Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 6 Nisan 2014 · 1:43:48
Çalışıyor. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü, ayınızı, ömrünüzü, hayatınızı, nefesinizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e yardım etsin inşâAllah. Ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin. Ya Allah Bismillah. Kıbleye doğru namaz kılmayan bir insanı dışarıdan bir insanın çevirmesi doğru mu?
Doğru. Normalde bir kimse namaz kılan bir kimseyi böyle dışarıdan eliyle çevirebilir de eğer bu noktada eliyle müdahale edebilecek noktada değilse biraz daha sağa dön, biraz daha sola dön diye o namaz kılan kimseye dışarıdan müdahale edilebilir. Ben hazır yiyeceklerin içindeki katkı maddelerini araştırdım. Bazıları kesin haram kabul ediliyor. Bazıları kesin helal kabul ediliyor.
Bazıları da şüpheli kabul ediliyor. İçinde şüpheli kabul edilen katkı maddeleri bulunan yiyecekleri yemeli miyiz? Bununla alakalı bir kimse tabi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi olacaksa o şüphelilerden uzak durunuz demiş hadisi şerif. Haramlar bellidir, helallar da bellidir ama bu noktada şüpheli olanlar vardır. Siz şüphelilerden uzak durunuz, şüphelileri terk ediniz demiş. Kaldı ki bu meseleyi bir fetva olarak değil bir hayat algısı, hayat görüşü olarak şimdi söyleyeceklerimi bir sufi düşüncesi, bir sufi distürü olarak bunu görün. Bu endüstriyel yiyeceklerden, endüstriyel içeceklerden uzak durun. Kendinizi buna alıştırmayın.
Endüstriyel ne varsa evinize endüstriyel bir şey koymayın. Endüstriyel bir şey yemeyin. Ne varsa bu bir size sufi öğretisi olsun. Klasik, natural, otantik şeyler tercih edin. Mümkün olduğunca ilaç kullanmaktan uzak durun. Mümkün olduğunca kendinizi ilaç sektörünün içerisinde bir kobay gibi bulunmaktan kendinizi kurtarın. Endüstriyel yiyecekler yiyerekten hem akli dengenizi, hem fiziki, vücudi dengenizi, hem kalbi dengenizi bozmayın. Yazın yazlık yiyin, kışın kışlık yiyin. Turfanda yiyecekler yemeyin.
Yazın kışlık, kışın da yazlık yemeyin. Asla. Yani kışın göbeğinde patlıcan, biber, domates yemenin bir anlamı yok. Yazın göbeğinde pırasa, lahana yemenin bir anlamı yok. Yok. Kışın göbeğinde salatalık yemenin bir anlamı yok. İyidirirler kızacak şimdi bana, seralar gitti diyecekler. Bunlar sizin fiziki dengenizi bozmakla kalmıyor. Kalbi dengenizi de bozuyor, ruhi dengenizi de bozuyor. Hazır yiyeceklerden uzak durun, hazır içeceklerden uzak durun. Kolaymış, fantaymış, yok işte portakal suyumuş, yok limon suyumuş, yok şu suyumuş, bu suyumuş.
Hepsinden de uzak durun. Oturun çilek meyvesini yiyin örneğin. Ama çilekli meyve suyumuş, yeme. Otur kasayla şeftali ye çıktığında. Ama bir bardak şeftali suyu içme. Otur ne bileyim, bir kilo muz ye. Yani temsilde hata olmasın. Ama gidip de endüstriyel bir muzlu bir içecek, yiyecek, yiyip içme.
O yüzden sufiler bunlardan uzak duracaklar. Uzak durun. Güneş'te kurutulmuş, herhangi bir şey yenilebilir. Güneş'te kurutulmuş. Varsa güneş'te kurutma imkanınız, kurutun güneş'te. Onu yiyin, bunda bir sıkıntı yok. Ama öbür türlü, hazır gıdalardan, hazır yiyecek ve içeceklerden uzak durun. O hazır yiyecek ve içeceklerin endüstriyel o bakterileri insanların vücudunda kalıyor. İnsanın psikolojisini bozuyor, fizyonomisini bozuyor, dayanıklılığını değiştiriyor. İnsanların şimdi fiziki dayanıklıkları yok. Psikolojik dayanıklıkları yok. Bunların yiyeceklerin insan üzerinde etkisi var.
Giyeceklerin insan üzerinde etkisi var. Giyecek. Diyeceksiniz ki ya giyeceğin mi? Evet. Gider erkekler yumuşak, böyle gömlekler yumuşak, böyle kadınımsı giysiler giyerlerse, onlar kadınlaşırlar. Erkek çocuklarınıza yumuşak, kadınımsı giysiler giydirmeyin. Kadınlar erkekimsi giysilerden uzak dursunlar. Sert, kaba, haşin, bu tip kıyafetlerden uzak dursunlar. Yiyecekler de aynı. Böyle oldukça endüstriyel gıdalara düşkün olanlar, böyle yollarda fast food yiyenler, böyle yollarda sandviç yiyenler, hemen atıştırmalık bir şey yiyenler. Onların psikolojileri de hemen böyle ayaküstü oluyor.
Onlar da fast food mantığı oluyor. Hemen onlar bir şey yiyip atacaklar, tüketip atacaklar. Tüketim toplumu oluşuyor. Hemen yolda giderken bir tane çikolata atacak, kendine gidecek. Adama da öyle bakıyor, kadına da öyle bakıyor, çocuğu da böyle bakıyor. Gidiyor çocuğu bir cami avlusunda doğuruyor, oraya bırakıyor. Fast food mantığı. Gidiyor o bir yerde bir çocuğu bırakıveriyor köşeye. Fast food mantığı. Adamı bir köşede bırakıveriyor, kadını bir köşede bırakıveriyor. Bu yiyecek, içecek aldığı terbiye ile alakalı. Alışmış, yolda hemen sandviç yiyecek, atacak. Hatta hepsini de bitirmeyecek. Yani hepsini bitirmek bağnazlık, gericilik.
Kahvenin hepsini bitirmeyecek, yarım bırakacak. Çayın hepsini bitirmeyecek, yarım bırakacak. Sosyete. Yemeğin hepsini bitirmeyecek, bırakacak. Sünnetlemek sosyete dışı. Gidecek kebapçıya, yiyecek etini, şeyini bırakacak. Pidesini bırakacak. Sosyete işi. Bunların hepsi de asıl bağnazlık bunlar. Onların kültürleri İslami değil. Böyle bir kültüre sahip olan kızdan da hayır gelmez, erkekten da hayır gelmez. O yarıma kadar bırakır seni, yolda bırakır seni o. Kesin. Aç konserveyi, yarısını ye. O konserveyi açınca bitirmen lazım. Bitiremeyeceğine göre at yarısını. Hazır yiyecek. Ne türlü. Aç, bitiremiyor.
Açacak geri kalanını. Bozulur ki o. Kimyasal çünkü. O yüzden bu sufi terbiyesi, bu sufi öğretisi, bu Muhammedi öğreti. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, yazın yazlık yiyin, kışın kışlık yiyin. Hazreti Peygamber Efendimiz turfanda bir şey yemezdi. Turfanda bir şey yemezdi. Ölçü. Turfanda bir şey yeme. Klasik, genel. Allah affetsin, yanlış anlaşılmasın. Ben teneke peyniri dahi yemiyorum. Yemeği veririm.
Varlıkla, yoklukla alakalı değil. Yemeği veririm. Bir kilo yiyeceğim ve yarım kilo yerim. İki yüz elli gram yerim. Gider tulum peyniri alırım. Almam teneke peyniri. Ne kadar güzel olursa olsun, almam. Yemeği veririm ben. Hazır tereyağı almam, yemem. Hangi marka olursa olsun. Almam da yemem de. Zeytinyağından başka sıvı yağ yemem. Yemeği veririm. Hazır zeytinyağı da almam. Marketten satılan zeytinyağlar var ya almam.
Yemeği veririm. Haram helal noktasının, yanlış anlaşılmasın, noktası ayrı. Yani o katkı maddeler siz, o endüstriyel gıdaların mümkün değil dayanması. Yani o gıdayı katkı maddesiz beş ay, altı ay onun içerisinde saklıyorsa, gizliyorsa, bozulmuyorsa o şey, düşünün ne kadar dayanıklı o endüstriyel katkı maddesi. Onu yiyeceksiniz siz, sizde de beş ay, altı ay gitmeyecek sizden.
Vücudunuzun bir tarafında duracak. Ama helal kabul edilenler çok az. Yani hazır olan çoğu şeyde şüpheliler var. Benim anne babam bunlara dikkat etmeden evin alışverişini yapıyorlar. Okulda da kantinden yemek zorunda kalıyorum. Hem yiyorum hem de aklıma takılıyor. Psikolojimi çok bozuyorum. Ne yapabilirim, ne yiyebilirim? Bu noktada uzak duracaksınız. Gideceğiniz evde çok basit. Yani bir sandviç ekmeninin arasına peynir koyacaksın, zeytinin çekirdeğini alacaksın, zeytin koyacaksın. İçine işte örneğin mevsimsel malır koyacaksın, salatalık koyacaksın, domates koyacaksın. Soğuk bir sandviç yapacaksın, götüreceksin. Okulda onu yiyeceksin. Ben biraz daha konuşursam şimdi bütün herkes savaş açacak.
Ben hazır sucuk yemem. Dışarıdan sucuk almam kolay kolay. Ya çok tanıdık, bildik olacak. Yani örneğin işte Bayındır'dan. Veya bizim Said var. Said'e diyorum. Said sucuk bitti. Said yapıyor sucuk. Almam. Kolay kolay bilmediğim yerden dışarıdan et almam. Marketlerden kıyma asla almam. Et asla almam. Tavuk 10 yıldan beri yemiyorum zaten. İdris bilir. İdris evde daha önce çocukluğunuzda orada beslediğiniz tavuk keser miydiniz? Kaç saatte pişerdi? Hı? Geç pişerdi değil mi? İsmail kaç saatte pişiyor?
5 saatte. Şimdiki tavuklar? Ya normalde kümeste baktığın, kendi baktığın tavuk 5 saatte pişiyor. Marketten aldığın tavuk yarım saatte pişiyor. Zaten o çiftlik tavukları 47. 48. gün çatlıyor ölüyor zaten. 40 ile 45 gün arasında kesilmesi lazım. 50. gün maselamı. Çiftlik komple gitti. Bu böcek türünde, tavuk türünde olan hayvanlar niçin ölürler biliyor musunuz? Mesela böceklerin nefes boruları kendi büyümelerine yetmez. Bir müddet sonra böceklerin, sineklerin ölüm sebebi nefes borularının kopmasıdır.
Vücut 0.5 büyüyorsa nefes borusu 0.01 büyüyor. Yetişmiyor vücudun büyümesine nefes borusu. Tak kopuyor. Tavuklar o kadar çok hızlı büyüyor ki. Tavukların nefes borusu tavukların büyümesine yetmiyor, kopuyor. Ölüyor tavuk. Herkes alıp yiyor onu. Hazır, hazır, endüstriyel ne varsa uzak durun. Ne varsa uzak durun. Uzak durun. Allah bizi onlardan emlesin. Bir insana embesil diye küçük bir hakaret bile bence çok büyük bir günah. Çünkü o zekadaki insanlar Allah'ı daha fazla zikrediyorlarmış.
Siz ne dersiniz? Din akıl sahipleri nedir? Namaz akıl sahipleri nedir? Oruç akıl sahipleri nedir? Zekat akıl sahipleri nedir? Akıl sahibi ise o kimse namazını kılar, orucunu tutar, dini tanır. Dini hiç tanımayan akıl sahibi hükmünde değildir.
Ama insanlara hakaret etmek bizim işimiz değil zaten. Allah bizi affetsin. Hilafet 2014 Türkiye'sine uygun bir yönetim midir? Hilafet yönetim biçimi değildir. Hilafetle yönetilen dünya üzerinde, dünya üzerinde, cihariyer güzün efendilerimizden sonra hiçbir zaman olmamıştır. Sizi aldatırlar Osmanlı hilafetle yönetiliyordu diye.
Yalan. Sizi aldatırlar Osmanlı'da padişahlık vardır diye. Padişahlıkla yönetiliyordu diye. Yalan. Padişah var ama padişahlıkla yönetilmedi. Şimdi kendileri saçma sapan bir dizi yaptılar muhteşem yüzyıl diye. Sadrazamlar bakan. O paşalar bakan. Şimdi bir tek ne vardı? Padişah normalde işte çıktı mı tahta değişmiyor. Eee ne var ki bunda? Şimdi de normalde cumhurbaşkanları önceden millet mi seçiyordu? Veya şu anda cumhurbaşkanı seçilecek halk mı seçecek zannediyorsunuz yine?
Yetmez ama. Hadi halk seçecek. Yetmez. Niçin? Cumhurbaşkanı adayını milletvekilleri belirleyecek. Kanunda öyle değil mi? Yüz elli tane milletvekilinin aday göstermesi lazım. Bir vatandaş niçin cumhurbaşkanı adayı olamaz? Olamaz.
Hilafet hiç olmadı ki. Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman Ali raddellahu an hazretlerinden sonra hilafetle yönetilmedi ki hiçbir yer. Zaten hilafetlik makamı sizin bildiğiniz gibi cumhurbaşkanlığı makamı değil ki. Hilafet makamının yanında cumhurbaşkanlığının adı mı olur?
Adı da olmaz. Hilafet makamının yanında dünyevi makamlarının hepsi de adı olmaz. Dünyevi sistemlerinin de adı olmaz. Ama bizde böyle bir algı var ya, biz İngiltere kraliçesini ve İngiltere krallığına bizim sözümüz olmaz. Avrupa'nın da sözü olmaz.
Konya kadar toprakları olan Hollanda'da kral var, Avrupa'da kınların da ona sözü olmaz. Konya'dan ufak Belçika var, onun da kralı var, ona da sözü olmaz hiç kimsenin. Avrupa Birliği'ne girmek için ileri çağdaş ülkeler seviyesine çıkacağız dediği, Atatürk'ün ileri çağdaş olarak nitelendirdiği batının, İsviçre'de kralı var, İsveç'te kralı var, Hollanda'da kralı var, Belçika'da kralı var, İngiltere'de kralı var. Hadi gelin, Norveç'te kralı var, Avrupalı olacaksınız, harika, haydi kralınızı getirin. Neyiniz eksik? Ama sizin padişahlığınız yıkılması gerekiyor.
Bizde kendi devletimize, kendi milletimize 500 yıl hükümranlık sürmüş 3 kıtada, kendi devletimize düşman nesil yetiştirmişiz. Osmanlı'yı sövmek ibadet haline gelmiş. Padişahlılara küfretmek ibadet haline gelmiş. Ney padişahlıkmış. Yemin ediyorum hem vallaha da hem billaha da hem tillaha da. Cumhuriyet dönemi kadar israfçı bir dönemi yaşanmamıştır hiç. Yaşanmamıştır. Yaşanmaz. Herkes İtalya'ya gider.
İtalya'daki papa cenaplarına herkes boynunu büker. Ey demokratlar! İtalya'nın içerisinde din devleti var. Vatikan. Girmek istediğiniz AB ülkesinin içerisinde Vatikan diye din devleti var. Bankası var. Parası var. Merkez bankası var. Şirketleri var. Uluslararası şirketleri var. Uluslararası şirketlerde paraları var. Yatırımları var. Uluslararası. Girmek istediğiniz AB ülkelerinin içerisinde bu. Siz halifeliği yeniden AB ülkelerinin içerisine girdiğinizde Vatikan var. Hıristiyanların bağlı bulunduğu yer. Eee halifelikte Türkiye'de de. Hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin uhtesinde. Atatürk'ün emriyle.
Atatürk'ün çıkardığı yasayla. Ey Atatürk'çüler. Hadi gelin Atatürk'ün çıkarmış olduğu yasaya sahip çıkın. Türkiye Büyük Millet Meclisi halifeliğini ilan etsin. Atatürk'ün çıkardığı yasa. Hilafet bir yönetim biçimi değildir. Hilafetle yönetiliyor. Hangi hilafetle yönetildin ki sen? Osmanlı'da çok hukukluluk vardı. Osmanlı'yı bilmeyen, araştırmayan bir kimse kendi kendine şöyle der. Hilafetle yönetildi. Ne alakası var? Cahilin tekisin sen. Hiç Osmanlı tarihini okumamışsın. Osmanlı'nın hukuk sistemini de bilmiyorsun. Kırım'da hilafet mi vardı? Ermenistan'da hilafet mi vardı?
Ermenistan'da İslam hukuku mu vardı zannediyorsunuz? Arnavutluk'ta İslam hukuku mu var zannediyorsunuz? Veya Azerbaycan'da veya Pakistan'da İslam hukuku mu var zannediyorsunuz? Şeyde Osmanlı'da çok hukukluluk vardı. Osmanlı'da, Osmanlı'nın kendi tebaasına çıkardığı şeyler Kur'an ve sünnete uygun mu değil mi diye bakılırdı. Ona da kim bakardı? Meclisi ulema bakardı. Ulema meclisi vardı. Ulema meclisi bakardı. Halife dini bir simgedir. Dini bir otoritedir. Halife bir ülkeye ait değildir. Ben bağırıyorum şimdi. Mekke, Medine bir ülkenin sınırları içerisinde kalamaz. Bütün ümmetin orası diyorum.
Bütün ümmet oraya yönetmeli diyorum. Neden? Bir ülkenin yeri o değil orası. Ümmetin yeri. Allah Müslümanlara oraya sizin emin beldeniz demiş. Bütün Müslümanlar gönül rahatlığıyla istediği zaman oraya gidebilmeli. Vizeymiş, sıraymış. Yok işte pasaportmuş. Ne hani böyle vize almak için beklemekmiş. Yok öyle bir şey. Böyle bir şey yok. İzdan olacakmış. Olacak. Ölecekmiş adam. Ölsün kardeş şehit olacak. Şehit olacak. Hizmet edemiyorsan çekil. Ümmet hizmeti ne yapar orada? Otel olacakmış. Yaparız biz. Gidip Hilton'a satmayız. Çıkarız Mekke ile Medine arasında komplet. Tek kişilik, beş kişilik, on kişilik, yirmi kişilik, elli kişilik herkes küçük küçük küçük … evler yapar.
Beytullah'ın karşısında da bilmem kaç katlı otel olmaz ya. Edebe aykırı. Osmanlı tarihi boyunca Osmanlı o kadar ehemmiyet göstermiş ki beğenmediğimiz, sevmediğimiz, küfrettiğimiz Osmanlı. Beytullah'tan yüksek bir bina yaptırmamış hiç. Beytullah'ın üstünde bir bina yaptırmamış. Şimdi Müslümanlar ne Hilton'un bilmem kaçıncı katından namaza duruyor Beytullah'a. Hiç utanmıyorlar. Hiç edepleri yok. Hiç terbiyeleri yok. Hiç ama. Küstah. Sonradan görme. Aymaz. Şeyhmiş de hocamış da alimmiş de batsın. Utanmazlar, arlanmazlar. Ne o Beytullah'a tepeden bakıp namaz kılacakmış.
Edepten nasipleri yok. Edepten nasipleri yok. Evet. Hilafetlik bir ülkenin değildir. Hilafet ümmetindir. Şu anda ümmet sıkıntı yaşıyorsa hilafeti olmayışındandır. Ümmetin birliğinin olmayışı hilafetinin olmayışındandır. Hilafet olmalı. Hilafet Türkiye'de. Bu bir siyasi bu noktada Türkiye'nin elinde bir avantaj. Meclis hilafetliğini ilan etmeli. Bir hilafet kurulu kurmalı. Örneğin diğer ülkelerden o meclise üyeler almalı. Demeli ki ey oradaki mesela Pakistan'daki Müslümanlar hilafet makamına bir üye gönderin. Suudi Arabistan hilafet makamına bir üye gönder.
Ürdün hilafet makamına bir üye gönder. Örneğin bu güzelleştirebilir, genelleştirilebilir, bu düzenlenebilir. Böyle bir hilafet makamının olması lazım. O hilafet makamının askeri gücünün olması lazım. O hilafet makamının ekonomik gücü olması lazım. O hilafet makamının siyasi gücü olması lazım. Bir yerde Müslümanın burnu kanadı hilafet makamı gerekirse oraya İslam adına savaş aşma yetkisi olması lazım. İsrail elini kolunu sallaya sallaya gidiyor gazleyi bombalayı yakıyor yıkıyor gidiyor. Hiç kimse ona dur demiyor. Bir hilafet makamı olsun bir cihat ilan etsin de ne yapıyor bak. Bak ne yapıyor. Bir hilafet makamı olsun bir yerde bir Müslümanın burnu kanasın hadi. Bir yerde bir Müslümana katliam yapsınlar hadi bakalım.
Kosova'daki katliamı yapabilir miydi Sırplar? Daha yeni acısını unutmadığımız Hocali katliamını yapabilir miydi Ermeniler? Uzak Doğu'daki katliamları yapabilir miydi Budistler? Mısır'da sürek avı yapıp oradaki Müslümanları katledebilir mi darbeciler? Evet bizi aldatıyorlar bizi uyutuyorlar bizi kandırıyorlar bizi uyutup kandırıp bizim elimizdeki Müslümanların elindeki müthiş bir gücü kullandırmıyorlar.
Elin kraliçesi duruyor orada duruyor İngiltere kraliçesi Hollanda kralı duruyor Belçika kralı kraliçesi duruyor İsveç kralı kraliçesi duruyor. Duruyor onlar onunla oraları demokrasi bizde yok bizim padişah durursa demokrasi olmayacak sakın ha böyle padişahlık gelsin de düşünecek kadar böyle zayıf akıllı zannetmeyin beni.
Şimdi deseler ki padişahlık getiriyoruz yere git derim bak işine ne alakası var ama burada sadece algıyı anlatmaya çalışıyorum. Ben birisi halife deseler ben ona da biat etmem bu manada. Ya halifelik bu nokta bütün ümmetin ortak noktası kılıç zoruyla alınmış gelinmiş bize bir rivayet bir rivayet o gün halife zaten etkisiz yetkisiz eleman kendisi teslim etmiş Yavuz Sultan Selim'e ayrı mesele.
Ama bugün tek başına o kimse yine mümkün değil öyle öyle bir şey yok ha belki de temsilen en üst noktada durabilir nasıl Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in etrafında istişare heyeti vardı aşere-i mübeşşere istişare ederlerdi. Bir de şu var Hz. Ebu Bekir Efendimiz seçimle iş başına geldi. Kim seçti? Cennetle müjdelenenler. Hz. Ömer Efendimiz seçimle geldi. Kim seçti? Cennetle müjdelenenler. Hz. Osman seçimle geldi. Harika. Kim seçti? Cennetle müjdelenenler. Hz. Ali Efendimiz seçimle geldi. Kim seçti? Cennetle müjdelenenler. Şimdi yeni yazı dün bir yazı okudum. Demokratik İslam. Ne alakası var?
Demokratik İslam diye bir İslam anlayışı mı var? Yok böyle bir şey. Yani insanlar toplandı içki helal olsun dedi. İçki helal mi olacak? İslam İslam'dır. İslam'ın kaynağı Kur'an ve sünnettir. İmanların iştahıdır. Bitti. Halifelik bütün İslam dünyasının tabi olacağı bir hem dini, hem siyasi, hem askeri, hem ekonomik makamdır.
O zaman onun alt kurulları olacak. Örneğin işte meclisi olacak, istişare heyeti olacak, neyse. Onunla çalışacak. Aynı şu anda o Birleşmiş Milletler dedikleri makam var ya, halifelik o. Bu Osmanlı'dan alınma. Amerikalıların kendisi diyorlar, biz sistemi sizden aldık. Onların padişahları bir tek dört yıllık da değişiyor. Bizimkiler öldüğü zaman ya da askerler indirdiği zaman değişiyordu. Orada seçimle değişiyor. Dört yılda bir. İki dönem hakkı var, sekiz yıl. Örnek. Ne fark var? Ne fark var?
İngiltere'de başbakan var. Başbakanı atayan kraliçe. Seçimle gelse dahi kraliçe atarsa başbakan olacak. Kraliçe atamazsa başbakan olmayacak. Kraliçe isterse seçimle gelen başbakanı azledebilir. Seçimle gelmiş olan bir bakanı da başbakanın, bakanı da azledebilir. Atabilir görevden. Onun başbakanlığını kabul etmeyebilir. Ne fark kaldı seçimin? Ne anlamı kaldı? Adı ne? Demokrasinin beşiği. Neresi? İngiltere. Kim var? Kral var. Kraliçe var. Kraliçe başbakanı azledebilir. Görevden atabilir. Bakanları atabilir. Herhangi bir yere yargının başındakini atabilir. Değiştirebilir.
İstediğini yapabilir. Yapabilir. Adı ne? Demokrasinin beşiği ama. Tabi İngiliz kendisini kraliyetin beşiği der mi? Demokrasinin beşiği. Ooo demokrasinin beşiğine bak. Demokrasinin beşiğinde kraliçe var. Bizde hilafet olursa ortalık ayağa kalkar. Demokrasiden çıkarız biz. Hangi demokrasiden? Biz demokrasiyi seçim zannediyorduk. Son bir yıldan beri seçim olmadığını gösteriyorlar bize. Diyorlar ki ben oy kullanmıyorum ha. Bunu bilmiş olun bir kere. İşim bu değil. Benim oy zaten oy kullanacak benim sandığım da yok. Vereyim isterseniz TC kimlik numaramı. Ben Bursa'da bile görünmüyorum zaten.
Bu aynı bir mesele. Ama yapılan işlemlerde yazılan yazılarda demokrasi sadece oy değilmiş. Öyle değil mi? Öyle demediler mi bize? Eee demokrasi oy da değil. Demokrasi ne o zaman? Eee çoğunluğun azınlığa tahakküm oluyor. İyi azınlığın çoğuma tahakkümü nasıl olacak? Ben diyeceğim o zaman bu azınlık neden bana tahakküm ediyor?
Kalksa bir grup insan dese ki bütün herkes eşcinsel olacak. Ne yapacağız? Eşcinsellik serbest olmadıkça biz rahat etmeyeceğiz. Her tarafı yakacağız, yıkacağız deseler ne yapacaksınız? Demokratik hakkımız kardeşim.
Eşcinseller birbirleriyle de evlenebilmeli. Demokratik hakkımız. Yürüyoruz. Ne yapacaksınız? Uyuşturucu kullananlar demokratik hakkımız. Uyuşturucu serbest olmalı. Ne yapacaksınız? Hristiyan doğup büyüyen bir cennete gidebilir mi? La ilahe illallah Muhammedun Resulullah derse gider. İnşallah. Hilafeti uygulayan bir dünyada bir ülke var mı? Yok.
Zaten olsa bütün Müslümanların oraya hicret etmeleri farz ayın olur. Eğer bir ülkede İslam hukuku uygulanıyorsa, Müslümanların o ülkeye gidip hicret etmeleri farz olur. Mustafa Sabri'ydi değil mi? Mustafa Sabri Efendi, Osmanlı'nın en son Şeyh-i İslam'ı, Türkiye Cumhuriyeti'nin de ilk Diyanet İşleri Başkanı.
Ne zamanki Türkiye Cumhuriyeti Devleti İslam Devleti'dir ibaresi kaldırılınca ve işte medeni hukuk dedikleri, hukukun adına medeni hukuk demişler. Şeye de normalde daha önceki mesela evlilikle alakalı hukuka medeni hukuk değil. Avrupa'dan aldıkları hukuk medeni. İnsanlar normalde dinlerinin gereği var olan hukuk gayrimedeni.
Bir kimse la ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedi, o medeni değil. Ama Hristiyan hukuku medeni. Hristiyan hukuku, İslam hukukundan önce geri, aslında geri. Ama İslam hukuku ondan ileri ama biz geri. Yahudi hukuku, Hristiyan hukukundan da geri. Allah bunların hepsinden de ilerici. Allah hukuku değiştirmiş. Musevi hukukundan sonra İsevi hukukunu getirmiş. İsevi hukukundan sonra Muhammed'in hukukunu getirmiş. Bizim çağdaş gericiler geriye gitmişler. Gitmişler demişler ki biz İsevi hukukunu uygulayacağız.
Ya Allah sizden ileri. Allah İsevi hukukunu kaldırmış. Musevi hukukunu kaldırmış. Gündemden kaldırmış. Biz geriye gidiyoruz. Bizi geriye götürmeye çalışıyorlar. Nereye? İsevi hukukuna. Nereye? Musevi hukukuna. Ve İsevi ve Musevi hukukunu bize ilericilik de önümüze koymuşlar. Biz de onu ilericilik olarak almışız. Biz onu kendi kendimize normalde ne olduğunu bilmemişiz zaten. Bize çağdaş hukuk diyorlar. Aa çağdaş hukuk böyleymiş demek ki diyoruz biz. Çağdaş hukuk. Yani gidip bir tane iki tane ne o? Hiç unutmuyorum bunu.
Antep'te iki tane çocuk iki dilim baklava yedi. Dokuzer yıl ceza yedi. 28 Şubat'ta adamlar bütün bankaları götürdüler. Elini kolunu dolaşa dolaşa herkes gezdi. Kameralar kendi kameraları çuvallarla paraları taşıyorlar bankalardan. 28 Şubat'ta onlar ellerini kollarını sallaya sallaya gezdiler. Antep'te iki tane çocuk iki dilim baklava yedi diye dokuzer yıl ceza aldı. Ne adı? Çağdaş hukuk. Çağdaş hukuk. Adam kadına tecavüz etti. Kızına da tecavüz etti. İkisini de öldürdü. Öldürdü katletti İstanbul'da gitti altı yıl sonra çıktı. Ne adı? Çağdaş hukuk. Ölme, öldür. Niçin? Ya altı yıl sonra çıkacaksın. Sekiz yıl sonra çıkacaksın. Yani ölene sen.
Babam Allah rahmet eylesin benim küçüklüğümde dedi ki sakın oğlum ölme ha dedi. Böyle dinliyorum ben babamı. On, on bir yaşındayım daha. Sana bir şey yapan olursa sen öldüreceksin dedi. Kaldım ben. Oğlum sen öldürsen dedi on yıl sonra çıkarsın zaten dedi. Ölen öldüğünden kalıyor dedi. Mantığı anladınız mı? Ölen öldüğünden kalıyor mu? Kalıyor. Ne bunun adı? Çağdaş hukuk. Kim ölenin kanını yerden alıyor? Yok. İdam çağ dışılık. Öldürmek. İslam diyor ki bir canı kıyma. Kıydın kardeş. Ne yapacağız? Beş yıl sonra çıkacak adam.
Ne adı? Çağdaş hukuk. Adı ne? Bakın adının arkasında saklanıyor zulüm. Zulmü siz isimle, atla, elbiseyle örtersiniz. Kur'an'la zulüm edebilirsiniz. Evet. Müslüman adını kullanaraktan zulüm edebilirsiniz. Çağdaş ismi kullanaraktan zulüm edebilirsiniz. Hukuk ismi kullanaraktan zulüm edebilirsiniz. Çağdaş hukuk sistemimiş. Ne bu çağdaş hukuk sistemi? Bu. Daha size ben yüzlerce örnek getirebilirim. Yüzlerce. Herkes içimizde dolaşıyor mu? Dolaşıyor.
Allah onlara hidayet eylesin. Gönül arzu eder ki herkes iyi olsun. Ama kandırılıyoruz. Aldatılıyoruz. Aldatılıyoruz. İsimlerle, lafızlarla, onlarla aldatılıyoruz. Ne şimdi sistemler demokratik işte insan haklarına dayalı hukuk sistemi. Hep üçlü teslis inancı. Başka bir şey değil. Dayatıyor. Kavram üretiyor Avrupa. Biz geri kalmışız. Kavram üretemiyoruz. Geri kalmışız. Fikir üretemiyoruz. Evet. Ve biz o geri kalmışlığımızdan dolayı Batı'nın bize dayattığı kavramları biz düşünüyoruz. İçi boş. Demokratik hukuk devletiymiş. İçi boş. Ne demokrasisi, ne demokratlık kardeşim.
Ne hukuku. Hangi hukuk? Dün suç olan bugün suç değil. Dün suç olmayan bugün suç. Hangi hukuk? Dikkat edin. Dün suç olmayan bugün suç olmuştur. Düne karşı ibadet, düne kadar ibadet etmek insanın ibadetten ibadet tanesi suçtu. Suç, suç.
Bir evde toplanıp ibadet etmek suçtu. Bildiğiniz suçtu. Bir evde toplanıp hadis okuyamazdınız. Suçtu. Nerede insan hakkı? 28 Şubat'ta da insan hakları vardı bizde. Neredeydi başörtülü kızlar? Onların insan hakkı değil miydi okumaları? Bir kimse dini inancından dolayı başını örtüp memur olamaz mıydı? İnsan hakkı değil miydi o? O insan değil miydi? Birisi sakalını bırakıp şimdi hadi gitsin işe. Hakkı değil mi? Saç bırakmak insan hakkı, sakal bırakmak insan hakkı değil. Saçınızı istediğiniz gibi kesebilirsiniz.
Bu sizin hakkınız. Sakal asla. Bu sizin hakkınız değil. Sakalı komple keseceksiniz. Neden? Ben öyle istiyorum. Ya sen neden öyle istiyorsun? Bu benim hakkım. Neden? Nesin sen? Devletim. Kimin devletisin? Senin devletinim. Ya benim devletimsem neden benim sakalımı kestiriyorum ki? Devlet bu değil mi? Ben kurdum değil mi bunu? Evet. Ben olsam, ben varsam sen varsın öyle değil mi? Evet. Ya ben olmasam devlet olur mu? Olmaz. Ama devlet diyor ki. Devlet demiyor aslında. Kim diyor? Devleti ele geçirmiş karanlık merkezler. Devleti ele geçirmiş karanlık odaklar. Devleti ele geçirmiş karanlık beyinler. Diyorlar ki sen sakalını bırakamazsın.
Al. Bitti. Ne? İnsan hakkı. Nasıl bir insan hakkı? Benim belirlediğim kadar insan hakkını kullanabilirsin. Bizim belirlediğimiz yere kadar demokrasi olur. Bizim belirlediğimiz hukuk olur. Senin belirlediğin değil. Ben o yüzden seçim sistemine de inanmıyorum. Yok hayır. Hayır. Sıkıntı var. Sıkıntı var. Ben seçemiyorum yani demek ki. Şimdi ne diyorlar? Padişahlık vardı. Şimdi de var. Şimdi de var. Hadi bir tane genel başkana rağmen birisi bir milletvekili olsun. Hangi parti olursa olsun.
Bir tane genel başkana rağmen birisinin milletvekili veya belediye başkanı adayı olması mümkün mü? Değil. Nerede demokrasi varmış? Laf hepsi de. Kavram kargaşası. Bir kimsenin tevazu noktasında duracağım derken kendisini al aşağı etmesi ne kadar doğru. Tevazu ayrı bir şeydir. Tevazu şudur. Hiç kimseyi kendinden üstün görmemektir. Hiç kimseyi de kendinden aşağı görmemektir. Ölçü budur ortası. Hepimiz insanız. Ey insanlar hepiniz Adem'den ve Havva'dan gelmesiniz. Kardeş olun. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hitabı bu.
Kimsenin kimseden üstünlüğü yok. Takvaca üstün olan Allah katında üstündür. Orası da Allah'ın belirleyeceği bir şeydir. Kulların belirleyeceği bir şey yok. O zaman tevazu derken birisinin kibirliğine karşı, kibrine karşı, karşı durmamak değildir bu. Kibirlenene kibirleniniz. Hadis-i şerif. Biz hiç kimseden aşağı değiliz, hiç kimseden de yukarı değiliz. Kardeş sen de bana karşı kendini bir şey zannetme. Sen de bana karşı kendini bir şey zannedersen, ben de sana kendime karşı bir şey zannederim. Benim sufilik algım bu. Hepimiz eş değerdeyiz, insanız. Hepimiz eş değerdeyiz, hepimiz de insanız. Benden zengin olabilirsin, beni ilgilendirmez.
Benden fakir olabilirsin, olabilir, beni ilgilendirmez. Senin fakir olman benden aşağı olduğunu göstermez. Senin zengin olman benden yukarı olduğunu göstermez. Bu, senin mesleğin benden yukarıda bir meslektir, aşağıda meslektir. Böyle bir dert yok. Demircinin marangoza üstünlüğü yok, marangozun demirciye üstünlüğü yok. O zaman mesleksel kibirlilik yok. Mezhepsel kibirlilik yok. Irkî kibirlilik yok. Irkî kibirlilik. Yani benim ırkım üstün ırk. Böyle bir şey yok. İnsan kendi kavmini sever. Bundan bir sıkıntı yok. Hz. Peygamber Efendimiz'e sorar sahabe, ırkçılık ne ya Resulallah? Hz. Peygamber Efendimiz cevap verir. Kendi kavminden birisi suç işledi de, onu suç görmezsen kavminden dolayı işle diyor.
Sen ırkçı sensin. Kim Kur'an ve sünnet tarihsinde hata yaptıysa hatadır kardeşim. Padişah da olsa hatadır. Başbakan da olsa hatadır. Orada hamballık yapan kimse de olsa hatadır. Cezası da bellidir. İslam hukuku budur. Padişah da olsa hırsızlık yaptıysa, bileği kesilmesi gerekiyorsa kesilir. Köle de olsa hırsızlık yaptıysa, bileği kesilmesi gerekiyorsa kesilir. İşte İslam hukuku budur. E bu noktada o zaman, tevazu ile alakalı, hiç kimsenin, hiç kimseden üstünlüğü ve alçaklığı yok. He birisi bizim iyi ahlakımızı kullanmaya çalışıyor. Bize kibirlilik yapıyor. Ona karşı tevazu edelim. O İslam değil. Emri çiğneme.
Kibirlilik yapana kibirlilik yap. Bu kadar. Kibirleniyor. Kibirlilik yap. Senin kilon kaç paradı? Bu kadar. Hop gelsene, sen gel. Senin ayağında deve dikeni mi var? Öyle değil. Ya gelir misin? Koşa koşa gelirim. Hop gelsene. Sen koş. Neden? Gel, ihtiyacı olan sensin, sen koş. Bana gelsene diyorsan, senin ihtiyacın var. Koş. Belinde deve dikeni yok ya. Kibirlenene kibirleniniz.
Sufiler, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazrettene uyarlar. Hadis-i şerif, kibirlenene kibirleniniz. Kibirlenmiş birisi sana. Senden kıymetli değil. Senin doğduğun anının rahmi altın kaplama dedim mi? Altın kaplama mı dedim birisine. Böyle kaldı. Duymamış ya böyle bir kelime. Onun sanki doğduğu ana altın kaplamaydı rahmi. Sen de bir ana rahminden çıktın, ben de bir ana rahminden çıktım. Ne ki? Ben ağaç dibinden toplanmadım. Ağaç kovuğundan da çıkmadım. İkimiz ana rahminden doğduk. Allah bizi affetsin. Nitekim o kimse eğer Allah'ı zikreden bir kimse ise farkında olmadan Allah'a küstahlık etmiş olmaz mı?
Evet kendinizi al aşağı etmeyin hiç kimsenin önünde. Al aşağı edilecek bir yer varsa Allah'tır. Git secdede kendini al aşağı et. İnsanların önünde al aşağı etmene gerek yok. Yukarıda göstermene de gerek yok. İnsanların önünde kendini al aşağı etmen de tevazu değil. Değil o tevazu. Ben senin köpeğin olayım. Hadi git bak işine ya. Allah seni insan yaratmış. Biz sizi ah seni takvim üzerine yarattık. İnsan yarattık. Yok ben bu kapının köpeği olayım. Bu kapıya köpek lazım değil. İnsan lazım. Namaz esnasında sessiz bir şekilde fakat vücudumuzu oynatarak gülmemiz namazımızı ve abdestimizi bozar mı? Vücut oynadıysa bozar.
Geçenlerde tweetlerde aşıklık abdestini bozma dikkatli ol dediniz. Aşıklık abdesti nedir? Aşıklık abdesti bir kimsenin seviyorum dedikten sonra geri dönmemesidir. Aklından ve kalbinden dahi geçirmemesidir. Aşıklık abdesti budur. Bir kimse bir yola girdiyse, o yolda Kur'an ve sünnetin dışında bir şey var ise de ki gelirsin dersin ki kardeş Kur'an ve sünnetin dışında birçok veya şunu bunu tespit ettim.
Selamun Aleyküm. Aleyküm selam. Allah yoluna çık etsin. Eyvallah. Ya bir yola hiç girilmez. Girmezsin. Eyvallah. Girdin mi de yürürsün. Bizim şimdi milletimiz böyle enteresanlaşıyor. Çok seviyor kızı. On gün sonra yok. Çok seviyor adamı. On gün sonra yok. Yok. Evlenecek. Harika. Aa yok. Ortalıkta. Ne oldu? Teyzesinin kayınvalidesi böyle dedi. Ulan oğlum teyzesinin kayınvalidesinden senin ne işin var? Var.
Var. Millet şimdi Facebook'larda, oralarda, buralarda sevgili. On gün sonra yok. Haydi yenisi. On gün sonra yok. Haydi yenisi. Yapmayın. Erkekler, kadınlar, kızlar yapmayın. İyice o televizyonlardaki popüler kültürü kendimize kültür edindik. İslam bu değil. İslam bu değil. Kültürümüzü popüler kültüre benzettik. İslam bu değil. Adam çıkmış ortaya, konuşmuş, konuşmuş, konuşmuş, çıkmış kızla. Babam şimdi istemiyor. Oğlum önce babana soraydım. Önce babana neden sormadın? Veyahut da kız çıkıyor, dolaşıyor, geziyor, dolaşıyor.
Ondan sonra diyor ki annemi istemiyor. Ya önce annene soraydın o zaman. Popüler kültür. Önce soraydın annene. Anne bu çocuk benimle evlenmek istiyor. Bundan konuşayım mı? Konuşmayayım mı? Sor annene. Sormamış. Çocuk orta yerde kalıyor. Ağlıyor. Oğlum neden ağlıyorsun? Efendim beni terk etti. Allah'ım yarabbi ne yapacaksın? Oğlum annesine soraydı ya önce. Kıza telefon bıraktım. Kızım annene soraydın. Ben onu istemiyorum. Sen onun hocası mısın? Ha ben hocasıyım. Ben onu istemiyorum. Neden baştan söylemedin? O beni kapatacak. Hani örtünecek yani. Çocuğa dedim oğlum örtünmek istemiyor bu. O yüzden ayrılmış senden annesi değil.
Haydi bir daha olay curcuna. O hale geldik. O çocuk ağlıyor diye de annesi babası kıyamamışlar. Bindirmişler arabaya getirmişler benim yanıma. Oğlan ağlıyor işte kıyamadık. Ya neden ağlıyor? Ne oldu? Sevgilisinden ayrılmış terk etmiş. Mutlu dedim. O yüzden mi ağlıyor? Evet. Oğlum ben sana hiçbir şey öğretmemişim dedim. Bir kimse bir sefer el tutar. Bu kadar. Tuttun mu? Yürü. Bilememişsin. Git yüzüne karşı. Bilememişsin. Sen namazları bana terk ettirmeye kalktın.
Sen Kur'an'ın dışında bana hayat koymaya kalktın. Eyvallah. Bir kimsenin vicdanının sesi, üstadının sesi olur mu? İnşallah olur. Uzun yazmayın. Bugün 5 Nisan.
Bursa olarak dergahımızın semazen olaraktan 11. yıl dönümümüz. 2003 yılında rahmetli Şeyh Efendi ile Gaziler'da bize vesile olmuştunuz. Bundan dolayı Allah razı olsun. Size teşekkürlerimizi sunalım istedik. Semazen kardeşler olarak nice senelerde bu yolda beraber yürümek ümidiyle Allah razı olsun. Vay ya. Hiç tarihleri aklımda tutamam ben. Allah sizden razı olsun. 2003 yılında bu olmuş. 11 yıl. Maşallah. Allah Şeyh Efendi'den de razı olsun inşallah. Ben 10 yaşındayım. Rüyamda, gazcılarda, marketin önünde bana beni dinleyen sana, dinlersen sana Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesselam'ı göstereceğinizi söylediniz. Sonra arkamı döndüğümde bembeyaz kıyafetli birini gördüm.
Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Efendimiz'in yüzü gözü, yüzü gözü gözükmüyordu. Hani yüzü gözükmüyordu. Ben sizi. Burada kalmış bu. Maşallah. Allah mübarek etsin inşallah. Ben sizi artık hep dinliyorum. Ama hala göremiyorum. İnşallah yüzünü de görürsün. Konut kredisi kullanaraktan ev sahibi olmak caiz midir? Bu noktada bunu Darül Harp Hukuku içerisinde caizdir derim böyle sorarsanız. Ama derim ki sakın bankalardan uzak durmaya gayret edin. Faizden uzak durmaya gayret edin. Bankacılık mesleği yapılaraktan kazanılan para haram mıdır? Bu ülkede bankacılık mesleği yapan ile, vergi dairesinde çalışan ile, müftülükte çalışan arasında bir fark yok.
Hisse senedi alarak kazanılan paranın hükmü nedir? Bu noktada bir sıkıntı yok. Ama siz girmeyin. Neden? Bizim gibi ülkelerde veya uluslararası böyle bir soygun makinası bu. Hisse senedi uluslararası soygun makinası. Üç kağıt işi bu. Girmeyin. Müslümanlar hisse senedi alıp satacağız da para kazanacağız diye düşünmesinler. Üretim yapın. Ticaret yapın. Mal getirin. Mal satın. Mal üretin. Mal üretin. Tarlaları ekim biçin. Dağları ekim biçin. Örneğin. Gidin mal getirin. Mal satın.
Ticaret yapın. Yurt dışına satın. Ama öyle üç kağıt işi yapmayın. Dolar yükselsin, euro düşsün de oradan alayım parayı hisse senedine yatırayım. Hisse senedinden parayı alayım oraya yatırayım. Bunları geçin. Bunlar Müslümanca işler değil. Yok işte gideyim para satayım, bankaya faizden para yatırayım da yok birisine faiz... Bunlar Müslümanca işler değil. Paranızı günlük işlerde çalıştırın. İşinizi büyütün. Eyvallah. Bir iş yapıyorsun büyüt. Bir iş yapmak istiyorsun büyüt. Ticaret yapmak istiyorsun yap. Yapamayacaksın ticaret. O noktada yolun yok. Hiç git bir tane ars al. Git bir tane ev al. Git bir tane bir şey, yatırımlık yapacak bir şey al.
Git şehrin dışından beş liraya bir tane tarla al. Şehrin içi olur on yıl sonra. Sakın. Ticaretin en cah cahını yapmış bir adam olarak bunu söylüyorum size. Öyle beni burada oturuyor ticaretten piyasadan anlamaz gabakaşı zannetmeyin. Ticaret yapıp iki üç sefer iflas etmiş bir adam var.
Bir aha burada usta, adam kendi konusunda usta. Ne dönerci, dönerci ustası. Bitti. Adam ustalığını yapsın. O usta. O kafasını işletmeciye, işletmeye ben işletirim diye düşünmesin. İşletemez. Neden? O hayatını geçirmiş mutfakta, onun kafası dönerde. Bir müşteriye nasıl tebessüm edecek? Nasıl onu ağırlayacak? Nasıl gönderecek? Uzun iş. Bir ticarethane nasıl yapılır? Uzun iş. Herkes işinde şey sahibi olsun. Ne o? Söz sahibi olsun. İşini düp düzgün yapsın. O işinde uzmanlaşsın. Usta öyle usta olsun ki bırakıyorum dediğinde patron desin ki ya bırakma. Neden bırakıyorsun? Ben üç liraya çalışmam. Dört lira vereyim sana desin. Bitti.
Öyle ustalık yapsın ki işveren yanında dursun ya bu adam olması lazım benim yanımda. Beş liraya çalışırım abiciğim. Beş liraya çalışsın. Bitti. Altı liraya çalışsın. Sekiz liraya çalışsın. Yirmi milyar maaşla çalışan dönerci ustası tanıyorum. Doğru mu usta? Var mı alan piyasada? Bursa'da yoktur. Evet. Adamın yaptığı döner satılıyor ama adam günde dört yüz kilo döner satıyor. Patronu. Dört yüz kilo döner satıyor adam günlük. Ustasının kim olduğunu dahi söylemiyor. Orta yerde kendi görünüyor.
Adam da yirmi milyar alıyor. Elini ete dahi değdirmiyormuş. Bir sürü adam var etrafında. İçine böyle bir sos gibi bir şey yapmış. Onu atıyor adam. Bu kadar. Sosu da kimseye göstermiyormuş. Zaten. Bu kadar. Ne yapacak adam iş yeri açıp da. Hazırlıyormuş dönerleri. Selamun aleyküm. Çekip gidiyormuş. Bu kadar. Dört saat beş saat çalışıyor günlük. İşinde uzman ol. İşine bak. İşinde harika bir iş yap. Evet. O yüzden. Hiç ses senedi. İşin değil senin. Elindeki parayı götüreceksin.
Kaptıracaksın kurnazlara. Kaptırma. Git al bir tane oradan bahçe. Tarla. Tarla al. Orada duruyor bari. Git ek dik bir şey yap. Piknik yap. Yarın öbür gün yirmi milyar aldın. Yar elli lira. Bir Müslüman halifelik sistemiyle yönetilen bir devlet için mücadele etmek zorunda mıdır? Farz. Bir kişi haddini açtığı vakit ona bedenen zarar vermenin günahı büyük müdür? Siz bedenen kimseye zarar vermeyin. Sufiler bedenen zarar vermezler. Kendilerine bedenen zarar vermeye kalkarlarsa kendilerini savunmaları farz. Şeriat noktasında kendilerince haktır. Birisi sana vurmaya kalkarsa kendini koruman şeriattan haktır. Ama vurana elsiz gerek demiş.
Bu da ayrı bir şeydir. Ama kendini korumak şeriattan haktır. Allah cümle hastalara şifa eylesin inşallah. Hemen şuradan iki satır okuyalım yine. Kaçtı. Hıristiyanlar tümden gönül verdiler ona. Zaten avamın taklidindeki güç de nedir ki? Yani o padişahın halifesine, o padişahın bu noktada vezirine, o aslında Yahudi ama görüntüde isevi olan o vezire bütün Hıristiyanlar gönül verdiler. Neden? Avamın taklid ehli, tahkik ehli değil. Avam taklid ehlidir.
Tahkik değildir. Tahkik imanın hakikat noktasıdır. Tahkik ise görerekten Müslüman olma. Annesi babası Müslüman, o da Müslüman. Ama inceleyip araştırmamış. Derinlemesine nüfuz etmemiş. Etraf Müslüman, o da Müslüman. Etraf Hıristiyan, o da Hıristiyan. Bunlar taklididir. Namazı kılarken taklidi olarak kılar ya çocuk da. Annesinden babasından gördüğü gibi kılar. Taklidi. Tahkik ki namazın farzını, vacibini, sünnetini, nafilesini biliyordur artık o. Neyi niçin yaptığını bilir, neyi neden yaptığını bilir. O tahkikidir. Öbür gün nazari, nazarla görüyor. Böyle bakaraktan, başkasını dinleyerekten.
Kendisi okumamış. Kendisi araştırmamış. Neyin nereden kaynaklandığını bilmiyor. Hangi hadis-i şerifin neye binayen söylendiğini bilmiyor. Hangi ayeti kerimenin neye binayen geldiğini bilmiyor. Namazın içindeki, dışındaki neye binayen, neyi taklit ediyor bilmiyor. Selam veriyor. Esselamun Aleyküm ve Rahmetullah. Kime selam verdiğini bilmiyor. Herkes dönüp selam veriyor ya, o da selam veriyor. Soluna dönüp selam veriyor ya herkes. Esselamun Aleyküm ve Rahmetullah soluna döndü. Herkes soluna döndü, selam verdi, o da soluna döndü, selam verdi. Neye selam verdiğini bilmiyor. Neye selam verdiğini de görmüyor zaten. Neye selam verdiğini bilecek, bilmek ne yazdığını okudu.
Tahkiki değil da. Ne zaman? Neye selam verdiğini gördüğü zaman tahkiki. Allahu Ekber durdu namaza. Taklidi. Neye doğru döndün? Beytullah'a doğru döndü. Taklidi. Beytullah o tarafta mı? Ha o tarafta. Nereden bildin? Herkes o tarafa dönüyor ya. Taklidi. Gördün mü? Hayır. Gördü. Tahkiki yönelişi. Tahkikinin de kendi içerisinde makamı, dereceleri var. O da derecatsız değil. O da dereceleri var. O zaman avamın inanışı, avamın dini taklididir. Tahkiki değil. Bu bütün herkes için geçerlidir.
Sema edenler taklidi sema eder. Tahkiki. O neyin etrafında sema ettiğini görür. Tahkiki. Taklidi. Ya tekke de sema ettiler. Tahkiki. Nerede sema etti? Kaçıncı kat gökte? Hangi gökte kimlerle sema etti? Hangi melek tabakasıyla sema etti? Hangi pir efendiyle etti? Hangi imam efendiyle? Hangi semazenle? Hangi sahabelerle? Hangi peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle görüştü? Hangi peygamberle sema etti? Arş-ı alanın neresinde sema etti? Bakın yer, bir sürü mekan çıktı orta yere. Beytullah'ta mı sema etti? Beytullah'ın etrafında mı sema etti?
Hem kendi etrafında hem Beytullah'ın etrafında mı sema etti? Tahkiki. Değişti bak. Taklidi. Bu da sevap mı? Evet. Allah, Allah, Allah sema etti. Eyvallah. Taklidi. Tahkikisi. Ooo. Bir sürü semazenler varmış burada. Biz altı kişi dönüyor zannediyorduk. Doluymuş. Ooo. Daha öncekileri sema edenler de gelmiş. Duyan gelmiş. Ne? Taaa. Üç yüz elli yıllık, dört yüz yıllık semazenler toplanmışlar. Siz onlara ölü demeyiniz. Başlarında şeyh efendileri. Siz onlara ölü demeyiniz. O zaman değişti bak. Taklidi ile tahkiki aynı değil.
İşte avamın diyor dini taklididir. İnsanlar taklidi din yaşarlar. Oturlar taklittir. Birisi tespih çekiyor. Allah, Allah, Allah, … O da Allah, Allah, Allah, … Televizyonda gözü etrafta. Kapıyı kapat. Allah, Allah, Allah, Allah. Taklidi. Sen nasıl böyle Allah, Allah, Allah, … dedin. Taklidi. Aaa ayrı bir yere gitmiş. İş. Odada değil. Allah, Allah, Allah, Allah. Sesler duyuyor. Başka Allah diyenler var. Allah, Allah, Allah. Görüyor Allah diyenleri. Allah, Allah, Allah.
Başka bir halaka varmış orada halbuki. Kendisi yalnızdı. Ama ayrı bir halaka kurulmuş. Allah, Allah, Allah. Şeyhi de orada. Allah, Allah. Piri de orada. Allah, Allah. Vay. Sahabeler de o halakadaymış. Allah, Allah, Allah. Yattığın yerde. Yatıyorsun ama. Yattın ya. Hani yattığınız yerde Allah'ı zikrederekten uyuyun. Uyuyacaksın ya. Allah, Allah, Allah. Aa bir sürü yatanlar var. Oo ayağa kalktılar. Sen bir kendine geldin. Yataktasın gene. Ha. Öyle değilmiş. Ahkiki. İbadetlerinizi ve imanınızı tahkiki yapın. Taklidi değil.
Bu taklitten başlar yalnız. Burada taklidi reddedemeyiz. Taklidi reddedersek zahiri reddetmiş oluruz. İman da, İslam da, ahlak da taklitten başlar. Üstadını taklit eder, annesini taklit eder, babasını taklit eder, bir hocasını taklit eder. Taklitten başlar. Okur, ona okuturlar. Taklitten başlar. Taklidi yok etmek, gömmek değil. Böyle bir şey yok. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini taklit eder. Eyvallah. Onun amellerini, onun fiiliyatlarını, onun sünnetlerini taklit eder. Eyvallah. Ama işin tahkikisine gitmek için taklit yoldur, basamaktır. Kimisi taklidi komple reddediyor. Hayır. Kimisi görüntüyü komple reddediyor. Zahiri reddediyor.
Hayır. Biz namazda zahiren Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini taklit ederiz. Rükûmuzda, secdemizde, oturmamızda, sağa selam vermemiz, sola selam vermemiz, kıyamımızda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini taklit ederiz. O çünkü bize öyle dedi. Dedi ki, benden gördüğünüz gibi ibadetlerinizi ediniz. Kimileri var televizyonda, orada burada konuşuyorlar. Taklidi reddettik biz. Zahiri reddettik. Hayır. Görüntüyü reddettik. Hayır. Biz reddedenlerden değiliz. Biz taklidi, tahkike açılan bir yol olarak görüyoruz. Biz mecaz aşkı hakikate yol olarak görüyoruz. Biz namaz kılmanın taklidini hakiki namaza yol olarak görüyoruz.
Sen o namazın zahirini terk edersen hakikatini bulamazsın. Orucun zahirini terk edersen hakikatini bulamazsın. Sen kabuğu terk edersen hakikatini bulamazsın. Kabukta durursan yine hakikati göremezsin. Kabuksuz hakikati de bulamazsın. Kabukta duran hiç olmazsa kabukta duruyor. Kabuksuz olan elinde hiçbir şey kalmadı. Elinde bir ceviz var. Yemiyorsun ama ceviz elinde. Yememişsin ceviz elinde ama senin. Her an için kırıp içini yeme ihtimalin var. Ama öbürkünün elinde ceviz yok. Onda hiç ihtimal yok. O önce eline ceviz alacak. O diyor ki ben ceviz yiyeceğim. Kardeş elinde ceviz lazımsın. Sen ceviz yemek istiyorsan cevizi alacaksın.
Cevizin o dışındaki boyayla boyanacaksın sen. Deyecekler ki aa bu ceviz soymuş. Evet o ceviz soydu. Neden? O cevizin içini yemek için soydu. Senin elinde ceviz de yok. Elinde ceviz boyası da yok. Sen asla ceviz yiyeceğim deme. Hayal seninki. Kandırmaca, aldatmaca. Ya kendi kendini aldatıyorsun. Ya başkası seni aldatıyor. Sana ceviz gerek. Ceviz ağacı var. Kocaman ağaç. Adem'den beri var o ağaç. Adem'den beri bütün peygamberler o ağacı sana anlatıyorlar. Diyorlar ki gelin buradan ceviz in. Cevizi aşağı düşürmek önemli değil. Maymun da düşürür onu.
Cevizi toplamak önemli değil. Topladın güzel bir şey. Cevizi eline aldın güzel bir şey. Kır içini ye. Cevizin içi yeniyor. İşte hakikat bu. Ama onu soğucan önce. Bir güzelce. Elin kahverengiye girecek. Öyle olur değil mi? Vardı değil mi cevizli köyde? Topladığınızda eliniz boyanıyor değil mi? Kına gibi olur. Bak. Eli kına gibi olur diyor. Neden? Cevizi topladığını göreceksin. Ceviz toplamış. Tamam. Bu ne? Muhammedi. Eli kınalı. Bu abdestli. Muhammedi. Yani boya ne? Allah'ın boyasıyla boyanırlar. O ne? O dinin zahir kısmı. Taklidi biz aşağıda görürken yok etmek yok.
Ona bağlı kalıp onda sımsıkı durup içinde ceviz varken yememektik da amaktık. Ceviz var. E biz de diyoruz burada. Kır. Pirler diyor ki kırın cevizi. Peygamberler diyor ki kırın cevizi. Ya içinde size çok faydalı bir nimet var. Dinin hakikati. Dinin özü. İlmel yakin. Aynel yakin. Hakkel yakin. Cevizin dışında etli kısım var. Öyle değil mi? İlmel yakin. İçeri geç. Cevizin sert tabakası var. Aynel yakin. İçeri geç. Hakkel yakin içeride. Hakkel yakin içeride. E onun içinde de merhaleler var. Onun içinde de merhaleler var.
Var. Sen onu bulursan zaten ucundan bir kırar yersen cevizin tadını o zaman anlayacaksın. E sen şimdi sadece ceviz var mı? Var. Hiç ceviz ağacı görmeyen şimdi kendince diyor ki ceviz ağacı var mı var. Nereden bildin? Meyvesinden bildin. Hiç sen ceviz yeşilken gördün mü? Hayır. Bilmiyorsun sen. Namaz var mı? Var. Namazı biliyor. Ama sen hiç onun abdestini biliyor musun? Bilmiyor. Hiç abdest almadın. Abdest alacağım. Bu işin tahkikisine incen. Yaptığınız işin tahkikisi. İvadet tahkiki. Ya Rabbi ben öyle bir namaz kılayım ki salihlerle beraber olun. Fatiha'da okuyoruz. Ya Rabbi bizi peygamberlerle beraber eyle.
Namazdasın. Namazda peygamberlerle beraber namazını kıl. Dua ettin Fatiha'da. Dedin ki namaza girdiğinde. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Alemlerin Rabbine ne yaptın? Hamd ettin. Bir işaret lazım sana. Bir işaret lazım. Sen alemlerin Rabbine hamd ettiyse namazda sana bir işaret lazım. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Elrahmanirrahim maliki yevmiddin. İnandım. Sen Rahman ve Rahim'sin. Ve din gününün de sahibisin. Din günü toplanmış. Gözünün önünde gör ona. Gözünün önünde onu gör. Görmezsen daha çok yolun var.
İyyâken hamdü ve iyâken estayîn. Gördüm. Bu gördükten sonra ancak sana ibadet ederim. Bu dehşetli anı gördüm. Ancak senden yardım dilerim. Orada o dehşetli günde senden başka yardım edecek kimse yok. Ya Rabbi o peygamberler de toplanmışlar orada.
O salihler de toplanmışlar orada. Beni o salihlerin yanında eyle. Beni o peygamberlerle beraber eyle. Delalette olanlar da toplanmışlar. Namaz kılmayanlar, oruç tutmayanlar, zikir yapmayanlar, dini tanımayanlar, şeytanın peşinden gidenler. Onları da gördün namazda. Dedin ki ya Rabbi şu şeytanın peşine uyup namazı, niyazı, orucu, ibadeti, ahlakı terk edenler var ya. Evet aman beni onlardan eyleme. Neden? Onların halini de gördün orada. E beni peygamberlerle beraber eyle. Yüzüm yok, yüzüm kara. Ama ben senden onu istiyorum. Allah. Bir baktın melekler rükuya gitmişler. Cemaat rükuya gidiyor.
Sen de rükuya. Oradaki cemaat değil, oradaki cemaat. Oradaki cemaat oturuyor, oturuyorsun. Zikir yapıyorlar, oradaki cemaat. Harika. Namaz tahkiki olacak. Zikir tahkiki olacak. Sema tahkiki olacak. Yaptığın iş tahkiki olacak. Oruç tahkiki olacak. Allah yoluna gidiyorsun, tahkiki. Bir yere semaya gidiyorsun diye düşünme. Allah yoluna gidiyorsun. Allah meclisine gidiyorsun. Aman dikkat et. Yolda yiyeyim de, içeyim de, gönlümü hoş edeyim de. Şuraya da gireyim, buranın şusu meşhur da. Buraya gireyim de, şunun bu şu meşhur da.
Geç. Dünyada toplama bunları. Bunları dünyada toplama. Ya, sen Allah meclisine gidiyorsun. Sen peygamberler meclisine gidiyorsun. Sen Allah yolcususun. Ne işin var, nerenin köftesi iyiyse iyi. Yiyeceksin yarım kilo köfte değil mi? Her yerde yersin. Senin işin başka. İşin tahkikisine git. Ya Rabbi, öylesine bir zikullah bana bahşeyle ki, ben sema ederken, o geçmiş semazenlerle beraber edeyim. O peygamberlerle beraber olayım. Allah, Allah, Allah, Allah. Yukarıda sevgilim var mı acaba? Bak, görüyorsun nasıl gönderiyorum. Yok. Taklidi. Anne bugün semaya çıkacağım, gel hadi. Taklidi.
Ay kızımız ne güzel sema etti ya. Taklidi. Anne nasıl semam iyi miydi? Taklidi. Gönlünden Allah dedin mi? Zikrettiğinle oturdun mu? Hazreti Pir ile sema ettin mi? Hazreti Pir ile kucaklaştın mı? Hazreti Pir ile cemalleştin mi? Hazreti Pir ile yukarılara doğru gittin mi? Tahkiki. Abdest alırken tahkiki kolunun ağardığını gördün mü? Yüzünün ağardığını, nurlandığını gördün mü? Saçının nurlandığını gördün mü? Melekler başını mest ederken her su damlasına üşüştüğünü gördün mü? Kolunu yıkarken kolundan akan bütün sulardan meleklerin üşüştüğünü gördün mü? Attığın her adıma melekler abdesti bu deyip de seni muhafaza altına aldıklarını gördün mü?
Yürürken yolda melekler de senin etrafında yürüdüğünü gördün mü? Meleklerle beraber onların zikrine katıldın mı? Yolda giderken. Tahkiki. Benim gibi geliver avyazım gidiver tın gazım yolmayın. Tahkiki oğlum. Biz olamadık. Allah sizlere nasip etsin. Her biriniz gençsiniz. Her biriniz cevvalsiniz. Yetişeniz. Allah'a ham dedin. Böyle nerede rahat sohbetler edeceğiz biz? Mümkün değildi. Böyle toplantılar olacak mümkün değildi. Millet annesini, annesi, babası, kimse evladını göndermezdi bize. Selam vermezlerdi yolda bize. Yasaklı adam oldum ben.
Ben de kimseyi konuşturmazlardı. Evet şimdi nerede yetişin yetiştirin. Kendi dayım kendi dayımın oğlunla kızardı Mehmet'e. Konuşma derdi onunla. Evet. Kendinizi tahkikileştirin. Derinleştirin. Derslerinizi yapın. Zikrullahınızı yapın. Birbirlerinizle kardeşçesine davranın. Bir iş yapıyorsunuz Allah rızası için. Bizde gönüllülük esas. Bizde para yok, pul yok, makam yok, mevki yok. Hiç kimsede, hiçbir makam yok burada. Yok. Hiçbir kimsenin, hiçbir makamı yok burada. Ben dahil. Biz Allah için kulluk yapmaya çalışıyoruz. Biz kul olmak için yola çıktık.
Kul olalım. Bizim başka bir derdimiz yok. Kul olmanın yolu tahkikiden geçiyor. Tahkiki iman. Allah bizi onlardan eylesin. Gönüllerine sevgisini ektiler. Onu İsa'nın vekili sandılar. İşte bu taklidi olanlar, bu aldatılmaya hazır insanlar. Aldatılması mümkün. Birisi çıkar, bir vaazu nasihat eder onlara. Pamuk eller ceb eder. Herkes elini ceba eder. Birisi çıkar, bir Allah'tan, bir peygamberden bahseder. Getirin çekleri, senetleri bana der. Birisi çıkar, bir Allah'tan, bir peygamberden bahseder. Sohbetten otuz lira parayı alır gider. Birisi çıkar, bir sahabenen bir şey anlatır.
Üzerlerine onların yaşadığı bir hadiseyi anlatır. Geceli on beş milyar lira. Ne bilmem kim hoca geldi. Alır gider parayı. Sen de onu derin bir hoca zannedersin. Birisi gelir, bir ağlatır, bir ağlanacak sana. Hadise anlatır, anlatırken. Seni bir güzel anlatır, bir güzel tiyatro yapar sana. On beş milyar, yirmi milyar alır gider. Evet. Semaya gidiyorlar. Otuz milyar lira, otuz beş milyar, kırk milyar. Çağıranlar bizi bana telefon açıyorlar. İşte şu gün bir programımız var, işte gelebilir misiniz? Gelemeyiz kardeş, doluyuz biz o gün. Ya işte, ya gelemeyiz. Ya kaç para vereceksek verelim. Veremezsiniz para diyorum ben. Neden?
Bizim tekke dört yüz elli yıllık diyorum. Parayla biçilmez ki. Ya hocam öyle değil. Ya nasıl? İşte ya işte. Ya kaç para tutmuş gelecekti size gelecek olanlar? İşte Konya'dan bize elli beş milyar istediler. Biz bedavayız ya. Yok kardeş, Allah razı olsun. Biz doluyuz. Biz Allah rızası için gidiyoruz. Biz para pul istemiyoruz. Biz bir yarın işte nereye gideceğiz? Alaşehir'e gideceğiz. Bir para pul yok. Gideceğiz, sohbet edeceğiz, sema edeceğiz, kutlu doğum. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kardeşliğini anlatacağız. Muhammed'i kardeşlik. Nasıl olmalı? Ücret yok. Allah için. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tanınsın, sevinsin diye, sevilsin diye.
Ardından Gazemir'e gideceğiz. Normalde para yok. Her gün herhalde yarın sabah burada altı buçuk yedide yola çıkılır. Ücret yok, para yok, pul yok. Ama ücret peşinde koşanlar aldatırlar. Herkes de onları kutup yapar. Herkes onları mürşid yapar. Herkes onu harşalaya çıkarır. O ne kutuptur, ne mürşittir. Kapıdan çıkarken CD'leri alacaksınız yalnız. Çoğaltmak yok. Bir soru sordular. Burada kaç tane kağıt var? Bildim, bilmedim, cevaplandırdım. Demedim mi? Ben filanca kitapta yazdım bunun cevabını, alın okuyun. Belki de aynı soru bana buraya geldiğimden beri, şuradası yaklaşık 2003-2004'ten beri buradayız biz herhalde değil mi?
Öyle mi? Kaçtı? 2005 mi? 2007 mi? 2005. 9 yıl olmuş burada. 9 yıldan beri belki de 900 sefer cevaplandırdığım sorular vardır bunun içinde. Geçmiş sohbetlerimize bakın dayı demeye utanıyorum. Yılmaz Mustafa Özva bir daha söyle. Bir daha söyle. Allah için söylüyorsun. Demiyoruz dışarıda CD'mizi alın öğrenin. Yok öyle bir şey. Bu cemaat fisebilillah burada. Allah için buradayız. Allah için. Hiç. Hiç ama. Bir başka bir davamız, başka bir derdimiz yok. Allah için buradayız.
Burada zizeninden tut, çay dağıtığına kadar, süpürene kadar. Herkes Allah için burada. Herkes. Bir kuruş istiyorlarsa gelin bana söyleyin. Bu kadar. Bu işin tahkikisi. Evet. Allah bizi onlardan eylesin. Bizim sevgimiz. Hakikisi. Mecaz değil. Semazen dönerse kaç para diye mecaz. Vurursa gudümcü kaç para diye mecaz. Bizimki mecazla işimiz yok. Mecazla işimiz yok.
O yüzden gönüle sevgi iki taraftandır. Bir. Bir kul Allah'ı sever. Allah da onu sever. Allah onu severse. Cebrail'e emreder. Ey Cebrail filancayı sevdim. Gök halkına söyle onlar da sevsin. Cebrail gök halkına nida eder. Ey gök halkı. Allah filancayı sevdi siz de sevin. Melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Allah filancayı sevdi siz de sevin. Peygamberi sevenler müminlerdir. Ancak müminler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni sevebilir. Ancak müminler velileri sevebilir. Ancak müminler müminleri sevebilir. Mümin olmayan mümini sevemez.
Mümin olmayan bir veliyi sevemez. Mümin olmayan bir peygamberi sevemez. Bunun karşılığı da var. Allah diyor bir kulunu sevmezse Cebrail'e der ki Ey Cebrail filanca kulu ben sevmedim sen de sevme. Cebrail nida eder. Ey gök halkı. Allah filanca kulu sevmedi siz de sevmeyin. Melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Allah filancayı sevmedi siz de sevmeyin. Müminler o kimseyi sevmezler. O yüzden adı şerif der ki Müminler bir yerde toplanırlar. Benim ümmetim bir yerde toplanır. Ümmet bir yerde toplanır. Ümmet iki yerde toplanmaz. Ümmet bir yerdedir. Bir topluluk iki yerde toplanmaz. Bir yerdedir.
Bir topluluk iki yerde toplanmaz. Bir yerdedir o. Burası bir topluluk. Buradan birisi daha çıktı. İki tane oldu değil mi? Olmaz. Bir yerde olacak o. Bir yerde olacak o. Fitne çıktı o zaman. İki çıktı sonrası. Ümmet bir yer. Çoğunluk bir yerdeyse sen de oraya gideceksin. Alternatifi yok. Allah bizi affetsin. O zaman o kimseyi Allah ve melekler sevmezse ne sever? Şeytan sever. Şeytan kendi müritlerine der. Ey şeytanı sevenler. Yavrularım. Kızıcıklarım. Ya bunu sevin. Harika. Tarkan. Koş arkasından. Binlerce kişi topluyor.
Öyle değil mi? Allah'ı seven gider mi oraya? Kim? Şarkıcı filanca kadın. Ne kadar toplamış? Şu kadar toplanmış. Allah'ın sevenin ne işi var orada? Herkes kendi müridini topluyor. Şeytanın da velileri var. Şeytanın da dostları var. Onun da müritleri var. Onun da müntesipleri var. Onlar da ne yapıyor? Orada toplanıyor. Yarın ne var? Maç. Ne maçı? Ferabaçak, Alatasaray. Yarın ders olsaydı görecektik. Adam diyecekti şimdi. Zikrullah her hafta var ya. Bu maç kaçmaz şimdi. Toplayacaktı taraftarlarını şeytan. Yarın ne yapacak?
Yine toplacak. İşte o zaman sevgi. Sevgi. Şeytanisi var. Rahmanisi var. Şeytanisi var. Rahmanisi var. Bana diyorlar. Hocam onu da Allah sevdirmedi mi? Kardeş. Orada şeytani tecelliyat var. Yapma. Allah seni kendi yolunu sevdirir. Kur'an'ı sevdirir Allah. Peygamberlerini sevdirir. Velilerini sevdirir. Namaz kılanları sevdirir. Kur'an ve sünnet yolunda mücadele eden, cihad edenleri sevdirir. Böyle sevgi Allah katında makbuldür. Diyelim Allah gecenizi hayır etsin. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.