Karabaş-i Veli Tekkesi Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 28 Şubat 2015
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Mart 2015 · 1:10:31
Destur. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Biseksüel insanların dindeki yeri nedir? Evlenebilir, ibadet yapabilirler mi? Cehaletimi bağışlayın. Biseksüel ne demek oluyor?
Sen söyle. Bu ayrı, G'ye, G diyeceğiz. Soruyu yazan kim biseksüeli bize açıklasın ya, bilmediğimiz bir kavram. Damat, damat, biseksüel ne demek? Bir bilgin yok seninle. Bilgisi yok kimsenin. Hem cinsine el ilgi duyan var. Ya bu konularda ne kadar cahil bir toplulukmuşuz ya. Yok, bilemedik. Suni deriden yapılmış mesle sıkıntı var mı? Yok.
Ben eşimden boşandım şu an başka birisiyle evliyim. Eski eşimden, hukuki yönden boşanırken boş ol falan dememiştim. Bu durum hakkında beni aydınlatır mısınız? E boş oldu. Hayırlı eş çıkması için duanı bekliyoruz. Bir sürü var. Biz hayırlı olalım. Biz hep karşıdan hayır bekliyoruz. En büyük eksiklik bu. Karşıdan sevgi bekliyoruz. Evlenecek olduğumuz kimse çok iyi olsun. Sen çok iyi ol. Evlenecek olduğumuz kimseden sen iyilik bekleme. Sen çok iyi ol. Üzüm üzüme baka baka kararır. Sen çok iyi olursan, senin etrafın da çok iyi olur.
Sen çok iyi bir ahlaklı olursan, merak etme, etrafını aydınlatır, etrafın da çok iyi ahlaklı olur. Hazreti Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri müşrik gelen mümin gidiyordu. O peygamberin ümmeti isek, o zaman bize kötü gelen iyi gitmeli. İzmirliler hoş geldiniz. Yanaşın bakalım birazdan. Yer açın İzmirlilere. Salı günü iyi hizmet ettiler. İyi misafir ettiler beni. Allah razı olsun hepsinden de. Bütün toplumdaki eksiklik, noksanlık hemen hemen hepimizde aynı şey var. Biz iyiliği, doğruluğu, güzelliği, infak etmeyi, tebessümü hep karşıdan bekliyoruz.
Biz yapacağız. Biz inşallah. Namazda secdeye vardığımızda bazı cemaat kollarını iyice yayıyor ve yanındaki insana rahatsızlık veriyor. Bunları nasıl önleyebiliriz? Bırakın camide bari özgür kalsın insanlar. Bırakın camide adam istediği gibi secde etsin, kollarını yaysın, böyle bir kartal kanadı gibi secde etsin. Bırak ya. Yatsı namazı saat kaça kadar kılınabilir? Sabah imsak vaktine kadar. Bazen tembellik edip hiç kılamıyorum. Ne tavsiye ederseniz hemen kıl. Ezan okun da hemen kıl. Tembellik yapma. Sonraya bırakma. Bayanlar namazda dirseklerini yere koymalı mı? Evet. Fırtına bekliyor burada.
Geçen haftadan kaldı. Şimdi böyle bu alıştırma bunları bitirivereyim hemen. Evlenebilmek için hangi duayı nasıl yapmalıyız? Kardeşler, erkekler, erkekler için söylüyorum. Birisi hoşuna gitti. Hemen haber gönder. Anneni babanı gönder. Evleneceğim ben bunun adı. Araya birisini gönder. Evleneceğim bunun adı. Fiili yaşayın. Bizde bu enteresan bir şey. Nereden içimize soktularsa bizim bunu? Biz pirince yazıp okuyup üniversite imtihanına gireceğiz. Kazanacağız. Adam katil cezaevine girmiş. Bilmem hangi Esma'yı bilmem kaç sefer okuyacak çıkacak içinden cezaevinden. Tecavüzcünün, katilin, hırsızın teki girmiş içeri.
He bir dua okuyup çıkacak hemen. Hazır ya bu hemen. Veyahut da evlenmekle alakalı nasibi kapalı. Sen geleni beğenme, gideni beğenme, nasibim kapalı de. Ne? Onun öncelikleri var. Onun olmazsa olmazları var. E bekle önceliklerini ve olmazsa olmazlıklarını. Ondan sonra dua. Kardeş, dua fiili olsun. Evlenecek olan kız mı? Kız, baba şunu bana git teklif et ya. Evlenmeyi düşünüyorsa ben onunla evleneyim. Sünnet. Ne kadar ileri Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri toplumdan. Bugünkü Müslümanlardan ne kadar ileri. Bugünkü Müslümanlardan ne kadar real. Real, real.
Hayat yaşıyor. Ve bugünkü Müslümanlardan ne kadar radikal. Biz anam ne der, babam ne der, eşim ne der, mahalleliler ne der, yandaki ne der, etraf ne der, ne derdi başla. Evlenmek bir dakikalık iş. Evlenecek olan insan lazım. Allah'ın isimlerinden zikir olarak hangisini çekmeliyiz kaç kere. İster Allah de, ister Rahman de, ister La Allah illallah de. Çek çekebildiğin yere kadar sayma. Bana ve arkadaşımı hayırlı ve gönlümüze göre koca bulabilmemiz için dua eder misiniz? Allah en hayırlısını versin size inşallah. Bu da hak. Kamil mürşid bulabilmek için ne yapmalıyız? Aramalısınız.
Sadece kitap okuyarak kamil mürşide tabi olmuş olur muyuz? Hayır. Vefat etmiş mürşidlere tabi olabilir miyiz? Hayır. Her devrin sahibi varmış. Bu devrin sahibi kim? Allah'a danış. Buradan rüya okumuyorum. Hakkınızı helal edin. Namazda oturduğumuzda kelime-i şehadet getirirken işaret parmağımızın kaldırılması doğru mudur? Bunun hakkında biraz bilgi verir misiniz? Sünnet. Eşhedü en la ilahe illallah derken parmağı oturduğunuz yerde böyle işaret parmağınızı ileriye doğru kaldırmak erkekler için sünnet. Tahta geldi mi? İyi. Bu soru değil de işte Arabi'den, Füsus'tan, Fütuhat'tan bu pasajları, bu bölümleri hazırlayan kardeşe huzurlarınızda tekrar teşekkür ediyorum.
Bunun böyle etkisini, tepkisini görünce insan daha mutlu oluyor işin açıkçası. Muhakkak böyle sorular da olacak ama böyle derinlemesine meseleler gerçekten insanın bu noktada ufkunu açıyor, kalbini açıyor, aklını açıyor. İnsan tasavvufu daha iyi idrak ediyor. Allah razı olsun inşallah. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Önceleri ben cenaze namazının mescidin içinde de kılınabileceği kanaatini taşıyordum. Ta ki bir gün Rüyamda Hazreti Peygamber beni bundan nehyedinceye kadar, o günden beri de bir daha mescidin içinde cenaze namazı kılmadım. Çünkü o, beni gören muhakkak, beni görmüştür.
Zira şeytan benim tekevünümün, yani oluşu oluşuma var olmamı yapamaz buyurmuştur. Fütuhat 8. dil 122. Burada Arabi için bir kısım ehli cehaletin söylemiş olduğu sözlere de bir cevap niteliği oluyor. Hem aynı zamanda rüyanın hakikatiyle alakalı bir cevap oluyor.
Arabi burada gerçekte sünnet-i Resulullah'a tabi olmanın, sünnet-i Resulullah'a biat etmenin nasıl olması gerektiğini bize söylüyor. Cenaze namazları, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında da mescidin dışında kılınan namazlardı. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın emrini verir.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sağlığı boyunca cenaze namazını hiç mescidin içinde kılmamıştır. İşte iştihat uleması, bunu Hanefiler, Şafiler, Malikiler, Hanbeliler hepsi de bunun içerisinde vardır. Cenaze namazının mescidin içinde de kılınabileceğini, kapalı bir mekanda da kılınabileceğini, hatta mescidin içinden ona tabi olunabileceğine dair hükmederler.
Ama Muhyiddin İbni Arabi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyasında görür ve rüyasında bundan men eder Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onu. Arabi meselenin en sonunda da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir hadis-i şerifini aktarır aslında. Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, beni rüyada gören gerçekte görmüş gibidir. Şeytan benim suretime ve siretime bürünemez demiştir. O yüzden rüya bu manada, peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz hükmü olur ki, sahih rüyaya ittiba edilir. Yani bağlanılır, ona tabi olunur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin görüldüğü rüyalar da sahih rüyalardır. Aynı zamanda Adem aleyhisselam ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar gelen, ismi bilinen bilinmeyen peygamberlerin de şekline ve şemaline şeytan giremez.
Bir hadis-i şerifte de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurur ki, benim ve raşit halifelerimin şekline ve şemaline şeytan giremezler. Biz buradan da anlıyoruz ki, velilerin, mürşidi kamillerin ve sahabelerin de şekline ve şemaline şeytan giremez. Biz bu noktada inancımız da budur. Bizim de inancımız budur. Ehli sufi, mürşidi kamilli bu noktada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden veyahut da geçmiş peygamberlerin dilinden veyahut da yine geçmiş üstadların dilinden tasdiklenmiş olan bir kimsenin şekline ve şemaline şeytan giremez. Mesela bu tasdiki herkes kendi manevi derecesine göre alır.
Bir kimsenin manevi derecesi geçmiş üstadını görmekle sınırlıdır. Vefat etmiş olan üstadı veya ondan önceki üstadı veya ondan önceki üstadı, mürşidi kamilli bu noktada sahihse onu rüyasında gören ve rüyada o kimse, x kimse işte mürşidi kamildir, mürşittir, sizin şeyhinizdir dediyse ona ölçüdür bu. Bunun bir üst manevi derecesini pir efendilerdir. Abdülkadir Geylana, Ahmet El Rufayi, Ahmet El Bedevi İbrahim Dursuki gibi, Hz. Mevlana, Hacı Bayram Veli Üftade, Hacı Bektaş Veli gibi pir efendiler. Bir kimsenin mürşidini beyan ettilerse bu da hakikattir. O kimsenin manevi derecesi buraya kadardır.
İkinci manevi derece imam efendilerdir. İmam-ı Azam, İmam Şafii, İmam Malik, İmam Hanbeli ve aynı zamanda Ashab-ı Resulullah. Ashab-ı Resulullah. Bu noktada bunun bir üst derecesi, bunun bir üst derecesi. Aşere-i Mübeşere, bir üst derecesi. Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali, manevi olarak bir üst derecesi.
Hz. Ali, Hz. Hasan ile Hüseyin Efendimiz. Bunlar çünkü ehl-i beyttir. Cenab-ı Hak ayeti kerimede sen ehl-i beytini al, lanetleşmeye çık dediğinde bütün Ashab bekledi. Necranlı Hristiyan papazla, hükümdarla Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin arasında lanetleşme günü. Kuran'la sabit.
O lanetleşme gününe bütün Ashab bekledi, kiminle çıkacak yarın diye. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri direkt tam arkasına denk gelen yeri, Hz. Fatıma annemizi. Onun sağına, kendi sağına, yani Hz. Fatıma annemizin sağına, Hz. Hasan efendimizi. Hz. Fatıma annemizin soluna, Hz. Hüseyin efendimizi. Hz. Fatıma annemizin tam arkasına da, Hz. Ali radiyallahu an hazretlerini aldı. Ve Ashab-ı Aba denir bunlara. Bunları kendi abasının, kendi cübbesinin altına aldı. Soğuk rüzgarlı bir günde Medine'de meydana çıktı. Lanetleşmeye hazırdı. Ve kim yalan söylüyorsa Allah onu helak edecekti. Papaz krala dedi ki, bu adam davasına inanmış. Davasının hak olduğuna da inanmış.
Eğer biz çıkar lanetleşirsek ve bu da hak ise, vallahi ebediyen biz helak oluruz. Bu lanetleşmekten biz vazgeçelim deyip, papaz ve o kavmin kralı pılısını pırtısını toplayıp çekilip gittiler. Bu peygamberliğin son altı ayıydı. Altı ay sonra vefat etti Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Hastaydı da zaten. Bu Ashab-ı Abay'dı. O yüzden, evet, zahiri olarak, burada şimdi İmam-ı Azam hazretlerinden Hanefilerin fetvasını okursunuz. Demeyin sonra bu adam şirke düştü, küfre düştü diye. Ashab'ın faziletlisi Hz. Ebu Bekir Efendimiz'dir, ilk halifedir. Manevi derecat olarak Ehl-i Beyt'e hiç kimse ulaşamaz. Manevi derecat farklı bir şeydir.
Bu manada manevi derecat olarak Ehl-i Beyt'in bütün manevi derecelerin üstünde olduğuna inananlardanım. Buradan hareket ederekten Ehl-i Beyt'in manevi olarak Ehl-i Beyt'in Hz. Hasan'ın, Hz. Hüseyin'in radiyallahu anh, Hz. Fatıma annemizin, Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinin ve bunların mübarek çocuklarının, Ehl-i Beyt'in gelen mübarek çocuklarının da şekline şemaline şeytan giremez.
Ve bunun üzerinde şek şüphe edilmez. İşte bunlardan birisi de, bir kimsenin mürşid-i kamilliğine işaret ediyorsa o rüyada haktır, hakikattir. Veyahut da rüyada bunlardan herhangi bir birisi ilim verirse, şekline şemaline şeytan giremeyeceğinden dolayı hakikattir. Bir kimsenin rüyasında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şey söylüyorsa, görmüş olduğu rüya hakikattir.
Gerçekte onu görmüş gibidir. Ve bir kısım ehli tasavvuf, böyle gören bir kimseyi de sahabe hükmünden görmüşler. Çünkü illa ki onun zamanında yaşamış olması gerekmez, birbirlerini rüyalarında gördülerse, yani bir kimse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyasında gördüyse, gerçekte görmüş gibidir hükmünden dolayı onları sahabeden sayanlar da olmuşlardır.
O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve ehli beytinin ve mübarek hülafayi raşidinin ve mübarek velilerin şekline ve şemaline şeytan giremez, söyledikleri hakikattendir. Arabinin tüm bu söyledikleri ne anlama geliyor? Bunları böyle teker teker açıkladık. Açıklaya açıklaya gidiyoruz. İnşallah açıklaya açıklaya gidelim. Bir bütünden anladığımız, anladıklarımızı zaten bu noktada şimdi geriye dönmeyelim.
Herkes sohbeti pür dikkat dinlesin. Bu açıklamaların ışığında bir Aravi şerhi, Allah vardı onunla beraber hiçbir şey yoktu. Sufi Beyazıt-i Bestami'nin bu sözü işitince, şu anda da öyledir. El-an kemâ kân diye bunu tefsir ettiği rivayet edilir. Aravi ise şöyle şerh eder. Bu sözden kast edilen hükümlerdir. El-an ve kânâ nisbetleri ise bize ait şeylerdir. Yani bunlar bizimle zahir olmuşlardır. Allah vardı ve onunla beraber başka bir şey yoktu sözünde, uluhiyet mertebesi içindir, zat için değildir. Ve devam eder. Bir şeyle beraber olmayanın beraberinde bir şey olmaz deriz. Allah vardı ve onunla beraber hiçbir şey yoktu.
Bu ben anladığımı aktaracağım size. Allah vardı ve hiçbir şey yoktu onunla beraber. Şurayı açın bakayım delikanlı bana biraz. Ben Arabi'nin taayyünsüzlük dedi. Taayyünsüzlük. Allah bilinmezdi. Hadis-i Kudsi'de ben bilinmez idim. Hadis-i Kudsi. Bilinmekli istedim. Bilinmezlik. Bilinirlik. Bu bilinirliği de anlatırken, bilinirliği anlatırken sahabe sorar. Ya Resulallah hiçbir şey yok iken Allah neredeydi?
Cevap şu, amadaydı. Bilinirliğin birinci tecelliyatı, amâ. Bulutumsuz şey, Allah. Bilinirliğin, bilinmezliğin bilinirliğe geçti. Bilinmezliğin bilinirliğe geçti. Amadaydı, Allah. Amadaydı. Bakın, hadis-i şerifle teyit ediyorum. Allah bilinmezdi. Cenab-ı Hak diyor ki, ben bilinmez idim. Bilinmekliği istedim. Bilinmekliği istedi. Bilinmekliği istediğinde, başka bir hadis-i şerif bize yardım ediyor. Ya Resulallah, hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey yoktu.
Allah neredeydi? Amadaydı. Ve Allah bilinmekliğine devam etti. Bir şey yarattı. Bir şey yarattı. Bir şey sözü, hadis-i kutsidir. Bir şeyi bulan sonradan hiç kimse yoktur. İmam Maturidi de bir şeyi bu hadis-i kutsiden öğrenir. İmam-ı Azam Hazretleri de nakleder bunu. Ve İmam-ı Azam Hazretleri'ne de sorarlar. Bu yaratılan şey ne? Bu yaratılan neydi? Bir şey der. İlk yaratılana. Çünkü ilk yaratılanın üzerinde hadis-i kutsiler var. Allah önce aklı yarattı.
Hadis-i kutsi. Allah önce Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyetini ve nuraniyetini yarattı. Devam eder. Hadis-i kutsiler devam eder. Aklı yarattı ya. Ondan kalemi yarattı. Kalemden lef-i mahfuzu yarattı. Bakın bu yaratma aşağı doğru devam ediyor. Kalem, kalemden lef-i mahfuz. Lef-i mahfuzdan sonra ruhlar. Ruhlardan sonra misal alemi. Misal aleminden sonra aşağı doğru gidiyor. Bunu geçen derste bununla alakalı konuşurken dedim ki, Bu Arabi böyle sıralar. Arabinin sıralaması.
Ama ben bunu böyle idrak etmiyorum dedim. Ben de dedim ki, bu Allah, Burada yaratılan ondan sonra bunların hepsini de ben, Hakikat-ı Muhammed-i Muhammed-i Muhammed'in içerisinde olarak görüyorum. Ve bunlar da Hakikat-ı Muhammed'in içerisindeki dereceleri. Kalem, lef-i mahfuz gibi. Şimdi, bu Allah vardı, onunla beraber hiçbir şey yoktu. Hadis-i Kutsi. Bunu bazı hadisçiler zayıf hadis olarak nitelendirmişler. Zayıf hadis olarak nitelendirdiklerinden bunu bazı yerlerde görememiş olabilirsiniz. Ama bu zayıf hadis değil benim için. Allah vardı, onunla beraber hiçbir şey yoktu.
Yani, burada âmâ vardı, âmâda. Allah var, onunla beraber hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok. Allah var ama. Allah bilinirliğe geçmedi daha henüz. Ve bu noktada, burayı özellikle çizdim ki, burayı iyi anlayacağız şimdi. Devam ediyoruz. Bu sözü beyaztı, bestami işitti. Dedi ki, şu anda da öyledir. Yani, Allah var ve onunla beraber hiçbir şey yok. Allah var, onunla beraber hiçbir şey yok. Yani, bütün varlığı tamamiyetle yok hükmünde görüyor. Bakın, Allah var, onunla beraber hiçbir şey yoktu.
Onunla beraber hiçbir şey yoktu. Ve bu noktada, beyaztı, bestami de diyor ki, hâlâ öyledir. Kendisini de yok görüyor. Ve bunu diyor ki, el âm kemâ kân. Şu anda da öyledir. An olarak. Bu sözden kast edilen hükümlerdir diyor, Arabi. Bu sözden kast edilen hükümlerdir. Nispetleri ise bize ait şeylerdir. Yani, Allah hükmeder, bizim üzerimizde tecelli eder. Yani, bunlar bizimle zahir olmuşlardır. Yani, Cenab-ı Hak bütün varlık, varlıkta görünür olan şeyler, bizden, varlığın üzerinden zahir olmuştur. Başka bir şey, Allah vardı ve onunla beraber başka bir şey yoktu. Sözü de, uluhiyet mertebesi içindir demiş. Uluhiyet mertebesi neresi?
Âmâdaydı. Evet, Allah vardı, hiçbir şey yoktu. Âmâ makamıyla, derecesiyle alakalı. Allah vardı, hiçbir şey yoktu. Beyazıt-ı Bestami'nin hâlâ da öyledir, şu anda da öyledir demesi, onun hâli. Onun hâli. Bu söze katılıyor musun? Hayır. Katıldığım bir tek nokta var. Eğer ki Beyazıt-ı Bestami, âmâ derecesi için bunu söylediyse, evet. Allah vardı, onunla beraber hiçbir şey yoktu, doğru. Hâlâ da öyle.
Yine Allah var, bu noktada onunla beraber o derecede hiçbir şey yok. Yine hâlâ da aynı. Allah var, onunla beraber hiçbir şey yok. Var derseniz şirk olur zaten. Tevhidin en üst noktası, tevhidin en üst noktası. O hiçbir şeye benzemez. Bu manada, uluhiyet noktasında ikinci bir uluhiyet kabul etmez. Arabinin zat için, bu sözü de uluhiyet, uluhiyet mertebesi içindir sözünü katılıyorum. Evet ve devam eder.
Evet, bir şeyle beraber olmayanın beraberinde bir şey olmaz. Evet, bir şeyle beraber olmayanın beraberinde bir şey olmaz. Evet, doğru. Allah âmâ noktasında, âmâ noktasında hiçbir şey yoktur ve onunla beraber de hiçbir şeyin olması mümkün değildir. Hak ve âlem arasında asla akılla anlaşılacak bir fark yoktur. Ancak hakikatlerin temizi ile bu anlaşılır.
Allah ile beraber bir şey yoktur. Bu hâlâ böyledir. Onun maiyetinde olan, bizim maiyetimizde olandır. Onun celali bunu gerektirir. Eğer o kendi nefsine bizimle maiyetini nispet etmeseydi, akıl maiyet kelimesinin manasını bir türlü çıkaramazdı. Akli selim dahi sadece maiyeti, âlemden bunun ne olduğunu anlayamazdı. Evet, bir şeyin maiyeti bir şeye tecelli edince anlaşılır.
Sizin kuvvetiniz vardır, sizin kuvvetiniz bir şeye tecelli edince kuvvetinizin varlığı anlaşılır. Sizin bilginiz varsa, bilginiz tecelli edince, bilginizin de nereye kadar tecelli ederse maiyeti belli olur, tecelli alanı belli olur. Kuvvetinizin maiyeti, kuvvetinizin tecelli edeceği alan ve tecelli ettiği miktar kadardır. İşte bu manada, bir şeyin maiyeti tecelli edince anlaşılır. Allah'ın da sıfatlarının maiyeti tecelli edince anlaşıldı. Eğer öyle bir tecelli olmamış olsaydı, Allah'ın sıfatlarının maiyetini biz asla anlayamayacaktık. Aklımızın maiyeti de aynıdır. Aklımız nereye kadar tecelli ediyorsa maiyet olarak, aklımızın maiyeti de bu noktada olur.
Bu ses kesiliyor, nerede Salim? Sesten imtihanımız bitmiyor hiç.
Devam ediyoruz. İnsan ve Kur'an ikizdirler. Hadisine atfen, buradaki insandan maksat bütün hakikatlerin cami ve bil asale insanı kamil olan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir. Ümmetimden Hz. Muhammed'e erişememiş olan kimseler Kur'an'a baksınlar. Ona bakmakla Hz. Muhammed'e bakmak arasında fark yoktur. Sanki Kur'an beden suretine girmiş ve adına Muhammed bin Abdullah bin Abdülmuttalip denmiştir. Kur'an Allah kelamıdır. Kelam ise Allah'ın sıfatıdır. Öyleyse Hz. Muhammed de hakkın sıfatıdır. Fütüat 61 Ya gerçekten bir daha teşekkür edeceğim sana. Bu neden böyle dönüp dönüp teşekkür ediyorum? Şimdi bir kısım Türkiye'de ve Avrupa'da ve orada burada duran böyle kendisini Arabici görüp de Dinin olmazsa olmazlarını böyle kenara atan Arabi'yi ters yönden başka açıdan bakıp da Böyle kendi kendilerini bir de kibirlilik taslayan insanlar vardı.
Bunlar böyle Muhammed'i Mustafa'ya çok tabiri caizse tenezzül etmez. Öyle Hz. Mevlana Celalettir Rum Hazretlerine de bakanlar da vardır. Yani Mevlana'cılar vardır. Onlar da Hz. Muhammed'i Mustafa'ya fazla bakmazlar. Kendilerince Mevlana'ya bakarlar. Arabi'ye de böyle bakanlar var. Örneğin. Şeyhlerine de böyle bakanlar var. Örneğin. Hocalarına, hacılarına, siyasi parti liderlerine de böyle bakanlar var. Örneğin. Zakirlerine, çavuşlarına da işte ders yaptıran ablalarına da böyle bakanlar var. Örneğin. Bunların hepsi de, bunların hepsi de Kur'an, sünnet dairesinde olmadığı müddetçe insanı bataklığa götüren şeylerdir. Arabicilere de buradan Arabi kendisi cevap veriyor.
Kendi yolundan gidenlere. Diyor ki, Hz. Muhammed'i Mustafa yürüyen Kur'an'dır. Yürüyen Kur'an. Yaşayan Kur'an. Yürüyen Kur'an. Yaşayan Kur'an. Hani bundan 4-5 hafta önce Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin sünnetine tabi olmanın farz olduğu ile alakalı birkaç dizi sohbet etmiştik burada. Cenab-ı Hak'a hamdolsun ki, o sohbetlerin üzerine bu tecelli ettirdi.
İşte Muhammed-i Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri yürüyen Kur'an'dı. Çünkü o heva ve hevesinden hiç konuşmamıştı Kur'an'ın diliyle. Ve Allah'ı zikredenler için çok güzel örnekler vardı. Ve ayet-i kerimede de Allah ve Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin diyerekten, Cenab-ı Hak iman edenlerin yolunu çiziyordu. İşte kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, dikkat edin. Muhammed-i Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri yaşayan bir Kur'an'dı. Yaşayan, sesli, görüntülü, bilinen bir Kur'an'dı. Ama ne yazık ki Ümmet-i Muhammed son 300 yıldan beri o yaşayan Kur'an'ın kıymetini bilemedi. Muhammed-i Mustafa'ya, Mustafa'nın sünnetine tabi olmanın yolunu bulamadı.
Ve böylece de Kur'an'ı canlı, heyecanlı, istikametini terk etti. Terk etti. Terk ettiği için biz şimdi cahil, aymaz, açık açık söyleyeceğim. Vahşet, katliamcı, karanlığın içinde kaldık. Din adına la ilahe illallah Muhammed-i Resulullah diyenleri katletme. Katletme. Din adına ibadetleri katletme. Din adına, İslam adına havrayı, İslam adına kiliseyi yakmak, yıkmak, bombalamak. İslam adına Şii camisi, Sünni camisi ayırt edip bombalamak. İslam adına bu imam şu cemaattan, bu imam bu cemaattan, bunlar şuradan, bunlar ocu, bunlar bucu deyip bölünüp parçalanma. Parçalanma, Muhammed-i Mustafa'nın izini, yani Kur'an'ın izini, yani sünnet-i Resulullah'ı terk etmekten dolayı başımıza geldi.
Bir kimse bir ibadeti yerine getiremedi diye onu küfür noktasına görmek. Bir bayanın başı açık diye onu kafir noktasına görmek. Bir bayan mini etekli dolaştı diye onu kafir noktasına görmek bizim dinimizin emri değildi. Oruç tutmayanı katliam yapmaya kalkmak. Bizim tarikattan değil, bizim cemaatten değil, bizim meşrebimizden değil, bizim mezhebimizden değildir deyip onu öldürmeye kalkmak İslam değildi.
İslam değil. Kıymetli dostlar, kim la ilahe illallah Muhammed'in Resulullah diyorsa Müslümandır. Onun kanı, canı, ırzı, mallı, mülkü diğer Müslümanlara haramdır. Biz Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunu takip ettiremediğimizden dolayı ne yazık ki kardeşlik, hukukumuzu bozduk, müminler kardeştir hükmünün ne yazık ki yaşatamadık ve yaşayamadık.
Bu hukuku biz kendi ellerimizde bozduk. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Kur'an'ın canlı yaşayanıydı. Kur'an'ın canlı yaşayanı olduğu için ona tabi olmak, onun yaptığı gibi yapmak farzdı bize. O cenaze namazını caminin içinden tabi olmadı. Şimdi caminin içinden tabi oluyoruz. O cuma namazlarını kadınları da, kızları da, bütün köleleri de cumaya getirdi, götürdü. Biz onun yolunu terk ettik, kadınları camiden men ettik. O her vakit namaz kadınları camide topluyordu. Biz onun yolunu terk ettik. Kapitalist sistemin peşine takılaraktan, deccaliyet sisteminin peşine takılaraktan biz ne yazık ki onun yolunda gidemedik.
Şimdi onun acısını çekiyoruz. O dedi ki ilim Çin'de de olsa gidip alınız. Biz pozitif, akli ilimlerle ilimlenemedik. O dedi ki ilim müminin yitik malıdır. Biz ilimde geri kaldık, fende geri kaldık, matematikte geri kaldık, kimyada geri kaldık, astronomide geri kaldık, insanlıkta geri kaldık, her şeyde geri kaldık. O çünkü yaşayan Kur'an'dı. Biz ona tabi olamadık. Ne ibadetlerinde, ne ahlakında, ne ilminde, ne fenninde biz ona tabi olamadık. Çözümleyemedik de zaten. Çözümleyemedik de. Bizim bu çarpık halimize baktı, dindar olmayanlar. Müslümanlık işte sizin gibi insanlar üretti dedi. Onlar da dine, bizim çarpıklığımıza bakaraktan karşı geldiler.
Eğer bir kimse dine karşısa, bilin ki bunda Müslümanların payı var. Müslümanlarının çarpıklığının payı var. Çarpıklığının payı var. Biz hatta kendi çarpıklığımıza bakamadan, göremeden, çarpık dini düşünce ve fikirlerimizi insanlara dinle anlatıyoruz noktasından anlattık. Onlar da akıllarıyla bize baktılar. Din buysa biz bu dini kabul etmiyoruz dediler. Haklılar. Biz onların bu haklılığını da görebilecek kapasitede değil, körlerdendik. Dedik ya bu kafir, bizi dinlemiyor dedik. Halbuki kafir olan bizdik. Ey iman edenler, iman ediniz ayeti kerimesini üzerimizde tecelli ettiremedik. Kendi çarpık fikir ve düşüncelerimizi din olarak etrafımıza aktarmaya kalkıştık.
Kendi heva ve hevesimizi din olarak aktardık. Şeyhler dedi ki, Allah'a kavuşmak istiyorsanız beni sevin. Ne kadar Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin misali olduğunu kendilere bakmadan bu küstahlığı yaptılar. Bunları duyan dervişan da dediler ki, Allah'a ulaşmak istiyorsan beni sev.
Biz dervişana dedik ki, şeyhe ulaşmak istiyorsan ablanı sev, ben senin ablanım. Ben senin abinim, şeyhe ulaşmak istiyorsan beni seveceksin. Şeyh dedi ki, Muhammed Mustafa'ya ulaşmak istiyorsan beni seveceksin. Hiç kimse buradaki çarpıklıkları görmedi. Oysa şeyhiyle, hocasıyla, âlimiyle, çavuşuyla, dervişiyle deseydik ki, hepimizde, Kardeşler, Muhammed-i Mustafa'ya tabi olacağız sallallahu aleyhi ve selleme.
Hiçbir şeyhin dini yok, yeni bir din getirmiyor. Hiçbir müridin yeni bir dini yok. Ya gelin Kur'an ve sünnete tabi olalım. Gelin Kur'an ve sünnete tabi olalım. Bu meselenin en öz noktasıydı. Biz bunu beceremedik. Beceremediğimizden dolayı da bütün ümmet battı. Şimdi o bataklığın içerisinde çırpınıyoruz biz. İçimizde gizli servis ajanları cirit atıyor. İçimizde bilgisizlik cirit atıyor. İçimizde karanlık cirit atıyor. İçimizde şeytan cirit atıyor. Cirit atıyor. Şeytan her türlü oyunu yapıyor bize. Neden? Biz Muhammed-i Mustafa'ya tabi olmadığımızdan. Allah bizi yesin. Ona tabi olsaydık Kur'an'a tabi olmuş olacaktık.
O yaşayan Kur'an'dı çünkü. Ayakta. Kur'an'ın, Kur'an'ın, o aklın, o sadece hüküm olarak indirilen ayetlerin hayata çevirilişiydi o. Allah bizi ona uyanlardan eylesin. Sufi muhakkiklere göre. Muhakkik araştıran, soruşturan, bu konuda böyle kendisinin, kendisinde hiç şüphe bitmeyen kimse. Araştırmacı yazar diyorlar ya. Muhakkik bu. Sufi araştırmacılar, bu naslar yanında onlar üzerinde Ehlullah'ın getirmiş oldukları bu şartları de bir o kadar da önemli haiz kaynaklardır. Zira nasıl ki Kur'an insan fikrinden, insan zekasından çıkma bir kitap olmayıp, Allah'tan geldiği için önünden veya ardından onun hükümsüz kılacak hiçbir şey gelmeyecekse, Fusulet ayet 41-42, Ehlullah'ın yani evliyaların, velilerin bunları şerhleri de aynen böyledir.
Nasıl kitap tenzili Allah'tan peygamberinin kalplerine olduysa söz konusu o kitabın gevşek manasını, gerçek manasını bilmekte tıkı bu şekilde o Allah'tan bazı müminlerin kalplerine tenzil olur. İşte bu mane, binaendir ki Hz. Ali radiyallahu anh o kullarından dilediğine bu Kur'an'ın fehmini de bir lütuf olarak verir demiştir. Fütuhat. Evet. Kur'an nasıl Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kalbine inip fiili olarak Muhammed-i Mustafa bunu yaşadıysa sallallahu aleyhi ve sellem, Her devirde de Muhammed-i Mustafa'ya tabi olup bu ayetleri şerh eden, bu ayetleri açıklayan veliler de muhakkak vardır. O velilerin şerhleri, buradaki metne katılmayacağım bir tek bir şey var.
O velilerin şerhleri, o velilerin söylediği sözler kendi zamanları için geçerlidir. Kendi zamanlarındaki şerhler, şerhler. Kendi zamanlarında değişmeyen kaide gibi durur. Veyahut da kendi zamanlarında söylemiş oldukları ayet-i kerimenin tefsirleri kendi zamanını bulur. Çünkü Kur'an her an kendisini mana ve anlam olarak yenileyen bir kitaptır.
Bugünkü mana yarın için geçerli olmayacaktır. Çünkü bugün aynı noktada duran bir kimse, yarın da aynı sabit noktada duruyorsa kendisini geliştirememiş. Günü gününe müsavi olan, yani denk olan zarardadır hadisi şerifinin muhatabı haline gelmiştir. O zaman Kur'an'daki müteşabihler her an kendisini anlayış olarak yenilemektedir. Kur'an'da değişmeyecek olan, 1400 yıllık değişmeyecek olan kaideler hukukla alakalıdır. Hukukla alakasının dışındaki müteşabihlerin anlam ve manaları her gün yenilenmeye muhtaçtır. Bunları yenileyecek olan da Ehlullah'tır. Kur'an'ı Ehlullah'tan dinlemek gerekir mana itibariyle.
O yüzden sufiler ölmüş olan bir şeyin peşinden gitmezler. Kur'an'ın yeniden anlamını, yeniden manasının tadını tatmak için yaşayan bir velinin sohbetinde oturup Kur'an'ı canlı bir şekilde dinlemeleri gerekir. Eğer velilerin geçmiş olan şerhleri müteşabihlerde geçerli olmuş olsaydı Allah'ın el-veli ismi de belirli bir zamanda tecelli edip belirli bir zamandan sonra tecelliyatının kalkması gerekirdi ki bu mümkün değil küfürdür.
Cenab-ı Hak ayeti kerimede der ki Allah'ın yeryüzünde direkleri vardır. Sorarlar bunu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. İbni Abbas bunu nakleder bize. Der ki Allah'ın yeryüzündeki direkleri Cenab-ı Hak onun onlarla Kur'an'ı korur. Onlarla Kur'an'ı anlaşılır hale getirir. Onlarla Kur'an'ı yaşanır hale getirir. Ve bunlar her daim hiç eksik olmayacaktır. Ve İmam-ı Hanbel Hazretlerinin o üçler, beşler, yediler, kırklarla alakalı hadis-i şerifini getirirler. Ve sufiliğe karşı olan İbni Teymiye'nin talebesi Ali'l-Karri dahi bu hadis-i şeriflerin karşısında. Çünkü üstadının üstadının naklettiği hadis-i şeriftir İmam-ı Hanbel'i.
Ve bu hadisleri kabul etmek zorunda kalır. Reddedemez. Çünkü Ali'l-Karri'nin şeyhi İbni Teymiye, İbni Teymiye'nin de normalde şeyhi İmam-ı Hanbel'dir. İmam-ı Hanbel'in naklettiği hadisleri velilikle alakalı, ebdallahla alakalı hadis-i şerifleri reddedemez. Hazreti Ömer Efendimiz'in naklettiği Allah'ın öyle kulları vardır ki onlar ol dese Cenab-ı Hak onların ol demesinden oldur verir. Hadis-i şerifini der ki yani Ömer'in böyle bir hadisi var nakletmek zorunda kalır. İşte bu manadan işaret ederekten evet velilerin kendi zamanlarındaki ayet-i kerime şerhleri kendi zamanlarını bağlar. O yüzden bütün devamiyet olarak bağlar hükmüne katılamayacağım bu noktada. Allah bizi affetsin. Not.
Yazıdaki yabancı kelimeler için tüm arkadaşlardan özür dilerim. Ben sadece kopyala yapıştır yapıyorum. Bu yazı dağılıntılarla doludur. Asıl teşekkür edilecekler bu kitapları ve çevirileri yapan emekçi yazarlardır. Allah razı olsun. Ama sen de bizi buraya kadar bunları getirdin. Biz de sana ayrıca kendin ve bütün kardeşler olarak teşekkür ediyorum. Ben bu sorulan soruları cevaplar bitince yanıma alıyorum. Bunları da biriktirebildiğim yere kadar biriktiriyorum. Hepsini de dosyalayacağım bu noktada inşallah. Soruları sorandan da bunun iznini almıştım zaten. Teşekkür ediyorum bu soruları bize tekrar derleyip getirdiği için. Evet.
Sorulara da bakalım inşallah bitirelim. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin son haç yolculuğunda cereyan eden Gadir-i Hum olayının ve orada Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinin elini kaldırarak benden sonra imamınız Ali'dir demesinin aslı ve manası nedir? Normalde böyle bir olayın olduğu söylenir. Tarihçilerin bir kısmı bunun olduğunu bir kısmı olmadığını söyler. İkiye ayrılır burada. Böyle bir olay olmuş olsa dahi, böyle bir olay olsa dahi bu ümmetin içerisinde ayrılığa sebep olmamalı. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri ehli sufinin zaten halifesidir. Bu noktada imamıdır. Bizim bu noktada herhangi bir karşı duruşumuz söz konusu olmaz. İşte buradan hareket ederekten Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinin hakkı yendi denir.
Hazreti Ali efendimiz sağdı, böyle bir hakkı olduğunu inansaydı savaşırdı gerekirse. Eğer hakkını yedirecek korkaklığa sahipti deriz. Eğer biz Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri bunun için savaşmadıysa, o zaman bu daha kötü bir şey olur. Bunu savunanlar, sözün nereye gittiğinin bilincinde olmayan insanlar. Bu hak mı? Evet.
Hazreti Ali efendimizin hakkı mı? Evet. Hazreti Ali efendimiz hakkını bırakacak bir kimse miydi? Buradan o çıkar. Oğlu Hüseyin radiyallahu anh hazretlerini küfe halkı davet etti, size biat edeceğiz diye, o ölümüne koştu oraya. Bu kadar hak ve hakikat yanlısı bir kimse. E, Hüseyin efendimiz radiyallahu anh hazretlerinin babasıdır.
Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri. Ben ilmin şehriysem o da kapısıdır. Ya Rabbi Ali'nin döndüğü yere hakkı döndür. Hadis-i şerifine mazhar olmuş kimsedir. Şimdi biz diyeceğiz ki, Kadir-i Uhum'da bir bölgedir bu, coğrafik bir bölge. Orada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kalktı. Ashabın içerisinde, benim halifem Hazreti Ali'dir dedi. Ashab da bunu yerine getirmedi. Öyle mi diyeceğiz? Küçük bir iftiram olur. Sahabeye ve Hazreti Ali efendimiz'e. Ve Hazreti Ali efendimiz bu tebligatı alacak. Bu tebliği, bu tebliği Hazreti Ali efendimiz kabul edecek. Ve bunu yerine getirmek için onun cihad etmesi farzayındır.
Dikkat edin. Bunu yerine getirmek için mücadele etmesi, cihad etmesi farzayındır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti bir şeye işaret ettiyse, ashabın algısı budur. Başka bir şeye gerek yoktur. Direkt onu namel ederlerdi. Hazreti Ali radıyallahu anh hazretleri için böyle bir şey düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum.
Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerinin hakkı gasp edilecek, Hazreti Ali efendimiz de susacak. Öyle mi? Sözlerinin nereye gittiğinin bilincinde değil insanlar. Allah bizi affetsin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan bir kimse cehenneme girmez buyurmuştur. Müslim, evet. Tirmizi herhalde. Burada tam okuyamadım orası. Ama hadis-i şerif var, evet. İman eden kibirlenirse cennete giremeyecek mi? Evet. Kibrin tanımı tam olarak nedir ve hangi hal ile biz kibre düşüp imandan çıkmış oluruz. Normalde bu hadis-i şerifin karşılığı gibidir bu. Gönlünde zerrece iman bulunan, zerrece iman bulunan kimse sonunda cennete gidecektir.
Gönlünde zerrece kibir bulunan kimse de asla cennete giremeyecektir. Kibir, sizin Allah'a karşı olan meselede Allah'ın Kur'an'ından bir şeyi reddetmenizdir. Bu Allah'a kibirdir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı kibir de onun sünneti Resulullah'ın sünnetini beğenmeyip ona ters hareket etmektir ki bu da nedir?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kibirdir. Bu o kimse de küfür ehli olur. Kibir, insanlara karşıdır. İnsanlardan kendini üstün görürsen bu da kibirdir ki Allah muhafaza eylesin. Bu da noktada bu hadis-i şerifin içerisine girer. Doğuştan çift cinsiyetli olan insanların dindeki yeri nedir? Evlenebilir, ibadet yapabilirler mi? Çift cinsiyetli olanlarla alakalı zannediyorum İmam-ı Azam Hazretleri'nin iştahı var. Onlar küçük abdestlerini nereden yaptığına bakılır. Eğer küçük abdestlerini kadınlık organından yapıyorlarsa kadın hükmündedir. Erkeklik organlarından yapıyorlarsa erkek hükmündedir. Bu noktada küçük abdestlerini yaptıkları organa göre kadın veya erkek hüviyeti alırlar.
Eğer kadınlık organından küçük abdestlerini yapıyorlarsa bugün teknolojik olarak mümkün erkeklik organlarını kestirip sadece kendisini kadınlığa yönlendirmeleri gerekir. Çünkü bu noktada bevlettiği yer, küçük abdestini yaptığı yer kadınlık organıdır. Yok eğer ki erkeklik organından küçük abdestini yapıyorsa bu sefer yine o kimse ameliyat olur, erkeklik organını işlevselliğinin devam ettirir ve erkek kıyafeti giyerekten erkeklerin içerisinde yaşarlar.
Her ikisi de evlenebilirler, ibadetlerini yapabilirler. Bu noktada hiçbir sıkıntı yok. Bir annenin ciğeri yanmış demiş ki ana hakkında vaaz verir misiniz? Sizden rica ediyorum. Bu kadının bunu kim yazdıysa ciğeri yanmış evlattan. Allah ciğerini söndürsün inşallah. Evladına iyi ahlak nasip eylesin. Annelerinize, babalarınıza üf dahi demeyiniz der ayet-i kerimede. Anne babalarınızla hürmette, hizmette, saygıda kusur etmeyin inşallah. Sabah sohbette sormuştum ama cevabını alamadım. Çıkmak zorunda kaldım. Aynaya dokuz dakikadan fazla bakınca üç harflerin geldiğini söylüyorlar. Bunun hakkında bilgi verir misiniz? Orada cevap vermiştim.
Aynanın başına bir tane dokuz dakikalık bir alarm kuralım. Dokuz dakikaya geçince alarm çalsın. Böyle bir saçmalık yok. Allah bizi affetsin. Kadınlar aynayı severler. Baksınlar bakabildikleri kadar. 2 Mart pazartesi saat 13.30'da bayanlara yönelik program burada vardır. Bütün bayanlara davetlidir. Sırf bayanlara aittir. Bayanlar kendi kendilerine sohbet ve sema yapıyorlar. Ayın ilk pazartesi. Bu pazartesi de bayan kardeşlerin. Burada aylık sema ve sohbetleri var inşallah. Bir ilan daha var. Gemlik Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi'nde bayanlara yönelik ney bendir ve sema ve ilahi kursları başlamıştır.
Katılım ücretsizdir. Ben bir kızla görüşüyorum ama evlenmek için düşündüğüm bir kız değildi. Parantez içerisinde açık olması. Aramızda anlaşmazlık değil de sorunlar çıkıyor. Ben ilk başta vazgeçecektim ama Allah'ın izniyle sonuna kadar mücadele etmeyi düşünüyorum.
Ne yapmalıyım sizce? Anneni babanı gönder, istet. Eğer böyle normalde ne o? Evleneceğim, ciddiyim diyorsan. Bir kimse, bir erkek, bir kızla evlenecek mi? Evlenecek. Görüşecek. Üç sefer görüşme hakkı var. Üç sefer görüştükten sonra annesini, babasını gönderecek, istetecek, evlenecek. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem evindeyken sahabesine hitaben kapıya geleni cennetle müjdele benden sonra halifelikte müjdele Ömer Efendimiz ve daha sonra da Hazreti Osman Efendimiz'e bu müjdeyi vermesi az önceki Hazreti Ali'ye delil olabilir mi efendim?
Bilemem. Bunu da okumadım hiç. Bu halifelikle alakalı çok tartışma var. Bunlar bizi bir yere götürmez. Bizim imanımızı arttırmaz. Bize bir fayda sağlamaz. Onların kendi aralarındaki kendi aralarındaki varsa, olduysa anlaşmazlıkları kendilerine ait. Bunları 1400 yıl önceki bu meseleleri kaşımanın, bu meseleleri anlatmanın bu meseleler üzerinde düşmanlıklar kurmanın bir anlamı yok.
Bir anlamı yok. Gereksiz lafızlar bunlar. Biz Kur'an'ı ve sünneti yaşayalım. Bizden istenen bu. Kur'an ve sünneti yaşamaktan imtina edenler, kaçınanlar oturuyorlar bunlarla uğraşıyorlar. Adam namazını kılmıyor. Bunlarla uğraşacağım diye uğraşıyor. Adam iki tane hadis bilmiyor. On tane hadis bilmiyor. Desem ki ya otur sonra bana bana namazla alakalı beş hadis söyle. Abdestle alakalı beş hadis söyle. Oruçla alakalı beş hadis söyle. Zekatla alakalı beş hadis söyle. Haçla alakalı beş hadis söyle. Yok. Yok. Adamın hıfzında elli tane hadis yok.
Biri sorsa ona, kardeş namazı kılıyorsun. Namazın ehemmiyetiyle alakalı bana beş hadis söyle. yok. Namazın ehemmiyetiyle alakalı beş ayet söyle. Yok. Yok. Abdestin ehemmiyetiyle alakalı beş hadis söyle bana. Yok. Ama oturuyor, hadislerin üzerinden konuşuyor. Kadir Hum meselesini konuşuyor. Halifelikle alakalı meseleleri konuşuyor. Diyorsun, İslam tarihi nereden okudun? Hangi, kimin İslam tarihini okudun? Susuyor. Altı parmağı mı okudun? Cevdet Paşa'yı mı okudun? Kim okudun İslam tarihi olarak? Yok. Evinde bir hadis kitabı var mı?
Yok. Evinde ama vardır bir sürü kitap. Ama bir hadis külliyatı yok. Evlerinizi İbrahim Canan Hoca'nın derlemiş olduğu harika kütüb-i sidde var. Alın kütüb-i siddeyi evlerinize. İnternette var, indirin. İnternette, chatte, orada boş muhabbetlerde dolaşacağınızda kütüb-i siddeyi okuyun.
İnternette açıklamalı olanı da var. İndirin, okuyun. Günde üç sayfa okuyun. Beş sayfa okuyun. İki sayfa okuyun. İnternette sörf etmek hoşlarına gidiyor. Olur olmaz her şeyi okuyorlar. Kütüb-i siddeyi okuyan yok. Yok. Ama bunlarla herkes uğraşıyor. Allah bizi affetsin inşallah. Nerede kaldık?
Evet. Buradan önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Ona çeyrek var. El-Fatiha. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.