Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 8 Kasım 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Kasım 2014 · 59:03

Destur, selamun aleyküm, Allah gecenizi ayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Annemle aram iyi değil, sürekli beddua ediyor ve anne olduğu için beddualarının kabul olacağını düşünüyor, hep azarlıyor, bedduaları kabul olur mu?
Ben ve çevremde olanlar onun haksız olduğunu biliyor. Ben bu duruma çok üzülüyorum, annesiyle kızının arası iyi olanları kıskanıyorum, ne yapmalıyım? Anne babaya makul dairede iyi davranmak dinin emri, Kur'an ve sünnet dairesinde olan isteklerini yerine getirmek dinin emri. Burada bekar veya evli olduğunuzu sıra yazmamışsınız, normalde evli olanlar birinci derecede kocalarına itaat edecekler, annelerinle, babalarıyla da iyi geçinecekler.
Ama ve lakin bazı aileler kızları evlendikten sonra da onların üzerinde hala daha etkili olmaya veya onlara söz geçireceğim diye uğraşıyorlar. Bu Kur'an ve sünnette yok. O yüzden normalde çocuklar evleninceye kadar, bayanlar, erkekler ölünceye kadar anne babalarıyla iyi geçinecekler, onun dualarını alacaklar. Ama bazı anne babalar çocuklarına bu noktada zulmediyorlar. Burası acı sıkıntılı bir nokta. Ama yine de çocuklar makul dairede anne babalarıyla iyi geçinip onları kırmamaya, üzmemeye gayret edecekler. Nefisler olmasaydı insanlar arasında manevi derece farkı olur muydu? Normalde bu yaratılış, Cenab-ı Hak böyle yaratmış fıtrat olarak hepimizi ayrı ayrı nefislerde yaratmış. Muhakkak nefisler olmasaydı insanlar kötülük yapmazlardı. O zaman melek gibi olurdu.
Melek gibi olunca da imtihana tabi tutulmazdı. Sonuçta insanız, imtihana tabi tutulacağız. İyiliklerden ve kötülüklerden sorumluyuz. Nefsimiz kötülük isteyecek, bazen iyilik isteyecek, kah eşecek yerler gibi, kah çoşecek seller gibi. Bunların içerisinden biz Kur'an ve sünnet tarihinde duraraktan bu dünya hayatını sonlandıracağız. O yüzden biz olmasaydık öyle mi olurdu? Nefis olmasaydı böyle mi olurdu? Bunları düşünmeye gerek yok. Biz anı yaşayalım. Bugün nefes alıyorsak, bugün bu nefesimizi neyle harcadık, nerede kullandık? Ona bakalım, kendimize bir düzen, bir sistem oturtturalım inşallah. Annem nişanlımı ve ailesini istemiyor. Sürekli sorun çıkarıyor ve benimle konuşmuyor.
Düğünüme yedi ay kaldı, ben sabredip anneme cevap vermemeyi seçiyorum. Ama dayanamıyorum, ne yapmalıyım? Bakın, gençlere tavsiyem. Bizim toplumumuzda eğer anne baba bir erkeği veya bir kadını istemiyorsa, o evde dirayetin kurulması, mutluluğun kurulması çok zor. Erkek çok dirayetli, çok siyaset sahibi olursa, diyelim ki onun eşini, kendi annesi, babası çok beğenmiyorsa, o açığı kapatabilir. Bunlar böyle zor işler.
Öyle olunca gençlere tavsiyem şu, kendi kafanızdan evleniyorsanız, bu mücadele zor, çetin bir mücadele. Bu yolu tek başınıza aşmanız, tek başınıza götürmeniz, dirayetli bir kimse için mümkün olabilir. Ama erkek veya kadın, bu noktada dirayetli değil ise, bunda sıkıntı olabilir. Erkek ve kadın, dirayetli olur, birbirlerine destek olurlarsa, ve akil davranır, siyaset yaparlarsa, işin üstesinden gelebilirler.
Ama öbür türlü, bunun üstesinden gelmek biraz güç. Ön tarafa doğru yanaşı verin, arka taraf bir şey olsun, herkes bir iki dizinin üzerine çıksın. Bizim toplumumuzda en büyük handikap bu. Biz çocuklarımızın evliliklerine saygı gösterip, onların evliliklerine destek olmuyoruz.
Çocuklarımızın seçimlerine saygı gösterip, onların seçimlerine destek olmuyoruz. Çocuklarımızın yapmış olduğu evliliklere saygı gösterip, onların evliliklerine destek olmuyoruz. En büyük problem bu. Cahilce bir tutum içerisindeyiz. Yani erkek veya bayan hiç önemli değil. Yani işte bu aslında haram, dışarıda görüşmüşler, konuşmuşlar. O zamana kadar aileler, anneler, babalar, çocuklarının bu tutumlarına karşı, siz bu haramı nasıl işlersiniz deyip önlerine çıkmıyorlar. Veyahut da çocuklarını o haramdan uzak tutmaya gayret etmiyorlar. Çocuklar ne zaman ki kendi başlarına evlenmeye kalkıyor, aileler ayağa kalkıyor. Anne babalar, çocuklarının evliliklerine destek olsunlar makul dairede.
