü insan, hiç dayanamayacağı yer sevgilisidir. Bütün kuralların yıkıldığı yer sevgilisidir. Bütün tahkimatın yok olduğu yer sevgilisinin sokağıdır. Bütün tedbirlerin kalktığı yer sevgilidir. Sevgiliye gidecekse, tedbirler kalkar, tahkimler kalkar. Kafasında hiçbir şey denmez. Senin canını alacağız deseler, sevgili yolunda olsun dersin. Yürürsün. Sevgiliye dayanamaz insan.
Yüreğinde bir sevgisi varsa, o azılı suçlular dahi, sevgilisine giderler. Onu sevgilisiyle avlarlar. Herkes, sevdiğinden avlanır. Herkes, sevgilisinden avlanır. Hani dedi ya, ya Mevlana, Şems sana selam gönderdi, cübbesini atıverdi ona. Utandı. Dedi ki, yalan söyledim. Yalanına cübbe verdim dedi. Doğrusunu söyleseydin, canımı verirdim dedi. Aldatır insan. Sevdiğiyle aldatılır. Birini aldatmak istiyorsanız, sevdiğiyle aldatın. İhanetin en kralıdır. Vahşilin ve vahşetin en kralıdır. Yapacaksanız bir hainlik, birisine dost doğru bir hainlik yapın. Sevdiğiyle aldatın. Canı yanmaz onun. Aldatacağım birini, sevdiğiyle aldat. Canı yanmaz.
Hatta der ki, sevdiğimle aldattı. Helal olsun der. Helal olsun der. Bu ama, bir taraftan vahşiliğin en dibidir. Bu bir taraftan zulmün en dibidir. Ama bir taraftan da çok harikadır. O aldanan, sevdiği için aldandığından, aldanışından mutludur. Hiç acı çekmez. Hiç acı hissetmez. Beni aldattı demez. Çünkü aldandığı yer, sevdiğidir. Öptüğüdür, kokladığıdır. Koklanıldığıdır, öpüldüğüdür. Gönlünün aktığı, coştuğudur. Çünkü, onun için aldanmıştır. Hatta, bile bile aldanır. Aşıklık, bile bile aldanmaktır. Aşıklık, aldanırken aldandım dememektir. Aşıklık, ütülürken ütüldüm dememektir.
Aşıklık, yıkılırken yıkıldım dememektir. Aşıklık, kurutulurken kurudum dememektir. Aşıklık, dudakların çatla arcasına sevmektir. Gözlerini kapatmamacasına bakmaktır. Hiç susmamacasına konuşmaktır. Hep sevmektir yüreğinden. Hep akmaktır. Hep hissetmektir. Hep duygudur. Hep koşmaktır. Hep böyle onu dinlemektir. Hep onu anlatmaktır. Hep onu anlaktır. Her şeyde onu hissetmektir. Yemekte, içmekte, konuşmakta, yürümekte, uyumakta, oturmakta, kalkmakta, denizde, ovada, her yerde ve her şeyde. Onunla olmak, onun tadını çıkarmaktır. Onun zevkine varmaktır. Oh, o vardır her şeyde. Onun nasındır? Ölüm hoştur, hayat hoştur, dirilik hoştur, varlık hoştur, yokluk hoştur, her şey hoştur senin için.
Çünkü o vardır. Bakarsın kolunda o var. Bakarsın dudağında o var. Bakarsın saçlarını örmüş sana. O var. Bakarsın seni süzer köşe başından. Bakarsın yukarılardan bakar. Kocaman bir göz olmuştur. Bakarsın dağlardan bakar sana. Kocaman bir şekilde. O her tarafta onu görürsün, hissedersin. Dersin ki şimdi burada, şimdi içimde, şimdi oramda, şimdi buramda. Bu hayretten hayrettir. Artık aklına hiçbir şey gelmez senin. Öbür dünyamış, bu dünyamış. Cennetmiş, cehennemmiş. Arşalanmış, lef-i mahfızmış görüseymiş. Hiçbir şey aklına gelmez. Öyle bir şey olur ki, sen artık nicelikten, nitelikten sıyrılırsın. Varlıktan sıyrılırsın. Önce bir ışık görürsün. Nur süzmesi zannedersin.
O ışık da biter, nur da biter, renk de biter, nefes de biter, ses de biter, konuşma da biter. Her şey duygu olur. Her şey o olur artık. Sen senlikten geçersin. Sen kalmazsın. Aşıklık, hep bir histir. Mitolojik bir duygudur bu. Bu senin de değildir. Bu da bir demdir. Senden de geçecektir. Sen o demde nesin, onu da bilemezsin. Aklına vuramazsın, neredeyim? Aklına vurmazsın, neyim? Aklına vurmazsın, kimim? Vurduğun anda o çeker gider. Birkaç sefer çekip gitmiştir. Sen onun terbiyesini almışsındır. Her aklına vurduğunda senin sonundur. senin katilindir akıl. Senin mermindir akıl. Seni öldürecek olan tabancadır akıl. Seni bütün toplar sana çevrilmiş gibidir.
Akıl odur. Ona uyduğun an, elinden bir bülbül gibi uçup gidecektir. Ona uyduğun an, arkasına dönüp bakmadan gidecektir. Bir kez gitmiştir ya, o acıyı biliyorsundur. O sancıyı biliyorsundur. O çok nazlıdır. O çok cilvelidir. O çok neşelidir. O çok sırdır. Bir tarafı çok onun celaldir. Ve görürsün, bilirsin, tanırsın. O, bir şeyi, ol dediğinde olur ama, ol dedirttirinceye kadar, çatlarsın, yalvarırsın gece gündüz. Ben ettim, sen etme dersin. Başkalarının günahı küçük gelir sana. Zina etmiştir, o sana küçük gelir. Gıybet etmiştir, o sana küçük gelir. O bir şey yapmıştır, o sana küçük gelir. Çünkü sen büyüğün büyüğünü yapmışsındır. Sen onun ellerindeyken, aklına uymuşsundur.
Sen onunla sohbet ederken, aklına uymuşsundur. Bu büyük günahlardan dahi büyüktür. O yüzden Hazreti Mevlana der, akıl aşka gelince, çamura saplanmış eşek gibi debelendi durdu. Debelenir durur. O yüzden aşığın katilidir akıl. Aşık, o akılla karşılaştığında, der ki katilim geldi yine. Onun o, tabiri caizse cellatı gibidir. O yüzden, akıldan, şeytandan kaçar gibi kaçar. Bunu anlamaz, aklı erenler. Kendilerince derler ki, bu sufi akla düşman, akıl lazım değil mi? Atarsın kenara, lazım der, yürürsün. Oysa, onun için, akıl lazım değildir. Çünkü avcı da ıslık çalar, kuşun ötüşünü taklit eder.
O kuş tutan böylece kuşları kandırmak ister. Avcı taklit eder. Kandırır, kuş tutacak ya. Aslında bir taraftan, o da avcıdır. O da kendinden olanlara, kuş taklidi yapıp avlar. O da der ki, ben sendenim gel. Senin yemse derdin yem koyar senin önüne. Cik cik cik sen konarsın dalına onun. Senin derdin malsa sana mal verir, gel der. O, avcıların padişahıdır. Onun avı, daha derinlemesinedir, daha kıymetlidir. Seni anka kuşundan aldatır. Anka kuşundan seni yemler.
Sen, eğer ötelerdensen, anka kuşuna aldanırsın. O aldatır seni. Bir kanat çırpar böyle, der ki, gel, ötelere götüreceğim seni. Kanarsın sen. Bir bakarsın ki, o da avcı. Asıl, av, senmişsin. Bunu sonra anlarsın ama, o av olduğundan da, mutlu olursun sonra. dersin ki, sen avlamışsın beni. Harika bir şeydir. Harika. İnsan, av olmaktan mutluluk duyar mı? Bu öyle bir şeydir ki, av olduğuna binlerce kez şükreder, binlerce kez av olmak istersin. Allah hepimizi, öyle av olanlardan eylesin. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi