Karabaş-i Veli Tekkesi - 9 Şubat 2019 (Nefsi Mardiyye)
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 9 Şubat 2019 · 55:35
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Hakkınızı helal edin. Küçük bir, güzel bir program oldu. Bütün emeği geçen arkadaşlardan Allah razı olsun. Çocuklardan harika izberlemişler. Öğretmenlerinden, annelerinden, babalarından, hepsinden de Allah razı olsun inşallah. Kaçıncı? Derviş kardeşlerimizden mürşidi kâmil adayı varma. Ben bütün kardeşlerimizi aday olarak görüyorum. Bütün bizim kardeşlerimiz bu noktada inşallah her biri mürşidi kâmil adayıdır, veli adayıdır inşallah. Hangi nefis meratimde olanlar artık veli olmuştur? Yedinci makama gelenler veli olmuşlardır. Bu veliler kırklar grubuna girer mi? İnşallah.
İlk yedide olanları mı mürşidi kâmilir? Bütün kırkların hepsi de mürşidi kâmildir. Bir arkadaşım kriptemani hastası, yani ihtiyacı olmasa bile çalma ihtiyacı hissediyor. O ne olursa basit bir kalem bile fark etmez çalıyor. Önceleri pişman olmuyordu. Şimdi her yaptığına pişman oluyor. Hatta kusuyor kendinden ama yine de devam ediyor. Bu hastalığın tedavisi nedir? Çalma demek yetmiyor.
Helallık almaya kalksam utanam. Kalksam tanımadığım o kadar çok insan var ki diyor. İyice bunalıma girdi. Ya normalde o hırsızlık yaptığı, çaldığı kimselerle gidip helallaşacak. Helallaşırsa, onlardan özür dilerse o zaman bu, o kendi yaptığından, pişmanlığından dolayı geri döner. O hastalıktan kurtulur. Bakın, bu insan nefsinden çıkan ahlakla alakalı meselelerde insanlar bunlarla yüzleşmesi lazım.
Bunlarla yüzleşmezse döner tekrar aynı şeyi yapar. Mesela birisine gıybetini etti. O gıybetini etti kimseyle gidip helallaşacak. Gıybetini etti kimseyle helallaşmazsa, yani o zülü yaşamazsa tekrar yapar onu. Birisine iftira attı. O iftira attı kimseyle gidecek yüzleşecek. Diyecek ki ben sana böyle bir iftirada bulundum. Ben sana böyle bir iftirada bulunduğum için senden özür diliyorum, senden helallık istiyorum diyecek. Oradan geri dönecek. Yoksa bir daha yapar onu. Bu bütün günah-ı kebaliler için böyle. Yani bir kez yalan söyledin. Kime yalan söyledin? X kimseye. Gidip onunla helallaşacak, yüzleşecek. Diyecek ki ben sana yalan söyledim. Onunla yüzleşmezse, onunla helallaşmazsa o döner geriye tekrar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunun en kestirme yolu odur. İnşallah.
Kendimize istihare yaptığımızda rüyamıza tam olarak güvenmeli miyiz? Rüyaya rağmen mantıklı bulduğumuz kararı uygulayabilir miyiz? Madem ki mantıklı bulduğunuz kararı uygulayacağınız, neden istihare yapıyorsunuz? İstihare yapma şekli şudur. Bir meselede iki tane doğru var. İki doğrunun arasında tereddüt ettiniz. Bakın iki doğrunun arasında tereddüt ettiniz. İki doğrudan birisini tercih etmekte tereddüt ettiniz. O zaman istihare yaparsınız. Çünkü iki doğrudan birisi tercih edileceği için istihareyi tarif ederken, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o kimse iki rekat istihare namazı kılar. İstihare namazı kıldıktan sonra tahiyyatı okur. Tahiyyattan sonra istihare duasını yapar. Kalbine gelene göre davranır, hareket eder der. İstiharenin hadis-i şeriflerdeki tarifi budur.
İstihare de normalde rüyaya yatılmaz örneğin. Bu sonradan alimlerin, ulemaların bulduğu bir yoldur. İstihare asıl şudur. Tereddüt etti o kimse. Tereddüt ettiği zaman iki doğru, iki doğrudan birisini tercih edecek ama tercih edemiyor. Tereddüt ediyor. O zaman o kimse istihare yapar. Hadis-i şerifte beyan edildiği gibi. Şimdi bir ders alacak bir kimse. Bir yerden üstattan bir ders alacak. Şimdi o kimse manevi bir varidat ister Allah'tan. Der ki ya Rabbi ben bu üstattan ders alayım mı, almayayım mı? Bana bu noktada bana bir mübeşşirattan rüya göster der. Bunun adı aslında istihare değildir. Bu Allah'a münacattır. Doğru olan budur. Zaten bir üstattan ders alacaksa bir kimse örneğin.
Rüya görerekten gider alır. Bu rüya aslında üstada bir hediyedir. Nasıl hediyedir? Çünkü normalde ümmetimin ahir zamanda peygamberlik son bulmuştur. Nice olur ümmetin hali? Mübeşşirat kapısı açıktır. Hadis-i şerif uzun. Mübeşşirat kapısı nedir ya Resulallah? Ümmetimin gördüğü ve görüldüğü salih rüyalardır. Şimdi, gördüğü kendisine delildir bir kimsenin.
Kendisi gördü. X kimse işte rüyasında gördü. O gördüğü kimseye de delildir onun rüyası. İki delil birden oldu. Eğer karşılıklı birbirlerinin rüyalarını gördülerse bu daha büyük bir delil oldu. O yüzden ders alacak olan bir tarikata, bir mürşide, bir üstada intisap edecek olan kimse elinde rüyayla gidecek. Bu sufilik çok kalabalıkla övünilecek yer değildir.
Sufilik önünden gelen herkese ders vermek değildir. Bu sufilik değildir zaten. Herkes sufi sohbetine gidebilir mi? Gidebilir. Herkes zikrullah'a katılabilir mi? Katılabilir. Buraya herkes gelebilir mi? Herkes gelebilir. Ama o kimse intisap edecekse, ders alacaksa rüya görecek. Bu normalde, ya şimdi öyle bazen zaman zaman biz de arkadaşlar öyle diyoruz. İşte istihar yapın. Aslında benim oradaki amacım istihar yapın demekte amacım, münacat et kardeşim, Allah'a yalvar. Rüyanda görürsen, Cenab-ı Hak sana manevi bir kapı aralarsa, kimden aralarsan, nereyi rüyasında gördüyse, git oradan ders al. Eyvallah. Rüyanda görmedin. Alma kardeşim. Ben hiç görmedim. Almaya, almak zorunda değilsin.
İlla ki herkes oraya derviş olacak, orada sufilik yapacak diye böyle bir kaydı yok. Yok. Biz sohbet halakamızın büyüklüğüyle, kalabalıklığıyla övünmek istemiyoruz. Böyle bir derdimiz yok bizim. Bu üstadların, velilerin eksikliği, noksanlığı değildir ki bu. Nuh Aleyhisselam'ın ne eksikliği vardı? Yani bir avuç kimse iman etti. Veya Hud'un ne eksikliği vardı? Peygamber de bir avuç insan iman etti. Bunda bir sıkıntı yok. O yüzden normalde istihar, şimdi evlenecek olanlar istihar yapacağız. Canım kardeşim, istişare yap.
Evlenecek olduğun kadın, erkek. Bakın, hadis-i şerifte evlenecek olanlara istihar yapın demiyor. Nikah dört şey için yapılır. Hadis-i şerif net. Dini için, malı için, güzelliği için, nesebi için. Siz dindar olanı seçiniz. Siz dindar olanı seçiniz. Evlenecek olduğunuz kişiye istihar yapın demiyor. Siz dindar olanı seçiniz. İkincisi, malına bak. Evet. Ya evlenmiş, işte hanımına bakacak durumu yok. Veya evlenecek. Hiç olmazsa kadının durumu yerinde olsun. Ekonomisiz olmuyor.
Kim ne derse desin. Eee yok. İstihara yapacak Allah istihara yap kardeşim. Git, görüş, konuş, otur. Evlenilir mi, evlenilmez mi? Bak, evlen. Allah bizi iyi yesin inşallah. Peygamber Efendimiz'e, sallallahu aleyhi ve sellem, Büyü yapılmış mıdır? Evet. Yapıldıysa etkilemiş midir? Evet. O yüzden felak ve nesah etleri indi. Uzun bir süredir çok vesvese yapıyorum. Yaptığım hata ve kusurlarda ve yaptıkların helal dahi olsa fiiliyatlarımda küfre düştüğümü düşünüyorum. İçimden bir ses böyle yaparsan küfür diyor.
İkilemde kalıp yapıyorum. Ne yapmalıyım? Utanıp kimseye diyemiyorum. Hakkınızı helal edin. Canım kardeşlerim, dinde haramlar belli, haramlar belli. Haramları işlemediğiniz müddetçe hiçbir vesveseye düşmenize gerek yok. Haramlar belli. İslam dininin en büyük, en önemli, en keskin, en derin, en sahih durduğu yer haramlardır. Mesela bizim Hristiyan dünyasıyla ve Yahudi dünyasından bizi ayıran en önemli bir şey vardır. Bugün dininizi tamam ettim. Sizin için de dini İslam olarak seçtim. Din tamam olmuştur. Din tamam olduğu için bir kimse örneğin şarabı helal edemez bu saat. Bu saatten sonra bir kimse çayı haram edemez. Ama bir Hristiyan dünyası için bu mümkündür.
Papa, Allah adına hükümleri değiştirebilir çünkü. Ne yapar? Mesela haramı helal edebilir. Helalı haram edebilir. Yüz yıl önce bir şey haramdı. Papa onu bir kararname, kanun hükmünde kararname yayınlayarak haramı helal etti. Kanun hükmünde kararnameyle de helal da haram eder. Yani nasıl şimdi olağanüstü hal olduğunda Cumhurbaşkanı kanun hükmünde kararnameyle istediğini yapıyor ya.
Bu da onun gibi bir şey. Kanun hükmündeki o kararnamelere anayasa, babayasa, mahkemeler bir şey diyebiliyor mu? Diyemiyor. Hukuk bu, anayasa bu, kanun bu. O isterse bütün kanun hükmünde kararname olağanüstü halde istediğini istediği gibi yapabilir. Buna hiç kimsenin anayasal olarak itiraz etme hakkı doğmaz. Aynı şey Hristiyan dünyada Papa için geçerlidir.
Papa istediği bir hükmü yok sayabilir, kaldırabilir, haram edebilir, helal edebilir. Aynı şey Yahudiler için hahanbaşı için de geçerlidir. Hahanbaşı herhangi bir Yahudi fıkhını, hukukunu değiştirmeye hakkı vardır. Zaten dünya üzerinde İslam'la uğraşmalarının sebebi bu. Muhammedi İslam'da insanların elinde haramı helal etme, helalı haram etme yetkisi yok.
İştahat edebilir mi? Evet. İştahat kapısı açık mı? Evet. İştahat edebilmesi için Kur'an ve sünnetten kıyas getirmesi, hüküm getirmesi lazım. Onun da nasıl geçerli? O diyecek ki örneğin, hani bir kısmı namazın kazasına karşı çıkıyor ya, ya kardeşim orucun kazası var, orucun kazasından yola çıkaraktan namazın kazası var. Kıyas hak çünkü. Veya haccın kazası var örneğin. Bir kimse haccı bozdu, haccı bozduysa haccın kazası var. Ne yapacak? Bir daha eline para geçtiğinde en yakın zamanda gidecek, haccını iade edecek. Haccın da kazası var. Bu nereden? Kıyas yaparaktan gidiyor bu iştahatı veriyor. Zaten İslam'ın, Muhammedi İslam'ın en önemli özelliği bu.
Kıyas var, iştahat var. Ama haramı helal etme. Helalı haram etme yok. Din tamam olmuş. Öyle olunca, şimdi bir kimsenin normalde haramlar belli mi? Belli. Haramlar belliyse, haramları işlemediği müddetçe vesvese etmene gerek yok. Helalın üzerinde de vesvese edilmez. Su, suyun üzerinde helal mı haram mı diye vesvese edilmez. İşte ne? Kekik suyu üzerinde vesvese edilmez. Ne o? Limon suyu üzerinde vesvese edilmez. Bu neymiş? Bakayım şimdi. Herhalde bu da ada çayı gibi bir şey herhalde. Vesvese edilmez. Örneğin. Neden? Ya haram değil ki üzerinde vesvese edelim. Şüpheli değil ki. Ha şüpheli bir şey olur. Sen bilmiyorsundur. Senin için şüphelidir.
Bakın senin için şüphelidir. Çünkü haramlar belli, helallar belli. Sen bilmiyorsun. Ortada bir şey var. Veyahut da bir şey geldi senin önüne. Sen bilmiyorsun. Bilmiyorsun. Bilmediğinden dolayı kaldın şüphede. Allah Resul diyor ki terk et onu. Onu bilmiyorsun çünkü. Haram mı, helal mı bilmiyorsun. Onu terk et diyor. Yeme, içme, kullanma. Şüphe o zaman. Öbür türlü vesvesenizi çoğaltmayın. Bazen dünyavi ihtiyaçlardan ötürü sohbete, talime gelemiyoruz. Bu durum beni üzüyor ve bazen ümitsizliğe düşürüm. Geri kaldım, eksik kaldım diye. Bu bir vesvese midir? Ne yapmamız gerekir? Yani bir kimsenin muhakk, biz kardeşlerimizin dergah, tekke, buradaki işte vakkun işleriyle alakalı işlerde işinden, gücünden geri kalmalarını istemiyoruz.
Bir adamın işi var, işini yapsın birinci derecede. İşini yapsın, işiniz önemli. İşinizi aksatmayın. Bir yerde çalışıyorsunuz, aksatmayın. Okuyorsunuz, aksatmayın. Bakın açık ve net söylüyorum. Bir kimsenin okulu var, aksatma okulunu. Okuluna devam et. Bir kimsenin işi var, işini bırakma kardeşim. Bir yerde vazife varmış, başındakilere söyle, benim işim var. Ben filanca yerde çalışıyorum, gelemem. Ben okuyorum, gelemem. Benim filanca yerde böyle bir işim var. Ben gelemem. Bitti kardeşim. Bu ayıp değil, günah değil. Bu kusur değil. Ama sen sohbet varken, zikir varken, çalışma varken, evde oturup televizyon izliyorsan o zaman tembellik yaptın.
O zaman kendimi yan ağla, dön ağla. O zaman tamam. O zaman yan ağla, dön ağla. Yanlış yaptın. O zaman yanlış yaptın. Öbür türlü bakın, Öğrenciler için, okuyanlar için, ortaokul, lise, üniversite, doktora ne varsa, sınavı var, okulu var. Sınavınıza gidin, okulunuza gidin. Aksatmayın. Dervişlik bir yere gitmez. Sen samimisen, sen ihlaslıysan, merak etme. Dervişlik bir yere gitmez. Dervişlik orada liman babası gibi oturur dergah. Sen işini gör, işini yap, okulunu bitir, dersine çalış. Sen orada her perşembe zikrullah var. Okullar tatil olduğu zaman gel.
Her cumartesi burada sohbet var. Okullar tatil olduğunda gel. Veyahut da, ne bileyim, işin müsait olduğunda gel. Ya işin var, işte var diyen var. Perşembe gününde zikir var. Var diyen mi iş mi? Var diyen kardeşim. Git vardiyana. Yaz zikrullah var. Var diyen var senin. Birinci derecede vardiyana git. Bir dahaki perşembeye gelirsin, merak etme. Sen bir perşembe evde geçirme yalnız. Boş geçirme. O perşembe işin var mı? Yok. Var diyen var mı? Yok. Herhangi bir şeyin var mı? Yok. Dosdoğru derse. Kendini disiplin et. Evde dizi izleyeceğim deyip de dersi eskeşme. Yapma böyle bir şey. Bakın, bir kimse kendi kendisini disiplin eder. Dergah insan disiplin etmez.
Bizim gibi topluluklar bir kimseyi, kendisini nasıl disiplin etmesi gerektiğini, nasıl disiplin edeceğini söyler. Bizim gönüllülük esası. Dışarıda, lokmada çalışanlar var. Hepsi de gönüllü. İşte hizmet edenler var. Hepsi de gönüllü. Burada koşuşturanlar var. Herkes gönüllü. Bakın, herkes gönüllü burada. Sen boş kaldın da burada hizmet mi etmek istiyorsun? Evet, burada var buranın sorumlusu. Git adını yazdır, ben burada çay dağıtacağım de. Dağıt kardeşim. Git adını yazdır, ben tuvalet temizleyeceğim de. Git temizle. Bir nefsini vur toprağa. Ya ben sandaleler eskimiş. Ben bunların on tanesini tamir edeyim. Al tamir et kardeşim. Gönüllülük esası.
Ben on tanesini boyayayım. Boya kardeşim al. Gönüllülük esası. Yapın demiyorum bakın. Burası gönüllülük esası. Öyle olunca, birisini bizim, sen bunu zorla yapacaksın demin lüksümüz yok. Hiç kimseye yok. Ders. Gönüllülük kardeşim. Almak zorunda değilsin. Gelmek zorunda değilsin. Değilsin. Geldin. Oranın disipline, adabına, erkanına uy. Burada oturmanın bir adabı, erkanı var. Yanı başındakına bak, sana öğrenirsin. Aa, herkes iki dizinin üzerine oturmuş. Demek ki adab bu. İki dizinin üzerine oturacak öndekiler. Benim dizlerim ağrıyor. Bir çıt arkada dur kardeşim. Sana neden arkada duruyorsun diye en yok. Ha, öbürki de yaslanıyor. Yaslan kardeşim, bunda bir sıkıntı yok.
Sana neden yaslanıyorsun diyecek olan yok. Buraya gelip yaslanma. Buraya gelip yaslanma. Yok. Disiplinsizlik etme. O disiplini öğren yanında. Eyvallah. Bu da zorla değil ki. Bakın bu da zorla değil. Biz de hiçbir şey zorla değil. O yüzden arkadaşlar, tekrar söylüyorum. İşinizi, aşınızı, eşinizi muhafaza edin. İşinizi, aşınızı, eşinizi, evinizi muhafaza edin. Koruyun. Ya, biz dergaha gidiyoruz. Kardeş, eşinin sende hakkı var. Çocuklarının sende hakkı var. Evinin sende hakkı var.
Hakkı var. Bizim sufilik anlayışımız, sünnet-i seneye uygun olmalı. Sünnet-i seneye uygun olmalı. Allah bizi onlardan eylesin. La ilahe illallah çeker. Hep çekerken, hep hayal ediyorum. Bir gün, bir gece bana hu der misiniz? Bu güzel hayalimin gerçekleşmesi mümkün mü? Dedim ya hu diye. Allah yardımcınız olsun inşallah. Nefis meratiplerine devam ediyorduk herhalde. Mülhümeyi mi okumuştuk?
Mülhüme, Mutmain'le, Radiye okurduk. Şimdi Mardiye'yi okuyacağız değil mi? Nefsi marziye.
Bu nefsi marziye sahibinden hoşnut olunan, razı olunan nefistir. Artık ondan hem razılık hem de hoşnutluk vardır. Artık o kimse de rıza halinin kemal hali görünmeye başlar. Şimdi razı olmak böyle kolay bir şey değildir.
Nefse ağır gelir. Sıkıntılıdır razı olması. O Mutmain'le de, Radiye'de böyle şeydir o. Böyle kolay olmaz o. Artık marziyeye geçince veya mardiyeye geçince lafızlarda böyle farklı yerlerde farklı lafızlar duyabilirsiniz. O kimse artık böyle razı olma psikolojisinin kemale erdiğini, razı olma halinin kemale erdiği görülür. Artık o razıdır. Kendi nefsine gelen her şeyden. Bakın bu razılığı da karıştırmayın. Bir yerde örneğin işte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya bir yerde bir kötülük görürseniz bir yanlışlık görürseniz elinizde, mümkün değilse dilinizde, o da mümkün değilse kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız.
Buradaki razılığı bir kisim sufiler kötülüklerle mücadele etmeye gerek duymamak gibi görmüşler. Bizler onlardan değiliz. Biz son nefesimize kadar kötülüklerle mücadele ederiz. Son nefesimize kadar yanlışlıklarla, eksikliklerle mücadele ederiz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ve temiz ashabının yolu ve sünneti budur. Bizim için bir kimse kemale erdi, kemale erdiyse o kötülüklerle daha şerid mücadele etmesi gerekir. Bir mürşidi kamil, bir veli kemale erdiyse o kötülüklerle en ince ayrıntısına kadar mücadele eder. Ya bunda bir hikmet var, bunda şöyle bir şey var. Biz razıyız. Dünyayı kötülüklerle de doldurulsa böyle bir şey yok. Ben bunu duyuyorum bazı yerlerde.
Bu doğru bir sufi anlayışı değildir. Sufi son nefesine kadar kötülüklerle mücadele eder. Sufi son nefesine kadar nefsiyle mücadele eder. Son nefesine kadar. Biz tamam olduk. Bizim nefis meratiplerimiz bitti. Bizim nefisle mücadelemize gerek yok. Yok değil. Bu değil. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ayak izlerini takip edeceksek bu değil. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde o kimse artık Allah'tan öylesine razılıkla kemale erer. Allah da ondan razı olmuştur artık tam anlamıyla. Allah'ın razılığı da bu noktada önemlidir. Ve o artık bu hale gelen bir kimsenin üzerindeki nur tabiri caizse pırın pırın parlar. Onun yüzü parlar, eli ayağı parlar, gözü parlar, hali parlar.
Artık o rüyalarda görülmeye başlanır. Hallerde görülmeye başlanır o kimse. Onun maneviyatı artık artar. Maneviyatı genişler. Onun kalbi iyice açılır. Feraseti iyice açılır. O kimsenin üzerinde iyice açık kerametler görünmeye başlar. Bu nefsi marziyenin üzerinde onlar artık böyle bir üzerlerinde bir vakar olur. Ondan sonra Allah için sever artık. Allah için buğz eder. Allah için ister. Allah için reddeder. O artık böyle bu noktada tabiri caizse avamlıktan, haslıktan sıyrılmaya başlar artık. Onu normalde böyle Allah affetsin, uydur kadir şeylerle uğraşmaz artık. O böyle önemli bir noktada durmaya başlar.
Onun normalde gaybi varidatlar onun üzerinde tecelli etmeye başlar. Daha ayağın görmeye başlar. Gaybi vukufları, gaybi varidatları bunun daha da tecelli etmeye başlar. O artık böyle kalbi iyice harıl harılır çalışmaya başlar. O kimse artık böyle normalde Allah affetsin, okumaya ihtiyacı duymaz artık. Normalde onun kalbine gelir ilahi ilimler, onun kalbine gelmeye başlar.
Bu öncesinde kesintiye uğrar mesela zaman zaman. İşte böyle manevi atı yükseldiğinde gelir. Bu daha öncesinde. Ama bu halde artık bu devamiyet kesip etmeye başlar. Yani normalde işte konuşmaya başlayınca ardı ardına gelir. Veyahut da manevi bir hale girince ardı ardına gelir. Veyahut da bir manevi bir varidata girdiyse ardı ardına gelir. Öncesinde kesik kesik gelir. Mesela zikrullahta bir hal görür, kalır. Ondan sonra mesela işte Geylan Hazretleri'ni gördü, kaldı. Bunda öyle değildir. Bu daha da ileriye gitmeye başlar. Bu normalde bu hale gelen bir kimse ruhaniyetlerle de konuşmaya başlar. Öncesinde mesela Mardiye'den önce böyle işte zat halilerinizin ismi neydir dese belki de cevap alır, belki de cevap almaz.
Onlar tanıtırlarsa kendisi tanır. Onun kalbine gelirse kendisini bilir. Ama bu hale gelen bir kimse konuşmaya başlar. Sohbet etmeye başlar. Diğer değişik gayb alemine has olan varlıklarla tanır. Onlarla konuşmaya başlar. Mesela işte şeytanı görür, şeytanla konuşur. Cinlileri görür, cinlilerle konuşur. Onlara sorar, o da cevap verir. Kafir cinlileri tanır. Münafık cinlileri tanır. Mümin cinlileri tanır. Bu hale gelen bir kimse sufi cinlileri tanır. Sufi cinlilerin şeyhlerini tanır. Burası sıkıntılı, tehlikeli yerdir. Bütün yerler tehlikelidir ama burası daha tehlikelidir. Yani o normalde diyelim ki yoldan giderken kabirden selam alır.
Kabre selam verir. Kabirdekileri görür. Yolda giderken işte ruhaniyetleri görür. Kafir cinlilerin veyahut da cinli tayfesinin, şeytan tayfesinin dışındaki birinci kat gökteki, ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beş, altı. Bunlardaki normalde varlıkların bir kısmına aşina olur. Onların bir kısmını görür. Varlığın bu noktada değişik derecelerinde değişik noktalardaki gaybi gibi duran bazı şeyleri vukufiyet arz eder. Bu zaten o kimse beşi geçince o kurmayliğe gidiyor tabiri caizse. Hani bunu bazen dördü geçince kurmayliğe gidecek yol açıktır derim ya. Bu kimse çünkü dördü geçmek kolay bir şey değildir. Dörtte kalmak kolay bir şey değildir. Dervişlerin, sufilerin yıkıldığı yerlerdir. En fazla yıkıldığı yer mesela dördüncü makamdır.
En fazla yıkılan derviş orada yıkılır. O dördü geçince zaten sağ selamet geçti, beşe ayak bastı mı? Oradan geri dönen de zaten ahmaktır. Açıkça söylemek gerekirse. O böyle ucuz bulmuştur bir şey o zaman. Sıkıntılı bir şeydir. Oradan geri dönüş. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde yıkılanların büyük bir çoğunluğu dörtte yıkılır. Çünkü o güne kadar görmediği rüyalar, görmediği halleri görmeye başlar. O bir ufak tefek keramet görülür. Onda kabir haline vakıf olur. Sesleri duymaya başlar. Zikrullah da gelene gidene görmeye başlar. Oldum zanneder. Şu anda Türkiye'deki büyük çoğunluk şeyhlerin durduğu yerdir. Dördüncü makam. Durmazlar bile şeyhler dördüncü makamda.
Türkiye'deki bakın benim diyen şeyhlerin bunları böyle konuşmak istemiyorum ama dördüncü makamda bile değildir büyük bir çoğunluğu. Üstadların mürşidliği zaten. Onlar nereden olsunlar? Açı şeyler bunlar. O yüzden bunlar Allah'ın lütfettiği, ikram ettiği kullarıdır artık. Ayet-i Kerim'e, Furkan Suresi, Ayet 63. Rahman'ın kulları ki onlar yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler. Onlar Müslümanlara karşı gayet alçak gönüllüdür. Müminlere karşı müşrik ve şefkatlidir. Müslümanlara karşı alçak gönüllüdür.
Kafirlere karşı şedittirler. Ve onlara cahil bir kimse laf atarsa, Ayet-i Kerim öyle diyor. Onlara selam der, geçerler. Cahille ne yapar? Kavga etmez. Onunla tartışmaz. Ona selam der, geçer. Furkan Ayet 63. O yüzden onlar artık Rahman'ın kulları. Yani Rahman'ın has kulları oldu. Onlar iyice bu noktada veliliğe adım attı. Onun normalde hani gaybi varidatlar onlara ayağın olmaya başlar dedim ya. Bu marziyenin ortasına geldiğinde, oturduğunda, yerleştiğinde ona il milledini de tanıtırlar. Bu artık böyle şeye doğru gidiyor.
Veliliğin kemaline doğru gidiyor. Ortaya geldiğinde böyle oturdu, yerleşti, düşmedi, orada kaldı. O ortaya geldiğinde o artık il milledinden ona ufak ufak böyle sızıntılar, ufak ufak damlalar gelmeye başlar. O benim dediklerim bittikten sonra. O hani işte gaybi varlıklara aşina olma, onları tanıma, onları konuşma, onları bilme, şeytanı tanıma, şeytanı bilme.
Hem suret olarak, hem siret olarak, hem de lafız olarak. Şeytan nerede, kimin üzerine nasıl olursa, o artık onu tanımla. Onda karışıklık olmaz çünkü artık. O bu hali geçince, mesela işte bazı gaybi varlıkları tanıma, bilme, onlarla konuşma. Bunları geçince artık o kimseye il milledin oturur.
Bunları neden geçince? Şimdi, o tip varlıklar gelirler. Der ki, örneğin, gösterirler. Filancı yerde, burada böyle bir altın var, hazine var. Sen tevessül edeceksin mi, etmeyeceksin mi? Git filancı yerde bu kadar şu var, git ona al. Tevessül edeceksin mi, etmeyeceksin mi? Böyle şeyler, imtihanlar olur. Derviş, şimdi kalbinden geçeni bilirsin. Nefret ediyor dur senden, senin yüzüne tevessüm eder. Sen tevessüm edersin, onu bildiğin halde. O gaybi hallere vukufiyet sağlamak zor imtihandır. Bakın, zor imtihandır.
O kimse sana yalan söyler, sen yalan söylüyorsun diyemezsin ona. Bu zor imtihandır. Eşin, çocukların, arkadaşların, kardeşlerin, etrafındaki insanlar, sen gerçeği, hakikati biliyorsundur, biliyormuş gibi davranamazsın. Zor şeylerdir. Hatta şöyle der. Ulan bir de her şeyden haberi olduğu söyleniyor. Yani ben şunu yaptım, haberi yok bundan der. Bunu sana söylerken, sen ona inandığını, söylediğini inanmış gibi davranırsın, o içinden öyle geçirir. Onu da bilirsin. Sabredersin. Siz sabrı, işte kolunuz yarıldı, buna sabretmek olarak görüyorsunuz. Değil mi? İşte mideniz ağrıdı, yok başınız ağrıdı, yok işte bir hastalık oldu, yok işte bir sıkıntı oldu, yokluk oldu, çek ödenmedi, senet ödenmedi, yok işte doğalgaz kesildi, yok elektrik kesildi.
Sabır olarak bunları biliyorsunuz siz. Bunlar sabır değil ya. Asıl sabır bunlar. Yani o kimse sizin bilmediğinizi, hatta der hani öyle düşünür. Der ki ya lan bir de diyorlar ki işte insanın kalbinden geçeni bilirmiş. Haa bilemedi işte ben yalan söyledim bak. Aa öyle mi dedi bana. Haa al işte kandırıldı. Yanındakına der ki, hani lan her şeyi biliyordu, beni götürdün bak bilemedi işte. Sabır. Sen susarsın. Seni saf yerine koyar, salak yerine koyar. Kendisi gibi görür. Susarsın sen. Zor şeydir bu. Yani o kimse seninle alay ederken kendi içerisinde, o esnada sen yedi gök semayı seyran ediyorsundur.
Ama o kimse seninle alay ediyordur. Susarsın sen. O kimse seninle alay ediyordur. Hiçbir şey bilmiyor, hiçbir şey etmiyor diyordur. Sen onun evinde mutfağında ne erzak olduğunu gözünün önüne gelir, lahpatak hepsi de gelir. Sen susarsın. Allah'ın de işte o kendince sen sohbet ederken o der ki ya bende böyle bir şey yok bak gördün mü attı der.
Ondan sonra gider eve bir sayar varmış ya der. Ondan sonra bütün gece tövbe edeceğim diye uğraşır. Sen onu da görürsün. Sabredersin. Bu yerin hali budur. Diyemezsin. Söyleyemezsin. Yok. Bu bunları sabrederse zaten ilmin edin ona akmaya başlar. Bunlara sabretmezse ilmin edin ona akmaz. Onun bir derviş kardeşinin yüzüne bunu söyleyemez. Anlatamaz, aktaramaz. Bunlara ne yapar? Sabreder. O artık Allah'ın haşa veli kulluğudur.
Veli kulluğu, veliliğe doğru gidiyordur, velidir. Bir çıtık kalmıştır artık onun. Düşmezse mesela bir kimse beşinci esmayı kaldı, aldı kaldı orada. O kimse şeyhlik yapabilir. O kimse sufi, tarikat adabına göre şeyhlik yapabilir. Ona şeyh diye intisap edilir mi? Evet. Bakın ona şeyh diye intisap edilir mi? Evet. Mürşidi Kamil olarak intisap edilmez. Orada kaldıysa o kimse. Beşinci esmada. Hak esmasını aldı, kaldı orada. Devam ediyor. Onu şeyh olarak intisap edilebilir. Bir kimse şeyh bulamazsa, bir mürşidi Kamil bulamazsa, böyle bir kimseye gidip intisap edebilir. Bunda bir sıkıntı yok.
Mesela Ahmet Duran Gümüş abi geldiydi ya, çok eskiler bunu bilirler, Bursa'ya geldiydi. Bursa'ya geldiğinde dedim ki ben ona, Ahmet Duran abi, dedim bak hayatının en önemli şansı bu. Gel dedim, ben sana intisap edeyim şeyh olarak. Beni dedim, dertten kurtar. Nasıl dedi, basmaya dedim ya. Ben dedim, seni şeyh olarak intisap edeceğim. Ben intisap edersem dedim, Bursa'daki ve çevredeki bütün herkes eder mi sana intisap dedim. Ben eder dedi. Bak dedim, hayatının en önemli fırsatını dedim, kaçırma. Gel benim bir atımı kabul et dedim. Bende öyle bir hal yok dedi. Bak Hacı abi dedim, kaçırıyorsun dedim. Hayatının fırsatını kaçırıyorsun. Hatta etrafımızda 6-7 tane, 10 tane belki de eski arkadaşlardan arkadaşlar vardı.
Var mıydı o gün, Ahmet var, başka sen varsın, sen varsın. Evet biliyorsunuz değil mi, dükkanda olduğudu muhabbet. Orada da yapmıştım. Ahmet Erun abiyi seviyordum ben Allah için. Ona dedim ki gel, ama bakın neden söylüyorum bunu? Ben onun normalde, Allah affetsin, esmasını biliyorum. Ona şeyh diye intisap edilir mi? Evet. Zaten şeyh efendinin ona nakibin-i gabba icazeti var mı? Var. Ona şeyh olarak intisap edilir mi? Evet. Tasavvuf, tarikat adabına göre söylüyorum bunu. Şimdi 5. esmayı alan bir kimse şeyhlik yapabilir mi? Evet. İcaz etli çünkü Ahmet Duran abinin 5. makamdaki duruşu. İcaz etli.
Esması da var. Ben diğer nakibin-i gabbalılar için bir şey söylemiyorum. Ben Ahmet Duran abi için söylüyorum bunu. Diğer nakibin-i gabbalarının da icazetleri var mı? Var. Bir şey söylemiyorum bak. O gün için Ahmet Duran abinin için söylüyorum bunu. Ve örnek, şeyhlik yapabilir mi? Yapabilir. 6'ya çıktı. Şeyhlik yapabilir mi? Yapabilir. Mesela 6. esmaya gelen bir kimse, üstad ona şeyhlik icazeti verebilir mi? Evet. Kendisine halife tayin eder mi? Evet. Halifelik icazeti verebilir mi? Evet. O kimse şeyhi vefat edince dergahın başına oturur mu? Evet. O halifelik icazeti verildiği için bütün dergahdaki dervişler ona şeksiz, şüphesiz ona intisap edebilirler mi?
Evet. Hiç istihareye ihtiyaç duymadan, hiç istişareye ihtiyaç duymadan şeyhimizin buna halifelik icazeti var mı? Var. Kardeşim biz ona intisap ettik diyebilirler mi? Evet. Bakın 6'da da o vefat ederse hatta 5. makamda 5. esmaya alan bir kimse dahi vefat ettiğinde onun mezar taşına şeyh diye yazılır mı? Evet. Bakın bunlar bir tarikat, bir tasavvuf, bir sufi adab-ı erkanıdır. Bir kimse normalde işte 5. esmaya aldı ona icazet verildiyse 5. esmayla alakalı onun mezar taşına ölürse şeyh diye yazılır. Ahmet Duran Gümüş abinin mezar taşına şeyh diye yazılır. Evet.
Yazılır. Hüseyin'e söyleyelim yazmadılarsa yazsınlar ya. Orada mı Hüseyin Karadağ? Kayınpederinin mezar taşında ne yazıyor? O kadar mı? Hiç olmazsa yazaydınız normalde Abdullah Gürbüz Efendi'nin ondan sonra Nakib-i Nükabbas'ı Ahmet Duran Gümüş Sivasi yazaydınız.
Gene etrafındakiler yapmıştır onu. Evet. Bunlar normalde tarikatın, tasavvufın ana ilkeleridir. Bakın ana ilkeleri. Tabi bu Cumhuriyet'le beraber Tekke ve Tarikatlar Kanunu'yla beraber bunların icazet töreni ve icazet yazımı kalkmış. Biraz korkmuşlar, biraz ürkmüşler, biraz sorumluluk almak istememiş Şeyh Efendiler.
Bu böyle bir süreç gidiyor. Allah iyilik versin. O yüzden o altıncı makama gelen bir kimsenin yarıdan sonra bu halleri geçtikten sonra kalbine artık İlm-i Ledün akmaya başlar. İlm-i Ledün ilhamdan farklıdır. İlm-i Ledün ilhamdan farklıdır. O bunu da ayırt etmeye başlar. Yarıdan sonra ayırt etmeye başlar. Bu İlm-i Ledün işin artık hakikatidir.
Artık direkt ilahi varidatların, kesintisiz ilahi varidatların vasıtasız geldiği yerdir. Hadis-i Kudsi Allah şöyle ferman buyurmuştur. Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Bu artık bu makamda geçerlidir, velidir artık. Yeriyi geçti bu. Meşhur ya bu Hadis-i Kudsi. Kulumun bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Artık o farzları severek eda eder. Bir mecburiyetten değildir artık. O nafilelere coşaraktan gider.
O mecburiyetten değildir. Artık Allah onu sevdiğini beyan eder. Bu artık altının sonuna geliyor. O zaten Allah'ı seviyor. Artık Allah onu sevdiğini beyan eder. O Allah'ın kendisini sevdiğinin beyanıyla sarhoş olur zaten. Kendinden geçer.
Fena halidir bu. Bu altının sonundadır. O fena haline tutuluşur. Fena halidir. Makam, mevki, esma her şey fenada yok olur onda. Ondan sonra geri dönecek. Nereye? Bekaya. Bunun esması kayyum ismi şerifidir. Fena da kayyum ismi şerifidir. O ona üstadı kayyum ismi şerifini verir. Ve artık o tekrar başa döner. Hani tevhitte başlangıçta Allah'tan başka ilah yoktur bunu tefekkür ediyordu ya.
O tekrar başa döner. Allah'tan başka ilah yoktur der. Fena oldu kayyum ismini aldı. Fenadan, fenada duruyor. İnşallah. Ve o nereye gidecek? Yedinci makama. Yani salih kullarımın içine karış. Fena'dan fena. Fena. Oltla fena oldu. Şimdi dönüşü başladı. Yedinci makam. Ne safiye makamı veya kamile makamı. Veya mürşidi kamil olma noktası. Ona hitap gelecek. Ayet-i kerimeyi okuyacaklar ona. Ayet-i kerimeyi ona okurlarken manası ilmin edinden kalbine gelecek. Ne okuyacaklar?
İşte o ismiyle onu zikrederler. Felan oğlu felan. Bundan sonra ayet-i kerime gelir arkadan. Ayet-i kerime okunurken de kalbine iner. Sen salih kullarımın içine karış. O artık bekaya. Yani yedinci makama geçiş yapar. Bununla alakalı bir hayli çok yazmışım. Şimdi bakıyorum böyle göz gezdiriyorum. Coşmuşum yazarken. Sonra ben öldükten sonra bakarsınız neler yazdım. Ya da bunları diyorum. Kendi kendime aldığım notları diyorum. Bir an işte sileyim geçeyim diyorum. Benden sonra diyorum kim bilir artık neler okunacak, neler yazılacak diyorum.
Öyle düşünüyorum. Allah bizi affetsin inşallah. Bu artık yedinci makam. O kimse nefsini iyice temizlemiş kimsedir. Önümüzdeki hafta inşallah buradan devam edelim. Çünkü saat 10'a 10 geçiyor. Hakkınızı helal edin. Allah razı olsun. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.