Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 28 Aralık 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Aralık 2013 · 2:04:01

Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Karabasan nedir? Demek ki kara basıyor, yağmura değil. Şimdi tam mevsimi ya karda var, işin natifesi. Evet, gece insanlar bu noktada psikolojik olarak kendisinin üzerinde böyle bir korkma, ürkme, hatta onun üzerinde böyle değişik tecelliyatlar olduğu söylenir.
Genelde kafir cinnilerin böyle bir şey oluşturduğu, olduğu söylenir. Biraz daha sağa sola yaklaşın, kapının önünde kimse kalmasın. Yaklaşabildiğiniz yere kadar. Bu kafir cinnilerin o kimsenin üzerinde böyle bir etki altına aldığı söylenir. Böyle söylenir. Uykuda kilitleniyorum, sonra üzerimde bir ağırlık varmış gibi nefes alamıyorum, kıpırdayamıyorum.
Bu durum nedir? Uyumadan önce yapmamız gereken nelerdir demiş. Böyle kafir cinnilerin insanın üzerinde böyle tecelliyatı olduğunu, böyle olduğunu söylerler, böyle yaşarlar. Bu noktada ne yapılması gerektiğiyle alakalı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri abdestli yatmaya gayret eder. Her yatmazdan önce, uyumazdan önce on iki tane ayet-ül kirsi okur. Sağına, soluna, aşağı, yukarı, önüne, arkasına, ondan sonra içine çeker. Böyle yatardı. İnşallah, bu noktada eğer böyle bir şey yaparsanız, âlâ olur. Kıymetli dostlar, ben böyle iyi okuyabilen bir kimse değilim.
Biraz hakkınızı helal edin. Zorluk çekiyorum okumakta. Öyleyse sen dosdoğru bir inançla yeryüzünü, yeryüzünü dine, Allah'ın fıtratına çevir ki o insanlara bu fıtrat üzere yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. İşte dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler. Rum suresi 30. ayet-i kerimedeki Allah'ın fıtratından maksat nedir? Fıtrat, Allah'ın değişmeyen kaideleridir, kanunlarıdır, kurallarıdır. Bu manada Cenab-ı Hakk'ın yaratma kaideleri, yaratma kuralları hiç değişmez. İnsanların gözlerinin yeri değişmediği gibi, burnunun yerinin değişmediği gibi.
Din, Allah'ın indirmiş olduğu o fıtrata uygundur. Bu manada din de fıtratullah'tandır. Eğer dinin içerisine insanlar kendilerinden bir şey katarlarsa, o fıtratullaha uygun olmadığından dolayı din onu kabul etmez. Veyahut da dinin içerisinden bir şeyi yok ederlerse, kaldırırlarsa, yine fıtratullah noktasında din o kendisinden bir şeyin yok edilmesini de kaldırmaz. Adem'den Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gelinceye kadar bütün dinler İslam'dır. Son din ve son peygamber, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri olmakla beraber İslam'dır. Bugün ben sizin dininizi tamam ettim diyerekten Cenab-ı Hak dini tamam etmiştir.
Tamam edilmiş olan bu dinin içerisinde fıtratullaha uygun olmayan hiçbir şey yoktur. İmam Buhari'nin Bab-ül Fiteni'nin başında dört tane hadis-i şerif vardır. Bu dört tane hadis-i şeriften birisi şudur. Üç tanesi şudur. Bir kimse dinde olmayan bir şeyi dindenmiş gibi kabul edecek. Dinde olmayan bir şeyi dindenmiş gibi kabul etmek, dinin fıtratullahına aykırı olduğundan din zaman içerisinde kendi kendisine onu temizler. Burası çok önemli. Dinin fıtratına uygun olmayan şey dindenmiş gibi kabul edilmiş olsa zaman içerisinde din o kendi fıtratullahına uymayan olguyu, anlayışı, ibadeti, idraki kendi iç sistemiyle temizler.
Mesela İslam dininin içerisinde fıtratullaha uygun olmayan görüş, düşünce, fraksiyon, hizip, mezhep, meşrep zaman içerisinde temizlenmiştir. İki, dinde var olan bir şeyi yok ederse bir kimse yine dinin fıtratullahına aykırı hareket etmiş olur. Ve dinde var olanı yok eden bir anlayış zaman içerisinde tekrar din onu yerli yerine koyar.
Bu dinin son din olmasının mucizesidir. Tabi bunu tecdit eden, bunu yenileyen, tecdit etmek, yenilemek. Dinde reform yoktur. Reformist, düşünce ve tarzlar tasfiye edilmiştir hep. Din kendi kendine onu tasfiye eder. Dinde tecdit etme, yenileme vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri her yüzyılda bir müceddit gelir diyerekten o mücedditler dinin algısının ve yaşanmasının yenilenmesini sağlarlar. Bu mücedditle alakalı tartışmalar çoktur. Herkes kendi şeyhini, kendi hocasını, kendi alimini müceddit görür.
Bu noktada, bunun orta noktası, böyle insanları orta noktada buluşturmak değil derdim. Bu noktada mücedditliği bir kimseye bağlamak, bir şahsa bağlamak bu meseleyi zorlaştırır. Nasıl Hasan el-Benna Suriye'nin müceddidi ise, Bediüzzaman hazretleri, işte Türkiye'de geçmiş yüzyılın müceddidi, veyahut da Pakistan'da örnekliyorum, her kim ise mevdudi oranın müceddidi, işte Mısır'da oranın müceddidi şeyi yazan, tefsirini yazan, Seyyid Kutup gibi.
Bu noktada hem bölgesel, hem daha dairesel mücedditlerin olması muhtemel. Önemli olan orta, dinin algı, anlayış olarak yenilenmesi ve yaşanabilir hale gelmesi. Reform ise, bir şeyi yok edip yerine başka bir şey koymaktır. Aldanmayın. Reform üst düşünceler, dindeki bir şeyi yok ederler. Örnek, haksız yere bir kimse bir kimseyi katlederse, bunun dini hukuktaki karşılığı, haksız yere katledilenin katledilmesidir. Siz bunu reformist bir düşünceyle bunu orta yerden kaldırırsanız, dinin bir hükmünü kaldırıyorsunuz. Ama ayet-i kerimede der ki, affederlerse ne âlâ, met edilir.
Siz af yolunu güzelleştirir, af yolunu arttırmayı önler, af yolunu bu noktada insanlara anlatmayı yeylerseniz, bu tecdit etmek olur. Ama ve lakin, maktulün yani öldürülenin velisinin karşıdaki haksız yere öldüreni öldürtme hakkı bakidir. Bunun gibi, her yüzyılda bir Cenab-ı Hak, her dönem, ben onu her an, her an dinin kendisini yenilediğine inanırım.
Bu yenileme, hem müştehit âlimlerle, iştihad edenlerle, hem müceddit âlimlerle, hem de mürşid âlimlerle olur. Bu yenileme sadece mücedditlerin omuzunda değildir. Bu yenileme sadece müştehitlerin omuzunda değildir. Bu yenilemenin üç ana merkezi vardır. Hatta biz bunu bir yenilemede siyaset koyabiliriz.
Yani devleti idare eden, sizden olan emir sahipleri. Ve böylece onlarla din yenilenmiş olur. O zaman bu manada hem müceddit, hem müştehit, hem de mürşidlerin vesilesiyle din, her yüz senede, her ay, her yıl, her gün, her an kendisini yeniler. Ve yenileyerekten fıtri noktaya gelir.
Dikkat edin, şöyle bir bin dört yüz yıllık tarihi kendinizce bir süzgeçten geçirin. Bin dört yüz yıldan beri devam ede gelen, devam ede gelen yollar vardır. Devam eder bin dört yüz yıldan beri onlar. Dinin fıtratına uygun olduğu için hiçbir zaman yok olmazlar. Sufi yolu yok olmuş mu? Biz geriye doğru yürüdüğümüzde ta sahabeye dayanırız. Zaman içerisinde İslam dünyasında sufilere karşı ne kadar saldırı olduysa, ne kadar onlara karşı hakaretvari olduysa, ne kadar onlara karşı kötüleme olduysa, yollar dimdik ayaktadır.
Ta Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'den, ta Hazreti Ali Radiyallahu An Hazretlerinden itibaren, sufi yolu ayaktadır. Hiç örneğin, bir yere atıfta bulundum veya bir kimseye laf söyledim veya sakın bir yerleri eleştirdim aklınıza gelmesin. Bazı alimler, hoca efendiler vardır, bazı müceddidler vardır. Kendi zamanlarında insanların aydınlanmasına, dini yaşamalarına vesile olmuşlardır.
Bitmiştir mesela. Otuz yıl, kırk yıl sürer gider. Elli yıl, yüz yıl sürer biter. Yüz yıldan sonra o devam etmez. Yüz elli yıldan sonra devam etmez. Bununla alakalı size çok kimse söyleyebilirim. Veya kendi zamanında, kendi dairesinde o esnada hizmet etmiş, İslam'ın önderliğinde, İslam'ın önde olmasına vesile olmuş, İslam'ın önderliğini yapmış bu tip topluluklar zaman içerisinde eriyip gidip yok olmuştur.
Bunu aynı zamanda mezhepsel olarak da bakabilirsiniz. Biz hak mezhep dört tane deriz, yanılırız. Ayakta kalan dört tanedir. Yaklaşık otuzun üzerinde mezhep vardır, sünni mezhep. Ve otuzun üstünde sünni mezhepten ayakta kalan dört tanesidir. Zaman içerisinde onlar kendi müntesiplerini kaybetmişlerdir. Zaman içerisinde müntesipleri kaybolur. Mevlevilik dediğimizde sekiz yüz yıllık bir yol vardır. Bu sadece Mevlevilik adı altında. Ama Hazreti Mevlana'nın babası da üstad'dır. Onun geldiği bir de yol vardır. Nereye kadar gider? Türkler ta Orta Asya'da Hoca Ahmet Yesevi'ye kadar gider.
Hoca Ahmet Yesevi'yi bulduğumuzda Türklerin ilk İslam olmasına kadar gider. Türklerin ilk İslam olmasına yürüdüğümüzde Ehlibeyt'i görürsünüz. Ehlibeyt'i nasıl görürsünüz? Abbasilerden, Emevilerin baskısından, zulmünden, mezaliminden kurtulmak için hicret eder Ehlibeyt. Nereye gider? Anadolu'ya, Türklerin arasına doğru gider. Türklerin İslam'la buluşmasına sebep Ehlibeyt'tir. Türkler o yüzden diğer kavimlerin içerisinde Ehlibeyt'e en fazla muhabbet besleyen kavimdir. Çünkü dini Ehlibeyt'ten almıştır. Ehlibeyt sevgisiyle almıştır. Ve o zaman baktığınız zaman yola, yola baktığınızda sadece Hazreti Mevlana'nın 800 yıllık yolunu göremezsiniz.
Onun arkasından Ehlibeyt'e ulaştığınızda 1400 yıllık bir yol çıkar size. Siz Kadirliğe baktığınızda 1400 yıllık yol çıkar size. Rufa aileye baktığınızda 1400 yıllık yol çıkar size. Siz Ahmet el Bedevi'nin, İbrahim Dusuki'nin, Şehebüle Saneli Şazeli'nin, Şahı Nakşibendi Hazretlerinin, Hacı Bayramı Veli'nin, Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin Yollarına baktığınızda 1400 yıllık yol çıkar sizin önünüze.
Bu yollar 50 yıllık, 100 yıllık, 150 yıllık, 200 yıllık yol değildir. Bu yollar başlarındaki şeyhlerine bağlı yollar değildir. Şeyh öldü, yol kapandı değildir. Burada şeyh değildir önemli olan, yoldur. O yol Allah'ın din fıtratına uygun olduğu için ayakta durur. Eğer fıtratı Allah'a uygun olmazsa yol mol kalmaz. Çünkü Allah dinini bizatihi koruyandır. Din Allah'ın korumasının altındadır. Dini koruyan Müslümanlar değildir. Kendini korumaktan aciz, gözünü korumaktan aciz, dilini dudağını korumaktan aciz, göz kirpiğini korumaktan aciz, saçını başını korumaktan aciz olan bir insan. İslam dinini koruyabilir mi?
Sakın kübre düşmesin kimse. Sakın heva hevese düşmesin. Dinin koruyucusu Allah'tır ama Allah yine müminlerin üzerinden korur. Ama hiçbir mümin dinin koruyucusu biziz diyemez. İşte dinin fıtratullahı, dinin fıtratullahı değişmez. Alemin fıtratullahı değişmez. Kim fıtratullaha uygun davranıyorsa o Allah'la barışlıktır. Din olarak da siz fıtratullaha uyarsanız Allah'la barışık olursunuz. O zaman dinde var olan bir şeyi yok kabul etmek, dinin fıtratullahına aykırıdır. Yok kabul eden de zaten asla cennete giremez. Dinde yok olanı var kabul eden kimse de asla cennete giremez. Niçin?
Yok olanı var kabul ediyor. Olmayan bir ibadet meydana çıkarıyor. Olmayan bir ibadet ihdas ediyor. Olmayan bir namaz çıkarıyor. Üniversiteye girme namazı gibi. Yazıyorlar bir kitaplara. Üniversiteye giriş namazı. Kim bu namazı kılarsa üniversiteye girer. Hiç çalışmana gerek yok. O kadar dershanelere, o kadar okullara, o kadar kurslara ihtiyaç yok. Namazı kıl gir üniversiteye. Dese ki bir hacetin için namaz kıl Allah'tan dua et iste. Bunda bir sıkıntı yok. Siz namazda zikirle Allah'tan isteyiniz. Eyvallah. Siz dua ediniz Allah'tan isteyiniz. Eyvallah. Siz namaz kılaraktan Allah'a yalvarınız. Eyvallah. Allah'ı zikrederekten Allah'a yalvarınız. Eyvallah. Oruç tutaraktan Allah'a yalvarınız.
Eyvallah. İbadet ederekten ibadetlerinizi vesile edip Allah'a yalvarınız. Eyvallah. Ama dinde olmayan bir namaz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu namazı kıldı mı? Hayır. Nereden çıkardın? Nereden buldun sen bunu? Dinde olmayan bir zikir. Nereden çıkardın sen bunu? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kim? 33 sefer subhanallah. 33 sefer elhamdülillah. 33 sefer Allahu ekber. 100.sünde La ilahe illallahü vahdehu le şerikele lehu l-mülkü ve lehu l-hamdu ve hu alakul işe'in kadir. Der ise deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder.
Hadis-i şerif. Nereden çıkardın 33'ü 35 yaptın? Nereden çıkardın 33'ü 30 yaptın? Reformist bir düşünce. 33 tane gerek yok. 3 tane söylersen yeter. Reformist dediğim şey bu. O zaman yapmış olduğunuz, din adına yapmış olduğunuz her şey, dinin fıtratullahına uygun olacak. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Namazımdan sonra ve sahir zamanda da olsa hep dualarında dünyalık ve ahiretlik bir sürü şey diliyorum Rabbimden. Uzun uzun yanlış mı yapıyorum? İste uzun uzun. İstediğinizi isteyin makul olan şey. Hayırlısını isteyin, afiyet isteyin. Ama isteyin.
He liste uzunmuş. Uzun olsun. Onun hoşuna gider. Daha uzun listeler yapın. Bakara suresindeki gibi Allah sadece insana lef-i muhafuzda yazılı olanları mı verir? Öyle yapana kadar sadece Allah'ın her şeyin aylısını ver demem mi doğru? Biz lef-i muhafuzda Cenab-ı Hakk'ın ne yazıp ne çizdiğini bilmiyoruz ki. Kim söyleyecek bize Cenab-ı Hakk'ın lef-i muhafuzda hakkımızda ne yazıp ne yazmadığını?
Hadis-i şerif Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Miraç ile alakalı hadis-i şeriflerde diyor ki Ben lef-i muhafuzda kalemin cızırtısını duydum. Hala kalem yazar ve siliyordu. Yazıp siliyordu. Siz dua edin. Siz Allah'tan isteyin. Siz Allah'a yakarın. Kendi kendinize şunu düşünmeyin. Hakkımda ne yazıldıysa o olacak. O yüzden istememe gerek yok. Hayır. O yalvarılmaktan hoşlanır. Yalvarın. İnsan kötü huylarını nasıl tamir eder ki? İyi huy. Burada bir kelimeyi okuyamadım.
İyi ahlak seviyesine gelsin. Canım kardeşlerim. Bir kimse kendi huyunun kötü olduğunu bildiği halde ona devam ediyorsa o şeytanın emrinde. Kötü huy demek etrafına zarar vermek demek. Siz kendi ahlakınızın kötü olduğunu biliyor onunla mücadele etmiyorsanız o zaman yenilmişsiniz demektir.
Önemli olan insanın bir şeyin haram olduğunu bilip onu terk etmesidir. İnsanoğlunda şöyle bir algı var. Acı bir şey bu. Bir şeyin haram olduğunu biliyor haram olduğunu bildiği halde ona devam ediyor. Haram nasıl devam ediyorsun? Göz göre göre nasıl devam ettiriyorsun?
Göz göre göre nasıl müsaade ediyorsun? İyvet etmek haram nasıl ediyorsun? Yalan söylemek haram nasıl ediyorsun? İftira etmek haram nasıl ediyorsun? Problem burada. Bu hepimiz için geçerli.
Bu bütün ümmeti Muhammed için geçerli. Hepimiz için. Bu insan var olduğundan beri, dünyaya gönderildiğinden beri hastalık. Bu hastalıktan kurtulanlar Allah'a dost oluyorlar. Güzel ahlakla ahlaklananlar Allah'a dost oluyor. İftira etmeyen, gıybet etmeyen, dedikodu etmeyen, dini dost doğru algılayan ve yaşayan, dinin emirlerini dost doğru tutan, dini fıtratında anlayan, dini fıtratında yaşayan, dini fıtratında algıyan veya yaşayanların dostları ancak Allah olur.
Bir de Allah'a dost olanlar olur. Bir de Allah'a dost olanlara dost olanlara olur. Şu insanlar gerçek bir imana ermiş olsalar, yeryüzündeki mevcut deccaliyet sistemleri o insanlara savaş açar. Siz gerçek iman ehli iseniz deccaliyet size savaş açar.
Nasıl İbrahim'i yakmaya çalıştı Nemrut? Nasıl Musa'yı öldürmeye çalıştı Firavun? Nasıl Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine zulmetti Mekke müşrikleri? Nasıl Ebu Cehiller, Utbeler, Teybeler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin başına tabiri caizse çorap örmeye çalıştılar?
Sürdüler onu Mekke'den. Sen gerçekten Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dersen, müşrik sistemler seni sürerler. Seni bir yerde rahat ettirmezler. Bediüzzaman Said Nursa Hazretleri nereliydi? Doğum yerini sormuyorum size. İkametgah adresini soruyorum. Cezaevleriydi. Şehirlerden sürdüler mi? Sürdüler. Cezaevinden cezaevine girdi çıktı mı? Evet. Süleyman Hilmi Tunah Han hazretlerinin ikametgah adresini versin birisi bana. Yok.
Neresiydi? Hafız yetiştireceğim diye köyden köye dolaşıyordu. Talebeleriyle beraber, dağların başında, dağ köylerinde yakalandığında talebeleriyle beraber götürülecek. O köyden o köye, o köyden o köye, o köyden o köye, jandarma o köyden o köye, onlar da o köyden o köye. Hayatı böyle geçti Süleyman Efendi Hazretlerinin. Bediüzzaman Said Nursa Hazretlerinin hayatı böyle geçti. Hakikat noktasında eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dersen, günün Ebu Cehilleri seni rahat bırakmaz hiçbir yerde. Günün utbeleri, şeybeleri seni bir yerde rahatsız etmez. Eğer seni rahatsız eden yok ise, imanını sorgula.
Akşam olduğunuzda rahat bir şekilde kafanızı yastığa koyuyorsanız bu bende dahil. İmanınızı sorgulayın. İmanınızı sorgulayın. Çok basit bunlar. Çok basit. O yüzden bir kimse bir şeyin haram olduğunu bildiği halde devam ediyorsa, onda iki problem var. Bir, psikolojik problemler var. İki, imanı ile alakalı problemi var. Haram. Nasıl devam ettiriyorsun? Nerede imanın?
Bir kimse iman üzerine içki içemez. Hadis-i Şerif. Bir kimse iman üzerine hırsızlık yapamaz. Hadis-i Şerif. Bir kimse iman üzerine zina edemez. Hadis-i Şerif. Bir kimse iman üzerine kumar oynayamaz. Hadis-i Şerif. Bir kimse iman üzerine yalan söyleyemez. Hadis-i Şerif. Hanefi müştehitleri bunları kendisine imansız olarak görmemişler.
Almamışlar ölçü olarak. Şafii uleması bunu kendisine ölçü almış. Ve demiş ki bir kimse içki içiyorsa, o esnada ölürsek kafirdir demiş. Cenaze namazı kılınmaz demiş. İmam-ı Şafii. O zaman bir kimse iman üzerine haksız bir adam öldüremez. Hadis-i Şerif. Kıymetli dostlar. Önemli olan bir şeyin haram olduğunu öğrenmektir. Öğrendin mi bu haram mı? Evet. Onu terk etmektir iman. O senin imanını kemale erdirir. O seni iman olarak olgunlaştırır. Bizde şu var. E genç şimdi daha amcası biraz daha açık dolaşsın bu kızımız. Genç şimdi canım biraz daha denizlere girsin çıksın mayolon bikiniyle dolaşsın canım.
E şimdi genç bu çocuklar ne yapsınlar? Biraz el ele göz göze dudak dudağa. Dolaşsınlar biraz. E genç şimdi daha genç yaşta hacca mı gidilir? Biraz daha yapsınlar bir şeyler. Oto çöpe konsunlar biraz. Ondan sonra onlar da hacca giderler. Temizlenirler. E genç şimdi ya bunlar biraz böyle yapsınlar. Ben daha gencim canım biraz daha böyle yaşayayım. Kimin elinde icazetli belgesi var şu yaşa kadar yaşayacak diye? Kimin elinde belgesi var? Sen kırkından sonra tövbe ettiğinde tövbeni kabul edeceğiz diye. E genç şimdi hadi bakalım. Yakışır size her şey. Yok. Haram.
Haram haram. Haram. Allah yasak etmiş. Yapmayın demiş. Allah bizi affetsin. Benim annem çok cahil din konusunda bir şey bilmiyor. Dili de çok uzun. Çok dua ediyorum hidayete gelsin diye ama olmuyor. Çok üzülüyorum. Anneme nasıl anlatmalıyım bilmiyorum. Çok ağzı küfürlü. Bir komşusu var hep ona gidiyor. Onun da ağzı küfürlü. Ondan bulaşmış. Anneciğim diyorum. Olma. Anneciğim diyorum. Olmalı o kötü komşuya gitme diyorum. İnadına gidiyor. Annem bir türlü bu huyundan vazgeçmiyor. Önce sen anneni bu noktada hatalı ve kusurlu görmekten uzak dur. Anneni böyle görmekle bir sıfır mağlupsun. Bir sıfır mağlupsun.
Allah bizi affetsin. İnşallah biz anne ve babalarımızı hor ve hakir görmeyelim. Hor hakir gördüğünüz hiç kimseye din anlatamazsınız. Hor hakir gördüğünüz hiç kimseye dini tebliğ edemezsiniz. Önce dilimiz güzel olacak. Ne diyor Cenab-ı Hak Musa'ya? Ya Musa git. Firavun'a benim Rab olduğumu senin de peygamber olduğunu yumuşak yumuşak anlat. Vazifemiz bu. İnsan ihlası, gönüldürlini, ilahi aşkı ve hikmeti devamlı Allah'ın kullarına hizmet etmekle elde edebilir mi? İnşallah. İnşallah. Kur'an-ı Kerim dünyada insanlar için rehberken öldükten sonraki yaşantıda insanlar üzerindeki hükmü, önemi ne olacak?
Uyanlara şefaat edecek Kur'an-ı Kerim. Allah bazen dilediği halde emretmiş, bazen de emrettiği halde dilememiştir. İblisi Adem'e secde etmesini emrettiği halde secdenin yapılmasını irade etmemişti. Eğer iblisin secde etmesini isteseydi, iblis secde ederdi. Adem'in malum ağaçtan yemesini yasaklamıştı ama iradesi ağaçtan yemesi yönündeydi. Eğer ağaçtan yenilmesini istemeseydi, Adem yemeyecekti. Bu ve benzeri görüşlere bakarak iyi anlamamız gereken birkaç soru. Bir, kulun iradesinin tanımı ve hükmü, külli iradenin tanımı, kadere rıza, yaratılıştaki esas mana. Bu uzun bir mesele. Bununla alakalı geçmişte bir sohbet etmiştik burada. O geçmiş sohbete inşallah bakarsanız, inşallah bununla alakalı bilgiyi alırsınız.
İnşallah. Evin geçimini sağlayacak olan dinen kimdir? Erkektir. Bununla alakalı bize bilgilendirir misiniz? Evin geçimi, iaşesi her şeye erkeğe aittir. Tasavvuf nedir? Rica etsem tasavvufun önemi hakkında bilgi verebilir misiniz? Tasavvuf Allah'a koşmaktır. Bunu açmaya çalışırsak, kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevimli işi yapar.
Nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever. Devam eder. Allah da onu sever. Tasavvuf budur. Kulun farzları yerine getirmesi, amel noktasında ibadetler, ahlak noktasında haramlardan uzak durma. Mana alemi ve kırklar hakkında bilgi verebilir misiniz? Olur. Bununla alakalı sözel bilgi istiyorsanız, kitapların hepsinde de var. Bu konuda İmam-ı Hanbel Hazretleri'nin naklettiği kırklarla alakalı hadis-i şerif var. Allah'ın kırk tane veli, abdal kulu olduğunu, otuz tanesinin İbrahim gönüllü olduğunu. Bu manada değişik rivayetler var.
Buysa istedikleriniz sözel olarak, var bunlar. İstediğiniz kitaptan bulabilirsiniz. Ama bunlarla tanışmak farklı bir şey. Bu işin başka tarafı. Söz eline bakıyor herkes. Ben şimdi buraya gelen her şeyi okuyorum.
Hakkınızı helal edin. Yani böyle belli kaidenin dışında olanlar hariç. Okyanus ötesinden ümmete yapılan bedduanın içerisinde aynı zamanda Hristiyan kokan kelimeler var. Bunu düzeltici bir açıklama yapılmadı. Doğruluğunu ispatlamaya çalışıyorlar. Sizin görüşünüzü lüt eder misiniz ümmet adına?
Bununla alakalı ortalık zaten ayakta. Ama sonradan bir açıklama oldu. Mülla melet yapmak mıydı? Yani işte karşılıklı insanın, evet karşılıklı insanların birbirlerini lanetlemişti gibi. Bunu geçen hafta az bir şey söylediydim. Bunu normalde bu mesele sadece karı koca arasındaki ilişkilerle alakalı diye. Açmadım meseleyi fazla hani böyle şey yapmamak için. Yani erkeğin karısının üzerinde zina isnadıyla alakalıdır bu. Bununla alakalı en son şahit olmadığından dolayı lanetleşilir. Çünkü şahit yoktur. Şahidin olmadığı bir noktada lanetleşilir.
E tabi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işte ama değişik hadis kutsilerde, değişik hadis şerflerde bir olaya lanetlemiştir. olmuştur işte mesela haksız zalimlere lanet olsun demiştir gibi. Tabi Fethullah Hoca'nın bu halk dilinde bedduasından sonra, beddualaşmasından sonra herkes işin o noktasında kaldı.
Ben asıl başka bir şey bekliyordum. Yani geçen hafta da söyledim yani bir hezeyan inşallah Fethullah Hoca buradan geri döner. Hani bir helallık almak zor bir şey değil. Bütün ümmet de ona hakkını helal ederdi bir şekilde. Hala da helal eder. Orada benim ilgimi çekiyor. Burada herhalde bu Hristiyan kokan kelimelerden neyi kastetti bilmiyorum. Ama ve lakin orada bir şey vardı. Hocanın söylediği bu mesele Kur'an'a, sünnet-i Resulullah'a, evrensel hukuka ve demokratik teamüllere uygun değilse diye. Benim durduğum yer orası oldu. Mümin bir kimsenin uyuyacak olduğu yer, Kur'an sünnet icmai ümmettir.
Bir alim, bir hoca efendi, bir şey efendi Kur'an sünnet icmai ümmete uyar. O yüzden bir alim siyaset yapamaz mesela. Bir şey efendi siyaset yapamaz. Bir alim devlet vazifesi alamaz. Bir şey efendi, bir hoca efendi devlet vazifesi alamaz. Gerçek manada. Sebep, alabilmesi için devletin bütün kural ve hükümlerinin İslam olması gerekir. Devletin bütün kural ve hükümleri İslam değil ise, bir hoca efendi, bir alim, bir mürşid devlette vazife aldığında sıkıntı yaşar.
Çünkü bugün bizim mevcut devlet hukukumuz değil, dünya üzerindeki bütün mevcut devlet hukukları İslami değildir. Bu noktada, kendilerince herkes sekülerdir, İsrail hariç. İsrail devleti mesela layık değildir, İsrail devleti bir din devletidir. İsevi, Musevi dininin kurallarına uyduklarını söylerler.
Ne kadar uyuyor, uyumaya ayrı bir tartışması o. Şimdi bu noktada termolojiye iki tane unsur ekleniyor. Yani bir kimse bir şey yaparken, Kur'an'a, sünnete, evrensel hukuka ve demokratik teamüllere uyacak. Ben buraya takıldım biraz. Yani dedim ki kendimce, ya buraya birisi söyler bizim gibi cahil bir insana düşmez, bizim gibi bilmeyen bir kimse düşmez diye düşündüm.
Ama şeytanın göstermediği, görme dediği yer. Ben burada bunları konuşuyorum. Burada konuştuğum her şey, konuştuğum her şey bakın. Karşı tez olarak birisi benim önüme sunabilir bunu. Bir hoca efendi çıkar, der ki filanca yerde böyle bir konuşma yapmış. Bu konuşma, Kur'an ve sünnet noktasında şurada bağlamda uygun değildir, der. Bu gıybet olmaz. Benim özel hayatımla alakalı bir şey konuşuyorsa, doğru dahi olsa gıybet olur. Benim hoşuma gitmeyecek bir şeyse. Ama ben burada din adına bir şey söylüyorsam, din adına buna şart düşürebilir. Bu fitneci değildir bu. Din adına şart düşmüş. İmam Muhammed, İmam Azam'a fitneci mi oldu? Din adına şart düşmüş.
İmam Yusuf, İmam Azam Hazretleri'ne fitneci, gıybetçi mi oldu? Bir de böyle algı var. Din adına bir şey söylenmiş. Bunun eksik bir tarafı varsa, yanlış bir tarafı varsa, birileri de ona der ki hayır burada yanlış yaptın. Öbürki de der hayır ben bu bu bu sebeplerle yanlış yapmadım. Eyvallah. Bu dünyanın sonu değil. Bu noktada benim bu kendi şahsi kanaatim, bir hoca efendinin, bir mürşidin, bir din adamının uyacak olduğu şey Kur'an ve sünnettir. Müştehit noktasında ise onun Kur'an ve sünnet ona yeter. Müştehit noktasında değilse ona bir de icma-i ümmet gerekir. Müştehit noktasında olan insanların icma-i ümmet uyuma zorunluluğu kalkar.
O müştehit hükmündedir çünkü. Bu kim? İmam-ı Azam gibi, İmam Muhammed gibi, İmam Yusuf gibi, İmam-ı Züfer gibi. Bunlar İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam-ı Züfer, İmam-ı Azam noktasında müştehit hükmünde olsalar dahi, kendileri Hanefi mezhebinde kalmışlar ama müştehit hükmündedir onlar. İmam Muhammed bu noktada Muhammedi mezhebinin kolunu açabilirdi, talebeleri açabilirdi örneğin. Müştehit hükmündedir çünkü. Bu noktada bir kimse müştehit hükmündeyse ona Kur'an ve sünnet yeter. Müştehit hükmünde olmayanlara Kur'an, sünnet ve icma-i ümmet gerekir ona. Ama Kur'an sünnet noktasında dahi duruyorsa bir kimse, yani müştehit noktasındaysa, kendisi kendisini öyle görüyorsa veya etrafındaki talebeler onu müştehit görüyorsa, o kimsenin söylemiş olduğu şey Kur'an ve sünnete uygun olması gerekir.
Biter. Fethullah Hoca deseydi ki, Kur'an'a, sünnete, icma-i ümmete aykırı bir şey yaptılarsa, eyvallah. Ama Kur'an'a, sünnete, evrensel hukuka ve demokratik teamüllere. Burada durdum ben. Evrensel hukuk dediğimiz ne? Kimin hukuku? Bir Müslüman bir meseleye bakarken, bir hadiseye bakarken, Kur'an'a, sünnete, evrensel hukuka ve demokratik teamüllere bakacak. Öyle mi? Nereden geldi bu ki? İçimize ne katıyorlar?
Bundan sonra Kur'an ve sünnete uygun olup olmadığına bakacağız. Bir de demokratik teamüllere mi bakacağız? Bundan sonra bir meseleye bakarken, Kur'an ve sünnete uygun olup olmadığına bakacağız. Bir de evrensel hukuka mı bakacağız? Kimin evrensel hukukuna bakacağız? Dünya üzerinde yeni bir evrensel hukuk mu yazılıyor? Bizim haberimiz yok bundan. Amerika'ya göre idam cezası evrensel hukuk. Avrupa Birliği'ne göre yasak. Biz de Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye biz de yasakladık. Aslında biz Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye değil, Apo'yu asmamak için yasakladık. Abdullah Öcalan geldi, Öcalan'ı şartlı getirdiler. O gün için Ecevit'i hükümet etmek için getirdiler.
Getirirken de ön koştular. Dediler ki asmayacaksınız bunu. Onlar da o şartı verdiler, asmadılar. Hemen kabaldır küldür ölüm cezasını kaldırdılar Avrupa Birliği adı altına. O güne kadar kaldırılmayan ölüm cezası kaldırıldı. 12 Eylül'de yaşını büyütüp astıkları insanları görmedi devlet. Yaşı tutmayan çocuğun yaşını büyütüp astı bu devlet. 12 Eylül'de. Çocuk, çocuk astı, çocuk. Bildiğiniz çocuk. Yaşını büyüttü, astı. Ama Ecevit'in o iktidar olacağı zaman ölüm cezası kaldırıldı. Kimin evrensel hukukuna bakacağız?
Birleşmiş Milletlilerin 5 daimi üyesinin dahi kendi hukukları evrensel değil. Birbirleriyle dahi anlaşmıyorlar. Rusya'da ölüm cezası var. Avrupa Birliği'nde yok. Fransa'da yok. Almanya'da yok. İngiltere'de yok. Ölüm cezası. Avrupa ülkelerinin hiçbirinde ölüm cezası yok. Ama ölüm cezası Amerika'da var. Amerika demokratik bir ülke değil mi şimdi? Evrensel hukuka da başvurulursa işin içinden çıkıyor. Ne yapacağız şimdi biz? Müslümanlar evrensel hukuka da bakacaklar. Avrupa Birliği'nin kapısına gidip oradaki mahkemelerde mi sürünecekler? Yetmedi demokratik teamüller. Nerenin demokratik teamülleri? Hangi ülkenin demokratik teamülleri?
Hangi demokratik teamüller? Ne demokrasisi? Müslümanın demokrasiye inancı mı olurmuş? Hem demokratik hem de Müslüman olabilmesi mümkün değil. Bir Müslüman demokrat olamaz.
İştihat hatası bunlar. Bir hoca kimsenin söyleyeceği sözler değil. Böyle söyleyince de canım sıkılıyor şimdi. O kanaat önderi oluyor. Bir şey söyleyince o kanaat önderi, hizmet önderi. Eee hoca değil. Dini değil yani. Yapmayın kardeş. Başka bir niyetle söyleyin. Ya ben niyet okumak için niyet metre mi taşıyacağız yanımızda? Ne yapacaksınız şimdi? Benim niyet metre mi mi bakacaksınız? E bilinizde niyet metre mi var şimdi? Allah için söylüyorum ben. Öleceğiz gideceğiz hepimiz. Bakın iki yüz yıl önce bir şey söylüyor adam. İki yüz yıl sonra birileri geliyor.
İki yüz yıl önce filanca halim böyle söylemiş ama diyor. Ortadan kaybolmuyor o. Onu kullanmak isteyenler onu getirip önümüze koyuyorlar kullanmak için. Var mı? Var. Benim derdim Kur'an sünnet. Benim derdim bu. Benim derdim menyetim. Benim derdim insanlar. Bu memleketin çilesini çekenler. Dolar üç gün içerisinde yüzde on bir, yüzde on iki yapmış. Adamın sermayesinden yüzde on'u gitti. Kim yedi bunu? Bu memleketten uçtu gitti bu.
Cebinizden uçtu yüzde on. Bunun acısını çekenlerden birisiyim ben. Bir gecede bir gecede borcu üçe katlanan adamım ben. Sabaha kadar televizyonda dolar kaç paraya çıktı? Yarın kaç para çıkacak diye televizyonun önünde duran adamım ben. 28 Şubat'ı bizatihi yaşayan insanım.
Ben bir olayın dağ başından alırken hemen geriye doğru sarıyorum. 12 Eylül'de böyle yaptılar. 12 Eylül yaşadım. 28 Şubat'ta böyle yaptılar. Onu yaşadım. Ben başlıyorum sarmağa. Hemen tweette yazıyorum. Bu darbe diyorum. Herkes kızıyor bana. Ya ne kızıyorsun kardeşim? Darbenin yolu böyledir. Darbenin yolu böyle açılır. 28 Şubat'ta böyle açtılar. Yok ettiler 28 Şubat'ta. 28 Şubat'ta 120 trilyon dolar yok oldu 28 Şubat'ta. Bunun hesabı Türkiye'de sorulmuyor da. 120 trilyon dolar bu milletin cebinden çıktı. Ey Ümmet-i Muhammed. Ey Türk halkı. Uyanın bunu. 120 trilyon dolar 120 milyar dolar özür dilerim. Uyanın 40 milyar dolar sadece bankalardan götürdükleri.
Bu meydanda hesaplar. Adam kendi bankasının kamerasında çuvallar dolu taşıyorlar paraları. Adam kendi bankasından taşıyor parayı. 28 Şubat'ı yaşamış bir insan var karşınızda. En derinlemesine. Bizim kaçacak yerimiz yoktu. Bizim gidecek yerimiz yoktu. Bize de dediler. Sizi götürelim buradan diye. Bana da dediler. Dediler ki git ülkeden. Git ülkeden git dediler bana. Dedim yok. Asçaklarsa burada assınlar benim dedim. Benim memleketim burası dedim. Ben gene aynı memleketteyim. Vergi dairesi bizlere de cezalar kesti. Şimdi bağırıyorlar.
Ne bağırıyorsunuz? İstemem hiç kimseye hukuksuzluk yapılsın. İstemem. Düşmanımın başına dahi hukuksuzluk gelmesin. Düşmanımın başına. Onu yaşayan benim. Fabrikanızda 40 tane 50 tane işçiniz çalışacak. Basacak terörle mücadele. Asayiş şube. Ondan sonra şey ne o. Kaçakçılık. Sanki sen orta yerde büyük uyuşturucu kaçakçısın. Senin iş yerini basacaklar. Bütün her yeri böyle çevirmeye alacaklar. Sanki zannediyorsun ki o filmlerde gördüğün Amerikan askerleri gibi. Lap lap lap … İniyorlar ya arabalardan. Herkes öyle güp güp güp … iniyor iş yerine. İki tane vergi dairesinden eleman.
Senin defterlerine el koyuyor. İşte paralarına el koyuyor. Yaşadım ben bunları. Cafer var içeride şahit. O zaman için iş yerinde çalışanlar şahit. Evet. Benim hala da devam eden davalar var. 28 Şubattan kalma vergi dairesiyle. Bakın açık açık konuşuyorum. Hepsi de karar düzeltmede. Karar düzeltmeden çıkmıyor 3-4 yıldan beri. Bu Türkiye'nin içerisine yerleşmiş bir çete var. Birinci mahkemede kazanıyorum. İkinci mahkemede kazanıyorum. Bir daha bir üst mahkemeye gidiyor. Kazanıyorum. Karar düzeltmede duruyor. Canlı. Dosyon numaralarını veririm size. Kaç yıl olmuş?
15 yıl olmuş. 15 yıldan beri benim mal varlığımın üzerinde vergi dairesinin haczı duruyor. 15 yıldan beri 28 Şubattan. 15 yıldan beri babamdan kalan, dedemden kalan malların üzerine vergi dairesinin haczı duruyor. Karar düzeltmede de kararlar duruyor. Ne haczı kaldırabiliyorsun, ne bir şey yapabiliyorsun. Yaşamış insan var burada. Ben o yüzden diyorum. Biz bu memlekette yaşıyoruz. Biz burada yaşıyoruz. Biz çilenin içindeyiz. Biz buradayız. Konuşmak istemiyorum. Sigortaya gittim. Adam Mevlevi şeyhisin.
Seni emekli etmeyiz dedi. Yüzüme söyledi benim. Dayımın oğlu şurada. Aynı şirketten. O emekli oldu ben olamadım. Ya aynı yerdeyiz bakın burada. Aynı şirketten. Onun günlerini saydı. Beninkini saymadı. Mahkemeyle kazandım. 4 ay oldu mahkemeyi kazanalı. Hala daha bağlanmalı. Dosyam kayıp şimdi. Avukat kafayı kıracak. Mustafa Bey aklıma başıma gelmeyen şey geliyor. Ne oldu avukat bey diyor. Dosyanız kayıp şimdi de diyor. Biz bu memlekette yaşıyoruz. Ahmet Kaya diyor ya.
Bizi bir çocuk bile vurur. Bizi bir çocuk bile vurur. Biz dükkanın önünde duruyoruz. Adam kulağımızı fısıldayıp geçiyor. Kendine dikkat et diyor. Koşuyor aşağı doğru. Adı yok sanıyor. Kim olduğu belli değil. Çocuğun eline şuradan bir kağıt ulaştırmışlar. Bunları konuşmak istemiyorum. Bir çocuk hocam sana birisi bir işe verdi dedi. Ben baktım. Yazmış oraya. Bugün semada tam kalbinin ortasından vurulacaksın. Ben aldım kağıdı attım kenara. Şeyde ne o bilgisayarda yazılmış kağıt. Biz buradayız. Olmuyor.
Üç ay sonra. Bir kağıt daha. Kadınlarla çekilmiş. Senin fotoğrafın var. Bugün sohbeti bırak. Evet. Alıp atıyoruz biz kenara. Buradayız biz. Bazen okumak yasak arkadaşlara. Burada bize gelen soruları birinin okuması yasak. Hala da yasak. Hiç kimse okumayacak. Yazmış burada birisi. Seni aşağıya indirmesini biliriz diye. Siz la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyorsanız size rahat yoktur hiçbir yerde. Siz bu memleketi seviyorum. Bu vatanı seviyorum. Bu insanları seviyorum derseniz rahat yoktur hiçbir yerde. Ben bağırıyorum bak.
Dolar diyorum. Üç gün içerisinde yüzde on iki fırladı mı? Fırladı. Ben öyle bazılarının dediği gibi matematiği zayıf bir insan değilim. Sizin cebinizden yüzde on iki aldılar şimdi. Yüzde on iki aldılar. Ya bana tweette yazıyorlar şimdi. Hocam yolsuzluğun üzerine gidilmesin mi? Dibine kadar git. Çok basit. O İstanbul'da belediye başkanını aldılar ya. Yemin ediyorum Türkiye'de onu aldıkları suçtan dolayı. Hiçbir belediye başkanı dışarıda kalmaz. Köydeki belediye başkanları dahil buna. Usulsüz şey ne o? İşte bilmiyorum inşaatla alakalı.
Kalmaz. Ama hepsini bir yere koy. Memlekette kaos çıkar. Ör dahi olsa görür bunu. Ör olsa görür. Tut hırsızın kulağından at içeri. Sonuna kadar kim yaptıysa. Eyvallah. Ama memlekette kaos çıkarma. Derdimiz bu. Bu memleket fakirleşmesin. Derdimiz bu. Bu memlekette huzur olsun. Derdimiz bu. Bu memlekette kardeş kavgası olmasın. Derdimiz bu. İnsanlar provokatif eylemleri bilmez.
Müslümanlar bilmez bunu. Müminler bunları bilmez. Ancak bunları yaşayanlar bilir. Sen saf bir şekilde ya işte haksızlık yapmışlar. Hırsızlık yapmışlar. Yapmışlar. Dır. Ya yapmamışlardır. Onu hukuk çözecek. Ama onu sen kaos yaparaktan yapma. Kim sana diyor hırsızı tutma diye. Tut nerede varsa. Al götür ver mahkemeye. Yargıla. Atılıyorsa at içeri. Kim senin derdi değil. Kim senin derdi değil. Çatışma istemiyorum ülkemde. Ayrıştırma istemiyorum ülkemde.
Cemaatin üzerinden operasyon yapıyorlar. Bunu istemiyorum. 10 tane, 3 tane adamın eline 50'şer, 100'er lira verirler. Güç şu cemaatin okulu taşla onu derler. 10 tane adam oraya taş atar işte ortalık karıştı. Bundan korkuyorum. 5 tane adamı bunlar cemaat yapıyor. Hüra'ya gidin yıkın buraya der. Bir sürü alır. Hiç Müslümanlarla alakası olmayan insanlar giderler. O herhangi bir cemaatin, tarikatın, herhangi bir oluşumun camını, çerçevesini kırarlar. Kardeş kavgası çıkar. Bundan korkuyorum, ürküyorum. Herkes kendine dikkat edecek. Herkes sözüne dikkat edecek. Herkes lafına dikkat edecek.
Hani dinin şiarıydı haklı olduğun halde geri çekilirsen bir cennet sevabı vardı ya. Bunu öğretmedik mi biz insanlara? Cemaattan olan kardeşler, haklı olun siz. Haklı olduğunuz halde bir adım geri çıkarsanız cennet sevabı var. Bir adım geri çıkın hadi. Bırakın tartışmayı, bırakın atışmayı, bırakın saldırmayı. Ben diyorum ki ya bu gazeteler, bu basın saldırıyor. Onlar hür. O zaman biz de onlara mı saldıralım? Gazete hür diyor, gazete yazarları da hür. İyi o zaman almayın zaman gazetesi kardeşim. Seyretmeyin samanyolunu, seyretmeyin bugünü, seyretmeyin Meltem'i, seyretmeyin o zaman. Bunu mu diyelim? Gazete yazarları hür, gazete hür.
Kim hür değil? Bir şey söylersen fitne çıkarıyorsun hocam. Ya kardeşim bu adam zaten yapıyor bunu. Neden yaptırıyorsun? Söyleme, söylemesin o da. Sussun. E onlar hür. Ya ben hür değilim. Ben bu memleketin insanıyım. En az onun kadar hürüm kardeşim. Ben bu memleketin çocuğuyum. En az hür olanlar kadar hürüm. Bu memlekete fitne çıkarmayın. Bizim huzurumuzu bozmayın. Kardeş kardeşi düşürmeyin. Gidin kinme işiniz varsa görün. Bir gecede milyon dolarları götürecek olanlara maşa olmasın kimse. Derdimiz bu bizim. Derdimiz bu. Başka derdim yok benim. Ben 25 yıldan beri yol yürüyen insanım. 25 yıldan beri benim gitmediğim yer yok.
Yapılan yatırımları görüyorum. Yapılan işleri görüyorum. Ben yapılan hizmetleri görüyorum. Ben atılan adımları görüyorum. Onu ben yaşadım ben. Buradan İzmir'e gidinceye kadar 4 sefer karakola çekilen adam var mı içinizde? Ben şeyhim ölümde yaşandıyken ben Nevşehir'e gittim. Beni kaldım otelden aldılar. Hiçbir suçlama yok. Ne yapmaya geldin? Şeyhimi ziyarete geldim. Neden geldin? Ya ziyarete geldim. Haydi al götür. Bekle. Ne içeri alıyorlar ne dışarı bırakıyorlar. Orada kapının önünde oturuyorsun sen. Hava soğuk. Otur. Kino neyi bekliyoruz biz? Komiseri bekliyoruz. Ne komiseri bekliyoruz? Siyasi şube komiserini bekliyoruz.
Telefonlar. Telsizler. Sabah oldu akşam oldu 4. Dedim kardeşim ya beni içeri alın kaydedin. Ya ben gidiyorum ne biçim iş bu dedim ya. Ben yıkacağım şimdi ortalığı burada dedim. Ben yaşadım onları. Ondan sonra bir tane şey. Gittik gencecik bir savcı. Savcı baktı polise böyle yaptı. Adli tıp doktoru, solcu. Ne dedi biliyor musun Nevşehir'de? Hoca dedi. Ben solcuyum dedi. Ben komünistim dedi. Bunların yaptığı zalimlik dedi. Adaletsizlik dedi. Bunları mahkemeye ver dedi. Döndü polise. Polis de namazın daftesinde. Böyle işte dedim böyle yaptım. Dedim ben sizi biliyorum. Sen şimdi iyi polis rolünü oynuyorsun dedim. Oyna.
Sen namazın daftesindesin ya dedim ben. Böyle baktı bu. Sen iyi polis rolünü oynuyorsun. Şimdi diyorsun ki dedim ben. Hacı abi seni aldık. Aldığımız kanunsuzdu. Ama ben namazın daftesindeyim ya. Bizi ve amirimizi şikayet etme. Bırak git diyorsun dedim ben. Böyle baktı. O da diyor ki. Hacı abi ben seni bırakacağım. Sen kimsin beni bırakacak dedim ya. Sen hiç kimseyi bırakamazsın. Sen benim şikayetimden korkuyorsun şimdi dedim. Amir dedik ya dedim ben. Yaptınız yolsuzluk çünkü dedim. Usulsüzlük. Avukata soruyorum. Beni tutabilirler mi? Tutamazlar Hacı abi. Ya seni diyorlar tutacaklar. Kağıt yazacaklar. Ya bırakacaklar. Bunları yaşayan insanım ben. Bunları ilmek, ilmek, ilmek, … yaşayan insanım.
Bizim arkamızda Allah'ımızdan başka kimse yok. Biz memleket sevdamız var bizim. Bizim Kur'an ve sünnet sevdamız var. Başka bir derdimiz yok bizim. Hiçbir korkumuz da yok. Derdim Kur'an ve sünnetin hakim olması. O yüzden yeni unsurlar katmasın kimse. Kimse katmasın kardeş. Din, Kur'an ve sünnettir. Bu memleketin savcısının görevidir. Hırsızı, ursızı, arsızı yakalayıp götürecek. Mahkemenin önüne koyacak. Dünden razıyız ona. Dünden razıyız. Hiçbir kaos düşüncesi olmadan. Yapsınlar dünden razıyız biz ona. Dünden razıyız diyorum.
Ama demezler mi sana aynı savcıya? Sabancı suikastında ne oldu da sen katille ulaşamadın demezler mi? Gazete açıklamamış. Dört tane büyük dava var. Dördünde de sonuç alamamış savcı. Gazete diyor ki deliller karartılmış. Aynı savcı. Al cevap ver hadi. Derdimiz Kur'an ve sünnet kardeşler. Derdimiz bu memleket. Bu memlekette kim bir zarar veriyorsa haindir o. Hain kere hain kere haindir. Bu memlekete kim bir nokta fayda veriyorsa başımızın tacıdır. Başımızın tacıdır. O yüzden bizim kimseyle bir derdimiz yok.
Biz kardeşlik hukukunun hakim olmasını istiyoruz. Biz kardeşlik istiyoruz. Biz kimsenin birbirini katletmediği, öldürmediği, birbirine böyle iftiralar etmediği, yalan dolan etmediği, birbirine çelmeler takmadığı bir ülke istiyorum ben. Benim derdim bu. Benim cemaatlerle, tarikatlarla, şey efendilerle, hoca efendilerle bir işim yok. Beni bilirler oldum olası da böyle şahıs ve cemaat konuşmak istemem. Hala daha konuşmak istemiyorum. Ben oradaki bakın iki kelime. Evrensel hukuk ve demokratik teamüller. Kardeş bu dinin ögesi değil. Din değil bu. Evrensel hukuk din değil.
Demokratik teamüller din değil. Bu. Biz şimdi lanetleşirken demokratik teamüllere mi lanetleşeceğiz? Ne diyecek şimdi karı koca lanetleşirlerken? Ben bu meseleyi yaptıysam Kur'an'a, sünnete, evrensel hukuka, demokratik teamüllere karşı lanet olsun mu diyecek? Biz şimdi şey yaparken, birbirimizle yeminleşirken öyle mi yemin edeceğiz? Allah'a, Resulüne, evrensel hukuka, demokratik teamüllere yemin olsun ki. Hoş geldin 23 Nisan. Mesut oluyor insan. Elimize birer tane küçük bayrak, yürüyün yollara. Yok ya. Hayır. Bu değil.
Birisi bana sorar, ben de sorduğuna cevap verin. Din adına. Din adına. Cevap vereceğiz. Ne yapacağız şimdi? Nikah akitlerini yaparken, Allah'ın emri, peygamberin sünneti, evrensel hukuk ve demokratik teamüllere göre seni nikahıma mı alıyorum diyeceğim şimdi. Götür istediğin yere bunu.
Yarın yazacaklar şimdi. Sen bir de buna mı takıldın? Ben neye takılayım ki? Ben Kur'an ve sünnete takılıyorum. Bana dini olarak bir ölçü getirin kardeşim. Evrensel hukuka da uyulacağına dair. Dini kuralların içerisine evrensel hukuk da girdiyse, dini kuralların içerisine demokratik teamüller de girdiyse, vay halimize. Ağır olacak ama şimdi gel de böyle taşı kedine koyma. Sohbetin başındaki, Babil fitendeki, Buhari'deki üç tane hadis-i şerif dinden olmayan bir şeyi dinden kabul etmek. Dinden olmayan bir şey de dinin içerisinden çıkmak. Evrensel hukuku ve demokratik teamülü dinden mi kabul edeceğiz şimdi? Meselenin gittiği yerin farkında değil insanlar.
Ben geçen cumartesi günkü konuştuğumun arkasındayım. Hezeyandan başka bir şey değildi. Keşke olmasaydı. Ama keşkesi yok bunun. Oldu. Bir laftı. Bir laf. Ey Ümmet-i Muhammed. Ey insanlarım. Ey memleketteki insanlarım. Biz yanlış anlamış olabiliriz. Kendimizi anlatamamış olabiliriz. Bizi yanlış anlamış olabilirsiniz. Her şey olabilir. İnsanız. Biz de hata kusur etmişiz olabiliriz. Gelin çatışmayalım. Biz bir adım geri çıktık her şeyden. Bir adım geri çıktık her şeyden. Konuşmayacağız. Bir laftı. Bir laftı.
Ey kardeşler konuşmayın. Bir laftı. Biz de gelseydik burada deseydik ki biz hala da diyoruz. Kardeşler konuşmayın kimse hakkında. Bir laf. Bir laf. Bir kelime. Bir cümle. Bu memleket bizim kardeşim. İster miyim iki kardeş çatışsın burada? İster miyiz iki kardeş çatışsın memlekette? İster miyiz gruplar birbirleriyle didişsin bu memlekette? Yok. Akil makul insanlar bir adım geri çıkmasını bilmeli. Memleket faydasına. Hoca efendiler, hacı efendiler, şeyh efendiler, mürşid efendiler. İşte cemaat önderleri, liderleri.
Parti başkanları, hükümet başkanları, bakanlar. Hepsi de bu memleket adına bir adım geri çıkabilmeli. Memleketin faydasına, memleketin faydasına bir adım geri çıkıp helallık isteyip özür dileyebilmeli. Bir adım ya. Bunun acısını yaşıyorum. Bunun sancısını yaşıyorum. Karınlarım ağrıyor her gün. Bu ümmet neden birbirine düşsün? Suriye gibi mi olalım? Mısır gibi mi olalım? Irak gibi mi olalım? Afganistan gibi mi olalım? Pakistan gibi mi olalım? Bangladeş gibi mi olalım? Bütün dünya Müslümanları buradaki İslami düşünce algı, hareket tavır tarzı kendisine örnek alırken niçin bizim kardeşlerimiz birbirlerine düşsünler?
Niçin birbirinin açığını bekleyip onu al aşağı etmeye çalışsınlar? Niçin birbirinin sütreninin arkasında bekleyip hangisi kafasını çıkarırsa onu vuracağız diye uğraşsınlar? Hani müminler kardeşti ya? Hani biz kardeşlik için yola çıktıydık ya? Hani hepimiz testillerimizi dolduracaktık? Sonra birisi gelip o testilleri kırıp içindeki sular birbirlerine buluşup deryaya akacaktı ya. Bu mu olmalıydı portre? Resim bu mu olmalıydı? Dün akşam havaalandı bağırıyorlar. Vur vur inlesin, cemaat dinlesin. Nereye gidiyor?
Akil insanlar görmüyorlar mı bunları? Neredesiniz? İnsanların gönlüne, kalbine biz mi fitne koyduk oturduğumuz yerden burada? Beni fitneci yapıyorsun. Bir de bana mail gönderiyorsun fitneci diye. İyi fitneci ben olayım. Durduğunuz yerde mi çıktı bu? Ben mi yazdım? Cemaat hükümet çatışsın diye fitneci olacağım. Ne geçti elinize? Bir anda bu ülkenin yüzde on iki sermayesi gitti. Gitti.
Kızıyorlar bana konuşunca. Kardeşim diyorum, Mavi Marmara'ya giderken, İsrail şehit etti insanlarımızı. Oradan geldi ki, otoriteden izin alınmalıydı. İzin alınmadan yapılmış. Ha iyi. Tamam. İyi. Buradaki otoritede dershaneler izin vermeyeceğim diyor. Hadi bakalım. Sen de otoriteye tabi ol. Bu hak mı? O hak mıydı? Hak mıydı? İsrail'inki hak mıydı? Bitti.
Ne cevap vereceksin diyorsun buna? Sen konuyu nereden alıyorsun? İşte fitne böyle çıkıyor diyor. Ya ben bunu, gazetelerin hepsi bunu yazıyor. Ben senin ne mailleşiyorum. Bunu dedim, sohbette hiç kullandın mı ben? Bak bakalım sohbetlere. Sen zaten takiptesin diyor. Bunu kullanmadın. Bir de takip ediyorlar. Cafer'e de mesaj göndermiş birisi. Mail göndermiş. Ne o ajandaya not aldık diye. Cafer dedi bana bir mesaj, mail gönderdiler dedi. Böyle böyle sohbetlerinden dolayı seni ajandalarına not almışlar. Hani beni ajandalarına not almış. Gönder bana bakayım dedim. Ben gönderdi bana. Ben de tweette yazdım. Ajandaya not almayın, buradayım.
Ne söyleyecekseniz gelin söyleyin dedim. insanların içerisinde korku yayıyorlar. Sahte hesaplar, sahte tweet hesapları, sahte facebook hesapları, sahte mail hesapları. Ondan ona, ondan ona korku yayıyorlar. Ne korkusu yayacaksın? 28 Şubat korkutamamış bizi. Gerek yok. Ha belki de cemaati kullanarak da yapıyorlar, yapıyorlardır. Kullandırma. Kullandırma. Allah muhafaza eylesin. O yüzden siz hüsnü zan besleyin. Bu memleketin çatışmaya, bu memleketin birbirini vurmaya mecali yok kardeş. Müslüman, Müslümanın hatasının, kusurun üzerine bina etmesin. Herkes aklını başına devşirsin. Herkes kendine gelsin. Herkes kendini silkelesin.
Herkes bir tövbe etsin. Olan olmuş, yapılan yapılmış, kırılan kırılmış, dökülen dökülmüş. Kin ve nefreti yarına, ertesi güne taşımayın. Gerçekten bunu samimi olarak söylüyorum. Bırakın, beni dinleyen kardeşlere tavsiyem şu. Bunu husisi bir gönül ile, husisi bir kalp ile söylüyorum. Beni dinleyen, benim tavsiyeme uyacak olanlar, lütfen Allah rızası için hiçbir Müslüman kardeşinizi eleştirmeyin. Taşa topa tutmayın. Hiçbir kimseyle tartışmayın, atışmayın. Hiç kimseyle din kavgası yapmayın. Meşrep, mezhep, tarikat, cemaat kavgası yapmayın kardeşim. Bırakın. Siz Kur'an ve sünnet tarihesinde yaşama ve yaşatma mücadelesi verin. Siz dininize sahip çıkın, kendinize sahip çıkın, devam edin yolunuza.
Yıkılır, yakılır, edilir, yapılır, onların hepsi de bir yola girer. Bir yola girer. Ama kardeş kardeşi kırarsa, o zor tamir edilir. O yüzden bırakın. Biz burada hep beraberiz. Buraya her türlü cemaattan insan gelecek, her türlü tarikattan insan gelecek, her türlü dinden insan gelecek. Bizim bir hizmetimiz var burada. Allah rızası için, Allah için. Biz herkese gönlümüz açık, herkese kapımız açık. Herkese sinemiz açık bizim. Bu tekke 450 yıldan beri burada. Bu tekke 50 yıllık değil, 100 yıllık değil. Bu tekke Ahmet'in değil, Mehmet'in değil. Bu tekke Mustafa Özbağ'ın değil. Bu tekke ümmetin burada. Biz bu tekkenin müdavimleri, bu tekkeye hizmet edenler olarak herkese hizmet etmekle mükellefiz.
O yüzden kimseyle çatışmanızı, kimseyle atışmanızı, kimseyle böyle laflamanızı istemiyorum. Gönülden söylüyorum bunu. Size laf söyleseler de, sizi incitseler de, size şirk ehli deseler de, fitne ehli deseler de, sizi müşrik görseler de, siz boşuna yapıyorsunuz deseler de, kulağınızı tıkayın, yolunuza devam edin. Bu tekke ne rüzgarlar görmüş, her rüzgar atlatır. Dediğim gibi, dört yüz elli yıllık bir tekkenin şemşesinin altındasınız. Otuz kırk yıllık değil. Elli yıllık, yüz yıllık değil. Dört yüz elli yıllık. İçinde bulunduğunuz yol, bin dört yüz yıllık. Bin dört yüz yıllık. Denilmiş, yanılmış, çizilmiş, bitmiş, bağlanmış, bin dört yüz yıl.
Bin dört yüz yıllık bir yolun içindesiniz. İnanç olarak, bin dört yüz yıllık inancın içindesiniz. İnancın içerisinde yol olarak, bin dört yüz yıllık yolun içerisindesiniz. Mezhep olarak, oho, yaklaşık bin iki yüz yıllık mezhebin içindesiniz. Bin iki yüz yıllık mezhebiniz var. Bin dört yüz yıllık dininiz, bin dört yüz yıllık yolunuz var. Dört yüz elli yıllık tekkeniz var. Biz soğan cücüğü değiliz. Biz mevsimlik açan çiçekler değiliz. Biz bin dört yüz yıllık bir ağacın çiçeğiyiz. Biz bin dört yüz yıllık bir yolun yolcusuyuz.
O yüzden sakin olun. Kanatlarınızı açın. Kanatlarınızı açın. Savrulan, evsiz kalan, barksız kalan, yolsuz kalan, gelsin kanatlarınızın altına. Bakın işinize. Bakın, bizim kökümüz dışarıda değil. Biz bu toprakların heyecanıyla, aşkıyla büyümüş insanlarız. Bizim kökümüz, gömecimiz burada bizim. Dalımız, budağımız, meyvemiz burada bizim. Çırpmana gerek yok. Dallar eğilmiş, kopar ye. Allah bizi onlardan eylese. Uzun sorular var. Hakkınızı helal edin. Böyle vakit geçti. Ondan sonra şeyden, mail ile sorulanlar vardı.
Onlara bu akşam cevap vereceğime dair mail ile cevap yazdım. O yüzden buradaki soruları es geçtim. O soru sahipleri haklarını helal etsinler inşallah. Bunlar çünkü zannediyorum şeyde, internetin başında cevap bekliyorlardır. Çünkü onlara cevap vereceğimi beyan ettim. Tarikat dersini talipli olana, istare veya keşfen, senin üstadın, sülukun bu kapıda değil, hatta şu kapıda, şu şeyhte diyebiliyor musunuz?
Yani sizin kitapta yazılı olup olmadığını söylüyor musunuz? Yoksa zikirsiz kalmasın diye nasibi sizden olmasa da kabul ediyor musunuz demiş. Kıymetli kardeşler, eski sufi adabında, bazen üstadlar, bazı sufilere ders vermezlermiş. Bizim de zaman zaman, Allah bizi affetsin, kendimizi üstad gördüğümüzden değil, Şeyh Efendi'nin zamanından, öyle bizde de bu tip şeyler bazen zuhur eder.
Bazen, bazen bazı kardeşlere, bazı arkadaşlara ders vermediğimiz zamanlar olur. Bu kardeş için söylemiyorum, umumaz söylüyorum bunu. Bazı insanlar eski bu kitaplardan, eski sufi kitaplarından bunları okurlar, kendilerinin üzerinde de böyle bir tasarrufla tasarruflanılmasını isterler. Aslında bu, bu şimdi karşılaştığım soru değil. Genel olarak insanlar genelde böyle şeyler beklerler. Bu, tersine bakıldığında, kendisinin üzerinde, kendisinin üzerinde farklı bir noktadan nefsin vurmasıdır. Kendini bir yerde görüyor. Kendini bir yerde gördüğünden dolayı, kendisinin bir yere sevk edilmesini, veya kendisinin üzerinde bir şeyler olmasını istiyor.
Acziyet yok işin içerisinde. Yani, burada diyor ki, zikirsiz kalmasın diye mi intisap kabul ediyorsunuz? Hayır. Ben zikirsiz kalmasın diye bir arkadaşa ders vermiyorum. O arkadaş, ders alacağım, bu yolda yürüyeceğim diyorsa, ben ona ders veriyorum. Eğer kalbimde, gönlümde ona karşı bir reddiye oluşmadıysa. Ama, bir kimse kendince mesela, bu soruyu soran arkadaş için değil, buna benzer mailler falan geliyor bana, veya telefonlar açıyorlar, işte mesajla soru soruyorlar, ama bir kimse kendisinin böyle bir şey olmasını istiyor.
Bu ne demek biliyor musunuz? Çok özür dilerim, biz bir köy tarikatı değiliz. Günlük örneğin, şöyle söyleyeyim size, 10 kişiye ders verecekseniz, sizin ha bile hep, buna ders vereyim mi, vermeyeyim, rabıtasında olman lazım. İstihara yapacaksanız, istiharacı olmanız lazım.
O kardeş yapsın, arayan bulurmuş. Bakın, hadisi kutsi, arayan bulur. Sana lazımsa sen ara. Sana bir mürşid mi lazım? Evet, ara. Arayan bulur. Bulan, tanır. Buldun mu? Tanımaya çalış. Tanıyan sever. Tanıyan, bilir, sever. Bil, sev. Devam et. Ben onları çok gördüm, sufi hayatım boyunca. Sahibimiz gelir bizim canım. Kime nasip olacaksak biz, o bize gelir. Evet, o o kadar büyük sufi ki, o öylesine kıymetli sufi ki, o bir Mevlana, o yüzden şems, onun ayağına gelmeli.
Bu kibirlilik değil mi kardeşler? Allah bizi affetsin. Yol kadiri yolu mudur demiş, bu soran kardeş yine. Vallahi yola bakacaksın, bana da söyleyeceksin yol ne yolu diye. Şimdi, desek ki biz, hem kadiriyiz, hem rufai, hem bedeviyiz, hem dosiki, hem şazeliyiz, hem nakşibendi, hem üftadeyiz, hem mevlevi desek, adam kafayı kıracak, bizden önce semayetmeye başlayacak.
Döne döne, buradan nereye kadar gider bilmem. Yine bir isimleri zikretmiyorum, ama o arkadaşlar sorulardan kendilerini biliyorlardır, takip ediyorlarsa. Beşeri varlık olarak, Peygamber Efendimiz'den üstün birisi var mı? Varsa kim ve sebebi, Peygamberlik vasfı hariç demiş. Beşeri varlık olarak da, manevi varlık olarak da, varlık derecesinin en üstü, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir.
Varlığın derecesi, maddi ve manevi olarak en üstünü, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. O yüzden, ama beşeri yönden, ama ruhani, manevi yönden, varlık derecelerinin içerisinde, bu noktada, en yüksek noktaya, zirveye oturan, hatta o zirveyi tahayyül etmemiz bizim, neresi olduğunu dahi kestirmemiz, ben kendimce söylüyorum. Mümkün değil, orada oturan zat, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Şimdi böyle bir soru, böyle yazılmış, tekrar öyle okuyacağım, bir cemaate müntesip olan, bir tarikata müntesip olan kardeşler, üzerlerine alınmasınlar. baştan söyleyeyim. Cahilliğimi gençliğime verin, haddim olmayarak bir sorum olacaktı.
Birkaç ay önce, menzil diye tabir ettiğimiz, o güzel yola Rabbimin izniyle girdim. Fakat sizi internet üzerinden, takip edip baktığımda, bir sevgi çiçeği açmaya başladı. Bulunduğum tarikatta, malumunuz tövbe alma, mürşide intisap etme gibi hadaplar var. Tabi ki bu yol, hak yolu ve Allah-u Teala'ya güzel kul olmak, en büyük hedef ve yol. Saadede geleyim, acaba sizin bulunduğunuz yola, tabi olabilmek için, kısa bir şekilde, ne yapmam gerektiği hakkında, bilgi verirseniz, makbule geçer, gününüz hayır olsun demiş. Biz bir yere intisap etmiş, kardeşlere ders vermiyoruz. Bu tasavvüfen hak mıdır? Haktır. Birbirisinin üç tane şeyhten ders alması, o kimsenin beş tane şeyhten de ders alabilir mi?
El cevap alabilir. Hakkı mıdır? Hakkıdır. Ama bir sufi yolun içerisindeki kimse de, vermeme hakkına sahiptir. O yüzden bir yere intisap etmiş, bir cemaate giden, bir tarikata giden, bir böyle dini oluşum, kurum ve kuruluşa, devam eden kardeşlere, biz ters vermiyoruz. Bu noktada, kendimce şöyle düşünüyorum, o bir yol bulmuş kendine, Allah mübarek etsin.
Gönlünün çatallaşmasına gerek yok. İçinin çatallaşmasına gerek yok. O mu iyiydi, bu mu iyiydi, gerek yok. Bizim sohbetlerimiz herkese açık, zikir halakalarımız herkese açık. Herkese açık. Bunların kapısı herkese açık. Herkese. Bizim perşembe günleri, gazcılarda, Diyasa'nın hem arkasına gelen, bir vakıf binamız var. Her perşembe akşamı da, orada zikir halakası var. O halakada herkese açık. Bu noktada, kapıda sormazlar bile, sen kimsin, necisin diye. Burada da sormazlar, sen kimsin, necisin diye. Bizim sohbet ve zikir halakalarımız, herkese açık. Ama ve lakin, birisine ders vereceksek, bile bile başka bir tarikattan, başka bir cemaattan, başka bir yoldan, yordamdan, nasiplendiyse, orada bir intisabı varsa, oraya bir gönlü varsa, biz ona ders vermiyoruz.
Kimsenin yolu aşağıdır, yukarıdır, tartışmaya da gerek yok. Mesela işte, Hoca Efendi'nin cemaatine gidiyor. Allah mübarek etsin, devam etsin. Biz ona ders vermeyiz. Süleyman İlmitun Hazretleri'nin, cemaatine gidiyor. Allah mübarek etsin, biz ona ders vermeyiz. İşte, X tarikata, Y tarikatına gidiyor. X, Y Efendi'den ders almış. Allah mübarek etsin. Biz ona ders vermeyiz. bizim kendi içimizde, yolumuzun adabıdır. Başka şey efendi veriyor. Allah mübarek etsin, gidin ondan alın. O kadar basit. Biz bu noktada, neden aldın? Böyle bir şey yok. Hak mıdır o kimse için? Hakkıdır. Alabilir mi? Önüne gelen şeyhten, alabilir.
Öyleleri vardır ya, her gördüğü şeyhten ders alır. Birisi öyle dedi bana, ben dedi, sekiz tane şeyhten ders aldım. Hangisinin çekiyorsun dedim, baktı. sekizine de ahd ettin mi? Dedin mi, ben senin yolundan gideceğim, verdiğini çekeceğim, dediğini yapacağım. Kaldı. Ne olacak şimdi dedim, sekiz tane, kırık aşk hikayesi var adamda. Yok. Ben bir arkadaşla, gelir benden helallık ister, veya helallık istemesine de gerek yok. Adam dersi bırakıp, gitti mi, bir daha da geri ben ona ders vermem. Sen bıraktın, gitti mi kardeş, bıraktın, gitti. Allah yoluna açık etsin. bir daha dönüşün yok bu kapıya. Bir tek kapı aralın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize derse ki, bu adamı al içeri, eyvallah.
Bir daha yok hain. Bitti. Sen başka bir şeyhe gitmişsindin. Benim tabirlerim ağırdır biraz. Ben derim, ben derim dudağını bir başkasına öptürdün sen. Hiç aklına gelmedi mi öptürürken. Gittin öptürdün.
Haa. Geri dönüyorsun. Demek o benim gibi öpemedi. Şimdi geliyorsun. Ama ben bir başkasının öptüğü dudağı öpmem ki bir daha. Yapamam. Benden sonra birisi öptüyse, ben onu öpemem bir daha. Ben iki klasik Türk filmleri gibi. Ya benimsin ya kara toprağın. Zıran, zıran, zıran. Üçüncü bir şık yok. Bunu tehdit unsuru olarak söylemiyorum. Yolun adabı. Yolun ölçüsü. Ben şimdi İdris'e bakınca, İdris'in üzerinde düşünmüyorum şimdi. Ulan bir başkası bunu daha iyi öptü mü acaba? Yok. İdris burada.
On sekiz yıl oldu mu İdris? Kaç? On dokuz olmuş. Yunus olmuş İdris. Tapduğ'un kapısında on sekiz yıl kalmış Yunus. Sufilikte iyi bir yıldır on sekiz yıl. Allah herkese ömür versin. Öyle on sekiz yılı doldurdu mu, sufilikte yani o böyle kenara atılacak bir şey değildir. Bir yolda, bir böyle bu noktada on sekiz yıl böyle kaypaklık yapmadan, gevşemeden, dönmeden, yıkılmadan böyle kolay bir şey değildir yani. Ben yeni böyle derviş olduğumda, yeni dergaha girdim de bakardım ben işte. yirmi yıllık derviş derdim ki ya Allah Allah, yirmi yıl ben durabilecek miyim acaba?
Şeyh Efendi tanıştırırdı, işte oğlum bu çorumlu acı Mustafa Efendi'den. Ona dönerdi. Mustafa Efendi'de kaç yıl durduydun sen? O der şimdi, efendim işte on beş yıl orada durdum, beş yılda sizle beraberim veya üç yılda sizle beraberim. On sekiz, on dokuz yıl, yirmi yıl ben derdim ne baba derviş bunlar ya. Ben derdim Mustafa Özbağ sen böyle on sekiz yıl, yirmi yıl durabilecek misin nefsine uymadan?
Ya nefsin ağır gelirse? Ben hemen kendi kendime gaz verirdim. Mustafa Özbağ dimdik duracaksın. Sakın şeyhinin aleyhine bir laf söyleme, sakın şeyhinin hatasını görme, sakın şeyhinin yanında laf söyletme, sakın şeyhinin şunu yapma, yoluna bunu yapma, sen şunu yapma, sen bunu yapma. Kendi kendimi, ben tazelerdim böyle kendi kendime, böyle bakardım böyle gıpta ile on beş yıllık, yirmi yıllık dervişler, yirmi beş yıllık dervişler, yaşlanmışlar böyle. İşte ben şimdi elli iki yaşındayım, yani yirmi altı ne yapıyor? Tam yirmi altı yıl, yirmi yedi yıl mı oluyor? Yirmi altı yıl mı olmuş? Yirmi altı yıl olmuş benim mesela işte. Bakardım, ta ben daha dünkü çocukum yirmi altı yıl. Öyle uzun filan görmeyin, Allah nefsimize ne gösterecek belli değil. Ben daha tazeyim, çömezim ben daha.
Yani içinizde en eski benim ama en çömezi de benim. Öyle yirmi altı yıl, öyle gözde büyütülecek bir şey değil. Çömez daha yirmi altı yıl, daha dur bakalım, oho, daha yol var gidilecek. Böyle onları gördüm, gıpta ile bakardım ben. Yani o insanlar, o mübarek insanlar uzun müddet yolda hizmet etmişler. Kar, kış, boran, varlık, yokluk, zorluk, sıkıntı beraber durmuşlar. Onlara gıpta ile bakardım ben, hala da gıpta ile bakarım. Bazen şimdi aklıma gelir, başlarım ben böyle defteri karıştırma. Şu, şu zamandan, bu, bu zamandan, bu, bu zamandan. Hoşuma gider onlar adına. Yani o uzun müddet kalanlar adına hoşuma gider. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Kaçtaydık? Kaç? İki yüz yetmiş.
Beni candan usandırdı, cefadan yar usanmaz mı? Ferekler yandı ahımdan, muradımın şemi yanmaz mı? İki çeşit ceylan da ot otladı. Hani her şey birbirine benzer ama, hani Cevlaki'likten çıktı ya, Cevlaki'nin birisi kafasını kasıttıydı. Kasıtınca ne dedi Dudu Kuşo'na? Sen de mi dedi gül yağını döktün? Senin de mi kafana vurdular da saçların dökeldi? Bunun gibi. Devam ediyor. Ondan sonra da diyordu ya, temiz kişilerin işlerini sen kendin gibi görme. Peygamberleri kendin gibi zannetme. O velileri kendin gibi zannetme. Onlar da yiyorlar, içiyorlar deme.
Devam ediyor. İki çeşit ceylan da ot otladı, su içti. Birinden fışkı meydana geldi, öbüründen halis, misk. İnsan, insan bu dünyada nimetlendi. O bu dünyadan yedi, içti. O bu dünyadan ne varsa hepsi de yedi. İkisi de ekmek yedi. İkisi de su içti. Birisi hep necasete doğru yolu aldı. Koruk oldu. Birisi üzüm oldu. Hakikate doğru yolu oldu. İki çeşit kamış da bir sudan kandı. Fakat biri bomboş, öbürü ise şekerle doldu. İkisine de kamış deniyor. Ama birisi şeker kamış deniyor. Niçin? İçinde şeker var. Aynı sudan aldılar. Aynı toprakta büyüdüler. Aynı havayı, aynı güneş aldılar. Aynı bataklığın içerisinde durdular.
Ama birisi şeker kamış oldu. Birisi de içi boş kamış oldu. Bu çeşit yüz binlerce birbirine benzeyenleri seyretti. Aralarındaki yetmiş yıllık farka dikkat et. Bu yer ondan pislik olur. Öbürü yer yediği tümden Allah ışığı kesilir. Aynı Kur'an okursun. Aynı hadislere bakarsın. Birisi sapar. Hariciyeci olur. Kaderiyeci olur. Birisi sapar. Cebriyeci olur. Aynı Kur'an'a, aynı ayete bakarlar. Aynı hadislere bakarlar. Birisi farklı mülahazalar peşine koşar. Aynı ayeti kerimeleri tilavet ederler halbuki. Ama birinden ne olur?
Pislik akar. Öbürkünden ise Allah nuru akseder. Bu yer tümden ne keslik haset doğar. O yemekten o yer tümden Allah ışığı doğar ondan. Aynı nimetlerle nimetlenir. Aynı evde dahi olabilirsin. Aynı tarikatta dahi olabilirsin. Aynı yemeği yediğin halde birisi hasislik yapar. Birisi kıskançlık yapar. Aynı yemekten yedir iki kardeş. Aynı aileden, aynı anneden babadandır. Birisi bakarsın hasis olur gider. Birisi ne yapar? Selamette olur. Birisi Yusuf olur. Kuyuya atılır. Öbürkünden aynı babadın evlatlarıdır. Öbürkünler de Yusuf'u kuyuya atar. Birisi kurt olur. Birisi kuzu.
Aynı yemeği yemişlerdi. Aynı anneden babadan doğdular Adem'in çocukları. Birisi katil oldu. Aynı sütü emmişlerdi. Aynı yemeği yemişlerdi. Aynı eğitimi almışlardı. Ama birisi katil oldu. Birisi necis oldu. Birisi diyor burası tertemiz bir yerdir. Orası çorak kötü bir yer. Bu tertemiz melektir. Oysa şeytandır, canavardır. Aynı insandır o. Aynı insandır. Birisi melek olur. Birisi şeytan. Ama insandır. Biri melekliğe doğru kanat çırpar. Biri şeytanlığa doğru kanat çırpar. Yediği buğday tanesidir halbuki.
İki şey birbirine benzeyebilir. Acı su da berraktır. Tatlı su da. Tatma duygusu olan anlar ancak odur tatlı suyu, acı suyu ayırt eden. Suya bakarsınız. Acısı da oradadır. Tatlısı da. Tadan bilir arasındaki farkı. İki insan görürsünüz. Bakarsınız. İkisi de insan. Tat bakalım. Birisi kötü huylu, birisi iyi huylu. Tatmak ne demek? Onunla bir ilişkin olması. Onunla bir selamın sabahın olması. Onunla bir alışverişin olması. Onunla bir yol yürümen. Onunla beraber bir şeyler paylaşman. Bu senin onlara karşı ne olduğunu gösterecek. İkisi de insan. Ayırt edemeyen büyü ile mucizeyi kıyaslar da ikisinin de düzen temeline dayandığını zanneder.
Ayırt edemeyen saflar vardır. Akılsızlar vardır. Ahmaklar vardır. Onlar büyü ile mucizeyi kıyaslarlar. Onlar velilerin üzerinden dökülen keramet ile istisraç sahiplerinin üzerinden çıkan istisraçlara bakarlar. Hazreti peygamberlerin üzerinden çıkan mucizelerle Musa'nın büyücülerinin yaptığı büyüleri kıyaslarlar. Demek ki ahmaklar ayırt edemezler mucize ile büyüyü.
Ahmaklar ayırt edemezler keramet ile istisracı. O zanneder ki ikisi de aynı. Değil birisinin çıkışı nurdandır. Birisinin çıkışı nardandır. Birisi seni nura götürür. Birisi seni ne yapar? Nara götürür. Birisi seni ebedi alemde, ebedi cennetin içerisine taşır. Oraya seni davet eder. Birisi seni ebedi cehenneme taşır. Oraya davet eder. Birisi seni zikir halakasına götürür. Öbürkü seni döğüne dümbeğe götürür. İçkiye kumara götürür. Birisi seni Kur'an ve sünnete götürür. Birisi seni heva ve hevese götürür. Gençsin biraz daha hopla zıpla bakalım der. Ha demek ki ikisi de davetçidir. Birisi Allah'a, birisi şeytana.
Allah muhafaza eylesin. Musa'ya karşı duran büyücüler inada kalkıştılar. Davaya giriştiler de onun sopası gibi birer sopa aldılar ellerine. Rivayet edilir ki Musa aleyhisselam elinde asayla dolaşırdı. Ve elinde asayla dolaştığından o asa onların büyücülerini yok etti ya. Hemen Musa'nın etrafındaki büyücüler kerameti asada gördüler. Ve hepsi de ellerine birer asa aldılar. Her eline asa alan Musa değildir. Her elindeki asa Musa'nın asası değildir. Masonlar da asa alırlar ellerine. Yahudiler de asa alırlar ellerine. Musa'ya nispeten. Derler ki bizim peygamberimizin elinde asa vardı. Bu asayla büyücülerin büyülerini yok etti derler.
Asa alır ellerine. Ellerini alırlar. Ama hiçbirisi de Musa'nın asası değildir. Ve o büyücüler kendi ellerine asa aldılar. Ve o asalarla büyü yaptılar. Hepsi de asalarını topladılar. Attılar orta yere. Ve her birinin büyüsü ayrı bir büyü gösterdi orada. Ve o büyüleriyle orada dururlarken. O büyüler bütün herkesin gözünü almışken. Musa bir anda durdu. Ne yapacağını emir bekledi. Cenab-ı Hak onun kalbine ilham etti, emretti. Ya Musa adımızı an, asanı ortaya at dedi. Musa aleyhisselam bismillahirrahmanirrahim dedi. Asasını atıverdi ortaya yere. O büyücüler ve firavun hayretle baktılar ki Musa'nın asası o büyücülerin yaptığı asaların, büyücülerin asasından çıkan büyülerin asalarıyla beraber büyük bir ejderha olup yutuverdi hepsini de.
Musa da şaştı asanın yaptığına. Allah böyle hayrette bırakır insanı. Allah peygamberini dahi hayrette bırakır. Bu hayret makamı denir buna sufilikte. O sufi hayretten hayrete geçer. Hayretten hayrete geçer. Onun hayreti hiç bitmez. Kim hayret etmez? Yarının ne olacağını bilen hayret etmez. Sufiler bunu istemezler. Herkes yarın ne olsun, ne olacak, neye vakıf olacağım, niye vukufiyet kesbedeceğim diye bakar. Gerçek sufiler ise anı yaşar, yarını merak etmezler. Onların her anı hayret makamıdır. O yüzden her an onların asası binlerce büyü, yutar.
Hiç kimsenin haberi olmaz. O zaman işte Musa'nın asasının yaptığı işe Musa da şaştı. Musa şaşınca büyücülerden, büyücülerin başı dedi ki Musa'nın asasının yaptığına Musa da şaştı. Bu Musa'nın bildiği bir şey değil dedi. Oysa büyücüler ne büyü yaptığını biliyorlardı. Ve asalarının büyüyle ne hüner göstereceğini de biliyorlardı. Onlar hayrette değillerdi. Ama hayrette olan kimdi? Musa'ydı. Musa aleyhisselam asanın yaptığına hayretle baktı. Hani derler ya donakaldı diye, dondu kaldı Musa asanın yaptığına. Ve Firavun'un yanındaki o büyücü hocaların başı Musa'nın bu hayretini gördü. Dedi ki, ben Musa'nın Rabbine iman ettim.
Ben Musa'nın Rabbine iman ettim. Dediler ki, neden? Asanın yaptığını o da hayret etti dedi. O bunu bilmiyordu dedi. İşte öyle insanlar vardır ki, büyüyle mucizenin arasını ayırt edemezler. Ayırt edenler iman ederler. Ayırt edemeyenler ikisini bir görürler. İki tane sarıklıyı bir görürsün. İki tane cübbeliyi bir görürsün. Dersin ki, ben de sarık takıyorum, o da sarık takıyor. Bende de cübbe var, onda da cübbe var. Ben de sema ediyorum, o da sema ediyor. Birisi semasını arşalada yapar, birisi semasını cennette yapar, birisi semasını dünyanın beşinci katında yapar, birisi semasını semanın üçüncü katında yapar.
Herkesin semasının bir katı vardır. Sen dersin ki, ben de sema ediyorum, o da sema ediyor. Birinin seması sevgiliyle sohbettir, birinin seması nefistir. Hepsi de olabilir. O zaman sakın, benim de semam onun gibi deme. Birisi bir sefer Allah der, mana alemi gözünün içinde açılıverir. Öbürki Allah, Allah, Allah der, henüz daha açılmaz. O kendince şöyle der, ben de Allah, Allah diyorum, açılmıyor. Onun ki da açılmamıştır. Benimki açılmadıktan sonra, sufiler içinde böyle düşünenler olur. Ben de ne zamandan beri buraya geliyorum, bana bir rüya gösterilmediyse ona da gösterilmemiştir, yalan söylüyor. Hayır, herkes aynı değildir. Herkes aynı noktada, aynı dairede değildir.
Sen hepsini bir görürsün, bir değildir. Hepsini aynı görürsün, aynı değildir. Allah'ın fazilet olarak nice kulları vardır. Allah bizi onlardan eylesin. İnşallah. 280'den devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Vaktinizi aldım, gerçekten saat 10.30 olmuş. El Fatiha ma selamat. Amin. Sorularına cevap veremediğim kardeşler, haklarını helal etsinler inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi