mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi Aşure - 22 Eylül 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Eylül 2018 · 1:51:57

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bugün aşure aslında perşembe günüydü gün olarak ama perşembe günü aşure günü Hz. Hüseyin Efendimiz ve Kerbela ile alakalı sohbet etmek istedik. O yüzden perşembeyi ona ayırdık. Bundan sonra cumartesine de inşallah burada aşure ile alakalı program yapacağız.
Bir tarafımız hüzün deryası, bir tarafımız aşure neşesi. Neşelenelim mi, hüzünlenelim mi? Dedik ya neyse ayıralım. Onuncu gününe normalde şehidi Kerbela'ya ayırdık. İlk cuma tesisini de aşureye ayırdık. Aşure malum Ümmet-i Muhammed'in kutladığı, Ümmet-i Muhammed'in kendince yıllardan beri uyguladığı bir kültür, gelenek.
Geçmiş derslerde Nuh Aleyhisselam'ın tufandan kurtulduğunun, kurtulduğu gün yapılan bir yemek olarak anlatmıştık. Geçmiş derslerde yine aşure gününde önemli olan olaylar, hadiseler, peygamberlerin dünyayla alakalı, ne bileyim diğer meselelerle alakalı, aşure günüyle alakalı bir hayli sohbet etmiştik.
Bugün aşurenin ilk çıkış noktası olan Nuh Aleyhisselam ve tufanından bahsedeceğiz. Nuh Aleyhisselam, Hazreti Şidd'den sonra üçüncü ulul azim peygamberlerden birisidir. Adem Aleyhisselam, ardından oğlu Şidd, ardından yine Şidd'in çocuklarından Nuh Aleyhisselam'dır.
Adem Aleyhisselam yaklaşık dokuz yüz kusur sene yaşamış peygamberlik yapmış. Şidd, sekiz yüz, dokuz yüz sene yaşamış peygamberlik yapmış. Nuh Aleyhisselam'da dokuz yüz kusur yıl yaşamış peygamberlik yapmışlar. Tabii Şidd'in aleyhisselam ile Nuh Aleyhisselam arasında bir zaman var. Yaklaşık bunu fetret zamanında diyebiliriz.
Çünkü Adem Aleyhisselam, oğulları Habil ile Kabil aralarında problem çıkıp, Kabil Habil'i öldürdükten sonra bir zaman geçiyor. Bu zaman zarfında normalde Adem Aleyhisselam kendisinden sonra gelecek bir peygamber, bir salih kimse olması için dua ediyor. O duanın neticesinde Şidd Aleyhisselam'ı Cenab-ı Hak veriyor.
Şidd Aleyhisselam, Kabil'i, çünkü Kabil büyük bir devlet kuruyor. Büyük bir devlet kuraraktan etrafa zulmediyor. Adem'in inananları hep dağlarda yaşıyor. Kabil'in zulmünden uzak duruyorlar. Kabil ise şehirlerde mesken tutuyor. Şehirler kuruyor. Dağlara değil, ovalara, deniz kenarlarına büyük şehirler kuruyor. Zulmünü arttırıyor. Ve Adem'in inananlarına karşı büyük savaşlar yapıyor. Vaktaki Şidd Aleyhisselam doğuyor. Şidd Aleyhisselam büyüdükten sonra Adem Aleyhisselam ona vasiyetlerde bulunuyor. Ona diyor ki, sakın şehirlere yurt edin, ovalara, sakın Kabil'in şehirlerinde yaşama.
Ve sakın diyor, Kabil gibi de olma. Ve Şidd Aleyhisselam, peygamberliği müddetince büyük bir ordu kuruyor. O orduyla Kabil'in ordularını yeniyor. Şehirlerini fethediyor. İnsanlara hak ve hakikati anlatıyor. Böylece Kabil taraftarları yeniliyor. Uzun müddet Şidd Aleyhisselam, peygamberliğin devam ettikten sonra vefat ediyor. Vefat ettikten sonra insanlar tekrar bozuluyorlar. Tekrar hak ve hakikat yolundan çıkıyorlar. Sağlı sollu yanaşın, kapının ağzı iyice şey olmasın. Şidd Aleyhisselam, vefat ettikten sonra da uzun müddet insanlar kendilerini koruyorlar. Bir müddet sonra yine sapkınlığa başlıyorlar.
Yine hak ve hakikat yolundan dönüyorlar. Yine şeytaniyete, deccaliyete dalıyorlar. Ardından o şeytaniyete ve deccaliyete dalan, putperestliğe doğru koşan, çünkü ilk putperestlik Nuh'un zamanında başlıyor. İlk putlar Nuh'un zamanında. Ve ilk putlar Nuh'un, bu şeyi düzgün takmadınız mı? Bir bakın bakayım ona. Putperestler Nuh'un zamanında sudur ediyor. Nuh'un zamanında o kadar çok putperestlik artıyor ki, putperestlik bütün insanların evlerinde birer put olmuş oluyor. Hatta taberi tefsirinde geçen, yani şeytan işte Şidd'den sonra böyle velilerin, evliyaların, büyük insanların, sevilen insanların, işte çok seviyordunuz onu.
Evet, işte istemez misiniz her gün onu hatırlamak. Evet, hadi bir normalde onun bir heykelini yapın. İşte şehrin girişlerine çıkışlarını koyun. Her zaman onu sevdiğinizi hatırlayın. Ondan sonra şehrin göbeğine koyun. Herkes onu hatırlasın, onu görsün, onu unutmasın. Bu iyi bir insandı. Bu kurtarıcımızdı. Bu şöyleydi, bu böyleydi. Eee, işte onu daha fazla sevginizi gösterin. E ne yapalım? Hadi evlerinize de bir küçük köşe yapın. O sevdiğiniz adamların, güzel putlarını oralara koyun. Nuh'un zamanında oluşuyor bu. Herkesin evinin köşesinde bir puthanesi var. Küçük bir put köşesi var. O put köşesinde o sevdikleri kimselerin, o mübarek gördükleri kimselerin, o büyük komutanların, büyük devlet adamlarının put köşeleri var.
O put köşelerinde her gün ona böyle tazim gösteriyorlar, saygı gösteriyorlar. Böyle bir kavmin içine, böyle bir sapkın bir kavmin içine, Şit Aleyhisselam'ın torunlarından, torunlarından, sulbinden Cenab-ı Hak Nuh Aleyhisselam'ı peygamber olarak gönderiyor. İşte peygamberlerin en zor, en sıkıntılı işlerinden birisi, peygamberlerin peygamberliğini ilan etmesi, tebliğ etmesidir.
Aynı toplulukta, aynı topluluğun içerisinde, aynı topluluğun bir ferdi ama Cenab-ı Hak ona peygamberlik veriyor. Ona peygamberlik verince, o kimsenin kendisini peygamber ilan etmesi kadar zor bir şey yoktur. O normalde kavmine kendi peygamberliğini tebliğ ediyor. Onları uyarmaya başlıyor. Onlar peygamberliğini tebliğ edip, onları uyarmaya başlayınca, Nuh Aleyhisselam'ın kavmi, Nuh'a itiraz ediyor.
Nuh Aleyhisselam'ın kavmi böyle, basit, yumuşak, ne bileyim böyle işte, ya inanmadık ama bırakalım, öyle bir kavim değil. Sert huylu, sert tabiatlılar, kavgacılar, çok şedidler. O kadar şedidler ki, şimdi oldu. O kadar şedidler ki, Nuh Aleyhisselam'a aman vermiyorlar. O kadar şedidler. Ve Nuh Aleyhisselam, onlara ne anlatırsa anlatsın, bir türlü yumuşamıyorlar. Böyle şedid bir kavim. Ve onları normalde, en sonunda Nuh Aleyhisselam, işte ayeti kerimede de var. Açıktan onlara tebliğ ediyor, nasihat ediyor. Gizliden tebliğ ediyor, nasihat ediyor. Herkes içinde ayeti kerime var.
Ve en sonunda Nuh Aleyhisselam, bu kavmi, Cenab-ı Hak'ka şikayet etmeye başlıyor. Ey Rabbim, ben kavmimi gece gündüz seni birlemeye. Bakın, gece gündüz seni birlemeye. Yani, onları şirkten kurtarmaya. Çünkü şirk ehli hepsi. Günay-ı keballilerin en büyüğü, Allah'a ortak koşmaktır, şirktir. Şimdi de yedi tane büyük günah kebair vardır. Bunun birincisi, birinci şıkkı, şirktir. Bu günah kebairlerin ikincisi, anneye, babaya isyan etmektir. Bakın, birincisi şirktir. İkinci büyük günah kebair, ana, babaya isyan etmektir.
Gece gündüz seni birlemeye, sana kulluk etmeye davet ettim. Ardından en büyük günah kebair, bir Müslümanın, bir inananın, bir insanın, Allah'a kulluk etmemesidir. Şimdi, insanlar kendilerince, iman ettik, bitti, terenenlisinde duruyorlar da, o yüzden bunu özellikle söylüyorum. Ayet-i kerime. İkincisi ne? Kulluk etmek. Şirkten kurtuldu, iman etti, ardından kulluk etmek. Çünkü Cenab-ı Hak insanları yaratmayla alakalı, bana kulluk etsinler diye yarattım diyor. Cenab-ı Hak insanlığı yaratmasının, cinnileri yaratmasının sebebini, insanların ve cinnilerin, yaratıcısına kulluk etmesini istiyor, ona bağlıyor.
Ben diyor, bunları kulluk etmeye davet ettim. Onları, seni cezalandırmandan ve kahrından sakındırdım. Allah, rahmet sahibidir. Hüküm sahibidir. Ama Allah, aynı zamanda ceza sahibidir. Allah'ın cenneti vardır. Ama Allah'ın cehennemi de vardır. Allah'ın rahmeti geniştir. Ama Allah'ın azabı da vardır. İnsanlar, Allah'ın azabını, unutuyorlar. Allah'ın azabını hafife alıyorlar. Allah'ın azabını hafife alarak da, günah işlemeye devam ediyorlar.
Sapkınlığa devam ediyorlar. İsyana devam ediyorlar. Allah'a, Resulüne ve kitap ve sünnete karşı olmaya devam ediyorlar. Bakın o gün Nuh Aleyhisselam'ın kavminin yaptıklarını anlatıyoruz şimdi. Nuh Aleyhisselam'ın kavminin yaptıklarını anlatırken, biz onu bugüne taşıyoruz. Nuh Aleyhisselam'ın kavminin en büyük handikaplarından birisi Allah'a şirk koşmaktı. Allah'a şirk koşmak, ikilemek. Allah'tan başka ilahlar edinmek. Allah'tan başka güç ve kuvvetlerin önünde eğilmek. Allah'tan başka bir şeyi, bir sistemi, bir şirketi, bir parayı, bir makamı, bir mevkiyi, Allah bir tarafta, o bir tarafta, onu kendine Rab ve ilah edinmen.
Allah'ın emirleri karşısında, tağutun emirlerine tabi olman. Allah'ın emirleri dururken, heva ve hevesine, nefsine ve şeytaniyete, deccaliyete dalman. Allah'ın emrini kenara bırakmak, bırakıp, kendi heva ve hevesinin peşine koşman. Allah'ın haram dediğini, Allah'ın gözünün içine baka baka icra etmen, işlemen. Birincisi Allah'a şirk koşmak.
E ikincisi ne? Kulluk yapmaman, namazı emretmiş, kılmaman, orucu emretmiş, tutmaman. Bu haram demiş, o harama, haramı kendince kale almadan haramı işlemen. Haram ya, haram, bildiğiniz haram. Göz göre göre bu haramı ne yapmaya işliyorsun? Bildiğin haram. Sana ilim gelmiş artık. Onun haram olduğunu bildiğin halde devam ediyorsan, haram olduğunu bildiğin halde devam ediyorsan, Allah'a isyan ediyorsun. Sana ilim gelmemiş, sana bilgi gelmemiş, bilmiyorsun. Eyvallah. Ona ilim geldikten sonra, ona tebliğ edildikten sonra, o bunu öğrendikten sonra harama devam ediyor.
Nuh'un kavmi, Nuh'un kavmi derken, Nuh'un yaşadığı kavim bunu yapıyor. Ve Cenab-ı Hakk'ın cezalandırmasını kale almıyor. Nuh diyor ki, Allah var ve siz bu sapkınlığa, siz bu fuhşiyata, fahşiyata, nefsaniyete, şeytaniyete devam ederseniz, Allah sizi cezalandırır. Bunlar cezalandırmayı da kale almıyorlar. Devam ediyor onu. Benim onları davet etmem, onların, Hak'tan daha fazla kaçmalarından başka bir şeye yaramadı. Öyle isyankar ki, öyle sapık ki, onları Allah ve Resulüne davet edince, onlar senden uzaklaşıyorlar.
Sen insanlara diyorsun ki, gelin Allah ve Resulünün yolunda gidin, onlar bunu duymak istemiyorlar. Onlar bunu duymak istemediklerinden dolayı, seni terk ediyorlar. İnsanlar Kur'an ve sünnetin doğrularını duymak istemiyorlar. Duymak istemediklerinden dolayı terk ediyorlar. Kur'an ve sünnet doğrusu, insanların heva ve heveslerine uygun değil. Kur'an ve sünnet doğrusu, insanların şeytaniyetine uygun değil. Kur'an ve sünnet duygusu, Kur'an ve sünnet sevgisi, Kur'an ve sünnetin ölçüsü, insanların hayvaniyetine uygun değil. Kur'an ve sünnet ölçüsünü duymak istemeyen, Kur'an ve sünnet ölçüsünü dinlemek istemeyen, Kur'an ve sünnet ölçüsüne uymak istemeyen, topluluklar oluşuyor.
Bunlar kulluk yapmak istemiyorlar. Bunlar haramdan uzaklaşmak istemiyorlar. Bunlar helal dairede yaşamak istemiyorlar. Bunlar Kur'an ve sünnetin emretti, ahlaki bir sistemde durmak istemiyorlar. Rüşvetse yiyecekler, hırsızlıksa yapacaklar, çapkınlıksa yapacaklar, fuhuşsa yapacaklar, uyuşturucu kullanacaklar, içki kullanacaklar, barlara gidecekler, pavyonlara gidecekler, denizlere gidecekler, soyunacaklar, dökünecekler, her şeyleri yapacaklar.
Ama diyecekler ki, biz Allah'a iman ediyoruz. Ama kulluk, kulluk sıfır. Faizmiş, işleyeceğiz. Faiz ticaretten. Olması lazım. Ne olması lazım? Faiz olması lazım. Sebep, enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Yeni çıkıyor bunlar. Toplanıyorlar. Bu faiz sisteminin ayakta durması lazım. Faiz sisteminin ayakta durması için, faiz sistemine destek verecek, alimler oluşturulması lazım. Bunlar medreseden yetişmez. Bunlar klasik bir dini eğitimden yetişmez. Bunlar nereden yetişir? Bunlar klasik eğitimin dışından yetişir.
Bunların yetişmesi için, hadisleri inkar etmek gerekir. Hadisleri inkar edersen, faizle alakalı hadisleri de inkar edersin. Ondan sonra faizle alakalı ayeti kerimeyi, istediğin gibi dönüştürebilirsin. İstediğin gibi döndürebilirsin. Çünkü hadis yok, döndür Allah, döndür ayeti kerimeyi, döndürürsen döndürmek istersen döndür. Bunlar çünkü ayeti kerimeleri de döndürüyorlar. Fahşiyata, fuhşiyata, her şeye müsaade ediliyor. Neden? Çünkü Kur'an ve sünnete tabi olaraktan yapılacak bir şeye insanların nefisleri kabul etmiyor. Kadınların etmiyor, erkeklerin etmiyor, çocukların etmiyor, sokaktaki insanların etmiyor, dervişe yetmiyor, şeyhe yetmiyor, hocaya yetmiyor, yetmiyor.
Kur'an ve sünnet insanları rahatsız ediyor. Kur'an ve sünneti söyleyenlerden, tebliğ edenlerden, gerçek manada ve mahiyette, Kur'an ve sünneti söyleyen kimse, bize sert geliyor. Bize itici geliyor. Onlara şöyle diyeceksin. Aa içki içtiniz. Aa boş verin ya önemli değil. Allah affeder canım boş verin. Allah affeder ya içme. Tövbe et dön geri. Ya tövbe et dön geri. Sana ilim geldi. Sen neden daha içmeye devam ediyorsun? Sen neden uyuşturucu kullanıyorsun? Sen neden uyuşturucuyla mücadele etmiyorsun? Her sokak başında uyuşturucu kullanan var. Neden polise şikayet etmezler?
Neden anlatmazlar? E ne olacak? İçki serbest, uyuşturucu yasak. Ya o da içki, bu da içki. Ya o da sarhoş ediyor, bu da sarhoş ediyor. Biri serbest, biri neden yasak? Ya ikisi de aklı götürmüyor mu? İkisi de aklı götürüyor. Bu serbest, bu yasak. Kimse sorgulamıyor. Ya bu da aklı götürüyor, bu da aklı götürüyor. Önceden bir de sarhoşken bir suç işlersen ceza indirimi vardı. Sarhoştum, vurdum. İşte söz konusu olan kimsenin sarhoşluğundan, aklının yerinde olmadığından ceza indirimi. Allah Allah, ölenin suçu ne ya? Herkes kafeyi çeksin, birbirini öldürsün o zaman. Ceza indirimi var.
Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Şimdi ceza indirimi kaldırıldı da. Nuh'un kavmini anlatıyorum. Nuh'un kavmi, putlara inanıyorlar. Nuh'un kavmi diyorlar ki, sen olmasaydın biz olmazdık. Nuh'un kavmi. Büyük kurtarıcımız sensin. Büyük dua abidemiz sensin. Sabahleyin giderken, o putun önünde dua edip gidiyorlar. Akşam işlerine dönerken, putun önünde dua edip geliyorlar. Bu şeytan diyor ki, yani bu kadar böyle olmaz ya. Siz evlerinize de koyun. Haydi evlerin köşesine bir put köşesi yapıyorlar. Nuh'un kavmi yapıyor bunu. E baş iş yerinde de sen olun, iş yerinde de bir tane put köşesi. Tarlaya bir tane put köşesi. Takkaya bir tane put köşesi.
Haydi boğazına sar istersen, başına tac et, her tarafında put köşesi. Her tarafta var. Nuh'un kavmi yapıyor bunu. Nuh Aleyhisselam zamanında. Şehirler putlarla dolu. Hangi şehre gidersen git, putlar var. Hangi eve gidersen git, put var. Bağ bahçeye giderken de put var. Şehirlerin göbeğinde put var. Her yerde put var. Kim bu putlar? Geçmiş zamandaki büyük insanlar. Bir savaşta bahadırlık yapmış. Hemen onun putunu dikmişler. Çok büyük bir veliymiş, evliyamış. Duası kabul edilen bir kimseymiş. Hemen onun putunu yapmışlar. Unutmayacaklar hiç. Ama sapkınlık diz boyu. Her türlü haram ve her türlü melanet işleniyor Nuh'un kavminde.
ve peygamber dinlemiyorlar. Peygamberle alay ediyorlar. Nuh Aleyhisselam'la alay ettikleri gibi alay etmekle kalmıyorlar. Nuh Aleyhisselam bir topluluğa, bir gence, birisine din tebliğ edeceği zaman olmadı dövüyorlar o inanın ikide birden. Pataküte pataküte pataküte dövüyorlar. Nuh Aleyhisselam çok dayak idi. O zalimler alıyorlar, dövüyorlar ikide birden. Çünkü o onların işlerine gelmiyor. Hatta daha ileri götürüyorlar. Nuh Aleyhisselam 900 kusur yıl yaşadı. Bir kimsenin babası oğluna tutmuş oğlunu elinden diyor ki işte sakın ha bu Nuh'un peşinden gitmeyeceksin. Buna uyumayacaksın.
Bununla arkadaş olmayacaksın. Bununla dost olmayacaksın. Bununla merhabalaşmayacaksın. Bununla gezmeyeceksin. Bununla asla ve asla arkadaş ve dost olmayacaksın. Sakın ha bunun peşinden gitme. Bana babam dedi ki geldi gösterdi dedi ki işte bu Nuh'un peşinden gitme. Ben de şimdi sana söylüyorum diyor. Vasiyet ediyorlar birbirlerine. Sakın bu Nuh'a inanma. Sakın bu Nuh'un peşinden gitme. Sakın bununla konuşma. Bununla arkadaşlık, bununla yoldaşlık yapma. Neden? Bu bizi geçmiş tanrılarımızın dininden döndürmeye çalışıyor. Nuh'a da deli diyorlar çünkü. Diyorlar ki bu deli, bu akılsız, bu normal değil.
Bununla asla konuşulmaz. Ve Nuh her seferinde, her dayak yiyişinde Allah'a şöyle yalvuruyor. Bunlar bilmiyorlar. Bunlar tanımıyorlar. Sen bunları affet. Yabancı geldi mi bu söz bize? Hayır. Neden? Aynı sözü Taif'te Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri söylüyordu. Mekke müşrikleri Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin Taif'e gideceğini öğrendiler.
Taif'e gideceğini öğrendikleri zaman Taif'teki müşriklere haber gönderdiler. Ve Taif'teki genç çocukların ellerine harçlık, para dağıttılar. Dediler ki böyle bir adam gelecek. Böyle bir adam geldiğinde siz onu taşlayın. Siz onu yuhlayın. Siz onu dövmeye gayret edin. Siz ona eziyet verin. Siz ona sıkıntı verin. Ve Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri Taif'e tebliğ etmeye gittiğinde Taif'li çocuklar onu taşlamaya, onu yuhlamaya başladılar. Arap kültüründe birisi konuşurken alkışlamak onu telin etmektir. Onu küçük göstermektir. Onu küçümsemektir. Bakın onu telin etmek, onu küçümsemektir.
Bir kimse konuşurken, bir şey yaparken alkışlamak onu küçümsemektir. O yüzden sema, zikri şerifinden sonra alkış olmaz semahanelerde. Alkışlamak müşrik adetidir. Alkışlamak, bir konuşmacıyı alkışlamak, bir kimseyi alkışlamak müşrik adetidir. Müşrik adeti. Ta Nuh'tan gelir bu adet. Nuh Aleyhisselam insanları Allah'a davet edeceği zaman, müşrikler onun konuşmasını kesmek için alkışlıyorlardı. Yine Hazreti Muhammed Mustafa, Mekkeli müşriklere dini tebliğ edeceği zaman, Mekkeli müşrikler onu alkışla susturuyorlardı. Birisini alkışla susturmak müşrik adetidir. Müşrik adeti.
Ve Nuh Aleyhisselam böyle olmasına rağmen Cenab-ı Hakk'a onların affı için uzun seneler yalvardı. Ayet-i Kerime'de diyor ki, Ben onları günahlarını affetmen için seni birlemeye ve sana itaat etmeye her davet ettiğimde davetimi işitmemek için parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Onlar Hazreti Nuh'u dinlememek için parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar, protest ettiler.
Hak ve hakikate kulağını tıkamak, hak ve hakikatın emirlerine karşı bir kimsenin, bir kimsenin kulaklarını tıkaması, dinlememesi. Hazreti Mevlana Mesnevi'nin başında o yüzden dinle der. Dinle! Nefse en ağır gelen şey, hak ve hakikati dinleyip itaat etmektir. İnsan nefsine en zor gelen şey, hak ve hakikati dinleyip itaat etmektir.
İnsan nefsine en zor gelen şey, hak ve hakikati dinleyip itaat etmektir. Çünkü gönlünü hayvaniyete satanlar, gönlünü şeytaniyete satanlar, gönlünü deccaliyete satanlar, hak ve hakikati duysalar dahi dinlemezler. Dinleseler dahi itaat etmezler. Görüntüde Müslüman, hakikatte müşrik.
Görüntüde Müslüman, hakikatte münafık. Görüntüde Müslüman, hakikatte kafir. Sebep? Ayet-i Kerime'de dinledik, itaat ettik. Var. Dinleyip itaat etmek herkesin işi değil. Nuh'un kavmi daveti işitmemek için parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Beni görmemek için elbiseleriyle yüzlerini örttüler.
Nuh Aleyhisselam onları davet edecek, onlara dini anlatacak diye onu görmek istemediler. Hak ve hakikati görmek istemeyen gözünü kapatıyor. Onlar elbiseleriyle gözlerini kapattılar. Hak ve hakikati görmemek için. Onlar gözlerini perdelediler. Hak ve hakikati görmemek için. Kulaklarını tıkadılar. Hak ve hakikati duymamak, dinlememek için. O yüzden Cenab-ı Hak onların kalplerini mühürledi. Onlar iman edemezler. Sebep? Onlar hak ve hakikatin sesini duymak istemediler. Hak ve hakikati de görmek istemediler.
Onlar hak ve hakikate sırtlarını döndüler. Sırtlarını dönünce Allah da onlara sırtlarını döndü. Onlar kulaklarını ve gözlerini örtünce Allah da onların kalplerini mühürledi. Onlar kulaklarını tıkadıkları, gözlerini örttükleri için Allah onların kalplerini mühürledi. Onlar kulaklarını tıkamamış olsaydı, onlar hak ve hakikate karşı gözlerini yummamış olsaydı, Allah onların kalplerini mühürlemeyecekti.
Sen hak ve hakikate kulağını tıkarsan, sen hak ve hakikati gözüne yumarsan, Allah senin kalbini mühürler. Asla iman edemezsin bir daha, asla bir daha hak ve hakikati duyamazsın, asla bir daha hak ve hakikati göremezsin. Bundan kork, bundan kork. Ama Nuh'un içinde bulunduğu o kavim bundan korkmadı.
Onlar hak ve hakikati duymamak, hak ve hakikati görmemek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ve o Nuh'un kavmi, ayet-i kerime de öyle diyor, şer ve inkarlarında ısrar ettiler. Onlar şerliğe devam ettiler. Onlar kötülüklere devam ettiler. Onlar insaniyete karşı hayvaniyete ele aldılar. Onlar hakkaniyete karşı şeytaniyete aldılar. Onlar hakikate karşı nefsaniyete aldılar. Onlar şerliklerine devam ettiler. Onlar asla tövbe edip geri dönmeyi, tövbe edip salih amel işlemeyi, tövbe edip salihlerle beraber olmayı, tövbe edip iman edip imanlarının üzerine yaşamayı düşünmediler. Onlar şerliklerine, onlar kötülüklerine, onlar isyanlarına, onlar tuğyanlarına devam ettiler.
Ahlaklarını hayvanlaştırdılar. İnsanlıklarını hayvanlaştırdılar. Oysa Cenab-ı Hak diyordu ki, ben insanı ahseni takvim üzerine yarattım. Ve ben kendi isimlerimi ona öğrettim. Ve beni tanısınlar, beni bilsinler, bana ibadet etsinler diye yarattım. Ama bu sapkın kavim, bu tuğyana düşmüş, bu şeytaniyete düşmüş kavim, şerliklerine devam ettiler. Şerliklerinin kat ve kat, üstüne katmerliyerekten yürüdüler. İnkarlarında ısrar ettiler. O mübarek peygamber, o mübarek insanlar, o peygamberin etrafındaki bir avuç inanan, onlara anlattıkça, onlar inkarda ısrar ettiler. Onlar anlattıkça, onlar inkarda ısrar ettiler. Onlar yalvardıkça, onlar inkarda ısrar ettiler.
Onlar onların önünde ağladıkça, gelin hak ve hakikate dönün dedikçe, onların inkarları arttı. Onlar kendilerini çok güçlü gördüler. Oğulları vardı, paraları vardı, hanları vardı, hamamları vardı, sarayları vardı, askerleri vardı, etrafında köleleri vardı, cariyeleri vardı, esirleri vardı. İnananları her gün dövdürüyorlardı. Her gün inananlara zulüm yapıyorlardı. Her gün onlar bir yerde ibadet etmek için toplandıklarında, onlar o zamanki güvenlik güçleriyle oraya basıp, onları dayaktan getiriyorlardı. Onları rahatsız ediyorlardı. Onları şehirlerinden sürüyorlardı. Onları köylerinden sürüyorlardı. Onları kendi evlerinden ve yurtlarından sürüyorlardı.
Bu Nuh'un içinde bulunduğu kavim, azgınlıkta ve sapkınlıkta, el avuca sığmaz hale gelmişlerdi. Artık inanan bir kimseyi, artık Allah'a iman etmiş, Habibi'nin yolundan gitmiş bir kimseyi, görecek tahammülleri bile kalmamıştı. Onları gördüklerinde her biri tüyleri diken diken olup, o inananların üzerine saldırıyorlardı. Böyle bir şedid bir kavim, böyle zalim bir kavim, böyle zalim bir insanlardan oluşan bir kavimdi. İman edenleri yerle yeksan etmek, iman edenlerin köklerini kazımak için uğraşıyorlardı. Ve bu zalimliklerini, bu şerliklerini, bu inkarcılıklarını gelecek nesillere de aktarıyorlardı. Gelecek nesiller, onların yetiştirdikleri nesiller daha inkarcı, daha şedid, daha zalim, daha kan dökücü, daha şeytaniyetli, daha nefsaniyetliydi.
Artık içlerinde iyilik namına bir şey yoktu. Ama onlara bakılırsa onlar iman ehliydi kendilerince. Kendilerince inanıyorlardı. Kendilerince atalarının dinlerine gidiyor, o kurtarıcılarının putlarının önünde eğiliyorlardı. Ve diyorlardı ki, inananlara, siz sapıksınız, siz delisiniz, siz akılsızsınız, siz buna ama inanıyorsunuz. Nuh'a öyle diyorlardı. Yine Nuh Aleyhisselam diyor. Hakka boyun eğmeyi, gururlarına yedirmeyi, büyüklendikçe büyüklendiler. Bu Nuh'un kavmi, Hakka boyun eğmeyi, kendilerine yediremiyordu. Secde etmeyi, kendilerine yediremiyordu.
Oruç tutmayı, kendilerine yediremiyordu. Namaz kılmayı, kendilerine yediremiyordu. Allah'ın emri ya bu. O'nu yerine getirmeyi, kendilerine yediremiyorlardı. Alem ne der? Arkadaşlarım ne der? Etrafım ne der? Benim bir kariyerim var. Bu kariyerimin etrafındakiler ne der? Ben bir yerde müdürüm, bir yerde amirim, bir yerde memurum. Ben bir iş adamıyım. Ben bir iş kadınıyım. Ben filanca yerde öğretmenim. Ben filanca yerde doktorum. Ben filanca yerde yüksek bürokratım. Onların önünde ben nasıl Hakka boyun eğerim? Onların yanında ben nasıl derim ki benim inancım bunu emrediyor? Beni dışlarlar. Beni ötekileştirirler. Beni ikinci sınıf vatandaş yerine koyarlar.
Benim müdürlüğümü alırlar. Benim amirliğimi alırlar. Benim bürokratik konumum ne olur? Beni perişan ederler. Ben iş yapamaz hale gelirim. Ben para kazanamaz hale gelirim. Benim çevrem içki içenlerle dolu. Benim çevrem rüşvet yiyenlerle dolu. Benim çevrem haramzadelerle dolu. Benim çevrem haramzadelerle dolmuş tatmış. Ben haramzadelerin üzerinden geçiniyorum. Yediğim haram, içtiğim haram, attığım haram, tuttuğum haram, yürüdüğüm haram, konuştuğum haram, karnım haramla dolmuş. Görmüyor musun? Haram olan göbeğim benden bir buçuk metre önde gidiyor. Haram olan benim arkam bir buçuk metre arkamdan geliyor. Ben nasıl bu haramlardan kurtulur da hakka boyun eğerim, etrafımda kimse kalmaz benim deyip bu Nuh'un sapık kavmi iman etmeyi kabul etmiyordu.
Bu Nuh'un kavmi öyle bir kavimdi ki, öyle bir kavimdi ki, bir kimse hakkı, hakikati konuşsa derdi esnedip cezaevine atıyorlardı. Hemen hapise gidiyordu. Nuh'un kavmi o kadar sapkınlıkta ileri gittiler ki, inananların üzerine zalimce çullanıyorlardı. Gerçekten iman eden, gerçekten iman eden, imanını yaşamaya çalışan kimseleri dünyayı cehennem ediyordu bu zalimler. Dünyayı cehennem ediyordu. Adım attırmaz, nefes aldırmaz hale getiriyorlardı. Hani o Mekkeli müşrikler, Mekke'deki iman eden, o Müslümanlarla alışverişi kesmişti.
Kız alıp vermiyorlardı. Onlarla selamlaşmayı kesmişti. Onların evlerini işaretlemişlerdi. Onların evlerini mühürlemişlerdi. Onlar Mekkeli müşrikler, Mekke'deki iman eden bir avuç Müslümana her türlü zulmü ve işkenceyi yaptırıyorlardı ya. İşte Nuh'un kavmi de böyleydi. O iman eden kimselerin evlerini yıkıyorlardı. Evlerine el koyup, haraç mezat satıyorlardı. İş yerlerine el koyup, haraç mezat satıyorlardı. Nuh'un kavmine nefes aldırmıyorlardı. Ve onları gördüklerinde bir kibir, onları gördüklerinde bir büyüklenme, onları gördüklerinde bir şatafat, bir şatafat, eziyorlardı. Nuh'un inanan bir avuç etrafındaki kimseleri.
Asla iman ettik, itaat ettik. Ve iman ettiğimiz, itaat ettiğimiz Allah'ın emrine uyacağız demiyorlardı. Nuh Allah'la konuşuyor. Diyor ki, ben onları açıktan davet ettim. Ey Rabbim, ben onları açıktan davet ettim. Açıktan anlattım. Hani Hazreti Pir diyor ya, ben her toplulukta ağladım, inledim. Nuh diyor ki, ben hepsini açıktan davet ettim. Hepsini açıkça anlattım. Hepsine söyledim. Devam ediyor. Ve onlara dedim ki, baş başa kaldığımızda, gizliden de onlara davet ettim.
Toplumun içerisinde davet ettim. Birisini yakaladım. Sokağın başında, karanlık gecenin yarısında. Dedim ki, gel yapma. Allah'a iman et. Resulüne iman et. Gel şu haramdan kurtul. Şu gecenin yarısında, bu soğuk dünyanın, bu soğuk gecesinde, gel tövbe et. Onlar kabul etmiyorlardı. Onlar diyorlardı ki, biz gece eğlenceye gideceğiz. Onlar diyorlardı ki, biz gecelere akacağız. Nuh, Nuh o haliyle sokak sokak dolaşıyordu. Belde belde dolaşıyordu. İnsanlara Allah'ı ve Allah'ın hükümlerini anlatıyordu. ama o Nuh'un kavmi duymak ve inanmak istemiyordu.
Ve Nuh onlara dedi ki, Allah'a diyor. Ve onlara dedim ki, Allah'la konuşuyor Nuh. Ve onlara dedim ki, siz Rabbinizden günahlarınızın affını dileyin. ve inkarcılığınızdan vazgeçip, ona tövbe edin. Onu birleyin. Ve ibadeti sadece ona yapın ki, sizi bağışlasın. Nuh, insanlardan ümidini kesti çünkü. Ve halini Allah'a arz ediyor. Allah'a arz ederken, Allah'a konuşuyor. Diyor ki, ey Rabbim, ben onlara dedim ki, ben onlara haykırdım. Ben onlara dedim ki, gelin, Allah'a tövbe edin.
Gelin, yapmış olduğunuz günahlardan geri dönün. Allah'ın affı geniştir. Kim tövbe ederse, Allah onu affeder. Hz. Muhammed Mustafa buyurdu ki, tövbe edenlerin en iyisi, günahkarların en iyisi, Allah'a tövbe edenlerdir. Kim tövbe ederse, kim tövbe ederse, Allah onu affeder. Kim tövbe ederse, annesinden doğduğu gün gibi onu temizler. Nuh diyordu ki, gelin, Allah'a tövbe edin. Gelin, günahlarınızın affını dileyin. Gelin, inkarcılığınızdan vazgeçin.
Gelin, bu şirkten kurtulun. Onu birleyin. Tevhid dinine girin. Tevhid dininde olun. Tevhid dinine iman edip, tevhid dininde yaşayın. Ve sadece, ve sadece, ona ibadet edin ki, o sizi bağışlasın. İyyâken abidü ve iyâken estayin. Ancak sana ibadet eder. Ancak senden yardım dileriz. ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz ancak seni zikrederiz ancak seni zikrederiz ancak seni zikrederiz diye Nuh kendini gece gündüz paralıyordu ama kavmi asla ve asla onun kendini paralamasına hiç bakmıyordu Nuh devam ediyordu Allah'la konuşmaya neler yaptığını Allah'a anlatıyordu oysa Allah görendi oysa Allah bilendi oysa Allah duyandı işitendi Allah insanları yaratmazdan evvel insanların ne yapacağını bilendi
ama her peygamberin Allah'la bir münacatı vardır ya Adem'in vardır Şit'in vardır Nuh'un da var ondan sonraki peygamberlerin de var kulların da var münacatları ne dua ettin değil nasıl dua ettiğindir Allah senin suretine bakmaz içine siretine bakar senin sen bir ya Rabbi dersin hiçbir şeyini söyleyemezsin o senin söyleyemediklerini de verir sen öyle bir ya Rabbi dersin senin içini dışını temiz diye verir o o senin ne söylediğin kelama bakmaz içinden geçene baka hani merhum Süleyman Çelebi demiş ya bir kez Allah dese
lisan dökülür cümle günahlar misni hazan o sizin süslü cümlelerinize bakmaz o sizin nameli sözlerinize bakmaz o sizin kağıttan okuduklarınıza bakmaz belki de belagatınız iyi değildir edebiyatınız iyi değildir hangi kelimeyi nereye oturtacağını bilemezsiniz aruz ve izneniz yoktur ya faulatin faulatin faulatin faulatin faule uygun bir kelime ve cümle bulamayabilirsiniz ama yalnız kaldığınızda bir ya Rabbi deyişiniz yalnız kaldığınızda bir Allah deyişiniz yalnız kaldığınızda bir hatırayı canlandırmanız yalnız kaldığınızda
onunla bir iletişim kurmanız belki de yeter de artar bile işte Nuh her şeyi bilen her şeyi gören yeri göğü yaratan ve yarattıklarının zerresinden küresine her şeyden haberdar eden ve üzerine hakimiyet kuran Allah'a anlatıyordu ve enteresandır Nuh suresinin zaman zaman bazı yerlerinde Cenab-ı Hakk'ın kudret ve kuvvetini anlatır yani kudret ve kuvvetini anlattığı Allah'a münacaat ediyor zira o kendisine yönelenin tövbesini çokça kabul edendir eğer sizler tövbe eder Rabbinizi birler ve ona samimi olarak kulluk edecek olursanız
sizin üzerinize gökten arda arda yağan yağmurlar gönderir de rızkınızı bollaştırır bununla birlikte Rabbiniz size mallar ve oğullar verir malları ve oğulları onların da mal ve oğullarını arttırır sizin için çeşitli bahçeler meydana getirir ve bahçelerinizde ekinlerinizi sulayacağınız pınarlar var eder diye Nuh kavmine tebliğ ediyordu anlatıyordu diyordu ki iman edince Allah'a isyandan tuğyandan geri dönerseniz tövbe ederseniz Allah size mallarınızı arttırır Allah sizin evlatlarınızı arttırır Allah gelecek nesillerinize de bırakacak mallar verir
Allah sizin gelecek nesillerinizi de gelecek nesillerinizde ihya eder yeter ki siz şirkten kurtulun yeter ki siz iman edip salih ameller işleyin yeter ki siz haramlardan dönün ve tövbe edin Allah size sizin isteyeceğiniz her şeyi verecek mal, bahçe, oğul, hatun, erkek, koca her şeyi verecek Nuh diyor ki ben Allah'a bunları hepsini hep söyledim ve devam ediyor Nuh Aleyhisselam gelin Allah'ın azabından o dehşetli gününden kurtulun onlar ne yazık ki buna devam ediyorlardı bununla alakalı
aklıma geleni söyleyivereyim size Emir el-Mü'minin Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerini bir gün geldiler dediler ki ya Emir el-Mü'minin kuraklık var yağmurlar yağmıyor mahsullerimiz olmuyor çıksak da bir yağmur duası bize yapsan olur diyor Emir el-Mü'minin toplanıyorlar yağmur duasına çıkıyorlar yağmur duasına çıktığında Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri ellerini kaldırıyor istiğfar ediyor tövbe ediyor ağlıyor gözünden yaşlar üzerine akıyor öylesine tövbe ediyor ümmet-i Muhammed'in
günahları için tövbe ediyor kendi günahları için tövbe ediyor herkes için tövbe ediyor tövbe ve istiğfarda bulunuyor öylesine ağlıyor tövbe ediyor öylesine ağlıyor tövbe ediyor sahabe ses geri dönüyorlar bu hadis kitaplarında vardır dostlarından ona yakin olanlardan birisi geliyor diyor ki ey müminlerin emiri ey emirel müminin biz senden yağmur duası talep etmiştik oysa sen diyor sadece tövbe ve istiğfar ettin ve geri döndün sen hani yağmur duası yapmadın hani birisi de geliyor Hazreti Ali Efendimiz'e diyor ya
evladım çok hasta ateşler içinde diyor Hazreti Ali Efendimiz'e bir dua etseniz diyor onun için o da diyor ki ona günahlarına tövbe et enteresan tespitler çocuğunun ateşi için gelen bir kimse diyor ki günahlarına tövbe et dikkat edin günahkarlığa devam ederseniz çocuklarınıza sirayet edecek çocuklarınızdan üzüleceksiniz dikkat edin Hazreti Ömer Efendimiz'e böyle söyleyince o da diyor ki ben yağmuru kendileriyle yağmur istenen göğün kepçeleriyle istedim diyor yağmuru göğün kepçeleriyle istedim sonra ayeti kerimeyi okuyor
Rabbinizden bağışlanmanızı dileyin şüphesiz ki o çok bağışlayandır size gökten bol bol yağmur indirsin ey kavmim Rabbinizden af dileyin sonra ona tövbe edin ki size gökten bol bol yağmurlar indirsin kuvvetinize kuvvet katsın suçlular olarak yüz çevirmeyin Hud suresi ayet 52 okuyor Hazreti Ömer Efendimiz Demek ki Rabbinizden Rabbinizden af dileyin tövbe edin ve sonra da gökten bol bol yağmurlar indirsin dikkat edin tövbe edin Rabbinizden af dileyin Allah sizin kuvvetinize kuvvet katsın ona suçlular olarak yüz çevirmeyin
Zikrullah'ın neden tövbeyle başladığını anladık mı iyice şimdi günlük virtlerimizin neden tövbeyle başladığını anladık mı iyice neden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dua etmezden önce tövbeyle başlardı anladık mı şimdi neden her işimize besmeleyle ve tövbeyle başlarız anladık mı şimdi Hazreti Muhammed Mustafa'nın ben günde Rabbime yüz kez tövbe ederim sözünü anladık mı şimdi Hud suresi ayet 52 suçlular olarak ona yüz çevirmeyin ona tertemiz yüz tertemiz dille yüz çevirin ona veya suçlu olarak yüzünüz ondan dönmeyin
ona tövbe edin ona tövbe edin ondan af dileyin ve Hazreti Nuh bütün o kavmine Allah'tan tövbe etmelerini Allah'a tövbe etmelerini ve Allah'ın onları tövbelerinin sonucunda mallar vereceğini oğullar vereceğini bahçeler vereceğini onların kuvvetine kuvvet katacağını itaat ederlerse itaat ederlerse hem dünyalarını hem ahiretlerini kurtaracağını ve böyle yaparaktan dünya ve ahirette hani duamız var ya Rabbin bize dünyada da ahirette de hasene iyilikler ver iyilikler ver dua ediyoruz ya Nuh da diyordu ki o kavme gelin iman edin
ibadet edin itaat edin tövbe edin ve Allah size ahirette de dünyada da iyilikler versin Nuh suresi ayet 21 Nuh şöyle dedi Rabbim kavmim bana isyan etti malı ve evladı kendisine zarardan başka bir şey vermeyen kimseye uydu o kavmin büyükleri var ya o kavmin ağa babaları var kavmi yöneten kavmi sevk ve idare edenler var o kavmin ağa babaları sevk ve idare edenleri zenginler güçleri kuvvetleri yerinde insanları sevk ve idare ediyorlar ve kavim o paralı o pullu o şanlı şöhretli şatafatlı şatahatlı kimselere uyuyor
yani peygambere ve peygamberin peşinden gidenlere değil ayet 22 onlar büyük tuzaklar kurdular o Nuh'un kavmi Nuh'a ve inananlarına büyük tuzaklar kurdular o inananları ve Nuh'u heder etmek için perişan etmek için onlar tuzak kurdular ve Nuh aleyhisselam Rabbim kavmim bana isyan etti emrime karşı geldi onları davet etti onları davet ettiğim hidayeti ve hakkı reddettiler onlar beni dinleyecekleri yerde malı ve evladı çok alanları dinlediler mal ve evlat o günün için güç ve kuvveti güç ve kuvvetin göstergesi şimdi mal ve evlat
mal, dünya, para, pul, makam, şan, şöhret evlat o zaman ne kadar çok evladın var o kadar çok kuvvetlisin o zaman için kadın nikahlamakta sınır yok bir erkeğin 10 tane, 20 tane, 30 tane, 50 tane, 80 tane, 100 tane, 200 tane eşi var her eşinden bir sürü çocuk var kalabalık bir aile, kalabalık bir sülale güç gösteriyor böyle güçlü aileler var adamda 100 tane çocuk var 200 tane çocuk var kızlar, damatlar, oğullar, gelinler düşünebiliyor musun?
bir kabile güç Hz. Nuh diyor ki onlar beni dinlemediler ya gidip güce teslim oldular gidip zalim güçlere teslim oldular o zalimlerin dediğini yaptılar halbuki onun malı ve evladı kendisini zarara uğratmak ve Allah'tan uzaklaştırmaktan başka bir şey yapmamıştır mallarınızla imtihan ederiz evlatlarınızla imtihan ederiz anne babalarınızla imtihan ederiz eşlerinizle imtihan ederiz canlarınızla imtihan ederiz imtihan açıktır anne babayla imtihan olursun anne babaya öf bile deme isyan etme, itiraz etme Kur'an ve sünnet dairesinde dediğini yap
anne babaya itaat, Allah'a itaat gibidir eşlerinizle imtihan ederim eşlerinize iyi muamelede bulunun kadınlar, erkekler birbirlerinize iyi muamelede bulunun birbirlerinize hakaret etmeyin birbirlerinize haram davranmayın birbirlerinize haram, yanlış, eksik kelimeler kullanmayın herkes haddini, hukukunu, hududunu bilsin Nuh'un sapık kavmi gibi olmasın büyüğü büyük olarak tanıyın küçüğü küçük olarak tanıyın büyüğe hürmet etmek küçüklere sevgi ve şefkatte bulunmak Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sünneti ve yoludur eşini ikide birde döven hakaret eden
eşini dinlemeyen kimse 118 sefer ders alsa takla atsa ne yazar? burada derviş iki büklüm eve gidince eşine söylemediği laf yok erkek kadın hiç önemli değil burada iki büklüm annesine babasına söylemediği laf yok annesine babasına ağza alınmayacak sözleri söylüyor Nuh'un kavmi gibi Nuh'un kavmi gibi eşin adı yok ister erkek ister kadın adam ne kadar adam olsa ne olacak ki her gün dövsen ne olacak kadın kadın ahlaklı değilse kadın ne kadar söylerse söylesin adam ahlaklı değilse ne yapacak ki kadın eşine hayır ha olmak
eşi ne iyi geçinmek evini mutlu evini tatlı geçindirmek birinci derecede erkeğin işi ikinci derecede kadının işi mallarınızla imtihan ederiz malı kaybetme korkusu dünyayı sevme dünyaya aşık olma cimri olma cömert olmama fakir fukaranın hakkını hukukunu gözetmeme çalışanın hakkını hukukunu gözetmeme işçinin hakkını hukukunu gözetmeme adam iş yapmış sana burasında bahane var parayı ödememek için bahane oluşturuyor hakkını hukukunu aramama mallarınızla imtihan ederiz çocuklarınızla imtihan ederiz ebeveynler kendi sultanlarını
doğurmadıkça kıyamet kopmaz bu ne? çocuk evde kral kraliçe çocuk haramdı istese anne babayı yerine getiriyor aman çocuğum üzülmesin ya haram aman çocuğum üzülmesin ya kırdı aman çocuğum üzülmesin ya döktü aman çocuğum üzülmesin ya haram istiyor çocuğun çocuklar ailelerin kraliçeleri ailelerin kralları aileyi çocuklar yönetmeye başladı anne babanın sözü yok anne babanın hükmü de yok çocukların ellerinde telefon alo anne ben filanca yere gidiyor mu?
gidiyor baba ben filanca yere gidiyor mu? gidiyor ben şunu yapacağım yapıyor ben bunu yapacağım yapıyor yapamazsın deyince kıyamet kopuyor kadın diyor ki efendim ne yapacağım? ne oldu? bir şey yapamazsın diyorsun başlıyor kırmaya evde diyor evde kim var kıran dedim bir şeyi kıran kim var evde? kadın durdu ben varım dedi senden öğrenmiş dedim kırma sen adama kızıyorsun tabak mı kırıyorsun dedim ben evet dedi çocuk da sana kızıyor kırıyor dedim kırma çocuklarınızın haramlarına göz yummayın çocuklarınızı eğitin çocuğunun haramına göz yuman
o haramı işlemiş gibidir bir erkek eşinin haramına göz yumuyorsa o haramı işlemiş gibidir bir kadın kocasının haramına müsaade diyorsa o haramı işlemiş gibidir çocuklarınız imtihanınızdır onlar diyorlar ki bunlar Nuh diyor ki bunlar isyan ettik bunlar bunları yaptıktan sonra bir de bana tuzak kuruyorlar öyle olunca Nuh ayet 26 şöyle dedi Rabbim kafirlerden yeryüzünde dolaşan tek kişi bırakma eğer onları yeryüzünde bırakırsan kullarını saptırırlar ve ancak günahkar ve kafir çocuk doğururlar eğer siz ailelerinizi Kur'an ve sünnet dairesinde tutmaz
ailelerinizi Kur'an ve sünnet dairesinde yaşatmazsanız gelecek nesiller kafir olur siz çocuklarınızı kafir yetiştirmezsiniz belki de ama sizin çocuklarınız çocuklarını kafir yetiştirdiğini görürsünüz mezarınızda yatamazsınız eğer siz çocuklarınızı Kur'an ve sünnet dairesinde yetiştiremezseniz sizin çocuklarınızı da yetiştiremez sizin çocukların onun çocukları da yetiştiremez ve kafir bir nesil gelir Nuh diyor ki ayeti kerimede bunlar günahkar ve kafir çocuklar yetiştirirler o yüzden anne babadan birisi dinden irtidat eder dönerse
çocuk ona bırakılmaz bir kadın dinden döndü şirke düştü şirke düştü ona tebliğ edildi dendi ki bu şirkten kurtul eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu diyerekten dön dönmedi kadın kadın dönmedi çocuk ondan alınır İslam'a göre bir koca dinden döndü çocuk ondan alınır İslam'a göre neden?
çünkü diyor ayeti kerimede onlar günahkar ve kafir çocuk yetiştirirler kafirler kafir çocuk yetiştirir münafık münafık çocuk yetiştirir münafık münafık çocuk yetiştirir neden evlenirken annesini babasını sorarsınız neden evlenirken iman etmiş salih ameller işleyenlerden evlenmeye çalışırsınız Allah'ın emridir çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetidir nikah dört şey için yapılır bir dini için iki nesebi için üç malı için dört güzelliği için siz dindar olanını seçiniz emir tavsiye değil emir
Allah'a itaat edin Resulüne itaat edin sizden olan emir sahiplerine itaat edin ki kurtuluşa eresiniz Resulüne itaat et dindar olanını seç nefsine uyma şeytana uyma deccaliyete uyma dindar bir eş seç kadınsın dindar bir erkek seç erkeksin dindar bir kadın seç kendine dindar bir kadın çocuklarını yetiştirecek olan o kadın dindar bir erkek seç çocukların baba diyecek torunların dede diyecek ona çocukların baba torunların dede diyecek ona dindar bir erkek seç dindar bir kadın seç çocukların anne
torunların nine diyecek ona dindar olanını seçiniz. İşte Nuh diyor ki bunları yeryüzünden helak et, kaldır. Köklerini kurut. Çünkü bunlardan kalan olursa bunlar yeryüzünde günahı, isyanı, şirki, küfrü devam ederler. Ama Nuh bunu söylerken daha önce ona indirilen ayeti kerime var. O ne? Daha önce Hz. Allah diyor ki bu iman edenlerden başka sana iman edecek kimse kalmadı. Ondan sonra bunu söylüyor. Ve Nuh'un Cenab-ı Hakk'a duası Rabbim beni anamı, babamı evime mümin olarak gireni mümin erkekleri ve kadınları affet.
Zalimlerin ise sadece helakını arttır. Amin. Nuh'un duasına Amin diyoruz. Ne güzel dua. Öyle değil mi? Nuh Aleyhisselam'ın duası. Ne diyor? Rabbim beni affet. Günahlarımı ört. Anamı, babamı da affet. ve onların da günahlarını ört. Benim evime, mescidimize, tekkemize, namazgahımıza, bizimle beraber yolumuzda devam edenleri de affet.
Bütün mümin erkekleri ve mümin kadınları da affet. İnkarlarıyla kendilerine zulmedenlerin ise sadece ve sadece onların kendilerine olan zararlarını arttır. Dünya ve ahirette onları hüsrana uğrat. Amin. Onları dünyada da, ahirette de helak eyle. Amin. Onların birbirlerine düşür. Amin. Onları para kendeyle. Amin. Onları dağıt. Amin. Onları çökert. Amin. Onları yerle yeksan et. Amin. Onların zalimliklerini yerle yeksan et. Amin. Onların kafirliklerini yerle yeksan et. Amin. Onlar müminlerin tekrar tekrar kanlarını dökemesinler.
Amin. Müminlere zarar veremesinler. Amin. Müminlere yan göze bakamasınlar. Amin. Onlar müminleri artık üzmesinler. Amin. Onların helakıtlarını arttır ya Rabbi. Amin. Biz de amin dedik Nuh'un duasına. Nuh böyle dua etti. Böyle dua ettikten sonra Cenab-ı Hak, Nuh'a cevap verdi.
Dedi ki ey Nuh bir gemi yap. Bir gemi yap. Nuh aleyhisselam gemi yapacak ama gemi yapmasını bilmiyor. Cenab-ı Hak ona gemi yapımında kullanılacak olan ağaçlar eklittirdi önce. Önce o gemi yapımında gemi yapılacak olan ağaçlar dikti. O ağaçlar kırk yıl boyunca büyüdüler. Yetiştiler. O her gün gitti. O ağaçların bakımını yaptı. Vakti saati geldi. Ağaçları kesti. İnananlarıyla beraber. Onların hepsinde bir gemi inşaatını başlattı. Ve Cenab-ı Hak ona gemi yapımının bütün inceliklerini öğretti. O güne kadar görülmemiş, o güne kadar yapılması mümkün olmayan yüksek mühendislik harikası bir gemi inşa edilmeye başlandı.
Ve Nuh'un kavmi onu nalay etmeye başladı. Artık bu saatten sonra Nuh onlara din tebliğ etmemeye başladı. Nuh artık onlara anlatmıyordu. Nuh artık onlarla irtibatı kesmişti. Muhabbeti kesmişti. O sadece kendisini inananlarıyla beraber gemi yapımına adamıştı. Enteresan bir şey, Nuh'un eşi de Nuh'a inanmıyordu.
Enteresan bir şey, Nuh'un oğlu da ona inanmıyordu. İnanmayan oğlu ve kızları vardı. Onlar da babalarıyla alay ediyorlardı. Onlar da babalarını hiçe sayıyorlar. Onlar da babalarını yoka sayıyorlar. Onlar da babalarının deli olduğunu düşünüyorlardı. İnsana en ağır imtihan eşi ve çocuğudur. Eş ve çocuğun içerisinde en ağırı evladıdır. Erkek boşarsın, kadın boşarsın. Erkek için kadını boşar, kadın erkeği boşar. Bir yere kadardır. Evlat, atsan atamazsın, satsan satamazsın. Bıraksan bırakamazsın. Evlat olan imtihan en ağır imtihandır.
Anne baba, atsan atamazsın, satsan satamazsın. Senin annen babandır. Ne atabilirsin, ne satabilirsin. Evlat, ne atabilirsin, ne satabilirsin. Mal, tekrar kazanırsın. Çalışılsın, çabalarsın, Allah verir sana. Malı kaybedersin, bir daha kazanırsın. Eş, boşanırsın, bir daha evlenirsin. Anne baba ve evlat imtihanı en ağır imtihandır. Allah, öf diyenlerden eylemesin. Allah, anne babaya öf diyenlerden eylemesin. Anne babaya öf diyenlerden eylemesin. Evlat, Allah hiçbir kardeşimizi evladıyla imtihan eylemesin. İşte, Nuh sabah erkenden kalkıp, gemi yapımına devam ediyordu.
Hangi tahtayı nereye koyacağını, Cenab-ı Hak ona vahyediyordu. Hangi çiviyi nereye çekeceğini, Allah ona vahyediyordu. Neresi ne kadar hesaplanacak, nasıl tahta kesilecek, nasıl dilme çıkarılacak, nasıl payandalar atılacak, nereye ne sürülecek, nereye ne sürülmeyecek. Cenab-ı Hak, geminin inşaatının tabiri caizse baş mühendisi. Her şeyini yaptırdı. Ama, o müşrikler, o putperestler, hala da Nuh'la alay ediyorlardı. Çocukları da dahil, Nuh'la alay ediyorlardı. Eşi dahil, Nuh'la alay ediyorlardı. Ve Nuh, hatta o müşrikler gelip bana diyorlardı ki, sen peygamberliği bıraktığında marangozlayan başladın.
Kahkahalar atıp eğleniyorlardı. Hani canları isteyince onu tokatlıyorlardı ya. Canları isteyince de orada dövüyorlardı onları. O gemi inşaatında çalışanları dövüyorlardı. Böyle o zulüm altında, o zalimlik altında Nuh gemisini tamamladı. Ve Cenab-ı Hak'ın emriyle dedi ki, inananları, sana tabi olanları gemine al. İnananları, sana tabi olanları gemine al.
Kimi alacakmış gemiye? İnananları ve ona tabi olanları. İnanıp ona tabi olmuş. Ve inananlar, ona tabi olanlar ve hayvanlar hepsi de Nuh'un gemisine doldular. Onlar hala da alay ediyorlardı.
Böyle bir tufanın olmayacağını. Nuh, tufandan onlara bahsetti. Dedi ki, bu inanmıyorsunuz, Allah büyük bir tufan vercek. Ama onlar inanmıyorlardı ya. Onlar alay ediyorlardı. Hatta oğlu dedi ki, alay ederek. Ben şu yüksek dağın tepesine kaçarım dedi. Ben orada kaçarım, orada kurtulurum. Cenab-ı Hak diyor ki, biz de boşanan sularla gök kapılarını açıverdik. Yeri de yarıp kaynaklar fışkırttık. Böylece takdir edilen bir iş için yerle göğün suları birleşiverdi. Bir anda, o Nuh'un kavmi şaşkın şaşkın dolaşırken yeryüzünde, bir haber şeytaniyetin ve deccaliyetin içerisinde yüzerken, Cenab-ı Hak'ın bir emriyle gökten ve yerden sular fışkırmaya başladı.
İnkar edilen Nuh'a bir mükafat olarak Allah o gemiyi vermişti. Ve Nuh ve inananları hepsini de gemiye gönderdi, doldurdu. Ve Cenab-ı Hak şataat yaptı. Azabım ve uyarılarım nasılmış, gördünüz mü dedi Cenab-ı Hak. Ve Nuh şöyle dedi, Bu başlayınca afat dedi ki, yeryüzünde kafirlerden hiç kimseye bırakma.
Tufan büyüdü. Tufan büyüyünce bütün herkes kaçışmaya başladı. Bir an Nuh'un aklına eşi ve oğlu geldi, çocukları geldi. Cenab-ı Hak Nuh'a dedi ki, Onlar senin ehlinden değil.
İnanan ancak senin eşindir, ehlindir. İnanan ancak senin çocuğundur. İnanmayan senin de çocuğun değildir. Dedi ki, kafirlerden yüz çevir. Ve Nuh aleyhisselam geminin içerisinde bazı rivayetlerde altı ay boyunca gemide durdu. Altı ay boyunca gemi suların üzerinde yüzdü. Altı ay sonra bir rivayetli Cudi Dağı'nın üzerine gemi oturdu. Karaya oturdu. Gemi karaya oturdu. Emir gelmeden beklemediler. Bir rivayet daha vardır ya böyle, efsanedir. Hz. Nuh bir kuş gönderdi. Kuş uçtu, uçtu, uçtu, uçtu, geldi.
Baktı ki ayağında hiç çamur yok. Sonra bir kuş daha gönderdi. Bir mülteş sonra. O da uçtu, uçtu, geldi. Ayağında çamur var. Dedi ki, tufan bitmiş. Tufanın bittiğine buradan hükmetti. Ve sonra gemi karaya oturdu. Cenab-ı Hak Nuh'a vahyetti. Dedi ki, Ben size yeniden mallar, yeniden çocuklar vereceğim. Yeniden bahçeler kurtaracağım. Yeniden dünyayı dizayn edeceğim. Bahçıvan, yeniden bahçeyi ihya etti. Yeniden bir hayat başladı. İşte bu esnada, Bu, geminin karaya oturması, Muharrem ayının 10. gününe denk gelir. Muharrem ayının 10. gününe denk gelir. Muharrem ayının 10. günü böyle karaya oturunca, Nuh aleyhisselam, Gemide kalan yiyeceklerden topladılar.
Kendilerine bir, Şükür yemeği gibi. Kendilerine böyle bir mutluluk, Allah'ın bu noktada, Lütfuna, ikramına, Mahzar olmaktan, Bir sevinç yemeği gibi, Yemek yaptılar. Gemide bulunan bütün yiyeceklerden koydular içine. Bütün yiyeceklerden. Ne varsa. O yüzden mesela, Aşure yapacak olanların, Evde olan bütün yiyeceklerden aşureye koyması, Nuh aleyhisselamın sünnetidir.
Evde aşure yaparken, Evinizde ne varsa, Onu kullanın. Yani, Herkesin hali vakti aynı şekilde olacak diye, Bir kaide yok. Bugün bizim yediğimiz aşure, 41 çeşit. Biz böyle içine yaklaşık işte, Sıraladık bunu yaparken. Bu da, Sufi geleneğindedir. Sufiler, Kendimizce böyle bir gelenek, Sufi geleneği. 41 çeşitten aşure yaparız biz. Ve aşureyi yediler. Ondan sonra, İşte, Cenab-ı Hakk'ın lütfuna, İkramına, Mahzar olarak da ne yaptılar? Yeryüzünde yeniden insanlığı inşa ettiler. O yüzden, Nuh aleyhisselam, Tabiri caizse, İkinci Adem gibi, Yeryüzünde.
Ve bizim aşure de, Aşure'nin bu noktadaki, Devamiyeti de, Ta Nuh aleyhisselama dayanır. Bugünkü, İcra ettiğimiz program da bu. Haklarınızı helal edin. Allah gecemizi hayır etsin. Gündüzümüzü de hayırlı eylesin. Buraya normalde, Sorular var. Şunları da rüzgar gibi geçeyim. Ayıp olmasın. Eşim benimle alakalı, İlk günden beri, Suizan içerisinde, Bana karşı, Kendimi ifade etmeye, Konuşmaya çalıştığım halde, Bu durumu düzeltemiyorum. Ailesiyle ilgilenme konusunda, Ev işlerinde, Neredeyse her konuda, Mutlaka eksik görüyor. Yaptığım şeyleri, Görmezden gelip, Ailemle sürekli ilgilenmiyorsun. Hiçbir şey yapmıyorsun.
Vesaire sözler söylüyor. Bu konuda ne yapabilirim? Eşinizle oturup konuşacaksınız. İnsanlar konuşa konuşa, Konuşaraktan halledeceksiniz. Kavga etmeyeceksiniz. Konuşmayı deneyin inşallah. Cuma günü namazdan önceki vaazda, Hoca, Allah şehitlerin kul haklarını affetmez dedi. Bunu anlayamadım. Açıklayabilir misiniz? Şehitliğin faziletleri var, Dereceleri var. Allah yolunda kılıç kuşanıp, Allah yolunda savaş meydanında ölen bir şeyin, Kimsenin bütün hak ve hukuku silinmiştir. Annesinden doğduğu ilk günkü gibi, Tertemiz bir şekilde şehit olur. Bir de, Hükmen şehitlikler var. Bu onlarla alakalı. Ayırsaydı iyiydi.
İbni Teymiye'nin ehli sünnet vel cemaate uymayan fikirleri var mıdır? İbni Teymiye işine gelen hadisleri almış, İşine gelmeyen hadisleri almamış, Doğru mudur? Bununla alakalı bir bilgi sahibi değilim. İbni Teymiye'nin hiç kitabını okumadım. Hiçbir eserini incelemedim. Yani, Bir kitabını okumadım, İncelemedim bir kimse hakkında konuşmam, Doğru olmaz. Herkes kendince bir şey söylüyor onunla alakalı. Ben bugüne kadar İbni Teymiye'nin bir eserini dahi okumadım. Kapağını dahi açmadım. Bende hiç eseri yok. Ben biraz böyle klasikçiyim. Ben tefsir, Taberi tefsirine bakarım genelde. İşte, Hadis olacaksa, Kütüb-i Siddye'ye bakarım, Buhari'ye, Müslüme, Tirmizi'ye, İbni Mace'ye bakarım.
Daha böyle klasik, Eserler okumaya gayret ederim. Fıkıh okurum, Ben kendim Hanefi'yim, Mezhep olarak. Bir fıkıh meselesine bakacaksam, İşte, Fıkıh, Hanefi fıkıh kitaplarına bakarım. Bir soru sorulursa, Hanefi fıkıh kitaplarının işinden çıkamazsam, Maliki mezhebine bakarım. Oradan çıkamazsam, Hanbeli mezhebine bakarım. Oradan da çıkamazsam, Şafi mezhebine bakarım. Oradan da çıkamadım. İştahatlarının hiçbirisinden bulamadım. Değil mi? Dönerim, Tekrar Kur'an sünnete bakarım. Benim yolum budur, Kendimce. O yüzden ben böyle çok, Böyle, Nasıl söyleyeyim, Bu tip şeyleri mesela, Okuyacak zamanım da olmuyor.
Benim kendimce, Hani işte bir kimsenin eserini okumaktansa, On tane hadis okurum diyorum. Benim de tarzım bu. İşte, Filanca kimsenin eserlerini okudunuz mu? Yok okumadım. Onu okuyacağımı gider, Elli tane hadis okurum. Kırk tane hadis okurum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözleri varken, Başkasının sözüyle neye ilgileneyim? Kendimce. Bu benim kendi tavrım. Herkese yol olur mu? Olmaz. Herkesin kendine, Kendine. Yani, Bu sadece İbn-i Teymiye ile alakalı değil. Herkesin okuduğu böyle külliyatlar var ya, Mesela birisi gidiyor İbn-i Teymiye'yi okuyor, Birisi gidiyor, Mesela Hasan el-Benna'yı okuyor, Birisi gidiyor Bediüzzaman'ı okuyor, Birisi gidiyor, İşte bilmem kimin adını bildiğimi bilmediğim bir sürü kitaplar var, Onlar okuyor.
Okuyorlar. Eyvallah. Ben biraz daha böyle işte tefsir, Biraz daha böyle tefsirde de eski klasik, Eski klasik. Onlara bakıyorum, Bu son dönem yazılan tefsirlere de bakmıyorum. Bilmiyorum, tanımıyorum hiçbirisinden. Tanımak da istemiyorum zaten, Halimden memnunum. Ben sizi uyur, uyanık, karışık, Uyur, uyanık, karışık bir halde gördüm.
Rüya mı, gerçek mi, anlayamadım. Allah yiyesin inşallah. Bir arkadaşımız, Sema ve zikire bidat diyor, Bana, Siz bidat işliyorsunuz dedi. Allah Allah. Zikre bidat diyen küfür ehlidir ya. Bu kardeş yanlış duymuş olabilir.
Bidat işliyorsunuz dedi. Ebu Hanzala hocadan dinlemiş. Bu Ebu Hanzala, Hanzala'nın babası demek. İsmi kim? Belediye bunu yani. Bu yan normalde şimdi, Arapların kültüründedir. Bir kimse işte, İbni Hanzala dese, Hanzala'nın oğlu, Ebu Hanzala, Hanzala'nın babası. Hanzala kim? Yok yok, Ben o manada sormuyorum. Hanzala kim biliniyor mu? Hayır. Bunlar, Kod isimdir.
Bir kimse, Kod isim kullanıyorsa, Dikkat edin. Anladınız mı bu meseleyi? Bir topluluk, Bir cemaat, Bir tarikat, Bir herhangi bir oluşum, Kod isim kullanıyorsa, Onun arkasında muhakkak gizli bir örgüt vardır.
Kod isim kullanıyorsa bir kimse, Tekrar söylüyorum. Arkasında gizli bir örgüt vardır. Benim adım Mustafa Özba kardeşim. Kod ismim yok. Adım, sanım, yolum, Anam, babam, evim, barkım, Her şeyim belli. Hani Ahmet Kaya diyor ya, Beni bir çocuk bile vurabilir diye. Bizi bir çocuk bile vurur. Bizi aramalarına gerek yok. Elleriyle koymuş gibi, Her yerde bulurlar bizi. Kod isimle de işimiz yok. Saklı, gizli, örtülü, Ajan namaz yok çünkü. Kim söyledi? Sarı çizmeli Mehmet Ağa.
Hangi hocaymış? Sarı çizmeli Mehmet Ağa. Ne demiş? Zikrullah bidat demiş. Kafir. Kim Allah'ın zikrini bidat derse kafirdir. Ayet-i kerime, Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. Ama Allah'ı zikir en büyük iştir. Kim demiş bidat diye? Sarı çizmeli Mehmet Ağa. Adı yok. Bunların hepsi de Gizli mahvellerin adamı. Bu kim olursa olsun. Bir yerde kod isim var mı var? Allah yoluna açık etsin kardeş. Biz bu ülkede ülkücülük yaptık. Kod isim kullanmadık. Sufiliğe girdik. Kod isim kullanmadık.
Meydandayız. Allah bizi affetsin. Ben de hadislerde var olduğunu söyledim. İş yerinde cemaat yapıyoruz. Namazda bu arkadaş imam tayin ettiğiniz halde ben kıldıracağım diyor. Yani bir iş yerinde topluluk bir imam seçti. Öyle değil mi? Bir topluluk orada kendine sen namazımızı kıldır dedi. Bir başkasının istenmediği bir yere imamlık etmesi Hadis-i Şerif'e göre caiz değildir. Hadis-i Şerif'te der ki siz istenmediğiniz yerde imamlık yapmayın. Bir kimse ben burada imam olacağım.
Ya istemiyor kimse senin imamlığını burada. Git kendine bir cemaat topla o zaman. Bu cemaat seni istemiyor. Allah bizi affetsin. Ben kıldıracağım diyor. Ben onun arkasında namaz kılmak istemiyorum. Bu doğru mu? Böyle bir hakkın var mı? Yüzüne de söyledim. Yine kıldıracağım diyor uğraşıyor. Vay maşallah ya. Kaç kişi? On kişi namaz kılıyor değil mi? On kişinin altı kişisi birisini imam seçti. Herkes onun arkasında namaz kılacak. Birisi gitti ben de imamım dedi. Gitti öbür tarafta namaz kılıyor değil mi? Burada on kişi namaz kılıyor mu? Kılıyor. Bir kişi gitti orada.
Tek başına ben de imamım dedi. Namaz kıldı değil mi? O İslam toplumundan değil. Anladınız mı? Bir daha söyleyeyim mi? Bu cemaat, buradaki topluluk birisinin arkasında imam olarak durmuş. Öyle değil mi? Arkasında duruyor. Burada namaz kılıyor. Buradan birisi diyor ki, ben de imamım. Ben de burada namaz kıldıracağım. Hadis şerfi diyor ki onu katledin. Hadis şerfi diyor ki onu katledin. Çünkü o diyor İslam ümmetinden çıktı. Benim darbecilere neden karşı geldiğimi anladınız mı şimdi?
Bu Müslüman topluluk kendine bir imam seçmiş. O diyor ki buraya ben imam olacağım. Buraya bir devlet başkanı seçmiş. Bir başkan seçmiş. Bir başkası diyor ki, buraya ben imam olacağım. Onu deviriyor ya, İslam emrediyor. Onu öldürün. Şimdi aldık bunu, isterseniz sufi topluluklara getirelim.
Hacı Mehmet İzmir'in sorumlusu. Orada biri kalktı dedi ki, ben Hacı Mehmet'i istemiyorum. Burada filanca yerde siz toplanın. Veya birisi geldi bana dedi ki, biz Hacı Mehmet'i sevmiyoruz. Onun tavrı, tarzı, sakalı hoşumuza gitmiyor. Öyle dereden tepeden konuşuyor. Kafasına göre konuşuyor. Eee biz onu istemiyoruz. Biz burada işte bir kişi, iki kişi, üç kişi biz ayrılacağız. Filanca yerde, evde toplanacak ders yapacağız. Hadi hepinizin de dersini aldım. Allah yolunuza açık etsin. Nereye gidiyorsanız gidin. Sebep? Orada bir tane imam var. Sen orada bir tane imam varken, sen orada oğul çıkarır gibi bir imam üretip, yan tarafa bir tane daha orada, bizim orada zeytinlerin dibinden şey çıkar, delice deriz biz.
Çok özür dilerim, piç deriz. Demirtaş'ta da oyun mu diyorsunuz? Lan şu demirtaşın her şeyi bize uyuyor ya. Böyle giderse demirtaş'a mı göçeyim bilmem. Siz de iyidir der gibi yoksa yabancılara satmıyorsunuz mu? Ha İsmail? Satıyorsunuz mu siz? Eee, iyidir'e gidemeyeceğim ama demirtaşa gideceğim demek. Tamam. Şimdi o kimse böyle bir şey. Zeytin ağacı. Bir tane zeytin ağacı var, dibinden bir tane piş çıkmış. Ne yapar bahçıvan? Tak keser onu. Bu dar. Onun meyvesi yenmez. Acı zehir gibi olur. Aşısız çünkü o. Onun bizim orada zeytinini bile toplamazlar. Toplarlarsa onun dip zeytinin içine koyarlar.
Dip zeytinin içerisine onun yağı da çıkmaz da acı bir şey olur. Böyle çok, Allah affetsin, hilebazlar onu dip zeytinin içine koyar. Çünkü o yağı da acılaştırır. Sizler sonra onu marketlerde riveria diye yersiniz. Bir de yazarlar, sızma. Yok işte soğuk sıkım, yok şöyle sıkım, yok şöyle güzel yağ, böyle güzel yağ. Geç. Bizim bayındırlıların yemediği yağı yersiniz. Dip yağıdır o. Bizde dip zeytin vardır. Kurtluları, kurtlu olan zeytin düşer. Kurtlu zeytin düşer yere. Ne düşermiş yere? Kurtlu zeytin. Senin içinde kurt varsa düşersin. Kalbin kurtlanmış senin. İçin kurtlanmış.
İçin kurtlandığı için sen diyorsun ki, Ben Hacı Mehmet'i sevmiyorum. Başka bir yerde biz toplansak üç kişi, beş kişi ders yapabilir miyiz? Sizi gidip kurttular sizi. Ege şivesiyle. Sen piçin etrafında toplanmak istiyorsun. Neden? Ya orada bir iman var. İtaat etsene. Ben bu zakir bacıya hiç içim ısınmadı. Hadi güle güle. Benim bu zakire hiç içim ısınmadı. Hadi güle güle. Nasıl? Basbayağı. Benim halite içim ısınmadı. Aa benim içim çok ısınık. Senin neden için ısınık değil? Aynı frekansta değiliz demek ki. E benim Mehmet'e içim ısınmadı. Benim ısınık kaç yıldan beri. Frekansımız aynı değil demek ki.
E Erdoğan'a benim içim ısınmış. Aa kardeşin içi ısınmamış. Neden? Bilmiyorum. Frekansımız aynı değil demek ki. Hacı Erkan'a içimiz ısınmış bizim. Onun da içi bana ısınmış. Benim içim ona ısınmış. E onun içi ısınmıyormuş ona. Allah yolunu açık etsin. Isınacak kendine bir yer bulsun. Gitsin bol bol ısınsın. Kebap olsun isterse. Yola çık. O yüzden şimdi bu imamlıktan çıktı. Bir imam ya seçimle gelir ya tayinle gelir. Seçimle gelmiş. Seçenlerin imamı. Tayinle gelmiş. Kim tayin etmiş? Seçilmiş bir imam tayin etmiş. Herkes itaat eder. Etmeyecek.
Allah yoluna çık etsin. E şimdi bir iş yerinde. Orada toplanmışlar. Birisini imam seçmişler. Örgü diyor ki ben imamlık yapacağım. Yapamazsın kardeşim. Orada kınlar diyecekler ki imamiyete geçme kardeşim. Seni burada imam olarak görmek istemiyorsun. Namazını kılacaksan git bir kenarda kıl. Bizim imamımıza tabi olmuyorsan. Kur'an ve sünnet daresinde doğru olan budur. O kimse de ayrılık çıkarmıştır. Bir devlette iki tane başkan olur mu? Bir camide iki imam olur mu? Bir dergahta iki şeyh olur mu? Bir beldede iki zakir olur mu? Bir yerde iki tane çavuş olur mu? Olmaz.
Olmaz. Tekrar söylüyorum. Olmaz. Altını çizerek söylüyorum. Olmaz. Kimse oldurmaya kalkmasın. Bu da ayrı mesajdı. Anlayan anladı. Allah gecenizi hayır etsin. Cenab-ı Hak nice aşurelerde burada toplu imamını nasip eylesin. Kurtuluşa erenlerin aşuresi olsun. Rabbim cümlemizi kurtuluşa erenlerden eylesin. İman edip, salih amel işleyip iyilikler yolunda koşanlardan eylesin. Bizleri azgınlardan, sapkınlardan, delalete düşenlerden eylemesin. Bizleri ve cümlemizi delaletten muhafaza eylesin. Her daim Kur'an sünnet dairesinde, iman dairesinde, imamların iştahında bir hayat sürmemize ve son nefesimizde de imanla göçüp gitmemize nasip ve müesser eylesin.
Eşlerimize, çocuklarımıza gelecek zürriyetlerimizi iman edip salih amel işleyenlerden eylesin. Selamun Aleyküm. El Fatiha. ma selavat. Amin. Yarın Allah izin verirse inşallah Gelibolu Mevleuhanesi'nde program devam edecek inşallah. Çarşamba, salı günü de Çanakkale'de inşallah Arabi sohbetlerimiz devam edecek.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi