Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 9 Eylül 2012 · 43:27
Cenab-ı Hak, gayrı beylesin, gayrı beylesin, gayrı beylesin, inşallah. Halkını seyir edeyim, gitmek için. Meclis'in sevgi de, ben İzmir Bayimdası'yım, bugün meketimiz yâdım, Bayimdası'yım, Bayimdası'yım, Başkanı Mehmet Kertmiş Bey, oradan, onlar da olamazsın. Onunla biraz, ne o? Hasbihal ettim, hasret bir de, Allah razı olsun, inşallah. Bu yüzden hakkınıza ilerleyin, hasa-ı. Evliya ile bilinin arasındaki fark nedir? Allah razı olsun. Tabii normalde şimdi hani, şöyle tabir edelim, erinden generaline kadar asker vardır ya, hepsi de askerdir. Evliyalar da aynıdır.
Evliyalar'ın yoluna girmiş bir kimse, yeni asker bilinir. Hani biraz böyle bilgili olunca, biraz böyle çekip çevirmeye başlayınca, onlar onbaşı yaparlar ya, biraz daha çekip çevirilmesinin aharetli olanı, biraz daha bilginli olanı, çavuş olur. Ondan sonra hasbihal olur, ondan sonra başçavuş olur. Sonra biz makamın tertibi, üstte hemen yüzbaşı, albaya kadar biter ya, albaya kadar olanların hepsi de evliya adammız. Evliya adammız. Bu albayların içinde kurmay olanlarını seçerlerdir, öyle değil mi? İçinde kurmay olanlar vardır, kurmay binbaşı, kurmay binbaşı, kurmay olanlar veli olmaya adaydır.
Bakın, kurmay olanlar veli olmaya adaydır. O kurmay olacak olanlar, çavuşluğundan itibaren velilik kokusu vardır onlarla. Ondan buram buram veli kokusu gelir. Her ikisi de çavuştur, ama kurmay olanın mahareti, kurmay olanın hali, ahvali farklıdır. Her ikisi de albaydır, makam olarak.
Ama kurmay olanın bilgisi, hali, ahvali farklıdır. Zaten kurmay olanlar, ardından ordu komutanı olur. Albaylıktan sonra general olur. General olduğunda kırklara girmiştir. Generalliğe kadar kırklara almazlar. Ne zaman general oldu, o zaman kırklara aldıklar. Veli, aynı zamanda bu kırkların içerisindeki veliler, aynı zamanda da mürşid-i kafirlerdir. Yani, onlar makam sahibidirler. Makam sahibi demek, bir şeye tasarruf etmek, bir şeyde görüş bildirmek, bir şeyin nasıl olması gerektiğine dair gayret sert etmek. O noktada o gayretin içerisinde durmak, o noktada o hirmetin içerisinde durmaktır.
Hal ehli ise bundan uzaktır. O yüzden evliya ile velinin arasındaki fark, zahir manada kurmayla kurmay olmayan arasındaki fark gibidir. Kurmay olana gelen kurmay başkanlığının kapısı da açıktır, yol açıktır. Ama kurmay olmayanın o kapısı açık değildir. O, albaylikten emekli olur. Son geleceği makam albaylik. İşte velilerle evliyaların arasındaki fark budur. Ama bunların hepsini biz, evliya zümresinden sayarız. Çavuşundan generaline kadar hepsi de, evliya zümresidir. Ama bunların içerisinden kırk tanesi veli, mürşid-i kamildir. Bunların içinden kırk tanesi.
İkinci kırk vardır. Onlar mürşid-i kamil, veli olma adayıdır. Bir çıtaş adadır. Üçüncü kırk vardır. Yüz yirmi etti. Onlar da o yoldadır. Geliyorlardır. Üçüncü kırk, dördüncü kırk, beşinci kırk halaka öyle gider. İşte yüz yirmi, iki yüz kırklar olur. İki yüz kırk, dört yüz seksenler olur. Dört yüz seksen işte dokuz yüz altmışlar olur. İşte böyle bir de gider. Bu nereye kadar gider? Her sokakta bir evliya var. Her şehrin bir evliyası vardır. Kutlu vardır. Bir evliyası, bir kutlu vardır. Onlar kendilerini bilmiyorlar. Bir il'e gittiniz, bir ilçeye gittiniz, bir mahalleye gittiniz, bir köye gittiniz. Oranın bir manevi kutlu, sorumlusu var arası.
Ama onlar kendilerini bilmezler. Bunlar da kendi içlerinde, veliler de, evliyalar da kendi içlerinde üçe ayrılırlar. Bir evliya grubu vardır. Kendisinin evliya olduğunu bilmez. Ve insanlar da onun evliya olduğunu bilmez. Bir evliya grubu daha vardır. Kendisinin evliya olduğunu bilir. İnsanlar bilmez. Bir evliya grubu vardır. En fasiletlisi. Hem insanlar onun evliya, veli olduğunu bilir. Hem kendisi onun kendi kendine veli olduğunu bilir. En kıymetlisi de budur. Hem kendisi kendisinin veli olduğunu bilir. Hem de insanlar onun veli olduğunu bilir.
O makam sahibidir. Allah cümle bizi onlardan eylese. Meleklerde irade yok ise şeytan hangi irade ile Allah Celle Celaluhu'a Hazreti Adem'den dolayı zevbe etmemiştir. Neden karşı gelmiştir? Melek, şeytan melek değildir. Şeytan cinni tayfesinin ayrı bir tayfesidir. Cinlidir. Ama normal cinniler gibi değildir. Cinni tayfesi kavim kavimdir. Siz cinni tayfesinin kavim kavim olduğunu bilmezsiniz. Cinni tayfesinin içerisinde şeytan ayrı kavimdir. Örnek. Cinni tayfesinin içerisinde mümin olanlar vardır. Ayrı kavimdir. Cinni tayfesinin içerisinde kafir olanlar vardır. Ayrı kavimdir.
Bir şey daha söyleyeceğim. Hakkınızı helal edin. Cinni tayfesinin içerisinde bir tayfesinin daha vardır. Bunlar böyle yarım akine gibidir. Bunu insanlar ahir zamanında, ahir zamanın son tecevki hatlarından, Mehdi-i Ali Aleyhi'nin çıktığında insanlar buna aşina olacaklar.
Bu böyle enteresan bir şey söyleyip de taraftar çekme veyahut da hani böyle gündem değiştirmek gibi aklınıza gelmesin. Cinni tayfesinin öyle bir tavmi var ki, bu yeryüzünde icat edilmiş bütün silahların üstünde, makinelerin üstünde makinalaşan bir tayfe var. Bu silah üreticilerinin, bu makine üreticilerinin, makine üreticilerinin onların ona ilham demeyeyim de kalplerine bilgi verdiğine inanıyor.
Öyle bir hale geliyorlar ki, bir bakıyorsunuz devasa bir tank gibi oluyor ama bildiğiniz tanklardan değil. Öyle bir devasa hale geliyorlar, öyle bir iş makinası gibi geliyorlar, bir dağı öğütüyor, toz öğütür gibi. Öyle bir silah haline geliyor, bir anda milyonlarca insanı katledebiliyorlar.
Ve kendi aralarındaki savaşlarda da, şu anda onlar galip. Cinni tayfesi de kendi arasında savaşıyor. O yüzden şeytan melek değil. Şeytan cinni tayfesinden. Ve o makinalaşanlar da, şeytana yakın olan cinni tayfesi. Bu Allah-u Alem, kıyametin son döneminde, kıyamete yakın, Mehdi-i Âlâ Resûl çıktığında, dünyaya gelecek, tecelli edecek olanlar. Cenab-ı Hak, Ümmet-i Muhammed'i muhafaza eylesin inşallah. 51. beytten devam edecekmişiz. Nice inşallah demeyen var ki, canın inşallah'a eş olmuştur.
Bu 50. beytti. Yani hekimler toplandılar, cariyeyi iyi etmek için. Dediler ki, her birimiz birer mesih gibiyiz kendi dalından. Biz cariyeyi iyi ederiz. Ama Cenab-ı Hak diyor ki, onlar inşallah demin unuttular Hazreti Mevla'nın. Hani inşallah demedi ya, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerden, ümmetel ders olsun diye, Cenab-ı Hak 15 gün vahyi kesmişti ona. Ve ondan sonra Cenab-ı Hak dedi ki, sen inşallah dememiştir. Bundan sonra işlerinde inşallah de. Bu da onun gibi. Hazreti Mevla'nın diyor ki, nice inşallah demeyen vardır ki, ama onun canı inşallah'la eş olmuştur. Bu ne demektir? Allah'la canı eş olmuş. Allah'tan gafleti yok. Allah'tan aylıklığı yok. Allah'la arasında öyle bir sıkıma var ki, Allah'la arasında öyle bir muhabbet var ki, onun husisi bir şekilde inşallah demesine gerek yok.
Hani öyle Allah'ın kulları vardır ki, onlar bir şey olsun dese Allah oldurur. Hazreti Peygamber Efendimiz anlatıyor. Naklediyor. Hazreti Peygamber Efendimiz der. Onlar yağmur yağsın dese Allah onun sözünü geri çevirmez. Yağmuru yağdırır. Onlar araba köşeden dönsün deseler, araba köşeden döner. Onlar inşallah demezler o esnada. Gönüllerinden kalplerinden geldiği gibi konuşurlar. Çünkü onlar o esnada inşallahlar canları eş olmuştur. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadletleri ikindi namazını savaşta kılamadı. Akşam namazı, öğle namazını kılamadı. İkindiği kılamadı. Herdekten. Akşamı kılamadı, namaz kılamadığından canı sıkıldı.
Dikkat edin. Çektiği zorluya canı sıkılmıyor. Namazı kılamadı. Namazı tehir oldu. Namazı gecikti. Hazreti Peygamber Efendimiz'e dedi ki sen namazını kıldın mı? Kıldım ya Resulullah dedi o. Öyle deyince. Dedi ki bunlar yüzünden öğle ikindiği akşamı kılamadım. Kahrolasıcılar dedi. Bir avuç toprak aldı, atıverdi düşmanın üzerine. Namazdan dolayı canı sıkılmıştı. O bir avuç toprak toz duman etti ortalığı. Çadırları, o savaş alanını hala sonuçları atıverdi Cenab-ı Hak. Hani Cenab-ı Hak ayeti kerimede indirdi. Ey Habibim sen atmadım ben attım. İnşallahla eş de sen atmadım ben attım.
Öyle kulları vardır ki Allah'la dilleri Cenab-ı Hak diyor ki benimle konuşur. Benimle tutar. Benimle yürür. Benimle görür. Benimle duyar. İşte onlar inşallahla eş olmuşlardır. İnşallah demezler. O zaten Zatullah'la beraberdir. Zikir halindedirler. Kim Allah'ı zikrederse Allah bunu zikreder. Kim Allah'ı zikretmekten dolayı ona dua etmek, ondan bir şey istemeye zaman bulamazsa Allah onun ihtiyaçlarını fazlından görür. Kuluna istetmez. Çünkü dua ederdi. İbadettedir.
Bişinceye kadar. Kurmay oluncaya kadar. Bir keser gibi. Onun elinde bir desteri gibi. Onun elinde bir gül bahçesi. Gül dalı gibi. Onun elinde elma, şeftal olmuş, dester olmuş, çekeç olmuş, işte mala olmuş, bir bakmışsın taş olmuş, bir bakmışsın nur olmuş, gül olmuş. O onun elinde artık.
Onun ihtiyarı yok. Onun kendi elinde ihtiyarı yok. İhtiyarı varmış. Evliyaları sıraladıkça kurmay olanlar.
Olsun lafı. Olsun deniliyor. Okuyor onun gölgüne. Olsun deniliyor. Gitme gitmiyor. Gel geliyor. Yat yatıyor. Kalk kalkıyor. Şu geliyor geliyor. Bu gidiyor gidiyor. Onun elinde bir şey yok. Neye benzer? Saata benzer. Sen kuruyorsun saati. Saati kurmazsa duruyor. Sen ayarlıyorsun saati. Saat diyebilir mi şimdi? Saatın bir şey söyleme hakkı var mı? Yok. Kur'an'a bağlı saati. İşte o veliler kur'an'a bağlılar. Kim kuruyorsa ona bağlılar. İşte onlar inşallahla eş olmuşlar. İlaç olarak ne verdilerse, ne biçim tedaviye başvurdularsa hastalık arttı, dilek de ele girmedi.
Bu işinin ehli olmazsa bir kimse ne yaparsa yapsın o dikiş tutturmaz. Hani doktorlar vardır. Görüntüde işin ehli değildir. O hangi ilacı vereceğini bilmez. Hani insanlar vardır, alimler vardır. Kime ne tavsiye edeceğini bilmez. Çok okumuştur. Karşısındaki kimseye analizi yoktur. Siyaseti yoktur. Çok okumuştur ama kime nasıl davranacağını bilmez. Oysa Hazreti Ayşe Valdim diyor ki biz Resulullah salallahu ve sellem Hazreti'ninler. İnsanların konumuna, durumuna göre davranmayı öğrendik. İnsanlar görürsünüz, kime nasıl davranacağını bilmez. Mesela işte yaşlı bir kadın gelir, yaşlı bir kadına nasıl davranacağını bilmez.
Terbiye görmemiş. Haksızlığına bakma. Yaşlı adam hakkını haksızlığına hizmet et ona. Hakkınlığına, haksızlığına bakma. Şefkat ve merhametle, sevgiyle yaklaş ona. Hakkınlığına, haksızlığına bakma. Merhamet ve şefkat göster. Çok boş bırakırsan iyice eğilir, sert davranırsan kırılır. İnsana göre muamele et. Bu kabil insanın halidir. İşte kabil olmayan şeyhler de insanları dinden imandan eder. İnsanları sapıklığa götürür. Kabil olmayan doktor da insanı sağlığından eder. Hani derler ya yarın doktor candan, yarın iman, insanı imandan eder diye yarım hoca onun gibi. İşte o cariyeyi iyileştirmek isteyen padişah da doktorlarını çağırmış, doktorların herkese bir ilaç vermiş.
Bilmediklerinden dolayı her verdikleri ilaç aksine tesir etmiş. O zaman kabil olmayan bir kimseden bir şey öğrenirsen, bir şey öğrenmeye kalkarsan aksine sen de tecelli eder. O hala iltihaz hastalıktan kıla döndü. Padişahın gözü de kanlı yaşlarla ırmak kesildi. Kader, bu yar. Sirkencebin safraya arttırdığı badem yağı petrik meydana getirdi. Sirkencebin nedir biliyor musunuz? Sirkencebin sirkeyle bal karışımı olan şerbettir. Bu eski mevlevi dergahlarında, tekkelerinde yapılırdı bu. Kardeşler yapıyor, şifadır sirkencebin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadis-i şeriflerin cenidir. Bal şifadır.
Kur'an-ı Kerim ve bal şifadır hadis-i şerif. Sirke şifadır hadis-i şerif. Mevleiler, ehli tarikat sirkeyle balı karıştırıp şerbet ederler bu şifadır. Osmanlı'da hasta olanlara sirkencebin içirirlerdi. Sirkencebin mideyi, bağırsakları rahatlatan, insanın iç dizaynını rahatlatan, sıcak içilirse biraz ishal eden, soğuk içilirse ishali kesen, orta sıcaklıkla içilmesi gereken, harareti kesen yazın, yazın harareti keser.
Kışın ısıtır insanı. Sirkencebin kışın ısıtır, yazın harareti keser. Ve şifadır, her derden. Ama insanlar onun içerisinde sirke var diye, sirke olduğunu bildiğinde insanın içi tuhaf olur. Bilmez ki insanlar sirkenin şifa olduğunu. Arasına elinizde ekmeği sirkeye batırıp yiyin. Daha kuru ekmek olsun bu. Bu tıkır tıkır ekmek var ya, kuru tıkır tıkır ekmeği sirkeye batırıp yiyin, şifadır. Balla sirkeyi karıştırın, şifadır. Bunu nasıl yapacaksınız? İşte bir kaşık sirke, bir kaşık bal koyacaksınız, karıştıracaksınız. Bir kaşık bal, bir kaşık sirke. İkisini karıştıracağınız, içine su koyacağınız, sirkencebin olacak. Biraz içerisine eğer karanfil koyarsanız, hoş kokulu olur.
Misafirlerinize sirkencebin ikram edin. Gidip de elin amalikasının, kolasının, sodasının, fantasını ikram edeceğim diye uğraşmayın. İçeceklerini alıp da evlerimizde onları ikram edeceğim diye uğraşmayın. Herkes sokakta yaşasın, İslam tek yolu, İslam bağırmak değil İslam.
Traburası söyleme. Cebinde mal var İslamcı kesilme, dinci kesilme, tarikatçı kesilme. Ehli tasavvuf kesilme. Onlarla hesap, şıldızlı otellerde cebinde sigarasıyla bana soğucunu taslamayın derdi. Cebinde mal var, şıldızlı otellerde bana ücülükle taslamayın derdi.
Otellerde bana bir sürü. Nedir, ne edersin kimse? Evet, yumuşatan şeydir.
O da sertlik meydana getirmiş. Aslında hep tersine teceli ediyor. Halil'e'den peklik meydalandı. Ferahlık gitti, su net gibi ateşe yardımcı oldu. Halil'e ne biliyor musunuz? Halil'e bile var mı? Yok. Bu siyah tohum var ya, çörek otu. Hatta ya, hadis-i şerifte çörek otu.
Unutuldu. Zayıflamak isteyenler, yemekten yiyin, tek tek onu ağzınızda çiğnerekten yutun. Suyla zayıflamak isteyenler, külü almak isteyenler, çörek otunu yemekten sonra yutun. Bu işlerinizde çörek atı ateşi bazı, ateşi çerifte. Mevlam diyor ki Halil'e'den peklik meydana geldi, yine sertlik oldu.
Halil'e içti, yedirdiler, yine sertlik oldu. Ferahlık gitti. Su, neft gibi ateşe yardımcı oldu. Neft ne biliyor musunuz? Neft de, emperyalistler, benzinin ham maddesi olan petrolü daha benzin gaz haline getirmezler. Önce yakacak, ısınma gibi, ısıtırım, aydınlatma gibi neft yaparlardı. Asfaltın biraz daha şeyinler. O da diyor, su ateşe yardımcı oldu. Su neft gibi, onun ateşini içerisine atarsanız daha da yanan petrol çirkinci. Diyor, su içti, neft gibi o da ateşe yardımcı oldu. Yani hararetini yükseltti onun. Su harareti azaltacağını. Ve böylece ne ilaç verdilerse ne oldu? İlaçlar hep aksine tesir etti.
Padişah, hekimlerin aciz kaldıklarını görünce yalın ayak mescide koştu. İnsan çaresiz kalır ya, artık gidecek hiçbir kapısı yoktu. O zaman insanın aklına Allah gelir. Oysa işin başında insanın aklına Allah gelmiş olsa, seni baştan tutacak. Hani Hazreti Mevla'nın der ki, seni sen baştan önle. Bunu hayatınıza ölçe edin. Seni baştan önlemek. Bir hastalık var ileride, o hastalık bana bulaşmaz deme. Orada önderini al, o hastalık sana bulaşır. Karantinaya al kendini. Ya hastalığı karantinaya alabiliyorsan, hastalığı karantinaya al. Hastalığı karantinaya alamıyorsan, gücün yetmiyorsan, kendini karantinaya al. Seni baştan tut. Bir, filan ya da bir rahatsızlık gelecek.
Birileri sana gelmiş, buna dikkat et demişler. Hastalığı baştan önle. Ona dikkat et. Birisi var, çok böyle işte hainci ortalıkta. Seninle alakadar ilişki kurmaya çalışıyor. Seni baştan önle. Ondan para alışverişi yapma. Kes. Bir kimse var, seni baştan önle. Onun önüne sefedecek. Bir hastalık gelecek sana bu taraftan. Onun hemen önünü kes. Seni baştan önle. İnsan, çaresiz kalınca Allah'ı hatırla. İyi bir şeydir. Ama kamil ol, işi baştan Allah'ı hatırla. Bir işe girerken Besmele-i Şerife'ye çek, Allah'ı zikret. Allah'a yaslan, Allah'a da yap. İşin başında. Ağlan olan işin sonunda Allah hatıra gelir.
O kapıya gider, o kapıya gider, o kapıya gider, o kapıya... Bütün kapıları eşitirir. Bakar ki hiçbir kapıdan bir işareti yok. Ya Rabbi der o zaman. Öyle demektense daha ilk sana bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasabet vurduğunda Ya Rabbi desen. Sen Ya Rabbi der. Sufi olana o yakışır. İşte padişah hekimlerin aciz kaldığını görünce yalınayak mescide koştu. Mescide girdi, mihraba yöneldi. Secde yeri padişahın gözdaşıyla su içinde kaldı. Ah namaza! Ah namaz! Bütün peygamberler her ne sıkıntıyla karşılaştıkları hemen namaza koşmuşlar. Siz Allah'tan namazla sabırla yardım dileyin. Siz Allah'tan namazla zikirle yardım dileyin. Siz Allah'tan namazla sadakayla yardım...
Siz başınızda bir bela, bir musibet geldiyse, bir tebessümle de olsa, insanlara tebessüm edin, namaz kılıp Allah'tan yardım dileyin. Tebessüm etmektir. Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın. Ne kadar tebessümlü, hiç kaç sara inmiyorsa aşağı çok affedersin, kapıya bile bağırın. Tebessüm birbirine.
Senin yüzünde insanlık yok, şeytan yüzü oldu yüzü. Yüzün şeytan yüzü oldu. Tümünlere şefkatli ve merhametlidir. Ayet-i kerime demektir. Tebessümlü, kardeşini, arkadaşını gördüğünde tebessüm eder. Onunla haldeşir, onunla konuşur, onunla dertleşir.
Ciddi bir şey konuşur, evet ciddi. Ama yüzü asık değildir. Yüzü asık olmak farklı bir şeydir. Ciddi olmak farklı bir şeydir. Sen ciddi konularda ciddi ol. Tebessümsüz olma. Çocuklarınıza tebessüme öğretin. Çocuklarınızın yanında tartışmayın. Çocuklarınızın yanında atışmayın. Çocuklarınızın yanında sertleşmeyin. Çocuklarınıza sertlik, atışma, tartışma, miras olarak. Senin hanene yazılacak anne baba. O çocuğa sen kötü örnek bıraktın çünkü. O çocuğa yanlış örnek bıraktın çünkü. Evlerinizde işlerinizi kavgayla halletmeyin. Konuşmasını bilin.
Konuşmasını bilmeyenler gidin dağda yaşayın. Ya konuşmasını öğrenin. Eşler, çocuklarınızla, arkadaşlarınızla, komşularınızla Sufi'yim diye geçinenler. Konuşun. Mütesebbim olun. Tebessüm edin. Yardım edin. Yardımlaşın. Cümlemizi onlardan eylesin. İşte o zaman siz bir darda kaldığınızda Allah size elini uzatacaktır. İşte padişah da bütün kapılardan geri dönünce namaza koştu. Namaza. Namaza koşun. Ey iman edemler. Namaz sizi köşe.
Namaz sizin günahlarınızı affettirir. Namaz sizin kapılı kapılarınızı aç. Namaz sizi biraca götürür. Namaz sizi Allah'a yaklaşır. Namaz sizi peygamberin namaz sizi ian ettirir. İşin içinden çıkılmaz hale aldığında hemen namaza koşardı. İsa namaza koşardı. Hazreti Peygamber Efendimiz namaza koşardı. Ne zaman daraldığını görse koşardı. Namaz, namaz, namaz, namaz. Gözümün nuru dedi Hazreti Peygamber Efendimiz. Dinde son yıkılan kaledir dedi namazdan için. Yani namaz yıkılırsa din yıkılır. Namaz dinin direğidir dedi. Bir evin direğini düşünün. Buranın iki, dört, altı, sekiz direği var.
Bir direğe gitti, iki direğe gitti, üç direğe gitti. Yıkılın burası. İslami yaşantını direkt et. Namaz kılmak, oruç. Oruç sağlıkla alakalı. Namaz hayır var. Sağlıkla alakalı değil. Namaz parayla alakalı değil. O yüzden diyor namaz yıkılırsa din yıkıldı. Neden? Namazda kendinde sen, kendinde sen. Namaz bir tek bayrağı sorumlu değilsin. Kılcana yıldığında yine. Kardeşim öğrendi namazı.
Bizim akşam da işimiz var. Ya yatsıda kıl. Yatsıdan önce öğleyin. Akşamın sonra da yatsıda. Toplancılık yaptın değilim. Ben toptancıyım. Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Uhud'da kılamadı. Öğleyi, ikindiği, akşamı gece yatsıda kıldı. Önce öğleyi, sonra ikindiği, sonra da akşamı kıldı. Her neyde ikindiği kılamadı, akşamı kılamadı. Bilal'e dedi ki, ezanı oku, ezanı okudu. Önce öğleyi kıldı. Ardından kahvet getirdi bir daha, ardından ikindiği kıldı. Bir kahvet daha getirdi, akşamı kıldı. Bir kahvet daha getirtti, yatsıya kıldı.
Gidin Buhar'ı açın, Müslüman'ı açın, Tirmizi'yi açın, İbn-i Maciye'yi açın. Bütün hadis kitaplarını açın. Her de kazasındaki namazın böyle kılındığını göreceksiniz. Hazreti Peygamber'in, Kur'an ve sütü. Namazdan kaçış yok. İşte padişah da gitti, namaza durdu. Allah'la en yakın olduğu zaman secde zamanıdır.
İçinde secdeyi barındıran namaz. Meleklerin ibadetlerini barındıran ibadet, namaz. Ve kulun bu noktada Allah'a en fazla götürecek olduğu hediye, namaz. O yüzden kıymetli dostlar, bir, namazımız eksik olmayacak. İki, zikriniz eksik olmayacak. Üç, tövbeniz eksik olmayacak. Dördün önemlisi. İnsanlara hiç zarar vermeyeceksiniz. Veli yolunu. Bu anlattığım şey, veli olmayız. İnsanlara zarar vermeyin. En fazla faydalı olanınız, en iyiyiz. En hayırlı. Allah onlardan eylesin. Baktığı yokluk denizinden çıkıp kendine gelince hamd etmek, dua etmek için bir hoşta dilini açtı. Namazdan sonra dua etmek müstecaptır.
Namazdan sonra dua etmek, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetidir. Şaşarım o kimsenin aklına ki atlet aldıktan sonra namaz kılmaz. Şaşarım o Müslümanın aklına ki namaz kıldıktan sonra dua etmez. Hadisi şerif. Allah bizi onlardan eylesin. Bu güzelmiş. Rüyada Peygamberimizi görmek için ne yapmamız lazım? Sufiler derler ki tuz yalan. Hani Sufi'nin birisi gelmiş demiş ki efendim ben rüyamda Peygamber Efendimiz'i göremiyorum. O da demiş ki eylar bu akşam biraz tuz yala demiş. Tuz yalamış sabah olmuş demiş ki efendim seraptan seraba koştun. Yani sudan suya koştun. Doymadım bir çocuk. Bu da bunun gibi. Herkes Hazreti Peygamber Efendimiz'i rüyasında görmek ister.
Onu rüyanızda görmek için o kitapçılarda satılıyor. Dünya kaç tane şunu okursa Peygamber'i rüyada görürsün diye aldanmayın, kahmayın. Kişi sevdiğiyle beraber dediler Hadis-i Şerif'te Hazreti Peygamber. Bunu söylerken de sahabeden birisi çok ağlar, çok feryat filan ona der ki ne oldu? Der ki ya Resulallah biliyorum ki emin ediyorum ki ben de cennete gireceğim. Ama cennette seninle beraber olamamanın acısını, sancısını yaşıyorum deyince Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti, kişi sevdiği iledir, kişi sevdiği iledir dedi. Hazreti Peygamber Efendimiz'i severseniz onu rüyanızda görürsünüz. Ben seviyorum. Sevgi delil ister. Sevgi hüccet ister. Sevgi amel ister. Şimdi Sayın Başkan deseydi bana, ya ben Mustafa kardeş seni çok seviyorum ya derdim ki ben, ya Başkan Bursa'ya kadar gelmişsin.
Görüşemeden gitti ya. Bak, bak sevgi tecelliyat istiyor. Bu kadar geliyorum. Tecelliyat. Ben şimdi bayındırın, gideceğim, rüzgar gibi geleceğim, geçeceğim oradan. Ben de hiç görüşmeyeceğim kendisiyle. Sevgi tecelliyat ister. Demeyecek mi, kardeş gelmişim, bir gün de yermişim buradan, iki gün de kalmışım buradan. Ve bizim kapımızda kim vardı ki seni katmayacak? Aklı mı, haklı. Ha, sevgi tecelliyat istiyor. Biz Hazreti Peygamber Efendimiz'i çok seviyoruz. Senin sevdiğine inanıyorum. Ama gel, ona salat, selam getir. Onun gittiği yoldan git. Seven sevdiğinin yolunda gider. İnşallah. Ben yatılı Kur'an kursuna gitmek istiyorum ama uzak olduğu için endişelerim var. Bunun için ne yapmam gerekiyor?
Acaba nefsim buna izin vermiyor mu? Ailelerle bu konuyu istişare et. Ailelerle istişare ederekten ailem böyle bir şeye uygun görüyorsa, inşallah git. Biz Allah'ı ismiyle zikrediyoruz. Pek Allah bizim ismimizi nasıl zikrediyor? Allah için zorluk yok. Allah'ın burada bizi nasıl zikrettiği, nasıl zikrettiğiyle alakalı kesin şöyle zikrettik diyemeyiz. Müteşabih bir ay. Bununla alakalı eskiler, sahabeler demişler ki Allah'ın zikretmesinin en aşağı noktası kulunu affetmesi, ona bereket, ona sıhhat, ona afiyet vermesi. Bu kula büyük zenginlik. En altı bu kadarsa, bereket, sıhhat, afiyetse, afsa üstünü sikişir. El Fatiha.
Ya Allah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.