Karabasan diye bir şey var mı? Var. Eşim buraya sürekli gelmesine rağmen evde bana çocuklarıma hakaret ediyor. Şiddet uyguluyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Sizce nasıl davranıyorum? E laf biraz ağır ama yerine oturuyor bazen. Neydi? Merkep hacı olmaz gitmekle Mekke'ye, herkes derviş olmaz gitmekle tekkeye. E buraya herkes gelir ama herkes derviş olmuyor. Kıymetli dostlar, dervişlik güzel ahlaktır. İnce ahlaktır.
Eşini dövmek, çocuklarına şiddet uygulamak, hakaret etmek, insanları küçümsemek ki bu eşinse, çocuklarınsa bu insanlık değil önce. Bu insanlık değil. Bir erkek veya bir kadın bu manada eşini küçük görüyorsa, hiç önemli değil erkek veya kadın. Şimdi kadınlar da kocalarını küçük görüyor.
Erkek veya kadın eşler birbirlerini küçük görüp birbirlerine hakaret ediyorlarsa, birbirlerine insanlık dışı muamelelerde bulunuyorlarsa, önce kendi insanlıklarına bakacaklar. Kişinin derviş olması, dervişliğe rağmen olması, tasavvufu yaşaması güzel ahlaka rağmen olacak. Allah'a vuslat olmak isteyenler, Allah'a yakın olmak isteyenler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ahlaklanacaklar.
De ki ey Habibim, de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah'ı sevme iddiasındadır, sufi yolunu seçenler. Bu tekkeye gelenler Allah'ı sevme yolunu seçmişlerdir. Allah'ı sevme yolu Muhammed Mustafa'ya uymakla başlar. Uymakla devam eder, uymakla sona erer. Kur'an-ı Kerim'de eşlerinizi dövünüz diye ayet-i kerime vardır. Serkeşlik yapan eşler vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dövmemiştir. O dama çıkmış. Eşlerini evden kovmamış, çocuğunu evden kovmamış, eşini dövmemiş, çocuklarını dövmemiş. Dayak hayvani noktadaki insanlara korkutma amacıyla verilmiştir.
E sen evde bir hayvanla mı yaşıyorsun ya? Kaldı ki din hayvanların dahi dövülmesine karşı çıkmış. Siz hayvanı dahi dövemezsiniz. Sufilik şerbeti içiyorum diyenler, sufilik yolundan gidiyorum diyenler, eğer ev halkınıza şiddet uykuluyorsanız, sizin vücudunuz buraya gelmiş gitmiş. Ruhunuzun, gönlünüzün bizde ilgi ve alakası yok.
Bedeniniz gelmiş buraya, parka gelir gibi, bahçeye gelir gibi, sinemaya gelir gibi. Beden gelmiş. Hani Hz. Yunus der ya, ey der sen bir kara taşsın. Deryanın içine düşsen de su almazsın. Biz kara taşlardan olmayalım. Bu manada soy isim kara taş olarak Adnan değil yani. Biz içine su almayan taş gönüllülerden olmayalım. Eşleriniz hata yapabilir, çocuklarınız hata yapabilir. Kadın erkek, her ikisi için de söylüyorum. Hataları örtmekte gece gibi ol. Nerede kaldı? Hataları örtmekte gece gibi ol. Evet, biz çocuklarımızı doğru yetiştirmeye gayret edeceğiz.
Elimizin altındakilerden sorumluyuz. Onların doğru bir hayat yaşamaları için gayret göstereceğiz. Ama bu dayakla değil. Kadınlar, siz de eşlerinize karşı iyi muamelede bulunun. Erkekler de sizlere karşı iyi muamelede bulunsunlar. Ama erkekler unutmayın. Kadınlarınız size Allah'tan bir emanettir. Kadınlarınız size Allah'tan bir emanettir.
Emanete riayet edin, hıyanet etmeyin. Emanete iyi bakın. Emaneti bu noktada yerli yerinde kullanın. Ve bilin ki o size Allah'tan gönderilmiş. İman etmediniz herhalde. İman ettiysen Allah'a eşin sana Allah'tan gönderilmiş bir emanet. Daha ne lazım ki? Ey iman edenler iman ediniz. Bu sebepten dolayı. Ey iman edenler iman ediniz. Allah'a iman ettiysek bir emanet var. Kimin?
Allah'ın ya. Elinizde Allah'ın emaneti var. Sufi böyle düşünür. Elinde Allah'ın emaneti var. Elinde Allah'ın emaneti var. Sabaha kadar tefekkür etsen işin içinden çıkamazsın. Allah'ın emanetine nasıl tokat vurabiliyorsun? Allah'ın emanetine nasıl hakaret edebiliyorsun? Allah'ın emanetine nasıl tepeden bakabiliyorsun? Allah'ın emanetini nasıl üzüp kırabiliyorsun? Allah'ın emanetini nasıl hor hakir görüyorsun? Bu nasıl sufilik? Bu nasıl müminlik? Bu nasıl Allah'a iman etmek? Dostlar, iman ettik öyle değil mi? Din sadece namaz için mi?
Oruç için mi? Örtü için mi? Sakal için mi? Cübbe şalvar için mi? Yok böyle bir şey. Eşini mutlu edemeyen Allah'a vuslat mı olacak? Eşinin yüzünü güldüremeyen Allah'ın mı yüzünü güldürecek? Allah bizi affetsin. İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Sadı-ı Şerif'in mucibince kimleri sevip kimleri sevmeyiz? La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenleri severiz. Siz sevin yeter ki ya. Benim başımdan geçen durum gelinimin hakkında konuşurken, hanım buna sus konuşma günaha giriyorsun deyince ben de tersine konuştum.
Yok sevaba giriyorum diye. Ama kalbimden günaha giriyorum demek istedi. Hanım bana ters konuştuğu için bize tecdil iman ile tecdil-i nikah ister mi? İster. Hocam erkeğim kaşımın ortasındaki tüyleri alıyorum çok kötü duruyor. Caiz mi? Caiz. ABD'li iki bilim insanı beyin ve kalp durmuş. Kanınız çekilmezse yani ölmüşsünüz. Tekrar yaşama döndürüleceğinizi açıkladı. Ölüyü diriltecek yöntem şu şekilde anlatılıyor. Ölümün ardından beden 20 derece soğutuluyor. Kanserin fizyolojik değiştiriliyor. Vücutta hasar giderilip kan yine bedene pompalanıyor. Kalp tekrar atıyor.
Gözler açılıyor. Yaşam devam ediyor. Soru üstadım siz ölüyü diriltme hakkında ne düşünüyorsunuz? Ölüyü diriltme değil o. Cenab-ı Hak bir şey normalde ölüme çare yok daha. Bir kimse vücudu çalıştırabilir. Ona Cenab-ı Hak ruhu tekrar vermezse O yine gözünü açsa dahi yaşam belirtileri olmaz. Gusül abdestin bir saat sürüyor. Kıl köklerine su gitmediğini düşünüyorum. Bu yüzden çok vakit harcıyorum. Ne yapmalıyım? Gusül belli. Hanefi'ye göre ağza burnuna su vermek. Bütün vücudu yıkamak. Vücudunu yukarıdan aşağı su değdiğine hükmettin. Suyu akıttın yukarıdan aşağı. Gusül olmuştur. Terk et banyoyu. Mürşidi Kamil dervişinin kendine yaklaşmasını ne için istemez?
Dervişin ona layık olmamasından mı? Yoksa dervişi sevmediğinden mi? Bu durum canımı çok yakıyor. Hem zahiri hem manevi bir kere. Buldum sizi sizden uzak durmamak istemem. Kötü bir şey mi? Hakkınızı helal edin. Biz neden uzaklaştıralım ki? Her şeyin edebi adabı var. Kimseyi uzaklaştırmayız. Bir erkeğin evlenmek için araması gereken şartlar neler olmalıdır? Valla şart şurt arıyorsanız Allah yolunuzu açık etsin. Armut'un çöpü, üzümün sapı derken ömür geçer ya. Ne şart arıyorsunuz ya. Bakın erkek dediğiniz zaman bir erkek profili çizerim mesele biter. Eğer bir kimse erkekse gerçekten hiçbir şartı şurt aramaz o. Ne şart arayacak ki?
Benim bildiğim adam adamdır. Erkek erkektir. Evlenecekse çıkar evlenir. Evlenecek olduğu kimseyle alakalı Kur'an ve sünnet dairesinde hayatına devam eden. Ne şart arayacak ki adam? Kadın kendince arar.
Arasın da. Arasın. O da kendi şartlarına uygun birini bulsun. Evet nikah dört şey için yapılır. Siz dindar olanını seçiniz demiş. Eyvallah. Güzel. Sen hazır pişmiş lokma istiyorsan öyle yap. Sen al. O her şeyi öğrenmiş bir hanım al. Harika. Sen nereye kadar onunla geçinebileceksin? Her şeyi öğrenmiş bir kadın bütün öğrendiklerini senin üzerinde uygulamaya kalkarsa sen zaten evlenemezsin ki. Biz sanki çok dindarmışız gibi erkekler olarak söylüyorum.
Çok dindar bir kadın arıyoruz. Kadınlar sanki çok dindarlarmış gibi çok dindar bir erkek arıyor. Ya çok dindar bir erkeğe uyamazsın ki sen. Ne yapacaksın? İki kırık bir yerde yakışacak işte. Bizde böyle bir şey oluşuyor. Biz yani buradan hareket ederekten ne istediğimizin farkında değiliz. Hazreti Mevlana diyor ki ey oğul isterken ölçülü iste.
Kadınların hepsi de birer Meryem olmak istiyor. İsa doğuracaklar. Kadınların hepsi de birer Amine olmak istiyor. Muhammed'i Mustafa'ya doğuracaklar. Evet. Kadınların hepsi de harika bir adamla evlenmek istiyor. Hiç kimse kendine bakmıyor. Erkekler de öylesine ki harika bir kızla kadınla evlenecekler. Kendine bakmıyor. Kendine bakmıyor. Ölçülü iste. Nelere dikkat etmeli dedi. Benim için bir sıfır mağlup. Neden? O kendinde bir güç görmüyor. Kendinde bir bilgi görmüyor.
Kendisinde bir feraset görmüyor. Kendisinde bir erkeklik görmüyor. Bir adamlık görmüyor. Kendisini tam kapasiteli görmüyor. Görmediğinden dolayı ben diyor ağzı yüzü yontulmuş bir hale gelmiş hazır alayım. Ne kadar güzel. Uğraşmayacak arkadaş hiç. Tamam. Peki sen? Sen neredesin? Makul darede kendinizce, kendi seviyenizde makul evlilikler yapın. Kur'an-ı Kerim'de Müslüman erkeklere dörder eşe kadar izin verilmiş Peygamber Efendimiz'in ondan fazla evlilik yapmasının nedeni nedir? Ayet-i Kerim'e sonradan geldi. Bir, ikincisi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hukuku özeldi.
Kendine aitti. İki, peygamberlerin hukuku özeldir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem el öptürür müydü? El öptürmek manuvatı nasıl ve ne kadar etkiler? El öpmek sadece saygıdan ibaret midir? Sadece saygıdan ibarettir. El öptürmek, imamlar fetva vermişler. İnsanlar hocalarının, alimlerin, babalarının, kadınların, kocalarının ellerini öperler. Eşim askere gitti, namaz kılması sıkıntılı oluyor. Nasıl namaz kılabilir? Kılmaya gayret etsin. Annemin annesi, anne ve babamızla kırgınlar. Torun olarak bizler anneannemle görüşsek, anne ve babamız hakkında acı şeyler söylüyorlar. Biz artık buna tahammül edemiyoruz ve onlarla biz de görüşmemeye başladık. Akrabaluluk hukukunu düşünce yanlış mı yapıyoruz?
Torunlar veya yeğen olarak bize düşen ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Dedelerinizle, nenelerinizle görüşün. Korku, huzursuzluk ve stres gibi psikolojik sıkıntı ve buhranlarda neler yapmalıyız? Bunlar kader mi? Bunlar kader değil, rahatsızlık, tedavi olacaksınız. Kaderi açıklar mısınız? İnsan kendi kaderini çizebilir mi? Doğumumuz kader, ölümümüz kader, geri kalan hiçbirisi bu noktada kendi cüz yirademizde akıl bali olduktan sonra evlilikte erkeğin, kadının üzerindeki hakları, kadının da erkeğin üzerindeki hakları nelerdir? Dedin, kaldın burada. Neden ya evlilikleri hala daha birbirimizin üzerindeki haklar olarak görüyoruz? Erkekler hiçbir hakkınız yok.
Kadınlar hiçbir hakkınız yok. Birbirlerinizi seviyorsanız evlenin. Bir kimse için kafir, münafık gibi lafızlar kullanmış mıdır? Günümüz insanları kişiler üzerinde ölü veya sağ, önceki kafir, münafık gibi sözler kullanıyorlar. Sizin düşünceleriniz nedir bu konuyla alakalı? Kimseyi biz bu noktada kafir, münafık diye söylemeyelim. Siz sohbetlerinizde cihadı anlatırken kılıç ve kalkanla, top ile tüfekle olanı mı anlatıyorsunuz? Yoksa Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurduğu en büyük cihat, nefis de cihat buyurduğu cihadı mı anlatıyorsunuz? Açıklarsanız sevinirim. İkisi de, iki mümin Müslümanın Allah'ı zikir eden kişilerin küs kalması, soru sorulunca kardeşindakinin cevap vermesi hakkında görüşleriniz nedir?
İki Müslüman üç günden fazla küs kalmaz birbirlerine. Eğer mümin iseler. Evet. Hızla geçtim, sorulara cevap vereyim diye inşallah. Bir nefes alayım, bir iki yıdım çay içeyim. Bu sorularla alakalı çünkü tehdit aldım az bir şey. Başına kaskla gel dediler, yani başım yukarı vuracak gibi baktım öyle, yok. Oraya kadar zıplamam herhalde ben. Kilom ağır. Tevhidi şeytandan öğrenmeyen kafirdir. Ahmet Gazali, tek tanrı inancı insanlık düşüncesini fakirleştirmiştir diyen, İskoç asıllı ünlü filozof David Hume'nin görüşünün aksine, dinler gerçekte insanlık düşüncesini zenginleştirmiştir.
Oysa İslam'da görüş, belirtme ve tartışma hürriyeti vardır. Ebu Hanife bir fetva verdiğinde şöyle derdi. Ebu Hanife'nin reyidir. Bu benim ortaya koyabildiğim en iyi görüştür. Eğer bir kimse daha iyi bir görüş ileriye sürerse, o tercih edilmelidir. Bunu çoğaltabiliriz. Allah'a giden yollar, yaratılmışların sayısı kadardır. Peygamberimiz, dini ve fikri, görüş ayrılıkları ile ilgili, ümmetimin ihtilafında rahmet vardır demiştir. Tevhidin yalnızca İslam'a özgü olmadığını, Kur'an'ın açıklamalarına göre bütün peygamberlerin hedefinin, tevhid düşüncesini yaymak olduğunu kabul etmeliyiz. İnsanın Tanrı'ya karşı hissettiği duygusal ihtiyaçlarından biri, bütün varlıkta bulunan mutlak bir güç, güvenli bir sığınak ve belli bir kutsal yön ve mana hissidir.
Dualizm, teslis ve çok tanrıcılık bu ihtiyacı içinden çıkılmaz hale getirir. Ali Şeriat'i, bütün bu sapıklıklar, günahlar, cinayetler, rezaletler, geri kalmışlıklar ve yüz karası işler, şu üç etkenden kaynaklanır. Cehalet, korku, menfaat. Tevhid ise Allah'ın birliğine inanan insandaki bu üç etkeni yok eder. Cehaletten kasıt, Sokrat'ın kullandığı anlamdaki ilmin değil, hikmetin karşıtı olan şeydir.
Sokrat hikmeti, ahlakın garantörü sayar. İnsanlığın maneviyat tarihini inşa eden büyük medeniyet kuran peygamberler, tamamen ilim, felsefe ve okuma yazma bilmeyen çobanlar ve işçilerdir. Kur'an'ın peygamberlere olumlu bir nitelik olarak nispet ettiği bu ümmi sıfatı çok derindir. Son peygamberin ansiklopatik bir bilgin, seçkin bir deha olması gerekirken, o mektep, medrese, ilim ve felsefeden mahrum, okuma yazma bilmeyen biriydi.
Bir tarafta Ali, Ebu Zer, Köle Bilal, Afrikalı Zenci Sümeyye, Hurmacı Veysel, diğer yanda İbni Sina, Razi, Kindi, İbni Mukaffa, onlarda olup bunlarda olmayan nedir? Farabi, İbni Rüşd, İbni Hindu ve bunun gibiler, hikmeti hem bir disiplin hem de bir düşünce tarzı olan felsefeyle aynı görmüştür. Oysa her hikmet felsefedir. Fakat her felsefe hikmet değildir. Hikmet, Kur'an'ın her yerinde doğru bilgi, bilinç ve gerçek tanıma anlamında kullanılmıştır. Mütevatir bir hadiste, Tirmizi İlim 19, İbni Mace Züht 17, Hikmet, müminin yitidir buyrulmakta. İslam alimleri felsefe karşısında iki düşman gruba ayrılır. Fakihler ve arifler bir yana filozoflar diğer yana.
Hikmeti Yunan felsefesiyle aynı manada kullanan filozoflar, onu meşayi felsefesinin, varistoculuğun, haklılığının bir delili saydılar. Halbuki o çağda İslam peygamberi, Yunan felsefesi lehine şöyle bir sözü söylemesi nasıl mümkün olabilir? Hikmet, müminin yitidir, nedir? Bu yazı alıntılar içerisindir. Hikmet, tarih boyunca peygamberlere büyük bir kısmı meccanen verilen ve o peygamberlerin bir vazife, bir görevle bütün insanlara öğretmeye çalıştığı varoluşun sebebi, varoluşun gerçeğidir.
Bu manada hikmeti Allah'ın yeryüzüne insanlar için indirmiş olduğu bilgi topluluğu veyahut da bir insanı insan eden bütün ilimlerin, bütün var olan, var olan her şeyin topluluğudur. Biz hikmeti ilmin üstünde tutarız.
Çünkü ilim sadece bilgilenmekten geçer. Hikmet ise bu bilginin üstünde bir şeydir. Hikmet sadece bilmek değildir. Hikmet o bilgiyi aktif etmek, o bilgiyi yaşatmak, o bilgiyi hayata döndürmek, o bilgiyi kinetik enerjiye döndürmek, duran enerjiden hareket eden enerjiye döndürmektir. Hikmet bir bakıştır, hikmet bir duyuştur, hikmet kalpten gelen ilhamdır, hikmet rüyadır, hikmet dört göre dört on altıdır, hikmet astrofiziktir, hikmet Adem Aleyhisselam'dan Muhammed Mustafa'ya kadar gelen her ne kadar bilgi varsa tamamıdır.
Hikmet, Hz. Muhammed Mustafa'dan sonra insanların ebedi olarak Allah'tan alacakları öğüt malzumeleridir. Hikmet insanın yaratılış amacıdır. Hikmet Allah'ı anlamaktır. Hikmet Allah'ı bilmenin üzerinde onu yaşamaktır. Hikmet bu manada insanoğlunun yitik malıdır.
Aslında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri müminin yitik malıdır. Çin'de de olsa gidiniz alınız dediği şey bu manada Müslüman için, mümin için olması gerekendir. Bunun içerisinde şefkat vardır, yaşantı dediğim o. Bunun içerisinde merhamet vardır. Bunun içerisinde insanlığa saygı, dünyaya saygı, varlığa saygı. Bunun içerisinde hayvana, ota, böce, çiçeğe, taşa, toprağa, meyvaya var olan bütün her şeye saygı, hürmet, şefkat, merhamet, sevgi. Hepsi de hikmetin içindedir. Çıplak bir bilim, şefkatsiz, merhametsiz, insanlıktan uzak bir bilim, Hiroşima'ya bomba atar. Atom bombası atar, atom bombasıyla oradaki varlığa en büyük ihaneti ve en büyük darbeyi vurur.
Bilim, oturur, kediden köpek üretmeye çalışır. Fıtratı bozar, içinde şefkati, merhameti, Allah inancı, sevgisi yok ise, varlığa saygısı yok ise, kediden köpek oluşturmaya çalışır. Çıplak bir bilim, hikmetten uzak bir bilim, erkekleri kadınlaştırmaya çalışır. Hikmetten uzak bir bilim, kadınları erkekleştirmeye çalışır.
Hikmetten uzak bir bilim, insanın varoluş fıtratını ve dünyanın varoluş fıtratını değiştirmeye çalışır. Ne yazık ki, dünya üzerinde, dünya üzerinde peygamberler, peygamberler hikmeti, peygamberlere karşı gelenler ise çıplak bilimi, çıplak bilgiyi savunmuşlardır. Oysa çıplak bilgi, hiçbir zaman hikmet olmamıştır.
Ve insanoğlunun hep başına çorap örmüştür. Mutsuzluk getirmiş, sıkıntı getirmiş, savaş getirmiş, açlık getirmiş, bela getirmiş, musibet getirmiş, cehalet getirmiştir. Bugün insanoğlu, ne yazık ki, bilime ulaşırken, hikmete ulaşmakta güçlük çekmektedir. Ve insanlar, ne yazık ki, hikmetten uzaklaşmışlardır. Uzaklaştırılmışlardır.
Ne yazık ki, makinalaşmaktayız. Ne yazık ki, robotlaşmaktayız. Ne yazık ki, düşünüp, tartışıp, doğruyu, doğrunun doğrusunu, doğrunun doğrusunu araştırmaktan uzakız. Bu kısır bir döngünün içerisinde, dünya 200 yıldan beri, 300 yıldan beri, bu kısır döngüyü aşmak, bu kısır döngünün içerisinden çıkmak ancak Müslümanlara kaldı. Müminlere kaldı. Bunu artık Batı'dan beklemeyin. Batı kendisini hikmete rahmetmedi. Batı, bilgiyi çıplak olarak aldı ve onu çok baskıcı bir şekilde kullanıyor. Tabiri caizse, bilgiye ulaştı, bilgiye ulaşınca o bilgiyle bütün insanları hegemonist bir yapının içerisinde köleleştirmeye çalışıyor. Buna karşı çıkacak olan hikmettir.
Buna karşı çıkacak olan gözyaşıdır. Buna karşı çıkacak olan şefkattir, merhamettir, muhabbettir, sevmektir, kardeşliktir. Buna karşı çıkacak olan sevgidir. Buna karşı çıkacak olan insan sevgisidir, Allah sevgisidir. Buna karşı çıkacak olan hayvan sevgisidir, çocuk sevgisidir. Çok tuhaf gelecek size. Yeşil sevgisidir, meyve sevgisidir, sebze sevgisidir. Natural toprak sevgisidir. Natural insan sevgisidir. Natural kardeşlik sevgisidir. Natural arkadaşlık sevgisidir. Natural eş sevgisidir. Natural kadın sevgisidir. Natural erkek sevgisidir. Natural otantik, kalpten doğan, içten doğan bir duygudur. Yoksa insanlar batının bu bilim üstünlüğünün altında esir kalırlarsa, bilin ki, bilin ki sevgiden, merhametten, şefkatten, insanlıktan uzak bir insanlık geliyor.
Ama bunun biteceğine inanıyorum. Müslümanlar yenilmişliklerinin sendromunu atlatır ve bilginin karşısında yenilmişliğini bir kin haline getirip etrafa kinlenirlerse bu hikmete sahip olamazlar. Bu yenilmişlik psikolojisinden uzaklaşıp, birbirlerimizi sevmedikçe, insanları sevmedikçe biz hikmeti ayakta tutamayız. Çanakkale'de kendi vatanını, kendi memleketini, kendi insanını koruyan Mehmetçi'in savaş molasında kendi vatanını, memleketini, namusunu kirletmek için gelmiş olan yabancı askerlere suyunu ve ekmeğini paylaşmaktır hikmet.
Hikmet, sana zulmetmeye, seni öldürmeye gelen bir kimseye merhametle, şefkatle yaklaşmaktır hikmet. Hikmet, Adem'in şehit olan çocuğu gibi davranmaktır. Hikmet, Hazreti Hüseyin gibi davranmaktır.
Hikmet, Hazreti Hasan gibi olabilmektir. Bir devlet makamını elinin tersiyle itebilmektir. Hikmet, doğrunun yaşanması ve doğrunun hakim olması için Hazreti Hüseyin gibi canından geçebilmektir. Gerçekten insanlığın hikmete ihtiyacı var. Bu, bilgiyi reddetmek değil, bilginin üzerinde şefkatle, merhametle yaklaşmaktır. Hikmet, az önce sorulara cevap verirken, annem bana kötü davranıyor derken, benim ona iyi davran deyip, o kimsenin de kendisine kötü davranan annesine iyi davranmaktır. Hikmet budur.
Hikmet, sana laf söyleyen, seni eleştiren, senin gıybetini dedikodu eden kimseye elini uzatmaktır. Hikmet budur. Hikmet, affetmektir. Hikmet, doyurmaktır seni aç bırakana. Hikmet, selam vermektir sana selam vermeyene. Hikmet, gitmektir sana gelmeyene. Hikmet, sevmektir seni sevmeyene. Hikmet, sana zarar verene dua etmektir. Hikmet, sana kötülük yapana senin iyilik yapmandır. Her harik halde. Hikmet, iyi insan olmaktır. İyi insan olmak.
İyi insan olmak. Hikmet, iyi ahlaklı olmaktır. Sadece bilgiye sahip olmak değildir. Yoksa, hikmetin genel manada gerçek sahibi Allah'tır. Hikmet bu manada ilmi ledündür. İlmi ledün ise, direk Allah'ın, direk Allah'ın kendi ilim deryasından o bir kimsenin gönlüne ilmin akmasıdır. İlmi ledün.
Eğer siz, iyi ahlaklı olur, iyi insan olursanız, Cenab-ı Hak sizin bilmediklerinizi öğretecek olandır. Eğer ayet-i kerimede der ki, siz bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi öğretir. İşte hikmet, bildiklerini yaşamaktır.
Bildiklerini yaşamıyorsan, yine ayet-i kerime mucibince, kitap yüklü eşeklerden farkın olmaz. O zaman, burada aranan şey, burada aranan şey, bildiklerini yaşamaktır. Hikmetin zaten en önemli şeyi, bildiğini yaşamaktır. Doğru bildiğini yapmaktır. Doğru bilgiyi, harekete geçirmektir hikmet. Az önce bir kardeş diyor ki, eşim buraya gelmesine rağmen, evde bana ve çocuklarına şiddet uyguluyor diyor. İşte bu, bildiği halde, bakın bildiği halde yapmamaktır. Yani, kitap yüklü eşektir. Bir kimse doğruyu bildiği halde yapmıyorsa, kitap yüklü eşektir. Ve o kimse, insanlıktan uzaktır.
Biliyor mu? Evet. Bildiğini yapmıyorsa, kitap yüklü eşek. Bugün Müslümanların en büyük problemi, bildikleri halde yapmamamalarıdır. Bildikleri halde yaşamamalarıdır. Bildikleri halde yapmadıklarından ve yaşamadıklarından dolayı hikmete sahip olamazlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, 40 gün sabah namazına kalkan bir kimsenin, Cenab-ı Hakk'ın o kimsenin kalbine, kendi hikmet pınarından akıtacağını söyler.
O zaman demek ki, bir kimse bildiğini harekete geçiremiyorsa, o kimse hikmete nail olamayacak. Bilgili, bu neye benzer? Bir kimse Kur'an-ı Kerim'i komple hıfzetmiştir. Komple öğrenmiştir. Ama hiçbir şeysini yaşamıyordur. Veya bir kimse kendince insanlık adına doğru olan her şeyi biliyordur. Ama yerine getirmiyordur. Müslüman, bu manada hem ibadetlerinden, hem ahlakından, hem de nefes alıp verdiği müddetçe her şeyinden sorumludur. Öyleyse, mümin, bildiklerini harekete geçiren, harekete geçirip onu yaşayan hikmet sahibidir. Bu manada. Eğer öyle değilse, eğer o noktada değilse, o kimse sadece ve sadece biliyordur.
Hikmet sahibi değildir. Arasındaki fark şudur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelmezden önce, Ebu Cehil, hikmetin babası olarak görünüyordu. Onun İslam'dan önceki lakabı Ebu'l-Hikem'di. Hikmetin babasıydı. İslam'dan önceydi. Ve Ebu Cehil çok bilgiliydi. Çok bilgili olduğu için, bir peygamberin de gönderileceğini ve Kureyş'ten gönderileceğini de biliyordu. Ve kendisine peygamberlik bekliyordu. Kendisine peygamberlik bekleniyordu. Ve Kureyş'in ileri gelenleri bir şey danışacağında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası olan, Ebu Cehil'e danışıyorlardı. Ebu Cehil danışma kurulunun başkanı gibiydi. O, Hz. Peygamber'den önce, hikmetin babasıydı.
Çünkü, o bölgede ondan daha bilgilisi yoktu. Ama, bu yazıda belirtildiği gibi, Cenab-ı Hak, peygamber olarak, Hz. Muhammed-i Mustafa'yı seçmişti. Sallallahu aleyhi ve sellem'i. O, peygamberliğinden önce de, hiçbir yanlış yapmadı. O, peygamberliğinden önce, insanlık dışı hiçbir davranışı yoktu. O, peygamberliğinden önce de, şefkat, merhamet, sevgi, muhabbet, vefa, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik, iyi insan, olma noktasındaydı. Bu, tamamiyetle insanlık adına, eksik olan hiçbir şey yok idi. Tamdı. O yüzden, o insanlar, onun peygamberliğine iman ettiler.
Ve, o hayatı boyunca, insanlık dairesinin dışında, bir zerre dahi hareket etmedi. Bir zerre. İnsanlık ölçüleri, insanlık doğruları, o kadar yücelerin yücesindeydi ki, bir insanın, ona takat getirmesi, mümkün değildi. O yüzden, Hz. Peygamber, bana uyun, bana uyun derken, zahirini söyledi.
Manası, haliyle, hani, ibadetleri benden gördüğünüz gibi yapın. Onun haline ulaşmak, çünkü çok güçtü. Biz, gördüğümüz gibi yapıyoruz. Oysa, Allah'ı seviyorum diyenler için, farklı bir ibare var. Ne? bana uyun. Bakın, bu daha farklı. Sevme iddiasında bulunanlar, ona uyacaklar.
Normal şartlarda, ondan gördükleri gibi yapacaklar. Sufiler, ona uyacaklar. Az önce eşine şiddet davranan kimseye, o yüzden kızdım. Siz bir tekkeye gidiyorsanız, hikmet ehli olma yolunda olacaksınız. Bu, Muhammed-i Mustafa'ya uyumayı gerektirir. Sallallahu aleyhi ve selleme. Buna, derdin yok ise, bal mumunla davet etmiyor, hiç kimse kimse. Evet, sufiler, kendi yollarına, insanları zorla getireceğiz diye uğraşmazlar. Herkes, sufi olacak diye bir kayıt yok. Bir dert yok, bir zorunluluk yok.
Öyle gidip iki zikrullah yapmakla da, sufi olunmaz zaten. Öyle gideyim, iki rüya göreyim, iki de ders çekeyim, orada da oturayım, bir sallanayım, sufi olayım, yok öyle bir şey. Sufi olma yolunu seçenler, Muhammed-i Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, uymayı, göze alacaklar. Bu yol, ona uyma yoludur. Hikmet yoludur. Hikmet, hikmet. Bu manada, Muhammed-i Mustafa'nın haliyle hallenme, ona uymadır. Ona uymadır. Bir kimse, ona uyabildiği kadar, hikmet sahibidir.
Af edebildiğin kadar, hikmet ehlisindir. Hataları örtebildiğin kadar, hikmet ehlisindir. Yanlışları düzeltme gayretinde, bulunabildiğin kadar, hikmet ehlisindir. Açları doyurabildiğin kadar, hikmet ehlisindir. İhtiyacı olanların, ihtiyaçlarını görebildiğin kadar, hikmet ehlisindir. Haramlardan uzak durabildiğin kadar, hikmet ehlisindir. Allah'tan alabildiğin, ilham kadar, hikmet ehlisindir. Bu, satırdan okumakla değil, bu sadırdan okumakla mümkündür. Bu, içten okumakla mümkündür. Bu, dıştan okumakla, mümkün değildir. O yüzden, tarih boyunca, bütün insanlar, doğrunun doğrusuna, ulaşmak için, gayret etmişler.
ve insanlar, doğru nerede? Ben, nereden doğru, daha doğru öğrenebilirim diye, yollara düşmüşler. Nereden doğru öğrenebilirim diye, yollara düşmüşler. Doğruya, ram olmuşlar. Bunun için, seyahatler etmişler. Bunun için, o doğru bildikleri, kimselerin önünde gidip, doğrularını öğrenebilmek için, talebe olmuşlar. Biat etmişler. Bunda, sahabeden de örnekler vardır. Efes'e kadar gelir, nalum. Efes'ten Şam'a gider. Kim? Sahabelerden? Türk. Cennetle müjdelenen. Ben, Resulullah'ın ehli beytiyim diyen. Ne yaptı?
Babasının evini, barkını, sarayını terk etti. Öğrenmek için, Efes'e kadar geldi. Efes'te bir papazdan, ilim öğrendi. O papaz, ölmezden önce, onu kime yönlendirdi? Şam'da ayrı bir papaza. Şam'da ayrı bir papaza gitti. Onda da yıllardır, ilim öğrendi. Yaa, Selman'ın faresi. Ondan sonra, Şam'da yıllarca ne yaptı? Onda ilim öğrendi. O, onun aradığı, hikmetti. ve, Şam'daki papaz, ölmezden önce dedi ki, sen öğrenebilecek olduğun her şeyi öğrendin. Şimdi git dedi. Mekke'de bir peygamber çıkacak. Adı Ahmet olacak.
Mekke'den Medine'ye hicret edecek. Onu bul, onu bekle, ona iman et, ona tabi ol dedi. Selman'ın faresi ne yaptı? Bunun için tekrar yola çıktı. Ve Muhammed-i Mustafa'yı buldu. Selman'ın faresi, sülpten, yani kandan, damardan değil, yoldan gelen ehli beyttir.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ona da omcü deyiverdi. Sen de benim ehli beytimsin dedi. O, niçin? O çünkü, hikmetin çocuğudur. O, Allah'ın insanlara emanet ettiği, hikmet sahibi idi. Ve hikmetin babası, insanların içerisinde Muhammed-i Mustafa'ydı. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Selman-ı Farisi'yi, ehli beytim diyerekten, ona, hikmet olarak, o yoldan yürüdüğünden dolayı, onu ne yaptı? Ehli beytinin içine kattı. Dedi ki, sen de benim ehli beytimsin. O zaman, hikmet ehli, aynı zamanda, manevi olarak, Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, nesi olmuş oluyor?
Ehli beyti olmuş oluyor. O zaman, hikmet, bu kadar kıymetli ve değerli. ve insanı, manevi olarak, Muhammed-i Mustafa'nın, ehli beyti eden bir olgu. ve Müslümanların, müminlerin, yitik malı. Yani, Müslümanlar, ona, sahip olmalı. Yitik mal, bu ne demek? Kaybedilmiş. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ümmetinin, ahir zamanda, düşecek olduğu noktayı, sanki, ayağın beyan bize göstermiş. Müslümanların, müminlerin, daha doğrusu, hadis-i şerif, müminlerin der, Müslümanların demez. Mümin olanların. Nesiymiş? Yitik malı. Yani, kaybettikleri malı.
Kaybettiklerinizi, tekrar kazanın. Arayın, bulun, hikmete rağm olun. Yolu, iman edip, iyi amel işlemekte. Yolu, iman edip, haramlardan uzak durup, insanlara ve etrafına, en temel noktada, hiç zarar vermemekten geçiyor. Allah bizi, o yolda olanlardan eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi affetsin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun. Sürç-i lisan ettiysem, af ola. Cenab-ı Hak cümlemizi, umduklarına nail eylesin. İnşallah. El-Fatiha. Ma selamat. Amin. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi