Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 8 Haziran 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Haziran 2019 · 38:53

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Ya Allah, ya Allah. Ben hafızım, bir yıllık evliliğimde dört kez aldatıldım ve sürekli alkol alan bir insandı. Kendi isteğimle boşanmak istedim ve ayrıldım ama çevremdeki hocalardan biri. Bu senin imtihanındı.
Sabretmeliydin diyor. Allah kâltında günah mı işlemiş oldum. Sürekli alkol olan bir insandan neden evlendin ki baştan? Bir kimse sürekli alkol alıyorsa, sürekli alkol olan bir kimse, hani af olmayan, duası geçerli olmayan topluluklardan birisi. Allah'a şirk koşanlar, devamlı içki içenler.
Bunlar tabii devamlı içki içen deyince, devamlı uyuşturucu kullananlar da var. Hani o beraat gecesiyle alakalı, Kadir gecesiyle alakalı veya işte Cenab-ı Hakk'ın böyle affettiği önemli gecelerde, o gecelerden nasibi olmayanlar, Allah'a şirk koşanlar, anne babasına asi olanlar, devamlı içki içen, yani bu noktada sarhoş edici maddeler kullananlar. Bunlar normalde bunlara devam ettiği müddetçe, bunların normalde o gecelerden nasibi olmamış oluyor. Şimdi bir kimse evlenecek olduğu, kimsede aranılacak olan özelliklerden birisi, o kimsenin dini, imani bütünlüğü, aynı zamanda üzerinde devam eden bir günah kebair olmayacak. Yani o kimse açıktan bir günahı devamlı işlememiş olacak.
Herkes günah işler, bu ayrı mesele. Ama normalde evlenecek olduğumuz kimselerde aranılacak olan özelliklerden birisi. Hani diyor ya siz işte dini için, nesebi için, mallı için, güzelliği için siz dindar olanı seçiniz. Biz dindar olanı seçmekle mükellefiz. Bir, biz onun farzlarına bakacağız. İki, dindar olanı seçerken. İkincisi, biz onun normalde haramlarına bakacağız. Farzlarına bakmak olunca insanların aklına haram gelmiyor. İkincisi, biz onun haramlarına bakacağız. Üçüncüsü, ahlakına bakacağız. Güzel ahlak sahibi mi, değil mi? O yüzden normalde devamlı içki içen, aldattığı sözü yalnız burada sıkıntılı. Eğer o kimse kendisi itiraf ettiyse ancak biz onu bu noktada değerlendiririz.
Bir kimse kendisi itiraf etmiyorsa biz onu zinayla suçlayamayız. O tehlikeli. Perşembe dersinde sorumlu olan kardeşlerin, burası benim sorumluluğumda başka kimse karışamaz gibi tutumlarına eleştirer yaklaşmıştınız. Sorumlular nasıl bir ilke edinmeliler? Perşembe akşamki oradaki kastım insanların kendi sorumluluk alanlarında kendilerini hizmete adapte etmeleri. Kendi sorumluluk alanlarında, kendi sorumluluk bölgelerinde, kendi sorumluluk noktasında oradaki kardeşlere, arkadaşa, duruma, konuma, vaziyete hizmet etmekle alakalı söyleyecekler, koşturacaklar. Emretme, onları böyle elinin altında toplama, onları böyle işte gattar bir şekilde, acımasız bir şekilde sek ve idare etme.
Veyahut da onları değişik böyle noktada tutma değil. Bir de buradaki hata şu, bir kimse kendi bulunduğu noktanın, dairenin küçük krallığını oluşturuyor. Sufi topluluklarda küçük küçük krallıklar oluşmaz. O kendine ait bir küçücük bir krallık oluşturuyor orada. Yani o krallığında kendi hakimiyetini sürdürmeye çalışıyor. Burası sıkıntılı. Allah muhafaza eylesin. Bunu önümüzdeki perşembe dersinde daha da geniş bir şekilde açalım. Tekkeye gelen misafirlerimize tekkeyi tanıtmak amacıyla, tekkeyi gezdirirken sorunu ya da görevlilerin sert ve kaba ikazlarıyla, parantez içerisinde boşaltın burayı gibi karşılaşıyoruz.
Özellikle misafir sayısı fazla olduğunda sıkıntı yaşıyoruz. Tekkeyi misafirlerimize tanıtmak için önceden izin mi almamız gerekir. Böyle bir önceden izin alınma zorunluluğu yok. Buradaki arkadaşlar, burada vazife yapan, hizmet eden herkes, buraya gelen herkese hizmet etmekle vazifeli. Tekkede hizmet eden, çalışan herkes, buraya gelen herkese hizmet etmekle vazifeli.
Eğer hizmet edemeyecekse, zor geliyorsa, burada zorunu hiç kimseye hizmet etmiyor. Elbisesini çıkarır gider. Burada hiç kimsenin kimseye kaba davranmaya hakkı yok. Bu soru gündüz bana sorulmuştu. Özellikle dedim, yukarı tekkeye gönderin soruyu dedim, orada cevaplandırayım dedim. Tekrar söylüyorum. Burada çalışan, vazife yapan, çay dalatan, nöbet tutan herkes için geçerli. Burada bir kimseye kaba, sert, haşin davranıyorsanız hakkım helal değil. Çıkarın semazense elbisesini, semazen başınsa cübbesini, çalışan kimseyse elbisesini çıkaracak, gidecek. Çok ciddiyim bu konuda.
Bu kapıdan kim içeri giriyorsa bizim için Allah'ın dostudur. Hizmet ederiz ona. İsterse o bizim kafamızda eşelensin. Kimsenin burada kimseye sert, kaba, haşin, gaddar, ters davranmaya hakkı yok. Bilhassa buranın görevlisi ise, üzerinde elbise var ise, elbisesi ise, buranın yönetim kurulundaysa, kendini burada vazifeli addediyorsa, hizmet edecek, sıfırdan yüz yaşına, yüz elli yaşına kadar bütün herkese hizmet edecek.
Sadece hizmet edecek. Ben yapamayacağım. Eyvallah kardeşim. Kızmayız, darılmayız, gücenmeyiz, alınmayız. Yapamayacak. Bitti. Bu kadar. Buradaysan, mesela üzerinde elbise var mı? Var. Buraya mı simgeliyor? Evet. Burada ters bakmak, haşin bakmak, tepeden bakmak, yanlış konuşmak, eleştirel konuşmak, kaşını çatmak.
Yok kardeşim. Yok. Semazen başları eğitirken ters davranmak. Yok kardeşim. Hiç kimse, burada kimseye ters, yanlış, eksik davranamaz. Davranacak mısın? Elbiseni çıkarırsın. Ben yapamayacağım kardeşim dersin. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Burada illaki herkes hizmet edecek diye bir kaydı yok. Gönüllülük esas. Gönüllüysen, tevazuda toprak gibi olacaksın. Hz. 1 diyor ki, tevazuda toprak gibi ol. Bunu daha önce de söyledim, tekrar söylüyorum. Burada hizmet eden kardeşler, burada bir kimseye eksik, yanlış, ters davranıyorsa hakkım helal değil. Burası ince bir yer.
Ya ben o esnada sinirliydim. O esnada sinirliysen git namaz kıl. Gelme kardeşim. Burada arkadaşların, burada hizmet eden kardeşler, burada tık yapsa aşağıda güm diye ses çıkar. Burada bir kişiye yanlış bir hareket yapar bir kimse, o oradan çıkar. İnsanidir bu. Çıkar, bırak ya şu tekkiyeye oraya gidiyoruz, şöyle davranıyorlar bize der. Biter mesele. Buna kimsenin hakkı yok. Bizden intisaplı olan, bizden dersli olan kardeşler, şu kapıdan içeri girdiğinde dikkat edecek kendine. Tanınıyor mu? Tanınıyor. Biliniyor mu? Biliniyor.
Yeni gelmiş bir kimse. O dikkat etmeyebilir. O normalde gezmeye gelmiş veyahut da burada ne oluyor diye gelmiş. Bir küçücük yanlış davranış, onun dervişliğini olur. Bir küçücük pozitif davranış, onun derviş olmasına sebep olur. Bu tekke, normal şartlarda sabah dokuz buçuk kaçta açılıyor? Dokuzda. Dokuzda açılıyor burası. Saat dokuzdan işte on birde mi kapanıyor? Dokuzdan on bire kadar. Burada her kim var ise her gelene hizmet edecek burada. Açık olacak, gelecek millet semhaneye bakacak, edecek. Ayakkabılarıyla girmesin, girmesin tamam. Gezecek, dolaşacak, bakacak, çayını içecek, oturacak, dinlenecek, sohbetini edecek, gidecek.
Burası fi ise bilillah. Ben ufak tefek gelen şikayetleri kendi sinemde sindiriyorum diyorum ki ya olabilirsin. İnsanlık hali, şuludur, budur. Aksettirmiyorum bunları. Ama yok. Bakın, İslam dünyasının geleceği sufi bir felsefede yatıyor. Bu sufi felsefe, Hz. Mevlana, Celalettin, Rumi Hazretlerinin sufi fikirleri, düşünceleri, anlayışının üzerinde yatıyor.
Bugün siz Avrupa'ya, Avrupa'ya, Suudi Arabistan'ın din anlayışını, İran'ın din anlayışını veyahut da o bölgedeki aşağı Mezopotamya veya orta Mezopotamya'daki tarikat anlayışını götüremezsiniz. Gelecek bunlarda değil. Eğer gelecek okuması yapacaksak biz, gelecek, Hz. Mevlana, Celalettin, Rumi, Hz. Mevlana, Celalettin, Rumi perspektifinde ve sufi anlayışında bir din geleceği var. Bunu buradan ilan ediyorum bakın. Bizim kardeşlerimiz, bizim arkadaşlarımız belki de neyin içinde, neyin temelini attığının farkında değil. Benim titizliğimin, benim bu konuda çok böyle agresif davranışımının temelinde bu var.
Türkiye'de din ve dindarlar hızla yozlaşıyor. Farkında mısınız? Yani anlatabilecekleri, söyleyebilecekleri yolu tükettiler. Çünkü ama materyalizmin bataklığına battılar. Ama kendi nefis ve şeytanın ve heva hevesinin kirliliğine, bataklığına battılar. Bakın battılar. Ben bazen diyorum ya, mücahiddiler, müteahhit oldular, sonra it oldular. Ağır geliyor bu. Battı herkes. Şu anda İslam dünyası kendi dininin içerisinde, dindarlığının içerisinde batmış vaziyette. Sebebi şu, dini yorumlama, dini yaşama, dini algılamada büyük handikaf var. Kendilerini yenileyememe, kendilerini ileriye götürememe ve kendi felsefelerini anlatamama problemi var.
Mesele sadece meal okumak, hadis okumaktan geçmiyor. Onu yorumlayıp yaşamaktan geçiyor. Kimisi siyahinin pençesinde, kimisi Mossad'ın pençesinde, kimisi M16'nın pençesinde, İngilizlerin pençesinde. Evet, İslam dünyasındaki cemaatler, tarikatlar, siyasi oluşumlar, herhangi bir dünya emperyal gücünün kliği haline gelmiş. Sizin tarikat olarak gördükleriniz de o emperyal güçlerin klikleri halinde. Ama dolaylı, ama direkt, ama aynı direkt. Ve hepsi de çökmüş vaziyette. Bir yerlerinden bir yerlere bağlanmışlar. Bakın, bir yerlerinden bir yerlere bağlanmışlar. Siz şöyle görebilirsiniz. Biz küçücük bir topluluğuz, bizim ne olacak ki?
Değilsiniz. Bu küçücük topluluk, kendi içerisindeki materyalizmi reddederekten, yani menfaat, menfaatleşmeyi, dünyevileşmeyi, işte iş takipçiliği şudur budur, ıvırdır zıvırdır hepsini de reddederekten en büyük bir iş yapıyor. En büyük bir iş yapıyor. Sizin, yani dolayısıyla hepimizin yapmış olduğu hizmette ücret yok, menfaat yok, yok. Materyalizm yok. Kapıdan içeri giren herkes Allah rızası için. Buradaki bu çalışmayı her türlü yanlışlıktan, eksiklikten, noksanlıktan arındırmaya çalışmamız lazım.
Temiz tutmamız lazım. Burada hizmet eden kardeşler, geleceğe hizmet ediyorlar. Burada birisinin heva ve hevesine komple topluluğun hizmetini heba ettirmeyiz, ettirmememiz lazım. O zaman o geleceğe hizmet ediyorsak, burada örnek olacaksak, örnek olacağız çünkü. Herkes normalde işte dergahımız var, tarikatımız var deyip zekat toplarken, sadaka toplarken, para toplarken, himmet toplarken, her şey ücrete bağlarken bir topluluk var burada.
Bu topluluk fise bilillah çalışıyor. Ücret beklemiyor, işte para beklemiyor, çek beklemiyor, pul beklemiyor, zekat beklemiyor, sadaka beklemiyor, pamuk eller cebe demiyor, demiyor, demiyor, … E kardeşim, sana da düşen, bak limonata dağıtıyor şimdi o bir arkadaş, limonata götürüyor. Ona da düşen o, tepeden davranmaya hakkı yok onun. Burada da bir kardeş bir işin ucundan tutmuş. Ona ters davranmaya hakkı yok gelen kimseye. Sufilik, hizmet etmektir. Efendim himmet, oğlum hizmet demiş. Buranın emri kim? Ümmetine hizmet eden. Kim söylüyor bunu? Hendek kazasında, hendekler kazılırken, Hz. Muhammed Mustafa su dağıtıyor hendek kazanlara.
Üç tane Yahudi geliyor, bakın Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini oranın çalışanı zannediyorlar. Peygamber olarak görmüyorlar. Kılığından, kıyafetinden oranın çalışanı. Ona soruyorlar. Buranın emri kim? Diyor ki ümmetine hizmet eden. Diyorlar bu Mecnun, bunun kafası yok herhalde yerinde. Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh hazretleri bir ağacın dibinde yeşilleniyor. Diyorlar ki olsa olsa buranın emri budur. Ona gidiyorlar. Diyorlar buranın emri kim? Hz. Muhammed Mustafa'ya işaret ediyor. Ümmetine hizmet eden diyor. Arkadaşlar, hizmet eden emirdir. Hizmet alan değil. Hizmet eden oranın sahibidir. Hizmet alan değil.
Tevazu eden, alçak gönüllü olan, insanları yumuşak davranan, insanlara bu noktada yardımcı olmaya çalışan oranın abisidir, zakiridir, nakibidir, nükabbasıdır. emreden değil, hizmet eden oranın büyüdür. Bir kimse emrediyorsa o büyük değildir. Bir kimse hizmet ediyorsa o büyüktür. Hizmet eden, önünüze gelen herkese hizmet edin. Hiç kimseye emretmeyin. Hiç kimseye ters davranmayın. Hiç kimseye tepeden bakmayın. Yüzünüzde gülücük eksik olmasın.
Hizmet edenlerin yüzünde tebessüm eksik olmayacak. Tamam kardeşim. Canım kardeşim sıraya girer misin lütfen? Harikasınız siz. Hemen getiriyorum. Hemen yapıyorum. Tabii ne demek? Lütfen. Lütfen. Bakın bu konuda çok keskinim. Yapamayacak olan yapamayacağım der. Özür dilerim yapamıyorum. Allah razı olsun kardeşim. Eyvallah. Ben gelirim buraya 7-24 otururum burada. Hizmet ederim Allah'ın izninden. Ciddiyim bu konuda. Gerçekten ciddiyim.
Buradaki kardeşler bunu kendi içlerinde halledecekler. Nasıl hallediyorlarsa. Allah bizi affetsin. İş yerinden 12 yıllık tazminat hakkımızı patronun vermedi. İş yerindeki arkadaşlarım da dükkandaki malzemeleri satıp tazminat haklarımızı almak istiyoruz. Patronun haberi yok. Hakka girmiş olur muyuz? Hırsız olursunuz. Mahkemeye ver. Mahkemeden al. Dergahla tanışmadan önce kız arkadaşım vardı. Ailesi başkasıyla evlendirecek diye sizin yanınıza geldik. Siz ne derseniz onu yapacaktık. Siz bize evleniniz dediniz. Buna rağmen kız arkadaşım baskısıyla evlendi. Şimdi bir çocuğu var ve mutsuz. Bana benimle evlen diyor. Ben ise bekarım. Ben de eşit olursak evlenirim diyorum.
Bu durumda benim eşitlik istemem hakkım değil mi? Canım kardeşim. O imtihanı kaybetmiş. Eşit olup olmamakla alakalı değil. Allah yoluna çık etsin seni. Karar senin yine de. Buraya her geleni okuyorum ama böyle uzun yaz mı dedim sana.
Hala da uzun yazıyorsun. O yüzden bu sefer okumayacağım. Anladın? Onun için ağlayan göz ne mübarektir. Onun aşkıyla yanıp kavrulan yürek ne mukaddestir. Allah için ağlayan göz.
Allah için gözyaşı dökmek. Allah için hüzünlenmek. Allah için kederlenmek. Hatta bir hadis-i şerifte ağlayamıyorsanız ağlıyormuş gibi yapınız der. Hani ağlayamıyorsun Allah için. Hiç olmazsa ağlıyormuş gibi yapınız der. Allah için ağlamak. Hani mahşer kurulur. Hesap kitap görülecek. Bir kimse cehenneme götürülecek. Bir hadis-i şerif aklıma gelen şimdi. O hadis-i şerifte bir melek küçücük bir şişenin içerisinde bir damla gözyaşı getirir. O kimse cehenneme gönderilecek. Ama meleğin elinde bir damla gözyaşı var. Ve getirir melek o bir damla gözyaşını. Ve Cenab-ı Hak'ın huzuruna çıkarır.
Der ki melek bu kul filanca zamanda filanca yerde Allah için bir damla gözyaşı dökmüştü. Onun bir damla gözyaşı onun kurtuluşu, necati olur. Allah korkusundan dökülen gözyaşı. Allah sevgisinden dolayı dökülen gözyaşı. Bir kimsenin günahlarından dolayı dökülen gözyaşı kadar mukaddes bir gözyaşı yoktur. O yüzden o kimsenin cehennem ateşini söndüren bir gözyaşıdır.
Allah için ağlayınız. Allah için gözyaşı dökünüz. Bu sizin kalbinizi yumuşatır. Bu sizin içinizi inceltir. Bir Müslümanın gözyaşından daha kıymetli bir şey yoktur. Allah için akıtılan gözyaşı ama. Allah bizi öyle onlardan eylesin. Ve o gözyaşı insanı kemale erdirir. Ve o gözyaşı o kimseye Allah'la dost eder.
O gözyaşı insanı Allah'ın yanında en muteber bir noktaya götürür. O yüzden Allah için gözünüzden yaş eksik olmasın. Allah yolunda koşuştururken Allah'la olan dostluğunuzu pas geçmeyin. Onunla gönlünüzden bir yol bulun. Bir gönlünüzden onunla bir iletişim kurun. Ve Allah için ağlayın, gözyaşı dökün. Kardeşleriniz için ağlayın, gözyaşı dökün. Uzaktakiler için ağlayın, gözyaşı dökün. Allah bizi onlardan eylesin. Her ağlamanın sonu gülmektir. Sonunu gören adam mübarek bir kuldur. Allah için ağladıysa o kimse, onun sonu gülmektir. O kimse günahlarını ağladı, kusurlarını ağladı, hatalarını ağladı. Allah'ı sevdiğinden ağladı.
Ona dostluğundan ağladı, ona yakınlığından ağladı. Ağladı da ağladı. O kimse için sonu gülmektir. O kimse işin sonunda gülecektir. Nerede gülecektir? Son nefeste gülecektir. Nerede gülecektir? Kabre girdiğinde gülecektir. Nerede gülecektir? Mahşere çıktığında gülecektir. Onun sonu gülmektir. Allah için ağlamadıysa, günahına tövbe edip gözyaşı dökmediyse, Allah'a dostluk peydah etmekte tembel davrandığı halde gözyaşı dökmediyse onun için sıkıntılıdır.
Allah muhafaza eylesin. Akar su neredeyse orası yeşerir. Nerede gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur. İnleyen dolap gibi gözü yaşlı ol ki can meydanında yeşillik bitsin. İşte nasıl bir nehir düşünün, nehrin veya derenin geçtiği yer nasıl yeşillik oluyorsa, bir kimse Allah için ağlıyorsa, o da manevi olarak önce kendini sonra etrafını cennet bahçesine döndürür.
O manevi olarak o kimse Allah'a yakın olur. Bu noktada Allah'la olan dostluğunu peydah eder. Maide ayet 83-84 Peygamber'e indirileni işittikleri zaman onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşta dolduğunu görürsün. Sahabeye söylüyor bunu. Onlar ey Rabbimiz iman ettik. Bizi de şahitlere yaz. Allah'a ve bize gelen hakka nasıl iman etmeyelim? Halbuki biz Rabbimizin bizi salih bir toplulukla birlikte cennete koymasını çok arzu ediyoruz. Bakın onlar Allah'tan kendilerine ayetler indirilince, onlar o ayetleri işittiklerinde gözlerinden yaşlar inerdi. Sahabe Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini dinlerken gözlerinden yaşlar inerdi.
Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini buyuruyor ki, Allah'a iki damla ve iki izden daha sevinli bir iz yoktur. İki damlaya gelince, Allah korkusundan ağlayan gözyaşıyla Allah yolunda akıtılan kan damlası. İki iz ise Allah yolunda savaşanın ayak iziyle Allah'ın farzlarından herhangi birisini yerine getirmek için atılan adımın ayak izidir. İki damla mukaddes, bir Allah korkusundan akıtılan gözyaşı, iki cihad edenin üzerinden çıkan kan ama yaralanmadan dolayı ama şehitliğinden dolayı. İki iz, bu iki ayak izini bir o kimsenin Allah yolunda koşuşturması, Allah yolunda mücadele etmesi, Allah yolunda bir yerden bir yere gitmesi, Allah için bir seyahat etmesi, Allah için cihada çıkması, bunların hepsi de cihat perspektifindedir.
Yani işte nereye gittik? Gelip olaya gittik. Ne için gittik? Orada insanlara sohbet edeceğiz, sema edeceğiz, dua edeceğiz, döneceğiz. Allah için. Karşılığında bir ücret var mı? Yok. Karşılığında bir beklentimiz var mı? Yok. Bu Allah için cihada çıkmak. Veya x bir yere sohbete gittiniz, x bir yere zikrullaha gittiniz, x bir yere Allah için bir şey yapmaya gittiniz. O yol cihat yolu. O iz kadar önemli Allah katında ikinci bir iz ne? Farzları yerine getirmek için yapılan, ibadetler için yapılan iz. Gözyaşı dökeceğiz. İki, Allah yolunda kanımız dökülecekse dökülecek. Şehit olacağız veya gazi olacağız. Üçüncüsü, üçüncüsü Allah yolunda cihada çıkacağız. Allah yolunda. O küçücükse bazen çocuklar Allah rızası için, Allah için nerelere gidiyorlar?
Uyukluya uyukluya. Daha küçüklüğünden itibaren başladı yazılmaya. Yolda öldü. Şehit oldu. Trafik kazası olabilir, her şey olabilir. Allah için yola çıkıldı çünkü. Allah için yola çıkıldı. Yolda başına bir şey geldi. Allah muhafaza eylesin. Şehit hükmünde. Allah yolunda şehit oldu. Yola çıktı. Allah için yola çıktı. İkinci iz ne? O kimse için farzları yerine getirme. Namazı kılmak için yürüdün. İşte bir ibadet yapmak için yürüdün. O iz de ne? Allah için iki iz.
Allah için iki damla. Birisi akıtılan kan, birisi akıtılan gözyaşı. Allah için iki iz. Allah yolunda mücadele için gidilen yol. İki iz. Farzları yerine getirmek için gidilen yol. Bunlar Allah katında önemli. Mahşerde cehennem kıvılcımları insanları kovaladığı sırada Cebrail aleyhisselam elinde bir bardak su ile görünür. Ona bu ne diye sorarım ve bana şöyle cevap verir. Bu mümin kulların Allah korkusuyla ağlayıp Gözlerinden döktükleri yaşlarıdır. Ve şu korkunç kıvılcımları söndürecek tek şeydir. Allah-u Teala'nın kendi himayesinden başka Hiçbir kimsenin bulunmadığı kıyamet gününde Himayesini aldığı yedi kimseden biri de Yalnız iken Allah'ı anıp gözünden yaş akıtan kimsedir.
Buhari. Demek ki mümin kulların Allah için Ağlayıp dökmüş olduğu gözyaşları Kıyametin ateşini söndürecek. Ve hani yedi zümre insan olacak ya Hiçbir gölgenin olmadığı O mahşer yerinde Allah'ın gölgesinde gölgelenecekler. Bunlardan birincisi birbirisi de ne? Onlar tenhalarda yalnız başlarındayken Allah'ı zikredip gözyaşı döken insanlar. Allah bizi onlardan eylesin. Ağlamak istersen gözyaşı dökenler acı. Merhamete nail olmak istersen Zayıflara merhamet et. Yine hadis-i şerif Muharri'den Allah size yardım edip rızık veriyorsa Bu aranızdaki zayıflar sayesinde değil midir?
O zaman ne yapacağız? Zayıflara merhamet et. Kimsesizlere merhamet et. Etrafında naçar kalan insanlara merhamet et. Allah için gözyaşı dökenlere acı. Bir derdinden bir sıkıntısından gözyaşı dökenlere acı. Onlara merhamet göster. Hastalara merhamet göster. Naçar kalan kimselere merhamet göster. Bir çare olan insanlara merhamet göster. Allah bu ümmete aralarındaki zayıfların duası, ibadeti ve ihlası sebebiyle yardım etmektedir. Nesai. Ümmete Cenab-ı Hak nasıl yardım edermiş? İçindeki zayıfların duası. Zayıfların duasını alın. Kimsesizlerin, yetimlerin duasını alın. Elinden tutulması gerekenlerin elinden tutun. Onların duasını alın.
Hiç kimsesi kalmamış. Naçar. Perperişan olmuş. Elinden tut. Onun duasını al. Onun duasını al. O zaman o zayıflar da şunu bilmeli. Zayıflığından şikayet etmemeli. Fukaralığından şikayet etmemeli. Bilmeli ki, o zayıfların duası, ibadeti ve ihlası, ümmet-i Muhammed'in ayakta durmasına sebep ve vesiledir. zayıf olanlar, kendilerini zayıf görenler, ki hepimiz zayıfız, duamızla, ibadetimizle, ihlasımızla, ümmet-i Muhammed'e can olmaya ne yapacağız? Devam edeceğiz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Valla ezan okundu. Ben de burada bitireyim, keseyim inşallah.
Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Tekke çalışanları, bu meseleyi burada eşkare konuştum. Herkes dersini alsın diye. Aziz Allah. Allah muhiniyiniz olsun, Allah yardımcınız olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi