Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 8 Mart 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 9 Mart 2014 · 2:17:25

Arkadaşım namaza yeni başladık. Çok eksiğimiz var. Namazlarımızı kendi başımıza kılarken de, İmam'la kılarken de sıkıntı yaşıyoruz. Emin olamıyoruz hiçbir şeyden. Bize yol gösterecek bir kitap önerebilir misiniz? Bir de hocam arkadaşlarıma birileri, Yanyalı, İsmet, Osmanlıca Kutsiyesi, Çarşamba, İsmail A. Yasin, Yayın Evve, Hz. Muhammed'in Hayatı Salih Suruç kitaplarını okumalarını tavsiye etmişler.
Bu kitaplar hakkında sizin düşünceleriniz nedir? Bir kimse ibadete yeni başladıysa, ibadetlerinde eksiklikler, noksanlıklar olacaktır. O ibadetlerindeki eksikliklerine, noksanlıklarını bu noktada yavaş yavaş tedricen tamamlayacak. Bunu tamamlarken, o kim bu namaza başlayanlar veyahut da bu noktada ibadetlerini eksik bilmeyenler, Kuduri'nin tek ciltlik bir ilmali var.
Onu alabilirler kitap olarak. Veya Ömer Nasrubilmen Hoca'nın ilmali var. Onu alabilirler. Herhangi bir tek ciltlik, böyle Hanefi fıkıhına göre bir ilmali bulurlarsa, ondan alabilirlerse, ondan bakaraktan, okuyaraktan eksikliklerini tamamlarlar. Bir de normalde kitap olarak bu kardeşler yeni ibadete başlıyorlarsa, dediğim o fıkıh kitabı veyahut da ilmali kitabını alıp, Bir de yanına birinci derecede elzem olan edebil müfredi alıp, Diyanetin bastırdığı bir nebevi hadisleri var, onu da alabilir.
Böylece yavaş yavaş yavaş dinini öğrenmekte yol alır. Önemli olan, o kimsenin, o insanların ihlasla, samimiyetle dinlerini öğrenip yaşamak için mücadele etmesidir. Önemli olan bu. Ben Şafi'yim, Hanefi mezhebine geçmek istiyorum. Ailem buna izin vermez diye düşünüyorum. Ben de bunu onlara hiç söylememeye karar verdim. Sizce bunu yapmam doğru olur mu? Bunda bir sıkıntı yok. İnsanlar mezhep değiştirebilirler. Mesela bir coğrafyadan bir coğrafyaya gösterirler, Orada o coğrafyada o mezhebi yaşamak zor gelmiş olsa, İşte o mezhebin hükmünün altına girebilirler veya bir rahatsızlık yaşasalar, bir sıkıntı yaşasalar, Ondan sonra o rahatsızlığından, sıkıntısından dolayı, Kendi o rahatsızlığından, sıkıntısına uygun olacak olan o mezhebe de geçebilirler.
O yüzden mezhebe, bir mezhepten bir mezhebe geçmek günah değil, kusur değil, yanlış değil, Hata değil, eksiklik değil, noksanlık değil, dinden çıkmak değil, dini bir, herhangi bir noktada bir sıkıntısı yok. O kimse, büyükler öyle demişler. İki rekat namaz kılıp, anna olsana hangi mezhebe geçecekse niyet ettim. Ya Rabbi, bundan sonra şu mezhebe geçmeyi deyip, öyle mezhebini değiştirebilirler bu noktada. Ailelerin iznine tabi değil, din ailenin iznine tabi değildir. Bir kimse dinini yaşamak için ailesinden izin almasına gerek yoktur. Bu manada bir kimse dinini yaşamak için, o kimsenin eşi, çocukları, annesi, babası, akrabası, sülalesi, patronu, Şeyhi, üstadı, hocası hiç önemli değil.
Dini yaşamak için önünde bir kimsenin hiçbir şekilde engeli yoktur. Engel gören kimseler kendilerini Kur'an ve sünnetin dışında bir bağla bağlamış olurlar. İnsanlar kendilerince insanların üzerine otorite kurmaya çalışıyorlar. Dinde otorite Kur'an ve sünnettir. Dinde başka bir otorite yoktur. Otorite işte sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz der. Bizden olan emir sahibine itaat ederiz. Babamız bir şey söylüyorsa, Kur'an ve sünnete uygunsa itaat ederiz. Şeyhimiz, hocamız, üstadımız bir şey söylüyorsa, Kur'an ve sünnete uygunsa itaat ederiz. İşte biz bunu genelleştirebiliriz. Kimi koyarsanız koyun önüne. Kur'an ve sünnete uygunsa o söylenilenler, o zaman ona itaat edilir.
Eğer söylenilenler Kur'an ve sünnete uygun değilse ona itaat edilmez. İtaat maruftadır. Hadis-i şerifini hiç unutmayın. Ama birisi de size doğruyu söylüyorsa onu da kabul edin. İnsan nefsi Kur'an ve sünneti kabul etmek istemez. Kendisini haklı görmek ister. İnsan nefsinin öyle bir algısı vardır. Birisi size Kur'an ve sünneti söylese, onun üzerinde, Kur'an ve sünnetin üzerinde, hakikatin üzerinde, hala da tereddüt ediyorsa bir kimse, şüpheyle bakıyorsa onun imanı kemale ermemiştir.
Bunu kim söylerse söylesin. Önemli değil. Birisini olan düşmanlığınız, birisini olan ne bileyim işte karşı duruşunuz, sizi Kur'an ve sünnetten geri çevirmesin. Sizi Kur'an ve sünnetten döndürmesin. Allah muhafaza eylesin. Biz birisini sevmiyor olabiliriz, birisini istemiyor olabiliriz. Eğer ki Kur'an ve sünnete uygun bize bir söz söylediyse, bizim o sözünü alıp kabul etmemiz gerekir. Bu söz nereden gelirse gelsin. Bizde şöyle bir ters yanlış bir algı var. Yani birisini biz karşımızdaki kimseye muhabbet besliyorsak, onun yanlışını dahi kabul ediyoruz. Parti tutar gibiyiz biz. Veya takım tutar gibiyiz. Tarafgir bir toplumuz ne yazık ki. Bir yanlışlık var orada, biz o yanlışlığı göremiyoruz.
Ve o yanlışlığı görüyoruz. Diyoruz ki burada birileri diyor ki burada yanlışlık var. Sen işte şeyhimiz kadar iyi mi bileceksin? Sen hocamız kadar iyi mi bileceksin? Sen kimsin ki onu anlayacak? Karşı duruşlar bu. Bir şey Kur'an ve sünneti uygun mu? Ayet, hadis var mı? İmamların iştahı var mı? Var. Doğrudur kardeşim o. Ona itaat etmemiz. Onu doğru kabul etmemiz gerekir. O yüzden bir kimse dinini yaşamak istiyor. Annesi babası ona engel olmayacak. Annesi babası ona engel değil. Eşi ona engel olmayacak. Müminlerde, Müslümanlarda böyle bir çarpıklık var. Biz bir çarpık bir dinin çocuklarıyız. Din çarpık değil, çarpık bir din öğretiminin çocuklarıyız.
Öyle diyeyim. Özür dilerim. Çarpık bir din eğitimi var bizde. Bize devlet der ki başımızda benim istediğim gibi inanacaksın. Anne baba der ki benim istediğim kadar inanacaksın. Kadınların başında kocaları var. Kocalarının istediği kadar inanacak. Çocukların annesi babası istediği gibi inanacak. Öğretmen, okula giderler. Okulda öğretmenin, okul yönetiminin istediği gibi inanacak. İşe gider. İşte müdürün istediği kadar inanacak. Müdürün doğrultusuna inanacak. Bu acı. Bu çarpıklığı toplum olarak hep beraber yaşıyoruz biz. Bu çarpıklıktan kurtulamadık. Yani Allah affetsin, insanlarda böyle küçük küçük küçük küçük din oluşumları var. Küçük küçük.
Bir evin bir din oluşumu oluşmuş. Orada bazı haramlar helal olmuş. Bazı helallar haram olmuş. Orada küçük bir koloni oluşmuş. Adına tarikat diyelim, cemaat diyelim. Bir hoca efendi etrafına toplanmış 5-10 kişi diyelim. Önemli değil. Bir koloni oluşmuş. O koloninin bir din anlayışı var. Bunu normalde hayatım boyunca bunu gördüm. Dışarıdan bakıldığında biz nasıl görünüyoruz? Burası da tartışma konusu. Biz de ayrı bir koloni olarak mı görülüyoruz? Bir de bu da başka bir bakış açısı. Ben o yüzden mümkün olduğunca kendimce bilebildiğim kadarıyla Kur'an ve Sünnet aktarmaya çalışıyorum. Çünkü belki de dışarıdan biz de ayrı bir koloni olarak görülebiliriz.
Bunlar hep bizim bu noktada çarpıklığımızdan kaynaklanıyor. Bu çarpıklığın temeline baktığımızda devleti de bulabilirsiniz. Ekonomik sistem, siyasi sistem hepsinde bunu bulabilirsiniz. Tabi bu normalde bu insanlar özgür, hür bir şekilde dini eğitimlerini alamamasından kaynaklanan sıkıntılar var. Yani dini eğitim yasaklanmış, din yasaklanmış. İnsanlar orada burada kargacık burgacık dinler öğrenmeye başlamış. Bakın kargacık burgacık din değil. Kargacık burgacık dinler öğrenmeye başlamışlar. Kargacık burgacık. Yani Türkiye'ye baktığınızda geriye çekilin. Bir taraftan çok iyi. Bir taraftan da her cemaatin, her tarikatın, her evin, her mahallenin, her kasabanın, her şehrin bir dini var sanki.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden Kur'an sünnet yaşanacaksa onun önünde başka bir otorite yok. Biz lisede sevdiğimiz öğretmenlerimizi vakit buldukça ziyaret etmeye çalışıyoruz. Son zamanlarda bir bayan olarak erkek hocalarımızı ziyarete gitmemizin, gitmemizin uygun olup olmadığı kafamıza takıldı. Bunda bir sakınca var mıdır? Bir de ziyarette el öpme veya tokalaşma durumları yaşanabiliyor. Karşılıklı art niyet sezmesek de dinimizde bunun nasıl karşılanacağını, karşılandığını açıklayabilir misiniz? Bana bir harf öğretinin kölesi olurum demiş Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri. Bir kimse bir kimseden bir şey öğrendiyse ilim adına ona vefa borçludur.
Büyüklere hürmet etmek, küçüklere sevgi ve şefkatli davranmak bizim inancımızın emridir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kim böyle davranmazsa bizden değildir der. O zaman bizim dinimiz bize bir şey öğretene köle olurdum diyen bir din. Muhakkak öğretmenlerinize saygılı davranacaksınız, hürmetli davranacaksınız. Size bir şey öğretene hürmetli davranacaksınız. Ama Kur'an ve sünnet dairesinde. O yüzden bir bayan, bir erkek öğretmenine de gittiğinde ziyaret eder, hürmet eder, saygıda kusur etmez. Yaşı, babası yaşındaysa elini öpebilir. Hanefi'ye göre çünkü babası ve annesi yaşındaki bir kimsenin elini öpmekte bir beis yoktur. Babası yaşında elini öpebilir.
Annesi yaşında bir kadın elini öpebilir. Bunda bir beis yok. Çünkü Hazreti Ebu Bekir Efendimiz radiyallahu anh Hazretleri halifeli döneminde Medine'nin kenar sokaklarında yaşlı kadınların başlarını okşar, onların ellerini öptüğüne dair rivayetler var. O yüzden Hanefiler derler ki bir kimsenin babası yaşındaysa, karşıdaki kimse onun elini öpebilir. Annesi yaşındaysa bir kadın, o da onun elini öpebilir diye hükmetmişler. Bir kimse bu manada, karşıdaki erkek öğretmen de olsa, babası yaşındaysa elini öpebilir bunda bir sıkıntı yok. Ama karşıdakinde bir ahlaksızlık sezinliyorsa, böyle bir suizan değilse, bir vesvese değilse, o zaman elini öpmesine gerek yok. Hocam nasılsınız, iyi misiniz?
Hürmet etmesinde bir sıkıntı yok inşallah. Bu güzel bir şey. Günlük virdini çekmediyse, pişmanlık diyorsa ne yapması gerekir? Bunun telafisi var mıdır? Bir hadis-i şerif vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eğer çok emderdir bu, gece ibadetini yapamazsa, o kuşluk vaktinde, hani o var ya kuşluk namazı denilen namaz, kuşluk namazı o vakitte namazını kılar, ibadetini yerine getirirdi.
Hatta bir hadis-i şerifte evradını gece, hani veyahut da işte yapması gerektiği saatte yapmazsa, ertesi gün iade etsin diye hadis-i şerif var. O yüzden sufiler buradan hareket ederekten, bir kimse evradını gece çekemediyse, gündüz, ertesi gün iki evrad çeker, böylece evradını ne yapar? İade eder. O yüzden o televizyonlara çıkıp namazın kazası yok diyenlere bakmayın. Namaz gündüz, ola ki bir şey oldu namazını kılamadı, ilk fırsatta kılamadığı namazlardan başlayarak da namazını kaza eder. Hemşire ameliyata girdi. Saat on birde girdi, beşte çıktı ameliyattan. Öğlen de gitti, ikindi de gitti. Öğlen de gitti, ikindi de gitti. Hatta kaldı, akşam namazı da okundu.
Kılamadı namazını. Aynı zamanda bir doktor, ameliyat doktorunu düşünün. Ben böyle uzun ameliyatlar olduğunu bilmezdim. Ta ki Şeyh Efendi için, Allah rahmet eylesin, şeye gittiğimde, Ege Üniversitesi'ne gittiğimde öğrendim. Orada Yaman Tokat vardı, profesör. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'ye o ameliyat etmişti. On dört saat, on altı saat ameliyatta kalıyordu. Nakil yapıyordu o. Karaciğer nakli de yapıyordu. Hemen hemen belki de Türkiye'nin ilk nakilcilerinden, ilk karaciğercilerinden birisi denilebilir böyle meşhur olan. Avrupa'ya filan gidip ameliyat yapıyordu. On üç saat, on dört saat ameliyatta kalıyordu. Ne yapacak namaz kılıyorsa? Hastayı bırakıp namaza gidecek değil.
Mümkün değil. Din hükmediyor. Uhud'dan, Hendek'ten hükmediyor. Hendek'te kılamadı. Uhud'da kılamadı. Müşriklerle savaşıyordu. Şunu demesin kimse. Ya ameliyat ediyor, müşriklerle mi savaşıyor. O canla baş başa. Onun o esnada vazifesi her şeyden önemli. Bakın her şeyden önemli. O kimse ameliyat bitti. Neyi kılamadı? Öğlen. Önce öğleni kılacak. Ondan sonra ikindiyi kılacak. Ondan sonra akşamı kılacak. Ondan sonra yatsıyı kılacak. Kim yaptı bunu? Hazreti Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Hendek'te öğleni, ikindiği, akşamı kılamadı. Yatsının vakti var sabah namazına kadar.
Ezanı okuttu, ardından kahmet getirtti, önce öğle yıkıldı. Bir kahmet daha getirtti, ikindi yıkıldı. Bir kahmet daha getirtti, akşamı kıldı. Bir kahmet daha getirtti, yatsıyı kıldı. Ölçü. Ölçü. O yüzden aynen bunun gibi bir kimsenin günlük virdi var. Yapamadı. En kısa zamanda iade edecek onu. Pazartesi, perşembe oruç tutuyordu o. Her hafta kendine virt edinmiş. Sufiler bir şey virt edinirler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor, az ama devamlı olan ibadet makbuldür. Az ama devamlı. Bu ne? O kimse pazartesi günlerini kendisine oruç günü yapmış. Sünnet ya. Her pazartesi oruç tutuyor. O pazartesi bir sıkıntı oldu, bir hastalık oldu, bir problem oldu.
Tutamadı. Öyle. O zaman o kimse hemen perşembe ne yapacak? Pazartesi'yi perşembede iade edecek. Perşembe günde oruç tutmak sünnet. Ölçü. Böylece virdini hiç bozmayacak. Bir ömür boyu pazartesi oruç tutmuş. Harika. Bir ömür boyu pazartesi, perşembe oruç tutmuş. Harika. Bir ömür boyu o kimse ayın 14, 15, 16'sında oruç tutmuş. Harika. Bir ömür boyu ayın 1'inde, 15'inde, 30'unda oruç tutmuş o kimse. Harika. Sufiler az ama devamlı. Bunu önde tutarlar. O yüzden bir şeyi de yapa geldiğiniz bir şeyi yapmazsanız, onu da hemen ne yapacaksanız? İade edeceğiniz, telafi edeceğiniz inşallah.
Kibir en büyük günahlardan bir tanesi değil midir? Evet, geçen hafta kendini bilmez bir dinleyicinin sorusu yüzünden önünüze konan birçok soruyu cevaplandırmadınız, üzüldük. Ben genelde sorulara çok öyle takılmam, çok sorulara da öyle şey yapmam. Yani benim kendimce bir saatim, dakikam var. Saat dakikam doldu mu, buradaki insanları da normalde esir almak istemem. O yüzden genelde burada kendimce 10'a kadar sohbet olarak kendimi tanzim etmeye çalışıyorum. Saat 10'dan 45 dakikada işte şey var, sema var. 10.45 hadi en geç 11'de buradaki program bitsin istiyorum. Çünkü otobüsler motobüsler, millet gelecek gidecek bu.
Bazen, şimdi bunu konuşmak istemem, şikayet ediyormuş gibi algılanmasın. Şeker hastalığı olanlar bilir, onlar böyle işte yemek yiyince, ben gündüz yemek yiyen bir kimse değilim. Akşam yemek yiyorum, akşam yiyince de şeker hastası sık tuvalete çıkar, açık açık konuşmak gerekirse. Bazen de o yüzden bırakmak zorunda kalıyorum. Bu kibirlilik benden olduysa Allah beni affetsin inşallah. Ben onu kendi üzerime alayım. Buradaki soru soranların kibirliliği olarak görmüyorum onu. Herkes soruyu özgür bir şekilde sorsun. Cevaplayabileceğimiz noktaya kadar cevaplarız. Cevaplayamadığımızı öğrenir gelir anlatırız burada. İlla ki bileceğiz diye bir kaide yok.
O yüzden arkadaşlarım bu noktada soru soranların sorularında da bir kısıtlama olmasını istemiyorum. Bildiğimizin, Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin öyle derdi. Bildiğimizin alimi ilk, bilmediğimizin talibi ilk derdi. Biz de aynıyız, Allah bizi affetsin. Biz onun, Şeyh Efendi Hazretleri'nin ilmi kadar da ilim ehli değiliz. O yüzden kardeşler sorsunlar, bilebildiklerimizi, cevaplayabildiklerimizi cevaplarız. Bir kibirlilik bizden çıktıysa da Allah bizi affetsin inşallah. Onun üzerinde bulunan her şey yok olacaktır. Yalnız yücelik ve ikram sahibi Rabbinin yüzü, zatı kalacaktır. Rahman suresi 26-27 ayet-i kerimelerinden anlatılmak istenen nedir?
Cenab-ı Hak her şeyi helak eder. Ve o bir kıyamet senaryosu vardır Kur'an-ı Kerim'de. O kıyamette de Cenab-ı Hak bütün her şeyi yok edeceğini söyler. Ve o kıyametin neticesinde bütün her şey ölümü tatacaktır. Bütün her şey ölümü tattıktan sonra Cenab-ı Hak sorar, bugün vahid-ül kahhar olan kim? Kendisi cevap verir. Alemlerin Rabbi olan Allah der. O yüzden bütün gözünüzün gördüğü, görmediği bütün her şey bu noktada kıyamet denilen o senaryoyla yok olacak. Belki de Cenab-ı Hak her an onu var ediyor, yok ediyor. Bu da ayrı bir tartışma konusu. Ama sonuçta Allah baki. Hiç sevilmiyorum çocuklarımdan dolayı. Herkes dedikodumu yapıyor, çok üzülüyorum.
Hiç sevilmemek, Allah muhafaza eylesin, çok böyle sıkıntılı bir noktadır. Bu hiç sevilmiyorum diyen kimse kendine bakacak. Herkes seviyorsa yine sıkıntılı bir şey. Yine kendine bakacak. Bir kimsenin seveni de varsa, sevmeyeni de varsa o orta yoldadır. Ama bir kimse sizi sevmiyorsa, insanlar sizi sevmiyorsa veya insanlar etrafınızda bırakıp gidiyorsa, terk edip gidiyorsa, bunu kendinize soracaksınız. Siz nerede yanlışlık yapıyorsunuz da sizi bırakıp gidiyorlar. Bunu bir başkasında kusur görmek işin kolay tarafıdır.
Bir başkasında kusur görmek hep insanı aldatır. Bir başkasını hatalı görmek hep insanı aldatır. İnsanların aldandığı en önemli nokta burasıdır. Oturur insanlar başkalarının kusurlarını anlatırlar. Ve her ne olduysa o başkalarının kusurundan dolayı olmuştur. Bu, Allah muhafaza eylesin, insanı başka bir noktaya götürür. Genelde bunu toplumun önündeki insanlar yaparlar. Hoca efendiler, şeyh efendiler, büyük patronlar, büyük siyasetçiler, amirler, memurlar, bir şeyi bilenler. Bu insan o noktaya geldiyse Allah muhafaza eylesin, sıkıntı yaşar.
O yüzden insanın dönüp kendi nefsine bakmasında her zaman için fayda vardır. Herkes döner kendi nefsine bakar, herkes döner kendine bakar, ben nerede yanlışlık yaptım derse, bu bütün toplumu barıştırır. Herkes döner kendi kendine, ben nerede eksiklik yaptım derse, kendini hesaba çekerse, o kimse hiç olmazsa bir başkasının nefsini kusurlu görmez.
İnsan oğlunun yaptığı en kolay şey, bir başkasını hatalı kusurlu görmektir. Hep kusurlu görürler başkasını. Bir kimse tarikata girer, tarikattaki şeyhi kusurlu görür, oradaki adamları kusurlu görür, çeker gider. Bir cemaate gider, oradakileri kusurlu görür, çeker gider. Buraya gelir o bir kimse, buradaki çocukların bağırışını kusurlu görür, buradaki kadınları kusurlu görür, erkekleri kusurlu görür, çeker gider.
Kendince, kendi kusuruna bakma erdemliliğini göstermez kimse. Buradaki nerede, ya neden bu insanlar gidiyor deyip kendilerine bakmaz. Laf hazırdır, bunların da nasibi yokmuş. Herkes kendi nefsine baksa, kendi kusurunu araştırmış olsa doğruyu bulur. Kadın çekti gitti, kadın mı suçlu, nefsine bak bakalım bir. Erkek çekti gitti, ya erkek mi suçlu, nefsine bak bakalım bir sırf. Ne yaptın da bu hale geldi? Çocuk çekti gitti, ne yaptın da çocuk çekti gitti? Anne baba çekti gitti, çocukla ilgilenmiyor. Ne yaptı da çocuk anne baba onunla ilgilenmiyor? Burada herkes kendi nefsine bakacak. Kendi nefsine hesaba çekecek. E sen çocuklarını kontrol altında tutmazsan, bir anne çocukları gidip de milletin evine zarar veriyorsa, eşyasına zarar veriyorsa, anne de çocuğunu bu noktada eğitmiyorsa, durdurmuyorsa, herkes onların elini ayağını çekecek.
Çocuklar duvarlara resim çizeceğim diye uğraşıyorsa, anne de ne kadar güzel resim yapmışsın diyorsa, ev sahibi diyecek, ya ben ne yapma bunu davet edeyim bir daha ki. Neden? İşte ben boya yaptırdım, beş milyar harcadım, geldi çocuğu çizdi gitti. Veya döküyor çayı çorbaya elindekini çocuk etrafa. Anne de seslenmiyor.
Şimdi insanların çocukları, padişahları, herkesin çocuğu kıymetli, hem de kendisinden fazla kıymetli. Anne baba kendi çocuğunu dahi eğitmiyor. Yapma bu yanlış demiyor. Ne olmuş döktüyse diyor. Ne olmuş kırdıysa diyor. Ne olmuş çizdüyse diyor. Ne olmuş bozduysa diyor. Bir televizyon değil mi? Alırım diyor. Al. Televizyonu bozmuş, al getir. Bir canın yansın. Yok. O yüzden çocuklarınızı bir başkasının malına zarar vermemek üzere eğitin. Çocuklarınızı bir başkasının malına zarar verdiğinde, onlara siz onun kötü ve yanlış olduğunu söylemezseniz, o çocuk büyüdüğünde bir başkasının malını almakta, ütmekte, haksız olarak cebellez etmekte bir mahsur görmeyecek.
İnsanlar güzel ahlakın etrafında toplanırlar. Bunu, bu sözümü unutmayın. Güzel ahlakın etrafında toplanır insanlar. İnsanlar güzel ahlaklı bir kimseyle dostluk ve samimiyet kurmak isterler. Güzel ahlakının etrafında insanlar kalabalık olurlar.
Burada insanlara hakaret etsek, biz şimdi kim gelir buraya? Kimse gelmez. Burada bir gün hakaret etsek, böyle yayılır dalga dalga. Orada bir adam var, herkese hakaret ediyor derler. Herkes elini ayağını keser burada. Burada birine bir kötülük yapsanız, buradaki arkadaşlar, o Bursa'nın en ücra köşesinden duyulur. En ücra köşesinden duyulur. O zaman herkes kendine bakacak. Benim etrafımda kimse kalmıyor diyen kimse kendine bakacak. Beni eşim terk etti diyen kimse kendine bakacak. Kendine bakacak. Benim çocuklarım beni terk etti diyen kimse kendine bakacak. Herkes her meselede kendine bakar, kendin hepsini suçlu görürse, meseleler kökten hallolur.
Bir evladım çalışıyor, diğeri çalışmıyor, bunun parasını diğerine veriyorum. zulmediyorsun. Çalışanın parasını çalışmayana veren kimse, evlatlarının arasında zulmediyor. Çalışan kimsenin parasını çalışmayana yedirmek, çalışana zulmetmek. Yapmayın. Çocuklarınızın arasında adaletli davranın. eşit değil, eşit değil, adaletli, hakkaniyetli davranın. Biri çalışıyor, para getiriyor, öbürkü de ense yapıyor, onun parasını öbürküne yedir. O çocuk tembel, hazır yemeye alışıyor sonra.
O hiç çalışmıyor ömür boyu. Ömür boyu anne baba bakıyor ona. Evleniyor, eş bakıyor ona. Ömür boyu bakımda o kimse. Bunun suçu anne babada. Suç anne babada. Anne baba böyle haksız davranmayacak evlatlarının arasında. Çeyiz veriyor, hakkıyla, herkesi adaletliyle. Çeyizini adaletli verecek. Evlendiriyor, adaletle evlendirecek. Mal bırakıyor, adaletle mal bırakacak. Adaletle mal bırakacak. Çalışma, adaletle çalıştıracak. Birinin önüne 10 milyarlık sermaye ile bir iş kurdu. Öbürkü ne diyecek?
Evladım 10 milyarın hazır bende. Sen de bir iş kuracağın zaman 10 milyar sana vereceğim. Sen de işini kur. Adaletli davranacak. Hakkaniyetli davranacak. Birine 20 dilim tarlayı ver, öbürküne koklatma. Yok öyle bir şey. Hakkın var. Ama yapma, zulmediyorsun o zaman. Mal senin. İstediğine istediğin kadar verirsin. Eyvallah. Ama zulmetme. Zulmetme. Allah muhafaza eylesin inşallah. Benim kocam sürekli içki içiyor, sürekli küfür ediyor ve beni çok aşağılıyor. Üzülüyorum, ne yapmalıyım? E ben şimdi yine kendimize bakalım dediğimizde kızacak. Herkes bana. Biz yine kendimize bakacağız.
O eş öyle eş olmalı ki, adam içkiyi bırakmalı. O eş öyle eş olmalı ki, adam ona hakaret etmeyi bırakmalı. O eş öyle bir eş olmalı ki, bu kim olursa olsun. Karşısındaki kimse ona laf söyleyeceği zaman 18 sefer düşünmeli. 18 sefer düşünmeli. Herkes bu noktada kendi nefsinde görsün yanlışlığı. Kendi nefsinde. Biz hep böyle kabahat kim içende, kabahat kim namaz kılmayanda. Erkeklerde diyor ki, benim eşim namaz kılmıyor. İşte şöyle davranıyor, böyle davranıyor. Kabahat sende diyorum ona da.
Neden? Ya sen öyle bir namaz kıl ki, evde namaz kılmayan utansın kendisinden. Sen öyle, o evde öyle bir ahlaklı davran ki, millet sana laf söylemeye utansın. Ya laf söylüyor. Sen öylesine davranırsan, Allah senin vekilin olur. Senin yerine cevabı verir Cenab-ı Hak. Yanaşın biraz daha iki dizinizin üstüne çıkın. Bizde şöyle bir kolaycılık var.
Kolaycılık şu, hep hata başkasında, hep karşımızdaki insanlar kusurlu. Sufi eğitimi böyle değildir. Sufiler sokakta bir hatalı davranış var ise, kendilerini hesaba çekerler. Derler ki, bu sokaktaki yanlışlıktan biz sorumluyuz. Dünyanın bir köşesinde bir yanlışlık olsa, Sufiler derler ki, dünyanın o köşesindeki yanlışlıktan biz sorumluyuz.
Biz dinimizi doğru algılayıp, doğru yaşasaydık, ve doğru bir noktada dursaydık, o dünyanın o köşesindeki yanlışlık olmazdı. Biz doğru din algısıyla, dinimizi anlatsaydık, dünyanın bir köşesindeki zulüm olmazdı. Hata bizim. Hani Hazreti Mevlana diyor ya, karanlığa küfretmek kolay. Sen oraya bir çırağı yak, oraya bir çakmak çak. Küfretmek kolay karanlığa. İçki içene kötüsün demek kolay. Sen öylesine davran ki, onu içkiden alıkoy. Kur'an ve sünnetin dışında duran bir kimseyi eleştirmek, ona laf söylemek kolay.
Sen öyle bir şey davran ki, öyle bir şey yap ki, onu Kur'an ve sünnete çek. Ona küfretmekle, ona hakaret etmekle eline bir şey geçmez ki. Şikayet etmekle de eline bir şey geçmez ki. Bir genç bir arkadaş vardı, dergahın içerisinden şikayetçi. Bundan yaklaşık 17-18 yıl önce, 15 yıl önce, daha fazla. Çok basit dedim, elimi omuzuna koydum, çavuşsun bundan sonra dedim, arkadaşlar dedim, bu arkadaş çavuş bundan sonra dedim. Al, dedim, anlat doğruyu. Sen Kur'an ve sünnetin doğrusunu anlat. İlk başladığı yer şu oldu, Mustafa abinize neden bu kadar saygı gösteriyorsunuz? Duyuyorum ben şimdi. Diyorum abicim, sen bunlara Kur'an, sünnet anlatacaktın ya. Bakıyor bana.
Diyorum bırak, adamlar bana saygı gösteriyorlar. Haram mı? Değil. Ya neden buradan başladın? Adam senin, adamın sevdiğine laf söylüyorsun. Bu başladığın yer doğru değil. İnsan psikolojisi, karşısında sevilen bir kimse var, onu yıkmaya çalışır önce. Doğruyu anlatmaya çalışmaz. Yak bir ışık. Bazen derim ya, açın evlerinizi, alın elinize kitap, davet edin herkesi, anlatın. Yok. Eleştirmek kolay. Sen bunu yanlış yapıyorsun demek kolay. Otur şimdi, sen bizim Cevdet Usta'nın ustalığına laf sığla. De ki ya, böyle yapıyor.
İyi, git çalış bakalım bir gün orada. Git çalış. Yok. Ne? Ev onu dışarıdan eleştirecek o. Ya kardeş, onun çıraklığını yaşadın mı? Onun kahvalanı yaşadın mı? Onun ustalığını yaşadın mı? Kaldın mı hiç arabanın altında? Günlerce kafa patlattın mı, ona akıl vereceksin şimdi sen. Ama yok, o herkesten iyi biliyor. Benim şimdi kalkıp da, Cevdet Usta'nın arkasında bir usta daha var. Benim şimdi kalkıp da, kırıktan çıkıktan anlarım dememe benziyor. Bu onun gibi bir şey. Oturacaksın, profesör olmuş, tıp eğitimi almış, bu konuda uzmanlaşmış, diyeceksin ki olmadı hocam.
Neden? E burayı böyle dikmeyecektin sen. Bunun gibi bir şey bu. Allah muhafaza eylesin. Kardeşler, o yüzden, hatayı kendimizde görelim biz. Kusuru kendimizde görelim. Bütün toplum olarak, bütün cemaatler, tarikatlar olarak, bütün herkes, baştan sona kadar, hatayı kendinde görse, mesele çözülecek. Hatalı bir şey varsa, onu, bir kimse, din nasihattır distüründen. Kur'an ve sünnetle ona nasihat etse, mesele gene bitecek. Biz eleştiririz. Allah bizi affetsin inşallah. Babamı kaybettim, sağlığında çok beddua etti, ne yapmalıyım? Eyvah ki eyvah! Eyvah ki eyvah! Hazreti Peygamber Efendimiz, minbere çıkarken bir adım attı, amin dedi.
İkinci adım attı, amin dedi. Üçüncü adım attı, amin dedi. Hutbeyi okudu, indi aşağı. Ashab dedi ki, Ya Resulallah, üç sefer amin dediniz. Cebrail aleyhisselam geldi dedi. Dedi ki dedi, Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, kimin anne ve babası yanında, ihtiyarlarda cenneti kazanmazsa, ona lanet olsun dedi dedi.
Ben de amin dedim dedim. İkincisinde dedi ki dedi, Ramazan ayına denk gelirse, kim affolmazsa, ona lanet olsun dedi, ben de amin dedim. Üçüncü, benim adım anılır da, yani Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, senin adın anılır da, sana salatu selam getirmeyene de lanet olsun, ona da amin dedim dedi. Kardeşler, anne babanızın duasını alın, onlara üf dahi demeyin. Kur'an ve sünnet dairesinde, sana derse ki namaz kılmak, kıl namazını, sana derse ki zikre gitme, git zikrine, sana derse ki orucunu tutma, tut orucunu, sana derse ki bir dini ibadeti yapma, yap.
Bunda ölçü bu. Ama üf dahi deme, duasını al. Siz de yarın öbür gün anne baba olacaksınız. Siz anne babanızın duasını alın. Kur'an ve sünnet dairesinde. Kur'an ve sünnet dairesinde. Anne baba Kur'an sünnetin dışında istiyor. Yapma, Allah bizi affetsin inşallah. Eşim beni hiç dinlemiyor, kahveye çok düşkün, ne yapmalıyım? Yine diyeceğim kendine bak, kızacak bana. Kadınlar evde bülbül gibi şakayın. Adamlar sizi dinlesin. Adamlarla hoş geçinin.
Kadınlar adamlarla hoş geçinin. Adamlar eşlerinizle hoş geçinin. Eşlerin birbirleriyle hoş geçinmeleri ibadet. Birbirlerine muhabbetle davranmaları ibadet. Birbirlerine tebessüm etmeleri ibadet. Birbirlerinin eksik ve noksanlıklarını örtmeleri ibadet. Allah muhafaza eylesin.
Duanın kabulü için ne yapmam lazım? İnanmanız lazım. İnanırsanız, Cenab-ı Hak dualarınızı kabul eder. İnsan, Allah ve peygamber ilişkisi nasıl olmalıdır? Araya dördüncü kişinin girmesi ne kadar doğrudur? Doğruysa bu kim olmalıdır? Müminin bu noktadaki yolu bellidir. Ayet-i kerimede Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin der.
Mümin için yol bellidir. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Allah'la kul arasına kimse girmezmiş. Girmiş, Hazreti Peygamber girmiş. Hazreti Peygamberle arasına da Cebrail Aleyhisselam girmiş. Allah'la kulların arasına Hazreti Kur'an girmiş. Tutturmuşlar bir terenenini.
Allah'la kulun arasına kimse giremez. Bir nasihat edeceksin, Allah diyor ki nasihat edin. Bir nasihat edeceksin, sen Allah'la kulların arasına mı giriyorsun? Kardeş, Allah dinini Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne indirdi. İndirirken de Kur'an-ı Kerim'i indirdi. Ve Hazreti Peygamber de ashabına o Kur'an'ın nasıl yaşanacağını öğretti. Ve o ashab bütün dünyaya yayıldı. Dinin nasıl yaşanması, nasıl anlaşılması gerektiğini anlattı. Yemen'deki adam Allah'la kulun arasına kimse girilmez deyip Allah'tan ilham beklemedi. Ona Peygamber ve ashabı sallallahu aleyhi ve sellem radiyallahu an Hazretleri gittiler, dini tebliğ ettiler onlara.
Neyle amel edeceksin? Kur'an'la ya Resulallah. Bulamazsan senin sünnetin ne ya Resulallah. Bulamazsan kıyas ederim ya Resulallah. O kimse şimdi Allah'la kulun arasına girdi. Bu anlayışa göre. Allah muhafaza eylesin. Bu yanlış, bu sapkınlık, bu dinin öğretisi değil. Din, Kur'an, sünnet. O Kur'an ve sünneti yaşayan insanlar lazım. Kur'an ve sünneti yaşayan insanlardan bizim Kur'an ve sünneti öğrenmemiz lazım. Her zamanın, her zamanın peygamber, peygamber vazifesini yapan zatları vardır. Bunlar peygamberlerin vazifelerini yaparlar. Yani dini tebliğ ederler.
Üzerlerinde yaşarlar. Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Arabi bu hadis-i şerifi zamanın velilerinin üzerine koyar. Zamanın velileri ashabı, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı gibidirler. Her birisi, birer Ebu Bekir, birer Ömer, birer Ali, birer Osman, birer Talha, birer Zübeyir, birer Hureyre gibidirler.
Gibidirler diyorum bakın. Her zamanın velileri vardır. Muhakkak onlar ashab olamazlar, yanlış anlaşılmasın da. Ama onlar ashabın hareket ettiği gibi hareket ederler. Ashab nasıl Hazreti Peygamber'den öğrendiyse, sallallahu aleyhi ve sellemden onlar da öğrendiklerini aktarırlar. Yoksa kulla Allah arasına hiç kimse girmesin. Peki namazı nasıl kılacaksın söyle bana. Bana namazı nasıl kılacağını anlat. Rüku'ya gideceğim. Rüku'yu kim öğretti sana? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Girdi mi Allah'la senin arana? Girdi. Allah kattı çünkü. Niçin?
Hazreti Peygamber'de güzel örnekler vardır dedi. Kim için? İman edip zikredenler için Hazreti Peygamber'de güzel örnekler vardır. O zaman sen Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine bakmak zorundasın. Öyle kendi kendimize din üretmeyelim. Öyle televizyondan çıkan birisinin ağzına sözüne bakıp da dini üretmeyelim. Ondan sonra herkes kalbine bakıyor. Namazın kılınış şekli şemali belli. O sandalye masayı da koyup öyle namaz kılamaz mıyız diyor. Bu noktaya geliyor sonra. Dini herkes kendi kafasına göre algılacak. Kur'an'ı kendi kafasına göre yorumlayacak o kimse. Hadis-i şerifleri kendi kafasına göre yorumlayacak.
Bu hadisler hoşuna gitmeyenler açacak kenara. Bunlar sahih değil diyecek. Hepsi de sahih mi? Allah Allah sahih diyorum ben. Siz yanınızda mıydınız? Sen yanında mıydın? Bana soruyorum. Biri öyle dedi. Siz yanınızday mıydınız dedi. Siz yanınızdaydınız herhalde dedim. Değilim dedi. E tamam dedim. Sen değilsin. Nasıl sahih olmadığını hükmeteceğim. Benim elimde bir hiç olmazsa kitap var. Nakletmişler. Sen komple o ilmi yok görecek o kimse. Neden? Allah'la o kimsenin arasına kimse girmeyecek. İnsan insanlığını bulunca insanı kamil mi olur? Mürşidi kamillik yolu herkese açık mıdır?
Herkese açıktır. Kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışır onu yaşarsa, o uğurda o yolda koşturursa, nefsiyle mücadele eder ise muhakkak ki Allah'ın velisi olur. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bir bulut ya da rüzgar görünce hoşlanmadığı yüzünden belli olurdu. Sebebi ne demiş kardeş?
Evet Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir fırtına kopar, böyle bir kara bulutlar çökünce geçmiş kavimler böyle helak oldular deyip acaba biz de mi o helak olan kavimlerden olacağız diye o kendi kendine ümmet adına üzülür, ümmet adına bu noktada korkardı. Allah'ın ruhlara ve meleklere secde emri vermesi şeytanın ortaya çıkması için bir emir midir?
Adem'in Adem'e secde etmesi doğru mudur? Allah'ın ruhlara ve meleklere secde emri vermesi, Cenab-ı Allah şeytan bilhassa dedi ki Adem'in yaratılmasında, dedi ki sen yeryüzünde fitne fesat çıkaracak bir varlık mı yaratıyorsun? Burada Adem'in Adem'e secde etmesi demiş bir de aslında soru kabahat bulmayayım şimdi yani ayrı ayrı sorulması gereken şeyler.
Çünkü Cenab-ı Hak ruhları yarattı, ruhlara secde emri verdi. Ruhlar Allah'a secde etti. Bunu çarpıtıyorlar. Bu meseleyi bilmeyen kimseler sanki ruhlar da Adem'e secde etti zannediyorlar. Böyle bir helenistik bir şey var, yanlışlık var. Helenistik dediğim şu, yani o böyle eski Yunan felsefesinden kalma, bir de hani derler ya, Hazreti Mevlana için de söylerler, hümanist, insan sevgisi.
Hümanizm insan sevgisi değildir. Hümanizm yarı insan tanrı inanışıdır. O yüzden hiçbir zaman Adem'in Adem'e secdesi yoktur. Veya yaratılmış olan ruhların Adem Aleyhisselam'a secdesi de yoktur. İnsanın insana secdesi İslam'da haramdır, yoktur. Siz insana secde edemezsiniz. Bu peygamber de olsa, bu şeyhiniz de olsa, bu hocanız da olsa, bu aliminiz de olsa, bu babanız da olsa, bu kim olursa olsun insanın insana secdesi yok.
Asla. Bu secdeyi farklı yönden de algılayabilirsiniz. İlla ki bir kimse bir kimsenin önünde eğilmesine gerek yok. Bir kimsenin önüne kapanmasına gerek yok. Bu fiziki secde. İnsanoğlu şimdi manevi secdeler yapıyor. İçsel dünyada secde yapıyor. Bu ne? Kur'an ve sünnetin dışında bir şey konuşulduğunda, söylenildiğinde, o kimseden ama korktuğundan, ama parasından, ama makamından, ama içindeki hasisliğinden, kıskançlığından, kıskançlığından, ama düşmanlığından, ya doğruyu kabul etmemek, ya da yanlışın önünde yanlışı kabul etmektir. Asıl korkulacak secde bu. Birisi size Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylüyor.
Bu ister devlet başkanı olsun, ister siyaset parti lideri olsun, ister hoca efendi olsun, ister şey efendi olsun, ister babanız, abiniz, kocanız, karınız, ustanız, patronunuz, öğretmeniniz, kim olursa olsun. Var mı böyle iman ehli bir kimse? O kimseye karşı durabilecek. Hayır, bu Kur'an ve sünnetin dışında. Hayır, buna uymamız, tabi olmamız mümkün değil. Hayır, bunu yapamam diyebilecek olan ilan. Kalbinde var mı öyle bir kimse? Asıl Allah'ın men ettiği secde budur. Nerede? Bütün melekler Adem'e secde etti. Bütün melekler Adem'e secde etti.
Allah ruhları yarattığında kendisine secde ettirdi. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Bela, evet. Secde edin dedi. Bütün ruhlar secdeye gitti. Cenab-ı Hak'a, birisi şunu diyebilir Cenab-ı Hak'ın emrine. İyi kardeş, Cenab-ı Hak'ın emrine. Secde Allah'a. O zaman fiziken de secde Allah'a. O zaman gelin nefislerinizi de Allah'a secde ettirin. O zaman gelin aklınızı da Allah'a secde ettirin. Gelin. Asıl secde bu. Bu ne? Birisi karşınızda size Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylüyor. Yapma.
Nefsimiz size bir şey söylüyor. Yapma. İnsanlar şimdi nefislerine secde etmiş vaziyetteler. Asıl tehlikeli secde o. Kendi nefislerinin önünde el pençe divan duranlar, başkalarının secdesine laf söylemesin. Nefsine el pençe divan duruyorsun. Yat diyor yatıyor. Kalk duyun kakıyor. Bu kötü adam diyorsun bırakıyor seni. Evet. Acı geliyor Kur'an sünnet. Nefsine uy. Nefsine secde etmiş oluyorsun. Nefsine uyunca. Asıl tehlikeli nokta. Asıl senin ahiretini cehenneme çevirecek olan nokta. Asıl seni karanlığa götürecek olan nokta.
Bizim önümüzde bir ölçü var. Şeytan Adem'e secde etmedi. Şeytan Adem'e, Adem olduğundan mı secde etmedi? Şeytan hasisleşti, kıskandı, isyan etti. Etmedi. Peki, sende de bir şeytanın kırıntısı var. Ne? Nefsin. Senin nefsin de Adem'e secde etmiyor. Buradaki Adem'den kasıt ne? Birine gidip secde etmen değil. Allah'ın ilmine secde etmen. Adem'de ne vardı? Allah'ın bütün sıfatları tecelli etmişti. O zaman gel.
Allah'ın kudret ve kuvvetinin önünde divandır. Allah'ın emirlerinin önünde boyun, başkes. Başkes. Asıl secde bu. Ama insanlar şimdi bunları bırakmışlar. Adem, Adem'e secde eder mi? Etmez kardeş. Adem, Adem'e secde etmez. İnsanın insana secde etmesi emrolunmadı. Dikkat edin. Hadis-i şefde Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri diyor ki, insanların insanlara secde etmesini emretmedim. O zaman insanlara secde etmek ne demek? Bir kimseden Kur'an ve sünnetin dışında bir şey çıkarsa kabul etme. Bir kimseden Kur'an ve sünnet çıkarsa kabul et. Bir kimseden Kur'an ve sünnet çıktı kabul ettin, Allah'a secde ettin.
Bir kimseden Kur'an ve sünnet çıkmadı, secde etmedin. Sen de o zaman Allah'a yine secde etmiş oldun. Niçin? Doğruyadır secde. O zaman her daim secde üzerinde ol. Her daim Kur'an ve sünnet üzerinde ol. Her daim haramlardan uzak durma noktasında ol. İşte asıl secde ol. Kulun Allah'a rabıtası mümkün müdür? Kendini tanıyan Allah'ı tanır, kendini bilen Allah'ı bilir. Allah'ı tanımanın yolu rabıta mıdır? Allah'a rabıta öğlen namazından ikindi namazını tefekkür etmendir. Onu beklemendir. Bir abdestten bir abdeste almandır. Bu noktada Allah'a rabıta, Kur'an ve sünnete devamlı kendini vakf edip, Kur'an ve sünnet dairesinde durmandır.
Oturup da insan Allah'ı tefekkür etmez, Allah'ı tefekkür etmek halam. Bizim dinimiz, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmamızı, onu işlememizi emreder. Bizim bildiğimiz doğru bu. Allah'ı bilen, işte kendini tanıyan Allah'ı tanır. Bu noktada bunu sufiler çok kullanırlar, biz de çok kullanırız. Ama Allah'ı, Kur'an ve sünneti bilmeyen bir kimse nasıl kendini tanıcak? Bir kimse oturmuş, işte ne o? Hindu öğretisi alıyor. Hindu öğretisi alırken kendisini tanıcakmış. Çakralarını açacak. Şimdi yeni moda. Allah'ı tanımadan kendini tanıma modası çıktı. Allah'ı bilmeden sen kendini nasıl bileceksin?
Allah'ı tanımadan, onun emirlerini bilmeden sen nasıl bileceksin kendini? Nerede yanlışlık yaptığını nasıl bileceksin? Cenab-ı Hak yalan söylemeyi haram etmiş. Sen Allah'ı tanımazsan, emrini tanımazsan yalan söylemeyi doğru bileceksin. Allah bizi affetsin. Alem insana delil, insan da Allah'a delildir. Alem ne insanın delili nelerdir? Aleme bak, insanı bul. İnsana bak, alemi bul. Müslümanlar ne yapmalı da Ahsen-i Takvim üzerine yaşamalı? Ne yaparsa Esfel-i Safil'ine düşer. Kur'an ve Sünnet tarihsini yaşayanlar Ahsen-i Takvim üzerinedir. Yaşamayanlar da Esfel-i Safil'indedir. Sevgi insanı nasıl şekillendirir? Sevgide ölçü ve ölçüsüzlük var mıdır? İnsanlar Kur'an ve Sünnet'i severse ölçüyü bulurlar.
Din maruf, maruf da Allah mıdır? Marufu açar mısınız? Din Kur'an ve Sünnet'tir. Allah'ın emirleri de Kur'an ve Sünnet'tedir. Miraç'ta vasıta Burak'tan maksat, ahvali, ameli salih midir? Peygamber Miraç'ta Allah'la görüşürken neyin üzerindeydi? Burak'tan maksatın ne olduğunu Allah ve Resul'ü bilir. Neyin üzerinde olduğunu da Allah ve Resul'ü bilir. Uçmak dahi tuzak imiş Allah'ı tanımaya. Yunus uçmak, hal yaşamak Allah'ı mı yaklaştırır? Yoksa bunlar birer tuzak mıdır? Uçmak vardır. Tuzak deyip de o yolu kötüleyenlerden olmayalım. Tuzak olsun.
Nerede uçanınız? Ay tuzaktır. Nerede hal göreniniz? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tuzağa mı düştü? Yol yol, yol yürümeye yürek yetiremeyenler, yol yürümeye nefis yetiremeyenler, yol yürümeye ruhlarını, canlarını, mallarını satamayanlar yola laf söylemesinler.
Yunus'un sözünden bizi vurmaya çalışmasınlar. Uçmak tuzak, eyvallah kardeş. Sen uç da o tuzağı düşürmeyiz Allah'ın izninden. Seni tutan olur, merak etme sen. Birisi kabre vakıf oldu da kafeyi düşüttü bu dergahta. Birisi kabre haline vakıf oldu da tuzağa mı düştü? Gel sen de kabre haline vakıf ol. Yaşadığın bu hayattan ayrı bir hayatın olduğunu gör. Yaşadığın bu boyuttan farklı bir boyutun olduğunu gör. Öte denilen alemi gör. Kabir denilen alemi gör. Şehadet et. Neresi tuzakmış? Sünnet. Sizin tuzak gördüğünüz yer sünnet-i seniye. İnsanlara tuzak dedikleri şey, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hali.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haline tuzak diyen küfür ehlidir. Din, Kur'an, sünnet diyorum. Hz. Ömer Efendimiz kabirdeki yatan çocuktan sözü işitti. Neye vardı genç? Bakın sahabeden örnek veriyorum size. Sahabeden genç bir delikanlı vardı, beş vakit namaza gelirdi. Birkaç gün namaza gelmemeye başladı. Hz. Ömer Efendimiz palas pandıras evine gitti. Çaldı kapıyı. Annesi babası üzgün dedi. Nerede bu genç? Bunu nakledenler ismini zikretmiyorlar ki gencin. Dedikodu mahiyetine girmesin diye. Dediler ki ya emir el müminin utandılar söyleyin dedi ne oldu? Dediler ki gece namazdan gelirken bir kadın ona musallat olmuş.
Her gece kendisini davet etmiş. O her seferinde Allah'tan korkarım demiş. İnsan nefsiye demiş. Bir gün dayanamamış geçen gün. Kadının davetine icabet etmiş. Evinden içeri girmiş. Evinden içeri girince kadın ona sarıldığında Allah'ım ben nasıl böyle bir günaha girdim demiş. Kütlek bayılmış orada. Kadın hizmetçisiyle beraber baygın bir şekilde oğlumuzu getirdi. Oğlumuzu buraya getirince oğlumuz ayıldı baygın. Ben yarın Ömer'in yüzüne nasıl bakarım? Ben Allah'ın huzuruna nasıl çıkarım? Ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yüzüne nasıl bakarım dedi. İnledi sabahına öldü dedi. Biz de utandık. Hiç kimseye haber veremedik. Gittik.
Medine'nin arkasında kıyıya bir yere gömüverdik onu. Hazreti Ömer Efendimiz hışımla yürüdü. Hazreti Ömer, koca Ömer koşuyor Medine sokaklarında. Koskoca Ömer entaresini toplayıp sarını toplayıp gözünde yaş koşa koşa gitti. Gözünde yaş gitti kabrin başına. Koca Ömer gidiyor arkasından cemaat gidiyor. Koca Ömer koşuyor. Herkes bir şey var zannediyor. Medine koşuyor arkasından. Gitti kabrin başına. Kabirden ses geliyor. Ashab duyuyor bunu. Ey emir-el müminin fazlasıyla merhametli davrandı. Çünkü Ömer diyor ki radıallahu an.
Kim gecenin yarısında adı şerif var. Kim gecenin yarısında kariyeri yüksek bir kadın. Ona gel dedi de bir genç ben Allah'tan korkarım. Gelenem dedi ders ediyor. Hiçbir gölgenin bulunmadığı yerde Allah'ın gölgesinde gölgelenir. Hadi şerif. Allah'ın vaadidir bu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nakletmiş. Cevabı alır. Evet. Allah'ın vaadi hak. Onu gördüm. Sünneti Resulullah. Görün. Tuzak değil o. O tuzak değil o yolun hakikati. O tuzak değil o dinin hakikati. O tuzak değil o Allah'a şehadet. O tuzak değil o Muhammed-i Mustafa'nın haliyle hallenmek.
Şehadet. O şehadet şahit olmak. O yüzden dervişler uçanlarmış. Uçar dervişler. Dervişler hal görülmüş. Görür dervişler. Hal de görür. Zikullah da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle. Hazretleri'ni de görür. Onunla da konuşur. Melekleri de görür dervişler. Tuzak değil. Ne dedi Hanzal'a? Dedi ki ben kendimi münafık hissediyorum. Koca Hazreti Ebubekir dedi ki ben de aynı hissediyorum. Haydi gidelim Hazreti Peygamber'e soralım. Gittiler dediler ki ya Resulallah senin sohbetine geldiğimizde biz senin yanındayken sanki cennet bahçesindeyiz. İçimizde hiçbir şey yok. Sanki cennette dolaşıyoruz.
Sanki cenneti kokluyoruz. Sanki nefis böyle buran buran Allah ve Resul'ünün yanında biz cenneti kokluyoruz. Ama dediler buradan çıkınca biz münafık olduk zannediyoruz. Dünya bizi sarıyor. Hazreti Peygamber dedi ki doğru söylüyorsunuz. Eğer dedi buradaki halinizi korumuş olsaydınız dışarıda meleklerin sizin etrafınızda dolaştığını, sizde temanna ettiğini görürdünüz.
Neymiş? Görürdünüz. Görmeden ölmeyin. Görmeden ölmeyin. Tuzakmış. Neymiş? Rüya tuzakmış. Beni rüyasında gören gerçekte görmüştür. Hadi şerif. Böyle ümmeti aldatıyorlar. Nasıl görecek? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetini işleyerek, ona muhabbet ederekten, onu severekten. Ya Ömer ne kadar seversin? Malımdan, çoluğumdan, çocuğumdan fazla severim.
Olmadı ya Ömer. Dur ya Resulallah. Canımdan da fazla severim. İşte şimdi Kemal Erdin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini böyle sevecek o kimse. Severse, severse rüyasında görecek, gözünü yumduğunda görecek, görecek, görünce gerçekte görmüş gibi olacak. Benim şeklime, şemalime şeytan giremez.
Hadis-i şerifin devamı bu. Tuzakmış, kurban olayım ben o tuzağa. O Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görmek tuzakmış. Kurban olayım ben o tuzağa. Her gece o tuzağa düşmek isterim ben. Her an o tuzakta durayım ben. Aman ne güzel tuzakmış o. Ne güzel tuzakmış. O tuzağa kurban olsun insanlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevecek. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de onu sevecek. O onu birbirlerine sevince Allah onu sevecek. Gece rüyasında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görecek. Tuzak bu öyle mi? O tuzağa kurban olayım ben. Kedi erişemedi ete mundar derviş.
Erişemedi ya. Tuzak oldu. Erişemeyince tuzak oluyor. Eleştiriyorlar beni de. Siz arkadaşlar hep hal konuşuyorsunuz. Siz hep rüya üzerine gidiyorsunuz. Nereden gideceğiz kardeş bize gidecek bir yol göster. Biz rüyamızda görmek istiyoruz Hazreti Peygamber efendimizi. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini. Ben önümde yürüsün istiyorum böyle. Ben onun arkasından yürüyeyim. Ben onun kokusunu duyayım her an. Ben onun hayaliyle hayalleneyim. Hep böyle önümde olsun benim. Hep aklımda olsun benim. Hiç aklından çıkmasın benim. Yolda, arabada, yerken, içerken, yürürken. Hep aklım orada olsun benim. Senin aklın nerede olacak bilmiyorum.
Ben aklım orada olsun. Aklımı satayım ona diyorum. Benim önümde yürüsün. O sağ adımını atıyorsa ben de sağ adımını atayım. O ne tarafa gidiyorsa ben de o tarafa doğru gideyim. O ne tarafı yürüyorsa ben de o tarafa yürüyeyim. Varsan bana deli de, varsan bana ahmak de, varsan bana akılsız de. Sen ne diyorsan de. Ben bu dünyada geçip gideceğim ben ona bakıyorum. Tutturmuşlar bir şey. Terenini hal tuzak imiş. Vay be. Gel gör de göreyim ben seni. Gel sen bir kabir haline vakıf ol. O tuzağa kurban mı oluyorsun, ne oluyorsun göreyim ben seni. Sen git bir Emir Sultan Hazretleriyle. Esselamu aleyke ya Emir Sultan dediğinde. Ve aleyküm selam desin sana da. Tuzak neymiş göreyim ben sana.
Sen git bir Üftadi Hazretleri'nin başına. Esselamu aleyküm de. Ve aleyküm selam evladım hoş geldin dese. Küt tek bayılıyor mu bayılmıyor mu göremez seni. Sen zikullah yaparken Allah Allah Allah derken. Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin gözünün önünde bir gör de. Nasıl tuzakmış, kurban oluyor mu olmuyor mu göremez seni. Yolun içindeki sünnet-i sene ile sabit olan şeyleri tuzak görmek. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetini tuzak görmek ki. Allah muhafaza eylesin. Küfre götürür insanı. O zaman oruç da tuzak. Allah bizi affetsin.
Karı koca resmi nikahını mahkeme kararıyla bitirdiklerinde. Karı koca nikahından otomatik olarak düşer mi? Resmi nikah terimi diye bir terim yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Demokratik Layık Hukuk Devleti. Demokratik Layık Hukuk Devleti'nde dini terimler olmaz. Nikah dini bir terimdir. Sohbetin başında dedim ya biz çarpıkız diye. Çarpıklıklar buradan geliyor. Milletin dini var. Milletin dinine göre nikah tertiplense içerisinde Hristiyanlar var, Yahudiler var, Dinsizler var, Ateistler var, Putperestler var. Bizim memleketimizde herkes var.
Bu noktada bir sıkıntı yok. Herkes ne yaşayacak? Yaşayacak. Ermenisi var, Yahudisi var, Sabataycısı var, Şiası var. Şianın içerisinde İsmailiyesi var, Batinileri var. Var, onu var bizde. Biz bir imparatorluktan kalmayız çünkü. Bunu reddetmek mümkün değil. Koca üç kıtayı biz Anadolu'nun içerisine sıkıştırdık şimdi. Kocaman üç kıtaydı. Biz onu yumduk şimdi, çekirdek haline getirdik, Anadolu'ya sıkıştırdık. Eee o çekirdek ne şu ne var olacak, yeni büyüyecek. O zaman rahatlayacak ortalık zaten. Eee şimdi ne oluyor? Bu sefer sıkıntı var şu anda. Peki, devlet burada ne yapıyor? Diyor ki ben sizi evlenme, nikah kıyacağım. Belediye şeyde diyor, memur da diyor ki, belediye başkanının adından ben seni nikahladım.
Belediye başkanı kim? Belediye başkanı dini otorite mi? Değil. Belediye başkanı nereden yetkiyle seni nikahlıyor? Yok dinen böyle bir şey. Neden? Belediye başkanının önüne kim getirse iki tane nüfus cüzdanı nikahlayacak zaten onu. Soruyor mu sen hangi dindensin? Sormuyor. Müslüman bir kadını gayrimüslim bir erkeğe nikahlıyor mu? Nikahlıyor. Belediye başkanı bundan nikahlıyor. Kimin adına nikahlıyor? Yandı belediye başkanları. Ya nikah memuru, yandı keten elva. Neden?
Eee kardeş, göz göre göre Müslüman bir kadını, göz göre göre gayrimüslim bir erkekle nikahlayamazsın. Kim adına nikahlayacaksın sen şimdi bunu? Belediye başkanı adına. Haram. Nikah fasit. Dini olarak. Bunun adı evlenme akti. Bu nikah değil. Buna nikah dersen küfür oluyor. Biz din bilmiyoruz ki. Desen memura, mümin bir kadını dinsiz bir adamla veya gayrimüslim bir adamla nikahlarsan, sen de bunun adına nikah dersen küfür ehli olursun desen defteri kalem atara. Veya belediye başkanına desen ki bundan sorumlusun. Bundan sorumlusun.
Buna nikah dediğin için sorumlusun. Ha evlenme akti. Layık demokratik hukuk devletinde nikah olmaz. Dini termoloji. Layık demokratik hukuk devletinde şehit olmaz. Dini termoloji. Devlet açıklama yapıyor. Beş tane polis şehit oldu. Sen nasıl açıklama yapıyorsun şehit oldu diye? Senin bir dinin var mı ki? Şehitlik kavramı İslam'ın termolojisinde var. Devlet termolojisine girmez. Neden? Devlet layık demokratik hukuk devleti çünkü. O kimse şehit olabilir. Önemli değil. O kimsenin şehitliğini tartışmıyorum. Dikkat edin. Devletin dilini tartışıyorum. Devletin dili olarak devlet orada 15 askerimiz şehit oldu diyemez. Devlete dersin o zaman.
Kardeş bu şehitlik dini termoloji değil mi? Evet. Senin dinin ne devlet olarak? Yok. Birisi devletin dini var derse valla savcılığının önünde alır solu. Ben yok dediğim için solu kaldım. Sen devlete dinsiz diyormuşsun dedi. Savcı bey dikkat et. Varsa dini sen yaz dedim bir yazıya. Devletin dini var diyeyim dedim ben. Asıl sen dedim mahkemeye çıkacaksın. Durdu. Savcı bey dedim. Evet devletin dini yok diyorum ben dedim. Var mı dedim. Durdu. Bunun için beni sorguya çekirdin dedim. Evet devletin dini yok. Devlet layık dedim. Demokratik hukuk devleti. Anayasa bu. İlk kurulurken ne dediler? Türkiye Cumhuriyeti devleti İslam devletidir dediler. O an kandırmak için diyor.
Tihansın. Sonradan çıktı iş. Ayrı mesele. Dini termolojiyi tartışıyoruz. E şimdi diyor ki resmi nikah. Resmi nikah diye bir şey yok. Resmi evlenme akdi var. Dini akit ayrı çünkü. Sana boşanırken mahkeme soruyor mu? Mehrin ne kadardı? Mehrini aldın mı? Mehrin müeccel miydi? Mehrini nakit mi aldın? Mehrini ne yaptın? Soruyor mu mahkeme? Sormuyor. Boşanma sebeplerini ararken dini bir şey soruyor mu? Sana hayır. İki kişi gidiyor anlaşmalı boşanıyor diyor. Boşanıyor. Boşayamaz İslam'da. İslam'da öyle bir dakikada boşanmak yok.
İslam aileyi korur. İslam der ki boşanma sebeplerinizi söyleyin bakayım bana. Bu boşanma sebepleri sebep mi değil mi? Benim ruh ikizim değil. Nereden çıkmış bu? Ben elektrik alamıyorum. Kabloya bağla kendini. Boşuyor mahkeme ama. İslam evliliği götürmeye gayret eder. Bir celsede boşamaz. İslam der ki bekleyin. Boşanma sebepleri doğru olsa dahi. Boşanma sebepleri haklı olsa dahi der ki bekle. Bir talak boşadım. Bir ayı dediğini bekle. Adam da evde. Kadın da evde. İkisi de evde. İkisi de evde dururken bir talak verdi. Hiç cinsel ilişkiye girmeyecekler. Cinsel ilişkiye girdiler.
Ricat oldu. Geri döndü. Boşanma fasit oldu gene. Bak nasıl koruyor İslam. Kadın geldi adama dedi ki bir cilvelendi. Adam tiyansın dedi. Gitti kadına. Bitti boşanma. Veya adam geldi. Ya oldu bitti. Ben sinirlendim ya. Ben bir yaptım. Dilim kopsun konuştum da. Hadi boş ver. Vazgeçelim dedi. Bitti gene boşanma. Boşayamadın. Bir ay sinirle hiddetle durdun. Bitmedi. Diyor ki bir talak daha vereceksin. Bir ay daha bekle. Bir talak daha vereceksin. Bir ay daha bekle. Üç ay seni aynı evde yaşatıyor. O üç ay içerisinde sen yanıldın, şaşırdın, nefsini uydun. Ne yaparsın, nereden dersen de eşinle ilişkiye girdin, rücu ettin. Bütün talaklar geriye.
Boşanma düştü. Tık kalk. Ne? Yol bir daha yürüyeceksin. Bir üç aylık daha yol yürüyeceksin. Yine başlayacaksın. Bir iddet günü bekledin. İkinci iddet bekledin. Gene kovayı devirdin yolda. Haydi gene bir daha arkadan. İslam ayırırmış mı? Ayırmazmış. E şimdi gidiyor mahkemeye. Onunla sonra biz anlaşmalı boşanıyoruz. Hakim demiyor. Bilmiyorum hiç çıkmadım mahkemeye ama demiyor herhalde. Sanatçılara benzedik biz. Bizim önümüzde onlar var ya çünkü. Biz bir bakıyoruz. Aa evlenmişler. Aa bir bakıyoruz biz kol kola gidiyorlar. Televizyonlarda izliyoruz biz. Ne o? Karşılıklı boşandılar. Adam beş ay sonra adamı bir daha bir kadınla daha görüyoruz biz. Haydi gidiyor bir daha evleniyor adam.
Kadını da bakıyoruz. Aa başka bir yerde bir barda pavyonda yeni bir sevgili bulmuş. O da orada yaşıyor. Bizim hayat standartımız bu değil. Ama önümüzde konulan standart bu. Çocuklarımızı bununla eğitiyoruz şimdi biz. Çocuklarımız dizi çocuğu. Biz de dizi hanım ve beyiyiz. Hep beraber dizi seyrediyoruz evde. Ay içiyorlar. Barlarda dolaşıyorlar. Ondan sonra bir güzel birbirlerini seviyorlar. Ondan sonra bir güzel kavga ediyorlar. Telefonlar, eşyalar, kıyafetler. Bizim maaş bir milyar lira. Yok canım. Bu hürrem ne o? Hürrem tabağı arıyor. Dükkanda hürrem tabağı çıkmış. Allah'ım dedim.
Bu tabak nereden çıktı şimdi? Hürrem tabağı. Hürrem'in yüzünü duyduk dedim. Hürrem tabağı çıkmış. Ara İstanbul'u. Selamun aleyküm aleyküm selam. Ne co? Buyur efendim. Oğlum hürrem tabağı çıkmış bir de. Çocuk yorgun. O da mı çıkmış diyor. Buyuz. Allah bizi affetsin. O yüzden Kur'an ve sünnet dairesinde yaşamak, onu öğrenmek, ona göre hareket etmek. Öyle olunca da zorlanıyor. Sen gideceksin şimdi hakimin karşısına çıkacaksın. Hakim boşalık seni diyecek. İyi. Hakim bey neye göre boşaltın? Hangi hukuka göre? Atar seni içeri. Dini hukuk rafta.
Türkiye'de dini bir hukuk yok. Dini bir hukukun olmadığı yerde Müslüman'ın hakkını, hukukunu koruyacak bir mekanizma yok. Bir Müslüman'ın, bir müminin dinini bu manada yaşaması mümkün değil. Mümkün değil. Süleyman Demirel'in sözü aldatmasın bizi. Bu camilerin kapısı açık. Minarelerde ezan okunuyor. E Süleyman Demirel, girmek için bin bir tane hendet var. Allah bizi muhafaza eylesin. Resmi nikahını mahkeme kararıyla bitirdiklerinde karı kocanın nikahından otomatik olarak düşer mi? Ben buna diyanetin ağzından cevap veriyorum. Diyanet diyor ki düşer.
Çünkü bazı meseleler var. Diyanetin görüşü ne diye aktarıyorum. Diyorum ki bunu diyanete sorun. Kadın birisiyle nikahlı. Onu bırakmış eş, evli yani. Resmi ve dini nikahlı. Öyle diyeyim. Evli. Kadın gitmiş başka bir adamla yaşamış. 15 gün gelmiş. Gitmiş başka bir adamla yaşamış. 15 gün gelmiş. Diyanete sorun dedim. Bana geldiler. Dedim diyanete sorun. Sonra bana tekrar gelin. Diyanete sormuşlar. Diyanet demiş ki Resmi olarak senin kocan kim? Filanca demiş. Senin nikahlı adamın da o demişler. Devam et sen. Demek zorunda. Bunun dışına çıkamaz. Geldi bunlar.
Kadınla adam yine benim yanıma. Dediler ki böyle dedi. Yok böyle dememiştir. İkisi dediler ki Ya böyle dedi. Aaa. Diyanete uyacaksanız dedim. Siz gidin o zaman. Karı kocasınız. Yok dediler. Sen söyle bize. Dedim ki kadın orada. Dedim kadına sen dedim başka bir adamla cinsel ilişkiye girdin mi? Girdin. Girdim dedi. Açıkça söylüyor. Dedim ki sen girdim. Dediğin anda dedim. Senin dini hukuk içerisinde dedim ben. Senin dedim rejim edilmen gerekiyor. Rejim edilince dedim. Nikah düşüyor zaten bu adam. Hür kalıyor. Baktılar. Yok dedim dini hukuk. Dedim dini hukuk olsaydı bu adam dedim şu anda yani seninle dedim evliliği bitmişti.
Senin rejim edilmenden dolayı. Kaldı. Ne yapalım dediler. Valla dedim bu normalde işin içinden çıkılacak bir şey değil. ama dedim sizin nikahınızın kalmadığı bir gerçek. Boşanın dedim. Resmen de. Gördünüz mü dini hukuk nasıl? Devam ediyor şimdi. Normalde diyor ki düşer mi? Diyanete göre düştü. İslam'a göre o kimsenin boşaması dediğim gibi olacak. Ben nasıl cevap vereyim şimdi bunu soruya? Ya.
Koca ilk boşamada üç kere boş ol dedikten sonra birinci talak mı olur? Yoksa üç talak yerine mi geçer? Üç talak yerine geçerse ve koca karı tekrar bir araya gelmeye iki taraf da hatalarını anlayıp da karar verdilerse hülle tek çözümüdür. Başka bir yolu var mıdır? Bir kimse mahkemeye çıksa mahkemede hakim ona boşanmak istiyorsunuz mu dese o da boşadım evet istiyorum dese bir talak olur. Erkek ona üç talakta üç talak birden verirse o fasit boşama olur. Hanefilerin bir kısmı fasit boşama olarak görmemişler ama insanlar din cahili. Din cahili olduğu için ben onu fasit boşama olarak görüyorum. bunun da fetvası Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah oğlu Abdullah bir kadını üç talak birden verdi üç talak birden verince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onu ricat ettirdi.
Geri döndürdü. Rucu ettirdi. Dedi ki bu boşanma haram böyle boşanma olmaz. Geri dön eşine dedi. Üç ayrı iddet zamanında boşacaksın dedi. Doğru boşama bu. İnsanlar şimdi din cahili din cahili olunca bir adam sinirlenip kalkıp öfkelenip erkeklik yapıp dini de bilmediğinden üç talak birden boşuyor. O yüzden böyle bir şey söz konusu olduğunda o bir talak yerine geçer. İddetini bekleyecek ikinci talak verecek. İddetini bekleyecek üçüncü talak verecek bitecek. Eğer öyle bitirdikten sonra tekrar evlenmeyi düşünüyorsa bir kadın o erkekle evlenemez. Gidip bir başkasıyla evlenecek. öyle nikah kıymak değil. Evlenecek. Aldatmaca yok.
Bir başkasıyla evlenecek. Onunla geçinemedi. O zaman tekrar eski kocasıyla yine aynı bu şekilde boşanacak. Ondan sonra eski kocasıyla evlenirse evlenecek. Öyle yok işte git seksenlik bir tane adam bul ondan sonra seksenlik adamla nikahını kıy. Yok işte banyodan çanak sesi geldi su sesi geldi tamam. Ondan sonra haydi bir daha eski kocasına dön Allah'ı aldatmaya çalışmayın. Allah aldanmaz. Böyle cahil insanlarla da evlenmeyin efendim. Evlenmeyin. Onun sonu yok. Hulle ile alakalı sormuş gerisinde Allah muhafaza eylesin.
Hulle olabilmesi için dahi Hanefilere göre şimdi böyle genç çocuklar var kızlar var anlatmak istemiyorum. örteceğim ama ilmi örtüyormuş gibi olacağım. Muhakkat cinsel ilişkiye girmeleri gerekir. E öyle hulle için tutulan adam için de hadis-i şerifler var çok ağır yalnız. Hz. Peygamber damızlık tekeye benzetmiş lanet etmiş sallallahu aleyhi ve sellem. Ya işte yok evliliğimizi kurtaralım. Dilini tut kardeş boşadım lafını ağzından çıkarma. ben hiç sevmememe rağmen bazen derim yani kolunu kır kadının boşadım deme hoca orada duruyor gider kolunu tamir ettirirsiniz. Aman ben dinini tamir edemiyorum onun boşadım deyince.
Bakın enteresan kolunu kırarsın götürürsün doktora parana gider. Kadının canı yanar yemersen yaparsın evde 2-3 ay. O da naz eder kolumu kırdıysan yemede yap o zaman der. Sana böyle kolunu imza atarsın her gün yemek için. Dersin ki bu 25. gün yemek yapıyorum imzalarsın eyvallah eyvallah ama onun tedavisi mümkün. Öyle ufak etmeyin kıracağız derken. Hocanın işini zorlaştırmayın. Bir yerinden kırın bırakın. İşin latifesi kadınlar günü. Bir de işin bu tarafı var. Yukarıda herkes dışarıda dikkat edelim. Ağzımızın tavanını bozmayalım. Kadınlar başımızın tacı. Adem aleyhisselam yaratıldı.
Hemen Havva istedi. Havva ondan sonra yaratılmasına rağmen Adem'i aldı avucunun altına. Annemiz ne anneymiş. Adem yapmış gitmiş mübarek. Demiş gel çok tatlı ye yemiş. ben erkekim diye cakalanmayın. Bizim en erkeğimiz Adem aleyhisselam da o da gel dediğinde gitti. En erkeğimiz Muhammed Mustafa aleyhi damda soluğu aldı. Baktı uğraşılacak gibi değil. Onlarsız da olmuyor. En üstte dedi ben üst kata çıkayım. Üst kata çıktı. Hazreti Ömer Efendimiz büyük gün hışımla geldi Esma annemize. Siz ne yaptınız da Hazreti Peygamberi dama çıkardınız diye.
Bizim erkeklerin gideceği en yakın yer dam. Bir üstte. Sakın intihar etmek yok ağa. Atarım buradan kendimi yok. Kiremit miremit atmak yok yukarıda. Bir secdada bir tesbih. Yukarıda yaşıyoruz artık diyeceksiniz. Kar yağmur ne yapalım nasibimiz böyleymiş diyeceksiniz. Öyle hanımını kovmak yok. dövmek çarpmak yok. Öyle şey yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çocuklarınıza da öğretin. Kendiniz de onu o lafı unutun. Boşladığım lafını unutun. Unut. Unuttun kelimelerden olsun. Cemaat hükümet gerginliği gündemle ilgili bizi nasıl aydınlatırsınız? Ya fitnenin dedikodunun aydınlatması mı olur?
Mübarek insanlar. Allah hidayet eylesin. Ben memleketimi seven bir insanım. Memleketin arasında bu tip problemlerin olmasından üzgünüm. Çok üzgünüm hem. Bunun travmasını bunun acısını önümüzdeki yıllarda yaşayacağız. Şimdi insanlar siyasi atmosferin sıcaklığıyla herkes eline diline geleni söylüyor.
Bu yanlış. Mümin bak Müslüman odur ki Müslümanlar onun elinden ve dilinden emindirler. Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun elinden ve dilinden emindirler. Hadis açık. Mümin odur ki diğer insanlar diğer insanlar canından emindir ondan. Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun dilinden ve elinden emin olacak. Elinden emin olmak ne demek? Beni öldürmeyecek o. Beni haksız yere eliyle vurmayacak, dövmeyecek, çarpmayacak.
Beni öldürmeyecek. Elinden eminim. Benim malıma, canıma, namusuma elini uzatmayacak. Elinden eminim. Dilinden emin olacağım onun. O benim hakkımda gıybet etmeyecek, dedikodu etmeyecek, iftira etmeyecek. Beni kötülemeyecek. Dilinden eminim. Dilinden emin olacağım. Söyleyin bana şimdi.
Kim hangi tarikatın, kim hangi cemaatin dilinden emin? Hangi Müslüman, hangi Müslümanın dilinden emin? Bu içler acısı bir durum. Bu birinci derecede bunun sorumlusu benim. Dünya üzerinde bir Müslümanın burnu kanıyorsa sorumlusu benim. Türkiye'de bu çatışma varsa sorumlusu biziz. Biz ehli tasavvuf olarak kardeşliği tesis edememişiz. Biz ehli tasavvuf olarak Müslümanların arasını bulamamışız. Bu vazife bizimdi. İki Müslüman çatışıyorsa aralarını bulmak gerekirdi. Biz bulamadık.
Memleketim zarar görüyor. Cenab-ı Hak hayır bildiğinizde şer vardır, şer bildiğinizde hayır vardır diyor. Ben ümit ediyorum. Ümidimi ve umudumu bu noktada topluyorum. İnşallah buradan hayır çıkar. Dua edelim hayır çıksın inşallah. O yüzden bu memleketin faydasına bir şey değil. Türkiye'de çarpık her şey. Allah affetsin bizi. Oturmuş siyasetçiler siyasetçiler tarikat şeyhi gibi cemaat hocası gibi davranıyorlar. Tarikat şeyhleri ve cemaat hocaları da siyaset yapacağız diye uğraşıyor. Dine ve insanlara hizmet hizmet edecek olanlar insanların dinini öğretecek olanlar ben kendime öyle kendi kendimize ben biz bütün arkadaşlar olarak kendimize vazifemiz şu.
Biz bilebildiğimiz kadar insanlara Kur'an ve sünneti öğretmeye yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. Bizim vazifemiz bu. Ehli tasavvufun varoluşundan beri vazifesi budur. Ehli tasavvuf devlet yönetmeye kalkmaz. Ehli tasavvuf siyasetin içerisine girip siyaset yapmaya çalışmaz. Onun yolu ne? Onun yolunu gider bir partinin içerisinde girersin bir parti kurarsın orada partiyi iktidara taşımak için koşturursun. Onun adı siyasettir. Bu fakirin görüşü dini cemaatlerin tarikatların ehli tasavvufun siyasetle işi olmaması gerekir. Benim bildiğim bu. Vatanımı severim devletime sahip çıkarım milletime sahip çıkarım. Benim vazifem bu. İstemem memlekete ihtilal olsun.
İstemem memleketimi dışarıdan başkaları yönlendirsin yönetsin. İstemem memleketimin içi karışsın. İstemem memleketimin içinde arabalar yakılsın. Yollar ateş çemberine dönsün. Millet sokakları çıksın. İçsin. Etrafa zarar versin. Anarşi kol geçsin. İstemem. İstemem asla. Böyle bir oyuna düşmenizi istemem. Ben 12 Eylül öncesinin bayındır ülke ocakları derneğinde yönetim konuda vazife yapmış bir insanım. İhtilali 12 Eylül ihtilalini yaşayan bir insanım. İstemem memleketimimde ihtilal olsun. 28 Şubat'ı derinlemesine yaşayanlardan biriyim. Vergi dairesinin bir günde bir buçuk milyar bana ceza yani bugünkü trilyon mu oluyor?
Milyon mu oluyor? Böyle bir gecede ceza kesti kimseyim. Terörle mücadele ekipleriyle iş yeri fabrikası basılıp taciz edilmiş bir kimseyim. Gece gece gece nerede denk geldi gündüz nerede denk geldi alıp götürülüp sorgulanan arabaların içerisinde dolaştırılan bir kimseyim. İstemem Türkiye tekrar bunları yaşasın. İstemem. Ulu caminin içinde solagan attırılıp solagan atılıp ondan sonra o solagana tabi olanların derdest edilip götürülüp cezaevlerine tıkanıldığı zamanı yaşadık biz. Ardından üç sefer la ilahe illallah dediğimiz için bütün siyasi bilmem ne ne kadar polis emniyet varsa caminin etrafı sarılıp basılan insanız biz.
Evlerde zikrullah yaparken hadis-i şerif okunurken basılıp kimliklerimiz elimize alıp videolara çekilen kimseyiz. Bunları yaşamak istemem. Bir daha yaşanmasını istemem. Buradan geri dönüş istemem. Allah göstermesin Allah göstermesin tekrar. Ben çocuklarımı okutamamış bir insanım 28 Şubat'tan dolayı. İstemem bunu. İflas ettirilmiş insanım 28 Şubat'ta ben. Defterlerimi tutan muhasebeciye bir telefon açılıp da muhasebecinin aynı anda da bütün defterleri koltuğumuzun altına verildiği insanım ben. Adamı tehdit etmişler. Yakacağız onu bu yeşil sermaye diye. adam bir günde defterleri koltuğumuzun altına verdi.
Kiralık evde otururken ev sahibini karakola alıp siyasi şubeye alıp sen de mi bu terör örgütündensin deyip adamın fellik fellik beni arayıp ödememe rağmen ortasına bir çek ver dedim. Mümkünse ben o çeki sana vereyim parayı da ödeyeyim evimi boşalt dedi bana. Acaba senden için terörist diyorlar hiç iyi konuşmuyorlar dedi. Doğru söylüyorsun dedim. Mümkünse dedi bir haftada mümkün değilse bu gece boşalt dedi. Mümkünse bir haftada mümkün değilse bu gece boşalt dedi. Anlasa. Biz evi bir hafta içinde boşaltmak zorunda kaldık.
Gittiğimiz yerin adresini kimseye vermedik. Muhtarlıktan taşımadık oraya. Çünkü ne o mevcut ev adresine de rahat girip çıkamıyorduk. eşim ve çocuklarım bir evde bambaşka evde günlerce çok kaldık biz. Çok kaldık. Benim evimde benim yerime yatan arkadaşlarım oldu. Götürlerse bizi götürsünler diye. Bunların yaşanmasını istemem. İstemem. O yüzden bazı insanlar bir şeyleri yaşamadılar ya yaşamadıklarından kolay geliyor. Memleketinizi sevin.
İnsanlarınızı sevin. dışarıdan yönlendirmelere ve yöneltilmelere kanmayın. Bir şey söyleyeceğim kapatacağım. Bu kadar dün geçen gün beş yüz dokuz bin kişi mi dinlenmiş? Beş yüz dokuz bin kişi dinlenmiş. Bir ülke düşünün ki bir yıl içerisinde beş yüz bin kişisi dinleniyor. Bu resmi dinlenenler. Bir de dinlemeler var. Bunu ta en baştan beri söylüyorum. Beş altı aydan beri. Ta gezi olaylarından beri söylüyorum. Bu hadiselerin arkasında Amerika, İngiltere, Almanya, İsrail var. Açık bağırıyorum bunu.
Dünyanın en büyük dinlenme istasyonu İngiltere ile Amerika'nın ortak Nevada çölünde. Almanya Başbakanı Markeli bile dinlediler. Markeli dinledikten sonra başbakanı haydi haydi dinlerler. Markeli dinledikten sonra bütün dünya başbakanlarını, bütün dünya bakanlarını, herkesi dinlerler. Bütün cemaat liderlerini, tarikat liderlerini, bütün iş adamlarını dinlerler. Dinlerler. Ve bu dinlediklerini istedikleri zaman istedikleri gibi servis yaparlar, yönlendirirler. Bütün Orta Doğu ve Asya ülkeleri ya yönlendirilir, ya yönetilir. Yönetemezlerse yönlendirirler. Yönetemezlerse iç savaş çıkarırlar. Yönetemezlerse yönlendirirler. Yönlendiremezlerse de iç savaş çıkarırlar.
Görün bunu. Bunu görün. Siz özgür bir ülkenin çocukları değilsiniz. Bunu görün. Osmanlı'nın bıraktığı arkasından kurulan hiçbir devlet özgür bir devlet değildir. Özgür bir devlet değildir. Bunu görün. Siz siyasette özgür değilsiniz. Ekonomide özgür değilsiniz. Askeriyede özgür değilsiniz. Dininizde özgür değilsiniz. Değilsiniz. Değiliz. Bu ülke insanlarını özgürleştirmekle mükellefiz. Dinimiz özgürleşecek, ekonomimiz özgürleşecek, siyasetimiz özgürleşecek, askeriyemiz özgürleşecek.
Adamlar gittiler, Çin'den bir anlaşma imzaladılar, ortalık tufan götürüyor. Bir füze anlaşması. Hani askeriye özgürmüş? Bu kadar ne o? Dedi ki Merkez Bankası'nda bu kadar milyar dolar var, kalbim buz gibi oldu. Eyvah dedim operasyonu yiyecekken memleket. Neden? Ya söyleme. Hoş Merkez Bankası'nın da belli miktarı bizim de değil de ana kraliçe geliyor arada paralarım duruyor mu diye ziyaret ediyor bize. Büyük Britanya İmparatorluğu'nun kraliçesi geliyor mu? Geliyor, paralarım duruyor mu diyor, bakıyor.
Bu. O yüzden bunlar yönlendirilemeyeni, yönetilemeyene karşılık sopa. Yakında bir mesaj daha bir ne o bant daha patlatırlar başbakan için. Ondan sonra onların karşısına da cemaat için bir bant daha patlatırlar. biz de deriz birisi oyun sergiler, biz de onların oyunlarına biz kul köle oluruz. Bir gün hüra o taraf haklı deriz, ertesi gün hüra ne yapmışlar ya bu taraf deriz. Bizi de salak edecekler. Zaten on gram var bende akıl denilen şeyden, o da gidecek. Aman uzak durun, uzak durun. O dinlemeleri yapacak teknoloji Amerika'da var. Onun da ortağı İngiltere.
Birisinin yakasına yapışacaksanız onlar. Birileri eğer ki bu kasetleri yayınlıyorsa onlar adına yayınlıyorlar. Anladınız mı şimdi? Kim o kasetleri yayınlıyorsa ben yukarıda büyük patronum. Ben bir ona veriyorum kaset. Patlat bu kaseti diyorum. Bak neler yaptılar. Benim bir kolum orada. Bu patlatıyor kaseti. Şöyle yaptılar. Buna diyorum al sen de şu kaseti sen de bunu patlat diyorum. Bu da onu patlatıyor. Böyle yaptılar. Biz de kör dövüş yapıyoruz kendi aramızda. Cemaat bir tarafta hükümet severler bir tarafta cemaat severler bir tarafta.
Herkesin elinde yaylım ateşi gibi silahlar. Ne silah? Gıybet, dedikodu, iftira, fitne. Dom dom dom … atıyorsunuz oyuna. Hani gıybet haramdı? Hani gözünle görmediğin, kulağınla duymadığın bir şeyi söylersen doğru olmuş olsa dahi gıybetti. Hani bir başkasının hoşuna gitmeyecek şeyi söylemek gıybetti. Hani bir şey doğru değilse iftira ediyen. Böyle değil mi? Evet. Ne yapıyoruz dostlar? Birileri bir yerlerden kaset yayınlıyor. Biz de bir yerlerden birbirimizi katlediyoruz. Siyasetçiler siyasetlerini yapsınlar.
Dinle iştigal eden insanlar dinlerini anlatsınlar, dinlerini yaşasınlar. Ticaretçiler ticaretlerini yapsınlar. Bürokratlar bürokratlarını yapsınlar. Bürokratlar ihtilal yapacağız diye uğraşıyor. Böyle bir ülke var mı ya? Memur ihtilal yapıyor. Kim memur? İşte askeri, sivil kanat komple. Sabahleyen haydi alıverdi kıratını, yüzbaşının kıratı, marşlarla uyanıyoruz. Ya da asker daha demokratla ilk olmuş oluyor. Allah bizi muhafaza eylesin. Uzak duralım. O günlük yönlendirmelerden kendinizi arındırın. Ondan sonra bir ses daha, bir şey daha. Ne? Hazreti Peygamber Efendimiz tweetleri iki katına arttırın dedi.
Ben de yazdım, yarın rüyada dedim namaz on vakitte çıkarıldı der. Birisi çıkarsa namazı on vakitte bir çıkaracağız. Din tamam oldu. Birisi derse ki Hazreti Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin rüyamda gördüm ee 365 gün oruç tutun dedi. Ne yapacağız? Tweeti ikiye katlayın, ikiye çıkarın emrini uyarsan buna da duyacaksın. E dini tamam ettim dedi ayet-i kerimede. İnsan aklını ve kalbini nasıl temizler? Bunun için ne yapması gerekir? Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışsın. Hamile bir bayan eşinden boşanabilir miyin?
Boşanmayın kardeşler. Geçinmenin yolunu bulun. Geçinmenin yolunu araştırın. Ayrılmanın yolunu araştırmayın. Ayrılmak kolay, yıkmak kolay, boşanmak kolay. Sinirinizin üzerine bir su serpin, duş alın, namaz kılın. Allah'ı zikredin, ağlayın. Günahlarınızı da tövbe edin. Boşanma yoluna gitmeyin. Nefislerinizi durdurun. AKP mitingi Denizli'de ikindi vaktinde başlayıp yatsı ezan okunduktan sonra bitmiş. Bu durumda akşam namazı kaçmış oluyor. İnsanlar bunu göz önünde bulundurarak Recep Tayyip namaz kılmıyor diyorlar. Ne kadar doğru. cem etmiştir ya ikindiyle ikindiyle yatsıyı cem eder. Pardon. Akşamla yatsıyı cem eder.
Öğlenle de ikindiyi cem etmiştir. Nereden biliyorsunuz? Bir sohbetinizde pazartesi ve perşembe günü oruç tutun. Tutamayanlar elli rekat namaz kılsın dediniz. Okulumdan dolayı sınav olmadığı günlerde pazartesi, perşembe oruç tutuyorum. Sınav günlerinde namaz kılsam olur mu? Maşallah. Olur. Ünlülerden bahsetmek gıybet olur mu? Kuzenim onlar halka mal olmuş kişiler. Onlardan bahsetmek gıybet olmaz demişti. Ne kadar doğru. Doğru ama ya ağzınıza almayın. İsim olarak gerek yok. Her biri kokainman, morfinman. Bizde de öyle bir akıl var ki böyle şeyleri biz bir günde unutuyoruz. Tayyip Erdoğan'ın namazını takip ediyor da uyuşturucudan yakalanan sanatçıyı takip etmiyor sanatçı denilen kimseyi.
Cemaat, hükümet kavgasını takip ediyoruz biz. Çocuklarımıza uyuşturucudan yargılanmış, ceza almış, hala da uyuşturucu kullanan, sanatçı denilen o taifeyi izlemesine müsaade ediyoruz. Televizyonlarımızda da müsaade ediyoruz. Hiç kimse oturup yazmıyor. Kardeş, bunlar eroinden, kokainten tutuklandılar. Buradan yargılanıyorlar. Bunları siz tekrar televizyonlara çıkararaktan uyuşturucu kullanan, uyuşturucu müptelası, o bataklığa düşen insanları siz onare ediyorsunuz. Böylece çocuklar kokainman, kokain kullanan, kokainmanların kötü bir kimse olmadığını düşünüyor. Kokain kullanmanın kötü bir şey olmadığını düşünüyor. deyip de biz ayağa kalkmıyoruz ki.
Yok. Zaten bunu dile getirirseniz irticadan alayınızın kökünüzü kazırlar. Evet. Ben Atatürk kokainman mı dedim ben. Hayır dedi. İyi ben kokainmanlara kızıyorum. En iyi Atatürkçü benim dedim ben. 28 Şubat'ta bana sordukları içeride sordukları soru şu. Atatürk hakkında ne düşünüyorsunuz? Söyleyin mi dedim ben. Söyle dediler bana. İçeride 35-40 kişi var. Başladım ben şimdi. Atatürk genel evci mi dedim ben. Bana soranı soruyorum. Hayır dedi. Ne işiniz var genel evinde dedim. Neden orada nöbet tutuyorsunuz? Kim açtı Türkiye'de bu genel evlerini dedim. Söyleyin bana.
Ses yok. Konya belediye başkanı dedim. Genel evi kapattı. Bütün Atatürkçüler yola düştü dedim ben. Layıklık, Atatürkçülük elden gidiyor diye dedim. Devam edeyim mi et dedi. Atatürk faizci miydi dedim ben. Hayır dedi. Nereden çıktı bu kadar faiz dedim ben. Benim adım ne o? Atatürkçü şeyh ya. Atatürk faizci miydi? Hayır. Atatürk kadınları açtı mı? Hayır. Kadınların örtüsüne dokunma dedi. Evet. E ne dokundunuz? Atatürk Kur'an-ı Kerim'i yasakladı mı? Hayır. Neden yasakladınız sonradan? Atatürk'ün balıkesir hutbesi duruyor mu?
Orada duruyor. Neredesiniz? Ömer Nasuh Bilmen'in onun zamanında tefsiri yazdı mı yazdı bütün okullara dağıtın hadi. Atatürk'ün yazdırdığı tefsir değil. Ders kitabı olarak dağıtın. Hadi bütün televizyonları Atatürkçülük adına emredin. Ömer Munasuh Bilmen'in tefsirinden bütün televizyonlar Atatürk ilke ve inkilaflarına uygun bir şekilde her gün iki sayfa okusun beş sayfa okusun. Öyle gece birden sonra değil yalnız. Şimdi ne? Dini kanal. Aa! Gece saat ikiden sonra dini sohbetler. Bana bir dini kanal söyleyin. Milletin parasıyla kurulmuş. Saat ikiden sonra Kur'an-ı Kerim veriyorlar. Banttan yayın. Hep İslam ve bilim birbirini tamamlar dedik ama coğrafya dersinde hoca ilk çağda insan ömürleri kısa olur dedi.
Fakat Hazreti Adem Aleyhisselam'ın bin kısır sene yaşamıştır. Ne düşünüyorsunuz? Asla İslam'la bilim birbirini tamamlamaz. Hayır! Bugün bilim dediğiniz şey maddenin üzerine kurulu. Ne alakası var? Din dediğiniz olgu ise mananın üzerine kurulu. Mana inanç duyguyla alakalı. Bilim ise madde duyguya bakmaz. din bilime karşı değildir. Bunu anlamaya çalışalım. Din bilimin işine karışmaz. Ölçü. Birileri geldi ya Resulallah müşrikler dedi hurmaları aşılıyorlar biz de aşılayalım mı aşılamayın dedi.
Bir dahaki seneye geldiler dediler ki ya Resulallah biz sizlerin sözüne baktık aşılamadık. Ama bizde işte bir kilo hurma oldu müşrikler de beş kilo hurma oldu. dedi ki aşılayın bir daha da bana dünyevi bir şey sormayın. Din sizin hurmayı aşılayıp aşılamadığınıza karışmaz. Bu bilimin işi. Otursun ziraatçılar bir elma ağacının bir tarafından armut alsınlar bir tarafından erik alsınlar bir tarafından işte şeftali alsınlar bir ağaçtan beş tane on tane meyve alsınlar. Urasınlar çalışsınlar. bizimkiler çalışmıyor. Çalışmıyor. İslam dini yasaklamamış.
Otur kardeşim bu topraktan sen beş tane ürün al on tane ürün al. Bana ne? Sen otur şu dağlardan sen istediğin tarımı yaptır ürünü yaptır. Ovaları sen kalkar ev doldurursan fabrika doldurursan tarım yapacak arazi bırakmazsan nereden olacak? İyidir'liler memleketinize sahip çıkın. Asla satmayın yerlerinizi. Din bilime karşı mı? Hayır. Ama İslam'la bilimi birbirini tamamlayacak. İslam eksik mi ki tamamlasın birbirini? Dini eksik görüyoruz. Allah bizi affetsin. Geç oldu saat on buçuk oldu ama hani geçen hafta bir iki soru kaldı diye kızacaklar gene şimdi hızla geçeyim.
Mübarek insanlar kabir ziyareti nasıl yapılır? Sırat-ı müstakim nedir? Tasavvuf nedir? Gözün ve kalbin ibadeti nedir? Turük Aliye nedir? 72 şehadakim nedir? Dervişin nesnelerle görüşmesi nedir? Ondan sonra Allah'ın beni dolu kar ve soğuk suyla temizle hadisi ne demektir? İyi ameller hususunda acele ediniz. Yakın zamanda karınlık geceler gibi bir takım fitneler vukuha gelecektir. İnsan mümin olarak sabaha çıkar ve kafir hadisi açıklar mısınız? Açık değil mi? Yakup Aleyhisselam Yusuf Aleyhisselam beslediği duygu aşk mı? Ve vedud şefkat mi?
Rahman hangi esma daha etkin? Esmaların hepsi de etkin. Hayat-i Kerime ya Rahman de ya da Allah de. Siz Allah deyin. La ilahi illallah deyin. Ebeveynlerimizde olsun yakın çevremizde olsun hakaret küfür içerikli konuşmaları şahit oluyoruz bu durumda nasıl davranmalıyız bize hakaret ve küfürlü konuşan kimselere tutumumuz nasıl olmalı Allah razı olsun demiş. İnşallah mümkün olduğunca uzak durun nasihat edebileceğiniz kimselerse nasihat edin nasihat edemeyeceğiniz kimselerse içinizden Allah'ı zikredin. En sağlam kaynaklı hadisi nereden ve aynı kaynaklardan öğrenebilirim. Kütüb-i Sidd'de İbrahim Canan hocanın biz de Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'in ismi geçtiğinde salavat getiriyoruz.
Peygamber Efendimiz de salavat getirmiş. Salavatın önemi nedir? Soru makamı mahmud nedir? Salat-u selam getirin. Doğacak çocuğumuz için Allah'tan cinsiyeti ve özellikler için dua etmek istemek ne kadar doğrudur en güzel şekilde ne isteyebiliriz? Allah'tan hayırlı evlat isteyin. Zikir halkasına iblis girer mi açıklar mısın? Sen kalbini muhafaza et iblisten evlendiğin kişi senin kaderin mi? Evlenince oluyor. Evlenince kadar değil. Kimle evleneceğim belli değil. Sen seç. hadis-i şerif siz dindar olanını seçiniz. Nikah üç şey için yapılır. Güzelliği için, malı makamı için, bir de ne için?
Dini için. Siz dindar olanını seçiniz. Dindardan kasıt ne? Güzel ahlaklı. Güzel ahlaklı. Bizde bir de şöyle bir şey var. Hepimiz bu bizim bir tarafımız. Şimdi erkeklere bir kadın tarif edeceğim. Hafız namazında abdestinde mesture evinin içerisinde harika ama bir evinin içerisinde neşe dolu çok harika giyinen harika yemekler yapan harika bir anne harika bir eş örtülü hafız namazında abdestinde harika bir kimse.
Var mı böyle bir kadınla evlenmeyeceğim diyen? Ben varım. Bir kimsenin hidayetine sebep olursanız insanların ve meleklerin ve cinilerin yaptığı ibadetten evla ibadet etmiş olursunuz.
Herkes kılçıksız balık arıyor. Şimdi kadınlara da onlar da istiyorlar ki ehli tarikat olsun ama modern gümlü olsun dedikleri şey. Yani ehli tarikat olacak, şalvallı cübbeli olmayacak, dışarılarda sarıklı dolaşmayacak, kocaman sakalı olmayacak, kariyeri çok düzgün olacak, hali vakti yerinde olacak, Mercedes kenarda olacak, hanımefendiye açacaksın kapıya, adam da böyle olacak, yumuşak olacak, kredi kartını ona verecek, diyecek, hanım ben bu ay ne kadar harçlanabilirim, o da diyecek 500 lira, geri kalan e 5000 lira da benim
diyecek. Herkes böyle bir adam bekliyor. Aynı zamanda adam namazında, abdestinde, çok ahlaklı. Asla kötü söz çıkmayacak, asla kötü kelime çıkmayacak. Harika bir adam ya. Aynı dergahtan, aynı tarikattan, hayatım bugün tekkeye gidelim mi? tabi canım. Ama yemeği de dışarıda yiyelim. Ala olur. Pazar gün, Tekirdağ var. Bütün kardeşler gidiyor. Beni götürmüşsünüz? Tabi. Ama orada bir de köfte yememiz lazım. Ne demek aşkım? Harika bir adam. Desem ki şimdi kadınlara, doğru mu? Tamam, aradığımız bu. Böyle kader olsun, can kurban. Böyle bir evlilik yaparsan, ben güzel seçtim.
iyisini buldum. Bunların zıttı olursa, kaderimmiş körele sıcak. İşin kolayı herkese, işin zoru, er insana, er. Biz istiyoruz, olmuş, pişmiş, ağzımıza düşmüş. Öyle istiyoruz. Allah bizi affede. O yüzden siz iyisini, doğrusunu, güzelini seçmekle, aramakla mükellefsiniz. İyisini, doğrusuna, güzeline gitmekle mükellefsiniz. Evlenirken de, iyi ahlaklısınız, seçmekle mükellefsiniz. Evlenirken, düşüneceksiniz, taşınacaksınız, kaşınacaksınız, soracaksınız, iyi ahlaklı bir kimseyle evleneceksiniz.
Ama, evlendiğiniz bir kimse de, makul ölçülerde, geçinmeye gayret edeceksiniz. Allah cümlenizden razı olsun. Vakti geciktirdim. Tekrar tekrar hakkınızı helal edin. Ama geçen hafta öyle soru, yarım kaldıydı, sağlık sebeplerinden dolayı. O yüzden, yoksa herhangi bir yere, bir kimseye kızgınlığımdan değil, kızarsam da, kendi nefsime kızarım ve, sizlere kızmamaya gayret ederim. Zaten de kızmam. Allah bizi affetsin inşallah. Yoksa kar, yağmur, çamur, sıcak, soğuk, dinlemeden, buraya sohbete gelen bir kimseye kızmak, nefsine uymaktan başka bir şey olmaz. Biz Kur'an ve sünneti anlatıyoruz. Bazen, ne o? Volümümüz yükseliyor. Volümün yüksekliğini de, heyecanımıza bağlayın. Size bağırmak, çağırmak olarak algılamayın.
O yüzden, ben biraz, hakkınızı helal edin. Heyecanlı bir insanım, tezcanlıyım. Böyle bir an önce, ben istiyorum ki, bütün her şeyi anlatayım bir anda. Ve bütün her şey, böyle güzel olsun, iyi olsun. Bende öyle bir tezcanlılık var. O yüzden, hakkınızı helal edin. Sürtçülisan ettiysem, af ola. Ama bir türlü şu, şeye giremedik. Ne o? Padişaha giremedik. Hayırlısı, ben bu sene, bu haftada, sohbete erken başladım. Mesneviye zaman kalsın diye. Yine zaman kalmadı. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi