Karabaş-i Veli Tekkesi Mustafa Özbağ - 12 Aralık 2015
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Aralık 2015 · 1:34:33
Selamün aleyküm, Allah gecenize hayır etsin inşallah, tenavuk gündüzünüzü, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin inşallah. Bindim dilimi tutup gıybet etmemeye çalışıyorum ama kiminle sohbet etsem, birini kötülüyor günaha, ortak oluyorum, ne yapayım? Sonuçta gıybet ne yapacaksınız, ne de dinleyeceksiniz.
Etrafınızdaki bir kimse gıybet ediyorsa, nasihat açısından ona gıybet etmememiz gerektiğine dair nasihat edeceksiniz. Yani söyleyeceğiniz gıybet etmeyelim. O hâlâ da devam ediyorsa, hani var ya hadis-i şerif, ya hayır söyle ya sus diye, onu söyleyeceksiniz. Diyeceksiniz ki ya hayır söyle ya da sus. Onlar tekrar gıybetçiler, gıybetine devam etmek isteyecekler. Siz gıybet edilmemesi gerektiğini söyleyince, bu konuda siz ısrar edince, o sizi terk edecek zaten. Bakın o sizi kesinlikle terk edecek. Diyecek ki ben bununla arkadaşlık edemem. Haram işleyen bir kimsenin haramına göz yumarsanız, haram işlemiş gibi olursunuz. Hani fıkıhta meşhur bir mesele vardır.
Bir kimse kumar oynuyorsa, kumar oynayan bir kimse, bir kimse de zevkle onu izliyorsa, onu seyrediyorsa, kumar oynamasına gerek yok. Kumar oynamış gibi günah kebayere girer. Bir kimse bir yerde haram işliyorsa, haram işleyen kimseyi ve haramı makul gören, malum gören, ona ses çıkarmayan, ondan hoşlanan bir kimse de o haramı işlemiş gibi günaha girer.
Bakın illaki haramı işlemiş olmak gerekmiyor. O harama susan, o haramı hoş gören, o haramdan zevk alan, o haramdan tat alan, bu illaki işlemesi şart değil yani birisi içki içiyor, onun içkisinden tat alıyor kimse, zevk alıyor. Yani o içkiye karşı kalbinde bir buğuz yok. O içkiye karşı kendince ona hayır diyemiyor. Ya ne güzel içiyorlar be dedi, içmiş gibi günah kebayere girdi. Bu tehlikeli. Biz şimdi söz konusu olan içkiydi, kumardı, haramdı, bu tip böyle kumardı işte görünen bir şey olursa, böyle vay ne büyük haram işledi o kimse. Ama onlardan daha büyük, daha şedid olan, gıybetti, iftiraydı, bunları biz kendi kafamızda küçük görüyoruz.
Günah-ı Kebair'i küçük görmek de günah-ı Kebair. Bir günahı küçük görmek de günah-ı Kebair. Zaten günahı günah görmüyorsa küfür ehli. Bakın hiç günahı günah görmüyorsa küfür ehli. Ama bir günah-ı Kebair'i küçük gören de günah-ı Kebair işlemiş oldu. Biz böyle dinimizi canımızın istediği yerlerde şedid bir şekilde yaşıyoruz. Nefsimize tatlı gelecekse, nefsimize zevk verecekse ama onu yaparken zevk alacaksak, orada çok Müslüman görüneceğiz, orada çok böyle dindar görüneceğiz, orada çok böyle takva görüneceğiz, orada böyle dinin yıkılmaz bir direği gibiyiz biz.
Vay ne sarsılmaz bir adam, takva ehli. Neden? Orada riya var, orada gösteriş var. Zikrullah yaparken böyle sallana sallana yapacağız. Gösterişini vereceğiz. İçi yok ama. Dışarı çıktı, dışarıda başlayacak gıybete. Hemen, hatta zikrullah bitecek, yanındakine başlayacak hemen gıybete.
Biz oradaki o büyük tehlikeyi görmüyoruz. Bu toplum içerisinde aynı. Anne kız yan yana geldi mi, damadın gıybetine başlıyorlar. Ne yaptı adam biliyor musun anne? Bitti iş. Anne başlıyor, körol ısıca damat demeye. Boynu devrilsin, gelemesin. Evlendirinceye kadar ne çekti halbuki? Yok. Veyahut da iki erkek yan yana gelsin, haberin var mı ya? Ne oldu ya? Ya şu abi yok mu ya? Severim aslında kendisini ben. He ne olmuş ya? Ya sorma ya, bazen işte nefsine uyuyor ya. Aslında ben onu sevdiğimden söylüyorum ha. Ben onu aslında çok seviyorum. Çok sevdiğini akbaba gibi etini başladı yemeye.
Çok seviyor ya. Çok sevdiğinden gıybete başladı. Çok sevdiğinden onun dedikodusunu yapıyor. Çok sevdiğinden ona iftira atıyor. Ama çok seviyor. Ne seviyor ama? Ve onu sevdiği için söylüyor. Ve onu korumak için söylüyor aslında. Bir değişim bu tarafı var. Ben onu seviyorum, onu korumak için söylüyorum. Git korumak istiyorsan yüzüne nasihat edin onu. De ki ya abi ben seni çok seviyorum. Allah razı olsun, hakkını helal et. Ya şu haram, burada bir haram var. Şu haramı bir terk et sen. Şu haramı terk et sen bir. 28 yıldan beri İslami cenahın içindeyim. Daha bir tane Allah'ın kulu benim yüzüme gelip de abi şu haramı terk et sen demedi bana.
Bir Allah'ın kulu diyorum bakın. Ya abi şurada açıkça haram işliyorsun. Şu haramdan vazgeç diyen bir tane Allah'ın kulu denk gelmedi. Yani kendi derdim için söylemiyorum. Umurumda değil. Ama git Mustafa Özbağlı'ya alakalı buradan Bursa'ya, buradan İstanbul'a değil Paris'e dedikodu bulursun. Buradan Paris'e yetmez dünyanın etrafına üç sefer döndürür o dedikodu ve gıybet.
Bir Allah'ın kulu diyorum bakın. Bir Allah'ın kulu deyip de abi hakkını helal et ya. Burada günah kebari giriyorsun. Bunu yapma abi ya. Başım gözüm üstüne. Başım gözüm üstüne diyeceğim. Ama ben dervişliğe adım attım. Ben İslami cenahta bu kadar dedikodu, gıybet, iftiranın olduğunu o zaman gördüm.
Ben o zaman gördüm. Ve hala daha devam ediyor. Bu azalmıyor. Bu trendini yükselterekten devam ediyor. Ve İslam dünyası bundan şeytani olarak nemalanıyor. Bu gıybet, dedikodu, iftira bu fitneyi getiriyor. Küçük fitneler büyük fitneleri getiriyor.
Küçük hastalıklar büyük hastalıklara getiriyor. Siz başınızın ağrısıyla mücadele etmezseniz ileride migren olursunuz. Midenizin ağrısıyla uğraşmazsanız ileride ülser olursunuz. Bir tarafınızda bir sızı varsa o sızıyı tedavi etmezseniz felç olursunuz. Hazreti Mevlana mesnevisinde der ki sen seli baştan önle. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri maddi manevi hastalıklara karşı hastalık zuhur etmezden önce önlem alır.
Az yemek, az uyumak, az konuşmak. Siz bunları sadece manevi olarak görmeyin. Aynı zamanda da zahiri hastalıklara da önlemdir bu. Çok sıcak yememek, çok soğuk yiyip içmemek, çok sıcak yiyip içmemek, natürel şeyler yiyip içmek, natürel yaşamak, orta düzeyde yaşamak, orta düşünmek, orta yaşamak, orta hareket etmek. İnsanları muhafaza eder, korur.
Daha henüz daha hastalık gelmeden. Hani yaşlılık gelmeden gençliğin kıymetini bilmek. Hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bilmek. Hadis-i Şerifle sabit. Bu küçük gibi gördüğünüz şeyler ümmet-i Muhammed'i batırıyor. Ümmet-i Muhammed bataklık içerisinde. Çünkü bir siyahlık, bir kara düşünün, o artıyor. Ümmeti kocaman bir insana benzetin. O ümmetin içerisinde her zerre olarak, her zerre, bir mümin olarak düşünün. Hatta bütün insanlığı bir insan olarak düşünün. Bir insan, bütün insanlık. Bütün insanlar, burada ümmet-i Muhammed'in bir yanılgısı daha var. Dünya üzerinde yaşayan bütün insanlar aslında Muhammed'idir.
O alemlere rahmet olarak gönderilmiştir, bütün insanlara gönderilmiştir. Bunlar daveti kabul edenler bir sınıftır. Onlar daveti kabul etmişlerdir. İkinci sınıf, henüz daha daveti kabul etmemiş olan Muhammed'ilerdir. Bu bütün insanlığı bir insan olarak düşünürseniz, bu insanlığın kalbi hükmündeki, kalbi hükmündeki insanlar, mümin, Müslüman insanlar.
Bu insanlığın aklı ve kalbi, aklı ve kalbi Müslümanlara ait olması lazım. Ve kalbi hükmündeki Müslümanlar temiz değil. Dünya bugün temiz değil ise kalbi hükmünde olan Müslümanların temiz olmayışından kaynaklanıyor. Çünkü insanda bir uzuv vardır, orası temiz ise bütün uzuvları temizdir, o da kalptir.
Bunu sadece ve sadece siz kendi birey olarak kendi bireyinizin üzerinde düşünürseniz, bu hadis-i şerifin manasını daraltmış ve kısaltmış olursunuz. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın söylediği her söz, bütün insanlığı ilgilendiren bir sözdür. Onun sözleri evrenseldir, o sözleri evrensel olarak algılamamız ve anlamamız gerekir. O yüzden bütün insanlığı bir Adem suretinde, bir insan suretinde görürseniz, bu insanlığın kalbi hükmündeki yer, Müslümanlara aittir. Gönül dediğimiz yer. Müslümanlar kendilerini temizlemedikleri için bütün insanlık kirli. Ama Müslümanlar gıybetin içinde, Müslümanlar dedikodunun içerisinde. Bu artıyor.
Buradaki bu dedikodu gıybet, bütün ümmeti etkiliyor. Bütün ümmet aynı dedikodu ve gıybetin içerisinde. Aynı dedikodunun ve gıybetin içerisinde olunca ümmeti bekleyen tehlikeler büyük. Diyeceğiniz ki ya gıybetten nereye bağladın? Bağlarım ben. Siz küçücük bir gıybet olarak görürsünüz. Ben o kıvılcımdan dünyayı yakan ateşi görürüm.
Bir kıvılcım, bir kıvılcımdan sen dünyanın, dünyanın cehennem ateşinde yandığını görmüyorsan, sen de kendi nefsinde küçük günahları bırakırsın da, büyük günahları da bırakırsın. Koyverirsin yakasını gider. Koyverirsin yakasını gider. Müslümanlar bu yüzden haramla mücadele etmediklerinden, yanlışlıklarla mücadele etmediklerinden bu noktada var.
Bakın Orta Doğu'ya, resmen Sünni Şia Savaşı var. Mezhepler Savaşı'nın ortasında Orta Doğu. Mezheb Savaşı yapıyorlar. Türkiye'yi de ırkın üzerine bir savaşa sürükleyeceklerdi. İpten döndü. Kürt-Türt çatışmasını çıkaracaklardı. Allah fırsat vermedi. İkinci savaş kapıda bekliyor bizim. Tehlike geçmiş değil. İkincisi de Türkiye'de Alevi-Sünni Savaşı. Cehalet kol geziyor. Körüklüyorlar.
Orta Doğu'da Şii-Sünni Savaşı. Arap-Kürt-Türkmen Savaşı. Irka dayalı. Biz günahları küçük gördükçe, biz haramı işlerken, fitursuz bir şekilde işledikçe, bunlar ne yazık ki üzerimize gelecek. Allah bizi muhafaza eylesin. Bir de zakirlerin görev ve sorumlulukları nelerdir? Bunları perşembe derslerinde genelde aktarmaya çalışıyorum.
Bu tip meseleleri. Oralardan dinleyin inşallah. Bir de müminin mümin, bir de mümin müminin aynasıdır. Hadis-i Şerif'ini açıklayabilir misiniz? Mümin, gerçek manada mümin Allah'ın sıfatıdır. Bunu ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasından bakmamız gerekir. O yüzden mümin, gerçek manada Allah'ın sıfatıysa, bir kimse iman edip, iyi amel işleyip, salihlerle beraber olursa, onun üzerinde mümin sıfatı tecelli eder.
Onun üzerine mümin sıfatı tecelli edince, o bir ilmel yakin noktasında kendisini Kur'an ve sünnetle kıyaslar. Kur'an ve sünnetle kıyaslayınca, onun için karşısındaki mümin, bu noktada Kur'an ve sünnet olur. Bunu ilmel yakin noktasında biz, bir müminlik sıfatının tecelli ettiği bir kimseyi olarak görebiliriz.
Bu manada şeriat olarak ilmel yakin noktasında, karşıda gördüğümüz eksikliği kendimizden görebiliriz. Bunu aynel yakin noktasında, kendimizi değerlendireceğimiz mümin kimse, Hz. Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Genel manada sufiler ilmel yakin noktasında, işte bir mümin kardeşini, aynel yakin noktasında üstadını, hakkel yakin noktasında müminlik sıfatı olarak, Hz. Muhammed Mustafa'yı görürler.
Bunu biz biraz daha Allah affetsin, farklı cepheden, farklı veçeden bakmamız gerekir. O yüzden kardeşler birbirlerinin eksiklerini ve kusurlarını görmesinler. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, bir başkasının kusurunu gören, kendi kusurunu göremez. Özür dilerim. Hz. Peygamber Efendimiz buyurdu ki, mümin, müminin kusurunu araştırmasın. Mümin, müminin kusurunu araştırmasın. Onu sorgulamasın. Onun gizli yönlerini bu noktada açıya çıkarmaya çalışmasın dedi. O yüzden Müslümanlar birbirlerinin kusurlarını görme, birbirlerinin kusurlarını araştırma noktasına gelirlerse, günah-ı kebâire düşerler.
Mümin kimse, o zaman bir kardeşinin kusurunu araştırmasın. Kardeşinde kusur görmeye de çalışmasın. Bu noktada bir salih kimseye baktığında, kendisini, kendisini onunla kıyaslayacak. İkinci, kendisini mümin olarak kıyaslayacağı, kendisini mihenk yapacağı, Hz. Muhammed Mustafa, aynel yakin noktasında. Bu noktada, hakkel yakin noktasında da, Allah'ın mümin sıfatının tecelliyatıyla, bu noktada kendisini kıyaslayacak ki, o hal üzerine olmak çok zor. Zikirlerden ve sözlü ibadetlerden hiçbir şey, Allah subhanallah katında duadan daha faziletli değildir. İbni Muace. Allah'ı zikir en büyük ibadettir.
Bu ayet, hadisten sonra mı indirilmiştir? Bu hadis ve ayetin farklılığı neden kaynaklanmaktadır? Siz bir ayet hakkında bir sürü hadis-i şerif bulursunuz. Ama siz bu normalde, bir tane hadis-i şerifi bu ayete bağlamaya çalışırsanız, yanılırsınız. Allah'ı zikir en büyük ibadettir. Dua etmek de zikirdir. Tövbe etmek de zikirdir. Namaz kılmak da zikirdir. Oruç tutmak da zikirdir. Öyle bir an vardır ki, o esnada dua, oturup mesela işte başka bir şeyle iştigal etmekten daha evla olabilir. Ama şunu da unutmayalım. Bir kimse Allah'ı zikretmekten dolayı, kendisine bir şey istemeye fırsat bulamazsa, Allah onun bütün ihtiyaçlarını karşılar.
O yüzden bu Ankıbüt ayet 45'i açın. Örneğin herhangi bir tefsir kitabından. Ama bu tefsir kitabı, sufilere karşı bir tefsir kitabı olmasın. Var ya şimdi böyle, Allah'ın zikrini kendince, yani normalde oturup, Allah'ı zikretmek olarak algılamak istemiyor.
İnat ediyor. Oysa ayet-i kerimede diyor ki, namaz sizi kötülüklerden alıkor. Ama Allah'ı zikretmek ise en büyük ibadettir. Namazı ayırmış, ayet-i kerimenin başında. Ya namazla aynı kategoriyi koymamış. Onun adı salat zaten. Orucun adı salm. İsimleri farklı. Ama o illaki inat ediyor. Sufiliğe karşı mücadele edecek. Allah'ı çokça zikretmek. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah demek, Allah demek, hu demek. Buna karşı çıkacak illaki. Buna karşı çıkmak için, eğip bükmesi gereken ne varsa, hepsinde eğip bükçecek.
Bir de bunlar var ya, sağlı sollu yanaşın. Sağlı sollu dedim, böyle orta açılsın diye yani. Kenarlara doğru da. İki dizinizin üzerine oturun. Dervişlik iki dizinin üzerine oturup, oturmayı terbiye etmekten geçer. Dizlerini terbiye edemeyen, nefsini hiç terbiye edemez. Böyle sufiliğe yeni başlayanlar için, dizleri ağrımasın diye, işte sen rahat otur filan derler.
Önceden Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi de öyle derdi. Rahat oturun, aklınız ayaklarınızda olmasın derdi. Ondan sonra, o ile merhametliydi. Ben o kadar merhametli değilim. Allah beni affetsin. İki dizinizin üzerinde oturacaksınız. Buna gayret edeceksiniz. Dizlerinizi pişireceksiniz. Dizim ağrıyordu deyip de yan gelmeyeceksiniz. Bugün dizim ağrıyor diye yan gelirsin. Başka gün başka bir şeye yan gelirsin. Ondan sonra bir gün balık gibi denizin üzerinde ters olursun. Yutar seni birisi. Edeb her şeyden önde gelir. Edebini bozan yolunu bozar. Disiplinini bozan kesin yolu bozulur.
Kesin. Bir ağam disiplinini bozsa, öbür tarafta yoldan saptığını görürsünüz onun. Bir gece dersi bırakırsınız, yarın çekerim dersiniz. Ertesi günden bırakırsınız. Yarın, yarın, yarın dersi bıraktığını görürsünüz. Bir perşembe zikre gelmez, öbür perşembe de nefsine ağır gelir. İki perşembe, üç perşembe zikrullah gelmesin, dördüncüsünü de toplayamaz o kimse.
Hele beş, altı perşembe dersine gelmesin, tamam bitti. Nefis de ona tat verir. Evde de zikrullah yapıyorsun canım, oraya gitsem dedikodu yapacaktın zaten. Evde de zikrullah yapıyorsun canım, oraya gitseydin be kim bilir ne olacaktı. Nefis başlar. Ardından evde de bırakır dersi. Ondan sonra temelli bırakır dersi. Ama evinde öylesine mücahiddir ki o. Allah Allah. Öylesine sufidir ki. Değme. Evden işe, işten eve. Ama ne sufidir. Git iş yerine, bütün evliya menkıbelerini dinle ondan. Ne kadar uçtu kaçtı muhabbeti varsa onda mevcuttur. Dinlersiniz ondan. O bir aşklıdır, bir aşklıdır, bir aşklıdır. Allah Allah.
Aşkından geçemezsiniz onu. Hem ne seviyordur o şeyhini. Ne seviyordur. Ne seviyordur. Ama buraya gelince buradakiler ter kokuyor, insan kokuyor. Yani öyle sınıfsal olarak düşük sınıflı. Böyledir bu işler. Allah muhafaza eylesin. Siz hiç disiplininizi yitirmeyin. Derste, zikrullahta, sohbette ikiniz dizinizin üzerinde oturun. İp gibi olun. Yanınızdaki bir kimse sen gevşersen yanındaki de gevşer. Sen devirirsen bir uzvunun yanındaki ayağını uzatır. Sen yan gelirsen öbürki yatar.
Sen yan gel öbürki yatsın. Baba sofrada disiplinli olmazsa, çocuklar da disiplinli olmaz. Baba sofrada disiplinli olmazsa, hanım da disiplinli olmaz. Baba evde disiplinli olmazsa, evde kimse disiplinli olmaz. Bu disiplin dediğimde kalkıp da böyle milletin kafasında demokrasinin kılıcı gibi olmak değil. Disiplin, Kur'an ve sünnete uymak.
Hard hurt etmek değil. Kur'an ve sünnet adabına, erkanına riayet etmek. Muhakkak bunu hal ile belli etmek. Sen evde küfredersen, senin eşin de sana yanlış konuşur. Sen ona hakaret edersen, eşin de bir gün sana hakaret eder. O çocuk hakareti öğrenir evde. Sufi sen dilini tut. Evde eşine hakaret etme. Sufi sen dilini tut. Evde kocanla bıdı bıdı etme. Adamı zivan eden çıkaracak hal ve hareketlerde bulunma. Sufi sen kendini tut. Kadına kabadayılık yapma. Sufi sen kendini koru.
Adamı senin kendine kabadayılık yaptıracak hale getirme. O hale getirme. O yüzden sufi her an disiplinine riayet eden kimse. Allah bizi onlardan eylesin. Fıkıh dersimizde Kabe'nin içinde namaz kılmak ile ilgili konu geçti. Kabe'nin içi ifadesi ile neresi kast edilmiştir? Kabe malum dört duvardır. Dört duvarın içerisi ile İsmail aleyhisselamın makamı denilen o mermerle, duvarla ayrılmış olan yerdir. O yüzden orası da Kabe'nin içi hükmündedir. onun içerisinde namaz kılarken bir kimse kendiliğince kendisi namaza durduğu veçe ne tarafta o tarafa doğru namazını kılar.
Bunu defalarca söyledin. Yüzüne karşı söylemek istemiyorum. Neden bir de buraya yazdın? Öğretmen ödev verdi. Tasavvufa neşi. İki tasavvufa göre insanın ve dünyanın yaratılışı bu konuları anlatabilir misiniz? Olur ne kadar güzel. getirin bir de yazı vereyim ben. Araştırın. Öğretmen ödev vermiş. Araştırın. Okuyun. Kaçın sınıf bu? Soru kimin? Bayanlardan mı? Araştıracaksınız. Araştırırken de bakacaksınız. Okumuş olacaksınız. Vazifelilere bugünden itibaren söylüyorum. Soru yazacak olanlara soru yazmak için bloknot dağıtın.
Tamam. Kimisi peçeteye yazıyor. Kimisi böyle kağıtlara yazıyor. Yazık. Hoş değil. Bu bizim kültürümüzü gösteriyor. Gençler size sesleniyorum. Bir şey yazarken yanınızda muhakkak güzel böyle bloknot kağıtlar bulundu. muhakkak üzerinizde çantanızda kalem bulundurun. Muhakkak. Bunu düzgün bir şekilde yazın. El çantanız var.
Onun içerisinde bir bloknot onun içerisinde bir kalem olsun. Bayanlar çantalarınızda bunu söylemekten inticap ediyorum. Makyaj malzemeleri dolduracağınıza bir bloknotla bir kağıt koyun içine. bir bloknot kağıtla bir kalem koyun. Çantalarınızda bir bloknot bir kalem olsun. Yazın. Düzgün bir şekilde yazın. Mümin kimse kültürlü ve eğitimli kimsedir. Onun her şeyinden eğitim ve kültür akmalı. Bu üniversite bitirmek, lise bitirmek, ortaokul bitirmek değil. Bu eğitim bu o kimsenin kendine verdiği değer. Karşıdaki kimseye verdiği değer.
Kendi imanına, İslamına verdiği değer. Karşıdaki kimsenin ilmine verdiği değer. Bakın bu o kadar ince bir şey. Eğitim, kültür, soru sormak, soru yazmak, bir şeyi not almak, o notu bildirmek, o notu göndermek, mektup yazmak. Bunlar unutuldu. Bizim ne yazık ki kültürümüz, eğitimimiz gün geçtikçe aşağıya doğru düşüyor. Kalemi unuttuk. Kalemi unuttuk. Bir şeyi elle yazmayı unuttuk. Mektup yazmayı unuttuk.
Unuttuk bunları. Bir şeye değer vermeyi, kıymet vermeyi unuttuk. Ucuzlaştırdık her şeyi. Ben baktıkça günden güne geriye doğru gittiğimizi düşünüyorum. İslam'ın o naifliğini, o latifliğini, o medeniyetini terk ettiğimizi görüyorum. Biz günden güne ne yazık ki medeniyetimizi terk ediyoruz. Kültürü terk ediyoruz. Yemek yemede, içmede, konuşmada, yolda, yürümede, araba kullanmada, trafikte, kıyafetlerimizde, sakalımızda, saçımızda, tıraşımızda, temizliğimizde, görüntümüzde, içimizde, evlerimizde, iş yerlerimizde.
İslam'ın eğitimini ve kültürünü kaybediyoruz. Sufiler, birinci derecede vazifelisiniz. bunu bir tarikata bağlanmak olarak algılamayın. Bu sadece bir tarikata bağlanmak değildir sufilik. Bir şeyhe intisap etmekle bitmez sufilik. Eğitime, kültüre, naifliğe, latifliğe dikkat etmek gerek. Her şeyinizde ince, her şeyinizde tatlı, her şeyinizde ölçülü olmak zorundasınız. Davranışlarınızda ölçü, davranışlarınızda sünnete uygunluk, üst seviyede olması gerekir. Üst seviyede bir sünnete uygunluk.
Üst seviyede. Bu sizi, fenaya götürecek harekettir. Eğer, fena filah, beka billah noktasına yürüyeceksiniz. O zaman siz, sünnet-i Resulullah'ı üç seviyede yaşamaya çalışacaksınız. Bu sizin bütün halinize, bütün davranış biçimlerinize, bütün her şeyinize işlemesi lazım. Nüfuz etmesi lazım. Eğer bu nüfuz etmiyorsa, Allah bizi muhafaza eylesin. Biz zahirde kaldık. İçselliğimiz olmadı o zaman. Biz içsel manada o yolu yürüyeceksek, biz muhakkak dini, muhakkak sünnet-i Resulullah veçesinden, cephesinden bakıp, öyle yaşamalıyız.
Öyle yaşarsak, o zaman etrafımıza ışık verebiliriz. Öyle yaşarsak, o zaman etrafımıza güzel, faydalı mesajlar verebiliriz. Allah bize onlardan eylesin. Ben sürekli sizinle konuşuyorum, size sorular soruyorum, daha sonra cevaplarını alıyorum. Gece gündüz sizinle konuşuyorum, namazda hep sizi görüyorum, gökyüzünde sizi görüyorum. Şimdi ben hastam oluyorum. Doktora mı gitmem gerekiyor? Allah iyi etsin inşallah. ey insanlar sizi bir tek nefisten kişiden ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadını üretip yapan, yayan, Rabbinize itaatsizlikten sakının.
İnsanın yaratılışındaki ilk yaratılan nefis ve eşi nedir? Sizi bir tek nefisten yaratan dedi, Cenab-ı Hak normalde bütün insanları Adem'den yarattı. Buradaki bir tek nefisten dediği Adem'in kendi hem içselliği hem dışselliği hem zahir hem batın olarak. Buradaki eşi de hani Adem aleyhisselam'dan da Havva annemiz yarattı ya eşi de o. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir ortamda Kur'an-ı Kerim getirdi ve onun ile hak ve batılı arasını tamamen ayırdı.
Baba ile oğlun arasını o kitapla ayırt etti. Mümin kafir diye. Hatta adam babasının çocuğunun veya kız kardeşinin kafir olduğunu o kitap sayesinde görüyordu. Allah o insanın kalbinin kilidini imanla açtı. O yakınlarının iman etmeden öldükleri zaman cehenneme gireceklerini çok iyi biliyordu. Sevdiği kimsenin ateşte olduğunu bildiği halde insanın gözü aydın olmaz. Yüce Allah bu sevilen kimselerle ilgili şeyle buyuruyor. Onlar derler ki ey Rabbimiz bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzü aydınlatacak insanlar ihsan et. Buradaki soru ne?
Bunu anlayamadık. Soru var mı burada? Soru var mı idi burada? Anlayışımda mı? Bir kardeş demiş ki ben sizin gibi olmak istiyorum diye siz kendinize Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerine örnek alın.
Bunu ciddi söylüyorum. Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Bununla alakalı bol bol Sünnet-i Hadis-i Şerif okuyun. Bizim yolumuz üstada benzemek yolu değil.
Bizim yolumuz Hazreti Muhammed Mustafa'nın yolundan izinden gitmek. Ben bir hali tecrübeliyimdir öyle diyelim. Sizin içinizde herhalde yol tecrübesi olarak en fazla denilebilir ki tecrübe olarak bende vardır. Zaman içerisinde insanlar şehlerin üzerinden gidilen yolların sıkıntısını daha fazla yaşayacaklar.
Siz şimdi diyebilirsiniz ya bizde böyle bir sıkıntı olmaz diye. bu sizin kendi kendinize kendi yolunuza güveninizden kaynaklanan bir şey. Ben kendim olarak Mustafa Özbağlı olarak miras bırakacaksam eğer manevi olarak ben isterim ki kardeşler öylesine Sünnet-i Resulullah'a bağlı olsunlar ki bir daha sapma ne bileyim böyle hafif de olsa Sünnet-i Resulullah'ın dışına meyletme hastalıklarına duçar olmasınlar.
Bir dervişin üstadını kendince iyi güzel hoş görmesi hakkıdır. Ama şunu unutmayın üzerinde hiç hata kusur eksiklik noksanlık bulunmayan insan noktasında Hz. Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Biz kendimizi O'na benzetmeye kendimizi O'nun yolundan gitmeye kendimizi O'nun ayak izlerini takip etmeye kendimizi O'nun kokusunu O'nun nefesini takip etmeye Rab abdedersek yolumuz asan olur. Diyeceksiniz ki bu meselede üstad nereye konacak öyle değil mi?
Üstad bu ayak izlerini bize bildiren kimsedir. Bu ayak izlerini uyumada bu ayak izlerini takip etmede heva ve hevese düştüğümüz yerleri bize uyaracak olan kimsedir. Bu ayak izlerini uyumada bize delildir. Yoksa üstad bizim yolumuzda insanların benzemeye çalışacakları kimse değildir.
Bu velayet yolunun halidir. Velayet yolunda bir sufi şeyhi gibi olmaya çalışır. Bu fakir onları gördü. Şeyhi gibi cübbe giyip şeyhi gibi şalvar giyip şeyhi gibi takke takıp şeyh efendi gibi alt kumaş aynı kumaş gömlek aynı kumaş haydari aynı kumaş üzerine cübbemsi palto giyen kardeşleri gördüm ben.
Konuşmaya gelince onun şivesini taklit etme yemek yemeye gelince onu taklit etme bunlar şey değil abes değil bunlar kendi içerisinde doğru bakın bunlar kendi içerisinde doğru ama burada bir şey var buradaki şey şu aynı şeyi açık açık konuşacağım çorum lacı mustah efendi dervişlerinde de tespit ettim çorum lacı mustah efendi öyle sevmişler ki bütün suretlerini ona benzetmişler suretlerini ona benzetmişler ama çorum lacı mustah efendi hazretleri vefat ettikten sonra hiçbirisi rüyalarında ve hallerinde bir mürşidi kamil
görmeden göçüp gittiler bana anlatırlarken çorumla hacı mustah efendi hazretlerinin ne büyük bir mürşidi kamil olduğunu anlatıyorlardı doğruydu doğruydu ama dedim ki hadisi şerifle sabit bu bu üçler beşler yediler kırklar her daim dünya var olduğu müddetçe kıyamete kadar kıyamete kadar dünya üzerinde bu veliler var olacak bu mürşidi kamiller var olacak siz beşinci esmayı aldınız da mı şimdi kendinize şeyh bulmayı şeyhe intisap etmeyi etmemeyi hak görüyorsunuz ses yok ama hırkasını
gösteriyor bu hırkayı tanıdın mı diyor bana ben de tanıdım dedim kimin dedi çorumlacı Mustafa efendinin dedim kaldı bu şimdi 94'te biz haçtan dönüyoruz kapıdan döndük kapıdan döndüğümüzde şekerpınarda biz şey yaptık mola verdik orada akşam namazı kıldık zikrullah yaptık birisi geldi işte nereye intisaplısınız şuradan buradan laf açıyor filan ben anlıyorum derdini onun gençlik de var delilik o zaman için böyle şey yapınca dedim çorumlacı Mustafa efendinin o hırka kaldı mı şimdi içindekinde yalnız dedim ondan bir koku
yok hırkadan koku aldım dedim derviş görüntülü kulağına eğildim senden koku almadım yalnız dedim hırkadan koku aldım sonra itiraf etti zaten ölmezden dedi yeni örmüşler bunu dedi ölmezden Mustafa ölmezden 15-20 gün önce bana hediye etmişlerdi nereden bildin dedi bana körsün dedim bir dervişe nereden bildin diye sorulur mu hani sufilik haldi ya hani sufilik kalbi oldu ya hani sufilik manevi oldu ya dedim hala daha uyanmıyorsun senin
dedim hırkanın sahibini söyleyen kimseye dedim inanmıyorsun körsün neden kör o çünkü üstadının nazariyetine baktı cismiyaniyetine baktı ruhaniyetine maneviyatına bakmadı bakamadı o üstadının hırkasını giymekle kendinin bir şey olacağını zannetti o zahiren onun sakalına benzetmekle kendinin bir şey olacağını zannetti bu kendi içerisinde belli bir zamana kadar belli bir zamana kadar kendi içerisinde doğrudur derviş yeni derviş olmuştur üstadını sever bir anda her şeyini ona benzetmek ister zahiren başlar
bunu bu yol içselliğe doğru yürürse içselliğe kalbiyete doğru yürürse bunda bir sıkıntı yok ama o derviş zahirde kalırsa haydaresini giydi cübbesini giydi sarığını giydi sikkesini giydi haydaresini giydi her şeyini ona benzetti siretini ona benzetemezse yandı ketenelva hazreti mevlana birisi geldi ya dedi ki ey pir ben dedi bütün her şeyimi muhammed mustafa'ya benzettim cürbemi elbisemi ayakkabımı ayağımdaki pantolonumu acaba dedi kemeri nasıl bir şeydi hazreti muhammed mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem ben kemerimi de
kuşağımı da ona benzetmek istiyorum kuşağı nasıldı deyince hazreti pirin cevabı müthiş dedi ki kuşağını da ona benzetirsen tam ebu cehil'e benzersin kuşağını da ona benzetirsen tam bir ebu cehil'e benzersin hazreti pir bize bir işaret verdi verdiği işaret ne sen işin manasına bak nice derviş görüntüleri vardır onun burunları koku almaz suretendir senin burnunun koku alması gerekir sen de benim gibi bu tarafa baktığında duvardan başka bir şey görüyorsan aramızda bir fark yok bana duvarın
arkasından bahset sen de benim gibi gidip kabristanın başında on bir İhlas bir fatihe okudun yürüdün gittin kabirdekinden bir haber isen senin de benden bir farkın yok sen işin manasına bakmıyorsan senin de benden bir farkın yok o yüzden bizim yolumuz bizim yolumuz Kur'an ve sünnet ışığında Kur'an ve sünnetin dairesinde işin manasına bakmak işin özünde yürümek süste derviş değil halde derviş olmak kalde derviş değil içte derviş olmak içte derviş olmak dışı harika
ne kadar güzel on numara beş yıldız içi içi içte derviş olmak içte ahlakını güzelleştirmek içte ahlakını temiz tutmak ahlakını ince tutmak ahlakını disiplin etmek helal yemek helal kazanmak helal konuşmak helal konuşmak helal davranışların içerisinde yaşamak günah-ı kebârdan uzak durmak her hal ve hareketimizde sünnet-i resulullah'a uymak sünnet-i resulullah'a uymak hani
bedi zaman saydi nur hazretleri özür dilerim mektubat yirmi dokuzuncu mektup dokuzuncu kısım sekizinci telvi orada bir varta'dan bahseder nedir varta bir kısım ehli sufi üstadlarının vermiş olduğu virde titiz davranırken hazret-i muhammed-i mustafa'nın virdlerine eş geçmekte namazların arkasındaki hazret-i muhammed-i mustafa'nın virdini terk edip üç yüz tane tevhid çekeceğim diye uğraşmak hazret-i peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine uyacağı yerde kendine çizgi dışı yollar arayıp bulmak Allah muhafaza
eylesin o yüzden kıymetli dostlar sünnet-i resulullah'ı öğrenin hadis kitabı alın evlerinize okuyun cep telefonunuza ayıracağınız zamanın yüzde 10'unu hadis kitabı okumaya ayırabilirsiniz cevdet usta ondan sonra bizim Ömer havaalanında bekliyoruz uçağa bineceğiz bir aile geldi iki tane kız çocuğu eş ve adam dört kişilik bizim böyle benim oturduğumun sol tarafında iç tarafa doğru oturdular yerleştiler oraya aile dört kişi dördü de ceplerinden telefonları çıkardılar sana göstermiş miydim cevdet usta değil mi
hepsi de cep telefonunu çıkardılar hepsi de cep telefonlarından oynuyorlar boyuna dört aile dört kişilik hatırladığım kadarıyla cevdet usta bak dedim aralarında hiçbir muhabbet sohbet var mı dedim değil mi herkes cep telefonu çocuklar annem ve baba herkes cep telefonunu açmış cep telefonundan oynuyor baktım seyrettim öyle dedim ki eyvah bu toplum nereye gidiyor herkes kendince kendine ait bir cep telefonu var cep telefonunu elinde oyuncak oynuyor herkes kimisinin fotoğrafını çekip kendisine göstermek istiyorum iki arkadaş
karşı karşıya oturmuşlar kız erkek önemli değil herkes cep telefonunu karıştırıyor karşı karşıya kahve içiyorlar ama herkes cep telefonunda karşı karşıya çay içiyorlar cep telefonunda elleri bazen benim yanıma soru sormaya bir şey sormaya geliyorlar cep telefonunda eli gözü geçen gün dayanamadım birisine dedim lütfen cep telefonunuzda işinizi bitirin kime mesaj yazacaksanız yazın hangi habere hangi mailinize bakacaksanız bakın ondan derviş değil bunu yapan tabi ondan sonra gelin ne soracaksanız sorun dedim baktı böyle
dedim debitten beri benim telefonum geliyor telefon çalıyor ben size saygımdan dolayı sizin söyleyeceğiniz kelama saygımdan dolayı cep telefonuma bakmıyorum siz dedim mailine bakmak için veyahut da facebookunuza bakmak için habere dedim cep telefonunuzu karıştırıyorsunuz bir de dedim siz talep ettiniz benimle konuşmak için benimle görüşmek için benimle konuşmak için görüşmek için benden randevu talep eden benim yanımda cep telefonuna bakıyor özür dilerim dedi estağfurullah dedim kaldı dedim bunu dedim bir adab bir edep olarak
söylüyorum dedim bitirin işinizi ben size müsaade edeyim 5 dakika 10 dakika dedim ne işiniz varsa bitirin özür dilerim hocam dedi estağfurullah ben hoca değilim dedim ben hoca değilim hoca olmak için mektep medrese okumak lazım ben böyle bir kimse değilim bunu da defalarca söylüyorum herkes daha hocam diyor da bana ben hoca değilim kaldı sohbetti kandı dedim buyurun ne soracaksanız sorun işte sordu ondan sonra işte ben rüya tevil etmeye gelmiştim dedi Allah razı olsun teşekkür ederim dedim bugün rüya tevil edecek durumum yok
dedim ben şimdi bu kaldı tekrar bana kızdınız mı hayır dedim ben size neden kızayım özür dilerim kusura bakmayın dedim gitti Allah muhafaza eylesin cep telefonlarınıza ayırdığınız zamanın yüzde 10'unu hadis okumaya ayırın yüzde 10'unu ya yüzde 10'unu günlük 5 tane hadis okusanız 10 tane hadis okusanız ve o hadisleri uygulamaya geçirseniz gerçekten o zaman Hz. Muhammed'i Mustafa'nın yolundan gitmiş olursunuz Hz. Mevlana diyor ki ben onun yolunun tozuyum biz o yolda yürüyeceksek
onun yolunun tozu olacağız inşallah 12 saatlik efendim 4 saatimiz ayırıyormuşuz Facebook'a girmeyi günde 12 saatlik bir günde 4 saatimizin Facebook'a girmeyi yani sosyal mele ayrı 12 saatlik günlük şeyimizde 4 saat Facebook'a mı giriyormuşuz öğlen namazı ve ikindi namazını hoca niçin sessiz namaz kıldırır Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle kıldırdığı için nefse yenik düşüp namazın sünnetini terk etmek kulu küfre sokar mı hayır bu küfür olmaz bazıları Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretlerin sünnetine uymayı farz kılmış kendine ve hatta bu noktada iştahat edenler var ama yine de Hanefi'ye göre bu küfre sokmaz ama nafilelere bu noktada sünnetlere ittiba etmeye gayret edin İslamiyet'te sanatın yeri var mıdır neden olmasın ki sanattan kasıt ne onu bilemedik ebru var el sanatları var örneğin işte eğer böyle kültürel şeylerse eğer sanattan dediğiniz dansözlükse o yok haram sanattan kastınız kadınların erkeklere işveriş şarkılar söylemesi ise o haram sanattan kastınız mümin erkeklerin veya mümin
kadınların insanları neşelendirmek insanları nefsaniyetine uyduracak şeylerse bu haram ayeti kerimede iman edenler imanınızı tazeleyiniz deniyor bunu nasıl anlamak gerekir nefis terbiyesi ancak okumakla ilim tahsil etmekle mi olur nefis terbiyesi için ilim tahsil etmek de lazım okumak da lazım bilgi de lazım aynı zamanda da bildiklerimizi uygulamamız lazım bilmeyen bir kimse ne uygulayacak ki yani bilmiyor ne uygulayacak bilmeyen kimse içkinin haram olduğunu bilmiyor nasıl uygulayacak gıybetin haram olduğunu bilmiyor
nasıl uygulayacak kumar oynamanın haram olduğunu bilmiyor nasıl uygulayacak annesine babasına karşı gelmenin haram olduğunu bilmiyor nasıl uygulayacak namuslu insanlara iftira atmanın haram olduğunu bilmiyor nasıl uygulayacak eşinin eşinin annesiyle cinsel ilişkiye girmenin haram olduğunu bilmiyor nasıl uygulayacak Baldızıyla cinsel ilişkiye girmenin haram olduğunu bilmiyor. Nasıl uygulayacak?
Bir kimse kendi kızıyla cinsel ilişkiye girmenin haram olduğunu bilmiyor. Nasıl uygulayacak? Kendi kız kardeşiyle belli bir yaşa geldikten sonra aynı yatağa yatmanın haram olduğunu bilmiyor. Nasıl uygulayacak? Aile bunu nasıl uygulayacak? Gelmişler 15-16 yaşına daha beraber yatırıyorlar. Ondan sonra kız çocuğu hamile. Haydi nereden hamile? Bir kavga, bir gürültü, bir dayak. Bir kötek kız karakolda ifade verirken diyor ki Yani abimden oldu. Nasıl oldu? E biz beraber yatıyorduk. Eee şöyle oldu, böyle oldu, şu ne oldu, bu ne oldu? Tecavüz falan değil. Haydi ortalık ayağa kalkıyor. Ne olacak şimdi?
Kız 18 yaşında. Bilmiyor. Anne babaya diyorum ya hiç mi öğrenmediniz? Hiç mi size bir şey söylenir olmadı? Bakıyorlar gözümün içine içine. Onlar kardeş ya, hani kardeşti, nasıl kardeştik? Adam kadını suçluyor. Kadın adamı suçluyor.
Allah muhafaza eylesin. Bilecek. Eee bu insanları dinlerini öğretmediler. Dinini öğretmeye kalkanlara gerici yobaz dediler. İçimizde gerici yobaz olanlar var mı? Var. Bu her kesimde var. Hangi kesimde yok ki? Bu Musevisinde de var. Bu Musevisinde de var. Bu Kemalistinde de var. Bu solcusunda da var. Bu sağcısında da var. Bu milliyetçisinde de var. Bu milliyetçisinde de var. Bu milliyetsizde de var. Hepsinde var. Bu olmayan bir kesim yok ki. Agresifliğimden dolayı özür dilerim sizden. Ama gerçekten insan yoruluyor, okuyun, okuyun, bilgisiz sufillik şeytanın maskarası, hadis okuyun, fıkıh okuyun, okuyun, muhakkak okuyun, muhakkak okuyun, çocuklarınızı eğitin, çocuklarınızı okutun, Allah muhafaza eylesin.
Fetva sormak için, yani bunu böyle kendimi önemsetmek için söylemiyorum. Bir günün iki saatinde üç tane, dört tane fetva sorsalar halet-i ruhiyeniz bozulur. Artık bende kayıtlı olmayan telefonları açmak dahi istemiyorum. Kayıtlı değil, açmak istemiyorum. Yani telefona bakarken diyorum ki kim bilir, kim şimdi ne yaptı yine?
Bu yardımcı olmaktan, insanlara bir şeyler sunmaktan, bir şeyler vermekten, yorulduğumdan değil, insanların düşmüş olduğu bu hale baktıkça üzülüyorum. Baktıkça üzülüyorum. Şu sanatçı kisvesi altında, sanatçı kisvesi altında, bu televizyonlardaki, dizi filmlerindeki şarkıcılar, türkücüler şunlar var ya, bunların hayat standartları, bu kokuşmuş, rezil dizilerdeki ve kendilerindeki hayat standartlarını insanlara aktarmaları bozuyor insanları.
Hızla bozuluyor. Hızla. O dizilerdeki kadın figürleri, o onunla yaşıyor, o onunla yaşıyor, onu bırakıyor, onunla yaşıyor, onu bırakıyor, onunla yaşıyor. Aynısını insanlar real hayatta uygulamak için uğraşıyor. Adam hem eşiyle yaşıyor, hem baldızıyla yaşıyor. Nasıl midese?
Adam hem eşiyle, hem kayınvalidesiyle yaşıyor. Nasıl bir midese? Kadın hem kocasıyla yaşıyor, hem kocasının kız oğlan kardeşiyle yaşıyor. Nasıl bir midese? Kadın açıkça söylüyor bana, diyor ki benim çocuğumun babası belli değil, öbettim benim hükmüm ne olacak? Kimden tahmin ediyorsun diyorum ben düşünüyorum öyle.
Tahmin dahi edemiyor. Bir kişi daha olsa, ben kendimce şunu söylüyorum şimdi. Yani diyorum bir kişi olsa, diyecek ki filancadan tahmin ediyorum. İki kişi olsa, ya filanca, ya filanca, ya filanca olacak. Kocasıyla beraber. Tahmin edemiyor. Allah'ım diyorum kendi kendime, ona üzülmüyorum. Toplumun gelmiş olduğu noktaya üzülüyorum. Bizim cep telefonlarımız var, televizyonlarımız var, evlerimiz var, arabalarımız var, yollarımız çok düzgün. Enduble yollar var, havaalanları var, ahlakımız battı. Ahlakımız battı. Ahlakımız battı. Biz kızımızı evlendireceğimiz zaman bakıyoruz, arabası var mı, katı var mı, yatı var mı, evi var mı? Kılık kıyafeti düzgün mü?
Ahlakına bakmıyoruz. Ya bu adam bizim evimize girecek. Bu adam kayınvalide diyecek, senin hanımını görecek. Baldız diyecek, senin kızını görecek. Evin içine girecek. Bu adam eve gelecek, yemek yiyecek, sabah kahvaltısına gelecek. Çat kapı gelecek karısıyla beraber. Biz buna bakmıyoruz. Biz buna bakmıyoruz. Biz kız alacağız. Biz dindar olanını seçmiyoruz. Biz dindar bir kız seçmiyoruz. Biz onun ahlakına bakmıyoruz. Biz çünkü kendimiz kendimize bakmıyoruz ki. Biz evlenecek olduğumuz kıza bakalım. Evet, acı şeyler bunlar.
Sakın biz Sufiyiz, kurtulduk diye düşünmeyin. Sakın. Ahlaklı dindar bir adamın kıymeti yok. Ahlaklı dindar bir kadının kıymeti yok. Ahlaklı dindar bir Sufinin kıymeti yok. Yok. Kimse ahlakı önde tutmuyor. Kimse dindarlığı önde tutmuyor. Bu siyasette öyle, bu ticarette böyle, bu bürokraside böyle, bu partilerde böyle. Bu her yerde böyle. Bu her yerde böyle. Ahlaklı, dindar, dürüst insanların toplum nezdinde kıymeti yok. Nerede yalak var, salak var, namuslu, şerefsiz, haysiyetsiz insanlar var.
Toplumun önünde onlar var. Onlar kıymetli. Bürokraside yalak, salak, üçkağıtçı, beşkağıtçı lazım. Onu çünkü göz yumacak. Onu orada şef yapıyorlar. Onu orada müdür yapıyorlar. Onu orada amir yapıyorlar. Siyasette de aynı. Bir kimse nerede yalak, salak, gerizekalı, embesil, onu partide, purtide bir yerde bir yere getiriyorlar. Bu ticarette de aynı. Adam namuslu, dürüst insan bakmıyor. Bir kimse gideyim ya namuslu, dürüst bir adamdan alışveriş edeyim. Ona da namuslu, dürüst bir şekilde davranayım. Öyle bir şey yok. Adam faiz almıyorsa, ha faiz almıyor. Ben bunu bir güzel kandırayım. Çekleri yazayım, ödemeyim. Nasıl olsa faiz almıyor. O nasıl olsa ticareten, Kur'an ve sünnete uymaya çalışıyor.
Onu hedefine kestiriyor. Piyasa faizcilerin eline kalıyor bu sefer. Ondan sonra bağırıyor, faizciler işte. Ya sen de aynısını yaptın, ne bağırıyor? Adam, dindar, meslek dersi hocası, öğretmen ne? Burada, imam hatiplerde, üst seviyede bir sürü talebe yetiştirmiş. Hocam sen bari yapma. Bütün faizcilere ödedin diyorum ya. Bütün faizcilere ödedin. Beninkini ödemedin. Bakıyor yüzüme benim. Diyorum sana küfretseydim, sana hakaret etseydim, sana faiz döndürseydin bana ödeyecektin. Adım gibi biliyorum. Çünkü bütün faizcilere ödedin. Allah'ına, dinine, imanına konuş. Faizcilere borcun var mı diyorum ben.
Kalıyor. Var diyemiyor bana. Yok değil mi hocam diyorum ben. Yok diyor. Benim günahım senden faiz almamak diyorum. Değil mi diyorum, susuyor. Vardı ya kumaş ver dedik. Duruyor daha o para. Adam bakıyor öyle bana. Ses yok adamda. Ya diyorum sen meslek hocasısın. Sana bir şey söylemeye utanıyorum. Ben onun neden o hale geldiğini de biliyorum ama. Onun neden öyle o hale geldiğini benim önümde biliyorum. Bildiğim de şu.
O ben sufiyim diye kerih görüyordu beni kendi içinden. Hafife alıyordu. Yani biz düzgün yolda değiliz yani. İnce ayrıntılardan ben alıyordum ondan. Yani o kendi iç aleminde biz düzgün değiliz. Bu sufiler düzgün değil. Bunlar ilimsiz. Bu sufiler cahil. Bunlar böyle işte. Böyleler. Ben onun neden o hale düştüğünü kendi iç aleminde diyorum ki. Bu böyle böyle böyle düşündüğünden dolayı Cenab-ı Hak bunu bu hale getirdi şimdi diyorum. Benim önümde rezil ediyor bunu diyorum. Öbür ortağı da Nurcu. Çok iyiler bunlar. Çevir sayfayı yapıyor.
İkisi de sufileri horhakir görüyorlar. İkisi de. Ama dindarı dahi ödemiyor. Ondan sonra ortalık faizcileri kaldı. E siz yaptınız. O gitti faizcininkini önce ödedi. Evet. Ahlaksızın önünde gidip sen diz çöktün önce. Gıybetçinin önünde, iftiracının önünde sen diz çöktün. Faizcinin önünde sen diz çöktün. Ahlaksızın önünde sen diz çöktün. Ondan sonra halimiz bu. Halimiz bu.
Allah bizi affetsin inşallah. Biraz evvel bir sufinin kendini her an geliştirmesi gerektiğini belirttiniz. Geçenlerde bir mahalle dersinde bir arkadaşımız bize davamızı, inanışımızı, yaşantımızı, tebliğ konusunda anlatmakta sıkıntı çekmemek için hitabet dersi alalım diye bir öneride bulundu. Bu öğretinin alınmasında sizce bir sıkıntı var mı?
Yok ama ve lakin hitabet dersi alınabilir. Ama biz siyasetçi değiliz. Siyasetçiler gitsinler hitabet dersi alsınlar. Biz böyle çok güzel konuşacağız diye bir derdimiz yok. Bununla alakalı hadis-i şerifler var. Dikkat etmekte fayda var. Bununla alakalı dikkat etmekte fayda var. Allah bizi affetsin. Hemen bir beyt okuyalım. Allah razı olsun inşallah. İyi ki aklında tutan kardeşler var. Himmet atını yıldız bilgisine sürdün de meleklerin secde ettikleri Adem'i tanımadın.
Gayretini, kuvvetini, bu pozitif ilimlere fizikti, kimyaydı, astronomiydi. Bu kadar bunlarla uğraştın, bütün gayretini, kuvvetini orlara verdin. Ama manaya bakmadın. Kur'an'a bakmadın. Sünnet-i Resulullah'a o kadar gayret etmedin. Nefisle mücadelene bakmadın. Adem'in yolunu tutmadın. Peygamberlerin yolunu tutmadın. Kendince nazari ilimlere sarf ettiğinin, sarf ettiğin kadar manevi ilimlere zaman ayırmadın. Ah hayırsız evlat sonunda Adem oğlusun sen. Alçaklığı nice bir yücelik sanacaksın.
Ah hayırsız evlat sen Adem oğlusun. Sen insansın. Sen bu aleme halife olarak yaratıldın. Ve sana Cenab-ı Hak bütün isimleri öğretti, derc etti. Senin kalbinde Cenab-ı Hak'ın bütün esmai sıfatının ilmi var. Senin kalbinde hakikatin, hakikatin, hakikatinin ilmi var. Cenab-ı Hak bilinmekliği istedi. Bunun için yarattı. Senin kalbinde bilinmeklikle alakalı harita mevcut. O yol senin içerisinde var. Bu yol peygamberlerin yolu. Allah peygamberleriyle, kitaplarıyla bu yolu sana anlattı. Sen ne diye esfel-i safilinde dolaşıyorsun?
Sen ne diye Kur'an ve sünnetin dışında bir yol tutuyorsun? Sen ne diye şeytanın peşine sürüklenmişsin? Heva hevesinin peşine sürüklenmişsin. Sen şehvetinin peşine sürüklenmişsin. Aklın şehvevi arzularla donanmış, körelmiş. Senin yolun o değil. Ne zamandır alçaklığı, nice bir yücelik zanacaksın? Sen o şeytaniyeti ne zamana kadar yücelik zannedeceksin?
Sen haramiyeti ne zamana kadar yücelik zannedeceksin? Sen aslında cehalet olan Kur'an ve sünnetin dışındaki düşünce ve yaşantıyı ne zamana kadar yücelik zannedeceksin? Şeytan senin gözünün önüne perde çekmiş. Sen şeytanın perdesine bakmaktasın. Eğer şeytanın sana tuttuğu aynaya bakarsan sen devsin. Ama sen mümin bir aynaya bakarsan cücesin.
Senin aynan şeytan olursa seni dev gösterecek. Ama senin aynan, senin mirengi noktan Kur'an sünnetse seni cüce gösterecek. Sen esferi safilinde dolaşırken şeytan seni hakikatin hakikati olarak gösteriyor. Ebu Cehil'in önceki künyesi Ebu'l-Hikem'di. Ne zaman Muhammed-i Mustafa peygamberlikle müjdelenince onun Ebu Cehil olduğu çıktı meydana.
Sen ne zaman Kur'an ve sünnete uyarsan, senin esferi safilinde olduğun çıkacak meydana. Aslında gözünün körlüğü, kulağının sağırlığını o zaman göreceksin. Şimdi görmüyorsun. Sana bir uyarıcı, sana bir nasihatçı lazım. Onu dinlersen kendini göreceksin. Dinlemezsen kendini görmeyeceksin. Hala da kendi akılsızlığını, kendi imansızlığını, kendi islamsızlığını doğru göreceksin. Ya hocam bu zamanda da şimdi başörtüsü helal olur mu? Neden Allah saçla mı uğraşıyor? Seninle uğraşıyor ya dedim. Senin kaşınla uğraşıyor ya. Evet saçla uğraşıyor.
Senin kaşını büyütmüyor, saçını büyütüyor. Uğraşıyor dedim. Senin kirpini büyütmüyor. Aynı. Uğraşıyor. Baktı. Kirpiklerinin büyüdüğünü düşünüyor musun dedim. Tefekkür et. Kirpiklerin saçın gibi büyüseydi. Uğraşmış seninle. Seni ahseni takviyim üzerine yaratmış. Ne vakte dek dünyayı zapt edeceğim varlığımla şu dünyayı dolduracağım diye diyeceksin. Bu dünya hırsı ne? Bu mecaza duyduğun muhabbet ne? Bu dünya için bu kadar hırsın ne?
Hani ilk sahibi? Hani en zengin Karun nerede? Hazinesiyle beraber batırıldı. Hani Vehbi Koç nerede? Hani Sakıp Sabancı nerede? Ne götürdü yanında? Baban ne götürdü yanında? Deden, ninen ne götürdü yanında? Gidiyorum bakıyorum dedemin evine köşede yıkılmış. Taş taş üstüne kalmamış. Diyorum ki Allah Allah ya. İnsanlar buna sahip olmak için neler yapardı? Yıkıldı. Dedem yanında götürmedi.
Annem yanında götürmedi. Kimse yanında bir şey götürmüyor. Kimse götürmüyor. Harama düşmene gerek yok. Dünya baştan başa karla dolsa güneş bir baktı mı? Hararet de hepsini eritir gider. Tefekkür et, hayal et. Dünya karla dolsa. Güneş çıktı mı eritir gider. Hakikat kalır. Hepsi de yürür gider. Maldı, mülktü yürür gider. Sen dünyayı yüzünü dönme. Yüzünü Allah'a dön. Allah o vizirin yaptığı kötülüğü de onun gibi yüzlercesinin kötülüğünü de bir kıvılcımla yok ediverir.
Ey oğul sana bir şey söyleyeceğim beni iyi dinle. Buyur ya Resulallah. Sana bir şey söyleyeceğim iyi dinle. Buyur ya Resulallah. Sana bir şey söyleyeceğim iyi dinle. Buyur ya Resulallah. Bütün dünyadaki insanlar toplansa, sana kötülük yapmaya kalksa, Allah müsaade etmedikçe sana kimse kötülük yapamaz. Bütün insanlar sana iyilik yapmak için toplansa, Allah izin vermedikçe sana kimse iyilik yapamaz. Kim kötülük örerse örsün, Allah'ın bir kıvılcımı o kötülükleri yok ediverir. Kim tuzak kurarsa kursun, Allah tuzak kuranların tuzaklarını bozar.
Tuzak bozucudur. Sen tuzak kurarsın, o tuzağı bozar Allah. Sen Allah'a yaslan. Sen Allah'a güven. Sen O'nun yolundan git. O'nu zikret. O tuzak bozucuların en azıdır. O hayal kuruşları tutar, hikmet haline getirir. O zehirli suyu şerbete döndürür. Sen bakarsın birisi tuzak kuruyor. İsterse o tuzağı bozduğu gibi o tuzak kuranı da hayra çevirir. Herkesi günah işleyici görürsün. Onların kalplerine ilham eder. Onların günahlarını hayra çeviriverir. Tövbe eder. Cenab-ı Hak tövbe kapısını açarsa, zehirli şerbet tatlıya döner.
Yapmış olduğun yanlışlıklar, tövbe edersen hayra döner. Cenab-ı Hak onları hayra döndürür. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. 550'den devam edeceğiz. El Fatiha'ma selavat. Amin. Yarın İzmir'de Şebarus var. Önümüzdeki Cuma gün İzmit'te Şebarus var. Tarihler yanlış değil mi? Çarşamba Kemal Paşa var. Cuma İzmit'te Şebarus var. Cumartesi gün Bursa'da Şebarus var. Pazar günü Gelibolu'da Şebarus var. Bir dahaki pazar Afyon'da Şebarus var.
Allah yar ve yardımcımız olsun. Amin. Yarın İzmit'te bayanların Şebarus'u var. Bir dahaki cumartesi değil, bir dahaki cumartesiye 26'sında bayanların yine Şebarusları var. Çalışın, takip edin, koşturun. Allah muhininiz olsun inşallah. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.