Üstad Mustafa Özbağ

KARABAŞ-İ VELİ TEKKESİ - BURSA 28-09-2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Eylül 2013 · 1:53:38

Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Allah-u Teala yüz bin Adem yarattığı hadis-i şerifini açıklar mısınız? Böyle bir hadis-i şerif olduğu söylenir. Yaradılışla alakalı hadis-i şeriflerde bunu bulmanız biraz güçtür. Bu hadis-i şerifi zannediyorum, bu yazan kardeşimiz, Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Macide değildir bu hadis. Bilebildiğim kadarıyla.
Ama böyle bir hadis bazı kaynaklarda geçer. Bazılar hadis-i kutsi olduğunu söyler. Fakat mevcut hadis-i kutsi kitaplarının içerisinde de bulmak güç biraz. Ben hadis-i şerifleri reddetmeyi çok sevmem. Hani böyle bir hadis yoktur demek var ise insanı Allah muhafaza eylesin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle karşı karşıya getirir. Böyle bir şeyin var olup olmadığını direkt Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sormak lazım. Eğer muteber hadis kitaplarında böyle bir şey ya gözünden kaçmış olabilir bir kimsenin vardır da o esnada gözünden kaçmıştır, okuyamamıştır. Veya gerçekten vardır da onlar nakletmemiş olabilirler. Ama bu meselede hadis-i şerifin varlığından yokluğundan fazla bu hadis-i şerifi ben varmış gibi kabul edenlerdenim.
Yani varmış gibi kabul ettiğimin sebebi şu. Dünya yaklaşık tahmini hesaplamalara göre bir buçuk milyon yıl olmuş yaşı. Dünyanın yaşı bir buçuk milyon yıl ise milyon yıl. Yani bir buçuk milyon yıl.
Geçenlerde bir İngiliz araştırmacılarının deyimine göre dünyanın işte ömrünü de onlar da bir nokta yedi milyon yıl olarak biçmişler. Yani bu noktada bakılırsa dünyanın üç milyon yıllık ömrü olacak. Üç milyon yıl olunca bu da çok böyle benim mantığıma ters yatmıyor, ters gelmiyor. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin hepsi de birer milyon yıl olmuş olsa üç milyon yıl yapar.
Bu noktadan bakılırsa bu böyle o taraflara bu çekilebilir bu tür şeyler. Bunun ayrı bir şey. Bu noktadan hareket edince 1.3 milyon yıl ise geçmiş zamanla alakalı veya 1.4 milyon yıl ise bu milyon yılların içerisinde kim bilir kaç kez dünyanın yıkıldığı kaç kez yeniden var edildi. Bazen sohbetlerde burayı vurgulamak için hangi ademden, kaçıncı ademden diye bahsettim. Şey o, muhakkak Cenab-ı Hak bu milyon yılların içerisinde Adem aleyhisselamla mesela Adem aleyhisselamdan sonra bazı kavimler yaratmış olabilir. Bir Adem yaratıp ondan çok Ademler yaratmış olabilir. Müteşavih şeyler bunlar.
Bunların üzerine fikir yürütülebilir felsefi olarak. Ama bunların temel kaynak olarak ayet-i hadis getirmek biraz güç. Belki de müteşavih ayetlerin üzerinde felsefi olarak yorumlar yapılıp bu yorumlar çıkarılabilir. Bunlar mümkün, uygun bunlar. Bunlar böyle hukuki meseleler değil çünkü. Cenab-ı Hak binlerce Adem yaratmış olabilir. Binlerce kez dünyaya düzen kurulup yeniden kıyametini koparıp yıkılmış olabilir. Çünkü hani dağlar yerinden oynatılmıştır binlerce kez. Binlerce kez dünya yanmış, yıkılmış, kavrulmuş. Cenab-ı Hak yeniden bir Adem ile yeniden insanlığı sürdürmüştür. Allah için bunlar zor şeyler değil. Veyahut da bugünkü mevcut yaşadığımız dünyanın mevcut hayat standartlarında bir kıyameti koparıp yeniden Cenab-ı Hak insanlık alemini yeniden yaşatabilir.
Yeniden yeni insanlar koyabilir. Bu biraz çok oturmuyor ama olabilir. Her şey yerle yehzan olup yeniden bir sistem kurabilir Cenab-ı Hak. Bunu böyle yok, hayır, olmaz demek veya olur demek çok ayağı yere basan şeyler değil. Hasan-ı Basri Hazretleri bir zerre vera, yüzyıl verasız oruç ve namaz kılmaktan eftaldir demiştir.
Buradaki veranın anlamı nedir? Vera, Allah'tan hakkıyla korkmak, Allah'a hakkıyla saygılı olmak, Allah'a hakkıyla teslim olmak. Arkadaşım akıla inanıp akılla hareket ettiğimizi söylüyor. Kalp sadece kan pompalıyor, başka bir işe yaramaz dedi. Doğrudur, o öyle inanmıştır. İddialaşmayın bu noktalarda. Bir kimse gönül denilen şeye inanmayabilir. Akıl da tabii bu noktada elle tutulur, gözle görülür, yenilir, içilir, koklanır bir şey değil. Biz onun akıl dediğini gönülü de koyuveririz içine, tamam biter.
O hala da aklımla hareket ediyorum desin. Sohbetlerinizde kalbin düşünce ve kalbinize dikkat etmemizi söylüyorsunuz. Akıl ile kalp nasıldır demiş. Akıl der ki, bu kahve. Bunun kahve olduğu öğretilmiştir akla. Akla öğretildi.
Buradan simalar aklı gördü. Akıl onları öğrendi. Onlara bir de isim biliyorsa, onlara bir de isim koydu. Onları bir de konuştuysa, onun sesini tanıdı, tanıttırıldı. Akıl bu manada insanda gelişen, büyüyen, derinleşen, tanıdıkça, tanımladıkça, öğrendikçe, bu noktada bilgi dağarcığı, genişleyen bir olgu. Bu aklın işi.
Akıl gördüğünün üzerinde, duyduğunun üzerinde hükmeder. Akıl, rüyayı reddeder mesela. O kimse eğer ki, kalbi bir şey kabul etmiyorsa, örneğin, rüyayı reddetmesi lazım. Akıl dediği doğru, zahiri noktada hükmeder.
Akıl görmediği, duymadığı, fiziki olarak, hissetmediği bir şeye hükmetmez. Aklı besleyen, duyu organlarıdır. Eğer duyu organları, aklı beslemezse, aklın hizmetçileri hükmündedir o. Görmek, aklın hizmetçisidir. Dokunmak, dokunma hissi, aklın hizmetçisidir. Duymak, aklın hizmetçisidir. Tatmak, aklın hizmetçisidir. Koklamak, aklın hizmetçisidir. Akıl, koklayaraktan, dokunaraktan, hissederekten, duyaraktan, görerekten, tadaraktan bilgilendirir kendini. Van şehrini gören var mı?
Burada, kaldır elini. Orada da bir kişi var. Van şehrini gördünüz siz. Orada da bir kişi var. Biz Van şehrini görmedik. Van şehrinin var olduğunu duyduk. Van şehrinin var olduğunu okuduk. İlim sahip olduk. Fakat, görme noktasında şehri görmedik biz. Okuduğumuzda ve görenlere olan inancımız, okuduğumuza olan inancımız, bizim Van şehrinin var olduğunu bildirdi. Bu aklın işi. Cennet var mı? Var. Bunun var olduğuna biz nasıl akla hükmettik? Çünkü, inandık. İlahi kitaplar, cennetin var olduğunu söyledi.
Bakın burada inanç girdi bakın. Akıl yok burada şimdi. Burada akıl yok. Akıl bitti burada. Akıl için beş duyu organı şahit olacak. Beş duyu organı şahit değilse, o zaman akıl onun üzerinde şüphe eder. Van şehri var okuduk ama görmedik bakın. Gözümüzle görmüş olsak şehadet edeceğiz. Gözümüzle görmediğimiz için ne yapıyoruz? Varmış. Öyle söylendi. Biliyor musun? Söyleyeni, göreni söyledik, bildik. Van şehrini gördün mü? Onun gördüğüne inandığımız için biz de dedik ki, Van şehrini var, gördük. Ama Van şehrini görmek istersek gider bakarız, bineriz arabaya gider bakarız.
Cennet var mı? Var. Hadi git arabayla gör. Yok. Görünür mü? Evet. Görenler var mı? Evet. Görenler var mı? Evet. İnandığımız Allah kitabında bahsetmiş mi? Evet. İman girdi. İman neyle? O da akılla. O da akılla. Akılsız olana iman var mı? Yok. Ama bakın buradaki akıl, inançla farklılaşmaya başladı. Nasıl Van şehrini görmeden, görenin kimsenin üzerinden Van şehrinin var olduğuna inandıysa akıl, cennetin de görenin üzerinden var olduğuna inanıyor.
Ama Van şehri somut bir kavram. Çok görmek isterse bince arabaya gidecek, görecek. Cennet bizim için soyut kavram. Bini arabaya görmek yok. Öyle değil mi? Hepiniz evet diyeceksiniz. Hayır. Cennet de somut kavram. Gören var mı? Evet. O yüzden somut diyorum. Hiç gören olmasaydı soyut diyecektim. Hazreti Peygamber görmüş mü? Görmüş. Geçmiş peygamberler görmüş mü? Görmüş. Ashab'tan görenler var mı? Evet. Ümmetten görenler var mı? Evet. İçinizde şu anda yaşayanların içerisinden görenler var mı? Evet. Birisi şunu diyebilir.
Ben görmedim ama. Öbürkü de şunu diyebilir. Van'ı da görmediydin. Van'ı görmeden var olduğuna inandın mı? Evet. Cennetin görmeden neden var olduğuna inanmıyorsun? Kalp bunun neresinde? Kalp bunun neresinde? Kalp inanmayı akılla kim anlatacak bana? Hiç kimse.
Hiç kimse. İnanmayı çünkü akıl inanca kadar getirir insana. İnanmanın gereçlerini toplar sana. İnanmanın gereklerini toplar sana. Akıl seni inanmanın kapısına kadar götürür. Ve akledersin inanmam gerek dersin. Ama inanan kalptir. Gönüldür. Akıl değildir. Ve çünkü akıl hala daha senin inandığının üzerine şüpheler üretir. Her şüphe ürettiğinde pozitif noktada o şüpheyi akıl kendi hem şüpheyi üretir hem o şüpheye karşılık ne yapar? Doğruyu buldurur sana. Şüpheye karşılık doğruyu buldurdukça imanın kemale erer. İmanın kemale ermesine basamaktır, zemindir akıl.
O yüzden akıl sahipleri imandan sorumlu tutulmuşlardır. Bu noktada birisi böyle insanların arasında çıkar böyle şeyler. Derler ki ben kalbin olduğuna inanmıyorum. Hoş geçeceğiniz onunla. Hani siz cahilleri gördüğünüzde onlara selam deyiniz. Kendini tanımlayamamış da kendini tanıyamamış da daha küçük. O yüzden büyüyecek. Peygamber Efendimizin çok eşinin olmasının hikmetini ve evlatlı Zeyd'in boşadığı eşiyle evlenmesinin hikmeti nedir? Bu böyle çok sorulur bu soru. İnsanların din öğrenmek adına başka hiçbir şeyleri yoktur. Bu soruyu soran için söylemiyorum. Piyasada dolaşır bu. Bilhassa ateistler çok dolaştırırlar. İslam dinine laf söylemek isteyenler buradan bir şey buluruz diye çok dolaştırırlar.
Ve derler ki çok evlilik var. Öyle değil mi? Türkiye'deki dünya üzerindeki çok çok çok çok özür dilerikten söyleyeceğim. Genel evlerini nereye koyacaksınız? Kadın pazarlamalarını nereye koyacaksınız? Ben görmedim bir arkadaşım anlattı.
Dedi ki İstanbul'a bir profesör götürdüm abi dedi. Kapıdan götürecektim dedi. Kapıya kadar gittim dedi. Gel gel bir gör demiş. Bir alem gör. Nasıl insanlar yaşıyorlar? Girdim abi dedi. Böyle bir yere mahzen gibi bir yere dedi. Böyle bodrum gibi bir yere girdik dedi. Abi ben diyeyim ki bin tane. Sen de ki bin beş yüz tane dedi. Bayan. Slowo ve müzik çalıyor dedi. Herkes orta yerde böyle dans ediyormuş gibi duruyor dedi. Gidiyorsun dedi. Git dedi bizim profesör içeri girdi dedi. Ona baktı ona baktı ona baktı. Birisiyle anlaştı dedi. Aldı arabasına gitti abi dedi. O bunu anlattı. Ben de dedim ki. İnsanlar otururlar dedim. Dillerine dolarlar. Çok eşliydi dedi.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Mekke döneminde tek eşi vardı. Hazreti Hatice. On yıl boyunca tek eşliydi. Hazreti Peygamber Mekke'de sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tek eşliyken, Mekke'de 70 tane eşi olan, 80 tane eşi olan, 120 tane eşi olan, 7, 8, 9 tane eşi olanı adamdan saymıyorlardı zaten.
Öyle birisinin 10 tane eşi varmış. Oranın o toplumun en böyle aşağı kişisi. Hele bir tane iki tane eşi olan varsa onun yüzüne bile bakılmaz. Hiç adamdan sayılmıyor. O Mekke sokaklarında adamım diye hiç gezmiyor bile. Arap toplumunda o gün için böyle. O toplulukta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tek eşliyken denilebilir ki, İbrahim'i olmayanlar bilhassa, İbrahimiler de biraz bu şey, kendilerince, kendi içlerinde böyle bu kadar çok şey değiller, daha böyle dine yakın, daha manevi, daha böyle ahirete yönelik yaşantıları var İbrahimilerin.
Müşriklerin öyle değil. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri 10 yıl boyunca tek eşli. Tabi kör gözler 10 yıllık tek eşliliği görmezler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine'ye hicret eder. Hazreti Hatice validemizden sonra vefat eder. Vefatından sonra Medine'ye hicret eder. Hazreti Ebu Bekir efendimiz de Medine'ye hicretten sonra Ayşe validemizi alır. Ondan sonra diğer eşlerini alır. Ve diğer eşlerini alırken, bunda hep bunları böyle bu tip insanları cevaplandırmak için, ulemalar, alimler otururlar, ha böyle hikmet sıralarlar. İşte Meymuni annemizi almakta hikmet buydu.
Cüveydiye validemizi almakta hikmet buydu. Esma validemizi almakta hikmet buydu. Diye hikmetler sıralarlar. Yok kardeş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için ayeti kerime şu. Allah ne dediyse onu yaptı. Allah ona ne hükmettiyse onu yaptı. O bir taşı bir yerden alıp bir yere koyarken Allah'ın hükmü ve dileğiyle yaptı. O evliliklerini yaparken de Allah'ın hükmü ve dileğiyle yaptı. Allah emretti, o evlendi. Allah emretseydi hepsini de boşardı. Allah emretti, bunu nikahla dedi nikahladı.
Eğer Allah emretmeseydi, ebediyen hiç nikahsız evlenmeden yaşardı. Hazreti Peygamber'in sünnetlerinin hepsinde milyon değil, trilyon adetçe hikmet vardır. Bizim sıralayacak olduğumuz hikmetler daha önceki ulemanın kendince gördüğü hikmetler. Hangi birisini sıralayabilirsiniz ki Hazreti Peygamber Efendimizin yaşantısındaki hikmetleri?
Bizim sıralayacağımız şeyler o deryadan, o denizden kaşık bile değil. Zerrenin zerrenin zerresi olur. Evet Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Medine döneminde çok eşlilik yaptı. Kur'an-ı Kerim'de de der ki dörde kadar nikahlayınız. Hakkını yerine getiremeyecekseniz size bir tanesi tavsiye edilmiştir. Din bu, din bu. Nasıl Yahudilere bir inek kes deyince Cenab-ı Hak Yahudiler dişini sordular, yaşını sordular, rengini sordular, kuyruğunu sordular, boğazını sordular, tırnağını sordular, sordular da sordular, boynu sordular ya. Kurban kesmeye, ineği kurban edecek iman yok çünkü.
İman lazım. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin çok eşliliğiyle gurur duyuyorum, övünüyorum. Onun ne yaptıysa Allah'ın hikmeti, Allah'ın emri, Allah'ın isteği üzerine yaptığına inanıyorum. Allah onu istediği için öyle yaptı. Zeyd evlatlıydı, evlatlığının eşi evlat Zeyd hanımını boşadı. Hanımını boşadıktan sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri evlatlığının boşadığı hanımını Cenab-ı Hakk'ın emriyle aldı. Evet, buna dil uzatan yazarın birisi, kendi evli olduğu eşinin bir başka adamdan olma kızıyla evliyken gayrimeşru bir şekilde yaşıyordu. Sonra boşandı, o kadından, o kadının kızıyla evli şimdi.
Bunu diline pelsenek eden yazarın birisi. İsmi aklıma gelmediğinden söylemiyorum, korkumdan falan değil. Hürriyette mi yazıyordu, Cumhuriyette mi yazıyordu, bir yerde yazıyordu bu. İsmi aklıma gelmiyor şimdi, ismi aklıma gelse söyleyeceğim. Diline bunu pelsenek etmişti daha önce, çünkü birkaç tane yazısını okuduydum onun. Kıymetli dostlar, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Ayet-i Kerime o, hevai hevesinden bir şey yapmadı, benim emrimle yaptı. Din bu. Bizim dinimiz, güç yetirebilen bir erkeği dörde kadar eş nikahlamaya müsaade etmiş. Ama sizin için demiş, ehven olan bir tanedir.
Dinin emrini eğip bükcek değiliz burada. Bunu böyle işte bazı alim, ulema hükmündeki kimseler konuşmayı sevmezler, istemezler. Sanki bu ayıp sanacak, utanacak bir şey. Sanki bu böyle, bunu konuşunca, bunu söyleyince sanki böyle eleştirilecek sanki. Din bu kardeşim. İnanmıyorsan inanma. Git kendine bir din ara.
Cenab-ı Hak zekata emretmiş. İnanmıyorsan inanma, git kendine din ara. Allah namazı emretmiş. Namaz farz. İnanmıyorsan git kendine din ara. Böyle namaz, böyle din olmaz de. Bunun gibi bir şey. Ya namazın farziyetine iman edecek. Dörde kadar nikahlıyın dediği ayet-i kerimeye iman etmeyecek mi? Allah bizleri kapısından ayırmasın, kapısında duranlardan eylesin gibi dua ediyoruz.
Onun kapısında durmak, onun kapısından ayrılmamak nasıl olur? Biz buraya dergaha geldiğimiz müddetçe onun kapısında durmuş mu oluruz? Hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hakk'ın kapısında durmak, Kur'an ve sünnete iman edip sımsıkı onu yaşamaya çalışmaktır. Din, Kur'an ve sünnettir. Ona iman edip sımsıkı onu yaşamaya çalışanlar, inşallah onun kapısında dururlar. Ve şayet ceza ile karşılık verecek olursanız, ancak size edilen eziyeti misliyle cezalandırınız. Ve şayet sabrederseniz, andolsun ki sabredenler için elbette daha hayırlıdır. Sabret, sabrın da ancak Allah'ın inayeti iledir ve onlara karşı mahzun olma. Kurdukları tuzaktan dolayı telaş da etme.
Zira muhakkak Allah, iyi korunanlar ve hep güzellik yapanlarla beraberdir. Nahl 127-128 Dünyanın değişik yerlerindeki Müslümanların bazıları 126. ayete imsilaten, misliyle karşılık verme adına silahsız sivil kimseleri öldürüyorlar. Ve bunu da bazı tefsircilerin tefsirlerine bakarak yapıyorlar. Bazı tefsirciler de 126'nın 127 ile nesh edildiğini söylemişler. Burada bizim nasıl bakmalıyız, bizim nasıl amel ederiz? İslam'da devletler hukuku diye İmam Muhammed'in dört ciltlik bir eseri vardır. Bu eserde savaş ve savaş halleri de vardır.
Hanefiler kesinlikle ve kesinlikle sivillerin öldürülmesini kabul etmezler. Siz din adına veyahut da bir bölgede, bir beldede müşrikler sivilleri katletseler, siz sivilleri katledemezsiniz. İslam, askeri düzen içerisinde askerlerle savaşır. Bir yerde kurulu bir düzen varsa, o kurulu düzene karşı çıkan, bugünkü manada anarşisttir, onunla kurulu düzen savaşır. Yani burada iki tane Müslümanı katletse, iki tane müşrik, siz gidip onları katledemezsiniz. Ona kurulu devlet düzeni katleder.
Eğer kurulu devlet düzeni dini termolojiye sahip çıkmıyorsa, siz onu dini termolojiye sahip çıkarmakla mükellefsinizdir. Müminler, bir kafirlerin kendilerini atom bombası atsalar, müminler gidip sivilleri atom bombası atamazlar, caiz değil. Atamazsınız siz.
Askerler, askerlerle savaşır. O yüzden 1400 yıl boyunca, hiçbir zaman gerçek Müslüman topluluklar ve askerleri, sivilleri katletmemişlerdir. Sivilleri katledenler, sivilleri katledenler, din adına katlediyorlarsa yanlış yapıyorlar. Misliyle hareket etmek devletin işidir. Eğer bir yerde devlet yok ise, orada Darül Harp komutanı seçilir, Darül Harp komutanı orada devletin yapmış olduğu işi yapar. Suriye'de örneğin, diyelim ki şu anda devlet düzeni yok orada, Müslümanlar orada bir ordu kurdular değil mi? O ordu orada dini, hukuk ve hükümler içerisinde çalışır.
O ordu da gidip sivilleri katledemez. Filistin'de İsrail'le mücadeleleri var, savaşları var, hak mı? Hak. Ama gidip de Filistinliler sivil İsrail'leri öldüremezler. İsrail'ler sivil Filistinlileri öldürdükleri halde. Anladınız değil mi burayı? Hanefi'ye göre, Şafi'ye, Maliki'ye, Hanbeli'ye göre bu hüküm bildiğim kadarıyla böyle. Ama sonradan, bilhassa Orta Doğu ulemasının bir kısmı, Orta Doğu ulemasının bir kısmı, bundan ayrılıp, mesela canlı bombalara, sivillerin katledilmesine, sivil merkezlerin vurulmasına cevaz veriyorlar, ben buna katılanlardan değilim, Hanefiler de katılmamışlar. Sakın böyle bir şeye de cavaz vermeyin kendi kendinize. Din, Kur'an ve sünnettir, imamların iştahıdır.
Siz kendi kafanızdan bir şeye iştah edip, anarşiye yol açamazsınız. Dinin hükmü bu değildir. Eğer anarşiye yol açılacak olsaydı, öyle bir hüküm olmuş olsaydı, 28 Şubat'ta bütün herkes ayağa kalkar, imam hatipler kapanırken, Kur'an kursları kapanırken, çocukların başları açılırken, Müslümanlar sürgün yerken, inim inim inletirlerken, muhakkak bir şey yaparlardı. Ama fıkıh buna müsaade etmez. Fıkıh buna müsaade etmez. İslam dini asla anarşiye müsaade etmez. Mesela Suriye'de mevcut devletle savaşıyor ya, şimdi bir örgüt orada. O savaşa başlatacak olan imamın, o savaştan galip çıkacağına dair analizi kuvvetli olması gerekir.
Ancak o savaştan galip geleceğine inanırsa, Müslümanları savaşa sürükleyebilir. Bunun için elinde donesi, elinde ona göre silahı, tankı, topu, tüfeği olması gerekir. Eğer böyle şeyleri olmadığı halde kalkıştıysa, orada ölen her Müslümandan, o savaşa kalkışan imam sorumlu olur. Dini fıkıhı bilmiyor insanlar. İnternet alimi herkes. İslam devletler hukukunu kim okuyor ki? Diyanetteki hocalar okumuyor. Profesörler okumuyor. Kaç kişinin evinde var ki? Kaç kişinin evinde var?
Kaç tane şeyhin evinde İslam devlet hukuku var ki? Kaç tane alimim diyenin evinde İslam devlet hukuku var ki? Kaç tane hukuk profesörünün evinde İslam devlet hukuku var ki? Yok. İmam Muhammed öyle bir eser bırakmış ki geriye. Gerçekten okudukça, İmam Muhammed, Muhammed'i ayakta alkışlıyorsa geliyor insanın. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayak izlerine bazmış. Hangi savaşta nasıl davrandı? Hangi savaşta hangi yöntemleri kullandı? Mesela siz düşman askerini aç bırakamazsınız, düşman askerini susuz bırakamazsınız, düşman askerini ekmeksiz, yemeksiz bırakamazsınız.
Siz düşman topraklarının yiyeceğini katledemezsiniz, ormanlarını yakamazsınız, budaylarını, arpalarını yakamazsınız. Hayvanlarını katledemezsiniz. Gençlerin yaşlılarını, kadınlarını, ihtiyarlarını, çocuklarını katledemezsiniz. Evet, kim biliyor ki? Eline iki tabanca geçiren, Birisi onun kulağını fısıldıyor, yabancı gizli servisler, kalkışın siz burada diyor.
Size silah da göndereceğiz, mühimmat da göndereceğiz diyor. Kalkışıyorlar, ölen çocuklar heba oluyor. PKK, ölen çocuklar heba oldu. Kim kalkışmayı yaptı? Hepsinden sorumlu onlar şimdi. Hepsinden sorumlu. Suriye'de şimdi kim kalkıştı orada? Ölenlerin hepsinden sorumlu. Eğer istekler yola çıktılar, sonuca ulaşırlarsa, eyvallah. Yani, Esad'ı devirirler, oraya İslam'ı hakim kılacak bir sistem kurarlarsa, tamam. Bu sözümü geri aldım.
Yapamazlarsa, ölen herkesin sorumluluğu var o kalkışmayı başlatandan. Ama dinin hukukunu bilmiyorlar ki. İslam ümmetini cahil bıraktılar. Biz din cahiliyiz. Biz iki yüz yıldan beri Osmanlı topraklarında yaşayan Müslümanlar din cahili. İki yüz yıldan beri bizim dinle, diyanetle, geçmişimizle alakamızı kestiler.
Oradaki insanlar da senin benim gibi. Orada da din öğrenmek yasak, dini yaşamak yasak, okumak yasak, Suriye'de de yasak, Mısır'da da yasaktı. İhvan-ı Müslümin nereden çıktı? Din yasak. Habire liderlerini katlettiler, içerilere attılar. Kolay şeyler yaşanmadı. Türkiye'de kolay şeyler yaşanmadı. İnsanlar çabuk unutuyorlar. On yıl oldu. On yıl. Fazla değil. Hadi on iki, on üç yıl oldu. Yirmi sekiz Şubat'ı yaşadık. Çabuk unutuyor insanlar. Yaşamayanlar da çabuk unutuyor. İmam hatiplerinin önünde kız çocuklarının başını açtıklarını ne zaman unuttunuz? Üniversitelerin önünde kız çocuklarının başlarını, polislerin oradaki, ondan sonra görevlilerin başlarını açtığını, çektiğini ne zaman unuttunuz?
Polislerin onları derdest edip, karakollara götürüp, ayakta bekletip, saatlerce onları orada zulmettiklerini, işkence ettiklerini, taciz ettiklerini ne zaman unuttunuz? Yaşamayan bilmiyor. Otobüsün içinde, üniversiteye giden otobüsün içerisinde başörtüller olduğunda, otobüslerin yolda durdurulup, yolda yolda bildiğiniz belediye otobüsü. Nereye gidiyor? Üniversiteye gidiyor. Durduruyor yolda polis. İçerideki başörtüllerini indiriyor. Yolda indiriyor. Ne zaman unuttunuz? Unutur insan. Yaşamadı ya. Yaşasaydı unutmazdı. Şimdi bana diyorlar ki bazen atıyorlar, kinayesine bana mail atıyorlar, tweet atıyorlar. Hocam bir 28 Şubat tutturmuşsun gidiyorsun.
Senin kapının önünde iki yıl polis arabası dursaydı da sonraydım ben sana. Senin kapının önünde üç yıl boyunca, kapının önünde, evinin önünde polis arabası dursaydı, seni taciz etseydi de görseydim ben seni. Ben seni görseydim o zaman 28 Şubat'ı diline pelsenek mi ediyorsun, ne yapıyorsun diye. Durmazdın durduğun yerde. Millet dergahı, tekkeyi bıraktı. Zikri bıraktı o zamanlar. Şeyhler şeyh değiliz dedi, oturdular kenara. Dervişler derviş değiliz dediler. Bende veba hastalığı varmış gibi. Benim en yakın arkadaşlarım kaçtı benden. Selam vermemek için yollarını değiştiriyorlardı.
Benim öz kardeşim dükkanından telefon açtırmadı bana. Telefon açacaksan dükkandan dışarı çık dedi. İzleniyorsun sen dedi. Doğru söylüyorsun dedim ben. Kendi dükkanımızı açamadık biz. İçinde mallarla beraber indirdik kepengi. Yaşayan biliyor onu. Şimdi oturmuşlar. Herkes gezici, herkes demokrasi havarisi. Özgürlük istiyor arkadaşlar. Yakın yıkın bakalım ortalığı. Neredeydiniz? Demokrasi havarileri. Özgürlük havarileri. Neredeydiniz? Bizim iş yerimiz 150 tane polis tane basıldı. Neredeydiniz?
Camide basıldık. Cami, cami. Bildiğiniz cami. İsmail Hakkı Bursevi tekkesinde. Mevlüt okunuyor bir de. Mevlüt'ün sonunda 3 sefer. La ilahe illallah. Bunu dedik bunu. Bilmiyorum yüzün üstünde polis vardı herhalde değil mi? O gece olanlar elini kaldırsın. Var mıydı yüzün üstünde polis? Vardı değil mi? Caminin etrafını sardılar. Cami, cami. Ey ümmeti Muhammed. Bildiğiniz cami. İsmail Hakkı Bursevi tekkesi. Okunan Mevlüt'ün şerif. Üzerinden 3 sefer. La ilahe illallah. Dedik.
Biz unutmayız. Biz unutmayız, unutmayız. Yaşadık çünkü. Ver şimdi gençlerin eline birer tane John Walker whisky. Çocuğun ayağında 10 liralık ayakkabı yok. Üzerinde kot, bir pantolon var 15 lira. Tişört var 5 lira. Gözümden gördüm. Cumartesi heykeldeyim. Çocuğa bakıyorum. Çocuğun üzerindeki kıyafetlerin toplamı 20 lira değil. Elindeki whisky şişe sordum. Kaç para dedim bir whisky. Dediler ki bana en adisi 80-90 lira. Çocuğun elinde whisky şişesi var. Ulan o çocuğa 100 lira versen önce gidecek kendi ayağına don alacak bir tane düp düzgün.
Ayağındaki donda hayır yok adamın. Ama elinde whisky şişesi var. Ha özgürlük nidalar atıyor adam. Ben gece dükkana gittim. O gün bana çünkü geldi tehdit ettiler. Senin dükkanda hocam bizden duymuş olma. İşte biz seni seviyoruz. Ama kepenkleri kapatın. Senin dükkanda sırada dediler. Ben dedim ilk gelenin kafasını gözünü ben yararım burada. Böyle baktı. Onu dedim imamdan daha fazla sargılı dolaştırırım dedim. Buraya geldi mi birisi dedim. İlk sopayı benden yer dedim. Ben gece buradan çıktıktan sonra Hemen dedim gideyim bir ne oldu. Varsa bir şey dedim hiç olmazsa. Gittim neyse arabayı tam park ediyorum oraya.
4-5 tane genç böyle. Ondan sonra ben sakallıyım ya. Ben de yanaştım böyle. Beni gözden kestirdiler herhalde. İşte biz 10 lira verir misin? 20 lira verir misin? Birinin tuttun böyle kolundan. Sen hangi mahalledensin dedim ben. Filanca yerden dedi. Ne iş bu dedim 10 lira 20 lira. Parasız kaldık ya dedi. Bak dedim Sen dedim seni içine buraya getiren var ya dedim. Evet dedi. Gideceksin onu bulacaksın şimdi dedim. Onun bağrına basacaksın dedim. Gırtlandan tutacaksın. Diyeceksin ki dedim. Ulan Ben sıraladım. Adam diyeceksin dedim. Beni buraya kadar getirdin. Burada beni de bağ attırdın. Benim cebimde para yok şimdi. Ben evime gideceğim.
Bana para ver diyeceksin dedim. Bu böyle baktı. Dedim sakın ha. Öyle dedim kafandan geçirme. Bu adam ak saçlı. Ak beyaz ak sakallı. Ben buna böyle basarım çökerim. Bundan para alırım diye düşünürsen dedim ben. Eğer aklın böyle çalışıyorsa dedim. Şimdi çökertceğim seni ben burada dedim. Hacı abi sen nesin dedi. Ben Karabağşı Veli tekkesinde hizmet ediyorum dedim. Sen bir dahaki cumartesi gel oraya dedim ben. Orada tanışalım. Biraz daha anlattım. Öbür günler geldiler. Ondan sonra baktılar. Ben diri duruyorum gittiler. Biz yaşadık onu. Toparladım. Misliyle hareket etmek için bir imamın iştahı gerekir.
Devlet başkanının emri gerekir. Hiç kimse kendi kafasından misliyle hareket edemez. Müslüman için Kabe nedir? Müslüman için Kabe Allah'ın emrettiği beytidir. Cenab-ı Hak oraya beytim demiş. Evim demiş. Müslüman için Kabe Allah'ın evidir. Biz Kabe'ye Allah'ın evini ziyarete gideriz.
Buna bir sürü mana katanlar vardır. Sen bir sürü mana katanların manalarını dinle. Allah'ın evidir. Kim orayı ziyarete giderse Allah'ın evini ziyaret eder. Kim tavaf ederse Allah'ın evini tavaf eder. Tavaf Allah emredeceği için olur. Haç menakısları Allah'ın emridir. Cenab-ı Hak emretmiş. Beytullah'ı yaptırmış. İbrahim'e de nida ettirmiş. Ey İbrahim nida et. Mümin kullarım gelip beytimi tavaf etsinler. Allah'ın emrime gideriz biz. Allah emretseydi bu ağacı tavaf edeceğiniz diye biz bu ağacı tavaf ederdik. Allah emretseydi bize Himalayaların tepesine çıksanız hem Himalayaların peşine tepesine çıkardık biz.
Cenab-ı Hak emretmiş. Beytullah'ı tavaf edin tavaf ederiz. Tavafın şeklini İbrahim aleyhisselamı öğretmiş. Şöyle tavaf edeceksin demiş. Biz İbrahim'den itibaren bütün peygamberlerin sünnetleri aynı öyle tavaf ederiz. Dört şaft bir dönüşe bir şaft denir farzdır. Üçü de nafiledir. Yedi şaft bir tavaf eder. Yedi şaft emmare levvame mülhüme mutmeyne radiyemar diye safiyedir. Her şaft bir nefis meratibidir. Son şafta o kimse nefis meratiplerinin zirvesine çıkar. Allah emrettiği için yaparız. Allah emrettiği için yaptığımız için zaten nefsimizden temizlenmiş. Nefsimizi terbiye etmiş oluruz.
Say Hacer annemizin sünnetidir. Allah ondan sonra gelen bütün peygamberlere sayı emretmiş. Biz onu yaparken Allah emrettiği için yaparız. Yapılış şekli ise Hacer annemizin sünnetidir ki kadının ehemmiyeti ve önemi çıkar burada. İslam kadınlara değer vermiyor diyenlere cevaptır. İslam kadınları değersiz tutuyor diyenlere cevaptır. Haç menakıslarında Hacer annemizin bir kadının sünneti işlenir. Bana bir şey söyleyin ki kadınların üzerinde kadim bir şekilde kalmış bir kadın olsun. Kadının bir işi olsun. İslam'da vardır. İslam'da vardır. Kadına değer ve kıymet İslam'dadır. Bakın Hacer annemizden sonra gelen bütün Müslümanlar erkeği kadını Hacer annemizin sünnetini işlerler.
Hacer annemiz Beytullah'ın olduğu yere İsmail'i koymuş. Herkes oraya geldiğinde o tarafa bakaraktan gider. Ve Hacer annemiz orada koşmuş koşarız biz orada. Hacer annemiz koştu diye koşarız. Hacer annemiz koşmuş. O İsmail'ine bakmış. Senin de bir İsmail'in olsun orada. Kurban et Beytullah'a kendini. Kurban ettiğin bir şeyin olsun. Sen de ona bakaraktan koş. Şimdi Beytullah'a bakaraktan koşar herkes. Ama Hacer annemiz Beytullah'a bakmadı. İsmail'e baktı. Biz Hacer annemizin sünnetini işleriz. Taş atarız. İbrahim aleyhisselam taş attığı için atarız. Musa aleyhisselam da taş atmış.
Şeytanı taşlamış. Hz. Adem orada vakfeye durmuş. Bakın ta Adem'den beri gelen bir gelenektir bu. Adem'den gelen bir rutiyeldir bu. Adem'den gelen bir ibadettir. Bir ibadet gösterin ki insanların atasından devam etmiş gelmiş. Allah böyle bir sünnetullah koymuş. Vakfeye durarız. Atamız Adem'in duasının kabul edildiği yere çıkarız. Duasının kabul edilip Havva'nın getirildiği buluştuğu yere orada dua ederiz. Nerede? Vakfede. Hac öylesine bir tarihi ders verir ki bize. Öylesine tarihi cem eder ki orada bize. Ta başlangıçtan sana kadar gelen bütün ümmetin ritüellerini yaşarsın orada.
Sakın öyle kendince orada gaflete düşme. Orada nice peygamberler geldi dua etti. Nice evliyalar, veliler dua etti. Muhammed-i Mustafa'ya gelinceye kadar Allah'ın yeryüzünde ne kadar velileri, dostları, müminleri varsa gelip orada dua etti. Allah'ın yeryüzünün dışında, semada ne kadar varlıklar varsa o varlıkların, o mümin olan varlıkların hepsi de Arafat'a gelip o gün dua ettiler. Vakfe yapıyorlar. Gözünü açıyorsun, milyonlarca orada Müslüman. Gözünü kapatıyorsun, milyonlarca, milyarlarca varlık. Hepsi beraber vakfedeler. Hepsi beraber ihramdalar. Aynı insanlar gibi. Sizin üzerinizde ihram var, onlarda da ihram var. İhramsız hiç kimse yok. İhramsız bir kimse yok.
Bölük bölük, ferç ferç. Kavim kavim gelmişler. Hepsi de ihramlı. Hepsi de lebbeyk diyor. Hepsi de lebbeyk diyor. İnsanlar diyemiyorlar. Bir bakıyorsun kimisi ekmek alacağım diye uğraşıyor. Kimisi su alacağım diye uğraşıyor. Kimisi hacı ile kavga ediyor orada. İnsanoğlu. Enteresan varlık. Enteresan varlık. Birisinin önüne geçeceğim diye uğraşıyor. Enteresan varlık. Haçtasın. Evet. Haç başlı başına insanlığın varoluşundan beri gelen bir ibadetler ritüelidir. Musa aleyhisselam şeytanı taşlamış orada. Rivayet edilir ki bir gözünü kör etti derler.
Orada taşlamış. Bütün peygamberler İbrahim aleyhisselamdan sonra gelip orada tavaf etmişler. Rivayet edilir ki İbrahim'den önceki peygamberler de Adem aleyhisselamın atalarının o geldiği yerlere eninde sonunda gelirler. Orada ölürlermiş. Adem aleyhisselamdan sonraki peygamberlerin gömüldüğü yerdir Beytullah. Ve orada Adem'den önceki peygamberlerin o Beytullah'ın içinde kabr-i şerifleri vardır.
Rivayet edilir. Felsefe diyebiliriz. Eyvallah. Evet. O yüzden Hacirel Esret'i kabul etmezler. Biz inanırız. Cennetten çıkmalıdır. Rivayet edilir ki Adem aleyhisselam cennetten çıkarılacağı zaman tutunmuş. Çıkmak istememiş az bir şey. Ama o Hacirel Esret taşıyla beraber Cenab-ı Hak onu göndermiş. Ve işaret olmuş o. Cennet var. Adem aleyhisselam daha önce cennette yaşıyordu. O taş cennet taşı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri istilaf etmiş. Öpmüş onu. Hani Hazreti Ömer efendimiz der ya. Ey taş bilirim ki sen kara bir taşsın. Ama Muhammed-i Mustafa'nın sana dudakları değdi. O yüzden der benim de dudaklarım değsin isterim.
O sana hürmet ettiği için hürmet ederim der. İnceliye bakın. Hacirel Esret bir taştır. Ama rivayet edilir ki o hacca gelenler istilam ettikçe o hafızasını alırmış. Beytullah kendisini ziyaret edenleri hafızasını alır. Beytullah'ta dikkat edin kendinize. Beytullah'ın kameraları var. Mubeselere inanıyor musunuz ya? Ona da inanın. Burada 60'ta gelecek deyince daha bir kilometre önceden gazı düşüren öyle bakıyorsun ya gözünden. Kendini çeki düzen veriyorsun ya 120 lira ceza için. Her yere koydular ya şimdi bas basabilirsen hadi. Ah Müslüman 120 lira ödememek için gaz kesen Müslüman dilinin gazını kesmiyor.
Kameralar var. Beytullah çünkü hadisle sabit. Mahşere süslü olarak getirilir diyor. Süslenir. İhtişamla getirilir. Ve Beytullah'a gir cennete dediğinde Beytullah der ki diyor. Ya Rabbi Beni tavaf edenlerle beraber cennete girerim. Beni tavaf edenlerle beraber cennete sok der diyor. Ve Beytullah kendisini tavaf edenlere şefaat eder der diyor. Hadis-i Şerif Tabi şefaati inkar edenler var ya onlar bunu da inkar edecekler. Hac bu manada Adem'den itibaren Muhammed-i Mustafa'ya kadar farz diyebiliriz. Peygamber Efendimiz'in kabr-i şerifi kapısı bulunmayan dört duvar içinde midir? Dört duvar içerisinde kapısı var.
Rabıta dinimizde var mıdır? Peygamber Efendimiz'de rabıtada bulunmuş mudur? Budizm ile bir bağlantısı var mıdır? Güzel. Rabıtayı direkt olarak Ayet-i Kerime olarak bildirilecek Ayet-i Kerime'den bir işaret lazımsa Salihlerle beraber olun. Ayet-i Kerime. Bunu fiziki beraberlik olarak da algılayabilirsiniz. Ama Fatiha Şerife'de Ya Rabbi o peygamberlerden o salihlerden eyle. Bizi onlarla beraber eyle. İyi. Peygamberlerle nasıl beraber olmayı düşünüyorsanız öyle beraber olun. Buradan da rabıtanın var olduğuna işaret eder. Ehli Sufi. İşte namazdan namaza gözünü diken Rab deden iki namaz arasında günahları affolur.
Buradan rabıta çıkarır. Ehli Sufi. Bir kimse rabıta yoktur. Ben de rabıta etmeyeceğim dese onun hakkıdır. Ama bir kimse de dese ki kardeş ben iyileri seviyorum. İyileri hep aklıma getirmek istiyorum. Ben peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini seviyorum. Ben hep aklımda onu tutmak istiyorum. Rabıta bu. İnsanın sevdiğiyle beraber olmak istemesi. Hani sahabeden birisi ağlar ağlar ağlar ağlar sabahleyin karşı karşıya gelir Hazreti Peygamberle der ki Hazreti Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem der ki ne bu halin? Der ki Ya Resulallah sallallahu aleyhi ve selleme inanıyorum ki ben cennetlik olacağım. Ama seninle orada beraber olamamanın hüznün ve kahrı beni perişan etti deyince kişi sevdiği iledir, kişi sevdiği iledir, kişi sevdiği iledir der.
Bir kimse çok sevdiğini düşünmez mi? Bir erkek bir kadına aşık oluyor hep onu görmek istiyor öyle değil mi? Kapısının önünden geçmek istiyor. Onun kokusunu almak istiyor. Onu bir kez olsun görmek istiyor. Şiirler yazıyor ona. Mesajlar yazıyor. Evinin etrafında dolaşıyor. Gideceği yerlerde dolaşıyor. Ondan bir haber almak istiyor. Bizim gençliğimiz de böyleydi. Şimdikiler nasıl yapıyor bilmiyorum. Biz sıcak demezdik, soğuk demezdik. Arkadaşlar vardı bizim. Amanın ne aşık olurlardı. İçerlerdi, arbest dinlerlerdi. Aşıktı. Gencebay'dan dinlerlerdi. Ferdi'den dinlerlerdi. Sorduğumuzda aşıktı onlar.
Otururlar, şiirler yazarlardı. Mektuplar yazarlardı. Evlerinin önünden geçmeye çalışırlardı. Bir sefer görecek. Düğünlere giderlerdi. Bir sefer görecek. Yazlık sinemalar olurdu bizde. Herkes aman beklerdi sinemanın önlerinde. Muhakkak bir haber gelmiştir. Sevdiği kız sinemaya gelecek. Oralarda dolaşır. O sinemaya girince o da girerdi. Ne bileyim ara olunca kendini gösterecek bir volt atardı arada. Ben çok yaşayamadım bunları da bilirim ama. Bir insan birisini sever ya. Sevdiğinin peşine düşer ya böyle. Hep onu görmek ister. Böyle sevmeyen, burnunu akıta akıta, gözünün yaşını akıta akıta, ciğerini yaka yaka. Sevmeyen, rabıtayı anlamaz. Hani Hazreti Mevlana mesnevinin başında der ya.
Bana der, ayrılıktan gönlü ciğeri yanmış. O ayrılığın acısını çekmiş bir gönül gerek. Beni ancak o anlar. O ayrılık acısını, o sevda acısını çeken bir gönül gerek ki o rabıtayı anlasın. Burnunda koksun sevdiği onun. Hayali gözünün önünden gitmesin. Sevmek odur çünkü. Seven, hep sevdiği vardır gözünün önünde. Hep hayaller o sevdiğini. Kendi kendine konuşur onunla. Kendine diline sıralar cümleleri. Mektuplar yazar kendi içinden. Der ki, seni gördüğümde sana sevgimi şöyle anlatacağım. Gel, sıralar ne varsa, şiirler ezberler. Kendince dörtlükler kurar.
Ama karşılaştığında lal olur. Konuşamaz hiçbir şey. Susar, ağlar, ağlar, ağlar. Dili peltekleşir, şişer. Dil oynamaz olur. Sevmek böyle bir şeydir. İşte o kimsenin hayalinde hep sevdiği vardır. Yazar ya, aklımda fikrimde hep sen varsın. Yazar ya, hep yazmıştır sevdiğinden. Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun, gelmiyorsun. Dün gece yine mehtabı sens anlattım der ya. Yazar ya, dün gece yarhanesinde yastığım bir daş idi. Altım çamur, tüm yağmur, yine gönlüm hoş idi. Aşık yazar onu. Aşık. Rabıta aşıklar içindir.
Rabıtayı sevdadan, sevgiden nasibi olmayan eşekler anlamaz. Hazreti Mevla'nın öyle der ya, sevgiden nasibi olmayanların eşekten farkı yoktur der. Seven hayaller çünkü. Birisi, Bursa'ya gittiğimde bir güzel Bursa döneri yiyeyim der. Ne kadar hayalinde o yok mu? Bursa döneri görer o kimse. Aha sahibi burada, usta ona döneri yapacak, giderecek. O onu gönüller kendi kendine. Birisi Hazreti Peygamber'i hayaller. Sallallahu aleyhi ve sellem. Seviyordur çünkü onu. O acaba yemeği nasıl yerdi? O acaba yemeği nasıl çiğnerdi? O insanlara nasıl davranırdı? Nasıl tebessüm ederdi? Arkadaşlarına nasıl davranırdı? Şimdi burada oturuyor olsa, biz nasıl otururduk acaba? Şimdi burada bizi ziyarete gelmiş olsaydı, bizim halimiz ne olurdu acaba?
Ya da semada çıksa gelse böyle, sema esnasında çıksa gelse, etrafında avanesi, tahtın üstüne oturtursalar, nurdan tahtın üstüne, etrafında bir tarafında Hazreti Ebubekir Efendimiz, öbür tarafında Hazreti Ömer, Hazreti Ebubekir Efendimizin yanında Osman, Hazreti Ömer Efendimizin yanında Hazreti Ali, Hasan ile Hüseyin sağında, solunda, Aşeri Mübeşşere yanında, Fatıma Atıl Zehra oradan tebessüm etse bize, Hatice Validemiz öbür taraftan tahtın üzerinden kurulsa, Ashab arkasında gelse, yanında veliler, evliyalar olsa, toparlansalar, bunlar garip, bunlar kimsesiz, bunlar yalnız,
bunların elinden tutan yok, önünden koşan yok, arkasından yok deseler, gelseler, hayal ya, gönül arzu etmez mi, istemez miydiniz? Otursanız gece Allah'ı zikrederken, Allahümme salli ala seyyidine ya Muhammed dediğinizde, dizinizin dibinde var olduğunu hissetseniz, diz dize olsanız, geldim dese, neler feda etmezdiniz?
Geldim demesine gerek yok demeyeyim de, görseydiniz, Allahümme salli ala seyyidine Muhammed derken, açıverseydi ellerini size, bir dua etseydi, açıverseydi ellerini, ya Rabbi affet bu ümmetimi deseydi, hani var ya, ey Habibim, sana gelselerdi, senden tövbe etse, senden tövbe isteselerdi, sende onları affediverirdin, hani bedevinin birisi geldi ya, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettikten sonra, oradaki toprağa saçını başını, şey yaptı ya, sürdü ya, sakalını sürdü ya toprağa, abanı verdi toprağının üzerine,
dedi ki, geldim ya Resulallah, günahlarımla geldim, kusurlarımla geldim, yanlışlıklarımla geldim, eksikliklerimle geldim, noksanlıklarımla geldim, boyumu açtı işlediklerim, gönlümün karalığıyla geldim, ama ümit ettim, bir peygamberim var benim, ona iman ettim, senin yüzü su hürmetine ya Resulallah dedi, hani oradaki ashab da şaşırmıştı ya, bu bedevi ne yapıyor demişlerdi, ama kabri şeriften bir nida geldi, Allah seni affetti diye, hayal ya, hani böyle gecenin yarasında, Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed, derken,
hani gözümüzün önüne geliverseydi ya, hani dizimizin dibine oluverseydi ya, olsaydı ya, seven sevdiğini hayallermiş, seven sevdiğini ümit edermiş, seven sevdiğini görmek ister, rabıta odur aslında, aşığın maşukunu gönlüne koyup, aşığın gözüne maşukunu koyup, aşığın kulağına maşukunu koyup, aşığın diline maşukunu koyup, her şey maşuk gibi görmesidir, kendini ona rapt etmesidir, sevenin sevdiğine koşmasıdır, bunu sevmekten nasip olmayanlar bilmezler, o yüzden sufiler çok önemserler, hani rahmetli şeyhimin şeyhine, gencin birisi gitmiş ders almaya,
çorunun acı Mustafa Efendi Hazretlerine, gence sormuş, mübarek, evladım demiş, sen hiçbir kıza aşık oldu mu, hayır efendim haram demiş, evladım sen demiş, dağa, taşa, kuşa, böceğe bakar mısın, böyle onlara, bir sevgin var mı, meleyanı efendim demiş, demiş, evladım senin zahire sevgin yok, batına nasıl sevgin olacak demiş, hadi evladım sen başka kapıya git demiş, sufilik sevda işidir, sufi seven gönüldür, onun için gözünden yaş eksik olmaz, onun için dilinden sevdası eksik olmaz, onun için gözünden sevdası eksik olmaz,
o seviyordur çünkü kendince, ve sevdiği için, hep sevdiğini hayal eder, rabıta ona lazımdır, aşktan nasibi olmayana, rabıta ne gerek, aşktan nasibi yok, gönlünde bir sevgi kırıntısı yok, annesini dahi sevememiş, hani askere gider erkekler de, annesini özler, annesinin yemeğini özler, sesini özler, babasını özler, babasının sesini özler, hasret vardır çünkü, anne sever evladını, yavrum der, mektuplar yazar oğluna, telefonlar açmak için feryat eder, oğlu askerdir, baba biraz daha dirayetli durur, kendisini göstermez ama,
annesi hadi gidelim oğlana deyince, tıpış tıpış o da koşar gider, sevmektir ya, hani nişanlısı vardır, o kimsenin askerde, o kız gece gündüz nişanlısını düşünür ya, fotoğraflarını asar odasına, sevdiği askerdir çünkü, sevdiği oradan bir tane geviçle, çekilmiş bir şey götürür, fotoğraf gönderir, kocaman geviçle, böyle bakar o, şaşkındır, şaşkınca bakmıştır o, o fotoğraf o kız için harika bir şeydir, sevdiği askerdir onun, ve bakar ağlar, sevdiğim asker der, gözyaşı kıtır, sevmek böyle bir şeydir, o askerde hasret çekiyordur ya,
sevdiği vardır, günleri sayar, bir gün daha eksildi, bir gün daha eksildi, sana geliyorum der, sevdiği kadın çünkü, memleketinde kalmıştır onun, sevmiştir, hep onu düşünür o, bir kimse sever ya, sevdiğini düşünür, rabıtasında hep o vardır, rabıta bu, ondan sonra durur, aklımda fikrimde hep sen varsın, onun aklında fikrinde hep o vardır, o yüzden o oturur, karadır kaşların ferman yazdırır der, onun kaşları ferman yazdırır artık, o bak dışarıdan bir bakar, kaş ferman yazar mı, yazmaz, ama seven için, karadır kaşların ferman yazdırır,
beni diyar diyar gezdirir der, onun bir kara kaşlısı vardır, onun bir kara gözlüsü vardır, o kara kaşlısını, kara gözlüsünü görebilmek için, diyar diyar dolaşır, her göz onun için kara gözlüdür, her kaş onun için kara kaşlıdır, o her kaşa bakar, o kaşı görmek ister, ve her kaşa yaklaştığında bu değilmiş der, her göze yaklaştığında bu değilmiş der, onun bir kara kaşlısı vardır, onun bir al yanaklısı vardır, hep o al yanaklıyı özler ya, onun kiraz dudaklısı vardır, hep o kiraz dudaklısını özler ya, onun kakül saçlısı vardır,
onun hep kaküllerini örer ya, sevmenin adım attığı yerdir, rabıta ona lazımdır, yoksa bizim yolumuzda ders alan bir kimseye, al sen 15 dakika şeyhini düşün, yoktur bizde, bizde yoktur öyle bir şey, zorla düşünecek, düşünme kardeş, intikam alırsın sonra düşündüğün anlara, zorla sevmeye kakma, intikam alırsın o günlerinden sonra, zorla aşık olmaya kakma, intikam alırsın o günlerinden, zorla ders çekmeye kakma, intikam alırsın sonra o günlerinden, zorla bir şeyhe bağlanacağım deme, intikam alırsın sonra, hem senden hem benden,
uzak dur, sevdan varsa gel, aşıklığın varsa gel, kime aşıksan ona gel, kime aşıksan ona git, kimi seviyorsan onun peşinden git, insan ya sevdiği yere, ya sevildiği yere yakışır, git sevdiğine git koş, kapısında yat, git sevdiğinin mekanına git, git sevdiğinin evine git, git sevdiğinin odasına git, git sevdiğinin bahçesinde de yaşa, sevdiğin yere yakışırsın, kovsalarkene gidersin çünkü oraya, seviyorsun ya, yürü git buradan dese oturursun, Şahı Nakşibendi Hazretleri, üstadına öyle bağlanmış ilk, gelmiş boynunu bükmüş,
oturmuş oraya, yanında oradan demiş ki birisine, kaldırın atın şunu şuradan demiş, atmışlar, Şahı Nakşibendi Hazretleri'ne, bir daha gelmiş, bir daha atmışlar, bir daha gelmiş, bir daha gelmiş, dergahta kaç kişi varsa, Şahı Nakşibendi Hazretleri'ne, dışarı atmışlar dergahtan, Şahı Efendi demiş ki, oğlum sıra bana geldi, ben atsam gene gireceksin içeri demiş, gireceğim efendim demiş, aşıklığa bakın, e gel oğlum o zaman, şuraya benim yanıma otur demiş, sağ tarafına, şeyhin sağ tarafına, şeyhten sonra hiyerarşide gelen durur,
alıvermiş onu sağ tarafına oturtturmuş, aşıklık, seveni atarsın gelir o, kovarsın gelir, kızarsın gelir, söversin gelir, döversin yine gelir, şimdi nerede öyle seven, şimdi selam vermesen, bana selam vermedi diyor, hani seviyordun ya, hani aşıktın ya, o yüzden, sevmediğiniz bir şey yapmayın, sonra döner ondan intikam alırsınız, insanoğlu enteresan bir şeydir, o yüzden rabıta sevene gerek, ona rabıta vermeye de gerek yok ki, seven hep sever, seven hep sever, sevilen de bilir ki, onun bir aşığı var, hep kapının önünde duran,
maşuk demez ki neredesin diye, bilir o kapısının önündedir, sevmek böyle bir şeydir, siz böyle bir sevda yakaladıysanız, size rabıta gerek yok, siz zaten o rabıtayı kurmuşsunuz, öyle rabıta kuran, sevdiği ne yiyor onu yer, ne içiyor onu içer, ne giyiyor onu giyer, enteresan bir şeydir, nasıl yürüyor öyle yürür, nasıl gülüyor öyle güler, nasıl sohbet ediyor öyle sohbet eder, zaten seviyorsa, ondan konuşan, onun maaşıkıdır, hani diyor ya Cenab-ı Hak, o benimle söyler, Allah, sevmek böyle bir şeydir, siz kime aşıksanız,
sizin dilinizden o konuşur, kime aşıksanız, eliniz onun eli olur, kime aşıksanız, yüzünüz onun yüzü olur, kime aşıksanız, gözünüz onun gözü olur, aynaya bakarsınız, kendinizi göremezsiniz, oysa aynaya bakmıştınız, kendinizi görecektiniz, ama siz yoksunuzdur, sevdiğiniz vardır, aynanın önünden ayrılmak istemezsiniz, bakarsınız ki, sağa tarıyorsunuz, o da sağa tarar, sola tarayan odur, sağa tarayan odur, aşağı tarayan odur, ağlayan odur, gülen odur, duyan odur, tutan odur, aynada o vardır, ağaçta o vardır, gökte o vardır,
güneşte o vardır, dağda taşta o vardır, çaya bakarsınız, o vardır, içemezsiniz, yemeğe bakarsınız, o vardır, yiyemezsiniz, insanlara bakarsınız, herkes ona benzetirsiniz, işte bu dersiniz, hani filmlerde olur ya, böyle, aklını yetirmiş aşıklar vardır, bir kıza aşıktır ya, o saçlarını hep o kızın saçlarına benzetir, her uzun saçlının peşine düşer o, budur şimdi der, koşar sensin der, yüzüne dönüp baktığında o değilmiş der, yine bir uzun saçlıya kadardır o, yine bir uzun saçlı görür, yine ümit eder, işte der o şimdi,
şimdi tek tek saçlarını öreceğim, örgüler yapacağım, her örgüsüne bin bir tane çiçek, bin bir tane koku koyacağım der, gider bakar, yine de baktı o değildir, aşıklık böyle bir şeydir, o yüzden, rabıta, ona lazımdır, başkasına deyin, ona lazım, zaten ona rabıta da denmez zaten, Evliya Allah'ın 28 dereceden oluştuğu söylenmiş, Evliya Allah olanlara sormak lazım, Evliya Allah olanların dereceleri vardır muhakkak, onlar da derecelerini saymışlar demek ki, birinci derece, ikinci derece, üçüncü derece diye, sayabildilerse,
28 derece tespit etmişler, onlara sormak lazım, ben böyle bir şey okumadım herhalde, o yüzden, bundan sonrasını konuşamayacağım herhalde, soru soranlar haklarını helal etsinler, Mesnevi Şerif'e, vefasızlık etmeyelim, iki beyt de olsa okuyalım, nerede kalmıştık, kaç, bu dünya bir dağdır, yaptıklarınızsa ses, ses yankılanır, gene bize döner gelir dedi, kuyumcu bu sözleri söyledi, söyler sözlemez de toprak içine girdi, o halayık cazda, aşktan, zahmetten arındı, bu dünya bir dağdır, yaptıklarınız da sesi,
hiç bilir misiniz, hiç bir vadiye çıktınız mı, bir dağa çıktınız mı, bir vadiye bağırırsınız, karşınızda dağ vardır, Ahmet dersiniz, karşıdan ses yankılanır, Ahmet diye, ellerinizi böyle yaparsınız, Huuu dersiniz, biter, bir yankı gelir, Huuu diye, ses sizindir, bir yere vurur, bir yere çarpar, size gelir tekrar, yaptıklarınız sizindir, bir yere vurur, sizin yüzünüze çarpar yine, ateş eken,
koğur biçer, iyilik eken, iyilik biçer, kötülük eken, kötülük biçer, sevda eken, sevda biçer, nefret eken, nefret biçer, yaptıklarınız sizindir, hani Cenab-ı Hak der ya, o mahşerde yaptıklarınız, sizin ellerinize tutuşturuluverir, yaptıklarınız sizindir, bu dünya, imtihana nedir, sonunda, kıyamet duvarı vardır, yaptığınız, o kıyamet duvarına vurur, size gelir, bu dünya, o kıyamet duvarını bekler, herkesin bir kıyameti vardır, herkesin bir kıyamet duvarı vardır, vurur, size gelir, bir başkasına gitmez, kuyumcu bu sözleri söyledi,
söyler söylemez de, toprak içine girdi, o halayıkçaz da, açtan zahmetten arındı, çünkü, ölülerin sevgisi eyleşmez, çünkü ölü, bir daha dönüp gelmez, ölülere olan sevda, çabuk biter, ölür, biter, çünkü ölümlüdür, çünkü ölümlüdür, ancak, ölümsüzlere olan, ölümsüzü sevene, sevdiyseniz, o sevda bitmez, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz.
ölümsüze aşıktı, ona aşık olursanız, o sevda bitmez, onun aşkı, ölümsüzdür çünkü, hangi ölümsüz aşka, tutulursanız, o bitmez, ama, ölümlülerin aşkı biter, çok durmaz, insanın üzerinde, bir kimsenin babası ölse, o kimseye üç gündür yaz, bir kimsenin kocası ölse, dört ay iddet bekler, dört ay bittim evlenir, biter, bir adamın karısı ölse, gömdüğü anda unutur biter, gider bir daha evlenir, hatta bakar hasta, hazırlar yedeğini, ölümsüz, ölümlü, ölümlüyse, çabuk biter, siz bir gömlek alırsınız, biter, dirinin aşkı,
gönüldedir, gözdedir, her solukta, goncadan da, daha taze bir hale gelir, oysa diri olan Allah'tır, siz o diriyi severseniz, o hep gözdedir, veyahut da bir şahsı seviyorsanız, o hep gözünüzdedir sizin, ölünceye kadar, o her nefes, gonca güllere çağır, her nefes tazelenir, sevda öyle bir şeydir ki, kendi içerisinde bitmez tükenmez, bir enerjisi vardır, her nefeste taze olur, her nefes binbir kokular saçar, her nefes binbir tat verir, öyle bir an gelir ki, nefesi aldığınızda, onun kokusu gelir ya, bırakmak istemezsiniz,
ama bilirsiniz ki, bir daha nefes aldığınızda, apayr bir koku gelecek, o kokuyu saklarcasına, yüreğinizin bir köşesine koyar, bir nefes daha alırsın, sanki o nefesi alırken, onun koku zerreciklerini, içinde hissedersin, ciğerlerinde o vardır böyle senin, kokladıkça koklayasın gelir, kokladıkça koklayasın gelir, emme basma tulumba gibi, ciğerin büyür, kalbin yığır, patlayacak gibi olursun, gözlerin açılır, kan oturur gözlerine, damarların şişer, nefes aldıkça alasın gelir, aldıkça alasın gelir, artık nefes nefese karışır,
nefes nefese karıştıkça, senin nefesin kalmaz, en sonunda onun nefesi olur, artık nefesi alan da odur, veren de odur, bakarsın o nefes alır, o nefes verir, her nefes onundur, dersin ki nefes senin, kabarcıklar senin, koku senin, hüzün senin, keder senin, aşk senin, sevda senin, ben de seninim, her şey senin dersin, enteresan bir şeydir, o nefes alıp verdikçe, gözünde görürsün onun tomurcuklarını, nefes alıp verdikçe, seni bir bahar bahçesine götürür, nefes alıp verdikçe, bir bakarsın ki, senin gönlünden Beytullah geçer,
tak Beytullah'a götürür seni, al der, gönlünden bu mu geçti, eyvah dersin, eyvah, keşke gönlümden seni geçirseydim, yürü der, aşık yolun var senin, tekrar nefes alır, vermeye başlarsın, bin bir tövbe dersin, ben senin yarattığını neden düşündüm diye, der, anladın mı şimdi, sevilecek olan bendim, anladın mı şimdi, koklanacak olan bendim, anladın mı şimdi, zikredilecek olan bendim, anladın mı şimdi, yardım eden benim, anladın mı şimdi, dost olan benim, anladın mı şimdi, terk etmeyen benim, anladın mı şimdi, hamçerlenmeyen benim,
anladın mı şimdi, elinden tutan benim anladın mı şimdi karanlıklardan aydınlığa çıkaran benim aşık gafletsiz olmaz bir an gelir yine gaflete düşer yine ayrılıktır yine acıdır yine hasrettir yine hicrandır yine yoldur yine nefestir oturursun an ve an dersin ki tövbeler tövbesi bir daha gaflet yapmayacağım tövbeler tövbesi bir an gönlüm senden başkasına dönmeyecek tövbeler tövbesi bir an dahi olsa gönlüm seni zikirsiz geçirmeyecek bir an dahi olsa gönlümde başka bir suret olmayacak tövbe edersin beklersin hani şarkı var ya baharı bekleyen
kumrular gibi sen de beklersin baharı bekleyen kumrular gibi her gece o vaat etmiş gecenin yarısında gelecek süslenirsin kokulanırsın en güzel kokularını sürersin üstüne saçını sakalını sarığını toplarsın o gelecek ne zaman nerede nasıl geleceği belli değildir beklersin vaadi haktır o sevgilinin çünkü o insanlar gibi değildir insanlar akşamın olduğu yerde bekle diyorsun gelmiyorsun insan gelmez o gelir gelmediği için yazmıştır insanını akşamın olduğu yerde bekle diyorsun gelmiyorsun o öyle değildir o diridir
o vaadinde haktır o zikredeni zikreder tövbe edenin tövbesini kabul eder dua edenin duasına icabet eder o zaman gafletinden tövbe et ey sevgili gaflete düştüm çamurlara düştüm karanlıklara düştüm toza dumana bulandım kirlendim geldim tövbe ettim rücu ettim bir daha ah deyledim kast eyledim benden bin bir günah senden af merhamet geldim yine kapının önüne bin sefer bin sefer tövbe şişesini kırdım yine geldim ümit ettim umut ettim sen Allah'ımsın beni affedeceğini vaat ettin sen sevgilimsin sen maşıkumsun sen benim her şeyimsin
sen ümit ettirdin ümit de senin ben o kapıya geldim sen zikredeni zikrederim dedin oturdum la ilahe illallah la ilahe illallah dedim la derken ne kadar ilaheler varsa attım gönlümden gönlümde bir kirlilik kalmadı gönlümde bir tamah kalmadı gönlümde kin kalmadı gönlümde haset kalmadı gönlümde nefret kalmadı gönlümde affetmemek kalmadı gönlümde hiç kimseye karşı kızgınlık kalmadı gönlümde barış hakim gönlümde af şefkat merhamet hakim herkese hakkımı helal ettim hiç kimseden hiçbir şey istemiyorum herkes olan her şeyinden
vazgeçtim kendimden vazgeçtim gel gönlümün misafiri ol bir an da olsa fakir gönlüm bayram etsin bayramı son bayram olsun bekler diridir o gelir diridir sever diridir affeder insanlar insanlar affetmez o affeder insanlar merhametsizdirler o merhamet eder insanlar iter kakar insanı o itip kakmaz insanlar terk eder o terk etmez insanlar korkar o korkmaz insanlar cimrilik yapar o cömerttir cüvttür insanlar nasıl ben buna bir oyun yapayım da ayağını kaydırayım der o elinden tutandır o kimsesizlerin kimsesidir
o gariplerin sahibidir gariplerin sahibidir o arkası olmayanların arkasıdır önü olmayanların önüdür yanı olmayanların yanıdır destekçisi olmayanların destekçisidir o o sever kendisini sevenleri o aşık olur kendisine aşık olanları ola ki birisine aşık olursunuz o vefasızdır o haindir o zalimdir belki de sizin aşkınıza karşılık vermez ama o hain değildir o zalim değildir o vefasız değildir o siz sevdikçe o da sizi sever siz ona koştukça o sizi kucaklar siz onu severseniz o da sizi sever ve aşık olur aşık
aşık olur onun size aşık olmasını istemez misiniz düşünün bir kardeş bugün gündüz yazmış hayattaki hedefin ne diye bana yazmış hayatınızdaki hedef ne diye hedef aşıklık olmak gerek herhalde ölümsüz dirinin aşkını seç çünkü cana canlar katan çarabı odur sana sunan öyle bir aşk seç ki ölümsüz olsun canına can katsın senin ruhuna şarap döksün kalbini aşk
şarabıyla doldursun kalbini muhabbetullahıyla doldursun sana susadıkça mansur şarabı sunsun onun aşkını seç ki bütün peygamberler onun aşkıyla güç kuvvet buldular işe güce koyuldular bu aşkın aşıklığın hakikatidir Allah aşkı hakiki manada aşktır Allah'ın haricindeki bütün aşıklıklar mecazdır mecazın içerisinde mecaz mecazmış gibi görünen ama mecaz olmayan Allah'ın sevgisi Allah'ı sevenin sevgisi Allah'ı
sevdirenlerin sevgisidir bu mecaz değildir mecazı istemez çünkü Davud Davud der ki Rabbim senin sevgini seni sevenlerin sevgisini seni sevdirecek olanın sevgisini çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti sevimli kıldığın gibi bana da sevimli kıl bunu Muhammed Mustafa Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Davud Aleyhisselam'ın dilinden nakleder bunlar mecaz değildir Allah'ı seveni sevmek mecaz değildir Allah'ı sevdireni sevmek mecaz değildir bu üçünün haricindeki sevgilerin hepsi de mecazdır Hazreti
Mevlana mecaza olan sevgi de hakikate bir yoldur bir kapıdır bir delildir evet doğru bir kimse bir kızı bir erkeği bir çiçeği bir böceği bir kuşu bir ağacı sever mecazdır ama o sevginin varlığına sevgi hakikatının varlığına işarettir o yüzden sufiler seven bir gönül isterler sufi seven bir gönül arar kuşu sevsin önemli değil ağaçta öten bir kuş ne kadar güzel kafeste değil sufiler çünkü fıtrata aykırı olan bir şey istemezler sufilerin evinde kuş yoktur sufilerin evinde kedi köpek yoktur ihtiyaç değilse sufiler hep
fıtrata bakarlar kuş sesi dinleyecekse seher vaktinde gelir onun bahçesine onun camına penceresine bir bülbül başlar çakımaya dersin ki şehrin göbeğinde bu bülbülün ne işi var ooo aklına gelir bülbülün şakıması dersin ki sevgili bülbülün üzerinden şakıyor bugün şakır sana seher vaktinde gecenin vaktinde bülbül ne öter bir dağlık bir dağlık araziye bir ovalık araziye çıkarsın bakarsın uzaklardan bülbül sesi geliyor şakır şakır şakır şakır şakır dersin ki tamam ya gece yarısı bülbül mü öter öter gece yarısı kanarya mı öter
öter gece yarısı böcekler öter gece kuşlar öter şakır şakır her taraftan bir nida gelir biraz daha beklersen herkes kendi lisanıyla onu zikreder uyandırır seni ooo her taraftan bir esma sesi geliyor ağaçlardan böceklerden çiçeklerden kuşlardan kurtlardan tilkilerden hepsinden bir esma sesi geliyor her biri kendi diliyle her biri kendi lisanıyla onu zikrediyor diri her yere diriliğini göstermiş tecelli etmiş sufi fıtratı bozmaz fıtrata uygun fıtrata uygun hapsetmez kendisi hapiste nasıl hapsetsin kendisi mapus nasıl mapus
etsin bir şeyi kendisi hür olup kanat çırpıp şu dünya cehenneminden uçup gitmek istiyor niçin hapsetsin hiçbir şey hapsetmez hiçbir şey böyle tutmaz bazen derler ya işte bir dergaha girdiğinde çıkamıyormuş sevdiğinden çıkamaz o zorla tutan yoktur bizim benim felsefemde zorlama yoktur herkes sevdiği yere gitsin rüyanızda bir şeyh gördünüz gidin rüyanızda kimi gördünüz oraya gidin rüyanızda kime kim gösterildi size gidin özgür olun hür olun Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri size bir yer göstermiş gidin
şeyhiniz size bir yer göstermiş gidin Piri Piran hazretleri bir yer göstermiş gidin özgürsünüz hürsünüz sevdiğiniz yere koşun sevdiğiniz yere sufilik böyle bir şeydir hürriyettir sufilik hani Hz. Mevlana der ya ey oğul ne zamana kadar altına gümüşe tapacaksın hür oğul hürriyettir sufilik hürriyet senin bağlanacağın seni sımsıkı tutacağın zorunlu olduğun hiçbir şey yoktur hürsün hür sevdiğine koş hürsün rüyanda gördüğüne koş hürsün ben şöyleyim diyenlerin peşinden gitmeyin hürriyeti seçin gönlünüz nereye akıyor kimi gördünüz
salih rüyalar hüccettir delildir der ya Hz. Peygamber hürsünüz yürüyün hürriyete doğru işte diyor ki onun aşkını seç geç bütün mecazlardan geç bak peygamberler onun aşkını seçti bak veliler onun aşkını seçti bak Allah dostları onun aşkını seçti başka aşıklıklardan bir şey bulsalardı onlara gideceklerdi ama peygamberler onun aşkını seçince peygamber oldular veliler onun aşkını seçince ona dost oldular onun ismiyle anılır oldular ebedi oldular dost bahçesinde dolaşır oldular onun dost cemaliyle cemalleşir oldular siz
o peygamberlerin gittiği yoldan gidin ya hakikate erin onun aşkını seçin onun aşkını seçenler ancak kurtuluşa erecekler sen bize o padişaha varmaya izin yok deme kerem sahibi olanlara işler güç güç değildir sakın ha kendi kendine ben o Allah'a yaklaşamam ben kimim ki ona dost olayım ben kimim ki ona yakın olayım deme sakın ha o öyle bir kerem sahibi ki o lütfeder o ikram eder o ihsan eder o görünmeyen yerden bulunmayan bilinmeyen yerden keremini ihsanın akıtıverir o dünya padişahları gibi kibirli gururlu değildir o dünya
padişahları gibi onun kapısında bin bir tane nöbetçi ve kapı yoktur o dünya padişahları gibi girmek için randevuya ihtiyaç yoktur o dünya padişahları gibi dünya sultanları gibi şatafatı yoktur onların öyle kibirliliği yoktur onun o dünya padişahı değildir şimdi dünya padişahlarla dolu dünya ilahelerle dolu bir kaymakama girmek için bin bir kapı geçeceksiniz bir valiye girmek için bin bir kapı geçeceksiniz bir belediye başkanına gitmek için bin bir kapı geçeceksiniz bir müdüre ulaşmak için bin bir kapı geçeceksiniz
bir fabrika sahibine ulaşmak için bin bir kapı geçeceksiniz bir zenginin kapısına ulaşamazsınız kapılarında nöbetçiler var kalkan enen vurup da tak tak tak şeyen illah diyemezsiniz bir mazuratınızı açıklayamazsınız onlar sitelerde yaşıyorlar sitelerinin önünde bir tane bekçileri var o gittiğiniz zaman bekçiye diyorsunuz ben filanca ile görüşmek istiyordum o oradan kaldırıyor telefonu filanca görüşmek istiyor görüşüp görüşmedin de duymuyorsun sen zaten oradan içeriden diyor ki cevap verme cevap vermiyorlar de kapat diyor
o da diyor ki evden cevap vermiyorlar kapattı sen ışığını mışığını da göremiyorsun onlar dünya sultanı onlar dünya ilahı ilahe onları cenabı ilahe olarak nitelendiriyor ilah da değil ilahe ilahe onları inkar et diyor onu yok gör diyor la ilahe ilahe zayıf gevşek pür desen gidecek ilahe ilahe ottan samandan çerden çöpten hayalden ilahe düşük seviyeli ilahe çürük ilahe böyle kumdan evler yapılmış gibi ilahe onlar dünya ilahesi onlarla görüşmek için amanee
söyleyeceksin de söyleyeceksin anlatacaksın da anlatacaksın o öyle değil ama o kerem sahibi ya rabbi dediğinde buyur diyor Allah diyorsun buyur kulum diyor ya rabbi halim sana malumdur zalimlerin elinde kaldım ben onları şikayet edecek dilim dahi yok şikayet diye dahi edemiyorum halim sana malumdur ben senin kapında durmak istiyorum ben senin dizin dibinde oturmak istiyorum ben gözlerimi gözlerine rapt etmek istiyorum ben yüreğimde sen misafir ol istiyorum elim senin elin olsun ayağım senin ayağın olsun ayağım sana
koşsun elim sana koşsun dilim sana koşsun gözüm sana koşsun onu istiyorum kerem sahibidir bir adım gelene on adım gelirim diyor kerem sahibi on adım gelene yüz adım gelirim diyor kerem sahibi bana yüz adım gelene koşarım diyor kerem sahibi ben her gece yarısından sonra dünya semasına tecelli ederim derim ki yok mu rızık isteyen rızkını arttırayım yok mu derdine derman isteyen derdine derman olayım yok mu borçlu olan borcuna eda olayım yok mu sıkıntısı olan sıkıntısını ortadan kaldırayım yok mu beni benden isteyen kendimi ona sunayım
der o kerem sahibi bekle vaat etmiş her seher vaktinden önce gelecek imtihana gitmek için erken kalkan mesaisine gitmek için erken kalkan bir yerden bir şehirden bir şehire gitmek için erken kalkan yarın on milyar verecek deseler bir telefon için bir ucuz televizyon almak için yeni bir iş yer açılacak bin liralık televizyon beş yüz liraya satılacak deyip de geceden sıraya girenler o dirinin aşkını seçin o kerem sahibi o bir gecelik indirim yapmıyor bir günlük indirim yapmıyor o bir günlük kendini göstermiyor o bir günlük duaları kabul etmiyor
her gece sen usanıyorsun o usanmıyor sen unutuyorsun o unutmuyor sen yoruluyorsun o yorulmuyor sen oturduğun yerde uyukluyorsun o uyuklamıyor onu beklerken uyukluyorsun gelmiş o öyle mütevazi öyle kerem sahibi geldim diyor sana sen utancından bir daha yerin dibine giriyorsun ben nasıl ahmakça uyudum iyi ki Hz. Muhammed Mustafa var sallallahu aleyhi ve sellem kurtarıyor seni uyuduklarınızdan sorumlu değilsiniz diyor diyorsun eyvah bir utanç daha keşke uyumasaydım
bekleseydim benim sevgiliyi göz kapaklarıma kürdan taksaydım açsaydım mandallasaydım göz kapaklarımı kaşlarıma boğazıma ip sarıp assaydım tavanlara seni bekleseydim uyumadan günlerce dudaklarım çatlasaydı susuzluktan senin elinden bir damla su damlasın diye içmeseydim dünya suyundan midem kazınsaydı yemeseydim sen doyurursun diye senden bir nefes bekleseydim ye dediğinde yeseydim senden bir nefes bekleseydim iç dediğinde içseydim dağılsaydı vücudum tek tek hücre hücre de seni beklerken uyumasaydım gaflet çökmeseydi
üzerime ve sen kereminle her zaman yaptığın gibi merhamet ve şefkat edip geldim dedim ben yine senin kulun olarak acizce yine yerin dibine girdim beni affet bu kerem sahibi hiç diyor mu size namaza yaklaşmayın diye hiç diyor mu beni zikretmeyin diye kerem sahibi onu zikredin onu sevin ona aşık olun onu arayın vaat etmiş beni arayan bulur vaat etmiş bulan tanır vaat etmiş tanıyan sever vaat etmiş seven bana aşık olur vaat etmiş
ben de ona aşık olurum ben de ona aşık olurum onun size aşık olmasını istemez misiniz yol bu ona aşık olmaya çalışın el fatiha masalat amin sürçülisan ettiysek affola hakkınızı helal edin inşallah selamun aleyküm

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi