Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 31 Mayıs 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Haziran 2014 · 1:26:12

Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, geciktiğim için hepinizden de özür dilerim, haklarınızı helal edin, yaklaşık yarım saat kırk beş dakika geciktim, Cenâb-ı Hak bizi affetsin inşallah, Allah ölecek olan bir insanın önce aklını alırmış doğru mu? En son aklını alır. Çünkü ruhun kendisinden uzaklaşıp gittiğini akıl görür. O aklı giden kimse, önce aklı giden kimse bunu normalde hissedemez ama normalde Müslüm veya Gayrimüslim aklı durur. Onun ruhunun kendisinden uzaklaşıp gittiğini idrak eder.
Ölü toprağının bahçemize atıldığını öğrendik, etkilerini ailece görmeye başladık. Sizce ne yapmamız gerekiyor? Cevabınız için şimdiden teşekkürler. Siz dirilerden korkun. Bu manada. Ölü toprağından bir şey olmaz. Toprak topraktır. Ölü toprağı olsan olacak, diri toprağı olsan olacak. Organ nakli dinimizce uygun mudur? Bakın organ nakliyle alakalı bir sıkıntı yok. Yalnız nakil yapacak kimse, nakili alacak oldukları kimse ölmeden önce ondan alıyorlar. Sıkıntı burada. Öldürmek Allah'a mahsustur. Hiç kimse herhangi bir sebepten, nedenden dolayı öldürme hakkını kendisine alamaz. Öldüremezsin sen devletsen, devlet tebasını, vatandaşını yaşatmaktan sorumludur.
Yaşatacak, onun aklını muhafaza edecek, canını muhafaza edecek, namusunu muhafaza edecek, dinini muhafaza edecek, malını muhafaza edecek. Devleti devlet eden şartlardan birisi. Organ naklinde ölmeden o kimseyi beyin ölümü gerçekleşti deyip organlarını başlıyorlar almaya. Evde resim olunca rahmet melekleri girer mi? Resmin konumuna bağlı. Hanefiler boydan bir resim olursa girmez buyurmuşlar. Melamilik nedir? Kaç çeşittir? Kaç çeşit olduğunu bilmiyorum. Ama melami, melamilik bu manada tasavvufta, dinin içerisinde bunu böyle kabatastak birkaç cümleyle özetleyecek olursak bir kimsenin hayırını saklayıp şerrini meydana çıkartmasıdır.
Şimdi insanlar şerlerini saklayıp hayırlarını meydana çıkarırlar. Bulgunlaşmış insan, erdemli insan hayırını saklayıp şerrini meydana çıkarır. İnsanların içerisinde iyi, yalnız başına kaldığında kötü değildir. O kimse insanların içinde de yalnız kaldığında da neyse odur. Şimdi insanlar, insanların arasında namaz kılıyor, eve gidince namazı terk ediyor. Öğlenle ikindi namazını kılıyorlar, sabah akşam yatsı yok münafıklık elameti. Partiye yaranmak için, siyasilere yaranmak için, işte müdüre, amire, memure yaranmak için, ona buna yaranmak için, onların yanında dindar, ondan sonra veredda'l-namin.
Melami, bu aslında gerçek manada yaşansa, o kimsenin kendince, kendi nefis mücadelesini tamamlamış demektir. Nefsiyle mücadelede belli bir yol kat etmiş kimsedir. E şimdi namazını terk edenler var, bizim kılındı diyor melami, orucu terk edenler var, bizim kılıncı diyor melami. Ne bileyim işte harama, helala dikkat etmiyorlar, bunlar isimleri melami bunların. Aynı şey bizim için de geçerli. Herkes için geçerli. Yani hani meşhur bir söz var ya, kişi olmaz derviş gitmekle tekkeye, çok affedersiniz eşek olmaz hacı gitmekle Mekke'ye. Bu her yerde var şimdi, her yerde var. İşte burada sufi öğreti, bunun adına bir melami denmiş, sufi öğretisidir melamilik.
Hz. Mevlana melamidir, Abdülkadir Geylana Hazretleri melamidir, Ahmet el-Rufay melamidir, Ahmet el-Bedevi melamidir, İbrahim Duzuki Şeheb-ül Hasan-ı Şazeli melamidir, Hz. Üftade melamidir, bütün Pir Efendiler melamidir, bütün Veli'ler melamidir, bütün Kutuplar melamidir. Melamet, kendi izinin olmayıp, sadece Allah ve Resulünün izine basmaktır.
Melamet, kendi kokunu olmayıp, Allah'ın kokusuyla kokulanmaktır. Melamet, kendi renginin olmayıp, Allah'ın rengiyle renklenmektir. Bunun hadisi Kutsi'de karşılığı, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı. O benimle görür, benimle tutar, benimle duyar, benimle konuşur. İşte bu hal ile hallenen melamettir. Onun kendi düşüncesi yoktur, onun kendi aklı kalmamıştır, onun kendi fikri yoktur. O Allahça düşünür. Bakın o Allahça düşünür, o Rabça düşünür, Rable bakar, Rabça tutar. Onun tutması kendinden değildir. Vay Mustafa Özbağ iyi desinler, şuraya bir hayır hasenat yapayım, herkes görsün. Hiçbir şey bekleme.
Melamet, düşüncesi sağ elinin verdiğini, sol elinin haberi olmayan. Hadis-i Şerif gösterişten uzak, riyadan uzak, kibirden uzak, ihlâsızlıktan, samimiyetsizlikten uzak. Her şeyi Allah için yapan, cenneti geçen, cehennemi geçen, sıratı geçen, mahşeri geçen, kendi nefsiyle bir işinin kalmayan kimse. Allah cümleyi onlardan eylesin. Öğreti bu. Sufi öğretisi budur. Ama öyle, kendini sufi gör, melami gör, geri kalanı avam gör, geri kalanı eksik gör, geri kalanı yanlış gör, geri kalanı uzak gör. Hazreti Bektaş Veli ne diyor? Hakikat bahsinde.
Hakikatin diyor, birinci on kuralından birincisi, yetmiş iki buçuk milleti bir görmektir diyor. Melamilik odur. Allah bizi onlardan eylesin. Dini nikahın farzları nelerdir? Abdest olmak şart mı? Hayır. Nikah bir ibadettir. Her ibadette abdest olmak güzel bir şeydir. Ama şart yoktur öyle. Nikahın farzı nedir? İcab ve kabuldür Hanefi'ye göre. İcab kabul nedir? Birisinin karşıdaki kimseyi icab etmesi, onun da icab etmesi, onun karşıdaki kimsenin de kabul etmesidir. Erkek dedi ki kadına, ben seni nikahıma aldım veya ben seni eş edindim. Sen benim karımsın, karşıdaki kimse de buna itiraz etmedi, nikah nikah oldu.
Nikahın farzı bu. Hanefiler eski dilde icab ve kabul demişler. O şahit, işte mehir, onlar arkadan gelen farzı değil ama. Arkadan gelen vacibi sünneti. İki kardeşiz, şirketimiz var. Ortalama aylık 20 bin TL kazancımız var. Ya bunlar da söylemeyin böyle. Maliyeciler gelir tutar sizi. Bizim buradaki sohbetleri sadece siz biz dinlemiyorsunuz. İnternetten millet dinliyor. Maliyecisi var, siyasi polisi var, MIT'i var, BİT'i var, CIA'si var. Hepsi var. Yapmayın. Bereket, at, soyat, adres yok. Yoksa maliyeci gelir kapınıza dikilir sizin. Gelin bakayım evlatlarım.
Aylık 20 bin TL kazancımız var. Fakat bizler hak geçmesin diye aylık 2 bin TL maaş alıyoruz. Ben zekatımı aylık vermek istiyorum. Aldığım maaşa göre mi yoksa şirketin kazancına göre mi vermem lazım? Yıl sonunda toplacaksınız. Elinizde ne kadar maddi para birikti. O para bir yıl sizde de durması gerekir. Yatırım yapıyorsunuz devamlı diyelim. Devamlı yatırım yapan, devamlı yanında işçi çalıştırana dine göre zekat yok. Şirket devamlı yatırım yapıyor. Bu sene 10 işçi vardı, sene 20 işçi. Bir makine daha aldı, borçlandı. Bir makine daha aldı, borçlandı. 20 işçi, 30 işçi. Tabi bu sefer de sigortacılar sizi rahat bırakmıyor. Ayda bir geliyorlardı bana. Hiç haberin yok senin.
Giriyor dikkana tık tık tık … sayıyor. Kim sorumlu? Mustafa Özbağ. Buyurun tamam mı? 8 tane eleman çalışıyor imzalıyoruz. Hadi 1, 2, 3. Dedim ne kardeş ya? Benden başka kimse yok mu burada esnaf dedim. Herkese geliyoruz. Dedim herkese geliyorsan sözüm yok. Ama sadece bana geliyorsan dedim. Okuyayım mı dedim. Böyle baktı yalvaran gözlerle. Bir değişim ama işin latifesi tabi. Bir kimsenin kenarda nisap miktarı parası durursa bir yıl ona zekat var. Hanefi'ye göre. 40'ta bir. Şirket aylık 20 lira kazancı varmış. Yıl sonunda ne yaptı? İşte 12 ayda 240 lira yaptı. Kaç parasını yemişler? Bunlar 2 lira aldıklarına göre 40 lira. 200 lira kalmış.
Ortalaması kaç ay bunun? 6 ay. Bir 6 ay sonra o 200 liradan para duruyorsa orada zekat verecek. 6 ay sonra ortalaması 6 ay. 1 yıl geçmesi lazım çünkü. Aydan aya bu kimse zekatını verebilir mi? Verebilir. Allah katında 3 dua vardır ki kabul edilir. Mazlumun duası, yolcunun duası anne babanın evladına yaptığı dua. Evet. Yolcunun duasının makbul olmasının hikmeti nedir? Yolcu da çünkü mahzurludur, kısıtlıdır, mahcurdur. İhtiyacı vardır. Yolcu. Bu yolcu tabi Allah yoluna çıktıysa onun duası daha makbuldür. Allah için yola çıkmış. Biz şimdi inanıyoruz.
Hacı Mehmet'i Kuyucu'yu gördüm burada. Şimdi İzmir'den buraya geldi. Kızını görmek için geldiyse, torununu görmek için geldiyse ey Allah. Ama buraya Allah için geldiyse onun duası makbul şimdi. Allah için yola çıkan öğleden önce veya öğleden sonra, günün herhangi bir saatinde Allah için yola çıkan bir kimsenin diyor, Allah için yola çıkmış. Onun sevabı dünyadan ve dünyadakilerden hayırlıdır. Hani sabah namazının sünnetini kılmaklığın dünyada ve dünyadakilerden bana sevgilidir var ya, bu da onun gibi. Hacı Mehmet'in duasını alın şimdi mesela. Yolcu. O ayrı mesela, edersin tabi.
Tabi kızına da ziyaret edebilirsin. Burada niyetin çıkarken sohbete gelmekse, sohbete geldin. Yola çıkarken kızına niyetlendiysen kızına geldin. Yola çıktın, Bursa'dan mal alayım dedin, ticarete geldin. Ya giderken de bir de sohbet dinleyeyim. Sohbeti dinledin, bunda bir sıkıntı yok. Ama çıkış amacın ticaretti. O yüzden az önceki hadis-i şerif tecelli etmemiş oldu. Kafama takılan sorular olduğunda sizi arıyorum, ulaşamıyorum. Sorularımın cevabını siz rüyamda veriyorsunuz. O cevaba göre hareket etmek ne kadar doğru. Bu rüya içerisinde rüyadır, hakikattir. Ama bunun yine de tevhile ihtiyacı vardır. Böyle hareket edemeyiz biz. Bizim yolumuzun adabı bu değildir. Sema yaparken her çerçeğinde Allah diyoruz.
Allah derken bir yandan da ne düşünmeliyiz? Düşünmene gerek yok, Allah de yeter. Bir sohbetinizde dizimizin dibinde olması önemli değil, gönlümde olsun demiştiniz. Dilinizin dibinde, dizinizin dibinde yetişmeden nasıl gönlünde olabilir? Allah gönle koyarsa kim yapacak, kim çıkaracak ki? Zina yapıyorsun, sonra zina yaptın, oğlanla evleniyorsun. O zaman eskiden yaptığın zinanın günahı var mıdır? Evet, tövbe edecek. Eşimiz zikre, sohbete göndermiyor. Siz eşlerinize iyi davranın dediniz. Ben iyi davrandıkça daha çok göndermiyor. O evdeyken zikre, sohbete gidemiyorum. Ne yapmam gerek? Kafasına bir tava vurabilirsin ara sıra.
İşin latifesi tabii. Siz yine de iyi davranın. Bir arkadaş vardı da, önceden işte böyle bağırır, çağırır, içermiş falan, böyle bırakınca annesi başlamış ona eziyet etmeye. Bir, iki, üç, bir, iki, üç, bir, iki, üç eziyet var orta yerde. Allah rahmet eylesin. Şeyh efendi demiş, bir sefer, demiş oğlum eskisi gibi bir demiş, böyle bir gösteri yap, op op deyiver bir demiş. O arkadaş gene bir gün, allooof bir bağırıyor, bir tekme kapıya. Anası örtüsünü toplamış, vah yavrum senin dervişlik günlerini ben çok üzledim. Demiş ya derviş olduk demiş, yaranamadık, içtik yaranamadık, derviş olduk yaranamadık, tekrar başladım ben demiş.
Ne olursun oğlum demiş, neyse bazen tutar bu, Allah iyi gelsin inşallah. İşin ilginç noktası bizim insanımız, iyi ahlaklı insanı pasif, zayıf zanneder. Birisi iyi ahlaklı, güzel ahlaklı, sessiz, sedasız, kırmama, üzmemeye çalışıyor değil mi? Karşıdaki kimse cehalet ehli. Ona daha fazla kıymet vereceğini, ona daha fazla ezmeye çalışır. Kıymet görmez. Öyleyiz biz. Allah bizi affetsin. Sadece haram olduğu için sevdiğimizden ayrılmanın mükafatı nedir? Allah rızası için ayrılmak istiyorum. Bunun için kendimi nasıl cesaretlendirip ayrılabilirim? Bunu düşündüysen sevmiyorsun zaten.
Hemen ayrıl. Hilafet uygulayan dünyada bir ülke var mı? Yok. Hilafeti uygulamaya kalkacak olan bir kimse, hilafet Türkiye'de. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde. O yüzden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin uhdesinde. Türkiye'ye savaş açacak, Millet Meclisi'ni yerle heksan edecek, hilafeti Türkiye'den alacak. Başka türlü hilafetin Türkiye'den alınması mümkün değil. Ama yeryüzünde İslam uygulamasını sordu herhalde gerçekte bu. Ama yeryüzünde, dünya üzerinde benim bildiğim, benim tanıdığım tam bir İslam hukuku şu anda uygulayan yok. İran'da buna dahil özellikle söylüyorum. Buraya tekkeyi, size ziyareti, şehir dışından eşimizden izinsiz gelebilir miyiz? Benim eşim şu an işte benim şehir dışında burada olduğumdan haberi yok.
Eyvah! İtiraf.com gibi oldu be. Geçen haftaki sohbet ama bir yerde takıldım. Allah'ın peygamberini kendinden çok sevmesi nasıl olur? Ne derler ona? Teşbih de hata olmaz derler ya. Teşbih sanatı olarak görün. Din samimiyettir buyurur. Açıklar mısınız? Sohbetin başında açıklamış olduk. Hz. Mevlana iyilerle herkes iyi olur. Marifet kötülerle iyi olmaktır diyor. Biz kötülerle nasıl iyi olabiliriz? Nefsinle iyi oluyorsun ya. Dışarıdan ne kötü arıyorsun? Nefsinle ne kadar iyi geçiniyorsun ya. Sevdanın dili var mıdır?
Varsa biz nasıl anlayabiliriz? Olsaydı zaten kalem çatlamazdı. Hz. Mevlana diyor ya, söz aşka gelince diyor kalem çatlar. Söylemiş oldan söylediğim sözden de utanırım diyor. Aşk güzel ahlak mıdır? Evet tecelliyatı odur. Bunları hemen bitireyim dedim. Kafam orada kalmasın. Hakkınızı helal edin. İki insan vardır. Tabi normalde siz böyle kağıtları görünce siz de dikkat kesiliyorsunuz, hoşuma gidiyor. Bunları görünce bütün bakıyorum ben cemaatın gözleri çakmak çakmak. Gençler böyle dikkat kesiliyorlar.
Normal soru değil çünkü bunlar herkes öğrendi artık bunlar normal soru değil diye. İki insan vardır. Biri biyolojinin bahsettiği insan, diğer ise hakkında şairin konuştuğu, filozofun söz söylediği, dinin ilgilendiği insandır. Kur'an'da bu tür konudan bahsettiğinde iki kelime kullanılır. Bunlardan birisi beşerdir. Diğeri de insandır. Ene beşerun misdukun, husulet ayet 6, kanel insanu aculla, isra. Dolayısıyla beşerin hedefi insan olmaktır. Biz Allah'a aitiz ve ona döneceğiz ayeti. Bir insan tanıma, bir insan bilimi felsefesidir. İleyhi raciun, insanın Allah'a doğru yönelip dönmesi demektir.
Hallacın Allah'a eriştiğini söyleyen, Allah'ı sabit bir yer olarak alan ve dolayısıyla insanın oraya vardığında artık Allah'ta durduğunu savunan, parantez içinde bu, tasavvufun yaklaşımının tersine, ileyhi, ona doğru demektir. Ve onda ne ona, bilakis ona doğru. Allah değişmez bir yerde değildir ki insan oraya erişince orada dursun. Allah sonsuzluk, ebediyet ve mutlaktan ibarettir. Sonsuz aşka doğru harekette asla durmak yoktur. Bu, olmakın ve insanın manasıdır. Bu insanın üç özelliği vardır. İlk olarak bilinçli, ikinci olarak seçici, üçüncü olarak yaratıcı bir varlıktır. Şu halde insan kendini bilen, seçen ve yaratandır.
Descartes şu cümlesi meşdurdur Descartes'in. Düşünüyorum, öyleyse varım. İkinci söz, gidenin. Hissediyorum, öyleyse varım. Üçüncü söz, Albert Camus'un. Başkaldırıyorum, öyleyse varım. Adem cennette olduğu ve başkaldırmadığı sürece insan değil, melektir. Fakat insan cennette ve cennetin tüketim hayatı içinde isyan ediyor ve o meyveyi akıl, bilinç ve başkaldırma meyvesi yedikten sonra vaat edilen cennetten değil, yararlanma, keyif çatma ve hayvanı tüketim cenneti olan cennetten kovulur.
Soru, yukarıdaki sözlerin büyük bir bölümü Ali Şeriat'indir. Bize insanın yaratıcı özelliğini ve başkaldırma özelliğini açıklar mısınız? Bir şia olan şeriatı ile farklılığınız nedir? Bunu en baştan alayım. Evet, Kur'an-ı Kerim'de beşerden bahseder. Bu beşer, ilahi ilimlerin kendisine verildiğini algılamaktan uzak, nefsin heva ve hevesine düşmüş bir kimsedir. Bu, terbiye edilerekten, terbiyeye tabi tutularaktan insan olur. Bunun yolu nefisle mücadeleden geçer.
İnsan vardır, Cenab-ı Hak tarafından seçilmiştir. Peygamberlerdir. Arabiye göre, veliler de bu noktadandır. Bu seçilmiş olan peygamberler, insan olarak yeryüzüne indirilirler. Ve bu insan olarak yeryüzüne indirilen peygamberler, geçmiş peygamberler buna dahil, küçük zelleler görülür. Ama bütün peygamberler, yeryüzüne seçilmiş insan olarak gönderirler.
Arabiye göre, veliler de bir kısım, büyük bir çoğunluk veliler de böyledir. Ben işin o tarafına girmeyeceğim şimdi. Diğer insanlar, peygamberlerin haricindeki insanlar, yeryüzüne beşer olarak gönderilir. Onları beşer sıfatlarından ilahi sıfatlara dönüşümü sağlayacak olan öğreti de, peygamberler ve kitaplar, zaten Arabi burada tekrar devreye giriyor, peygamberlerden sonra, peygamberlerin varisi hükmünde, veliler tarafından, o beşer insanlar, o beşer insanlar bakın, insanı kamillik noktasına doğru yönlendirirler.
Aslında bütün insanların üzerinde, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının cemi tecelli etmiştir. Bu manada, beşer noktasında değil, insan noktasında, insan, Cenab-ı Hakk'ın yeryüzündeki veyahut da bu alemdeki halifesi hükmündedir. Hallâc-ı Mansûr'un, devam ediyorum bu insanı ayrıştırdıktan sonra, Hallâc-ı Mansûr, dönüşümünü, terbiyesini, dairesini, bunu konuşmak istemem böyle ama hakkınızı helal edin.
Meselenin anlaşılması açısından söylüyorum. Tamamlayamamıştır. Tamamlanmamıştır. Bütün ehl-i sufinin hakikati, hakikat noktasındaki ehl-i sufiler, meselenin görecesinde değil, edebiyatında olmayan, az önceki anlattığım melamet noktasındaki sufiler, Hallâc-ı Mansûr'un, Mansur'un seyr-i sülukunun bitmediğine kanidirler. Çünkü eğer Hallâc-ı Mansûr'un seyr-i süluku bitmiş olsaydı, Cenab-ı Hakk'ı yerden, zamandan, mekandan tenzih edecekti. Oysa Hallâc-ı Mansûr, Hallâc-ı Mansûr, bu tenzihi, teşbihteki tenzihi, gerçekleştiremediğinden dolayı, kabız haline tutulup, kendi canını teslim etmek zorunda kaldı. Oysa, eğer ki, bu seyr-i süluku tamamlanmış olsaydı, Hallâc-ı Mansûr bu kabız haline tutulmayacaktı, tutulmayacaktı.
Ama bu işin varsayımı, bu işin şimdiki teknik, felsefi olarak yorumlanması, o esnada, o, o hal, o kimsenin üzerinde yaşandığı zaman, onun nasibi, kaderi, kısmeti böyleymiş diyeceğiz. Biz şimdi böyle diyeceğiz. Ama ona düşen vazife, o günün zamanının, kutbunun, öğretisini almaktan geçiyordu. O öğretiyi tamamlayamadığından, almadığından, Hallâc-ı Mansûr'un öğretisi, eksik ve yarım kaldı.
Devam ediyoruz. Şimdi, beşer, kendisini insan yapmakla mükelleftir. Mükelleftir. Bizim dönüşümüz Allah'adır. Cenab-ı Hakk dönüşümüzün en vasat noktasını bize bildirir. Ey nefis, ey insan, Rabbine mutmain olarak dön. Cenab-ı Hak bizi beşer noktasında geri dönmemizi istemez. İnsan olmaya adım atmak, nefs-i mutmainne dedir. Nefsi mutmainnenin hali ise, kötülük yapmaktan uzak, kötülük dizayn etmekten uzak, kötü düşünmekten uzak, kerih eksik noksan düşünmekten uzaktır. O, Rabbinden razıdır. Ayet-i Kerime'de ondan sonra der ki, sen Rabbinden razı, Rabbin de senden razı olarak dön der.
Bu da bu üstünde raziyet makamıdır. Bir üstüdür. O zaman bir kimse, Allah'a dönüş yolunda, Allah'a dönüş yolunda, beşerlikten kurtulup, insan-ı kamil, insan olma noktasında olması gerekir. Ola ki, insan-ı kamil olamadı, ama mutmainne noktasına geldi. Mutmainne noktasında gelen bir kimsenin, yapmış olduğu, bakın dikkat edin, onun üzerinde tecelli eden, hayır, iyilik ve yoldan dolayı, onun seyr-i sülükü, öldükten sonra da devam eder.
Burası, mahrem bir noktadır. Bir kimsenin, öldükten sonra da, seyr-i sülükünün devam etmesi için, onun nefsinin mutmainne makamına gelmesi gerekir. Mutmainne makamına gelen bir kimsenin, ecri sevap defteri, ebediyete kadar açıktır. Tabiri caizse, kıyamete kadar açıktır. Hatta, Cenab-ı Hak onlara fazlından vererekten, kıyametten ileriye doğru dahi, onların ecri sevaplarını arttırır.
O, insan-ı kamil noktasına gelir, öldükten sonra da. Burayı, parantez içinde, tırnak içerisinde alın. Bunu, şatahat yapmak için söylemiyorum, bunu söyleyebilecek olan insan da, çok azdır. Gerekirse, önümüzdeki hafta, bunun delilleri olan, hadis-i şerifleri size getirebilirim. Hemen aklıma geleni söyleyeyim, beş kişinin hasenat defteri kapanmaz. Meşhur değil mi hadis-i şerif? Ne? Talebe yetiştiren. Ne? Yol, köprü, hastane, hayır hasenat gibi bu tip işler yapan. Ne? Hayırlı evlat yetiştiren. Bakın bunların hasenat defterleri kapanmıyor. Bunlar öldükten sonra da, onların hasenelerine yazılıyor. Demek ki, öldükten sonra da, onların hasenelerine yazılıyorsa, onun seyir-i sülükü, hala daha devam ediyor.
Çünkü, ecz-i sevabatı devam ettiğine göre, onun üzerinde, günah işlemediğine göre. Öldükten sonra, bir kimsenin günah işleme imkanı yok. Ama öyle bir, kendisine kapı bırakır ki, öyle bir kapıyla kapılanır ki, öldükten sonra da, onun hayır hasenatı devam eder. Bu, onun seyir-i sülükünün devam edip, insanın kamillik yolunda, onun yürüdüğüne işarettir. Nefesi yetmemiş, pardon, nefesi yetmemiş onun. Nefesi yetmemiş, Cenab-ı Hak onu yürütüyor. Onu, Allah yürütüyor artık. Ama o kimse, Allah yürüdük, dururken, geride öyle bir kapı, geride öyle bir yol, geride öyle bir şey bırakıyor ki, onun yolu, onun hesabı, kitabı, devam ediyor. İşte, Cenab-ı Hak insanı, karşısında, beşerlikten kurtulmuş olarak ister.
Ve, beşerlikten kurtulan insan, insan olma yolundadır. İnsanı kamil olma yolundadır. O yüzden, ehli tasavvuf, mutmainne makamına gelmiş ve, mutmainne'den raziyeye geçen, raziyeye geçen, bir sufinin, şeyhlik yapabileceğine hükmetmiş. Hükmetmesinin sebebi bu. O kimse artık, beşerlik sıfatlarından, kurtulmaya başladı. O, Allah'ın, onun üzerindeki, sıfatlarının, tecelliyatına farkında olmaya başladı. Farkına varmaya başladı. Kendi üzerindeki sıfatlarının, kendi üzerinde insan, kendi üzerinde Allah'ın sıfatlarının, tecelliyatlarına aşina olmaya başladı. Ve, onun sıfatlarının nasıl işlediğini, görmeye başladı.
Başladıkça, mutmainne'yi arttı. Kalbi mutmain oluyor artık. Kalbi mutmain olunca, çünkü onu, ayağın olarak görüyor. Dördüncü makam, mutmainne makamı, ilmel yakin. Beşinci makam, aynel yakin. Altıncı makam, hakkal yakin. Yedinci makam, ehadiyet. Sırrın sırrı. Ama o, bu noktada, insanı kamil olma yolunda, insan olma yolunda gidiyor. İnsan olma yolunda giden bir kimse, artık, kendi üzerindeki beşer sıfatları, hayvanlık sıfatları, artık onun, insan olmaya başladı. Örnekliyorum. Önceden, karnını doyurmak için yemek yerdi. Şimdi, karnını doyurmak için yemek yemiyor.
Ya, o karnını doyurmak için yemek yenilmeyeceğini öğrendi. O acıkınca yenilmeyeceğini öğrendi. Acıkınca yemek, doyunca yememek hayvanidir. Acıkınca yememek, doyunca yemek, insanidir. Her acıka mahluk yer, ancak insan yemez. Her tok olan mahluk yemez, ancak insan yer. Niçin? O insan, hayvani duygulardan uzaklaşıyordur artık. Oruç, insanı, hayvanlıktan kurtaran bir ibadettir. Açsın, yemezsin. Aslanı koy, aç, ceylanı da koy önüne.
Çatır çutur, çatır çutur yesin. Sen de açsın, eti koydular önüne. Çatır çutur, sen de yedin. Bir farkın kalmadı. Açsın, eti koydular önüne. Yemiyorum dedin. İnsansın. Çok basitten aldım. İşte, beşer sıfatlarının, kurtulup, artık insani sıfatlarının onda tecelli etmesidir. İnsan. O insan ki, kötü düşünmez. O insan ki, kötülük yapmaz. O insan ki, kötüyle alakalı her şeyden, kendisini uzak tutmaya gayret eder. O insan ki, üzerinden tecelli eden her şey, Allah'ın sünnetullahına uygundur. Yani, o artık, sünnetullah üzerine yaşar. Sünnetullah üzerine yaşamak, Allah'ın edebiyle edeplenip, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, izinden gitmektir.
İşte, o insan, insanı kamildir. Devam ediyoruz. Bu insanın, üç özelliği vardır. İlk olarak, bilinçli. Evet. O, ilmel yakin noktasında, altta, birinci derecede, ilmel yakin noktasında, bilgiye sahiptir. Bir üst, o aynel yakin noktasında, bilgiye sahiptir. Bir üst, o hakkel yakin noktasında, bilgiye sahiptir. Bilgisiz aşıklık cehalettir. Bilgisiz din cehalettir. Bilgisiz bir insan, hayvandan bir farkı yoktur. İnsanı insan eden, o kimsenin bilincidir. Bilgisidir. Bilgi, o insanı Allah'a yaklaştırır. Bilgi. Biz zannederiz ki, duygu bizi Allah'a yaklaştıracak.
Duygu, bilgiyle beraber olursa, altın hükmünde olur. Devam ediyoruz. İkincisi, seçicidir. Evet. O kimse seçer. İlmel yakin noktasında gördüğünden, meselenin ilmi noktasından bakar, seçer. O kimse, aynel yakin noktasından bakar, seçer. İyiyi, doğruyu, güzeli, tatlıyı, acıyı, seçer. Seçme hürriyeti vardır onda. Ama o seçerken, bilgi noktasında seçer. Ve bildiği kadar seçer. Bilgisi ne kadar üstün ise, o en üstününü seçer. Bilgisi ne kadar kapsayıcı ise, o en kapsayıcı olanı seçer. Şüphelilerden uzak durun. Şüpheli olduğunu bilmen gerekir senin. Şüpheli olduğunu bilmezsen, sen şüphelilerin içerisinde yüzersin. O zaman şüpheli şeyleyi ayırt edebilecek kadar bilgiye sahip olman gerekir.
Yani bu ne demektir? Yani bu ne demektir? Sen farzları bilirsin, haramları bilirsin, helalları da bilirsin. Haramların ve helalların yazılmadığı, şüphelide kalan olayları da ne yaparsın? Bilginle onları tespit edersin. Bu bilgi, zahiri bilgidir, aklidir. Bu bilgi, kalbi bir ilimdir, kalbi bir ilimdir, kalbidir. Bu bilgi sır ilmidir, sır. Sırrıdır. Bakarsın, yüzeyden baktığında gayet normal görünüyordur. Ama bu ilmel yakin bir bilgidir. Hani, ayeti kez, hadis-i kudüsüde sizin iyi bildiğiniz kötüdür, kötü bildiğiniz de iyi olabilir. Bu ne? İlmel yakindir. İlmel yakin noktasında bakarsın, sen onu iyi görebilirsin. Ama hakikatte o iyi olmayabilir.
Bu ancak hakkel yakin bir bilgiyle bilinecektir. Bu şüphelilerden arınma, bilginin mükemmelliyetiyle mümkündür. Eğer bilginin mükemmelliyeti yoksa, o kimsenin şüphelilerden arınması mümkün değildir. O kimsenin bulanıklığı, bulanıklığı tespit etmesi mümkün değildir. Bu kader bahsinde, bu cebriyet bahsinde, bu normalde hukuk bahsinde, bu fıkıh bahsinde, bu işte aşk bahsinde, gönül bahsinde, ruh bahsinde, bu insanı ilgilendiren bütün ilimlerde, o kimse ne kadar bilgiye sahipse, seçiciliği o kadardır.
Bilgiye sahip olmayan bir kimsenin, seçiciliğinin olması da mümkün değildir. Ancak bilgiye sahip olan kimse seçer. Üç tane kuru fasulye yemeği kondu. Daha önce bir kimse bu üç tabaktan da yedi. Üç ayrı tat, üç ayrı kuru fasulye. Üç ayrı tat, üç kuru fasulyeyi, hafıza, akıl, hıfzetti bunu. Biliyor artık. Önüne tekrar üç tane kuru fasulye gelince, aynı kuru fasulye. Diyor ki sağdakini seçiyorum. Niçin? Benim damak tadıma bu daha uygun geldi. Öbürkü bilmiyor. Bilmeyince yapacağı iki yöntem var. Bir, bilene danışmak. Hangisini seçeyim? Bu daha iyi. Veya bunun bu, bu, bu özellikleri var. Bunun bu özellikleri var.
Bunun bu özellikleri var. Üçünden birisini sen damak tadına göre tercih edebilirsin. Bakın bilen bir kimse üçünü de anlattı size. Bilmiyorsunuz. Üçünden de deneme yanılma yapacaksınız. Birisi bol acılı. Hiç acı yemiyorsunuz. Acıya karşı yakışırı derecede sizin perhiziniz var. Belki de bir kaşık acı sizi öldürebilir. Siz diyemezsiniz. Bir bilene ihtiyacım yok diye. Yediniz öldünüz. Bir bilene ihtiyacınız var. Anladınız mı bilgi? Bilgi seçmeyi gerektirir. Seçtirir. Üçüncüsü olarak yaratıcı bir varlıktır. Buraya konuşulduğunda herkes onu küfür ehli görür. İnsan yaratıcıdır.
Bu işin zaten en, ne o? Bam teli burası. Şimdi insan yaratıcıdır deyince diyeceksiniz ki Allah'a ortak koştu bu adam. Bu haddi aştı artık. Haftaya gelirken çıkınınızda sapan taşı da getirebilirsiniz. Ha bu adam bir şey dediğinde tınk atalım diye. Olabilir. İnsan yeryüzünde halife miydi? Evet. Buraya makine gibi gelen var mı buraya? Kurgulanmış bilgisayar makinesi gibi gelen var mı? Yok. Peki Buraya rüzgar savurup da gelen var mı? Yok. Buraya gelmeyi siz mi istediniz? Öyle değil mi? Hanefilerin Hanefilerin Akaitte meşhur bir imamları vardır.
İmam Maturidi. İmam Maturidi sadece ilim ehli tarafından bilinen, kıymeti bilinen bir kimsedir. O da çok bilinen bir kimse değildir aslında. Bizler daha fazla İmam-ı Azam'ı konuşuruz. İmam-ı Azam onun temel taşıdır tabi. Ama biz Hanefiler olarak hepimiz şunu deriz. Öyle değil mi? Akaitteki imamımız İmam Maturidi. Doğru mu? Doğru. Utandırmak için size söylemiyorum. Hakkınızı helal edin. İmam Maturidi'nin bir risalesini okuyanınız var mı içinizde? Yok. Onun talebesi olan ve onun akaitle alakalı meselelerini dizayn edip tabiri caizse maddeleştiren ve onu düzene sıraya katan ve bir kısımda onun sözlerini şerh eden talebesi İmam-ı Nesefi var.
Nesefi'yi okuyanınız var mı hiç? Yok. Tavsiye ederim size. Bunları okumamanız suç değil. Bir eksiklik. Burada böyle konuşaraktan ben okudum da size ahkam keseceğim manasında söylemiyorum haşa. Ben de çok okumuş sayılmam bu noktada. Ama fikir ve düşüncelerini biraz bilirim. Fiiliyatın üzerinde Maturidi ve İmam-ı Nesefi'ye göre ve ondan sonra gelenlere göre bunun temeli İmam-ı Azam Hazretlerinin küçük fıkhı-ı ekber risalesi vardır.
Aliyev-i Karri'nin şerh etti. Aslında o kocaman bir kitaptır ama o böyle küçücük bir risaledir. İmam-ı Azam'ın. 3-5 sayfalık bir risaledir o. O Aliyev-i Karri onu büyütmüştür. Hani Hazreti Ali Efendimiz der ya ilim bir noktadır. Cahiller büyüttü diye. Aliyev-i Karri de onu büyütmüştür. O küçük bir risaledir onun Arapçası. Küçücük bir şey. Aliyev-i Karri tabii anlaşılsın diye büyütmüş, şerh etmiş. Orada da geçer bu aynı şey. Fiiliyatın üzerinde iki tecelliyet vardır. Fiiliyat. Yani benim kahve içmem. Bismillahirrahmanirrahim. Ben kahve içtim. Kahve içme fiiliyatın üzerinde iki güç var.
İki etken var. Birincisi yaratma. Yaratma bu veçeden fiiliyatın üzerinde direkt Allah'a ait. Ama o fiiliyatın üzerinde isteme. Onu murat etme. Onu talep etme. Onu seçme. Az önce vardı ya bilinçli, seçici ve yaratıcı. Onu isteme. Onu talep etme. onun üzerinde, onun üzerinde bir etki insana aittir. İnsan bir şeyi talep eder. İster. İnsan fiiliyatının üzerinde bu noktada Allah'la insan kendi fiiliyatının üzerinde tabiri caizse bu veçeden ortaktır.
Cenab-ı Hak fiiliyatta kendisine ortaklık kabul etmez. Eş kabul etmez. Külli fiiliyatı yaratma olarak yaratma noktasında Allah'a aittir. Ama o yaratılan fiiliyatın üzerinde insana ait olan murat etme. Siz çünkü orada kitapta murat etmiyor göreceksiniz. Onun üzerinde isteme. Onun üzerinde işte plan program kurma işi insana aittir. İnsan o murat etmeden o istemeden mükelleftir. Hesaba çekilmesinin sebebi budur. ve insan o fiiliyatı otomatikman sorumluluğu kendi üzerine alır.
Çünkü o insanın düşüncesinin ürünüdür. İnsanın bilincinin ürünüdür. İyi düşünür, iyi murat eder, iyi isterse Cenab-ı Hak onu mükafatlandırır. Kötüyü ister, kötüyü murat bu noktada talep ederse Cenab-ı Hak o kötülükten dolayı onu da ne yapar? Azaba duçar eder. Ve Cenab-ı Hak şunu söylemez bize. Bu fiiliyat bana aitti, sorumluluğu da benim. O yüzden senin cezan yok demez. Der ki bu kötülüğü sen yaptın. Der ki bu yanlışlığı sen işledin.
İşte kulun yaratmadaki payı budur. Ve kul bu yaratma payıyla hesaba çekilir. Bir çıtta yukarı çıktık. Kul bu noktada kendisine aitti. Dedi ki bu yaratma yaratmanın üzerindeki fiiliyat benimdi. Öyle fiiliyatı yaratma Allah'a aitti. Bunu istemek bana aitti. Bir çıtta çıktı. Kulun bütün istek ve arzuları bütün kalbinden geçen ve aklından geçen her şey ilhama göre oldu. Kul bir şey düşünmedi hiç. Ona böyle düşünme verildi.
Bütün her şey neyin oldu? Düşünme de dahil Allah'ın oldu. Ne dedi ayeti kerimede? Sen atmadın ben attım. Sen öldürmedin ben öldürdüm. Geriye döndük. Bu da bir hal mi? Evet. Döndük geri. Geriye döndüğümüzde Cenab-ı Peygamber şimdi aklıma geleni soracağım. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir sözü var. Hazreti Ali Efendimiz'in üzerine. Duası var. Ya Rabbi Ali'nin döndüğü yere hakkı döndür. Ali'nin döndüğü yer neresi oldu? Hak oldu. Peki bunun üzerinde Cenab-ı Hak'ın bir tecelliyatı kaldı mı?
Kalmadı. Önceden kul bütün her şeyini neye teslim etmişti? Allah'a. Ona teslim ettiği zaman ne olmuştu? Sana atmadım ben attım olmuştu. O bütün her şeyi ona teslim etti. O zaman o ne oldu? Allah'ın yeryüzünde neyi oldu? Halifesi oldu. Hadis-i Kudüsü ne dedi? Onlar yağmur yağsın dediğinde yağmur yağar. Haydi o yağmur yağsın diyecek yağmur yağacak. O bulut gelsin diyecek bulut gelecek. Buradaki idrak, fiiliyat, düşünce, buradaki irade kime geçti?
Kula. Öyle değil mi? Evet. O zaman bunların hepsi de insaniyet noktasında kulların üzerinde tecelli eden haller mi? Evet. O zaman bir fiiliyatın üzerindeki tecelliyet var. İsteme ve murat etme kulağa ait yaratma Allah'a ait. Doğru mu? Cevap doğru. Aldık koyduk. Fiiliyatın üzerinde tek tecelliyet var. Allah'a ait isteme, murat etme, yaratma, yapma, etme her şeyde Allah'a üzerine almış zaten. Sen atmadın, ben attım. Sen öldürmedin, ben öldürdüm. Üç, bütün her şey kulun üzerinde. Yağmur yağdır dediğinde yağmur yağdı. Yağmur yağ dediğinde yağmur yağdı.
Kimin? Kulu. Evet. İnsan, insan, insan makamına gelince Cenab-ı Hak ona yeryüzünün, yeryüzüyle kısıtlamayayım, Cenab-ı Hak kendisine halife seçtiğinden. Çünkü yeryüzü tanımı, bugünkü bazı profesörlerin tanımı. Allah, insanı kendisine halife yarattı. Yeryüzüyle sabit ve bağlantılı değil. Allah, insanı kendisine halife yarattı ise, o zaman o insanın üzerinde Cenab-ı Hak'ın yaratmasından paylar vardır. o insan, insan olduğunda bir, bilinçlidir, iki, seçicidir, üç, yaratıcıdır.
Bu manada. Biz bağırırız, yaratıcı Allah'a aittir diye. Burada, Rab olarak yaratıcı noktasında değildir insan. Bunun altını çizmekte fayda var. Hani, o kimseye hiçbir şey yokken bir şey yarat denilirse, o bir şey yaratamaz. Ama o kimse bir fincanı dizayn edebilir. Fincanı tutma yerini dizayn edebilir.
Ve Cenab-ı Hak da onun dizaynına tabi olur. Ve kullar ondan kahve içer. Devam ediyoruz. Düşünüyorsam öyleyse varım. Meşhurdur ya Descartes'in bu sözü. Devam ediyoruz. Gidenin hissediyorsam öyleyse varım. Devam ediyoruz. Albert Camus başkaldırıyorsam öyleyse varım. Evet. Düşünme insan olan bir kimsenin insanlığının vasfıdır. Özelliğidir. İnsan hani tarif ederlerken düşünen bir varlıktır derler ya. Bunu aynı zamanda da ilk tefsirciler söyler. Fahrettin Razi söyler. İnsan düşünen bir varlıktır.
Akleden bir varlıktır. İnsan düşünmeyen bir varlık değildir. Akletmeyen bir varlık değildir. Ve insanı insan eden ikincisi histir. Biz his duygularımızla aklımız bizim duygularımızla duyu organlarımızla hıfzeder bilgi toplar. Duygu bilgi kaynağıdır. His bilgi kaynağıdır. Hissediyorsan varsındır. Hissetmiyorsan bilgi toplayamazsın. Ve asla bilgi toplayamadığından dolayı körleşirsin. Cahillerden olursun. Baş kaldırıyorsan varım. Evet. İsyan ediyorsan varsındır. Eğer isyan edebilen bir kimse yok ise o asla insan olamaz.
İsyan etmek. Bu isyanı istediğiniz noktaya götürün. Buna Allah da dahil. Size ters gelebilir bu. Bir kimse Allah'a isyan ede Allah'ı da bulabilir. Hani çıkmış saatin birisi demiş ya ey cemaat size demiş 99 noktadan Allah'ın varlığını ispat edeceğim. Behlildane demiş dinlemeyin bunu. Neden? Bu demiş 99 kez şüpheye düşmüş. şüphelerini anlatacak demiş. Bu 99 kez inkar etmiş. İnkarını anlatacak bu demiş. O kimse inkar ede Allah'ı buldu. İnkar ede ede buldu. Tenzih teşbih ede ede Allah'ı buldu.
Teşbih bir şeyi benzetmek tenzih benzettiğin şeyi inkar etmek. Baş kaldırmak her benzetilene baş kaldırmaktır. Sufi bu noktada uç noktada bir baş kaldırının içindedir. Aşık inkarcının ta kendisidir. Gerçek aşıklar inkarın üzerinde otururlar. Gerçek aşığın oturduğu post inkar postudur. O her daim baş kaldırının ta tepesindedir. Çünkü aşık için hayretten hayrete var ise bu ancak la demekle mümkündür.
İman la demekten geçer. La ise inkar etmektir. Baş kaldırmaktır. Mevcut düzene baş kaldırmaktır. Mevcut sisteme baş kaldırmaktır. Mevcut inanca baş kaldırmaktır. Baş kaldırmaktır. Mevcut her türlü her türlü düzene baş kaldırmaktır. Sufinin ve aşığın halidir bu. Eğer o baş kaldırıyı yaşayamıyorsa ancak hiçbir zaman kalbim mutmainliğe gelmez. Ya Rabbi biliyorum ki sen yeniden yaratabilirsin ve yaratırsın inanıyorum ama benim kalbim mutmain olmak istiyor. İbrahim'in sözüdür. Herkes gibi iman etmez. herkes gibi inanmaz. Der ki mutmain olmak istiyorum. Nasıl yaratacaksın tekrar?
Kur'an'da geçer. Biz Allah'ın yeniden yaratacağına inanırız. İman etmeyiz. Gözünüzün önünde yaşamadıkça iman etmiş sayılmazsınız. İnkar yok çünkü. İnkar ediyor İbrahim. Ay'ı inkar etti. Yıldız'ı inkar etti. Bu benim Rabbim olamaz dedi. Yıldız. Önce dedi. Bu benim Rabbimdir. Teşbih. Hemen tenzih etti. Ay çıkınca. Sen benim Rabbim olamazsın. Hiç sen benim Rabbim olamazsın dediğiniz bir şey var mı? İnkar olmayınca iman gelmez. İnkar eden imanı bulur.
İnkar eden aşığın aşığını bulur. La demedikçe illallah'ı bulamazsınız. Bu bütün tanrılara başkaldırıştır. Bütün tanrıcıklara başkaldırıştır bu. Bütün ilahlara başkaldırıştır. Bütün ilahçıklara başkaldırıştır. La demedikçe illallah oturmaz çünkü. İllallah'ın oturması için bütün ilah ve ilahçıklara başkaldırı gerekir. Reddiye gerekir. Onun için muhakkak ve muhakkak anarşist ruhlu gereklidir. Her sufi anarşist ruhludur. Her sufi kendi üzerinde radikaldır. Kendi üzerinde hayır der sufi. Evet demez hiç.
Hiç evet demez. Hani İbni Haldun'la karşılaşır ya Arabi. İbni Haldun susar. Evet mi der? Arabi bakar. İlkenci der ki evet İbni Haldun böyle rahatlar der. Hayır. Ardından der ki hayır. İbni Haldun çöker. Sufi hayır diyendir. Hayır. Hayır. Evet yoktur sufini. İşte insan la diyorsa insan olur. La demezikçe o kimse insan olamaz. İnsanı insan eden bu başkaldırıştır. La dersiniz.
La dediğiniz zaman karşınızdaki zaten allak bullak olur. Senin inandığından değilim. Senin dayattığından değilim. Senden değilim. Senin hissiyatında değilim. Senin düşünceninde değilim. Değilim. Ben gerçeğin yolcusuyum. Gerçeğin de gerçeğini bulmakla mükellefim. hakikatin hakikatine da bulmakla mükellefim. Dünkü hakikat hakikat değilmiş. Dünkü ben ben değilmişim. Dünkü Mustafa Mustafa değilmiş. Bana bugünün Mustafa'sı lazım. Dünkü inancım inanç değilmiş. Bana bugün yeniden bir tam taze inanç gerek.
O zaman bu nedir? Bu başkaldırıdır. Sen dününe bakıp övünüyorsan aldanmışlardansın. Yıldızda kaldın. Sen yıldızla oynuyorsun. Ay çıktı güzelim. Ay'a bakmıyorsan görmüyorsan yıldızla oyalanıyorsun. İnkar et yıldızı. Yıldızı inkar etmedikçe ayı bulamazsın. Ayı inkar etmedikçe güneşi bulamazsın. Güneşi inkar etmedikçe güneşin sahibini bulamazsın. O zaman başkaldırıyorsan her daim varlardansın. Başkaldırıyorsan varsın. Başkaldırmıyorsan sen de ilahçıkların ve tanrıların düzenine uydun.
Yürü kumda oyna. Bizde işiniz yok. Her geçen gününüze başkaldırıyorsanız her halinizle başkaldırı içindesiniz o zaman taptaze bir filiz gibisiniz. ağacın filizini düşünün. Bak meyveci arkada duruyor. Filiz bir günden bir güne aynı şekilde durur mu? Durmaz. Öyle değil mi? Her gün çuvar yukarı doğru. Ve bir gün önceki gömleğini yırtar. Öyle değil mi? Bir gün önceki gömleğinizi giyiyorsanız günü gününe müsavi olan zarardadır. Hadisi şerif sen günü gününe müsavi bir hayat yaşadıysan zarardasın. Sen baş kaldıramadın dününe. Sen dününe baş kaldırmış olsaydın bugün bir çıt daha ileri gidecektin.
Sen dününe baş kaldıramadın yerinde sayıyorsun. Baş kaldırıyorsa var. Adem cennette olduğu ve baş kaldırmadığı sürece insan değil melektir. Fakat insan cennete ve cennetin tüketim hayatı içinde isyan ediyor ve o meyveyi akıl bilinç ve baş kaldırma meyvesi yedikten sonra vaat edilen cennetten değil yararlanma keyif çatma ve hayvanı tüketim cenneti olan cennetten kovulur. Eyvallah. Ama Adem bir baş kaldırı sonucunda cennetten çıkmadı. Adem'in yanında bir başkası başkaldırdı. Adem'in yanındaki başkaldırıyı gerçekleştiren Havva'ydı. Bakın ben sizi nereden nereye taşıyım şimdi.
Havva annemiz cennette isyanı başlatan kadın ve cennetteki isyanı başlatan kadının peşinden giden bir adam. Kim? Adem. Biz Havva annemize duygu olarak da bakabiliriz. ama sizi başka yere getireceğim. Adem Aleyhisselam'ı başkaldırıya davet eden götüren başkaldırı noktasında Adem'i noktada yanında taşıyan kadın Hz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sallallahu aleyhi ve sallallahu aleyhi ve sallallahu aleyhi ve nur ağacına konuyor. Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Güzel koku güzel kadın gözümün nuru namazdır.
Kadını olmayanın başkaldırıda işi yoktur. Kadın duygudur. Duygusu olmayan başkaldıramaz. İnsanı her daim tazeleyen bir şeydir. Duygu insanı her daim yenileyen bir şeydir. Duygusu olanlar başkaldırırlar. Duygusu olanlar kendilerini yenileyebilirler. Duygusu olan kendisini daha ileriye atar. duygusuzlar ise beşer noktasında kalırlar. O zaman duygu duygu bu noktada bizi daha fazla öğrenmeye bizi daha fazla bilinçlendirmeye bizi daha fazla seçici hale getirmeye götürür.
Güzel bir yemek yeme sizi seçiciliğe götürür. Kaliteli bir arkadaşla sohbet etmek sizi seçiciliğe götürür. Ya gideyim x kimseyle bir kahve içeyim kaliteli bir sohbet edeyim. Seçiciliğe götürüyor sizi. Herkes onu öyle aldıydım bunu böyle sattıydım bunu böyle dövdüydüm bunu böyle kırdıydım. Ama burada diyor ki başkaldır san varım başka yere götürdü insanı. Duygu her daim sizi iyiye doğruya güzele götürdü. Her ne noktada olursanız olun. Duygu sizi hep ileriye taşıyacaktır. Duygusu olmayan hani bizim tabirimiz öyledir ya üzerine ölü toprağı serpilmiş.
O üzerine ölü toprağı serpilmiş. Kendisini yenilemiyor. Şöyle düşünün. Bir kadının erkeğe karşı duygusu varsa erkek gelecek diye heyecanlanıp kendisini yenilecektir. Korkuyorsa korktuğundan yapacaktır. Ama seviyorsa sevdiğinden yapacaktır. şefkat diyorsa şefkatinden yapacaktır. Bir erkek için de aynıdır. Bir erkek eşine sevgi gözüyle bakıyorsa heyecanlanacaktır. Onun yanına gidiyor. Kendisini değiştirecektir. Tazelecektir. Yenilecektir.
Çünkü sevdiğinin yanına gidiyor. Duygu nasıl değiştirdi bak insanı? Duygun insanı nasıl yeniledi? duygu insanı nasıl tazeledi? Seviyor. Bir hadis okuyacak. Çok önemli. Abdest alıyor. Hadis okuyacak. Heyecan duyuyor. Muhabbeti var. O yüzden Adem duygusunun peşinden gitti. Duygunun peşinden gitti. Duygunun hislerinin peşinden gitti. Coşeyin bu gece şehvetinin peşinden gitti. Ne güzel de gitti.
Size kerih gelir. Bana mükemmel geliyor. Duygu onu farklı deneyimlere götürdü. Duygu onu realiteye ona gerçeğe götürdü. Perdenin arkasında gerçekte bu vardı çünkü. Onu hakikate götürdü duygusu. Çünkü hakikat perdesinde böyle yaşanması gerekiyordu. Hakikat perdesindeki yaşantıya götürdü onu duygusu. eğer onda o duygu olmamış olsaydı o hakikat perdesine gitmeyecekti. Ama ondaki o duyguyu veren Allah'tı. Allah da duygunun peşindeydi çünkü. Allah da duyguyu arıyordu.
Allah da duyguyu yaratmıştı. Çünkü Allah'ın tanınması o müthiş üst derecenin üst derecesinde bir duyguyla mümkündü. Çünkü Allah'ı tanıcak olan kimsenin sevmenin de sevmesine sevmenin de sevmesine aşıklığın da aşıklığına aşıklığın da aşıklığına aşıklığın da aşıklığına koşması gerekiyordu ki bu ancak nefis ve şehvet de mümkündü. Eğer nefsi kuvvetli olmamış olsaydı bir kimsenin o aşkın da aşkına varamayacaktı. Eğer onun şehveti zayıf olsaydı o sevdanın da sevdasına koşamayacaktı. Güzelin de güzelini arayamayacaktı. Güzel de daha güzel vardır diyemeyecekti. Ballar bağlından ballar bağlı daha vardır diyemeyecekti. Ancak onu nefsi götürdü.
Yani duygusu götürdü. Duygu. O yüzden Allah'ı tanıyan ve bilen nefistir. Ruh kördür. Allah'ı tanıyan ve bilen nefistir. Nefsiniz de Allah'ı tanır ve bilirsiniz. Ruhunuz da değil. Ruhunuz da değil. Sizi koşutturan nefsinizdir. O yüzden nefs-i mutmainne de ister. Ruhtan bahseder mi? O yüzden nefsi razıya der. Nefsi mardiye der. Nefsi safiye der. O yüzden nefs-i emmâre der. O yüzden nefs-i levvâme der. O yüzden nefsi mülhüm der. Hiç ruhtan koşar der mi? Der ki size bununla alakalı az bir bilgi verildi.
Ruhtan sana ruhtan sorarlar. De ki size bununla alakalı az bir bilgi verildi. Neden? O nefsi taşımakla mükelleftir. O kördür. İdare eden nefistir. Nefis biner onun tepesine. O basar mahbuzları. Yürü der. Nereye gidiyorsun? Sevdiğime gidiyorsun. Yürü. Onda bitmek tükenmez bir at gibidir o. Onu koşturan nefistir. O sevda dağından sevda dağına vurur çilbirini. O aşıklar meydanından aşıklar meydanına vurdurur çilbirini. O serhattan serhata koşturtturur onu.
O bataklıktan bataklığa koşturtturur onu. Şehvet nefis bataklığa da vurdurur onu. Der ki yürü buradan da çıkarsın sen. Ama çıkar ama batar. O vurdurur ama bataklığa ama meydana aşıklar meydanına. Nefistir. Nefse emmare levvame mühme mutmainne radye mardiye safiye seni insan yapacak olan o nefis meratipleridir. İşte o yüzden nefis her daim başkaldırır. Her tat aldığından der ki daha tatlısı vardır bunun. Her tat aldığından daha tatlısı vardır bunun der. Her tat aldığından daha tatlısı var bunun der. Bunun için kuvvetli bir şehvet gerek. Hazreti Peygamber diyor ki sallallahu aleyhi ve selam hazretleri bende kırk erkeğin gücü vardır.
Onu şehvetle görmesen onu sen onu cinsel ilişki olarak görürsün. O şehvetin en üstüdür. O Allah'a ulaşma. O Allah'ı tanıma. Allah'ı bilmede şehveti müthiştir onun. Dikkat edin. Bende kırk erkeğin ruhu var demez. Bende kırk erkeğin gücü var der. Şehveti güçlü olan Allah'ı tanımada güçlüdür. Nefsi kuvvetli olan Allah yolunda sabırlıdır. Dirençlidir. Dirayetlidir. Nefsi kuvvetlidir. O soğuk nedir tınlamaz. Yağmur nedir tınlamıyor. Duruyorlar dışarıda. Yağmurun altında sohbeti dinleyenler canımız sizinle. Nefis yağmurun altında eve göndermiyor onları.
Nefisle mücadele ediyor. Bakın nasıl kuvvetli? Yağmurdan kaçanın nefsi kuvvetli değil. Yağmurda duranın nefsi kuvvetli. Dirayet gösteriyor. Direnç gösteriyor. Burada duracağım ben diyor. Kırk yıl dursa durur. Nefsi dirençli olan durur. Nefsi pısırık olan çeker gider. Kaç erkeğin nefsi varmış onda kuvveti varmış? Kırk. Gördün mü nefis seni nereye götürdü? Ha işte buradaki de Adem duygunun peşine gitti. Eğer klasik noktada olsaydı hakikate ulaşamayacaktı. İşte yukarıdaki sözlerin büyük bir bölümü el-i şeriatinindir. Eyvallah. Herkes Ali Şeriatı'yı şia olarak görür.
Bir yanılgıdır bu. Ali Şeriatı şianın da hedef tahtasındadır. Ali Şeriatı aslında şiada değildir. Ali Şeriatı dikkat edin klasik sünni de değildir. Ali Şeriatı bunu met etme met etme noktasında değil bir tespit olarak o Kur'an ve Sünnet dairesindeki bir sufidir. Aslında İmam Hümeyni'ye herkes şia olarak görür. Öyle değil mi? İmam Hümeyni şia değildir. Şianın kıskacında kalmış bir kimsedir. Bunların bir üçlü sacaya gibidir bunlar. İmam Hümeyni Ali Şeriatı bir kişi daha var.
Bunlar muhteşem insanlardır. Diyeceksiniz ki Ali Şeriatı'nın normalde bizden bir farkı var mı? Ben genel olarak eserlerini inceleyebilmiş bir kimse değilim. Ama bu sıraladıklarının hepsinde altına imzamı atarım. İmza atılması gerekiyorsa herhalde hem yaratma hem de başkaldırma özelliğini anlatmış gibi sayılırız. İnşallah. Bu kadar bizdeki. Hemen kısa kaçıncı beyitte kalmışız? Efendim 400 Sabah çağının ışığı baş gösterip altın akbaba kanat çırpınca tan yerini yaran sabahı ışıtan israfil gibi hepsini o ülkeden alır bu görünen aleme gönderir.
Bu ne? Ruh. Kimin emrinde? Allah'ın. Kendi kendine bir şey yapabilme özelliği var mı? yok. Hükmünde istediği zaman veriyor istediği zaman alıyor. Onun emrinin dışına çıkıyor mu? Hayır. Ama sana verildiğinde senin cüz-i iradenin emrine giriyor. Ona bir mahir binici gerek. Ona öyle bir mahir binici gerek ki onu dağdan daha sürebilsin. Öyle bir mahir binici gerek ki onu Himalayalardan yürüsün.
Öyle bir mahir binici gerek ki onu Atlantis'e götürsün. Öyle bir mahir binici gerek ki onu Ateş İmparatorluğuna sürdürsün. Ona öyle bir mahir binici gerek ki Sirius'e sürsün. Ona öyle bir mahir binici gerek ki Neptün Zeptün ne varsa dolaştırsın. Ona öyle bir mahir binici gerek ki gözünü semaya diksin. Birinci kat ikinci kat üçüncü kat dördüncü kat sürsün. O gider. Ona mahir bir binici gerek. O ateşten korkmaz. Ateşin içine de sürsen yakmaz onu ateş. Üzmesen yanmayan binici gerek. Sür ateş imparatorluğuna. Ateş onu yakmaz.
Onun üzerinde yanmayan bir binici var ise İbrahim sürdü ona ateş çemberine. Üzerindeki İbrahim'i ateş yakmadı. Merak etme onu da ateş yakmaz. Sen de iyi biniciysen seni de ateş yakmaz. Sür ateş çemberine sen. Sen o gitmeyeceğim demez sür Musa gibi turdağına onu. Seni Tur-i Sinaya çıkarır seni sevdiceğinle baş başa bırakır. Sür. Sür sen onu. Miraç'ta Hazreti Peygamber'i taşıdı sallallahu aleyhi ve sellemi. İki yaydan daha yakına götürdü. Ona bir şey olmaz. Üzerindeki binici düzgün ise üzerindeki binici insandır. İnsan. İnsan insanı kamil olduysa ruh ona binektir.
İnsansan mahmuzla ne tarafa doğru gideceksen seni o tarafa götürür o. Seni o tarafa götürür o. Tekrar söylüyorum. Sen insansan bin onun tepesine ne tarafa götürürsen o tarafa gider o. Anladınız mı? Siz ne tarafa gitmek isterseniz sizi o tarafa götürür. Siz ne yapmak isterseniz sizi yapacağınız yere doğru koşturtturur o. Ona mahir bir binici gerek. İyi bir binici iyi bir binici onu sürdürür. Hiçbir yer hiçbir yurt kalmaz. Gezmedik görmedik tatmadık. Ona iyi bir binici gerek.
Selamun Aleyküm geceniz hayır olsun inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi