Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 9 Mart 2019 · 1:20:00
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Umduklarınıza nail eylesin. Kortuklarınıza hız-ı muhafaza eylesin. Rabbim, beni heva ve hevesime uymadan sohbet etmeyi, sizleri de heva ve hevesinize uymadan dinleyip, itaat etmeyi nasip eylesin.
Bu geçen haftadan kalan sohbete devam edeceğiz inşallah. Allah gayret versin inşallah. Hakkı apaçık gören, onu ancak perdeden görmüştür. Dışarıdaki sohbeti dinleyen kardeşler, böyle kendi aralarında sohbet etmezlerse iyi olur.
Uğultu içeri kadar geliyor. Bir de bu konular biraz ağır konular. Bu konular iyi dinlenilmesi gerekir. İyi dinlenilmezse, bir kimse bir kelimeyi kaçırırsa, o kelimeyi kaçırdığından dolayı, meseleyi yanlış anlayıp, yanlış bir noktaya gidebilir. Allah muhafaza eylesin. Hakkı apaçık gören, onu ancak perdeden görmüştür.
O görmese de perde hakta mevcuttur. Gören kendi kurtuluşundan ya da azabından başka bir şey görmez. Gösterenin sureti kula tecelli etse de, o gösterenin kendisidir, perdesi değil. Biz konumuza devam edelim demiş ama, buraya es geçipten konuyu devam etmek biraz sıkıntılı olacak. Hakkı apaçık gören, onu ancak perdeden görmüştür. Cenab-ı Hakk peygamberlerine vahyi indirirken, veya peygamberleriyle konuşurken, geçmiş dönemdeki peygamberlerle alakalı. Ya ateşin arkasından, ya ağacın arkasından, ya da bulutumsu bir şeyin içerisinde onlarla görüşmüştür.
Bizatihi konuşma olarak. Veya Cenab-ı Hak, hani rüyetullah haktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de, Allah'ı rüyasında gördüğünü söyler. Ve Allah'ı rüyasında görürken, onu genç bir delikanlı gibi gördüğünü, bunu defalarca rüyasında gördüğünü söyler. Miraç hadisesini ayrı tutuyorum bunda. Bu normalde hakkı apaçık gören, onu ancak perdeden görmüştür dedi. Biz yine bu Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin, kendi füsusundan bir bapta ancak bunu açıklayabiliriz. Ben şimdi, kelime kelime, bazı şeyler, Cenab-ı Hak'ın yardımı, tevafıkı, füsus, füsustan nüfaslı,
size mallarla, yani kendisine meylettiren şeylerle imdat eder. Ve sizi ona meylettirdiği vakit, onda suretini görürsünüz. Bu görüşte sizden hakkı gördüğünü zanneden kimse, onu bilmedi. Sizden ancak nefsini gördüğünü bilen kimse, onu anlayabildi. Yani hakkı apaçık gören, onu ancak perdeden görmüştür. Yani bir kimse, hakkı gördüğünü zanneder. Hakkın kendisini apaçık gördüğünü zanneder. Bu, Seyr-i sülûk'te, Seyr-i sülûk'e giren Sufi'nin, beşte, altıda, göreceği hallerdir.
Çünkü, beşinci esmada, o Sufi'ye, Cenab-ı Hak hitap eder. Bunda, herkes kendince, kendi halince bunu yaşar. Bunu böyle bir hale bağlamak, bir perdeye bağlamak, bu böyle yaşanır demek, insanı kabız haline sokar. Bu, doğru tespit olmaz. Çünkü, her Sufi'nin yolu, kendine aittir. Bir Sufi, başka bir Sufi'nin yolundan gitmez. Herkesin, kendi rengi, kendi anlayışı, kendi idraki, kendi ibadeti, kendi sevgisi, kendi nefsini tanıması, kendi nefsinin zorlukları vardır. O yüzden, bunu genelleştirmek, bunu herkese mütalik görmek, mümkün değildir.
Şimdi, sizden ancak, nefsini gördüğünü bilen kimse, onu anlayabildi. Yani, men arefe nefsuhu, kim nefsini bildi? Rabbini bildi. Yani, nefsini bilen bir kimse, ancak, bu meselenin içinden çıkabilir, bunu çözümleyebilir. deneyebilir. Yoksa, o kimse nefsini bilmiyorsa, kendisinde tecelli eden, veyahut da, bir perdedeki tecelliyi, sanki gerçekten, Allah tecelli etmiş gibi, hak oraya, kendi manasında, kendi vücuduyla, kendi hakikatinde, tecelli etmiş gibi, zanneder.
zanneder. Bu bir zandır. O zannın, üzerine hareket etmiştir o. O tecelliyat, gerçek manada, hakkın tecelliyatı değildir. Bu manada, Allah'ın tecelliyatı, kendi zatı noktasında değildir. Velev ki, o tecelliyat, o kimsenin, kendi, ayağını sabitesinden, kopup gelen, perdede gördüğü, Cenab-ı Hakk'ın sıfatı noktasındadır. Ama, Cenab-ı Hakk'ın sıfatı noktasında olduğunu, bilecek olan, başında bir mürşidi kamili yok ise, o kimse, kendisinde tecelli edenin, Allah'ın zatı olduğunu, Allah olduğunu, dolayısıyla, kendisinin, direkt Allah'ın zatının tecelliyatına mazhar olduğunu, zanneder ki, burada o kimsenin, ne eli kalır, ne ayağı, ne başı kalır, ne gözü.
O, bir mürşidinin, veya başındaki şeyhinin, kamil olmadığını gösterir. Eğer onun başındaki şeyh, gerçekten bir mürşidi kamil olmuş olsaydı, ondaki tecelliyatın, sıfatsal olduğunu, ve kendi nefsinin üzerinden olduğunu, bilmesi gerekirdi. Şimdi, Muhyiddin İbni Arabi devam ediyor. İşte, bunun için insanlar, Allah'ı bilen, ve bilmeyen zümrelere ayrıldı. Bilmeyenlerin, idraklerinin, mahsulü, nazar ve fikir yoluyla, çıkardıkları neticelerdir. Allah'ı bilmek, marifetullah ilmidir. Marifetullah'tır direkt. Allah'ı bilmemek ise, cehalettir. Şimdi, marifetullah'a ulaşmış olan, bir mürşidi kamil, o tecelliyatın, sıfatsal boyutunu bilir, sıfatsal olduğunu idrak eder.
O esnada, o kendisi, o tecelliyatın, Cenab-ı Hakk'ın, direkt, zat olarak, bana tecelliyat olarak, veyahut da bizim dervişimize, tecelliyat olarak, demez. Evet. Bunu da, böyle, burada diyor ya, hakkı apaçık gören, onu ancak, perdeden görmüştür. Onu ancak, perde ne oldu burada? Perde, Cenab-ı Hakk'ın sıfatı oldu. Cenab-ı Hak, zatını, sıfatlarıyla gizler. Cenab-ı Hak, zatını, sıfatlarıyla gizler. Allah zahirdir, sıfatlarıyla zahirdir. Allah batındır, zat noktasında batındır. O yüzden, ben bilinmezdim, burası erişilecek bir yer değildir.
Burayı bir kimse, kendi içinde, kendi dairesinde, eriştiğini zannedebilir. Eriştim diyebilir. Ama orası bilinmezliktir. bilinmezliktir. Cenab-ı Hakk'ın, hadisi kudside, ben bilinmezdim, bilinmekli istedim, bir şey yarattım. Bilinmekli istedim, bir şey yarattım. O bir şeyin üzerinde, bütün sıfatları tecelli etmiştir. Ve bir şeyin üzerinde, tecelli eden her şey, sıfatsal boyuttadır. Zat noktasında değildir. Bütün sıfatlar, zatından mı tecelli eder? Evet. Bütün sıfatların, işlevleri, bütün sıfatların, işlevleri, zatıyla bağlantılı mıdır? Evet. El-alim ismi şerefi, Allah'a aittir. Ama Allah'ın sıfatıdır. Ve, bütün, ilmin, tecelliyatı, o sıfatın üzerinden gider.
Biz öyle inanırız. Ama El-alim ismi şerefi, Cenab-ı Hakk'ın, zatı değildir. O yüzden, El-alim ismi şerefi, ilim, bir kesiminin üzerinde, tecelli etmiş olsa, o kimse, Allah'ın sıfatları, onun sıfatı, onun üzerinde tecelli etmiştir. Hani, Marifetullah, Adem Aleyhisselam'a, Allah bütün isimlerini öğretti. Adem'le alakalı, ayeti kerimede, Bakara suresinde diyor ki, Cenab-ı Hak, Allah, Adem'e bütün isimleri öğretti. Ve ondan sonra dedi ki, meleklerine, Adem'e sorun. Bakın, bütün isimlerini öğretti, isimlerini öğretti. Ve ondan sonra dedi ki, Adem'e sorun. Adem Aleyhisselam, peygamber, aynı zamanda her peygamberde, hikmet ve marifetullah vardır. Her peygamberde. Hiçbir peygamber yoktur ki, ona Allah'ın vahiyiyle, yanında bir hikmet verilmemiş olsun.
Ayetle sabittir. Öyle olunca, bir peygamberde, hem hikmet vardır, hem de vahiy vardır. Ve her peygamber, bu manada, marifetullah ile süslenmiştir. Yani her peygamber, aynı zamanda velidir de. Bakın, her peygamber velidir. Peygamberlikleri son bulur, velilikleri son bulmaz. Peygamberlik mesleği son bulur, velilik son bulmaz. Buradan hareket ederekten, veliler peygamberlerden üstündür diye, böyle bir yanılgıya düşmeyin yalnız. Hiçbir veli, hiçbir veli, peygamberlerden bu noktada, fevkinde değildir. Onlara kitap indirilmemiştir. Bir hadis var, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, benim ümmetim velileri, beni İsrail peygamberlerinin musavidir, denktir diyor.
Bu farklı. Yani burada, peygamberlik olarak değildir bu. Velilik noktasındadır bu. Peygamberlik noktasında değildir. O yüzden, normalde bir kimse, marifetullah'a ulaşması, onun normalde Allah'ı hakkıyla tanıması, onun emir ve yasaklarını hakkıyla yerine getirmesi, Allah ve Resulüne simsıkı yapışması, Allah ve Resulünün dünyada gördüğü, görmediği her şeyden fazla sevmesi, onlara itaat etmesi, her şeyden üstün onları tutması, bakın, her şeyden üstün, aklınıza gelebilecek, varlık aleminde her ne var ise, onların üstünde tutmaktır,
marifetullah, Allah ve Resulünün. O yüzden, Allah ve Resulünün, yani, bu noktada, Kur'an ve sünneti, üstün tutmayan, bir kimse, asla marifetullah'a ulaşamaz. Günah-ı keballeri açıkça işleyen, günah-ı keballerinin içerisinde yüzen, günah-ı keballeri olması lazım diyen, bu zamanda böyle diyen, veyahut da tağutu, şirki kabul eden, bu zamanda böyle olmaz canım. Ya 1400 yıl önce yaşamıyoruz, kalkalım 1400 yıl öncesini, şimdi bu zamana getirelim. Ya şimdi faiz haram olur mu? Olmaz, yasak. Ya nereden çıktı şimdi bu kadınları, erkekleri böyle işte, ayırmak? Nereden çıktı bu? ne varmış yani, kadın, erkek, işte ayrı yapıyorsunuz, ayrımcılık yapıyorsunuz, gibi, veyahut da, dinde reform lazım.
1400 yıl önceki hukuku, şimdi getiremeyiz geriye. Eee, ya, zaten Kur'an tartışma var, evrensel mi, tarihsel mi? Eee, hadi biz tarihsel çöplüğüne atalım, Kur'an'ı. Eee, bunlar tarihseldi kardeşim, şimdi zamanı değil, şimdi bunların geçerliliği de yok. Eee, gelin yeniden bir din kuralım ya. Ne yapalım? Edeccal böyle istiyor zaten. Şeytan da böyle istiyor. Eee, dünya üzerindeki emperyalist, kapitalist, vahşi kapitalist, düzenciler de böyle istiyor. Ya, biz Yahudiliği hallettik, Museviliği, İseviliği de hallettik. Halletmemiz gereken bir tek Müslümanlar kaldı. Müslümanları da hallettik ama şu Kur'an ve Sünneti halletemedik bir türlü. Müslümanlar halloldu, bir sıkıntı yok.
Müslümanlar cumartesi, pazar oldu mu, AVM'lere doluyorlar, camilere dolmuyorlar. Halle oldu Müslümanların işi. Bir problem yok. Yani, Batı'da ne varsa, bizde de aynısı var. Hadis-i Şerif tecelli ediyor. Hadis-i Şerif, diyor ki, öyle bir zaman gelecek ki, Müslümanlara denilecek ki, bu keler deliğinden gir, Müslümanlar o kelerin deliğine girecek diyor. Keler dediği ne biliyor musunuz? Kertenkele. Onlara denilecek ki, Hadis-i Şerif, onlara denilecek ki, bu kertenkelenin deliğine gir. Müslümanlar o deliğe girecekler. Bunu normalde birisine desek ki, şu kertenkele deliğine gir, girmez. Birine desek ki, kertenkele ye, yemez. Birine desek ki, ya çok affedersiniz, ondan sonra, pislik yer misiniz?
Necaset, hayvan necaseti, yemez. Ama yediklerine, içtiklerine bakmaz, onların içinde yer mi? Yer. Gider bir de sıraya girer, McDonald's da indirime girdi, ondan sonra orada, 7.90'a yiyeceğim deyip de, sıraya girip, orada ne yediği belirsiz, eti yer mi? Yer. Herkes yiyor çünkü. Bakın, birisi kulağımıza sesleniyor bizim. Nereden, birisi gözümüze sesleniyor. Nereden sesleniyor? Televizyondan, reklamlardan, videolardan, sinemalardan. O izlediğiniz sinemada giriyor, bana diyor, işte bir kola, bir hamburger ver. O bir kola, bir hamburger. Bizim çocuklar da istiyor. Bir tane çitos patos diyor. Koca koca insanlar çitos patos yiyor. Zehir yiyor.
Keler deliğinden geç, keler deliğinden geçiyor. Adım adım, adım adım, siz onlara uymadıkça kıyamet kopmaz. Onlar kim ya Resulullah? Yahudiler ve Hristiyanlar mı? Ne ama? Evet. Adım adım geçiyoruz, yürüyoruz. Adım adım. Önceden başlangıcı bir şeyin, adım adımdır. Sonra adımlar uzar. Ve hızlanır. Bir şeyin çekim gücüne kendinizi bırakırsanız, uzaktayken, yavaş yavaş ona doğru yaklaşırsınız.
Ama yaklaştıkça hızlanır bu çekim gücü. yaklaştıkça daha da hızlanır. Siz şöyle dersiniz, bir adımdan ne olacak? Önceden bir adım sizi diyelim ki on kuvvetle o tarafa doğru yaklaştırıyorsa, bir adım yaklaştığınızda o kuvvet on beş olur. Bir adımdan yirmi olur. Bir adımdan yirmi beş kuvvetinde siz çekilirsiniz oraya. Allah bizi affetsin. İşte marifetullah bu manada. Birinci derecede Allah'ı bilmenin yolu, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak ve her şeyden üstün tutmak ve amel etmek. Allah bizi onlardan eylesin. O görmese de perde hakta mevcuttur. Gören kendi kurtuluşundan ya da azabından başka bir şey görmez. Gösterenin sureti kula tecelli etse de o gösterinin kendisidir, perdesi değil.
Yani normalde o kimse perdeyi görmese de, perdeyi anlamasa da ama o normalde hakta Cenab-ı Hak'ta o perde mevcuttur. Yani Cenab-ı Hak zat olarak o kimseye tecelli etmez. O kimse zatının tecellisi zanneder ama o zat olarak tecelli etmez. Perdeyi gören kimse görmese de hakta o perde mevcuttur. Cenab-ı Hak yani kendisini perdelemiştir. Evet. Konumuza devam edelim demiş. İnşallah devam edelim. Böyle bir giriş oldu biraz ama hakkınızı helal edin. Akıl tefekkürün birçok müdahalesine maruzdur. Çünkü insanın sahip olduğu bütün kuvvetlerle birlikte tefekkürün hükmü altındadır.
ve otoritenin peşinden gitme taklit konusunda akıldan daha üstünü yoktur. akıl sonuçta taklit eder bir şeyi öğrenirken ve akıl normalde tüm müdahaleleri açıktır. Yani öğrenmeye açıktır. Tabi bu beş duyula akıl habire toplar. Siz ona ne koyarsanız önüne o her şeyi alır. Bakın her şeyi alır. akıl önce çocukken anne babadan evden alır. Anne baba ona çocukluğundan itibaren öğretmeye başlar. Eğer öğretebilirse kabiliyeti var ise ve çocuk anne babayla öğrenip yürümeye başlar.
Bütün insanlar İslam doğarlar ebeveynlerinin dinleri üzerine büyürler. Burada ebeveynlerin dinleri üzerine derken hem genel anlamda Hristiyanlık Yahudilik gibi hem de özel anlamda anne babanın duygusu düşüncesi fikriyatı bunu alır çocuk. Ebeveynlerin dinleri üzerine. Ve çocuk bunu alırken çocuğun aklının önüne ne koyuyoruz biz? Bu çıkar ortaya. Şimdi örneğin önceden çocuklar ilk eğitimlerini ebeveynlerinden anne babalarından alıyorlardı. Batı toplumu bunu kabullenmek istemedi. Çünkü bu kapitalist sistem böyle kendisine uygun çocuk yetiştirecek. Kendisine uygun çocuk yetiştirmesi için ailelerden çocukları almaları lazım.
Ve çocukları ailelere külfet etmekten de uzaklaştırması lazım. Çünkü anne baba çalışması lazım. Anne baba devamlı üretip devamlı tüketmesi lazım ki o kapitalist sistemin hızlı çarkı dönsün. Ne yaptı şimdi Avrupa? Avrupa şimdi normalde ki iki yaşındaki çocukları bir buçuk yaşındaki çocukları kreşlerde topluyor. Kreşlerde toplayarak çocuklara tek eğitim veriyorlar. Yani kölelik sistemini çocuklara öğretiyorlar. Avrupa'da anne kalmadı. Anne sadece doğuran bir varlık. Anne değil. Anne doğuruyor sadece. Yetiştirme, terbiye etme, onu büyütme, ona annelik duygusu verme, anne hissi verme. Batı'da bitti.
Şimdi sıra İslam ülkelerinde. İslam ülkelerinin sırasında da en başta Türkiye var. Çünkü Türkiye laik, demokratik, ondan sonra insan haklarına saygılı hukuk devleti. Tanımlama bu. Öyle olunca devletin dinsel bir eğitim vermesi, dini bir eğitim vermesi düşünülemez. Laik bir devletiz. Yani Müslümanların içerisinde laik devlet olmakla övünen yegane devletiz. Kaldık ki biz yani 600 yıl bütün dünyanın büyük bir bölümünde üç kıtada İslam hükmüyle hükmeden bir atanın ecdadın torunlarıyız. Yani bir de bizim böyle bir özelliğimiz var. Ve geçtik bu parantezi kapatalım. Şimdi bunun aynısını Türkiye'de uyguluyoruz biz. Türkiye'de uygulamaya başladık.
Bütün kadınlarımız anne olmaktan bir çıt dışarı çıktılar. Kadınlarımız çalışan birer birey. Ve kadınlarımızın ayaklarının üzerinde durması lazım. Çalışması lazım. Para kazanması lazım. ondan sonra üretime katkıda bulunması lazım. Hızla çalışmaları lazım. Hızla eğitilmeleri hızla çalışmaları lazım. Çocuk. Bu sefer çocuk çıktı ortaya. Şimdi bugüne kadar çocuk işini biz anneanne babaanne teyze hala işte yenge bunlar da boştu ya bunlar evde oturuyorlardı. Bir işleri yoktu. Bir sıkıntıları yoktu. Bunlar çocuk bakıyorlardı. Ama hızla bu değişmeye başladı. Yani anneanne çocuğa bakmak istemiyor. Babaanne çocuğa bakmak istemiyor. Çünkü Twitter'da dostları var.
Facebook'ta arkadaşları var. Onun böyle kahve günleri var. Ondan sonra ne bileyim çay günleri var. Akraba günleri var. Günleri bitmiyor. Hele de emekliyse, parasını da aldıysa, adam da öldüyse hiç günü bitmiyor onun. bakın hiç günü bitmiyor o kadının. Bitti. Yani önceden bir nineydi. Ondan sonra babaanneydi, anneaneydi. Torun büyütürdü. Torunlara babaannelik, anneannelik yapardı. Dedeydi. Alırdı torununu gezdirirdi, eğitirdi. Bitti. Herkes komün bir hayat yaşardı. İşte amca, işte ikinci amca, üçüncü amla bir avlunun içerisinde onlar evlenirlerdi. Herkes bir yerdeydi. En başta dedeydi, nene oradaydı. Bu bitti. Hadi dedik alt alta üst üste oturun.
Alt alta üst üste oturmak da bitti. Şimdi adamın beş katlı evi var. Oğlu evlenecek. Oğlan diyor ki ben başka yere gideceğim. Haydi başka yere gidiyor. Veyahut adamın işte kendi evi var. Yani orada altında üstünde annesi babası var. Oraya kız verilir mi? Verilmez. Neden? Annesi var orada. Kayınvalide mi bakacak o gelin? Zaten bakacak noktada değil. Neden? Gelin çalışıyor. Gelin çalışınca nerede bakacak zaten kayınvalide? bakın dağılıyoruz her yerden. Ve o çocuğu normalde yetiştirecek hiç kimse yok. Ve akıl olarak çocuk alacak ya nereden alacak çocuk? Kreş'e gitmesi lazım. Kreş'e giderekten kreşten öğrenecek her şeyi. O zaman anne babanın dini kaldı mı?
Kalmadı. Kreş'in dini oldu. Kreş dini. Kreş'in dini ne? Devlet oraya ne plan program koyduysa veya özel bir kreşse ne plan program koyduysa onu öğrenecek. Eğer o kreş özelse onu kuran bir kimse işte dini hassasiyetleri varsa biz de oraya götürdüysek onun dini hassasiyetleri var diye harika. Çocuk 4 yaşına geldiğinde oku yavrum bakayım Fatiha'yı. Çocuk Fatiha'yı okudu. Alkışladık. Aylık da 1500 lira verdik ama biz oraya. İl kim verecek aylık 1500 lira oraya? Kaç aile verecek? Akıl bu sefer doğru bilgilerle bilgilenmedi. E bir de çocuk çok ağladı arkadaşından gördü. Bir de telefon aldık ona. Başladı oda internette dolaşmaya.
Nasıl bir bilgi aldığı önemli değil. Nasıl bir bilgi aldığı belli değil. Şimdi insanın sahip olduğu bütün kuvvetlerle birlikte tefekkürün hükmü altında ama yetişmiş bir kimse tefekkür edecek. O tefekkür yetişmiş bir kimse. Bir de tefekkür edeceği alanı bilecek. Şimdi bunu biz ortadan kaldırdık mı? Kaldırdık. Hani rabıtaya laf söyledik ya hep biz yıllardır. Hak mıdır değil midir batıl mıdır tartışma konusu yaptık. Rabıtayı sadece şeyhin iki kaşının ortasına iki kaşının ortasını getirip öyle on beş dakika namazdan sonra düşünmek olarak öyle algıladık. Rabıta bir tefekkür disipliniydi. Düşünme.
Cenab-ı Hak yüz kusur ayeti kerimede düşündüler mi? Düşündünüz mü diyordu? Düşünmek. Varlığın üzerinde düşünmek. tefekkür etmek. Saatlerce belki de bir meselede düşünmek. Saatlerce bir konuda düşünmek. Mesela bizim itikattaki imamımız İmam Maturidi öyle değil mi? İmam Maturidi'nin meşhur bir tespiti vardır. İmam-ı Azam'ın tespitidir. İmam-ı Azam'ın bunu genelleştirir genişletir. İmam-ı Azam der ki düşünen bir insan için tefekkür eden bir insan için peygamber ve kitap olmasa da o Allah'ı bulur ve tanır der. Bakın bu tespit muhteşemdir. İmam-ı Azam'ın tespitidir. Bir kimseye peygamber gelmemiş olsa peygamber gelmedi.
Kitap da yok peygamber gelmeyince. İnanacağı bir şey yok. Ama o kimse diyor peygamber olmasa dahi peygamber ona gelmese dahi ve kitap bir dinle tanışmamış olsa dahi o diyor tefekkür ederekten düşünerekten aklederekten Allah'ın varlığını ve birliğini tanır. Kabul eder. Buna İmam-ı Azam örnek olarak İbrahim Aleyhisselam'ın henüz daha peygamber değil iken babası Azer'le olan tartışmasını ve henüz daha peygamber değil iken peygamber değil iken gece normalde işte gündüz mağarada yaşayıp gece mağaradan dışarı çıktığı zaman
çünkü neden öldürülme söz konusu öldürülme söz konusu olduğu için daha genç 13-14 yaşında daha 13-14 yaşında ama 30 yaşında gibi görünüyor. İbrahim Aleyhisselam'ın en önemli özelliği bu. En önemli özelliklerinden birisi yani annesi onu mağaraya bıraktığında parmağını emerekten bırakıyor. ve İbrahim Aleyhisselam bir günde 10 günlük çocuk büyümesi 10 günde 100 günlük 100 günde 1000 günlük çocuk büyümesi gerçekleştiriyor. Bu Cenab-ı Hakk'ın bir mucizesi onun üzerinde. Ve İbrahim Aleyhisselam 13-14 yaşına geldiğinde koskoca adam gibi görünüyor. Ve 13-14 yaşındaki bir genç delikanlı gece dışarı çıktığında yıldızları çok parlak görüyor. Hani annesi çünkü onu tembihledi. Sakın dedi kimseye kendisinin kendini gösterme. Sebep Nemrut ve etrafındaki büyücüler ve din adamları İbrahim'in yaşadığını kahinler biliyorlar.
Ve diyorlar ki o hala da yaşıyor. Bütün şehirlerde bütün mezralarda tarlada takkada iş yerlerinde her yerde İbrahim aranıyor. Her yerde. Ve gece böyle zaman zaman dışarı çıkıyor. işte bir anlık böyle merak ediyor. Genç çıkıyor bir bakıyor ki aa yıldız pırıl pırıl denilir ki Süreyya yıldızı. Bu yıldızla alakalı. Diyor ki benim ilahım bu olmalı herhalde. Ay kendini gösterince diyor ki yok hayır bu diyor ondan daha parlak. Benim ilahım bu olmalı diyor. Bir müddet sonra böyle birkaç gün sonra bir bakıyor ki gündüz sabaha karşı güneş sudur etmeye başlıyor. Hiç o zamana kadar gündüz görmedi. Hiç güneşle karşılaşmadı.
Güneşi görünce ayda yıldızla kayboldu. Diyor ki benim ilahım bu olmalı. Çünkü diyor bu doğunca bu çıkınca bütün hepsi de söndü. Bütün hepsi de söndü. Ardından o da batınca ben batanları sevmem diyor. Hazreti Mevlana'da mesnevisinde diyor ki sen de İbrahim gibi ol. Sen de de ki batanları sevmem. Sen de de ki batanları sevmem. Ben diri olan batmayacak olan diri olan batmayacak olan Allah'ın kuluyum. Onu sev. Bakın batmayacak diri olan her daim hiç batmayacak olan Allah'ı sev. Şimdi o yüzden akıl etraftan hep toplar. Etraftan toplar.
Etraftan topladıklarının üzerinde hakim olan tefekkürdür. Düşünmektir. Akıl o düşünmenin etkisinde kaldığı kadar hiçbir şeyin etkisinde kalmaz. Ve akıl henüz daha deneyim yapmıyorsa belli bir bilgiye sahip değilse taklit eder. Taklit eder. İslam taklidin bir bölümünü bir bölümünü kabul eder. Biz taklidi reddetmeyiz tamamiyetle. Neden? Hadis şevti Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri diyor ki ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın. Kendi kafanıza bir namaz ritüeli oluşturmayın. Kendi kendinize bir oruç ritüeli oluşturmayın. Kendi kendinize bir haç ritüeli oluşturmayın.
Kendi nefsinize uymayın. Heva hevesinize uymayın. Ben haccı nasıl yaptıysam öyle yapın. Ya işte kışında haç yapılabilir. Türkiye'de bunlar tartışılıyor ya birisi çıkıyor. Diyor ki haç kışında olabilir. Kışın yapalım diyor. Yazın ne yapma haç yapıyorsunuz sıcakta veya ramazanı kışın tutalım diyor. Niye işiniz var Allah'ın istediği otuz günlük oruç değil mi diyor. Kışın tutalım diyor. Böyle sivirler var. Dinde reformistler var. Aynı zamanda da böyle kendince kendisini ehli tarikat gören kimseler de var. Bizim İzmir bayındır çok sıcak olur yazın. Böyle o zamanlar pamuk dekiyorlar. Bu son kat çapalar oluyor artık böyle Haziran'ın sonu yanar cehir cehir bizim orada.
Temmuz'da pamuklar sulanmaya başla. O zaman pamuk ekiliyor. Tabii bizim orada derviş kardeşler var. Bayanlar erkekler herkes oruç tutuyor. Cehir cehir yanıyor tabi sicak. O bir melamilerin hepsi böyle değildir ama orada bir melami şeyhi vardı. Bizim o kardeşlere demiş ki ya demiş ne eziyet ediyorsunuz kendinize böyle Allah'ın istediği otuz gün oruç değil mi demiş kışın tutuverin orucu demiş. Şimdi evet taklidi biz böyle yok etmeyelim. Sakın ha. Biz taklide karşıyız. Hayır. İbadetleri ibadetlerimizde ibadetlerin ritüellerinde biz Hz. Muhammed Mustafa'yı ne yapacağız? Taklit edeceğiz. Akıl Allah vergisi delillere sahip olduğunu zanneder. Oysa bunlar sadece tefekkürün delilleridir.
Evet akıl normalde belli deliller oluşturur kendinde kendinde belli bir deliller oluşturunca o delilleri sanki Allah vergisiymiş gibi görür. Yani onun o delili tefekkürünün neticesindeki idrakini bir vahiy gibi görür. Bir ilham gibi görür. Öyle kendisini bir şey zanneder. Allah muhafaza eylesin. Akıl kör bir adam gibidir. Ve tefekkür delilleriyle onu dilediği yere çeker. Hatta Allah'ın yolunda körlüğü daha da arttırmıştır. Akıl bu noktada doğru bilgiyi hakikat bilgisini oluşturmazsa kendi tefekküründen oluşturduğu dogmatik fikirleri kendince dogmatik ölçüleri Allah bilgisi ve Allah'tan gelen bir ilhammış gibi görüp bu noktada ne yapar?
Körlüğe koşturur. Allah adamları tefekkürlerinin otorilerinin otoritesinin peşinden gitmezler. Çünkü yaratılmış bir şey bir başka yaratılmış şeyin otoritesinin peşinden gitmemelidir. Böylece onlar Allah'ın otoritesine yönelirler. Onlar Allah'ı Allah ile bilirler. Ve o kendi hakkında söylediği gibi her şeye karışan işgüzar aklın düşündüğü gibi değildir. Burada şimdi soruyu da okuyayım öylesi gireyim oraya. Akıl sahibi bir insanın nazari bir düşünceyi doğru ve yanlış olmak üzere ikiye ayırdıktan sonra hala onun peşinden gitmesi ne kadar doğrudur. Şimdi bir kimsenin nazari olarak doğruyu ve yanlışı bilhassa bu din ise din üzerinde doğruyu ve yanlışı tespit edebilmesi için birinci derecede o kimsenin iyi bir Kur'an ve sünnet bilgisi gerekir.
Aslında bu ortadaydır. Birinci derecede ilk önce birinci adım o kimsenin iyi bir fıkıh bilgisine sahip olmasıdır. Fıkıh girince işin içerisine akaid de girer. Yani bu noktada bir kimse hani biz zaman zaman derim ya ellerinizde muhakkak bir el hidaye olacak veya kuduri olacak veyahut da elinizin altında en azından bir riyayü salihin olacak. Elinizin altında elinizin altında bir tane bir tefsir kitabı olacak. Biraz daha böyle ben okuyacağım filan derseniz mesela işte kütüb-i sidde hadis olarak veya Buhari örneğin bu olacak şimdi bir kimsenin temel adımı temel olarak aklına verecek olduğu bilgi ona gösterecek olduğu yer ilk önce fıkıh bilgisidir.
İkincisi Cenab-ı Hakk'ın sıfatları akaidle alakalı meseleleri sonra o kimse böyle işte ayet hadis mantığının üzerinde ilerlemeye başlayacak. Bakın ayet hadis mantığı üzerinde ilerlemeye başlayacak. Sebep sen akıl denilen olguyu ince önce sen mihenk taşını koy. Mihenk taşı ne? Mihenk taşı dinin fıkıhıdır hukukudur. Dinin fıkığını hukukunu bilmeyen bir kimse eski sufilerin deyimiyle şeytanın maskarası olur. Hani meşhurdur ya menkıbe evliya menkıbesi Abdülkadir Geylan Hazretleri dervişleriyle beraber bir Ramazan gününde böyle hem işte sohbet edip hem yürüyorlarmış böyle bir suyun başına geldiklerinde hemen bir şey oluşmuş orada bir nida ey Abdülkadir senden de dervişlerinden de razı oldum orucunuzu bozun.
Menkıbe bu. Abdülkadir Geylan Hazretleri hemen bir eline bir taş almış gitme lün şeytan önzubillahimine şeytanacım Bismillahirrahmanirrahim demiş atmış taşı ve arkadaşlara demiş ki sakın oruçlarınızı bozmayın. Tabi bir kısmı bozmuş oruçları. Ona soruyorlar. Diyorlar ki sen onun şeytan olduğunu nasıl anladın? Cevap müthiş. Diyor ki şeriat bilgimle anladım. Allah hiçbir farzı hiç kimsenin üzerinden kaldırmaz. Bu muhteşem bir cevap. Allah hiçbir farzı hiçbir kimsenin üzerinden kaldırmaz. Muhteşem. Diyor ikinci tarikat bilgimle ben onu anladım.
Bu da nedir? Diyor ki Allah yönden cihetten münezzehtir. O bir yönde görünmez. Üçüncü hakikat bilgimle anladım diyor. O da şudur diyor. Allah hitap ederse sadece kulak duymaz. Bütün vücut kulak olur diyor. Bakın ne lazımmış? Bir şeriat bilgisi lazım. İki tarikat bilgisi lazım. Üç hakikat bilgisi lazım. bu bilgiler olmazsa şeytanın oyuncağı olur mu insan? Olur. Şimdi normalde arkada akıl sahibi kendince kendi bilgisini doğru veya yanlış olduğunu tespit edebilmesi için bu din ise bu din ise dini bilgilerle o kimsenin bilgilenmesi gerekir.
Akıl sahibi demircilikse söz konusu olan bilgi bir demircinin yanına gidip demirci ustasından o bilgileri elde etmesi gerekir ki demircilik üzerinde nazari bilgilerinin doğru olduğunu tespit edilsin. Öbür türlü olur mu? Olmaz. Bu sefer o kimse heva heves dediğimiz heva heves dediğimiz dini olarak o kimse kendi heva ve hevesinin peşine düşmüş olur. Bu en fazla dini meselelerde olur. En fazla dini meselelerde olur. Dini meselelerde o yüzden derse bir kimse bu bence böyledir böyle olmalı o heva hevesine düştü. Ama canım kardeşim böyle de bir hadis var böyle de bir hadis var böyle de bir hadis var ben bu hadise göre amel ediyorum. Bu bakın burada heva heves değil bu.
Ama bence böyle olmalı dediği anda o kimse din ise bu o zaman o kimse heva hevesinden konuştu. Onun nazarı doğru değil. İsabetli nazar düşünceyi bozuk olandan ayırmak böylece hüküm vermek için öncelikle tefekkürü kullanmadan elde edilen bilgiyi bahşetmesi için Allah'a yönelmemiz gerekir. Şurada onlar Allah'ı Allah ile bilirler sözüne biraz dokunmak istiyorum. Bu sözü çok kullanıyorlar şimdi doğru noktada doğru yerde kullanmıyorlar. Yani Allah'ı Allah ile bilmek Kur'an ve sünnetten geçer. Kur'an ve sünneti bilmeyen bir kimse Allah'ı Allah olarak bilmez. Ve Allah'ı Allah'tan da öğrenmez.
Boş laf bunların hepsi de. internet sözü bunlar. Bu ancak veliler için geçerli olan bir şey. Oturmuş hani bazen soruyorum ya işte Hz. Mevlana ile Şems'in aşkı konuşmak çok güzel. Var mı Şems'in? Yok. Nereden anlayacaksın? Bir şeyhi sevdin mi öyle? Hayır. Nereden anlayacaksın canım kardeşim? Şeyhin var mı? Yok. Nereden anlayacaksın? Afyon'da orada Mevlevhane var ya üniversitede orada işte şey var iki günlük süren sempozyum var gittim. Davet ettiler. Gittim. Herkes koca koca herkes Mevlana'cı.
Harika. Öyle tebessüm ederekten soruyorum. Hocam üstadınız kim? Biz meslevi okuyoruz. İyi. Herkes okuyor. Üstadın kim? Ses yok. Ama okuyor. Canım şems. Günüm şems. Gecem şems. Ruhum şems. Sen olmasaydın ne Resul'ünü tanırdım ne de Allah'ı bilirdim. Nasıl söyleyecek kimse bunu? Hadi. Hadi çık o geliyor de sırala. O geliyor de sırala. Kim o? Bul bir tane şems. Hadi Hazreti Mevlana olun hepinizde.
Bir şems bulun. Her şeyinizi bırakın. Dünya olarak ne kadar makamı varsa bırakıyor. Şemseddin-i Tebrizi'nin dizinin dibinde oturuyor. Ne kadar kitabı bilgisi bildiği ne varsa hepsini bırakıyor. Şemseddin-i Tebrizi'nin dizinin dibinde oturuyor. o günde Hazreti Mevlana Celanettin Rumi Hazretleri bugünün Diyanet İşleri Başkanı gibi.
Dikkat edin. Bugünün Diyanet İşleri Başkanı gibi. Başka bir şey. Diyanet İşleri Başkanı gibi. Hadi bırak. Git. Otur. Ah anlaşılmaz. Olmaz. Allah'ı Allah'la bilirler. Kimler? Veliler. Eyvallah. Eyvallah. ama onların temeli Kur'an ve Sünnet'in dışında değildir ki. Onların bilmesi Kur'an ve Sünnet'in dışında değildir. Dikkat edin. Biz Allah'ı Kur'an ve Sünnet'le biliriz. Kur'an'la Sünnet'le tanırız. Kur'an ve Sünnet'in dışındaki Allah tanımlaması heva ve hevestir. Başka bir şey değildir. Allah muhafaza eylesin. Geriye döndüm. Allah'a yönelmemiz gerekir. Sufiler buna dayanır ve buna göre hareket ederler.
Bu peygamberlerin, velilerin ve Allah adamların arasında bilgi sahibi olanların bilgisidir. Onlar tefekkür kuvvetleriyle hadlerini asla aşmazlar. Yani hadlerini aşmazlar dedi. Onların hiçbirisi de Kur'an ve Sünnet'in dışında, Kur'an ve Sünnet'in üstünde değillerdir. O tefekkür bilgisiyle haddi aşmazlar. Aynı zamanda da Allah'ın zatını ne yaparlar? Tefekkür etmezler. Hiç kimse bildiğini bütün zatıyla bilmedikçe bilgi sahibi değildir. Bir şeyi kendisi olarak bilmek, yani normalde işte ne konu üzerinde? İnsan. İşte kim? X kimse. Onu zatıyla bilmedikten sonra onu tam bilmiş sayılmaz.
Yani o şahsı. O şahsı bilecek ki ondan sonra komple zatıyla o zaman bilgi sahibi olmuş olacak. Her kim bir şeyi kendi zatına eklenmiş başka bir şey vasıtasıyla biliyorsa kendisine ilave edilen o şeyin otoritesini takip ediyor demektir. Yani bir şeyi tanıtan başka bir şey veyahut ona eklenen bir şeyle onu biliyorsan onun otoritesini kabul ettin. Evet. Ama kabul etmek zorundasın. Bir kimse tıp öğrenecekse ben tıpı öğreneceğim deyip de tıptaki otorite olan o profesörü dinlemeyecek mi? Buradan bunu anlamayın. Şimdi temel bilgisini o kimse çünkü bu söz şeyin Arabi'nin sözü değil bu.
Bu burada bir yorum alıntı. Arabi'den çıkarılan bir alıntı bu. Arabice. Diyorum ya Arabi ayrıdır Arabiciler ayrıdır diye. Yani burada aslında bu yorumlar bugünkü deccalist kapitalist sistemin yorumları. Yani bir kimse hiçbir otorite kabul etmeyecek. Tek otorite Allah ben ondan alıyorum bilgiyi. Hadisleri attı. Fıkıhı attı. Kelamı attı. Akaidi attı. Ya ben ondan alıyorum direkt bilgiyi. Ben direkt ona bağlayım. ben Bursa valisini tanımam. Vali kimmiş? E beni yasaklayacaksa cumhurbaşkanı yasaklayacak. Nasıl yani? Ben ona bağlayım kardeşim. Ya bir tane vali atamış.
Tanımıyorum valiyi ben. Kimmiş? E valinin bağlı olduğu İçişleri Bakanı var. İçişleri Bakanı da tanımıyorum. Kimmiş? E ben direkt cumhurbaşkanına bağlayım. Cumhurbaşkanı bana dur derse dururum. Yürü derse yürürüm. Allah hadi yaşa. Sahabeden bir kimse sen kimsin? E ben peygamberim. Seni tanımıyorum ben. Nasıl yani? Seni tanırsam senin otoriteni kabul etmiş olacağım. E ben direkt Allah'a bağlayım. Dur ya size iki şey bıraktım. Birisi Kur'an benim birisi benim sünnetim. Kim ikisine sımsık yapışırsa delalete düşmez. Sahabenin böyle bir işlevi yok. Ey Muaz neyle hükmeteceksin? Kur'an'la bulamazsan senin sünnetin ne?
Bulamazsan kıyas edeceğim diyor. Ben kendim söyleyeceğim. Ben kendim iştahat edeceğim. Ona tebessüm ediyor. Sen Kur'an'ın otoritesini kabul etmeyeceksin. Sünnetin de otoritesini kabul etmeyeceksin. İmam Azam, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Hanbeli, mezhep imamların otoritesini de kabul etmeyeceksin. Şimdi bir de bu hastalık bu ya. Hiçbir otoriteyi Allah bana emretti. Ben senin boğazını sıkacağım dediğinde o kimse sorumlu olacak mı olmayacak mı? Müslümanların içine atılmış yorumlar. Akıl otoriteye tabi olursa gerçeği hakikati bulamaz.
İyi akıl otoriteye tabi olamazsa o mesleği nasıl öğrenecek? Haydi çocuklar öğrenciler ellerini kaldırsın. Kaldır oy maşallah yukarıdakiler hay maşallah subhanallah. Evet siz öğretmenler otorite dinlemeyin bakalım. İndirin çocuklar ellerinizi aferin. Öğretmenler otorite dinlemeyin. Memurların başında amirler var otorite dinlemeyin. Sivil itaatsizlik gösterin. Ne kadar tatlı bir söz değil mi? Sivil itaatsizlik değil mi? Fransa'da olursa yalnız sivil itaatsizlik Fransız polisi ve askeri sokağa iniyor önüne geleni kırıp geçiriyor. Fransa'da bir şey olmuyor.
Korkuyorlar çünkü aynı şey bizim ülkelerimize geçer diye. Türkiye'de olursa sivil itaatsizlik bütün Avrupa destekliyor. Evet. Akıl sahibi kendisiyle ilgili vahiyle ve elçilerinin diliyle gönderdiği haberde Allah'ın otoritesine tabi olmalıdır. Eyvallah. Kişi bir şey bilmek ister fakat bunu kendi sahip olduğu kuvvetlerle bilemezse hak onun kulağı gözü ve bütün kuvveti olana kadar ibadet ve itaate yönelmelidir. Evet. Tanrı kendisine nafile ibadetlerle yakınlaşmak isteyen kulunu sever ve onun bütün azal olur. Azaları olur. Buhari. Normalde hani var ya bunun tabi bu son kısmını almışlar hadis-i şerifin hadis-i şerifin başı var. Kul farzları yerine getirerekten Allah'a en sevgili ibadeti en sevgili şeyi yapar.
Farzları yerine getirekten farzları yerine getirmek sadece ibadetleri işlemek değildir. Haramlardan uzak durma. Allah'ın sınırını çiğneme de haramdır. Allah'ın sınırını çiğnemek haramdır. O yüzden haramlardan uzak durmak da farzdır. Allah ve Resulünün çizgisini aşmak Allah ve Resulünün bu noktada sınırını aşmak haddi aşmaktır ki haramdır.
Haramları haramlardan uzak durmak da farzdır. Devam ediyor ad-i şerif. O kimse nafilelerle Allah'a yaklaşır. Demek ki biz farzları yerine getireceğiz. Haramlardan uzak duracağız. Nafilelerle Allah'a yaklaşacağız. Sufiler bu nafilenin en önemli kısmının iyi ahlakın zirvesine doğru koşmak olarak görmüşler. Sizin en hayırlınız had-i şerif etrafınıza zarar vermeyeninizdir. Bu işin temel noktasıdır o nafile nafilede işin zirveye doğru koşması sizin en hayırlınız etrafına en fazla faydası dokunanınız dır. O zaman o kimse hızla en faydalı olma yoluna doğru koşacak.
Nafile normalde çok sufiler için çok namaz kılmak değildir. Mesela insanların yardımına çok koşmaktır. nafile sufilerce çok oruç tutmak değildir. Ya insanlara güzel ahlakınla güzel ahlakınla örnek olmaktır. Bizde en büyük eksiklik bu şu anda İslam dünyasında. Biz güzel ahlak örneklerini sunamıyoruz. Müslümanlar olarak ben kendimi eleştireyim. Bu benim kendi eksikliğim. Hepinizde bütün Müslümanlarda tenzih ediyorum günaha girmeyeyim. Ben güzel ahlakın örneklerini sunamıyorum. O yüzden de insanlar bana baktıklarında Allah hatıra gelmiyor. O yüzden insanlar bana baktıklarında kendilerince işte bu tam İslam bu tam böyle bir mümin kimse diye demiyorlar.
Oysa Müslüman yürüdüğü anda ağaçlar çiçekler böcekler işte mümin geçiyor diye kendi dilleriyle kendi dilleriyle lisanlarıyla ona dua etmeliler. O kimse gerçekten iyi mümindir. İşte nafile bu noktada bizde böyle bir kısım tarikatlarda bir kısım cemaatlerde çok ibadet olarak algılanıp işte habire ibadet ettirmek sabahlara kadar tanışmıştım böyle o kadar çok şeyler onun üzerine yüklemişler dedim canım kardeşim bu değil din bu değil sahabeden üç kişi kendi kendine kavilleşti birisi dedik uyumayacağım birisi dedi ki yemeyeceğim
birisi dedi ki cima etmeyeceğim Hz. Cebrail geldi bu üç kişiden haberdar etti Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve ve sellem hazretlerine dedi ki size ne oluyor ki Allah'tan en fazla korkanınız benim iftar ederim uyurum cima ederim size ne oluyor burada o kimsenin nafilelerle Allah'a yaklaşması eşiyle aşıyla işiyle toplumla etrafla olan ilişkilerini bozup da kendi kendine işte ben kendimi namaza adadım yok sünnete Resulullah'ta ben kendimi oruca adadım devamlı oruç tutacağım yok sünnete Resulullah'ta ya biz sufiz eyvallah
işte ben böyle kendimi Allah'a adadım ev çoluk çocuk Allah getirir yok böyle bir şey sünneti Resulullah'ta yok insanlar kendi heva heveslerinden din öğretiyorlar Allah muhafaza söylesin ve hadis-i şerifte devam ediyor Allah onu sever yaklaştı ya gören gözü duyan kulağı tutan eli yürüyen ayağı söyleyen dili gören gözü olur Cenab-ı Hak devam ediyor benimle görür benimle duyar benimle konuşur benimle tutar benimle yürür bu hal marifetullahın zirve noktasıdır bu idrakin
zirve noktasıdır bu akıl tefekkürünün ve idrakinin zirve noktasıdır bu hale ulaşan için ayeti kerime nene yöne yönelirseniz yönelin Allah'ın vecih o yöndedir ayeti kerimesi bu hale erişenler içindir sen kıbleye yöneleceksin namazda sen kıbleye yöneleceksin duada sen kıbleye yöneleceksin taklit edeceksin evet sen bu hale gelmedikten sonra bu halden konuşmayacaksın bu hale gelince sen Allah'ı Allah'tan öğreneceksin bu hale gelince bakın bu hale gelince yani gören göz
duyan kulak tutan el yürüyen ayağı o zaman şunu demeyeceksin ki ben yaptım ben ettim ben tuttum Allah bizi affetsin bundan sonra bütün işlerde Allah ile bilir olacaktır her halükarda bir otoriteye tabi olmaktan kaçış yoktur fakat Allah'ı ve her şey Allah'la bilir olduktan sonra orada şüphe kuşku cehalet ya da belirsizlik artık sana asla uğramaz eyvallah burada yumuşatmış meseleyi evet bu hale gelen bir kimse otoritesiz değil bu hale gelen bir kimse Kur'an ve sünnetin otoritesinin dışında değil Kur'an ve sünnetin çizgisinin
dışında değil o çizginin içinde bu böyleyken sen Allah'ın sana emrettikleriyle meşgul ol Allah senin uzuvların haline gelince işlerinde basiret üzere oluncaya kadar ona ibadet ve itaatte bulun bu böyle olduktan sonra bu devam edecek bu böyle oluncaya kadar değil bu böyle olduktan sonra da Kur'an ve sünnetin emrettiği şekilde devam edeceksin onunla baş başa kaldı onu kendine tercih et işte sana böylece tavsiyede bulundum çünkü biz onun hakkındaki akli delillerin ve sahih nazeri düşüncenin kabul etmeyeceği ancak hak olan
haberi gördük öyle ki haberi getiren doğru sözlü olmasına ve insanların onun söylediğine inanmaları gerekmesine rağmen akli deliller ve sağlam nazeri düşünce bunları red eder o halde Rabbin otoritesine tabi ol tevilde aklına tabi olma fütuhat eyvallah tevilde aklına tabi olma yani bir şeyi tevil etme tevil yoluna sapma hakkında Kur'an ve sünnet sabitse sabit ise hakkında Kur'an ve sünnet olan bir şeyi tevil etmeye çalışma senin tevil etmeye çalışman o zaman vahye değil aklına tabi olduğunu gösterir bir şeyde vahiy var ise
bir şeyde vahiy var ise onun üzerinde başka bir söz söylenmesi onun üzerinde onun üzerinde herhangi bir yorumda bulunmak mümkün değildir artık vahye tabi olunmakla emrolunmuştur bütün herkes e o tevil edenler nefsine uyanlar heva ve heveslerine uyanlar arabiyi anlamak zordur ama bir taklit konusunda arabiyi hiç anlayamadım de ki Rabbim ilmini arttır amin evet şimdi burada bu da tabi soruyu hazırlayanın aa bitirmişiz her şey alıntıdır dedi bitirelim hakkınızı helal edin saat 10 bir böyle toparlayabileyim mi bir sayfa kalmış
el kaldırın tamam evet arabiyi anlamak zordur yani arabiyi anlayabilmesi için bir kimsenin çok özür dilerim iyi bir ayet hadis bilgisine anlayabilmesi için yerli yerini oturtturabilmesi için bir de o kimsenin sufi gönle ihtiyacı vardır arabiyi akılperestler anlamakta güçlük çekerler bir kuran ve sünnet bilgisi az olanlar anlamakta güçlük çekerler iki burada taklit konusunda arabiyi hiç anlayamadım dediği nokta şu yani bir kimse dini dinin başlangıcında taklit etmekle mükelleftir biz ibadetlerimizde taklit ederiz taklit
etmek fazdır mana ise taklit değildir metafizik taklit değildir kalbe gelen ilham taklit değildir rüya taklit değildir herkesin rüyası kendine aittir herkesin metafizik olarak hali kendine aittir buralarda taklit kaldırmaz kalbe bir ilham geliyorsa bu taklit değildir buralarda taklit kaldırmaz son nokta bir kimsenin normalde vahye vahyi kabul eder ve onun yolunda yürür vahyin dışındaki meselelere vahyin içindeki meseleleri tevil etmesi aklını putlaştırmasıdır vahyi var mı var sen vahye tabi olursun burada taklitle
alakalı mesele dinin ibadetlerle alakalı ve hukukla alakalı meseleleridir müteşabihlerde taklit olmaz ben meseleyi böyle buraya toparlamış olayım Hz. Peygamber beşikten mezara kadar ilim öğreniniz demiştir evet beşikten mezara kadar ilimdir çünkü ama Yunus'un sözü de ilim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir ardından hadis-i şerif nefsini bilen Rabbini bildi o zaman evet beşikten mezara kadar ilim yani varlığın üzerinden Allah'ı bilme Allah'ı tanıma bütün Müslümanlara farz çünkü insanın ve cinnilerin yaratılış sebebi ve
gayesi Allah'ı tanımak ve bilmek bilinmekliği istedi bilinmekliği istedi ve bilinmekliği sevdi ilk ve en temel bilgi insanın kendisini bilmesidir bütün diğerleri bunun üzerinde yükselir eyvallah ama o kimsenin kendisini bilmesi için bir metoda ihtiyacı var o kimsenin kendisini bilmesi için bir otoriteye ihtiyacı var o bir metoda ve otoriteye tabi olmaksızın kendini bilme yolunu ve yordamını bulması zor uzun yol bu bu birinci derecede dindir birinci derecede yani Kur'an ve sünnettir Kur'an ve sünnetsiz bir kimsenin
Kur'an ve sünneti yaşamadan Kur'an ve sünneti öğrenmeden kendisini bilmesi mümkün değil hatta kendini bilmek deyince işin içerisine nefis giriyor işin içerisine nefis girince manevi bir yol giriyor nefsin meratibleri giriyor çünkü nefsini bilen dedi o zaman nefsin meratiplerini ve nefsin bu meratiplerdeki oyunlarını hilelerini nefsin bu noktalarda insanların başına açacak olduğu dertleri ızdırapları sıkıntıları bilen bir üstada ihtiyaç var yoksa o kimse bilemez ki Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin dediği gibi bugünkü
diyor zamanda kalbi harekete geçmemiş ise bir tarikattan hissesi yok ise bugünkü diyor deccaliyetin karşısında deccaliyetin karşısında imanını muhafaza etmesi müşkilleşmiştir mütefendinin alim bir zat da olsa diyor ama adi samimi bir ehli tarikat sisile-i meşahiye duyduğu sevgisinden muhabbetinden dolayı asla şüpheye düşmez şüpheye düşmediği için de sındıkaya düşmez o nefsini bilmek ancak benim bildiğim yol bu ya da ya da birisinin nefsini bilme yolu gidiyor himalayalarda aaa diyor nefsini bileceğim diye uğraşıyor
veyahut bir başkası başka bir yol çiziyor kendince kırmızı noktalı kocaman bir hatun var winchle indiriyorlar winchle kaldırıyorlar gidiyor kırmızı noktasına bakıyor on bin dolar da veriyor çakralarım açıldı diyor gidiyor bakın nefsini bilmekle alakalı dünya üzerinde bir sürü yol var ne yapıyorsunuz dedim orada ee dedi sınıf sınıf orası ee dedim yani dedi böyle çakraları en üst noktada olan ve dedi o kırmızı noktalı hatunun dersine katılacak olanlar on bin dolar veriyor dedi bir altına katılanlar işte altı yedi bin
dolar bir alta katılanlar iki üç bin dolar veriyorlarmış yani şeanslara komple yani işte üç günlük dört günlük bir şeans böyle üç gün kırmızı noktaya bakıyorsun böyle işte o sana bir şey söylüyor anlattı bana gözümle görmesem inanmayacağım bakın toplandıkları dernek gibi bir yerde hatunun kocaman bir portresi var kırmızı noktalı hatunun Allah sizi inandırsın o kırmızı noktalı hatuna portresi ya bildiğiniz portresi resmi o zaman altı parmağın hemen o şeyin parkın karşısındaydı şimdi oraya lokanta lokanta yaptılar oradaydı yerleri
Allah sizi inandırsın kırmızı noktasına hatunun o resmine ne arkalarını dönüyorlar sırtlarını dönmüyorlar giderken bakıyorsun kırmızı noktaya bir selam veriyorsun böyle bir eğiliyorsun gözünü kırmızı noktadan çevirme asla bir adım daha atıyorsun yine kırmızı noktaya bakıyorsun bir adım daha atıyorsun yine kırmızı noktaya bakıyorsun bunu bir sufi cemaatte bir tarikatte bunu uygulayacaklar bakın uygulayacaklar bunu yemin ediyorum orayı biz müslümanlar tefe tutarız taşlarız biz orayı taşlarız taşlarız bütün medya televizyon
toplanır bunlar ne yapıyorlar diye bütün Türkiye değil dünyaya rezil zebil ederler onları ama o kırmızı noktalıya dokunmazlar oraya gidenler üstün nitelikte insanlar kırmızı noktaya bakmak üstün nitelikli boğalar gibi dedim kimin çakrası açık burada işte açık ha iyi iyi bir şey söylesinler bana dedim öyle bugün bugün bugün bir arkadaş yapmış yani gaybı bilen bir adam ne o şeyle reportaj ediyor televizyon spikeriyle adamın geleceği biliyormuş diye adamın geleceği bildiğini söyleyince o reportajı yapan bir tokat vuruyor
geleceği biliyorsun ama bunu bilemedin diyor çok uçuma intiham bunu görememişsin diyor kaçmış arada şimdi o kırmızı noktalıya hiç kimse bir şey diyemiyor diyemiyor ya kadın geliyor Türkiye'ye beş yıldızlı otellerde çakra açtırmak için uğraşıyor kimse bir şey diyemiyor bakın hiçbir kimse biz de böyleyiz Allah bizi affetsin bu da okullarda ya da üniversitelerde asla öğrenemeyeceğimiz bilgidir evet sizin üzerinizde nefsinizin bir hakkı eşinizin bir hakkı misafirlerinizin bir hakkı vardır öyleyse hakkı olanların her birine
hakkını veriniz diyen de Hazreti Peygamber'dir üzerinizdeki ilk hak nefsinize yani kendinize karşı olan hakkınızdır ve kendinizi ve üzerinizdeki hakkın ne olduğunu peygamberler ve velilerden yardım olmaksızın asla bilemezsiniz vilim çıtık bu vilim çıtık çılgın bir adam evet Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hadis-i şerifte nefsinizin hakkıdır hani bu haklarınızı verin derken evet biz kendimizi tanımakla mükellefiz nefsimizi bilmekle mükellefiz nefsini bilmeyen bir kimse bu dünyadan kör olarak
yürür gider bu dünyada kör olarak yürüyüp gidenler öbür tarafta da kör olarak halkedirler bizim yeryüzüne gönderilişimiz ve bizim yaratılış sebebimiz Allah'ı tanımak ve bilmek bunun yolu nefsini bilmekten geçiyor ve bunu öğretecek olan peygamberler ve veliler bu öğretiyi hepimiz almakla mükellefiz bu öğretiyi alıp nefis meratiplerinden yürüyüp en az mutmeyne makamına gelmekle yükümlüyüz bu yükümlülüğümüzü yerine getirmez isek nefsimizin hakkını vermemiş olacağız ardından tabi normalde birinci derecede eşlerin
haklı hakları ondan sonra devam ediyor misafirlerin hakkı ardından misafirlerin hakkı biz bu noktada etrafımızda elimizin altındakilerin haklarına da ne yapacağız riayet edeceğiz ama bilin ki yaratılış sebebimiz gönderiliş sebebimiz Allah'ı tanımak ve bilmek hızlıca bu soru soranlara cevap vereyim sohbetimiz bitsin ben Serdar'ın babasıyım Lokmacı Serdar'ın kardeşiyle beraber ömreye gitme ihtimali var Allah kısmet ederse duanımıza ihtiyacımız var Allah yardım etsin Cenab-ı Hak cümleyi nasip eylesin inşallah rüyamda
gördüğüm şeyleri kısa bir süre sonra hayatımda yaşıyorum sürekli bu ne anlamı geliyor harika ama sen bunu yaşayacağım diye bekleme yaşa zevk et benim rahatsızlığından dolayı devamlı altıma kaçırıyorum dışarı çıktığım zaman doluyorum bu şekilde namaz kılmamız caiz midir olmaz normalde necasetten necasetten temizlenmek gerekir dünya geçilmesi gereken köprü tabir edilmesi gereken rüyadır arabi bu tabir nedir eden kimdir rüya her rüya tabire muhtaçtır demiş ya e dünya da tabire muhtaç bunlara da başlamayalım değil mi sabah olur
hakkınızı helal edin Allah razı olsun geceniz hayır olsun inşallah Rabbim muhininiz olsun ha onu ilan edecektim özür dilerim unuttuk aslında kandil günü ilan edecektik ama şimdi aklımıza geldi şimdi ilan edelim bu önümüzdeki salı günü Çanakkale Üniversitesi'nde Mevlana kültür evinde Arabi'den füsus okuması devam edecek önümüzdeki salı günü o yüzden salı gün Çanakkale'de üniversitenin kendi bünyesinde bulunan Mevlana kültür merkezinde eski Ermeni kilisesi
füsus okuması devam edilecek bütün kardeşler davetlidir geceniz hayır olsun selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.