Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 21 Şubat 2015

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Şubat 2015 · 1:58:18

Selamun aleyküm. Allah gecenizi, gündünüzü, ömrünüzü, hayatınızı hayırlı eylesin inşallah. Soru gelecekti, nerede ki soru?
Alın gelin, o uzun herhalde. Gidelim, öyle mi düşünüyorsun? Adem, Hz. Muhammed'e sallallahu aleyhi ve selleme nazaran ikinci makamda bulunuyordu.
Beşerden ilk mevcut olan Adem'le beraber o da zahire geldi. Adem, melekler arasında Hz. Muhammed'den niyabetten aldığı bir bayrak sahibidir. Ne zamanki Hz. Muhammed, velayetinin sallallahu aleyhi ve sellem'in hakkı olarak kıyamete yakın zuhur edecek, işte o zaman bayrağı asaleten Adem'den bayrağı alacak. İşte bu devrede de Hilafet-i Resulullah zahir olacaktır. Elf-i İtiat, ikinci cilt, sayfa 88. Burada soru yok, böyle bunların şerhini mi sormuştun? Şerhi değil mi? Evet. Bunları cevaplandırırken mümkün olduğunca Arabi'ye bağlı kalaraktan cevaplandırmaya çalışacağım. Kendimce kabul etmediğim yerleri de diyeceğim ki bu noktada benim fikrim bu.
Çünkü varlığın dereceleri ve mertebeleriyle alakalı Arabi kendisinin direkt öyle konuşmasa dahi sonradan Arabiciler 7 derecat çıkarmışlar varlıkla alakalı. Taayyünsüzlük, birinci taayyün gibi. Bu noktada bunu açıklıkla ifade edeyim. Arabinin bu varlık dereceleri veyahut da Arabiden çıkarılan Arabicilerin varlık derecelerine katıldığımı, katılmadığımı ifade edeyim.
Baştan böyle bir kimseyi kandırmayayım. Benim için varlığın üç derecesi var. Varlıksa veyahut da bu noktada taayyünsüzlüğü hiç konuşmuyorum. Allah bilinmezdi, sonra bilinmeyi istedi. Bu üç hal benim için söz konusu. Kendi içerisinde varlık komple hakikati Muhammediye olarak görüyorum. Varlığın bütününü. Varlığın bütününü hakikati Muhammediye olarak gördüğümden dolayı kendi içinde katmanları, dereceleri kendi içerisinde, kendi içerisinde değişik alemlerin olduğuna inanıyorum. Bunun üstündeki nokta da Allah amadaydı dairesi. Bunu baştan anlatayım. Adem bunu baştan altını çizerekten söyleyeyim.
Ama buradaki anlatacak olduğumuz veyahut da vaktimiz kalırsa şerh edecek olduğumuz şeyler inşallah Arabi minvaninde kalmaya gayret edeceğim. Veyahut da bazı yerlerde kaçırabilirim anladığımı söyleyeceğim. Adem Hz. Muhammed'e nazaran ikinci makamda bulunuyordu. Beşerden ilk mevcut olan Adem'le beraber o da zahire geldi. Arabi'ye göre bir tane Adem yoktur. Bununla alakalı hadis-i şerif var. Hadisçiler bunun bir kısmı zayıf hadisi olarak söylemiş. Bir Adem var. Ama bunun altı çizilerekten söylüyoruz. Bu noktada yeryüzüne indirilen kaçıncı Adem'dir? Bunu söylemek mümkün değil.
Bunlar müteşabih meseleler. Cenab-ı Hak kaç sefer kıyamet kopardı dünyada, kaç sefer helak etti, kaç sefer Adem gönderdi, bunun sayısını bulmak mümkün değil. Mesela Nuh Aleyhisselam için insanlığın ikinci Adem'i denir. Neden? Nuh tufanıyla yeryüzü komple helak olur. Yaşayan canlı kalmaz insan olarak. Hatta bütün suyunun içerisinde kalınca, düşünün normalde bütün yeryüzünde, yeryüzünün sular altında kaldığını düşünün.
Suda yaşayan varlıkların haricinde hiçbir şeyin kalmaması gerekir. Ama ardından Cenab-ı Hak yeniden inşa etmiş olabilir. Müteşabih veyahut da o gün için insanlık Orta Doğu bölgesinde yaşıyordu sadece. Örneğin Amerika'da, Avrupa'da hiç kimse yaşamıyordu düşünebiliriz. Öyle olunca bu tufanın bir tsunami gibi sadece Orta Doğu bölgesine, insanların var olduğu yerde de tufanın olduğunu düşünebiliriz. Müteşabih çünkü bu mesele. Ama ve lakin söylentisi var, kendisi yok diyebiliriz. İşte bir Atlantis krallığı var. Ben bu Atlantis, yani batan imparatorluk, batıda, bir de doğuda Mun imparatorluğu var. Bu Atlantis imparatorluğu batıran Mun imparatorluğu. Atlantis ile alakalı, Mun ile alakalı ayrı muhabbetler var.
Sonuçta kaç sefer dünya kıyamet koptu, ne kadar insanlar helak oldu, kaçıncı Adem, bu farklı bir şey. Ama varlığın başlangıcı, hiçbir şey yok iken Allah Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetini ve nuraniyetini yarattı ilk önce. Kendi nurundan ve ruhundan yarattı bunu. Cenab-ı Hakk'ın buradaki kendi nuru ve ruhu dediğimizde tecelliyatı nedir? Tecelliyatı nedir? Muhteviatı nedir? Bilinmez. Allah'ın nurunun muhteviatı bilinmez. Renk görürsünüz, suret görürsünüz. O, o değildir. Çünkü ayeti kerimede o hiçbir şeye benzemez der. Ve Cenab-ı Hak, Cenab-ı Hakk'ın ilk yarattığı şey bu manada hem Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti, nuraniyeti, hem başka bir hadisi kudside, akıl.
Allah evvela aklı yarattı der, hadisi kudside. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden iki tane söz nakledilir. Hem evvela aklı yarattı, hiçbir şey yok iken beni yarattı. Benim ruhaniyetimi yarattı. Ben yaratılmışların evveliyim, peygamberlerin de evveliyim. Adem varlık noktasında ilk insan. Ama varlık noktasında ilk yaratılan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. O yüzden Adem, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine nazaran ikinci makamda, yaradılış olarak, manevi yaradılış olarak, zahiri yaratılış olarak ilk yaratılan, zahir olarak yaratılan ve beşerden ilk mevcut olan Adem'le beraber o da zahire geldi diyor. Yani beşerden ilk zahir olan Adem dediğinizde, o ilk Adem Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem.
Ama fizik olarak, fizik olarak Adem aleyhisselam da yaratıldı. İlk Adem Muhammed Mustafa'dır bu manada. İlk yaratılan o çünkü. Sizin şimdi varlığa geçen, yani cisme bürünen ilk insan Adem aleyhisselam'dır. Varlıkta, manada Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Adem melekler arasında Hazreti Muhammed'den niyabetten aldığı bir bayrak sahibidir. Adem bu manada melekler sınıfındandır. Bu melekler sınıfındaki nokta Ademiyet makamıdır. Ademiyet makamında, Ademiyet makamında bir kimsenin şeytanı da, şeytanı da Müslümandır. Ademiyet makamında bütün varlıktan bir numune vardır sende.
Ademiyet makamının zirvesinde duran Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bayrak almıştır Adem aleyhisselam. Adem aleyhisselam ondan aldığı bayrak ve icazetle yeryüzüne ilk peygamber olarak indirilmiştir. Yeryüzüne indirilen ilk peygamberdir. Yoksa peygamberlerin evveli değildir. Misal aleminin ilk peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa'dır. Alem-i ruhun, alem-i ayağını sabitenin, Arabi'den konuşalım. Ayağını sabitenin ilk peygamberi Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Ayağını sabitenin bir üstü olan Aman'ın da peygamberi Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem.
Dikkat edin. Bunu Arabi'den bulamazsınız. Bunu ne Füsus'tan ne Fütuhat'tan bunu bulamazsınız. Aman'ın da peygamberi Aman'ın Ya Resulallah hiçbir şey yaratılmazdan önce Allah neredeydi? Cevap veriyor. Aman'daydı. Arabi'ye göre Ama Allah'ın henüz daha sıfatsal olarak tezahür etmediği yer. Ama Arabi'ye göre söylüyorum tekrar. Allah'ın Allah'lığından dahi haberi olmadığı yer. Arabi'nin altını çizerekten söyleyeceğim sözü budur. Ama da henüz daha fokurdayan kaynayan bir kazan gibidir ama.
O esnada Allah Celle Celaluhu sıfatları zuhure gelmemiştir. Sıfatlarıyla bilinmiyordur daha. Arabi burada der ki, Arabi der ki bu halde, bu halde Allah Allah'lığından dahi haberdar değildir der. Arabi'nin sözüdür bu. Ama buna ben katılmam. Aman'ın da, henüz daha tekrar söylüyorum. Henüz daha Arabi'ye göre bu noktada Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yaratılmadı. İlk şey, İmam-ı Azam'ın şeyiyet dediği, İmam Maturidi'nin onun üzerine şeyiyeti üzerine koyduğu. Ve sonradan gelenler onun İmam Maturidi'nin bir şey dediğini söylediği, gülüyorsun öyle sana getireceğim İmam-ı Azam'ın o sözünü.
O ilk şey yok iken daha, ilk şey, yani ilk varlık, ilk akıl, ilk Muhammed-i Mustafa yok daha. Allah amada. Ve ilk ne yaratıldı? Muhammed-i Mustafa. İşte o yaratılan Muhammed-i Mustafa, burası bana ait. O yaratılan Muhammed-i Mustafa, aman'ın da peygamberi. Bunun delili şu, bunu bir yerde nakleder söylerseniz deliliyle nakledin. Eğer ki, eğer ki, Cebrail aleyhisselam, varlığın içerisinde, mevcut varlığın içerisinde, varlığın bütün derecatına sahipti. Ve varlıkta gidebileceği, varlığın son noktasına kadar gitti. Miraçla alakalı. Ve dedi ki, ya Resulallah, ey Muhammed, benim gideceğim yer buraya kadar. Buraya dikkat edin.
Bundan sonrasını yalnız gideceksin dedi. Bundan sonrası, bundan sonrası. Allah-u Alem, varoluşun üzerinde duran âmâ makamıydı. Âmâ. Ve Cenab-ı Hak, ayet-i kerime dedi ki, Allah ona sarktı. Allah ona sarktı. Bunu şöyle düşünebilirsiniz. Bir tahta getirin. Âmâ, varlığın son derecesi, şu yazının başlangıcı olsun. Görüyorsunuz değil mi buraya? Bu varlığın aşağıdan yukarı son derecesi. Bunun üstü, burayla şunun arası âmâydı. Âmâ.
Allah hiçbir şey yaratmazdan önce neredeydi? Âmâdaydı. Âmâd ne, âmâ ne? Arap dilinde âmâ, bunu aynı zamanda, aynı şekilde Arabi de, Füsus'unda da, Fütuhat'ında da, ve bütün mütefekkirler, bütün ehli tasavvuf, bütün fıkıhçılar, kelamcılar, âmâ'yı, âmâ'yı, bulutumsu bir şey olarak nitelendirir. Bulutumsu, yani bir su buharlaşır, buharlaştığında içinde suyu da saklar. Ama buhardır. Elinizde tutamazsınız. Bulutun içinde yürüseniz bulutu göremezsiniz. Nem, burada nem var mı şu anda? Var, göster, yok.
Soğuğa hohla, hohladın. Hohladın da orada nem oluştu mu? Oluştu. Ama ondan önce hohladın da bir şey oluştu mu? Oluşmadı. Bir şey olması lazım. Bir şey oluşunca o oluşacak. O zaman burada ilk yaratılan varlık, ilk yaratılan Muhammed-i Mustafa'nın ruhaneti ve nuraneti. Bunun üstünde ne var? Âmâ. Bunun üstünde. Getir. Sen bu kadar hazırlanıp gelmişsin, biz bunu böyle iki cümleyle geçiştirmeyelim şimdi. Senin hazırladığına da yazık. Bunun ayakları var mı? Yok mu ayakları?
Yardım et. Kalma, gel bakalım. Yok mu ayağı? Aç, aç, aç. Orayı da aç. Kaldır. O tarafta yok mu ayağı? Battınız o zaman. Yar arayın kendinize. Derin olsun biraz. Yok mu ayakları? Biri var, biri yoksa kaldırın o zaman. Ya. İnsanın ne zaman imtihan olacağı belli değil. Sorumlusunuz bundan. Bütün cemaata. Bana değil. Şimdi, bu Adem Aleyhisselam. Aha, başka birisi geldi.
Hadi kurtarın. Yol açın. Tamam, üçü de var. Hadi bakalım. Açın hemen şeylerini. İşi gücü olanlar bu gece uzun olabilir. Bir yere yetişecek olanlar filan. İşte ona göre.
Tamam. Tamam mı? Arabiye göre varlığın dereceleri yedi. Ama bu önemli değil. Kimin ne söylediği burada. Sonuçta varlığın bir kendi içerisinde, kendi içerisinde. Başlangıcı var. Bunu ister Arabi'den dinleyin, ister hadislerden dinleyin. Kimden dinlerseniz dinleyin bunu. İster bunu, istediğiniz sufiden dinleyin. Hadis-i kudsi belli. Hadis-i şerif belli. Allah amadaydı. Ama.
Bulutumsu. Normalde burasıydı taayyünsüzlük. Bilinmezdik. Allah dedi ki hadis-i kudside, ben bilinmezdim. Hadis-i kudsinin metni bu. Bilinmezdim. Bilinmekli istedim. Bilinmezdim. Bilinmekli istedim. Ve bilinmekli istediğinden bir şey yarattı. Akıl. Muhammed-i Mustafa. Ruhaniyeti ve nuraniyeti. Tasavvufi dille hakikat-i Muhammed'i. Tasavvuf diliyle hakikat-i Muhammed'i.
Amadan aşağısı. Ama Allah neredeydi? Amadaydı. Allah neredeydi bak. Allah. Amadaydı. Yani bulutumsu bir şey. Yani ele uca gelecek bir şey değil. Yani bir maddi bir şey yok. Madde yok. Yani bu noktada Allah, Allah olduğu biliniyor sadece. Sıfatları amanın içinde. Arabiye göre bu sıfatlarıyla beraber Allah kaynayan kazan gibi. Ve sıfatları henüz daha tecelli etmedi. Allah nasıl bir Allah olduğunun kendisi de Arabiye göre söylüyor.
Bilmiyor. Bu Arabiye göre söylüyorum bunu. Bunu kabul etmiyorum ben. Arabiciler de ardından bunun gidiyorlar. Benimki küstahlık olsun. Ben kabul etmiyorum. Benimki küstahlık olsun. Şimdi Cenab-ı Hak ilk aklı yarattı. Akıl aynı zamanda Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti. Ne olduğunu bilmiyoruz. Aklın da ne olduğunu bilmiyoruz. Ve bu akıl, aklı yarattıktan sonra kalemi yarattı. Kalemden sonra lef-i muhafuzu yarattı. Lef-i muhafuzdan sonra ruhları yarattı. Arabiye göre, Arabiye göre.
Aklı yarattı ya. Akıldan Cebrail aleyhisselamı yarattı. Burası Arabiye göre söylüyorum. Cebrail aleyhisselamdan kalem, kalemden lef-i muhafuz ve ruhları alemin yarattı. Önemli değil. Ve ilk Cenab-ı Hak zuhura çıkardığı insan sureti, ilk insan sureti Muhammed-i Mustafa. İlk Adem sureti.
Bu ne? Suret. Misal. Daha vücuda girmedi daha. Bunu Arabi de aynı şeyi söylüyor. Diyor ki, ilk Ademiyet. Hz. Muhammed-i Mustafa'dır. Yeğen hoş ya. Nasılsın, iyi misin? Allah razı olsun. Sen de hoş ya. Siz de hoş ya. Allah razı olsun. Şimdi ilk bunu normalde, Arabi diyor ki, ilk yaratılan, burada ince bir perde var. İlk yaratılan Muhammed-i Mustafa. İlk yaratılan da Adem. İlk yaratılan Adem de o. Adem Aleyhisselam peygamber olarak, peygamber olarak yeryüzüne ondan bayrak alaraktan indi. İlk peygamber olarak. Peygamberliğinin icazetini, peygamberlik bayrağını, peygamberlik bir makam ve bir meslektir.
Öyle düşünün. Peygamberlik bayrağını Hz. Muhammed-i Mustafa'dan aldı. Her peygamber nebidir, aynı zamanda her peygamber velidir, velayet. Hz. Adem Aleyhisselam'ın velayeti, Muhammed-i Mustafa'dan başlamakta. Ve son velayet, burada onu söylüyor. Diyor ki, bayrağı asal eden, Adem'den bayrağı alacak, hani kıyamete yakın, zuhur edecek olan. Mehdi var ya, Mehdi, kıyamete yakın, zuhur edecek olan Mehdi. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin torunlarından, Hz. Hasan Efendimiz'in yolundan ve kolundan, hem Hasan Efendimiz'in hem Hüseyin Efendimiz'in iki koldan gelen Mehdi. Mehdi, iki koldan gelecek, tek koldan değil. Hem Hasan Efendimiz'den, hem Hüseyin Efendimiz'den gelecek.
Evlad-ı Resul olacak. Annesinin adı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin annesinin adı Emine olacak. Babasının adı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babasının adı Abdullah olacak. Sureten, siireten iç olarak, sureten dış olarak Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selleme benzeyecek. Kur'an'ı, Kur'an'ı ve sünnet-i Resulullah ve dini yeniden anlaşılabilir ve yaşanabilir bir hale getirecek. Harikulade üzerinde kerametler olacak. Herkes onun Mehdi olduğunu bilecek. Herkes onun Mehdi olduğunu tanıcak. Mehdi, yete inanmayan, deccal düşünceli, kafir düşünceli, şeytan düşünceliler onun Mehdi'liğine inanmayacak.
Müslümanların içerisinde de ona inanmayacak olanlar var. İşte, Hz. Adem aleyhisselamla başlayan velayet bayrağı, velayet ne? Velilik bayrağı. Hz. Adem'le başlayan velilik bayrağı, Mehdi ala Resul'de son bulacak. Ve Hz. Adem almış olduğu velayet, velilik bayrağını, Muhammed-i Mustafa'dan alınmış olan velilik bayrağı, yine Muhammed-i Mustafa'nın sulbünden gelen, soyundan gelen Mehdi'de son bulacak.
Ve o Mehdi vefat ettiğinde, o Mehdi öldükten sonra hızla bozulma başlayacak. Allah diyen kimse kalmayacak, kıyamet kopacak. Bu kıyamet, dünyanın yok olması mıdır? Bütün insanların ölmesi midir? Bunlar müteşavih şeyler. Bunlar alemi misalde yaşanır mı? Alemi misalde yaşandığında, alemi misalde yaşanan kıyamet midir? Alemi misalde her an bu kıyamet yaşanır mı? Bunlar da ayrı müteşavih meseleler. O zaman biz buradan hareket ettiğimizde, velayet bayrağı, Hz. Muhammed-i Mustafa'dan alınan o Adem aleyhisselam. Adem aleyhisselam hem ilk nebi varlığa bürünen, hem de ilk velidir. Bütün peygamberler hem velidir, hem nebidir. Bütün peygamberler.
Ve Hz. Muhammed-i Mustafa'nın izinden giden, yolundan giden veliler de, Beni İsrail peygamberleri mesabesindedir. Ama edeben hiçbirisi de biz nebiyiz demez. Diyen küfre düşer, yasaktır. Diyen aklı dengesini bozmuştur. Diyen şatahat yapmıştır. Diyen şatafat yapmıştır. Din bozguncusudur. Hiçbir veliyullah, Hz. Muhammed-i Mustafa'dan sonra, sallallahu aleyhi ve sellemden sonra, nebilik iddiasında bulunmamıştır. Ama hepsinin de üzerinde, nebi vazifesi vardır. Bu ayrıdır. Bu konu, bu mesele, şeyle alakalı, velayet bayrağı ile alakalı. O yüzden Adem aleyhisselamdan itibaren o velayet bayrağı, hadis-i şeriflerde sahih olup olmadığı tartışırlar.
Ama bu hadis-i şeriflerin üzerinde tartışan, en böyle tasavvufa, böyle karşıymış gibi görünen, İbni Teymiye'de İmam-ı Hanbel Hazretleri'nin velilerle alakalı hadis-i şeriflerini kabul etmek zorunda kalmıştır. O kadar inceler, inceler, inceler İbni Teymiye. İmam-ı Hanbel Hazretleri'nin, Hz. Ali Efendimiz'den rivayet edilen ve başka sahabelerden rivayet edilen, işte kırk tane abdal vardır. Bunların otuz tanesi İbrahim gönüllüdür. Başka bir hadis-i şerifte bunların otuz tanesi Musa gönüllüdür. Başka bir hadis-i şerifte bunların işte şu kadarı İsa gönüllüdür deyip, bütün peygamberlerin, bütün peygamberlerin, bu noktada kitap indirilen peygamberlerin isimleri anılan o hadis-i şerifi İbni Teymiye'de kabul eder.
İbni Teymiye'nin talebesi olan Ali'l-Karri de kabul eder. Ali'l-Karri de ne yapar? Kabul eder. Çünkü o veliler mahcup da olmaz, mahzun da olmaz. Ne suresi? Yunus suresi. Onlara korku yoktur. Onlar hüzün de yoktur. Bu orayı tefsir ederken, Ali'l-Karri hadislerle İslam, hadislerle Kur'an tefsiri eserinde de ve diğer başka eserlerde de derler ki, Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerinin hadisini de naklederler.
Allah'ın öyle kulları vardır ki, ol dese Allah onlara, bir şey ol deseler, Allah onların ol dediğini oldurur. Reddedemezler. Velilerle alakalı şey. İşte bu velayet bayrağı, Adem'den itibaren, Adem'den itibaren insanlığın içerisinde yok olmamıştır. Bu velayet nuru, bütün peygamberlerde olduğu gibi velilerde de vardır. Peygamberlerde iki nur vardır. Bir, peygamberlik nuru. İki, velilik nuru. Velilerde bir tek velayet nuru vardır. Peygamberlik nuru yoktur. Bir veliyi nurundan tanıyan bir kimse, bütün velileri tanır. Ama bir veliyi nurundan tanımadıysa, kördür. Hiçbir veliyi tanımaz. Velilik nurunu takip eden bir kimse, bir veliye intisap ettiyse, vefat ettiğinde o nurun kime gittiğini görür, gider ona intisap eder.
O velilik nuru, velayet olarak devam eder. İşte son, bu noktada gideceği kimse, Mehdala Resul. Devam ediyoruz. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, en azim, mecla-i ilahidir. Ve onunla, evvelkilerin ve sonrakilerin ilimleri bilinir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, az önce bahsettiğimiz gibi, aynı zamanda ilk akıldır. Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyetinin üzerinde, kendisi ilk yaratılan şey olduğu için, kendisinden sonra, ebediyen, gelecek olan bütün ilimlerin, zahir alana döküldüğü aynadır. ve ister fiziki olarak kendinden sonra gelenler olsun, isterse ruhani, misal noktasında kendinden sonra yaratılanlar olsun, bütün ilimleri, bütün ilimler, onun nuruyla bilinir ve tanınır.
eğer bir ilme vukufiyet sağlamak istiyorsan, ister kafir ol, ister münafık ol, ister mürtet ol, ister şirk ehli ol, ister isevi ol, ister musevi ol, ister sufi ol, ister kelamcı, hadisi ol, ister fıkıhçı ol, ister kimyacı ol, ister fizikçi ol, ister matematikçi ol, ister astrofizikten bahset. Hangi ilmin ne tarafına dönerse dön, bütün ilimlerin kaynağı, hakikati Muhammedi'dir. Bütün ilimlerin kaynağı, yani zahire döküldüğü yer, bilinirliğe döküldüğünün vesilesi, bilinirliğe dökülünün zemini, bilinirliğe dökülünün kanalı, hakikati Muhammedi'nin üzerindedir.
Bütün ilimler, bütün ilimlerin, aslında çıkışta gerçek noktası, amadır. Bu, bu fakirin şerhi. Bütün ilimler, sonsuza kadar gelecek olan bütün ilimlerin, çıkış noktası, amadır. Ama, ama bu amadan gelen şey, fiziğe döndü, varlığa döndü, tecelli etti, buharın suya dönüştüğü, buharın tomurcuk suya dönüştüğü, buharın damlaya dönüştüğü yer, Hz. Muhammed'in Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz.'nin nuraniyeti ve ruhaniyetidir.
Yani, burası, hakikati Muhammed'idir. O zaman, varlığın içerisindeki, bütün ilimler, bütün ilimlerin, kendisinden, kendisinden öncesi zaten ama, kendisinden önce, ve kendisinden sonra, gelecek olan bütün ilimler, hakikati Muhammed'in üzerinden, tecelli eder. Hz. Muhammed Mustafa, bütün varlığın peygamberidir.
Siz bakmayın, onu daraltan biziz. Hz. Muhammed Mustafa, varlığa peygamber olarak gönderilmiştir. Varlığa. O taşın da, toprağın da, sizin taş toprak olarak gördüğünüz, sizin hayvan olarak, balık olarak, böcek olarak, çiçek olduğunuz gördüğünüz, yıldız olarak, ay olarak, güneş olarak, jüpiter olarak gördüğünüz, ve tüm kainat, işte on dört milyar yıl önce, yaratılmış diyorlar ya, bütün bu, mevcut içinde bulundukları, saydıkları, hesapladıkları, ve hesaplayamadıkları, bilemedikleri, gidemedikleri, kendi yaratılmış oldukları,
evreni hesaplayabilen, insanoğlu zahirde, batın noktasında, hesabı, kitabı bilmeyen, misal aleminden, haberi olmayan insanlık, ve misal aleminden, haberi olsaydı, bütün yaratılmış olanların, her şeyin, misal aleminde, devaran ettiğini, bilmeyen insanlık, ve on dört milyar yıl, ışık yılını, kendince çok uzun zanneden, ama ve lakin, evveli olmayan, olmayan bir Allah'ı tanımaktan, uzak olan insanlık alemi, evveli olmayan, yani şöyle bir, bunu böyle bir, latifelendireyim ben, hani Cenab-ı Hakk'ın,
evveli yok ya, on dört milyar yıl, ışık yılı önce, öyle bir canı sıkıldı ya, ben bir tanınmak isteyeyim dedi, ondan önce, şunu unutmayın, tanınmak istemek, bir sıfattır, Allah'ın sıfatları, sonradan olgunlaşmaz, Kemal Hermes, o öyledir, dikkat edin, aldanıyor burada insanlar, Allah'ı tanımadıklarından dolayı, Arabiciler de aldanıyor, o yüzden, zamanın, velisinden,
sohbet alacak herkes, kimse o, o kimse, kitaba bağlı insanlar, papağan, papağan, Hz. Mevlana der ki, o, çok affedersiniz, öyle demez de, ben o mana, o sufi bozuntuları der, birkaç parlak söz ezberleyip, yol keserler, Arabiciler, ve bütün İslam alemi, dikkat edin, hadisi kutsi şu, ben bilinmezdim, bilinmekli istedim, on dört milyar yıl, ışık yılı önce mi bilinmekli istedi, bilinmekli istemenin başlangıcı var ise, sıfatsal olarak,
o esnada mı kemale erdi, o esnada mı aklına geldi, o güne kadar bilinmekli istemiyordu da, o anda mı geldi, Allah sonradan sevmez, o sevmiştir, Allah sonradan rahmaniyete bürünmez, o rahmandır, Allah sonradan rahimiyete bürünmez, o rahimdir, Allah sonradan zahirliğe bürünmez, o evveldir zahirli, o zahirdir, nereden geliyor kardeşim, on dört milyar yıl önce, tesbih sallarken, ben tanınayım mı dedi, o yüzden hakikati Muhammed'in, yani Hz. Muhammed Mustafa'nın, ruhaniyetinin ve nuraniyetinin,
yaratıldığı zaman yoktur, biz anlayalım diye bu var, hangi zaman diliminde yarattın, ruhaniyetini ve nuraniyetini, Cenab-ı Hak, Hz. Muhammed Mustafa'nın, Hz. Muhammed Mustafa'nın, ruhaniyetini ve nuraniyetini, ve peygamberliğini tanımakta, kısıtlı kalan, kısır kalan akıllar, bunu böyle söyler, bu bir haldir, bu bir haldir, bu manada, Hz. Muhammed Mustafa, bu noktada, kendinize şirk olarak, söylemeyin, şirk olarak düşünmeyin, Allahu Alem, iyi aradılışının zamanı belli değil, ve, Allahu Alem, o da ezeli,
Allahu Alem, onun yaratılışı da ebedi, biz, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerini tanımıyoruz, insanlık, onun nasıl abdest aldığına bakıyor, nasıl abdest aldığına bakıp da, abdest alsa, yine kurtuluşa erecek, öylesine ki, öylesine ki, hadis-i şerif bakın, hadis-i şerif, bir kimse, bir kimse, dese ki, benim ceddimin, ceddinin ceddi, Muhammediymiş, benim şefaatim ona vacip olur, bırakın abdest almayı,
bırakın namaz kılmayı, ceddüke, ceddüke, ceddüke, Muhammediymiş dese, şefaatim ona vacip olur, evet, o yüzden, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, ruhaniyeti ve nuraniyeti, bütün ilimlerin, zahire çıkış noktasıdır, tecelliyata çıkış noktasıdır, ve bütün ilimlerin, öğrenme noktasıdır, bunlara böyle işaret koyayım da, bugün heyecan ve hararet fazla, dedi ki, her peygamber, sadece kendi risaletleri döneminde, peygamber olmuşlarken, ben, Adem daha çamur iken, peygamberdim buyurdu, Fütuhat,
3. cilt, 3. cilt, sayfa 141, evet, hadis-i şerifte, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. der ki, Adem henüz, çamur iken, ben peygamber idim, başka bir hadis-i şerifte, Adem henüz, toprakla su arasındayken, ben peygamber idim, toprakla su arasında, yan daha çamur da değil, bir hadis-i şerifte, Adem henüz, toprakla su arasındayken, ben peygamber idim, başka bir hadis-i şerifte de, Adem henüz, çamur iken, ben peygamber idim, başka bir hadis-i şerifte der ki, ben peygamberlerin evveliyim, Adem henüz daha yaratılmamış iken,
ben peygamber idim, ayeti kerimede de, Hazreti Cenab-ı Hak der ki, o peygamberlerin evveli ve ahiridir, ayeti kerime, Hazreti Muhammed Mustafa ile alakalı, peygamberlerin evveli ve ahiridir der, ayeti kerimede, Hazreti Muhammed Mustafa, bu az önceki girişi o yüzden böyle geniş yaptım, arkasından ne geleceğini bilmiyorum, sakın soruları aldığımı da düşünmeyin, Cenab-ı Hak yaptırıyor, bu noktada, o giriş iyi olmuş, cuk diye oturmuş, Hazreti Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, henüz daha hiçbir şey,
varlığa, bürünmeden peygamber idi, ve bütün, bu noktada varlık, ondan bayrak alarak çıktı, Hazreti Cebrail aleyhisselam da dahil buna, bir yerde sormuşlardı, bir eserde okulmuşlar, Cebrail aleyhisselam, peygamber efendimizden önce yaratıldı diye, ben böyle dellendirdiler beni, Allah muhafaza eylesin dedim, tanımıyorlar, yok hayır böyle bir şey de yok, o hiçbir şey yok iken, o peygamberdi, anladınız mı?
Tekrar söyleyeyim mi? O hiçbir şey yok iken, o peygamberdi, yani, amanın peygamberiydi, beni şirkle suçlayacaklar bu gece, diyecekler ki, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerini, Allah'a şirk noktasına götürdü, ben ne diyeceklerini biliyorum, Allah senden de razı olsun, Arabiye göre, sünnet, hakka götüren bir tariktir, yani yoldur, Allah Resulü, hevadan konuşmayacağına, Necm ayet 3, göre, onunla, onun hükmü de, hükmün lahtır, o,
Allah'tan nakleden ve Allah'tan, gördüğünün terbiyecisidir, evet, Allah hem hükmün lahtır, hem hukukün lahtır, hem ilmün lahtır, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, hem de hakikatü lahtır, Hazreti Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, ağzından çıkan her şey, Allah'ın hükmüdür, o yüzden, Muhammed-i Mustafa'ya, tabi olmak farzdır, o yüzden, Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, sünnetlerine de, tabi olmak farzdır, ayeti kerimede der ki, onda zikredenler için,
güzel örnekler vardır, Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin, işte o Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, sünnet tarikine giren, bir veli, Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, halifesi hükmündedir, o yüzden de, onun ağzından çıkan, hakikatullah'tır, ona da itaat edilir, bunu ehli, fıkıhçılar derler ki, işte alimlere, zahir alimlere de itaat etmek, bu noktada, işte bu ayeti kerimeye söylerler, biz güleriz ona, bir şey de demeyiz,
dinin dairesini bozmamak için, deriz ki, evet, fıkıhçılara da itaat etmek lazım, siyasetçiler derler ki, biz devlet başkanıyız, işte ayeti kerime, bize itaat edin derler, biz susarız, tamam deriz, işin hakikati o değildir, işin hakikati kim, Allah'ı görüyormuşçasına ibadet ediyorsa, kim Muhammed-i Mustafa'yla, sallallahu aleyhi ve sellemle, görüşüyorsa, o gözünün önündeyken sohbet ediyor, o gözünün önünden ayrılmadan, zikrullah yapıyor, o gözünün önünden ayrılmadan yürüyorsa, onun söylediği her şey, hakikatullah'tır,
ona, tabi olmak, itaat etmek gerekir, Allah'ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirenin sevgisini, bana bahşeyle, bu ayeti kerimenin, tefsiridir, hadis-i şerifle, Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin, benden olan emir sahibi, Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ruhaniyetine ve nuraniyetine, adım adım, nefes nefes, nefes nefes, takip eden kimse benim için, adım adım, nefes nefes, sözüyle, haliyle, davranışıyla, fiilatıyla, yaşantısıyla,
her haliyle, Muhammed-i Mustafa'yı, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, nefes nefese, nefes nefes ediyorum, onun nefes alıp vermesi dahi, Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, nefes alıp vermesine uygun olacak, kalp atışları dahi, ona uygun olacak, kalp atışları, bu nasıl uygun, yolda yürürken, onunla beraber yürüyorsa uygun, onunla beraber aynı adım atıyorsa, onunla beraber aynı sözü söylüyorsa, onunla beraber aynı zikrullahı yapıyorsa, onunla beraber aynı şekilde yürüyorsa mümkün,
yoksa mümkün değil, itaat edilecek olan kimse o, bunun itaat edin, bunun itaat edin, bunu bulmakla bütün ümmeti Muhammed, vazifelidir, farzdır, bütün ümmeti Muhammed, bütün ümmeti Muhammed, bütün insanlık, bütün varlık, varlık, göktekinler, yerdekinler, bütün varlık, o nefese itaat etmekle mükelleftir, bulamazsa, zarardadır, ziyandadır, kör olarak göçer gider, varlık, varlık, ona itaat etmekle mükelleftir, kim, o zaman, Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin,
ayet-i kerime sabit, açık, ham diyorlar ya, bize Kur'an yeter, al sana Kur'an, al sana Kur'an, Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin, yerken itaat et, nasıl yedi, nasıl içti, nasıl yürüdü, nasıl düşündü, nasıl zikretti, ne yaptı, ne yaptı, itaat et, abdest alma şeklini öğrendin ya, hakikatini de öğren, namaz kılmanın şeklini öğrendin ya, hakikatini de öğren, nasıl namaz kılardı acaba, iyi, rükusun secdesi, kıyamı, oturuşu tamam, ne görürdü acaba namazda,
bizim gibi boş boş mu kılardı acaba, nasıl zikrederdi acaba, Allah dediğinde, hangi alemler açılırdı, gözünün önünde acaba, kendini mi seyrederdi, her vakti yerde acaba, o yüzden, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazrette, bir hadis-i şerifte der ki, Allah'ın yasakladıkları vardır, Muhammed'in de yasakladıkları vardır, Muhammed'in yasakladıkları, Allah'ın yasakladıkları gibidir, hadis-i şerif, bunu şimdi, sözüm meclisten dışarı, içeri önemli değil, üç beş tane, soysuz, bu hadis-i şerifleri reddediyorlar,
bunların hepsi de, bunların hepsi de, dedcal peşinde koşanlar, birisi hadis-i şerifleri reddediyorsa, sohbetini değil, selamınızı bile keseceğiniz onunla, Allah sırat-ı mustakimdedir, Hud, ayet elli altı, müthiş bu ya, teşekkür ederiz ya, Allah sırat-ı mustakimdedir, Allah soyut bir kavramdır, Allah bilinmezdi, sırat-ı mustakimde olan ne?
yok, sırat-ı mustakimde olan ne o zaman, sünnet tarikattır, yoldur, yolda murat ise, kendisi değil, götürmek istediği gayesidir, işte böylece, sünnet, semavatta ve arzda, ne varsa kendisine ait olan, Allah'ın sıratı olmuş olur, şüphesiz bütün işler, Allah'a döner, Hud, ayet yüz yirmi üç, demek ki sünnet sırattır, ve o sıratın gayesi de Allah'tır, o halde Allah'a vasıl olmak isteyen, salik'in bu sırat üzere olması lazımdır, lakin sırat bir vasıtadır, massarın kendi nefsinde olan istidadı vasıtasıyla, o massarın zahirdeki ismine hükmedilir,
fütüat, ikinci cid, dört yüz yetmiş iki, Arabiciler, sünnet-i Resulullahsız olmaz, bu sözüm de Arabicilere, sünnet-i Resulullahsız, vasılı hak, mümkün değildir, sünnet-i Resulullahsız yol, mümkün değildir, hangi yola girerseniz giden, hangi yolda giderseniz gidin, muhakkak sünnet-i Resulullah'a tabi olmak, ona itaat etmek zorundasınız, çünkü sünnet-i Resulullah, Allah'ın yoludur, Allah'ı tanımak isteyenler, Allah'ı bilmek isteyenler, Allah'a vasıl olmak, yaklaşmak, ona yakin olmak isteyenler, sünnet-i Resulullah'a bağlanacaklar,
sünnet-i Resulullah'a tabi olacaklar, bir şeyhi olan tabiyetin, sünnet-i Resulullah dairesinde olması gerektiğini, o yüzden bangır bangır bağırırım, şeyhlerin vazifeleri, alimlerin vazifeleri, fıkıhçıların vazifeleri, hadisçilerin vazifeleri, ilmi noktada, dini noktada, insanların vazifeleri, insanları, Kur'an ve sünnet yolunda yürümelerine vesile olmaktır, sünnet-i Resulullah'ı yaşamalarına vesile olmaktır, eğer bir yol, sünnet-i Resulullah'ı yaşamaya vesile olmuyorsa, o yol şeytanidir, deccalidir, o yol, insanları Allah'a yaklaştıracak yol değildir,
o peygamberi bir yol değildir, o şeytanidir, Ebu Cehil'in yoludur o, o zaman, ey Arabi'yi seviyorum, Arabi'nin yolundan gidiyorum, diyen kardeşler, her halinizde ve hareketinizde, sünnet-i Resulullah'a tabi olun, Ey Ümmet-i Muhammed, yarın sabahleyen kalktığınızda, o yüzlerinin, o yüzünü nasıl yıkardı diye düşündüğünüz kadar, onun nasıl bir sünneti vardı, o nasıl infak ederdi, o nasıl tebessüm ederdi, o nasıl yardım ederdi, o zalimlere karşı nasıl dimdik duruyordu, o nasıl tebliğ ederdi, o nasıl idrak ederdi, o nasıl anlardı,
o nasıl namaz kılardı, o nasıl savaşırdı, o düşmanlara karşı nasıl cesaretliydi, o hakkı savunmakta ne kadar gayretliydi, o sabrı yaşamakta ne kadar gayretliydi, o düşmanın üzerine tek başına atını nasıl sürerdi, sahabeler arkasından yalvarırdı, gitme ya Resulallah, o mahmuzlardı atını, ve öylesine mahmuzlardı ki, düşmanın hattını geçer, ta arka doğru giderdi, Abbas yalvarırdı, Abbas yalvarırdı, Abdullahlar yalvarırdı, Ömer'in oğlu yalvarırdı, gitme ya Resulallah derlerdi, o yürürdü, onda öyle cesaret vardı, sende,
bir düdük evdesin, sende, sende, mal, can, gitti mi, gitmedi, namaz attın mı geriye attın, namaz attın mı geriye attın, orucu attın mı attın, yolda kaldın, o nasıl giderdi, o nasıl yürürdü, o nasıl iman ederdi, nasıl iman ederdi, ona geldiler, dediler ki, gel, istediğin kadını al, sen hangi kadının peşinden dinini bıraktın gittin, hangi kadının peşinden yolunu bıraktın gittin, sen hangi kadını bıçakladın, sen hangi kadını dövdün, o hiçbir kadına elini kaldırmadı, o hiçbir hanımına kötü söz söylemedi,
hiçbir hanımına, sen nereden Muhammedisin sen, kimden öğrendin bunu, kaşını dahi çatmadı hanımlarına, sen kaş çatmayı kimden öğrendin, şeytandan, sen hanımına kızmayı kimden öğrendin, şeytandan, sen hanımını dövmeyi kimden öğrendin, şeytandan, sen masumu öldürmeyi kimden öğrendin, şeytandan, sen şeytanın çocuğusun, sen şeytanın askerisin, sen şeytanın yolundan gidiyorsun, sen mümin kardeşine tebessüm etmediysen şeytandan, edebiyatı çok güzel, komşusu açken tok yatan bizden değildir, her Ramazan bunu dinlemekten artık gına geldim,
sen nerede iftar ettin, beş yıldızlı otelde, bu hadis-i şerifi beş yıldızlı otelde söyleme bana, nerede hacca gittin sen, beş yıldızlı otelde, bana söyleme, bana söyleme, senin villanda bir tane fukara var mı, akşamları yemek yedin, yok, bana söyleme, bana anlatma, anlatma bana, hiç konuşma, sen sofradan aç kalktın mı, bana onu söyle, günde iki öğün yedin mi, iki öğünde aç kalktın mı, bana onu söyle, sen her gün bir fakiri doyurdun mu, onu söyle bana, bir fakiri doyurdun mu her gün, onu söyle bana, birinin derdine derman oldun mu,
onu söyle bana, bir yetimin başını okşadın mı, onu söyle bana, yetimin başını okşamak kimse, hiçbir parası pul yok, cebinde bir lirası dahi yok, yetime verebilecek hiçbir şesi yok, tebessüm edip başını okşuyor, yavrum nasılsın, iyi misin, senin cebinde para varsa, başını okşayacağım diye uğraşma, cebine para koy, bir kimse sizi evlendirdin mi sen, ilacı olmayan bir çocuğa bir ilaç aldın mı, gece soğukta yatana bir odun götürdün mü, Muhammed'i olmak bu, parmaklarının arasını hilallemek kadar, müminler bir tarak gibidir,
arasını müminlerin de arasını hilalle, insanlar da tarak gibidir, hepimiz Adem'in çocuklarıyız, bir tarağın dişilleri gibiyiz, elinin arasını hilallemek demek, insanların arasını bulmak, insanların sıkıntısını gidermek, insanların problemini çözmek, bir kardeşine o yardım istemeden yardım etmek, arayı hilallemek bu, arayı hilalledin mi, arayı hilalle, aradaki paraziti kaldır, arayı hilalle, suyla kirleri arındır, kir var arada, müminler kardeştir, kardeşinin arasındaki parazitleri gider, nifakı kaldır, düşmanlığı kaldır,
o cemaattendi, bu tarikattan da, o cüydü, bu cüydü, kaldır, Şafiydi, Malik'iydi, Hanbeliydi, kaldır, kaldır, gider, hilalle, sakalı vardı, sakalsızdı, kaldır, başa çıktı, başı kapalıydı, kaldır, kaldır, ya o bahçede, orada sohbette de, başa açık kadınları da topluyor, kafir o ya, ha ben senin kafirinim, doğru, ben senin kafirinim, neden, aynaya baktın, saç beyaz olmuş, kendini gördün, doğru, ben de mail yazıyorum, doğru söylediniz, ya bu kadar cahilsin ki diyor, bir de doğru söyledin diye yazdın diyor, ben bunu da doğru söylediniz diyor,
ya gerçekten sen kör kütük cahilmişsin ya diyor, gerçekten dediklerinin hepsi de doğru diyorum, ben hiçbir şey anlamadım diyor, bu da doğru diyorum ben, buna da doğru dedin, anlayamadım dedi, yazdım, aynaya baktım, saç beyaz olmuş, ha bunların hepsi de benim mi şimdi dedi, bir daha yazdı, bu da doğru dedim, neden, nerede kaldı Muhammedilik, Necranlı, Hristiyanlar, geldiler, din tartışıyorlar, onun peygamberliğini reddediyorlar, sen peygamber değilsin diyorlar, dinliyor, konuşuyor, kılıçtan geçirmiyor, onların bulunduğu yeri yakmıyor,
bomba atmıyor, molotof kokteli de atmıyor, camide canlı bombalar da yok onların içinde, yok bak bunların hiçbirisi, bir de ne diyorlar, ey Muhammed, sallallahu aleyhi ve selleme, bize ibadet edecek bir yer göster, geçin diyor, mescitte ibadet edin, var mı, ulu camiyi açabilirsin, açabilir misiniz, bir Hristiyan topluluk gelse, biz şurada köşede bir ayin yapsak dese, sünnetullahına bağlanmak, hak ya, Arabi diyor ki,
sünnetullah haktır, sırat-ı müstakimdir, o dost doğru yolda gider, ne, Hz. Muhammed Mustafa'nın sünnetine uyan, gelse Hristiyanlar deseler ki, ya böyle bir, büyük bir ibadethanede, kutsal bir yerde, biz bir ayini şerif yapmak istiyoruz, ayin yapmak istiyoruz dese, haydi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetine uyun, ulu camiyi açın, ayin yapsınlar, çünkü onlar da Muhammed'i, madem peygamberlerin evveli ve ahiri, ve bütün peygamberler, madem ki ondan bayrak aldılar, ve bütün peygamberler de bayrağını ondan alıp,
yeryüzüne indilerse, peygamberlik bayrağını, hangisini biz, Muhammed'i görmeyeceğiz, peygamberleri, Adem'i, Muhammed'i göreceksin de, İsa'yı görmeyeceksin mi? İbrahim'i, Muhammed'i göreceksin de, Musa'yı görmeyeceksin mi? Neden Kur'an-ı Kerim'de dedi, biz bütün peygamberlere iman ederiz, hem de ne, bir yerde sormuşlardı bana, dinler arası, diyalogla alakalı, ne düşünüyorsunuz diye, dedim, bütün İslam, bütün dinler, İslam ne diyor, hangi dini, hangimle diyaloglaştıracağız dedim ben, dindarlar arası,
diyalog diyelim dedim, İseviler de, Muhammed'i, Museviler de, Muhammed'i, İbrahim'iler de, Muhammed'i, sünnetullah hak, Arabi, hadis ilmine, çok önem veririz, yalnız onun, bu ilimle ilgili, kriterleri, zahir ulemasıyla, bazı farklılar taşır, fütüatta şöyle der, Mahmud, Erel Kılıç, bunu söylemiş, parantez içerisinde, fütüatta şöyle der, bu ümmetin başlıca evliyası, Hakk'ın onda tecelliyatını, ve de, Mahsar-ı Muhammed ile, Mahsar-ı Cebrail'i ikame ettiği kişilerdir, of, bu ümmetin başlıca evliyası, Hakk'ın, onda tecelliyatını,
ve de, Mahsar-ı Muhammed ile, Mahsar-ı Cebrail'i ikame ettiği kişilerdir, yani, iki kanaldan gelecek, Hz. Cebrail aleyhisselam, varlığın içerisinde, aklın, aklın, ve ilahi, ilahi, tekrar söylüyorum, aklın, ve, ilahi emirlerin, vahyin, indirildiği, indiren kimsedir, vahyi meleğidir, Cebrail aleyhisselam, Arabiye göre, varlığın derecelerinde, bu normalde, aklın altın, akıl, bu normalde, akılla beraber, Cebrail aleyhisselam, zuhur eder, Cebrail aleyhisselam, ruhlar aleminde, zuhur ederekten, bütün emrine melekler verilir,
emrine melekler verilerekten, bütün ilham, bütün vahiy, Cebrail ve melekler tarafından, indirilir, insanların gönlüne, müminlerin kalbine, ve zahir manada, Kur'an-ı Kerim'i, ve bütün, ilahi emirleri, Hz. Muhammed Mustafa'dan önce, Adem ile, Muhammed Mustafa'ya kadar, sallallahu aleyhi ve selleme kadar, bütün ilahi emirler, bütün kitaplar, bütün suhuflar, Cebrail vasıtasıyla indirilir. Ve insanların kalbine ilhamı indiren de, Cebrail aleyhisselamın emrindeki meleklerdir. Arabi fütuhatında der ki, Cebrail aleyhisselam, Cebrail aleyhisselam, emrindeki melekleriyle beraber, insanların kalbine ilham indirir der. Peygamberlere ise, ilahi emirleri, ilahi buyrukları indirir. Bir işte burada, gerçek olan alim, Arabi'ye göre diyor ki, alim, Muhammed Mustafa'nın sünnetine tabi olduğu gibi, aynı zamanda da, Cebrail aleyhisselamın, ilhamına mazhar olması gerekir.
Çünkü Arabi, ilhamı ilim kapısı olarak görür. Rüyayı ilim kapısı olarak görür. Arabi bunu fütuhatında, rüya bahsinde de söylerken, der ki, rüya peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Adış şerifini, Arabi bu noktada kendince, ölçü olarak alır. Rüya bir ilim kapısıdır, rüya vahyin bir alt derecesidir, der. Hatta bir yerde vahiydir, der. Bizim kardeşlere rüyayı önemli görmemizin bir sebebi de budur. Sünnet-i Resulullah'a bağlılık, rüya, o kimsenin sahihse, hadis şerifte mübeşşirattandır, müjdedir. işte Arabi'ye göre bir kimsenin başlıca evliya, yani veli olması için iki kanatlı olması gerekir.
Hem Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zahir ilmine, hem de onun batıl ilmine, yani Cebrail'den gelen vahiy ilmine de açık olması gerekir. İki tecelliyat yaşanacak. İşte bu mazardan onlar, Hz. Muhammed'in ahkam-ı meşruasını dinlerler, o dinleme sonra da velinin kalbine iner. İşte o veliler, Hz. Muhammed'in Mustafa'yı dinlerler. Ama Cebrail'den dinlerler, ama Mikail'den dinlerler, ama başka bir peygamberi azamdan dinlerler, örneğin İsa'dan. Burada o velilerin makamati çıkar ortaya. Sufiler önce Muhammed'in Mustafa'yı üstadlarından dinlerler. Ve üstadlarından dinledikleri gibi, Hz. Muhammed'in Mustafa'yı tanımaya başlarlar.
Burada da zahir nedir? Onun yaptığı ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın. Bu zahirdir. Onun haliyle hallenmeyi, üstadlarından öğrenirler. O yüzden üstadsız yolda yürünmez. Adım dahi atmaz. Geçmiş dönemlerde üstadı vefat eden, evinden dışarı çıkmazmış. Yeni bir üstada manen bağlanıncaya kadar. Evinden dışarı çıkmazlarmış. Evden dışarı çıkmıyor. Vefat etti, gömdü, evine kapanırmış. Şimdi benim şeyhim şeytan olur. Attığım her adımdan şeytandan olur diye, adım atmazlarmış. Oturlar, dua, yalvar, yakar. Manen bir üstadı görünceye kadar yalvarı yakarlarmış. Gördüler.
Manen ona intisap etti. İlk işi hızla gidip ona zahirende intisap etmekmiş. Evet. Ama onlar, Muhammed-i Mustafa'yı dinlerler bir yerden. O dinleme sonra velinin kalbine iner. Evet. Rüyayı görürsünüz, o rüya sonra kalbe iner. Bir hitaba mahzar kalırsınız, sonra o kalbe iner. Kalbe inmesi demek, aklın onu hafızaya alması demektir. Sonra aklı veli, bunu akleder. Oo, evet. Ne yapar? Kalbe inene, akıl ne yapar? Hafızaya alır. İşte bir veli bunu Mazhar-ı Muhammedi'den, tıpkı ümmete yapılan tebliğde hazır bulunur gibi alır ve kendine intikal ettirir.
Evet. O, Hz. Muhammed-i Mustafa'dan direkt, direkt ilmini alır ve etrafına intikal ettirir, anlatır. Bu ilmin sıhhati ilmel yakin değil, aynel yakindir. yani ayn görmek. Hz. Muhammed-i Mustafa'yı görecek o kimse. Rüyasında, halinde, görecek. Aynel yakîn. Zikrullah'ta görecek, dinleyecek, gördüğünden dinleyecek. Zikrullah yaparken, bir bakacak ki, nurdan tahtın içerisinde, Muhammed-i Mustafa'yı getirmişler ya da oraya götürülecek. Huzurullah'a çıkacak. Huzur-u Resulullah'a çıkacak. Sallallahu aleyhi ve sellem. Kim çıkaracak onu?
Şeyhi. Şeyhi onun elinden tutacak. O kimseyi, Huzur-u Resulullah'a çıkaracak. Sallallahu aleyhi ve selleme. Orada Hz. Ebu Bekir Efendimiz, Ömer Efendimiz, Osman Efendimiz, Ali Efendimiz, Aşere-i Mübeşşere, dört büyük peygamber, Adem aleyhisselam, İbrahim aleyhisselam, Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam, dört büyük imam, İmam-ı Azam, İmam Şafi, İmam Malik, İmam-ı Ambeli, dört büyük pir, Abdülkadir Geylani, Ahmet-i Rufai, Hz. Mevlana, pir efendiler, hazır, dört büyük melek, Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail, dört büyük kitap,
bildiğiniz kitap, Huzurullah'ta hazırdır. O kimseyi üstada alır, meydana çıkarır, getirir, elinden tutar. O esnada o kimse, Seyr-i sülûk'ün, Seyr-i sülûk'ün, normal varidatını bitirmiştir. Seyr-i sülûk bitmez. Normal yolunu, o esnada gidecek olduğu yeri, götürmüştür. Üstad'ı, onu oraya getirdi mi, getirdi mi, bitmiştir. Üstadının vazifesi. Sonra artık o, Hz. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerini tanır. seyri Sikrullah'ta görür, tanır, yolda giderken görür, tanır. Bu tanıma, daha önceki rüyalarında gördüğü gibi değildir. Bu tanıma, daha önce halinde gördüğü gibi değildir.
Bu, hepsinin üzerinde, ayrı bir renkte nur, ayrı bir nurdan elbiseleri vardır. Allah'u alem, öyledir yani. Öyle diyelim. O tanır. Ve ondan dinler artık. Ondan dinler. Daha önce de dinlerdi. Ama şimdi, öyle dinlemez. Şimdi bütün vücut kulak olur. Önceden kulağınla dinliyordu. Önceden gözünün istikametinde görüyordu. Şimdi bu tarafa bakarken, yan tarafta oturduğunu görür. Oturduğu yerden onu dinler. Artık rabıta etmesine bile gerek yoktur. Kalbine tık tık tık … düşer. Bu hakikati muhammediyedir. Bu hakikati muhammediyeden ilimlenmektir.
İlmi ledün budur. İlmi ledün kitaptan okumak değildir. İlmi ledün budur. İşte bu kimseler, Hz. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, ahkamını dinlerler. Dinin yaşanmasını, cedid yeni hale getirirler. Burada bu ilmin sıhhati, ilmel yakin değil, aynel yakindir demiş.
Buraya bir çentik atayım. bunun sıhhatine kavuşacak olan bir kimse, hakkel yakini görmedikçe, ilmel yakinin sıhhatine kavuşamaz. Burası şerh olsun. Aldanma. Bu kimse, hakkel yakine ulaşmadıkça, ilmel yakinin sıhhatini kendisinde göremez. görürse, ayağa kayar. Hakkel yakinin, tecelliyatını görecek. Bu ne? Bu da Allah'ın ona hitap etmesi. Allah'ın hitabına mazhar olacak. Bu doktorlara göre ben şizofreniyim. Allah'ın hitabına mazhar olmayan kimse, aynel yakinin, aynel yakinin, asla, asla, bu noktada, sıhhatine erişemez.
Yani, deliline erişemez. Allah, cennetlik olan kullarına hitap eder. O kimse, seyr-i sülükunda öyle bir noktaya gelir, ona cenneti gösterirler, cennetin içerisine girer. Tuğba ağacını görür. Tuğbanın altında nefeslenir. Ve Cenab-ı Hak ona, Tuğba ağacın dibinde hitap eder. Tuğba ağacın dibinde ona hitap ettiğinde, onun şeyhi de onun hitabını görür. Şeyhi de onun hitabını gördüğünde, şeyhin onun dersini verir. O yüzden mürşid lazımdır. Şeyhin görmediyse, bir, ya şeyhin şeyh değildir, ya, seninki halin hal değildir.
Ya şeyhin şeyh değildir. Aldanırlar burada. Şeyhimiz şeyh değilmiş derler. Oraya o hale kadar getirenin, o şeyh olduğunu görmez. O hale kadar, o dergahta gelmiştir. Kendi gördüğünden, kendisi kanar. Der ki, şeyhimin haberi yok bundan herhalde, ben gidiyorum der. Halbuki o hale kadar onu getiren şeyhidir. Allah muhafaza eylesin. Ravileri arasında bir uydurmacı var diye, amelden men edilen bir zayıf hadis, belki de aynı zamanda, sahih bir hadistir. Belki o uydurmacı bir hadiste, uydurmacılık fiilini gerçekleştirmemiştir. Bir muhaddisin, yani hadisçinin, kullandığı bu gibi, ölçütleri de kabul etmekle beraber, bir veli, hakikati Muhammed'den, onun ruhuna ilka edilenden, bunu dinler.
Evet. O yüzden bir veli, hadisçilerin zayıf hadis, mevzu hadis olarak gördüğü bir hadisi, hakikati Muhammed'den dinlediyse, onun için zayıf hadis değildir. Onun için mevzu bir hadis değildir. Onun için uydurma bir hadis değildir. O hadisi o, hakikati Muhammed'den dinlediği için, onu sahih bir hadis olarak alır kabul eder. O yüzden de sufilerin hadisle alakalı bölümleri, bütün ehl-i zahir tarafından eleştirilir. Ben şimdi kendimi sufi olarak gördüğümden değil, bizi de eleştirmelerinin sebebi bu. Zayıf hadisleri de o, işte sağlam hadis gibi bağırıyor orada, kızıyor ondan sonra, onları hiç ayırmıyor diye, ayrıştırmıyor diye kızıyorlar bana.
Ben ne diyorum? Kızın. Sizin zayıf olduğunuz, zayıf olarak gördüğünüz hadisle, biz bir kimsenin parmağını kesmiyoruz, hükmetmiyoruz. Zayıf gördüğünüz bir hadisle, biz bir kimsenin zararına bir şey yapmıyoruz. Zayıf gördükleri hadisler de, bu velilerle, evliyalarla, yolla alakalı. İlka vahyin ruha yerleştirilmesi parantez içerisinde. İşte bir veli, ilka edici ruhtan bir hadis dinlediği zaman, tıpkı Hazreti Peygamber'in, Femi saadetlerinden bizzat kendi kulaklarıyla bunu dinleyen ve ilmen onda hiçbir şüphe duymayan sahabe gibidir. Evet, velilerin bir kısmı, hadisleri bir melek tarafından dinlerler.
Bu seyir-i sülükün beşinci makamından sonradır. Beşinci makamda, bir kimse, hadisleri bir melekten dinlemeye başlar. Doğrudur. Ama, bu fakirin yolunda melekten dinlediğiniz hadislerin hepsi de sahihtir. Ama yol vardır daha. Yol, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden dinleyinceye kadar devam edecek. Aldanmak yok, kanmak yok. Sufiye dördüncü makamın sonunda, biz bunun adına hüddam diyelim. Bir, iki, üç, dört, beş ilmine göre, kabına göre melek görevlendirilir. Fıkıhla alakalı bir melek görevlendirilir. Hadisle alakalı bir melek görevlendirilir. Tefsirle alakalı bir melek görevlendirilir.
Kelamla alakalı bir melek görevlendirilir. Varlığı tanımakla alakalı bir melek görevlendirilir. Bu Sufi'nin geleceğiyle alakalıdır. Burada bir Sufi'nin kaç tane melek görevlendirildi veyahut da artması, eksilmesiyle alakalıdır. O kimseye görevlendirilen melakeler, melekler artıyorsa, o Sufi gelecek vaat ediyordur. O Sufi kendisine vazifelendirilen melekler her sohbetinde, zikrullahında konunun durumuna göre, konumuna göre hazır ve nazır olurlar.
Haberi onun kalbine ilmi indirmeye başlarlar. Bu ilm vasıtalıdır. O kimse bir hata kusur işlediğinde melek ona ilmi indirmez, anlar hata kusur ettiğini. Tövbe etmeye başlar. Unuttuğun zaman Allah'ı zikret. Ayet-i kerimesi bizim gibi insanlar için geçerlidir. O yüzden onun unutmasının sebebi, o ilmi aktaran melaikenin ilmi aktarmamasıdır. Orada durur, susar. Orada durup sustuğu anda o konuşamaz. O sustuğu müddetçe o da susar. O susar, o susar, o susar, o susar ve ilim kesilir. Dili bıçak açmaz dedikleri, iki dişinin arasında bir kelam çıkmaz dedikleri nokta bu. Ancak tövbe etmesi gerekir. Üstadından gidip helalık alması gerekir. O bir küstahlık yaptı, o bir terbiyesizlik yaptı, o bir ahlaksızlık yaptı.
O nankörlük yaptı, o namertlik yaptı. Ağır, evet ağır. O hainlik yaptı. O yola kazma değil, kıra ederle girdi, yolu vurdu. Yol hain oldu. Bu kadarcık, evet bu kadarcıkla. Acımadı şeyhinin üzerindeki nimetine, gayretine. Acımadı maneviyatın üzerindeki gayretine. Acımadı üzerindeki hassasiyete. Acımadı üzerindeki neye, gayrete üzerindeki o kadar çalışmaya. Acımadı. Allah muhafaza eylesin. Daha yolu var yürüyecek. Nereye kadar? Ağzından alıncaya kadar. Kim bana bir salatu selam getirirse, bir melek görevlendirilir, onun ağzından alır. Benim kabri şerifin başında bulunan bir meleğe ismi yazdırılır.
Ya Resulallah, felanca sana salatu selam getirdi der. Bana haber verir. Ben de ona salatu selam getirdim. Bir hadis-i şerifte. Kim bana bir salatu selam getirirse, bizatihi ben ondan alırım ve ona salatu selam getiririm. Ooo.
Benim gibi salatu selam çekiyorsa, elinde kumanda. Ya şu yüz tane de salatu selam çekilmesi lazım şimdi. Ey. Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed'in vesafi veselam. Elinde kumanda. Vay namussuz adam ya. Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed'in vesafi veselam. Lan hatun bir çayı hazırlamadın daha ya. Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed'in vesafi veselam. Hadi çocuk kalkma. Hangi salatu selam okudun sen ya? Televizyondakınlara sövdü. Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed'in vesafi veselam. Yok bu hani mine etekle dolaşanlar var ya. Hepsi kafir bunların ya. Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed'in vesafi veselam. Mine etekli dolaşıyor dediği kimse, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi görüyor.
Onda yok ya. O kendi kendine diyor ki Ya Resulallah. Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed'in vesafi veselam. Bataklığın içindeki gül kıymetli. Gül bahçesindeki gül değil. Böyle lisanla söyleyeceğim. Sohbetleri dinliyor. O bana hakkını helal eder. İnşallah. Öyle anlıyorum. Öyle. İnşallah. Olmazsa telefon açar. Helallaşırım dinlemezse. Bizim tabirimiz de pavyonda çalışıyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi görmüş. Rüyasıyla dükkana geldi. Böyle dükkanda dolaşıyor.
Benim en son dükkanı bilenler bilir. İçerisi görünmüyor camdan. Camdan dışarısı görünüyor. Hiç tanışmadık, görüşmedik böyle. Çıktım. Kimi aramıştınız dedim. Seni dedi. Dedim gel. İçeri girdi. Giriş o giriş. Ağlıyor. Çocuğunu kaybetti. Öyle ağlamazsın. O ağlıyor, ben ağlıyor. O ağlıyor, ben ağlıyor. Gitti.
Bu kadar. Ertesi gün bir daha geldi. Anlattı. Dedi şunlar, şunlar, şunlar yapıyorum. Devam et sen dedim. Müsait olursan dedim. Ara sıra. Cumartesileri ders yapıyor bayanlar. Zikir yapıyor. Orada de sohbete gidiyorum dedim. Gel dedim. Gelirken kıyafetini biraz değiştir. Millet kem gözle bakar sana dedim. Ha tamam öyle yaparım dedi. Ben de hep bayanlara derim ya. Yanınızdakini sormayın, etmeyin, yapmayın. Bayan kardeşler. Erkeklere de derim. Yanındaki soruyormuş şimdi. Kimsin, nesin, neyin, necisin. O da diyormuş ki sohbeti dinleyelim.
Ben de sohbetteyim. Görüyorum ben onu. Yanındaki yine duramıyor. O demiş. Ya ne iş yapıyorsun demiş. Pavyyonda çalışıyorum demiş. Fark etmedim. Yanına gelen giden oldu falan böyle. O esnada arada onu söylemiş. Artık zikirden sonra mı söyledi? Önce mi söyledi? Sonradan bana... O öyle söylemiş. Ona da demiş ki söyledikten sonra. Şeyhin sana demiyor mu demiş. Kimsenin işine, aşına, eşine karışma diye demiş. Ne olacak şimdi demiş. Tık yok. Biz ayırt ederiz salatü selam çekerken. O kafir, o münafık, o mürtet.
Ayırt etme. Sen salatü selam çek. İşte kimisi ne yaparmış? Bir meleğin üzerinden alır. Arabi böyle der. Aldanma diyorum bakın. Ne zamana kadar? Muhammed-i Mustafa'dan alıncaya kadar. Öbürkü hak değil mi? Hak. Ama şunu unutma. Hayalin içerisinde hayal, hakkın içinde hak var. Rüyanın içerisinde rüya, alemin içerisinde alem var. O Allah'ın hitabına mazhar olan derviş zannetmesin ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle artık konuşmayacak. Her şey ondan dinleyecek.
Ne dedi? Allah'ın haram ettikleri vardır. Muhammed'in de haram ettikleri vardır. Muhammed'in haram ettiği de Allah'ın haram etmesi gibidir. Hevesinden hiç konuşmadı. Ama tabinin durumu böyle değildir. Çünkü o bu haberi zann-ı galip yoluyla olmaktadır. Ya da ravileri açısından bir hadis sahih sayılabilir ama aynı hadisi mükaşefe sahibi bir veli, mazhar-ı Muhammed'den gördüğü Hazreti Muhammed'e sorar. Allah Allah! Ne yaparmış? O bir hadisi şerifi Muhammed-i Mustafa'dan sorarmış. Az önce bizim anlattığımız önden gitmişiz.
O da bunu inkar eder. Bunu ben ne söyledim ne de böyle bir hüküm verdim derse, o mükaşefe sahibi bu hadisin zayıflığına hükmeder. Ve her ne kadar ehli nakil rivayeti sahih olmasından dolayı bununla amel ederse de, o amel etmez. Bunun bir benzerini Müslüm sahihinin başında zikretmiştir. Ayrıca bu mükaşefe sahibi kişi herkesin sahih zannettiği o hadisin senedinde uydurmacının da kim olduğunu suretiyle beraber görülebilir. Fituhat 2. cid 356'dan 362'ye kadar. Evet. Bunundan zayıf olduğu gibi herkesin sahih gördüğü bir kimseyi de o mükaşefe ehli. O veli Hazreti Muhammed Mustafa derse ki ben böyle bir hüküm vermedim. Bu hadis benim değil. Herkesin sahih gördüğü hadisi o sahih değil hükmüne varıp onunla amel etmez. El Fatiha ma selavat amin.
Kıymetli dostlar, kardeşler buradan kaldığımız yerden devam edeceğiz. İnşallah önümüzdeki hafta bunu sahibine verin. Kalk sen şunu arkadaki vazifelere ver. Onlar da onu sahibine versinler. Önümüzdeki hafta sorulara kaldığımız yerden devam edeceğiz. Buradaki şu sorulara hiç kimsenin gönlü kalmasın. Rüzgar gibi geçeyim. O müminler ki Allah yolunda tasadduk ederler. Bazı kurumlarda bunlardan faydalanarak insanlardan tasadduk adı altında mesela Kur'an-ı Kerim parası istemek gibi. Soru Allah yolunda tasadduk etmek nedir? Kardeşler birine Kur'an-ı Kerim verecekseniz alın Kur'an-ı Kerim'i gidin. Kime verecekseniz verin. Kime tasadduk etmek istiyorsan git adamın cebine koy.
Dinin hukuku ve hükmü bu. Ya işte önceden vakıflar vardı. Vardı kardeş önceden vakıflara millet gidip veriyordu. Vakıfların başında da bir tane memur vardı. Vakıfların başındaki memurlar da habire boyuna kavga edip dövüşüyorlardı birbirleriyle. Git sen fukarayı arayıp bulmakta ibadet. Git fukarayı ara bul cebine sıkıştır. Para mı vereceksin, mal mı vereceksin, mülk mü vereceksin? Ne vereceksen ver. Ya işte kurban topluyorlar. Git kardeş kaç tane kurban keseceksin sen? Yirmi tane. Yirmi tane kurbanı gitsen boğazda yüzdür bir güzelce poşetlet. Yirmi tane fukara kimse bul git kapısına ver. Benim bildiğim din bu. Benim bildiğim bu.
Ya işte örnek. Bana telefon açıyorlar. Sizin oraya getirsek. Aman kardeş bize getirmeyin diyorum. Nereye götürürseniz götürün. Bir fukara, bir yer, bir yer bulun götürün. Ya neden? Ya kardeş bizi alıştırmayın. Biz memnunuz halimizden. Aman. Ya kardeş. Ondan sonra şunu diyor. Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Uludağ'dan. Yasladık arkamızı Uludağ'a. Elhamdülillah bu sene karda güzel yağdı bak. Bu Uludağ'ın suyu bitmek, tükenmek bilmiyor. Güldür güldür akıyor boyuna. O görmüyor.
Allah bizi affetsin. Hazreti Mevlana'nın her ne kadar bu hikayede ismini zikretmemiş olsa da bahsettiği Vezir-i Azam Pavlos mu demiş. Olabilir. Biz öyle düşünüyoruz ama her dönemin bir Pavlos'u vardır. Neden o Pavlos'ta kalıyorsunuz ki? Hazreti Mevlana bir Pavlos'tan bahsetmiş veya bir vezirden bahsediyor. Bu vezir ne yapıyor? Her topluluğa ayrı bir din anlatıyor. İfsat ediyor. Her topluluğa bir din anlatıyor. İfsat ediyor. Kardeş, sen Kur'an ve sünnete sımsıkı sarıl. Her topluluğun dinine bakma. Kur'an ve sünnete bak.
Sen mezhep imamı hak, meşrepler hak. Ama sen Kur'an ve sünnet genel doğru bu. Ona bak sen. Her dönemin Pavlos'u vardır. Bu dönemin de Pavlos'u vardır. İyi. Hadisleri inkar edenleri nereden göreceğiz şimdi? O Pavlos'ta kalırsanız günün Pavlos'unu tanımazsınız. O günün Pavlos'undan günün Pavlos'larını tanıyın. Benim size kader konusunda sorum olacak. Eğer kader önceden belirlenmiş olsaydı dua etmek kadere karşı gelmek olmaz mıydı? Sonuçta kader insanın iradesine bırakmış bir şey değil midir? Bu konuda bizi aydınlatır mısınız? Kim dedi size kader önceden belli olan bir şey diye? Kaderin tanımı yok ki. Biz kadere iman ederiz.
Kaderin ne olduğu belli değil. İmam-ı Azam kader karanlık bir odadır. Kim oraya girerse yolunu, züğnünü kaybeder der. Sana kaderden konuş diyen var mı? Ey Habibim sana kaderden sorarlar. De ki onu Rabbim bilir. Nereden çıkardınız kaderle alakalı konuşmayı? Biz iman ettik kadere. Bir kader var. Ne olduğunu bilmiyoruz. Bize iman etmemiz emredildi. Kader nedir? Kardeş imanla mükellef oldum. Ne olduğunu anlatmakla değil. Sence ne kader? O başlıyor anlatmaya. Nereden öğrendin? Kur'an'da yok. Nereden öğrendin? Sünnet-i Resulullah'ta yok. Nereden öğrendin bunu?
İmam-ı Azam konuşmamış. İmam-ı Şafi konuşmamış. İmam-ı Malik konuşmamış. İmam-ı Hanbeli konuşmamış. Abdülkadir Geylan'ı konuşmamış. Ahmet-i Rufay konuşmamış. Hazreti Mevlana konuşmamış. Şehir efsanesi dolaşıyor. Cahil insanlar konuşuyor. Sen duanı et. Cenab-ı Hak duayı kabul eder. Sen çalış. Allah çalışmanın karşılığını verir. Kaderin doğumun senin. Elinde değil ya. Kaderin, senin kaderin, senin doğumun. Elinde değil. Doğmak bizden izin almadı. Bizi yaratmak için. Bizi yarattı. Kaderimiz bizim yaratılmamız. Yaratmış seni. Kaderin bu. Ne yapacağına, nasıl yol yürüceğine kendin hükmeteceğin.
Size doğruyu gösterirdin diyor. İsteyen bu doğru yoldan gider. Sıratım üstekimden. İstemeyen gitmez. Bu kadar basit. Size doğruyu bildirdim, indirdim. İsteyen gider. Gitsin. Doğru bu. Ne doğru? Kur'an ve sünnet. Allah'a itaat edin. Resulüne itaat edin. Yürü. İstemeyen gitmez. Dinde zorlama yok. Zorla sana iman et diyen var mı? Yok. Yok. Sakın zorla iman etmeyin. Milleti zorla iman ettireceğiz diye uğraşmayın. Bırak. Herkes kendi dinini yaşasın. Bırak kendi dinini yaşasın. Neyse. Biraz Arabi'den patlatayım şimdi. Onun dini de İslam boş verin. Ne uğraşıyorsunuz?
Dini konulara sıcak bakmayan insanlar ile tartışıp Doğruyu mu anlatmak lazım? Yoksa konuşmamak mı daha doğru? Yarın Allah nasip ederse ailem kız istemeye gidecek. Onun için de dua edermişsiniz demiş. Allah yardımcın olsun. Allah evlenene yardım edermiş. Dini konulara sıcak bakmayan kimselerle tartışmanıza gerek yok. Para finansı, akses finans, adebank, hbs, konsept, geçmeyen, karttan taksitli.
Bu ne? Bunu anlayamadım. Geçmeyen karttan taksitli alışveriş mi sordu acaba? Seferiyken tek başımıza kıldığımız namazlarda kaçar rekat olarak kılmalıyız? Seferiyken cemaatle kıldığımız namazlarda imama uymalı mıyız? Eğer imam muhkimse sen seferiysen muhkime uyduğun için yani seferi olmayana uyduğun için dört rekat kılacaksın. Seferiysen imam da seferiyse dört rekattık namazlar iki akşam namazı bir tek üç rekat. Sabah iki yine iki kılınacak bu kadar. Yalnız başını da iki rekat olarak kılacaksın. Bekar bir erkek dul bir bayanla evlenmek isterse ve burada da erkeğin annesi karşı çıkarsa erkek bu durumda ne yapmalıdır? Kardeş madem yol yürüyemeyeceksin ne yapma çıktın meydana?
Madem ananın sözünden dışarı çıkmayacaksın ana kuzusun otur. Anan kimle evlendiriyorsa onunla evlen. Ne milletin başını yakıyorsun? Madem kendi göbeğini kesemeyeceksin ne ama makası eline aldın? Madem senin kurban kesmeye muhtedirliğin yok hayvanı mundar ne ediyorsun kurbanlık koyunu? Yürü git bak işine.
Bu kadar. Madem annenin istediği bir kimseyle evleneceksin annene deceksin ana ever beni. Bugün evermedi yarın bir daha söyleyeceğim. Evermedi ertesi gün bir daha söyleyeceksin. Evermedi ertesi gün bir daha söyleyeceksin. Evet. Ana ever beni ben harama gideceğim bak. En sonunda bıkacak zaten yedi günü kırk gün üst üste söylesen kırk birinci gün kalpten gidecek kadın. Kırkıncı gün şunu diyecek sana. Defol git kimden evleniyorsan evlen. Ondan sonra git istediğinde evlen. Ana böyle demedin mi? He dedim he bitti. Bana dedi ki sana dedi kız istersem dedi. İşte şöyle şöyle şöyle şöyle bana söyledi. İyi ben de döndüm. Anne ben de sana gelir bir gün bana kız iste dersem dedi. Ben dersem dedim.
Dünyanın en şerefsiz, haysiyetsiz, namussuz adamıyım dedim. Tamam görürsün dedi. Görüşürüz anne dedim. Kendisi diyor şimdi. İstemeye gitmeyeceğiz mi? Hayır anne. Neden? Ben kendi göbeğimi kendim keseceğim. Sen dedin ya gitmeyeceğim diye. Sen şimdi onu mu söylüyorsun bana? Evet anne. Ben sana asla bir kız git bana iste demeyeceğim. Sen de istemeyeceğini söyledin. Senin sözünün ahdini yerine getireceğiz. Bana bir kızcağız isteyemedi kadıncağız. Ben ona demedim. Sözünü yemezsin. Bak ailene. Babandan habersiz, izinsiz bir şey yapamayacaksın. Aman babandan habersiz, izinsiz bir şey yapma. Kimsenin başını yakma.
Yolun ortasına geliyorlar. Kız da gidiyor konuşuyor. Veyahut da bilmem kız gidiyor konuşuyor. Oğlan gidiyor konuşuyor. Yolun ortasına gelinmiş. E babam ne der? Gözün kör olmasın. Bugüne kadar neredeydin? Babam ne der diyeceğim baştan de o zaman. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evlenecek olan, evlenmeye muhtedir olan kimseleri, anneleri babaları evlendirmekle mükellef. Evlenmeye muhtedir. Kadın erkek. Erkek evlenmeye muhtedir mi? Muhtedir. Kadın bakacak, çocuğuna babalık yapacak, kadına kocalık yapacak mı? Evet. Muhtedir misin? Evet. Kadın bırakıp gittiğinde çocuklarını bakıp eğitebilecek misin? Evet. Çocuklarının normalde sağlıklarını, eğitimlerini, dinlerini, ahlaklarını bir tamam edebilecek misin?
Tek başına erkek misin sen? Evet. Çık yola. İslami literatürde erkek profili, evlenecek erkek profili bu. Kadın bırakır giderse o çocuğuna bakar, çocuğunu eğitir, çocuğunun normalde dinini öğretir, çocuğunun sanatını verir, çocuğunun üzerindeki ne yapılması gerekiyorsa yapar. Baba budur, erkek budur. Kadını diyor defol git, çocuklarını da ol git.
Adama bak. Yok İslam'da böyle. Geliyor, efendim biz ayrılmaya karar verdik. Olur, al çocukları git diyorum. Biz böyle konuşma dedik. Oğlum benim yanıma ne ama geldin sen? Kur'an ve sünnete tabi olmak için öyle değil mi? Evet. Kur'an ve sünnet bunu diyor. Al çocuklarının yönünü git. Biz bir daha konuşalım. Ha tabii. Git konuş. Kur'an ve sünnet. Bir erkek evleneceği zaman şunu gözüne alacak. Kaç çocuk bakabilirim ben? Üç çocuk. Üç çocuğa ben bakabilir miyim? Evet. Hanım öldü. Gene bakar mıyım? Bakarım. Hanım terk etti gitti. Bakar mıyım? Bakarım. Bitti. Bir kadın evlenirken gözünü alacak. Ben bu adama hayır demeden ömürümü yaşayabilir miyim?
Yaşayamaz mıyım? Ben bir erkeğe hayır demeden bağlanabilir muhtedirliğim var benim. Ben öyle bir kadınım ki evlendim adama hayır kelimesini unuturum. Ona da unuttururum. Ona da unuttururum ne demek? Adam ona da hayır diyemez. O öyle bir kadındır ki Havva gibi gel dediğinde gider. Adem ne yaptı Havva? Gel dedi gitti. Kuzu kuzu. Ye dedi. Yedi veya iç dedi. İçti veya bak dedi. Baktı. Yaptı mı? Yaptı. Ne dedi Adem Aleyhisselam? Havva annemizi görünce her seferinde gördüğünde güzelliğine hayran oldu.
Allah'ın emrini unuttu. Ne güzellikse baktı kendinden geçti. Ne Havva ise baktı kendinden geçti. Adem'in emrine girdi. Hayır diyemedi. Hayır diyemedi. Öyle bir kadın ol. Ne sen hayır de. Ne de o hayır desin sana. Ne sen hayır de. Ne de o hayır desin sana. Evlenin. Çoğalın. Böyle evlenin. Zikir esnasında çektiğimiz hay esması aslında hay mıdır? Evet. Hey midir? Hey değil. Bir de la ilahe illallah mı? Yoksa la ilahe illallah. Hay illallah.
Arkadaşımın 18 yıl çalıştığı fabrikadan tazminatını alamadığı gibi onu zorla işten çıkardılar. Ve mahkemelik oldular. Davası görülecek. Onun için sizden dua istedi. Allah yardımcısı olsun inşallah. Eşim evde sigara içiyor. Sürekli internette oyun oynuyor. Çok kez konuştum. Hatta yatmazdan birkaç saat öncesi de içmemesini rica ettim. Çocuklara dikkat etmemiz gerektiğini söyledim. Yatağa geldiğinde iğrenç kokuyor. Ben ne yapayım? Ayrılsam çocuklar onun hakkı. Ben bu durumda ne yapacağımı bilmiyorum. Hanımına karşı sevgisini yitirmiş. Muhabbetini yitirmiş. Hanım onu öylesine bir havalık yapacak ki adamın aklını başından alacak. Hakkınızı helal edin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi