Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Ekim 2013 · 1:13:37
Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. İnanmak, inanç insanın fıtratından mıdır? İnandığımızı biz kendi tercihlerimizle mi yönlendiririz? İnanmak, insanın kendi fıtratındandır. Cenab-ı Hak bütün insanların iç âlemine, bu noktada gönül dediğimiz, kalp dediğimiz olgunun içerisine inancı da serpelemiştir.
Bu normalde fiziki olarak bunu tıp veyahut da bu konunun ilim erbabı tespit edecek. Allah, insanları yaratırken fıtraten içlerine inanma olgusunu da koydu. İnsan, o içindeki olguyla inanma ihtiyacı duyuyor.
Bir öğretiye ihtiyaç duymadan, buna ayet-i kerimeden eğer delillendirecek olursak, Hz. İbrahim Aleyhisselam buna delildir. İbrahim Aleyhisselam'ı annesi mağaraya götürdü. Mağarada sakladı ve onunla fazla konuşma imkanı yoktu. Geliyordu mağaraya, işte onu emzirip gidiyordu. Hz. İbrahim Aleyhisselam bir günde bir aylık bebek konumuna geldi. Bir aylık olduğunda bir yaşındaki bir bebek gibiydi. Bunun gibi hızla büyüdü. İbrahim Aleyhisselam 13-14 yaşına geldiğinde bildiğimiz adam hüviyetindeydi. Büyük bir insan hüviyetindeydi.
Ve İbrahim Aleyhisselam inanma güdüsünü, inanma iç güdüsünü, bunu inanma duygusunu, inanma aklını, bunu böyle değişik değişik söyledim. Değişik değişik söylememin sebebi şu, ilim taslamak değil. Bazı felsefeciler bunu inanma güdüsü, kimisi iç güdü, hani hayvanlarda var ya, onun gibi. Kimisi inanma işte aklı, kimisi inanma duygusu. Bunu nasıl nitelendirir, sen nitelendirsin. İbrahim Aleyhisselam bu duyguyla önce yıldızlara inanılması gerektiğine inandı. Ve dedi ki, olsa olsa gece çıktığında, işte şu en parlak yıldız olan, Sirius yıldızı. Benim ilahım bu olması gerekir dedi.
İbrahim'den sonra bir kısım sapıklar, Sirius yıldızını tapmaya başladılar. Ve Sirius'a tapanlar vardı. Buradan şunu söyleyebiliriz. Parlak, aydınlık, diğerlerinden farklı olan bir şeye, insanlar inanma güdüsüne, inanma doğrultusuna giderler. Öbür yıldızların içerisinde Sirius yıldızının konumu farklı, ona inanmayı istedi.
İnsanların içerisinde konumu farklı olan bir kimseye de insanlar inanmak isterler. Ama şeytani cenahta, ama rahmani cenahta. Şeytani cenahta da şeytanın velileri vardır, yıldızları vardır. İnsanlar onların peşinden giderler. Mesela bir şarkıcı şeytanın velisidir. Taparcasına herkes onun peşinden gider. Ona benzemeye çalışır. O bir as solisttir. O bir işte popçudur, topçudur. O bir stardır. O mükemmel bir sanatkardır, sanatçıdır. O öylesine dans şovları yapar ki, herkes onu taklit etmeye çalışır. Hani sahteleri vardır ya, bir tane star vardır, onun sahteleri vardır. Bir star oluşturur şeytan.
Onun arkasına da kimler gider? Sahteleri ve sahtelerinin de sahtesi olduğunu bile bile aslının hürmetine, aslına benziyor diye sevenleri vardır. O şeytanın velisidir. O şeytanın starıdır. Şeytan bütün o kendi evlatlarını ve askerlerini onun arkasına diker. Onun etrafına diker. Biz şöyle düşünürüz. Bir arkadaş şöyle dedi. Ya bir sanatçı geliyor dedi, 25-30 bin kişi toplanıyor dedi. Hani bize kimse toplanmıyor diye. Şeytan bizim lehimize çalışmıyor ki toplansın. Toplansın. Şeytan bizim aleyhimize. E şeytanın açtığı yol insanlara tat veriyor. Geçici haz, geçici lezzet veriyor. Geçici zevk veriyor.
Heva ve hevesi tatmin ediyor o kimse. Öyle olunca şeytan taraftar bulmakta güçlük çekmiyor. İşte böylesine parlayan, sahte geçici yıldızlar vardır. İnsanlar onların peşlerine giderler. Onlara inanırlar. İbrahim aleyhisselam da önce Sirius'e inandı. Ondan sonra dedi ki, Ay'ı görünce başka gecelerden bir gece Ay'ı zuhur etti. Ay zuhur edince Sirius onun yanında söndü kaldı. Sönünce dedi ki benim ilahım bu olmalı. Demek ki öylesine starlar var. O starlardan daha parlak birisi çıkınca, o zaman insan ona doğru yöneliyor. Bunun gibi meseleyi büyütmeyeyim şimdi. Konu o değil. Şimdi bu manada bütün herkesin içerisinde inanma duygusu vardır. O yüzden mahşere çıktığında Cenab-ı Hak adalet sahibidir.
Hiç kimse şunu diyemeyecek. Bende inanma duygusu yoktu. Bende inanma, benim fıtratıma inanmayı koymamışsın diyemeyecek. Adalet sahibi çünkü o. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. İnancımızı kendi tercihlerimizle mi yönlendiririz? Evet. Bunu bir kısım cebriyeciler inanmayı da inkar etmeyi de insanların kendi tercihlerinden görmezler. Cenab-ı Hak bize der ki ben size hikmeti verdim. İsteyen kabul eder, istemeyen kabul etmez. Demek ki kabul edip etmeme insanın kendi elindedir. Kabul etme, etmeme hürriyeti bizim kendi elimizde. Edersek iman etmiş oluruz, iman edenler kurtuluşa ererler. O müttakiller kurtuluşa ererler. Doğruya iman ederseniz, doğruya iman etmezseniz kurtuluşu bulamazsınız.
O yüzden imanın seçenekleri bizim kendimize ait. Son zamanlarda algılama sorunum var. Kafamın çok dolu olduğuna inanıyorum. Bunun için ne yapabilirim? Duanızı istiyorum, hakkınızı helal edin. Tabii sufiler bunu böyle algılama problemi ayrıdır. Bir insanın kendi kafasının dolu olduğunu hissetmesi ayrıdır. Kafasının dolu olduğunu hissetmesi psikolojiktir.
Siz dolduramazsınız kafanızı. Mümkün değil. Bir kimse ömrü boyunca kitap okusa dolduramaz kafasını. O bütün insanlık toplansa insan beynini üretmesi mümkün değil. Bir insan beyninin vazifesini yerine getirebilmeleri için 10 tane Bursa gibi bilgisayar kurmaları lazım.
Yine çok zor. Bursa şehrini düşünün. Her böyle dairelerini düşünün. Katlarını düşünün. Evlerini düşünün. Her eve her kata bir tane bilgisayar koyacaklar. Oda dolu. Bir ev büyüklüğünde bilgisayar koyacaklar. Bunun gibi Bursa gibi 10 tane kuracaklar. Her katına bilgisayarla donatacaklar. Yine insan beyninin işlevini yerine getiremezler. Bakın yerine getiremezler. İnsan beyn, insan başlı başına bir mucizedir çünkü. Biz kendimizi tanımlayamıyoruz. Tanımıyoruz. Bakın kendimizi tanımlayamıyoruz.
Tanımıyoruz. Biz o bilgide, o beceride, o hünerde, o fazilette değiliz. Belkısı hiçbir araç gereç kullanmadan Süleyman Aleyhisselam'ın yanına getirirler. Tahtıyla beraber. İnsan. İnsandır. Musa Aleyhisselam asasını vurur. Denize. Deniz yol olur. İnsandır. İnsan. İnsandır. Cenab-ı Hak ona çölün ortasında Musa'ya ağaçtan, bıldırcın eti ve bal verir. Ağaçtan.
İnsandır bu. Ha diyeceksin ki ya biz Musa mıyız? Değiliz. Musa'nın yolunda olursan Cenab-ı Hak sana da verir. İsa Aleyhisselam'a gökten sofra iner. İnsandır bu. İnsan. Şunu diyebilirsiniz. Cenab-ı Hak ona mucize verdi. Evet. Onun matematiği var. Allah mucizeyi gösterdi ki dedi ki sizin aklınızı, beyninizi yerinden oynatacak. Sizin çalışma sisteminizin dışına çıkaracak bir fiiliyat yarattı. O bize mucize geldi. Doğru mu? Doğru.
Mucize mi? Evet. Ama Cenab-ı Hak onu insanın üzerinden verdi. İnsanın üzerinden verdi. O yüzden insan büyük muamma değil. İnsan çözümlenmez bir şey değil. İnsan o muammayı öğrenme gayretinde değil. O sırrı çözme gayretinde değil. Cenab-ı Hak gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olurum diyor. gören gözü, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, söyleyen dili, yürüyen ayağı olurum. Arabi der ki, değil miydi ki der.
Allah'ın sıfatlarının sonradan olgunlaşması caiz değildir, haramdır. Ve bu sonradan olgunlaştı diyen bir kimse, böyle düşünmek haramdır. Sonradan olgunlaştı diyen kimse küfre düşer. Arabi buradan hareket ederekten der ki, Allah aslında öyledir. Ama o farkında değildir der. Yani, Allah aslında gören gözünüzdür. Farkında değilsiniz. Duyan kulağınızdır. Farkında değilsinizdir. Tutan eliniz, yürüyen ayağınızdır. Farkında değilsinizdir. Ve Cenab-ı Hak da zaten fiiliyatın yaratılmasını komple üzerine alır. Le fâili illallah. Fâil, Allah'tan başka hiçbir şey ve hiçbir kimse değildir. O zaman insan, öyle enteresan bir noktadadır ki, ulaşamayacağı, gidemeyeceği, uğramayacağı bir kapı yoktur.
Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca, bir kimsenin, kafasının dolu olduğunu hissetmesi, kendi psikolojisiyle alakalı. Dolmaz o kafa. Algı problemi, evet bu da psikolojiyle alakalı. Algısı düşük insana inanmam ben. O algısını yükseltmek için çaba sarf etmiyordur. Yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız. Siz bir şeyi algılamak isterseniz, Allah sizin algınızı açar. İstemenin yolu nedir? Çalışmaktır. Okuduğunuzu anlamadınız mı, bir daha okuyun. Anlamadınız, bir daha okuyun. Anlamadınız, bir daha okuyun. Abdest alın, okuyun. Zikirle başlayarak okuyun. Dua ederekten başlayın.
İsteyin Allah'tan. Yalvarın, gözyaşı dökün. Ağlayın. Allah algınızı da açar, fikrinizi de açar, kalbinizi de açar. Allah, bir şekilde o kapıyı size aralar. Biz tembellik ediyoruz. Şimdi biz desek ki, arkadaşlar, bu çizginin üzerinden yürüyen kimse, çizgiyi hiç sağa sola şaşmadan, yalpalamadan, işte yüz metre ileri gittiğinde, ona on kilo altın vereceğiz desez, adam denge profesörü olur bir anda.
O çizginin üzerinden santim bir tarafa aşmaz. Aşmaz mı? Aşmaz. İşini seven insanlar için, maaşını kaybetmemek için, sekiz buçukta işbaşı yapıyor mu? Disiplin ediyor mu kendini? Ediyor. Adam belediyede çalışıyor, devlet tarihinde çalışıyor, özel şirkette çalışıyor, nerede çalışıyorsa çalışıyor. İşini kaybetmemek için, hiç mesaiye gitmeyeni gördünüz mü? Hayır. Nasıl algın değişti? Nasıl kendini disiplin ettin? Mal gibi ettin. Neden? Maaş var işin sonunda. Ey insanlar, ey Müslümanlar, siz de Allah yolunda disiplin ederseniz, Allah size her şeyi verir. Nasıl çalıştığınız iş veren, patron, devlet, hükümet, belediye neyse, sen normalde mesaisine, mesainine saatinde gittiğin zaman, seni işten atmıyor da, senin maaşına, hesabına maaşını yatırıyorsa, Allah ondan daha kudretli, daha kuvvetli, Allah ondan daha istikametli, daha zengin.
Eee, o yolda sen öyle göstermiyorsan, titizlik, Cenab-ı Hak da sana titizlik göstermeyecek. O zaman, algı noktasında da o kimse, algısını, çalışaraktan düzeltebilir. İbni Abbas rivayet etmiş. Anlatıldığına göre, kendisine Cenab-ı Hakk'ın, şu mealdeki kelamından, sual sorulmuştur. Bilin ki onlar, Kur'an okunurken, gizlenmek için, iki büklüm olurlar. Bilin ki, elbiselerine büründüklerinde bile, Allah onların gizlediklerini, ve açıya vurduklarını bilir. Çünkü o, kalplerde olanı bilendir. Hud suresi ayet 5. İbni Abbas radiyallahu anh hazretleri, şu açıklamayı yapmıştır. Bunlar, helada soyununca, avret mahallerinin açılıp, o manzaralarının, semaya ulaşmasından, keza hanımlarıyla, cinsi mukarenet, sırasında soyununca, çıplak hallerinden, semaya ulaşmasından korkup, haya duyan, bu yüzden, kendilerine sıkıntı veren,
kimseler hakkında, nazil olmuştur. Hadis-i şerifte geçen, kimseler övülmüş müdür, yoksa bundan men etmemi vardır. Tabi, bu haya ve edep noktasında, çok titiz davrananlar, övülmüştür. O yüzden, insanlar, banyodayken, tuvalette iken, veya, kendi özel hallerinde, kendilerince, tesettürlerine, riayet etmeleri, işte, tuvalette çok uzun zaman durmamaları, tuvalette edep yerlerini, çok açık gezmemeleri, evin içerisinde, yatak odasının dışında, edep yerlerine açık, fazla gezmemeleri, kendilerini bu noktada, muhafaza edebilecekleri noktaya kadar,
muhafaza etmelerini, ve bunların da, öldüğü ile alakalı. Ümitsizlik, her konuda, şeytandan mı kaynaklanır? Evet, şeytan size her konuda, ümitsizlik verir. Vesvese verir size. O yüzden, herhangi bir konuda, ümitsiz olmak, aslında, inancınızın o noktada, kemale ermediğini gösterir. Ne, hangi konuda, ümitsizlik edecek? Gelecek. Allah'a güvenmiyor. Hangi konuda, ümitsizlik yapacak? Ya, işte, benim günahlarım affoldu mu ki? Yaptığı tövbeye, ve Allah'ın vaadine inanmıyor. Gibi, iman etmek ne demektir? Amelsiz iman etmek, insanı cennete sokar mı?
İman, Muhammedi noktada, Allah'ın varlığına, meleklerin varlığına, peygamberlerin var olduğuna, ve peygamberliğine, Allah'ın bu noktadaki kitaplarına, hayrın şerrin Allah'tan olduğuna, kaderin var olduğuna, cennetin cehennemin var olduğuna, hesabın kitabının var olduğuna, iman etmektir. Kısacası, bazı, ulemadan kimseler, hadiste de sabit bu, bunu üçe indirmişler. Allah'a, peygamberlerine, ve kıyamete inanmak gibi. Yani hesaba, kitaba inanmak gibi.
Tabi, bu, konuşulurken, işte melekler, kitaplar, teferruatından, vazgeçmek değil bu. Bir kimse Allah'a inanırsa, meleklerine de, ve kitaplarına da, inanmış kabul edilecek. Peygambere inanırsa, peygamberin getirmiş olduğu, işte kitaba, ve aynı zamanda da, ahiret gününe inanmış olacak. Bunun gibi, bir kimse böyle iman ettiyse, o iman etmiştir. Bir kimse, La İlahe İllallah, Muhammeden Resulullah, dediyse, iman etmiştir o kimse. Bu iman etmesi gereken şeyler, beş unsur değildir. Bu meselenin özü hükmündedir. Kitabına iman ettiyse, kitabın bütün getirdiklerine, iman etmiş sayılır.
Kitabına iman edip de, yahut bu tesettürle alakalı, ayete inanmıyorum deyince, hiçbirisine inanmamış gibi kabul edilir. Veya, peygamberlere dediğinde, siz, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle, Adem aleyhisselam arasında, ne kadar peygamber gelmiş ise, ona iman etmiş sayılırsınız. Tabi bu konuda, bir yeni tartışma daha var.
Bazıları, kendilerinin nebiliklerini ilan ediyorlar ya, onlardan birisine şöyle bir şey söyledim. Biz dedim, imanı, Hz. Muhammed Mustafa ile, Adem aleyhisselamın arasında, gelmiş geçmiş, bütün peygamberlere iman etmek olarak biliyoruz. Bunların içerisinde adını, ister nebi de, ister resul de, ister, peygamber de, sen ismine ne dersen de, peki, sizin, resul gördüğünüz, bunun neresinde dedim.
Sen dedim, iman ettim derken, bu zatı, bu kimseyi, bu peygamber, Adem aleyhisselam ile, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem arasındaki, gelmiş, bir peygamber olarak mı göreceğiz şimdi bunu? Yoksa, ben, peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra ne bir nebi, ne bir resul gelecek diyen, hadis-i şerifi yok görüp, iman akidelerinin içerisinde, sizin dediğiniz bu zatın, resulüne de mi iman edeceğiz dedim.
Kaldı arkadaş. Ben dedi, yarın imamımızı getireyim dedi, getir bekliyorum dedim, imamları geldi. Bana sadece bunu anlat dedim ben. İşte o manada değil, ne manada kardeşim? Şimdi bunun tartışması yapılıyor. Dünya üzerinde oynanan bir oyun var. Dünya üzerinde oynanan oyun şu, yeniden bir nebi, bir peygamber üretmeye çalışıyorlar.
Bütün dinleri, kendisinin elinin altında toplayacağı, bir nebi, bir peygamber. Bunun alt çalışmaları, iki yüz, üç yüz yıldan beri devam ediyor. Sinsi sinsi, İslam ümmetinin başında bir otorite olmamasından kaynaklanan problemler var. İslam ümmeti başsız, İslam ümmeti otoritesiz, İslam ümmeti sahipsiz, ne siyasi, ne de dini, ne askeri, ne de ekonomik, bir otoriteye sahip değil.
Siyasi otorite olmadığından dolayı, askeri otorite de kullanılamıyor, ekonomik otorite de kullanılmıyor. Siyasi, askeri, ekonomik otoritesi olmayan bir toplumun, dini otoritesi de olmuyor. Aldatmak için size bir dini otorite koyacaklar önünüze. Diyecekler ki, halifeniz bu. Ama o halifenin, işte İslam, ülkeleri topluluğu var ya, onun gibi hiçbir anlamı olmadığında, olmayacak. Çünkü, onun siyasi bir otoritesi olmayacak, çünkü onun askeri bir otoritesi olmayacak, onun ekonomik otoritesi de olmayacak. Bu otorite boşluğundan dolayı, ilmi otorite boşluğu da var. Bir kimse çok rahat bir kitap yazıp, İslam dünyasında bunu, dini bir kitap olarak neşredebiliyor.
Basın yayın özgürlüğü var diyor, neşrediyor. Basın yayın özgürlüğü var diyorlar, Kur'an'ı çarpıtmaya çalışıyorlar. Basın yayın özgürlüğü adı altında, Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadis-i şeriflerini çarpıtmaya çalışıyorlar. Çünkü, ilmi bir otorite yok. Her türlü kitabı yayınlayıp, insanlara her türlü dergiyi yayınlayıp, insanlara dağıtabiliyorlar. Bu otorite eksikliğinden dolayı, iman akidelerini siz, insanlara anlatıp dikledemiyorsunuz. Bunu bozanlara karşı, bir mücadeleniz yok. Birisi kalksa, bu noktada bir otorite olsa, böyle aldatıcı, kandırıcı, saptırıcı, yanıltıcı basın ve yayın, cezalandırılmış olsa, insanlar bunları yapmaya, güç yetiştiremezler, korkarlar.
Ama böyle bir otorite olmasını da hiç kimse istemiyor. Buna Müslümanlar da dahil. Çünkü böyle bir otorite olursa, o kimsenin koltuğu da sallanacak. O kendine bir tahtadan koltuk yapmış, oturmuş oraya. Böyle bir otorite olursa, onun da sonu olacak. Böyle bir otorite olursa, yalancı mehdiler, yalancı nebiler, yalancı resuller, yalancı şeyhler, yalancı alimler, yalancı böyle kendisini, din noktasında otorite kabul edenlerin, hepsinin de otoriteleri kaybolacak. Böyle bir otoritenin kaybolmasını istemeyen, sahtekarlar, İslam dünyasının içerisinde, böyle bir otoritenin oluşmasına da engel.
Böyle olunca, insanlar neye inanacaklarını, neye iman edeceklerini bilmiyorlar. Birisi çıkıp, bir kimse Allah'a inandıysa, o cennetliktir deyip çıkıyor orta yere. Hristiyanları da, Yahudileri de, Budistleri de, Hindulları da, cennete koyuveriyorlar. Birisi koyamazsınız deyince, hop işte bu gerici, irticacı oluyor.
Osmanlı'dan itibaren, tanzimatla başlamış bu. Siz gayrimüslim'e gavur dirayamıyorsunuz. Tanzimatla beraber başlamış. Şimdi değil. Yani bu, mesela birisinin kalkıp da, İslam dünyasında, hadislerin hepsi de yalandır diyebilme cesareti nereden bulur? En büyük yalancı da, Ebu Hureyre demeyi nereden kendisinde bu cesareti bulur?
Hadis nakleden bütün sahabeler yalancıdır, deme cesaretini nereden bulur bu kimse? Dine, dinden olan şeylere hakaret etmek özgürlük olmuş. Hadi siz gidin bir, homoseksüele sen homoseksüelsin, lanet olsun sana de gör. Mahkemede alırsın soluğu. İçeri girersin. Ceza alırsın. Ama birisi, hadis-i şeriflerin hepsi de yalandır derse, ceza almaz. O fikir özgürlüğü olur. Biz böyle bir dünyada ve Türkiye'de yaşıyoruz. Böyle olunca, iman etmek.
O zaman biz, döndüreceğiz kendimizi Kur'an ve sünnete. İman etmek ne? Allah'a. Allah'ın varlığına, birliğine, sıfatlarına. Meleklerine. Meleklerine. Peygamberlerine. Peygamberlerine derken, son peygamber Muhammed-i Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle, Adem aleyhisselam arasındakilere. Sonradan çıkan müseylemetül kezzaplara değil.
Sonradan çıkanların hepsi de ne? Müseylemetül kezzaplar. Yalancı. Yalancı. Kim? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra, ben Nebiyim, ben Resulüm, ben Peygamberim. Bana da kitap indirildi. Bana da böyle ayetler indirildi. Bana da Peygamber'e vahyedildi. gibi vahyedildi deyip internette yayınlıyorsa, din hukukuna göre o kimse küfür ehlidir. Dinin hukukuna göre o kimsenin katledilmesi gerekir. Ona tebliğ edilir. Hazreti Muhammed-i Mustafa'dan sonra bir peygamberin, bir nebinin, bir Resulün gelmeyeceği kat'i bir haberdir.
Sen hala da kendinin Nebi veya Resul olduğunu iddia ediyorsan, katledileceksin denir ona. Tarih boyunca bu tip insanlar çıkmışlar. Hukukun karşısına geldiğinde hepsi de tornistan etmişler. Hiç kimse Hallâc-ı Mansûr'a örnek göstermesin. Hallâc-ı Mansûr'a da demişler, bu sözünden geri dön, bu sözünden geri dön diyen heyetin içerisinde teyzesinin oğlu Cüneydi Bağdadi Hazretleri var.
Demiş ki, bu benden bir şey değil. Önce serçe parmağını kesmişler. Serçe parmak, hak, hak, hak, … diye rivayet edilir. Yerinde sıçrıyormuş. Yakmışlar serçe parmağını. Hala da bu böyle diyor diye. Külü hak demeye başlamış. Demişler vazgeç. Çaprazlamaya öbür serçe parmağın kesilecek. Kesmişler. O da hak demeye başlamış. Bakın, sahtesiyle gerçeğini ayırt etmenin yolu. Öbürküne demişler, bu davandan vazgeç. Çaprazlamaya keseriz, o vazgeçmiş. Öbürkü davasında hak. O diyor ki, kesin.
Kesiyorlar, kestiği organlar da hak diyor. Çaprazlama kesiyorlar, hak diyor. Bileğini kesiyorlar, hak diyor. En sonunda dar ağacına salınandırıyorlar, hak diyorlar. Bir rivayette, dar ağacında vefat ettikten sonra da, vücut hak, hak, hak, … diyor. Aslında, enel hak demiyor, ben hakkım demiyor. Bütün vücut hak esmasını okuyor. Ona ne diyorlarsa hak diyor. Bu bir hal. Onun kaderi öyleymiş. Tecelliyat, takdir öyle. Yoksa zamanın mürşidi kamilleri mi yok? Onun o halini alırlardı üzerinden. Cüneydi Bağdadi onun üzerinden o hali alamaz mıydı?
Haşa. Takdir tecelli edecekse, Hz. Mevlana'nın dediği gibi, akıl orada susar. Ve ondan sonra asıyorlar, astığı ceset hak diyor. Yakıyorlar, hala da hak diyor. Külünü savuruyorlar, külleri hak, hak diyor. Atıyorlar, Dicle'ye, Dicle kabarıyor. Rivayet edilir ki, zamanın kutuplarından birisi, Dicle'ye bir gül atıyor. Sakin ol diyor. Dicle sakin oluyor. Yoksa, o bölgeyi komple alıverecek suyun altına. Davasında hak olan, hak diye feryat ediyor. O Allah'ın velisiydi. Nebisi değil, Resulü değil. Ama nebilik ve Resulü taslayanlar, hep geri dönmüşler.
Niçin? Bakmışlar ki, işin içerisinde farklı bir şey var. Mesela Selçukluların zamanında, daha Osmanlı kurulmazdan önce, Selçukluların bir zayıflama anında, Anadolu'da Baba Resul isyanı çıkar. Baba Resul isyanında mesela örneğin, Baba Resul, öldürülür, onun bir peygamber olduğu, Nebi olduğu iddia edilir. Ve asıldıktan sonra dahi, müritleri, taraftarları, onun tekrar yeniden geleceğine inanırlar. Örneğin, tabi o esnada, Anadolu'nun büyük bir kısmını yakar yıkar, o Baba Resul isyanında. Baba Resul ve şeyleri, ne o? Avanesi etrafı. Şimdi, imanla alakalı meselede, böyle geniş aldım ki, bizim iman ettiğimiz, son peygamber, Kur'an ve sünnet bize böyle aktarır.
Muhammed-i Mustafa'dır. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ardından başka bir Nebi, başka bir Resul geldiğine inanıyorsa, o kimse, Muhammed'i bir inanca sahip değildir. Anladınız mı? Adam, bir kimse var, onun Resul olduğuna inanıyor. Resul olduğuna inanınca, o kimsenin inancı, işte Resul olduğuna inanın kim? İşte, X kimse. O eşhedü en la ilahe illallah, Muhammedun Resulullah demeyecek. Eşhedü en la ilahe illallah, filanca Nebi, diyecek. Tuhaf mı geldi size?
Bunlar öyle de demiyorlar. Ha bir kimse, Kur'an ve sünnet dairesindeki, bir imana sahip ise, amel işleyemese de, o sonunda cennete gider. İman etmek bu kadar önemlidir. Allah'a yaklaşmak için ne yapmam lazım? Ben 7 yaşındayım, sizi dinliyorum. Bu gece buradayım, merak ediyorum. Allah'a yaklaşmanın yolunu, Cenab-ı Hak hadisi kutsisinde beyan etmiş, açık. Ayet-i kerimelerde var da, ama bu böyle hadisi kutsi böyle cem etmiş meseleyi. Allah'a yakın olmak, muhakkak iman etmek gerekir. Ondan sonra diyor ki Cenab-ı Hak, kulun farzları yerine getirmesi, bana çok sevimli bir iştir.
Nafilelerle bana yaklaşır, ve beni sever. O zaman yaklaşmanın yolu bu. Mezhep nedir? Mezhepler olmasaydı olmaz mıydı? Mezhepler neye göre ayrıldı? Kişi mezhebini değiştirebilir mi? Bu değişme noktasında değişmez deniliyor. Bu konu hakkında düşünceniz nedir? Kıyasla ilgili ne gibi örnek verebilirsiniz? Mesela içki, rakı tercihinde. Mezhep, inanan insanların amelde, inançta değil, ameli meselelerde kolaylaştırılması için, inandıkları dinin temelini değiştirmeden, temelini değiştirmeden, değişik davranış biçimlerini kendine ölçe almaktır.
Buna böyle çok basit şey yoldan gideyim ya, hani bir kısmı şafiler demişler ki, kan abdesti bozmaz, hanefiler demişler ki, kan abdesti bozar. Bir rivayette Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kan çıktığı için abdest almış, bir rivayette de üzerinde kan varken namaz kılmış. Birisi demiş ki, kanlı abdest, kanlı namaz kılanlar, görenler demişler ki, kan abdesti bozmaz, Hazreti Peygamber böyle namaz kıldı.
Öbürkü de demiş ki, Hazreti Ayşe validemizin naklini almış, kan üzerinden çıktıydı, kan üzerinden çıktığı için abdest bozar dedi, gitti abdest aldı demişler. Mezhep bu. Olmasaydı olmaz mıydı, bu insanlığın fıtratına, gelişmesine aykırı bir şey. Bu aykırı. İnsanoğlu, mesela işte en azından söylüyorum, en azından, İsevilerin yaklaşık 60'ın üzerine mezhebi var. Musevilerin daha eski olduğundan, 100'ün üzerindedir mezhebi. Bizi eleştiriyorlar ya, işte mezhepler var, mezhepler var, mezhepler var. Gitseler Hristiyan mezheplerini bir araştırsalar, 60'ın, 70'in üzerinde mezheb var.
Musevileri bir araştırsalar, 100'ün üzerinde mezheb var. Bizde ayakta duran 4 mezheb var. Şia'yı da mezheb olarak kabul edersek, 5 mezheb var. Ha Şia'nın içerisinde bir daha mezhepler var. Şia'nın içerisinde bölünme. Caferliler var, İsmaililer var, Fatimiler var, Batimiler var. Şia'nın içerisinde bir daha mezhepler var. Ama normalde biz öyle dünya üzerinde, öyle bakacak olursak, ayakta duran İslam dünyasında, 5 mezheb var. Olmazsa olmaz mıydı? Hayır. Çünkü din, Ekotor'dan, kutuplara kadar yaşanılması gereken bir din.
Washington'dan Pekin'e kadar yaşanması gereken bir din. İstanbul'dan Londra'ya kadar yaşanması gereken bir din. Mekke'den Moskova'ya kadar yaşanması gereken bir din. Öyle olunca, muhakkak, farklı görüş ve düşünceler, farklı algılar oluşacak. Neye göre ayrıldı? İşte bu tip amellerden dolayı ayrıldı. Kişi mezhebini değiştirebilir mi? Evet. Bu değişme noktasında değişmez deniliyor. Bu konu hakkında düşünceniz nedir? Değişmez diyenler, dinin hukukunu bilmiyorlar. Dinin hukukunu ve hükmünü bilmediklerinden değişmeyeceğine inanıyorlar. Kıyasla ilgili ne gibi örnek verebiliriz?
Mesela içki rakı haricinde. İçki rakı ile alakalı kıyas yoktur ki. Yani şarap haram olduysa, rakı da haram oldu. Kıyas buysa o kıyas değil o ya. Onun hükmü belli kıyas etmeye gerek yok onu. Mesela şu kıyas edilebilir. İslam algısı şudur. Sarhoş edici her şey haramdır. İçki meselesinden girecek olursak. Peki, esrara nereden diyeceksiniz haram? İşte kıyas budur. Şarapla rakının arasında kıyas olmaz. Nereden kıyas olur? Esrarla şarap kıyas olur. Şarap o kimsenin aklını alıyor, sarhoş ediyor.
Esrar da o kimsenin aklını alıyor, sarhoş ediyor. Kıyas ederiz. Veyahut da bir kimse uyuşturucu hap içti, onu da kıyas ederiz. Veyahut da damardan eroin veriyor. İşte kıyas bu. Adam rakış içmiş, şarap içmiş. Ona kıyasa gerek yok. O gün için insanlar bir tek şarabı biliyorlar. Sulu içki olarak, o zaman sulu içki olarak siz ismini ne koyarsanız koyun, ondan sonra ne üretirseniz üretin, hepsi de şarabın içine katarsınız onu.
Şarap özellik olarak ne yapılıyor? Kuruluyor kenarda. Mayalandırılıyor. Özelliği budur. Mayalanır, kurulur. Rakı mayalıdır. Cin mayalıdır. Vodka mayalıdır. Ne bileyim işte, bütün sıvı içeceklerin hepsi de mayalıdır. Hepsi de mayalıdır. O yüzden onların birbirine kıyaslamaya gerek yoktur. Eski alimler, onların normalde mayalı olduklarını bilmeyenler, işte kıyas yaptık oradan onu demişler. Onu bilenler mayalı olduğunu bilmiş olsaydı, fetvasını verir atardı. Adam gidip de mesela Anadolu'ya rakı, Atatürk de girmiştir. İlk fabrikasını Atatürk açtırmıştır.
İlk fabrikasını Atatürk açmış, Atatürk ürettirmiştir. Anadolu rakıyı oradan görür. Şimdi rakı haramdır dediği zaman, otomatikman adamın kellesi gidecek. Sorarlar o günkü alimlere, rakı hakkında hükmünüz nedir diye. Şarap haram derler. Bir müddet rakıya haram dahi diyemez Türkiye. Neden? Çünkü fabrikasını kurduran Atatürk. Sonradan yavaş yavaş, işte kıyas ediyoruz demeye başlarlar. Bir de hiçbir alim o güne kadar gidip de rakının nasıl yapıldığını bilmiyor ki. Bir fabrika var, fabrikanın etrafında askerler var. Millet gelir oraya fabrikayı yakar, yıkar, bir şey yapar diye, Türk askeri rakı fabrikasının önünde nöbet tutar.
Millet gelip orayı yakıp yıkmasın diye. Milletten korurlar orayı. E şimdi o günkü alimler rakının neden yapıldığını bilmiyorlar. Gidip içemeyeceğine göre de, araştıramayacağına göre de bir tedirginlik yaşarlar. Bir de rakı da haram deseler, e paşa içiyor. Boy boy fotoğrafları da var. Sıkıntılı bir durum. O yüzden kıyas falan böyle oradan buradan dolaşarak cevaplar olmuş. Kıyas etmeye gerek yok. Sulu içeceklerin hepsi de mayalıdır. Ya kendi kendine mayalanır ya da mayalanmaya bırakır. O mayalanma veya kendi kendine mayalanma noktasında mayalandığından dolayı mesela üzüm, üzüm suyu caiz midir? Evet.
Bakın üzüm suyu caiz midir? Evet. Siz üzümü sıkarsanız, ağzını kapatır, bir yerde bekletirseniz bir müddet sonra sirke, bir müddet sonra şarap olur o. Sirke içmek caiz midir? Evet. Üzüm suyu içmek caiz midir? Evet. Mayalanması bitince, iyice mayalısı olgunlaşınca şarap oldu. İçmek caiz mi? Hayır haram. Mayalandı. Mayalanması ile onun nesi değişti? Özü değişti. Özü değişti mi? Harama girdi. Mayalandı çünkü. Rakı mayalanır. Viskisi, vodkası, nesi varsa hepsi de mayalıdır onların. Mayalı olan, sulu içeceklerini, sarhoş edenlerin hepsi de ne olmuş olur? Haram olur. Siz şeftaliden dahi içki üretebilirsiniz. Şeftali alırsınız, ağzını kapatır bir kenara koyarsınız.
Ağzını kapatır koyduktan sonra bir müddet sonra o başlar mayalanma içinde. Mayalandıktan sonra o alkolü, içindeki alkol, normalde tabi alkol olan o natural alkol, bir müddet sonra maya görevi yapar. Şeftaliden olur bir şeftali likörü gibi, şeftali şarabı gibi bir içki olur. İçerseniz ondan da tekrar kafayı bulursunuz. Değişen bir şey yok. Kıyas etmeye gerek varmış mı? Yokmuş. Ama buradan sarhoş edici etken olarak siz hap, bildiğiniz hap, huyuşturucu, psikiyatride gidiyor, yazıyor, caiz mi? El cevap caiz. Enteresan bir şey. Ama o psikiyatrinin yazdığı hapı bir kimse sarhoş olmak için atarsa haram mı? Evet.
Niçin? Öbür güne diyor ki psikiyatri hastasına, sen bundan diyor günde işte yatarken bir tane atacaksın. Bu tedavi maksatlı. İçinde ne var? İçinde rakı şarap yok onun. İçinde ama kimyasaldan ama afyondan üretilmiş uyuşturucu var. Az miktarda. Şimdi diyeceksiniz ki içkinin azı da çoğu da aranda değil mi? Üzümün içerisinde de alkol var bak. Bu o hükmümde. Otur sen bir kilo izin, üzüm ye, uyutur seni. Neden uyutur? İçinde alkol var çünkü. Bazı üzümlerin içerisindeki alkol miktarı daha fazladır. Bazı zeytin ağacı cinslerinin zeytinyağı daha fazla verdiği gibi. O alkolü daha fazla olan üzümleri zaten şarap ve alkol yapımında kullanırlar. Senin Manisa'nın çekirdeksiz üzümünden alkol yapmazlar.
Ondan şarapçılar kullanmaz. Şarap üzümleri ayrıdır. Amma kültür varmış bende daha değil mi bu konuda? Valla kendime baktım dedim ya. Ne oluyor Mustafa Özman? Bunun gibi normalde elmanın içerisinde alkol var mı var? Armutun içerisinde alkol var mı var? Şeftalinin içerisinde alkol var mı var? Ama bunun içerisinde alkol miktarı daha fazla olan üzümler var. Onun içerisinde de alkol var mı var? Tabi noktada o. Tabi noktada olduğundan onu yemede içmede bir beis yok. Onu damıtırsan, mayalarsan sıkıntılı. İşte öbür de afyon içerisinde mesela aslında afyon hükmünde bile değil onun içerisinde. Hani 3 grama kadar necaset necaset hükmünde olmuyor ya.
O da onun gibi. Onu uyutuyor mesela. Örneğin. Örneğin anason doğadan topladınız. Uyumayan çocuklara ne kaynatırlar? Anason. Çünkü onda uyutucu, rahatlatıcı içinde özü vardır. Bunun gibi. Sorunlar buraya varmış daha buradaymış ama inşallah. İnsanın zamanla fikir dünyası değişebilir.
Bu doğrultuda davranışlarını değiştiremez mi? Değiştirir. Bunu nasıl başarabilir? Mücahade etmekle. Bu konuya taktım bu ara. Yolumuzda mücahade edenlere yollarımızı açarız. Ahlakını güzelleştirmek için uğraşırsan ahlakın güzelleşir. Kötü huyları atmak için üzerinde uğraşırsan kötü huylarını atabilirsin. Bu noktada yıllardır kullanılan can çıkar, hoy çıkmaz. Kişi yedisinde neyse yetmişinde de odur atasözlerini nasıl yorumlarsınız? İnsanlar dini tanımazdan önce veya dini noktada mücadele etmekten uzak duranlar bunları kullanırlar. Can çıkmadan huy çıkar insandan. Yani adam yalan söylüyorsa ömür boyu yalancı olarak mı geçecek? Yalan söylemek haram deyip de kendini terbiye etmeyecek mi?
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ben güzel ahlakı tamamlamak için indirildim diyor. Ben çok sinirlenince kafa atardım duvarlara. Derviş olduğumdan beri hiç atmadım. Birisi beni çok sinirlendirdiğinde bir şey yapamazsam ona gider duvara kafa atardım.
Ben dergaha girdiğinden beri hiç kafa atmadım. Ne duvara ne bir başkemesine. Hani can çıkar huy çıkmazdı ya. Yok. Siz iman eder, iyi amel işlemeye cehd ederseniz Allah sizi yolunuzu açar. İnanmam ben onlara. Yok bu çok sinirliymiş de sövüveriyormuş. Terbiyesizliğinden. Yok bu çok sinirliymiş de dövüveriyormuş. Ahlaksızlığından. Yok bu çok sinirliymiş de bir anda böyle saman alevi gibiymiş o. Oh ne kadar güzel.
Elin yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz zannedermiş ya. Bunun gibi. Bunların hepsi de ahlaksızlık. Bir gün beni paldır küldür anlatırım hep bunu. Bir arkadaş çağırdı beni hanım fenalaştı filan işte. Gittim kadın kırıyor döküyor boyuna. Mutfakta çanak çömlek bırakmamış. Gurebanın teki zaten adamcağız. Böyle değişik sesler çıkarıyor mutfakta. Böyle. Hırıltılar morultular. Ben çocuğa dedim ki abicim hemen dedim babasına telefon aç. De ki dedim ben. Sizin kızınız arızalı çıktı. Bu deli. Alın bunu tedavi edin.
Duydu şimdi. Çocuk da bana bakıyor. Açsana lan telefon dedim ben. Bu telefon açacak. Açılıverdi. Abi hoş geldin. Aaa. Beş dakika geçmedi. İyileşti. Ben gene aynı noktadayım ama. Kızım sen bu adamın bütün çanağını, çömlerini, bardağını, tabağını kırdın. Abi ben babama söylerim aldırırım. Sen böyle yapacak olursan olmaz bu. Sen bir git babanın evine. Bir tedavi ol. Dinin hukuku. Bir insan böyle kırıyorsa, döküyorsa ben çok sinirliyim. Migrenim tuttu, belim tuttu, başım tuttu. Aaa. Çok basit. İslam ona 6 ay tedavi müddeti veriyor. 6 ay tedavi müddetinde tedavi olmazsa boşama hakkı doğuyor.
Boşuyorsun. Gidiyorum bir daha yeniden evleniyorsun. Bir ömür boyu başı tutmuş. Onu mu çekecek adam? Dedim sen git eve. Tedavi ol. Öldür Allah gitmiyor. İki ayda bir babasının evine giden hiç gitmedi 6-7 ay. İyileşti. O ahlakından da bir şey kalmadı ama benden konuşmuyor şimdi. Çok kızgın bana. Adamı da derslere göndermiyor şimdi. Kadın iyileşti ama adamın dervişliğinden oldu. Çok basit. Ne kötü huylu muş. Geç. Hacı Mehmet'in babası vardı. Hacı Mehmet'in babası öyle derdi. Geçinmeyecek olan kadını bana getirin derdi. Dayıma dedim.
Dayı bunun iksiri ne? Biz bekarız tabi o zaman. Küren sapı dedi. Küren sapı ile geçinmeyecek olan kadın geçinecek. Ben Hacı Mehmet'in annesine öyle dedim. Dedim yenge. Ben seni tanıdığımdan beri dedim. Sen 30 Ramazan orucunu tutuyorsun. Tutuyor mu oğlum dedi. Ben seni tanıdığımdan beri dedim. 5 vakit namazını da kılıyorsun sen. Kılıyor mu oğlum dedi. Bir de şu dayıma sabrediyorsun ya sen dedim. Allah'ın izniyle inşallah sen cennetliksin dedim. Hadis-i şerif var ya. Ey kadınlar. Bana 5 vakit namazı, farz namazı kılacağınıza.
30 Ramazan orucunuzu tutacağınıza. Kocalarınıza itaat edeceğinize bana söz verin. Ben de sizi cenneti söz vereyim. Dayıma kim hayır diyecek. Anasından doğmuş mu ki? Siz o tip, o böyle pro tipleri görmediğinizden siz böyle ooo ooo ooo. Tabi. Elmanın içerisinde kurt gibisiniz siz. Ben askerden geldim. Geç gittim ben askere. 4 yıl geç gittim. 3 yıl geç gittim. 3,5 yıl geç gittim. Askerden geldim. Daha yeniyim böyle. Anneannem, annem ben. Üçümüz çardakta konuşuyoruz. Dedem de içeride yatıyor. Havalar biraz böyle serin gibi mi artık nasıl olduysa. Ama yaz böyle.
Biz konuşuyoruz işte oradan buradan. Ben de askerden yeni gelmişim. İşte ben annemi almaya gittim. Oturduk kaldık. Anneannem otur dedi. Oturduk. Sohbet ediyoruz. Gece saat 2.30-3. Bir patırtı koptu karşı taraftan. Allah rahmet eylesin. Dayım bütün herkesi tek sıraya çizdi. Sıraladı. Yengem, Hacı Mehmet yanında hanımı. Bunun elinde kürek mi, odun mu ne bir şey var elinde. Şimdi bizi de orada bilmiyor konuştuğumuzu. Sessiz böyle arada da böyle çardan etrafında gereltiler var. Dedem bazen orada yatıyorlar. Orada yatıp kalkıyorlar öyle. Yani dışarıda ama öyle. Dedemin böyle bahçesinden birisi kazara geçemez yani. Dedemin yastığının altında tara, bıçak, silah, tabanca, tüfek.
Neredeyse oraya bir tane top koyacak. Obüs. Gelene geçene güm gümletecek yani. Dedem öyle Allah rahmet eylesin. Onun çardanında etrafı muhafazalı böyle. Öyle değil miydi? Böyle perde merdi vardı değil mi Hacı Mehmet? Yataklar var orada tarafta, dut tarafında. Enteresan, tipik, çok nostalji, natural bir hayat yaşıyorlar. Sabah namazından sonra patlıcan gömmesi ocakta. Çalı ateşinde patlıcan gömmesi, biber közleniyor. Ondan sonra sabahları böyle yazın. Her sabah patlıcan gömmesinden salata, yanında tulum peyniri, üstüne zeytin peynir, ev ekmeği. Dedem öyle hayat yaşıyor. Öyle bizim yaşadığımız hayat hayat değil. Naylon hayat yaşıyoruz biz.
Sakın ha kendinize hayat yaşıyoruz zannetmeyin. Sakın öyle kadınlar da demesinler. Biz adamlara hizmet ediyoruz. Geç. Hazır orada peynir, tereyağı, ondan sonra reçel. Hepsi de marketten koy adamın. Bir de biz de kahvaltılıklar da satıyoruz. Hepsi bir yerde. Koy dolabı adamın önüne koy. Yiye git. Sakın. Dedem nerede? Velhasıl kelam. Böyle baktım hepsinde sıraladı bunlar. Ben de çardaktayım. Anneanne dedim ya. Dedim şuna bir şey söyle. Dedim bu adam evlendi. Çoluğu çocuğu var. Hanımının yanında. Dedim ya bu gece vakti. Saat iki buçuk, üç. Boğulacak bir şey mi dedim ya. Anneanneme ben. Anneannemin böyle bir tiz bir sesi var.
Mehmet dedi. Bakın eski kültür ve terbiye nasıl bir şey. Bu kadar. Dayım döndü. Buyur ana dedi. Kâbriye dedi. Bu kadar. Dayım öksüre öksüre geliyor. Kuyucu soy isimlerinde meşhurdur öksürmek. Bir yere giderken ıhı ıhı ıhı ıhı. Dedem gelişsini ara boyun kahvelerinden dinle. Başlar oradan öksürmeye. Oradan bahçeden duyarsın sen. Evi ayağa kaldırırlar. Geliyor diye. Öyle kadınlar sokakta uygunsuz da herkes içeri kaçar. Mehmet Efe geliyor diye. O zaten birisini görürse öyle ıhı ıhı yaptığı zaman ortalık yıkılıyor zaten. Konuşmasına gerek yok.
Kafası bır. Jiletle alınma. Tabii ben onun kafasında hiç saç görmedim. Oldum olası. Sen gördün mü Hacı Mehmet Efe? Değil mi? Kim kazıyorsa artık onu. İkide birde kazıyorlar kafayı. Kimin kazıdığını bilmiyorum. Velhasıl kelam. Dayım geldi. Buyur ana dedi. Yanımızda gelince. Ama onlar daha orada tek sırada duruyorlar. Tek sırada duruyorlar. Utanmıyor musun sen dedi. Gece oftu dedi. Böyle yapma dedi. Anneannem. Tüh sana dedi. Mustafa hoş geldin. Şimdi lafı karıştırıyor. Neriman burada mıydınız daha? Tamam. Sene diyorum dedi. Çabuk onları gönder dedi. Döndü o hepsine. Hadi dönün dedi. Bakın hani işinize yatın gibisinden. Dayım için geçinmeyecek kadın yok.
Neden? Küren sapı var. Ne hastalık kalıyor. Ne problem kalıyor. Ne de kötü ahlak kalıyor. Hiçbir şey kalmıyor. Ha demek ki eğitebiliyor mu insan? Eğitiliyor. Yani dedemin şimdi, dayımın şimdi bir de eşeği nasıl eğittiğini anlatmayayım. Biz daha o zaman çocukuz değil mi Hacı Mehmet? Var mıydık on yaşlarında? Tire pazarından bir tane eşek almış. Eşek sudan geçmiyor. Bunların ovada çayır diyoruz biz. Orada evleri var. Evde değil. O zamanlar hala da naylondu değil mi? Ev yoktu daha o zaman. Naylondan çadır gibi bir şey kuruyorlar. Çardak var. Oraya göçüyorlar. Biz de oraya gezmeye gittik. Eşek.
Böyle hafiften bir dere var. Çocukluğumuzda balık tutuyorduk orada. O derede balık vardı. O dereden asla eşek geçmiyor. Önden çekiyorlar olmuyor. Arkadan itiyorlar olmuyor. Hep beraber çocuklar bizde dahiliz tabii işin içinde. Bize de bir eğlence oyun çıkıyor. Kimisi biter ona. Öldürürken eşek suya adım atmıyor. Dayım küren sapından bir iki vurdu. Kürek sapı da kar etmedi. Annem dedi ki bana. Şimdi ısıracak onu dedi. En sonunda ben dayımı eşeğen ensesini ısırırken gördüm. Sudan geçmeyen eşek çığdı. Su değil önüne Musa gibi kızıldeniz çıksa eşek yürüyecek.
O hırslan o eşeği bir daha geçirdi sudan. Eşek tıkır tıkır tıkır geçti karşıya. Bir daha geçirdi bir daha geçti. Ama dayımın gözleri çıkık yüz kıpkırmızı. Eşek eşekken huyunu değiştiriyorsa herkes huyunu değiştirir. Yeter ki ya sevdiren ya ısıran birisi çıksın onu.
Sevmekle hall olan iş insanidir. Anlatırsınız. Anlatırsınız. Bu insanidir. Ayet-i Kerim'i unutmayın. Serkeşlik edenler ne olur? Dövülür. Bu da nedir? Hayvanı ehlileştirmektir. Nice insan görünümünde vardır ki nefis olarak hayvan konumundadır. Onu o laftan anlamaz. O neden anlar? Isırılmaktan anlar. O zaman huy değişmez diye bir şey yok. Bazen farkında olmadan zikir yapıyorum. Bunun tasavvufta bir yeri var mı ve bilinçsiz yapıldığı için bundan sevap alınır mı? Kim zikrederse Allah da onu zikreder. İman-ı taklidi, iman-ı ilmi, iman-ı ayağın, iman-ı hakiki, iman-ı hakikati nedir? Oooo!
16 EA 065 arabanızı çekin. Hasta annem var çok hasta bana dua edin. Allah'ım şifa versin inşallah. Bugün gündüz sohbetinde hasta bir kimse iyi olacağına inanırsa iyi olur. Zikrullah'tan sonra affolacağına inanırsa affolunur dediniz. Böyle düşününce Allah'ın dilemesini ve istemesini bir kenara bırakıp kendi inancımızı inandığımızdan küfre düşmüş olmaz mıyız? Bunu idrak edemedim açıklarsanız sevinirim. Kıymetli dostlar, benim söylediğim de ayeti kerimeler meali. Kim Allah'ı zikrederse Allah onu affeder. Kim Allah'ı zikrederse Allah onu zikreder. Allah kötüyü zikreder mi? Allah kötüyü anar mı? Zikrullah temizdir.
Kim Allah'ı zikrederse o da temizlenir. Allah temizi zikreder. Anlaşıldı. İnsan tanımadığını, tanımadığı birini sevemez diyorlar. Kişi seviyorsa zaten onu tanımış mıdır? Tanımadığı bir şeyi nasıl sevecek ki bir kimse? Beni arayan bulur, beni bulan, beni tanır, beni tanıyan beni sever.
Coca-Cola'da diğer kola çeşitleri de mayalı içecek ve sağlığa zararlı çocuklarda zihinsel gelişimi durduruyor. İnsanlar hala içiyor. Uzak durun. İlk ayet olan okunun yazı oku anlamına dışında meydan oku anlamına da gelir mi? Anlamadım bunu. Oku Allah'ın izniyle. Babam çoğu zaman namaz kılmıyor. Hatta çoğu kez cuma namazını kılmadığı da oluyor. Namaz kılmadığında neler kaybedip kazandığını anlatmama rağmen namazlarını terk ediyor. Ne yapmalıyım anlatmaya devam. İnşallah. Allah kalbine hidayet eylesin. Ben saati yanıma almayı unutmuşum. Kaç? Vay vay vay … 230'da mı kaldık? Aşıklar, güzeller kendi elleriyle onları öldürdükleri zamandır ki can kadehlerine çekerler.
Padişah Okan'a şehvet için girmedi. Kötü zannı, inadı bırak sen. Sen sandın ki bulandı pis bir iş işledi. Su berrak bir hale gelince bu berraklık suda bulanıklık tortu bırakır mı? Hiç. Diyelim. Önümüzdeki hafta devam edelim. İnşallah önümüzdeki hafta soru almayın. Şu biraz meslevi okumasına devam ettirelim. Tamam? İnşallah. El Fatiha. Selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.