Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 7 Temmuz 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 6 Temmuz 2019 · 1:11:36

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Tebessüm ediyorum, soruya tebessüm ediyorum. Güzelmiş. Kızıl elmayı anlatabilir misiniz? Nedir, neresidir? Manevi olarak neyi anlatır? Kırmızı sikke, sarıkla bağı var mıdır?
Çok güzel. Gerçekten soru sahibini tanımak isterdim. Eğer bayanlardansa elini kaldırsın. Kızıl elma, gavurların Orta Asya dediği, bizim Türk illeri olarak nitelendirdiğimiz, Türklerin ilk vatanları, öyle söyleyelim. O bölgede, bu normalde Türklerin kendi içlerinde hem bir kanadı manevi, bir kanadı zahiri olan, Türklerin kendi içerisindeki büyük zatların, görmüş oldukları rüyayla şekillenen İtopyaları.
Biz bunu bir İtopya olarak görebiliriz. Ama sonuçta Türkler o bölgeden, normalde dünyaya yayılırken, bu görmüş oldukları rüyaların neticesinde ve o rüyalarla hedeflerine koşmuşlar. O yüzden kızıl elma bu manada o rüyayı, o hali gören, o komutanın, o velinin hedefi olmuş oluyor.
Bu kah İstanbul'dur o esnada kızıl elma, kah Viyana'dır o esnada kızıl elma, kah Londra'dır o esnada kızıl elma, kah o ben son kızıl elmayı söyleyeyim size. Bu yanan Fransa'daki kilise vardı ya, ne kilisesi? Notre Dame Kilisesi. Son kızıl elma Notre Dame Kilisesi'ydi.
Şimdi yangınla kızıl elma bunu birleştirebilirsiniz, serbestsiniz. Kah kızıl elma Şam'dır, kah kızıl elma Beyrut'tur, kah kızıl elma Kahire'dir, kah kızıl elma New York olur, kah kızıl elma Beyaz Saray olur, kah kızıl elma Moskola olur. Bu normalde o esnadaki bu rüyayı görenin haliyle alakalıdır.
Ama o kızıl elma İtopya'sı, Türkler Müslüman olduktan sonra da devam eder. Çünkü ben şimdi daha farklı konuşacağım, hakkınızı helal edin. Türkler İslam öncesi de Müslümandırlar. Muhammed'i değillerdir. Ama Türkler İslam öncesi de Müslümandır. Yani İslam'dır kendileri. Türkler hiçbir zaman ata puta tapmamışlardır. Türklerin hiç böyle kendilerince gök tanrısı, yer tanrısı yoktur. Türklerde bir Allah inancı vardır. Hani o hadis-i şerifle de sabittir zaten. Allah'ı yüceltme açısından bir kimse ellerimizi yukarı doğru açarız ya.
Allah gökte midir? Hayır. Ama yüceltme açısından söyleriz. Ve bir kimse cahil bir şekilde Allah göktedir dese yüceltme açısından o küfür değildir. Bakın yüceltme açısından yüksektedir manasıdır. Bu küfür değildir. O yüzden Türkler de gök tanrısı sonradan bize böyle aktarıyorlar, anlatmaya çalışıyorlar. Ama öyle değil. O öğretiyi iyi bilirim. Bilebildiğim kadar. Allah affetsin. O yüzden bu yine gavurların bizim dilimize dolu Türk elleridir orası. Orta Asya değildir. Neye göre Orta Asya, neye göre Doğu, neye göre Batı ayrı bir tartışma da. Neye göre Uzak Doğu, neye göre Yakın Doğu, neye göre Orta Doğu, kimin dili bu? Bunlar ayrı meseleler.
Ama normalde o Türk illeri, Türkler İslam'la tanışmazdan önce de kendi dairelerinde İslamlılar. Onlarda çok tanrılı bir din yoktu. Şamanlar onda veli, şamanlar veli hükmünde Türklerde. Şamanlar peygamber değil. Türkler hiçbir zaman şamanist olmadılar. Bu böyle ayrı bir mesele, ayrı tartışma. Yani Türkler normalde daha öncesinden de metafizi olan, metafizik inançları fazla olan, metafizik inançlarıyla hareket eden bir kavim. Görmüş oldukları rüyalarla yol alan, görmüş oldukları rüyalarla hakikati bulan, o rüyaların peşine düşen bir kavim. O yüzden Türk kavmi, bunu normalde Türk kavmi dediğimde ırkçılık olarak algılamayın.
Yani bugün sizin bizim veyahut da dünya üzerinde duran kimisinin Bulgar dediği, kimisinin Slovak dediği, kimisinin Macar dediği, yok işte şu ırk, bu ırk dediği, bunların hepsi de Türk ırkıdır. Bizim batılıların bize Orta Doğu diye yutturduğu, işte aslında Orta Doğu değil, bizim ülkemizdir orası, bizim vatanımızdır. Oradaki normalde şu anda insanların Kürt olarak nitelendirdikleri dair Türk ırkındandır. Nuh'tan sonra normalde bir Araplar vardır, bir de Türkler vardır. İkisi vardır. Bir de Afrika'ya geçen siyah derliler vardır. Dünya üzerinde üç tane Nuh'tan sonra ırk vardır. Birisi Türklerdir, birisi Araplardır, birisi de normalde siyah derili olanlardır. Bu normalde o yüzden bu üçünün üzerinde yürümüştür. Nuh'un üzerinden yürümüştür.
Nuh'un bir oğlu örneğin bu noktada işte Türk olarak nitelendirilir. Bu tarihi meseleler ve bir oğlu Türk ellerine doğru gider, Türk ellerinde durur. Yani Hz. Muhammed-i Mustafa'nın dahi soyu Türktür aslında babadan. İbrahim'idir, İbrahim'in torunudur, İbrahim Azer'in oğludur. Azer de Türktür kendisi. Yani bu böyle bize böyle anlatmazlar, böyle anlatılınca Arapların canı sıkılır, herkesin canı sıkılır. Yani Türkler şu anda 500 yıldan beri, 600 yıldan beri İslam'ın bayraktarlığını yapıyorsa, damarlarında peygamber kanı taşır çünkü. Peygamber kanı taşımak İbrahim'idir Türkler. İbrahim'i olduğu için normalde o yüzden derim Türkler Muhammed'i olmazdan önce de İslam'dılar diye. İbrahim'i bir dine sahiptir Türkler önceden de.
Bu öğreti ta Nuh'dan gelir. Nuh'un evlatlarından gelir. O evlatlarından evlatlarına, evlatlarından evlatlarına gelir. Mesela Türk ırkında sapkınlık yoktur hiç. Bu bir öğretidir. Normalde Türk ırkında mesela eşcinsellik yoktur. Türk ırkında lezbiyenlik yoktur. Yoktur bunlar. Türk ırkında pedofilli dediğimiz çocuklara sarkıntılık yoktur. Türk ırkı misafiri muhafaza eder, kendi namusunu muhafaza eder, etrafını korur, muhafaza eder. Böyle bir yani tabiri caizse soysuz bir ırk değildir. O yüzden İslam'dır. Zalime kılıç çeker, mazlumu muhafaza eder, korur. Haksızlık yapmaz, adaletsizlik yapmaz. O yüzden devletleri uzun süreçlidir.
O yüzden kurmuş oldukları devletlere bütün herkes gelir sığınır. O yüzden kurmuş oldukları devletler bütün herkes gelip sığındıkları için, adaletli bir devlet kurdukları için bütün dünyaya nizam vermeye çalışırlar. Savaşkan bir ırktır. Savaşçıdır. Bunu Ahmet Özbağ nakletti. Dedi ki tüylerim diken diken oldu dedi, geçenlerde okudum dedi. Gandhi'ye demişler ki, Hindistanlı Gandhi'ye. Biz de demişler, Türkler gibi neden biz savaş yapmıyoruz, İngiliz sömürgesinden kurtulamıyoruz. Gandhi demiş ki, biz Türk değiliz ki demiş. Türkler gibi de olamayız. Onlar asla esaret altında kalamazlar ve onlar savaşçı bir millettir demiş. Biz tabii yani bu milletimizin kendi karakteristik özelliklerini inşallah muhafaza edip koruyup torunlarımıza da o karakteristik özellikleri miras olarak bırakırız inşallah.
Şimdi böyle olunca normalde kızıl elma meselesi o yüzden her dönemin kendi hakanına veya kendi sultanına veyahut da kendi beyine göre şekilleşen bir kızıl elma ülküsü vardır. Bu o kimsenin gördüğü rüya üzerinedir ve o rüyanın etkisinde kalarak ona emredilir. Hani böyle eski filmlerde görürsünüz ya aksakallılar toplanır falan böyle işte bir karar alırlar.
Bunlar tarihte olan şeylerdir. Bunlar efsane değildir. O aksakallılar devlet kurarlar, devlet yıkarlar. Bildiğiniz kendi ellerindeki devleti yıkarlar, yeniden devlet kurarlar. Bunu her zaman için yapabilecek güçtedir o aksakallılar, maddi manevi. O yüzden o kızıl elma da normalde o aksakallıların görüldüğü rüyalarla tespit edilir. Son kızıl elma, benim bildiğim bu Notre Dame klisesiydi. Son kızıl elma orasıydı. Benim bildiğim bu belki de farklı bilenler olabilir. Ve inşallah son kızıl elma orada görüldü. Cenab-ı Hak nasip eder cümleye. Bu son görülen kızıl elmaydı. Benim bildiğim.
Bundan sonra bir kızıl elma görüldü, görülmedi, oldu, olmadı. Bu farklı bir şey. Ama bu son görülen o kızıl elma orada görüldükten sonra bu dilden dile, gönülden gönüle, elden ele öyle diyelim. Aktarıldı. Bunu biliyorlar, bilmiyorlar. Bu şimdi bir İtopya. Nasıl yani biz Fransa'ya gideceğiz, fetme edeceğiz. Neden etmeyelim? Neden etmeyelim? Neden öyle düşünmeyelim? Neden küçük düşünelim? Neden basit düşünelim? Neden İslam'ı en uç noktalara kadar götürmeyelim? Neden adaleti taşıyan insan olmayalım? Neden iyiliği, doğruyu, güzelliği taşımayalım? Belki de Fransızlar biliyorlar, bizim son gördüğümüz kızıl elmanın Notre Dame klisesi olduğunu, belki de o yüzden İslam'ı bozmaya çalışıyorlar, Kur'an'ı bozmaya çalışıyorlar.
Bunların ellerinde bu Kur'an, bu İslam dostları durursa, bir gün kapılarımıza dayanır mı bu kızıl elmacılar diye düşünüyorlardır. Kızıl elma, bu noktada hani böyle işte, Türk'ü egemen kılmak değildir. Doğruyu egemen kılmak, adaleti egemen kılmak, hak ve hakikati egemen kılmaktır. Türkler hiçbir zaman kendilerince böyle kafa tasıcı bir ırkçı olmamışlardır. Böyle bir şey yoktur. Kim kendisini bu topraklara ait hissediyorsa, bu topraklara aittir. Kim kendisini Türk hissediyorsa, bu Türktür o kimse. Bu noktada illa ki sen lazsın, çerkezsin, bunlar alt kimliklerdir. Bunlar normalde ayrışma değil, zenginliktir bizim için. Çünkü Türkler üç kıtada at koşturmuşlar. Hatta kıtalar bölünmezden önce at koşturmuşlar.
Bütün dünya kıtaları bir iken, Türkler bütün kıtalarda at koşturmuşlar. Sonradan büyük depremlerle kıtalar ayrılınca, o kıtalarda kalanlar da yürümüş gitmiş zaten. Neden bizim için bize söylenen, kızılderili denilen kimselerin bütün adet, gelenek, örf, inanışları, işte Türk illerindeki adet, örf, inanışlarla aynı. Aynı. Aynı kılçadırlar var, aynı şefleri var, hakanları var, kağanları var. Savaşçı milletler, adaletli, hakkaniyetli insanlar. Sonuçta bakıldığında bu böyle bir İtopya gibi görünebilir. Ama ben son nokta, onu da söyleyeyim, mevzuyu bitireyim. O hani siz geri döner, gevşerseniz, Allah öyle bir kavim getirir.
O kavim Allah'ı sever, Allah da onları sever. Ben bu kavmin Türkler olduğuna inananlardanım. Biraz böyle ırkçılık gibi algılamayın. Allah bizi affetsin. Arap'ın acebe, acebin araba üstünlüğü yoktur. Üstünlük Allah katında takvadadır. Takvaca üstün olan Allah katında üstündür. Bizim bu noktada bir derdimiz, bir sıkıntımız yok. Birilerine üstünlük taslama gibi de bir derdimiz yok. Allah bizi affetsin inşallah. Başımızdaki sikkenin, kırmızı, sarığın, kırmızı olmasının kendimizce, kendi dairemizce manaları var. Bunun bizim işini kalkıp dillendirmemiz, söylememiz farklı algılanabilir. O yüzden Allah rüyanızda göstersin inşallah. Bizim kırmızı, sarığımızdan, kırmızı sikkemizden de rahatsız oluyorlar.
Tabi bu kardeşin rahatsız olduğu manada değil bu, rahatsızlık veriyor bu. Başlıyorlar var mı diye. İşte bu üzerindeki kırmızı sikke dinde var mı? Bir soruyor. Tabii soran kimseye dedim üzerindeki kıyafet dinde var mı? Dedim. Böyle miydi? Dedim ben. Cevap yok. Bir şeyi sorgularken kendine bakacaksın. Kalk ayağa. Kalk ayağa. Normalde herkesin kıyafeti pantolon, gömlek mi? Böyle mi şimdi? Böyle. Değil mi? Bu İslam literatüründe bunu eğer dillendireceksek biz bu mesela uygun değil. Otur.
Aynı kıyafeti üç aşağı beş yukarı ben de giyiyorum. Bunu eleştirmek için söylemiyorum. Birisin bunu biri kimseye eleştirecekse önce kendine bakacak. Derse ki senin başındaki kırmızı sikke dinde var mı? Senin gömleğin var mı? Senin pantolonun var mı öyle?
E o yok. Var mı? Yok. Allah yesin. Evet. Otuz bir yaşındayım bekarım. Evliliğe karşı ciddi tereddütlerim var. Güvenemiyorum karşıma çıkan kişilere. İş noktasında hep sıkıntılar yaşadım. Namazımı istikrarlı kılamıyorum. Dua ederken Allah'tan isterken utanıyorum. İbadetlerim hep noksan. Bu durumu nasıl aşmalıyım? Yol gösterirseniz sevinirim. Yol belli. Mücadele edeceksin. Namazını dosdoğru kılacaksın. Asla taviz vermeyeceksin. Bir de bu son dönemde insanlarda çok. Yani evliliğe karşı güvensizlik sanki deccal üflüyor insanların kulağına. Deccal üflüyor.
Şeytan üflüyor insanların kulağına. Yani bunu kadınlara da söylüyorum. Erkeklere de söylüyorum. Çocuklarınızı hızla evlendirin. Bir. İkincisi. Ya insanlar kendi kendine kuruntulara kapılıyorlar. Kadınlar da erkekler de. Bildiğiniz kuruntu. Şeytan onlara vesvese veriyor. Kuruntu. Ben evliliği götürebilir miyim? Götüremez miyim? E götüremezsin öyle olunca. Bu aynı şey. Ben dersi çekebilir miyim? Çekemez miyim? Çekemezsin o zaman. Bir şeye sımsıkı yapışmak. Doğru olan bir şeye sımsıkı yapışmak. Doğru mu? Doğru. Evlilik doğru bir karar. Evlilikte kararlı olan erkektir. Erkek derse ki ben evime bakarım.
Çoluğuma çocuğuma da bakarım. Bu evliliği de yürütürüm. Bu evliliği yürütecek akli, dini, kalbi, bütün her şeyim hazır benim. Evlen kardeşim. Böyle olmalı bir erkek. Demeli ki ya ben bakarım evime ya. Ben karıma da bakarım, çocuğuma da bakarım. Yürü bak. Ben öyle bir kimseyi takdir ediyorum. Ayakta alkışlıyorum. Diyorum helal olsun. Diyorum helal olsun. Bitti bu kadar. O erkek bu azimde duracak. Ya ben bakar mıyım, bakamaz mıyım? Bakamazsın o zaman. Ben geçinebilir miyim, geçinemez miyim? Geçinemezsin. Bir de şunu yaparlar ya, kadın kötüdür.
Ne alakası var? Adam kötüdür. Bak, hayvanlar alemini izle. Erkek aslan, aslan gibiyse dişisini bir başkasına söz geçirtiyor mu? Hayır. Birisi gelirse tepeliyor mu onu? Evet. Sürüydü yönetiyor mu? Evet. Evet. Kadının veya erkeğin sinüsü, kosünüsü, tanjantı, kotanjantı belli. Adamlar gün geçtikçe naylonlaşıyor. Adamlar gün geçtikçe pasifize oluyor.
Bunun global unsurları var. Bunun yiyeceği ilgilendiren, içeceği ilgilendiren, devletleri ilgilendiren, ahlaki ilgilendiren, siyaseti ilgilendiren, her şeyi ilgilendiren etkenleri var. Sen kalk kardeşim, kaldır kafanı. Bu etkenlerden sıyrıl. Senin cinsin belli, cibilliyetin belli. Kalk bir kükre, ev bakmak dedin ne ya? Benim bir tane ayağımın serçe parmağı fazla gelir. Şimdi erkekler ev bakmaktan korkuyorlar. Bakamayacağını düşünüyor. Bir kadını idare edemeyeceğini düşünüyor. Ne o güvenemiyor. Kime güveneceksin? Kendine güven. Sen yürü. Çatlarsa o çatlasın, patlarsa o patlasın.
Sen bak. Sen dostlara adamlık yap evde. Ya öyle adamlar dinliyorum, bütün kadınlar yoldan çıkmış, bir tek bu yolda duruyor. Ne alakası var? Herkese iftira ettin dedim, durdu. Sen adam gibi adam ol. Veya kadınlar, evlenecek adam mı var? Adam mı yok? Sen dostları kadın ol. Otur, oturdun yere. Evlenmeye kalkıyor taraflar. Birbirlerinden akıl almaz şeyler istiyor, herkes bekliyor. Git kardeşim, Allah için evlen. Onun mobilyası bilmem nereden olacakmış. Onun halısı bilmem nereden olacakmış. Onun bilmem nesi bilmem nereden olacakmış. Allah için çık yola evlen.
Gün geçtikçe insanlar farkında değil. Deccana kulak veriyorlar. Şeytana kulak veriyorlar. Herkes şeytanı ve deccalı dinliyor. Kulağını şeytana dayamış. İnsanlar kulaklarını şeytana dayamışlar. Kulağını Allah ve Resulüne daya. Kulağını şeytana dayarsan, senin önün hep karanlık. Kulağını şeytana dayamışlar. Kulağını şeytana dayarsan, geçmişin karanlık senin. Sağın solun karanlık. Sen hep şeytanı dinliyorsun çünkü. Şeytan vesvese veriyor. Aç kalırsın. Şeytan vesvese veriyor. İfraz edersin. Şeytan vesvese veriyor. Yok bu adam seni bakamaz. Şeytan vesvese veriyor. Yok bu kadın sonunda seni terk eder. Şeytan vesvese veriyor.
Bu çocuk böyle olur. Şeytan vesvese veriyor. Yok canım ya bu böyledir zaten. Şeytan vesvese veriyor. Şurası şöyle olur. Canım kardeşlerim, Allah'a iman ettiysen, kulağını şeytana verme. Allah ve Resulüne ver. Dininin gereklerini yerine getir. Dinini yaşamanın mücadelesine ver. Sen dosdoğru ol. Sen dosdoğru ol. Çalışkan ol. Gayretli ol. Ferasetli ol. Allah'ı zikret. Mücadele et. Koş. İşinse işine koş. Aşınsa aşına koş. Ne iş yapıyorsan işini titizlikle yap. Hiç kimse annesinden doğduğunda patron olarak doğmuyor. Hiç kimse. Hiç kimse. Çalış kardeşim. Dosdoğru işine sahip çık.
Biz el işi demedik. Kendi işimiz gibi çalıştık. Adam benim patronuma mal vermezdi. Bana mal verirdi. Dükkanın patronu o. Bana derdi ki, Efe sen imzalarsan bu malı vereceğim sana. Bana derdi ki, Efe sana veriyorum malı. Sen çalış, gayret et. Sözünde dur. Ben 17 yaşındaydım. Ben İzmir'den ayakkabıcılardan ayakkabı alırdım. Karalardım senedi ben. Ben ödeyeceğim derdim. Alırdım malı. Satardım gider öderdim. Adam dükkanı ayda bir gelirdi. İki ayda bir gelirdi. Gelirdi. Harçını alır giderdi. Ben bıraktım dükkanı. Dükkan battı. Ben işi bıraktım. Adam battı. Beş ay sonra. Altı ay sonra. Satmak zorunda kaldı dükkanı. Sen öyle çalış.
Öyle gayret et. Öyle koşsan. Ne iş yapıyorsan yap. Ben Tapukadosa'da da çalıştım. Memurluk da yaptım. Ben dosdoğru iş yap. Ben çalışırım. Çalış kardeşim. Gayret et. Mücadele et. İşinse işinde dosdoğru mücadele et. Gayret et. Dergahsa derganda koş. Eskiler bilir. Hala da aynıyım. Performansımdan var mı? Bir düşüklük. Ahmet. 58 yaşındayım ben. Çalışırsan Allah verir. Gayret edersen Allah verir. Sen çalış.
Allah senin mananı da verir. Sana ne lazımsa verir Allah sana. Sen koş. Yırt sen Allah için kendini. Dergahsa dergahta koş. İyilikse iyilikte koş. Sen görülmeyecek rüyayı görürsün. Görülmeyecek rüyayı görürsün. İnsanların hayal edemeyeceği rüya görürsün. İnsanların hayal edemeyeceği noktaya gidersin. Maddi manevi. Aldatma. Kandırma. Dosdoğru ol. Kimsenin parasında, pulunda, malında, mülkünde, karısında, kızında, çoluğunda, çocuğunda, arabasında, katında, yatında, gözün olmasın. Yürü. Sözünde dur. Özünde dur. Allah için sev. Allah için koş. İşini de Allah için yap. De ki ben çoluğumu, çocuğumu kimseye muhtaç etmemek için çalışıyorum.
Dükkanımı açıyorum. Bismillahirrahmanirrahim. Ya Rabbi bana hayırlı rızık nasip eyle, hayırlı müşteri nasip eyle, hayırlı iş nasip eyle. Beni ne kandıranlardan eyle, ne de kandırılanlardan eyle. Amin. Kim Allah demiş de Allah onu zikretmemiş. Kim Allah'tan istemiş de ona vermemiş. Kim koşmuş da Allah onun ayağına çelme takmış. Kim yürümüş de Cenab-ı Hak onu tutmuş. Durdurmuş. Burada herkes, eski arkadaşlar var. Benim eskimi de bilir, yeni mi de bilir, yaşadığım hayatı da bilir. Çektiklerimi de bilir, çekmediklerimi de bilir. Yok öyle bir şey. Hayatınızdan tereddüt etmeyin, çalışın. Bir işi dosdoğru yapın. Hakkını vererekten yapmaya çalışın.
Bütün gücünüzü kullanın. Yakışır mı ya bir erkek adama ben ev bakamam, ben çolumu çocuğumu geçindiremem diye korkarım. Bu nasıl bir duygu? Çalış ya. Gündüz çalış, gece de git çalış. Ekiş yap. Yap. Ayıp değil, günah değil. Ayıp değil, günah değil. Ya işte, biz 30 yıldan beri hem dergahı hem işimizi koşturuyoruz. Gökten zembille inmiyor hiç kimseye hiçbir şey. Hiç kimseye hiçbir şey gökten zembille inmiyor. Şu adam burada oturan adam şahittir. Şu Cevdet Usta şahittir. Volkswagen'in arkasına ben plastik yaptırtırdım.
Dedim arkasında yatacağım bunun, banyo yapacağım arkasında dedim. Otel perlası verecek halim yok çünkü dedim. İflas etmişim. Ben arabanın arkasında banyo yapar, duş alır, arkasında kıyafetlerimi değiştirir, işe çıkardım ben mal almaya. Bir gün, iki gün, üç gün yatardım arabada. Evet, Allah veriyordu. Aha yüzü burada, üç bin beş yüz liraya aldığımız bornozu on sekiz liraya satıyorduk. Açık açık söylüyorum. Öyle değil mi de? Yüzde yirmi, yüzde otuz karlı işlere ben bakmıyorduk bile. Bakıyor muduk yüzde yirmi otuzu? Herkes yüzde yirmi, yüzde otuz kar ettiği zaman def çalıp oynuyor. Biz yüzüne bakmıyorduk. Ben diyordum ki, Said yüzde yirmi ile yüzde otuz daha hamallık edemem. Ne? Yüzde yüz olacak, yüzde yüz elli olacak.
Biz koşturuyoruz. Allah verecek. Mecbur mu? Değil. Ama çalışana Allah yardım eder. Koşana Allah yardım eder. İsteyene Allah verir. Yürüsen makul ve malum iste. Koş, mücadele et. Hiç kimseye hiçbir şey gökten sofradan iner gibi inmiyor. Biz İsa değilim ben. Havariyüm de değilim. Küstahlık yapayım bana gökten sofra indirdiğim. Ben Musa değilim. Elimde asa yok, denizin üstüne atayım deniz yarılsın. Ben fakir, garip bayındır çocuğuyum. Benim elimde alnımın teri var. Bitti. Allah. Allah verir, çalışın.
Hiç öyle düşünmeyin. Tabiri caizse işinizde yırtıcı kaplan gibi olun. Yırtıcı aslan gibi olun. Ailenize yırtıcı aslan gibi olun. Hop! Durun bakalım. Herkes bir gardını alsın. Öyle bir şey yok. Mıymıntı adam olmayın. Mıymıntı adam olmayın. Mıymıntı kadın olmayın. Mıymıntı bir topluluk olmaz. İslâm dediğinde mücahid ruhlu, cengaver insan olur. Eşine, çoluğuna, çocuğuna, kocasına, karısına sahip çıkan cengaver ruhlu. Fırat gibi coşkulu, Fırat gibi coşkulu, minbit topraklar gibi bereketli, sıra dağlar gibi kuvvetli. Müslüman öyle bir kimsedir.
Baktığı yerde çakmak gibi ateş yanar. Yanmalı. Bakışından terbiye etmelisin. Duruşunda terbiye görmeli herkes. Mümin o. Şimdi millet böyle kendince. Eve nasıl bakacağım? Ben bir evin sorumluluğunu alabilir miyim? Ağlamazsın yürü git. Ben bir dersin sorumluluğunu yapabilir miyim? Yapamazsın yürü git. Sen zaten üç gün sonra yolda bırakırsın insanı. Ne diyor hadis-i şerifte? Kur'an ve sünneti azı dişlerine sımsıkı tut diyor. Azı dişlerine. Hadis-i şerifin metni bu. Sen diyor Kur'an ve sünneti azı dişlerine sımsıkı tut. Din azı dişleriyle sımsıkı tutanındır. Allah, Kur'an ve sünneti sımsıkı azı dişlerine tutanın yolunu açar.
Eveleyip gevelemeceksin. Yürüceksin. Müslüman'ın düğünü nasıl olmalı? Kadın erkek karışık ve çalgılı olması uygun mudur? Söylemeyeyim, söyleyeyim mi? Müslüman'ın düğünü velime yemeğidir. Kadınlar kendi aralarında eğlenirler. Ertesi gün damat velimeyi düğün yemeği verir. Erkekler de orada kendilerince eğlenirler. Düğün biter. Şimdi herkes salonda. Ne diyordu Hacı Erkan? Ne o? Eski usül sokakta yapacağız. Öyle mi? Öyle mi diyordu? Bir sünnet için bana öyle diyordun. Kimindi o?
Ertan'ın, evet. Ertan'ın sünneti için diyordu. Eskusi sokakta yapacağız dedi bana. Vaa dedi muharika. Bu. Kadınlar kendi aralarında kına eğlentisi yaparlar. Erkek tarafı velime yemeği verir. Der ki bir koyun daim kesemedin. Hadis-i şerif var. Bir koyun daim kesseydin. Bir yemek verseydin. Erkek de yemek verir. Tesettürümüz nasıl olmalı? Renkli ferace giyilir mi? Eşhaplarımız omuzlardan aşağı olması mı gereklidir? Tesettür kadının içi görünmeyecek. Vücut hatları belli olmayacak. El yüz ayak müstesna örtülü olacak. Sayın hocam benim adam dört buçuk sene Bağkur'a ödememiş. Ne yapayım? Adımı boşayayım mı yoksa oturayım mı? Ya adam Bağkur ödemedi diye boşanır mı ya?
Yapmayın Allah rıza için. Millet adam bulmakta sıkıntı çekiyor. Yapmayın. Bak işte bu muhteşem bir soru. Ey dili ey dil niye bu rütbede pür gamsın sen? Gerçi viraneysen genci mutasamsın sen. Secde-i fermai melek zat-ı mükerremsin sen. Bildiğin gibi değil cümleden okunansın sen. Ruhsun nefai cibril ile tevimsin sen. Sır-ı haksın meseleyi iyisi meryemsin sen. Hoşça bak zatına kim züptey alemsin sen. Merdümü dilde ekva olan ademsin sen. Merteben aynı müsemmadır esma sanma. Merci-i hâlike eşyadır eşya sanma. Gördüğün emr-i muhakkakları rüya sanma. Başkaların kendini sür-etle heyyüle sanma.
Keşf ile sabit olan mani dava sanma. Hakkına söylenen efsaf-ı müdare sanma. Şeyh galiba ait olan bu dizeleri açıklayabilir misiniz? Hoş geldiniz. Aramıza katıldınız. Sizi sevdik. Bu tek kelime. Sen alemlere halife olarak yaratıldın. Kendini yabana atma diyor. Soruyu soran elini kaldırabilir mi? Harika. Almanya'dan sormuşlar. Bayan dışarıya makyajlı olarak çıkabilir mi? Makyajdan kasıt ne? Başlayacağız şimdi buradan söylemeye. Evet. Kozmik enerji sistemi ile tedavi yöntemi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Biz la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyoruz. Allah'ı zikrediyoruz. Kendi kendimizi öyle tedavi etmenin yolunu arıyoruz. Bazen herhalde zikrullahtaki ihlasımız ve samimiyetimiz düşüyor. O yüzden doktor Abdullah'a telefon açıyoruz. Abdullah bu ara şeker gene bir oynadı ortalıktan diyoruz. Abdullah'tan ilaç alıyoruz. Benim tedavi yöntemim bu. Naturel yiyin, naturel için, naturel giyin. Naturel davranın. Çok yemeyin. Çok uyumayın. Boş konuşmayın. Ama yiydikleriniz her şey natural olsun. Paketlenmiş, şişelenmiş hiçbir şey yiyip içmeyin. Kimyasal bir yoldan geçmiş olan hiçbir şeyi yemeyin. Yoğurt dahil, gazlı içeceklerin hepsini atın.
Bir tek orijinal natural soda hariç. O su hükmünde çünkü. Geri kalanın gazlı ne kadar varsa içecek atın. Kimyasal ne kadar ne varsa hiçbirisini yemeyin. Atın. Az önce makyaj demiş ya, kadınlar kimyasal ne varsa atsınlar. Kullanmasınlar. Sağlığınızı düşünüyorsanız. Hazır yoğurt dahi almayın. Bir şey kimyasal mı? Atın kenara. Bak lokma yiyin. Ne güzel lokma. Naturel. Hiçbir kimyasal bir şeysi yok. Hiçbir kimyasal hiçbir şey yok içinde. Merak etmeyin.
Sağlığınıza kavuşursunuz. Gerçekten kavuşursunuz. Sizden duymak istiyorum. Bir bayanın Kur'an sünnete uygun dışarı kıyafeti nasıl olmalı? Ya bu ara bu kıyafet işine takıldı herkes. Güzel bir şey. Geçenlerde bir sohbette demiştim. Bayan sohbetinde dedim ki kıyafetleriniz Kur'an ve sünnete uygun değil diye bunun artçı depremleri sürüyor. Arkadaşlar tekrar söylüyorum. İçiniz belli olmayacak. Dar olmayacak. Dar oluyor. Vücut hatları meydanda. İçi görünüyor. İçi görünmeyecek. Ya ben şimdi bir sürü absürt kıyafetler görüyorum. Bunların tefsilatına girmek istemiyorum. O yüzden hakkınızı helal edin. Sanki böyle onları küçümser gibi olacağım diye seslenmiyorum.
Ama Yani gerçekten yani başında örtü yani bütün her tarafı daracık. Örtünmüş tamam. Ama onun darlığından dolayı sıkıntı var. O yüzden kimseye ben böyle hani utandırmak, kimseyi itmek, kimseyi bu noktada bir laf söylemek istemiyorum. Ama Kur'an sünnet tarihinde bir kim bir bayanın tesettürü, vücut hatları belli olmayacak, içi görünmeyecek. Bunu uyguladığı anda bir sıkıntı yok. Neyle örtünüyorsa örtünsün, ne giyiyorsa geysin. Ama buna dikkat edecek. Gün geçtikçe bayanların örtünmeyle alakalı problemleri artmaya başladı. Gün geçtikçe bayanlar örtüyü hafife almaya başladılar. Örtünmeyi hafife almaya başladılar. Biz dünyevileşmeye başladık gün geçtikçe.
Bakın 28 Şubat isteğini yerine getirdi. 28 Şubat devam ediyor dedim de kızıyorlar bana. 28 Şubat devam ediyor. 28 Şubattan önceki örtünme yok insanlarda şu anda. İmam hatiplerde, üniversitelerde kızların başlarını açtılar. Bir kısım cemaatler, kızların başının açılmasından yana fetva verdiler. Bir kısmı böyle işte yumuşattılar her şeyi. Kendilerince hani böyle bir yoldan geçtiler. Ve deccal ve şeytan ve gavurlar dile istediklerini aldılar bizden. Bizden istediklerini aldılar. Bana kızabilirsiniz. Ama İslam dünyasından istediklerini aldılar. Nargile çen başörtülü bayanlar. Kafelerde dolaşan başörtülü bayanlar.
Plajlarda dolaşan başörtülü bayanlar. Beş yıldızlı otellerde dolaşan başörtülü bayanlar. Heva ve hevesine kurban olmuş başörtülü bayanlar. Canım kardeşlerim, Müslüman kardeşlerim, örtülü kardeşlerim. Her yere gitmek zorunda değilsiniz. Her ortama girmek zorunda değilsiniz. Her ortamda görünmek zorunda değilsiniz. Heva ve hevesin kol gezdiği, şeytanın ve deccalın kol gezdiği yerlerde görünmek zorunda değilsiniz. Oralara gitmek zorunda değilsiniz. Sakallı Müslüman kardeşlerim, gitmek zorunda değilsiniz. Bilmem hangi restoranda yemek zorunda değilsiniz. Bilmem hangi gösterişli takım elbiseyi giymek zorunda değilsiniz. Bilmem hangi gösterişli marka arabaya binmek zorunda değilsiniz.
Bilmem hangi gösterişli mahallede oturmak zorunda değilsiniz. Sen davandan vazgeçme. Senin davan Kur'an, sünnet. Sen Kur'an ve sünnetin çizgisini aşma. Sen Kur'an ve sünnet noktasında dimdik dur. İsterse senin etrafında hiç kimse kalmasın. İsterse akrabaların seni terk etsin. İsterse akrabaların seni düğünmüş, dernekmiş, davet etmeyiversin. İsterse akrabaların yeni ev almışlar, yeni bilmem ne almışlar, şunu yapıyorlarmış. Seni davet etmeyiversin. Gösterişten uzak dur. Şatattan, şatafattan uzak dur. Lüks hayattan uzak dur. Lüks markalardan uzak dur. Paran olmuş olsa dahi uzak dur. Bunun işte nefis mücadelesi.
Senin gidip vakko örtü almaya paran vardır. Alma. Nefis mücadelesi bu. Senin kalkıp da o vakko örtünün üzerine gucci gözlük almaya paran vardır. Alma. Bu nasıl bir dava? Bu nasıl bir Kur'an ve sünnet mücadelesi? Şimdi bir şey söylerim, kızarsınız. İlk Versace kravatı toplumun önünde Erbakan Hoca taktı. Biz hepimiz biliyorduk Versace kravatın kaç dolar olduğunu.
Biz hepimiz de ben biliyordum. Ben o hayatın içinden gelme bir insan olarak. Versace takım elbisenin kaç bar olduğunu biliyordum. Versace gömleğin kaç bar olduğunu biliyordum o zaman için. Ben o hayatın içinden gelen bir kimse olarak. Versace ayakkabının kaç dolar olduğunu biliyordum. Benim o yüzden İslami noktada hiçbir liderim olmadı. Ben o takım elbisenin fiyatını biliyorum çünkü. Ben o kravatın fiyatını biliyorum. Ben o ayakkabının fiyatını biliyorum. Ne zaman? Bundan 30 yıl önce. Ben onun fiyatını biliyorum. Ben o hayatı da biliyorum. Şu anda bu cemaatin değil bunların dışındaki cemaatin en uç noktada yaşayan kimseden daha uç yaşamış bir insanım.
Saklayıp gizlemiyorum. İslam takvadır. İslam gösterişten uzak durmaktır. Şataattan şatafattan uzak durmaktır. Varsa dahi yapmamaktır. Nefis mücadelesi budur. Vardır paran yapmazsın. Nefis mücadelesidir bu. Bu şimdi süslü Müslümanların, süslü Müslüman bunlar. Bunların içlerinde terbiye edilmemiş bir hal var.
Bu ne? Aslında o hayatı özeniyor. Terbiye etmemiş kendini. O özentisini dışarı vurduruyor. Özentisini dışarı vurduruyor. Bir çıt kalıyor. Bir çıt bunu 13 yaşında, 15 yaşında, 20 yaşında bir kız çocuğu yapsa derim ki genç. Özeniyor. Bunu 13 yaşında, 15 yaşında bir genç erkek yapsa, 20 yaşında bir genç erkek yapsa özeniyor derim. Bunları toleranslı davranırım. Evet. Yani genç. Hadi 20 yaşına kadar kabul edeyim. 25 yaşına kadar kabul edeyim. Bunlar özeniyorlar. Genç. Toleranslı davranayım. Eyvallah. 40 yaşına gelmişim be. Ne işin var senin orada burada? Evli partlı kadınsın. Ne işin var senin orada burada? Belli bir yaşa gelmiş bir bayansın.
Ne işin var senin orada burada? Haram paradan kaynaklanıyor. Parayı harcadığın yere bak, kazancını bil. Parayı harcadığın yere bak, kazancını bil. Parayı nereye harcadığına bak. Gençler, babalarınızın parayı harcadığı yere bakın. Babalarınızın haram mı, helal mı kazandığını görürsünüz. Kadınlar, kocalarınızın para harcadığı yere bakın. Kocalarınızın kazandığı paranın haram mı, helal mı olduğunu bilirsiniz. Anne, babalar, çocuklarınızın para harcadığı yere bakın. Senin kendi kazancının, çocuklarının harcadığı yerde kazancının ne olduğunu görürsün.
Bu kadar çok basit. 28 Şubat devam ediyor daha. 28 Şubat'ın bozması, ifsad etmesi, bizi bu noktada Kur'an ve Sünnet çizgisinden uzaklaştırması, bizi Kur'an ve Sünnet davasından uzaklaştırması devam ediyor. Hızla uzaklaşıyoruz. Hızla. Bu hızla uzaklaşma devam ediyor daha. Hızla bozuluyoruz. Hızla çözülüyoruz. Hızla bozuluyoruz. Hızla çözülüyoruz. Hızla dağılıyoruz. Çok hızlı bir şekilde hem. Çok hızlı bir şekilde. Bu nereye kadar gidecek bilmiyorum. Sufi topluluklar, bunu önceden görüp önlem alanlardır.
Bunu bangır bangır bağırıyorum. Önlem alın. Bu bir topluluğun kendi başına yapabileceği bir şey değil. Dağılmalar, ifsad olmalar. Kur'an ve Sünnet dairesinde duranları bıktırmamalı. Bunları usandırmamalı. Mücadeleden geri dönmemeli. Bir cemaat yanlış yapabilir. Bir parti yanlış yapabilir. Bir tarikat yanlış yapabilir. Bir topluluk yanlış yapabilir. Yapabilir. Bizler de yapabiliriz. Ama bu bizim ümidimizi, umudumuzu kırmamalı. Bu bizi dağıtmamalı. Bu bizi geri döndürmemeli. Bu bizim normalde dejenere olmamızı, bizim bu noktada dağılıp tuz buz olmamızı gerektirmez. Biz gerekli olan mücadeleyi vermekle mükellefiz.
Allah bizi affetsin. Ben üstadı tanımadan ders aldım. Ders alırken veren kardeş bana kolyalaştırmak adına çekmesen de başına bir şey gelmez ama çekersen iyi olur. Aldığım dersin ciddiyetini de almadan aldım ama düzenli hiç yapmadım. Üstadımı sonradan tanıdım, dinledim. Kalbimde hiç şüphe yok. Lakin derslerimi en baştan düzenli olmadığım için düzene de sokamıyorum. Nasıl yapacağım? Yine Almanya'dan sormuş bir kardeş. Arkadaşlar bir şey duydunuz. Duyduğunuz anda da onu kabul ettiniz. Kendinizi değiştirip, kendinizi bu noktada dizayn edip yolunuza devam edeceksiniz. İnşallah.
Kaçıncı beytmiş bu ara gündem çok kalabalık ya, benim de halet-i ruhiyem biraz şey yüksek. Şu yok onur haftası, yok onur yürüyüşleri, insanların bu sapkınlıklarına müsaade etmeler, sapkınlıkları arttırmalar, bunlar böyle gerçekten içimi daraltıyor.
Onursuzluğu onur gibi gösteriyorlar bize. Bunu normalde çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğiyle alakalı üzülüyorum. Bunu daha önce de söylemiştim. İşte 86 yılında orman işin sendikasının da toplantıda bir konuşma yapmıştım ben. Allah beni affetsin. O zaman AK Parti, milletvekilleri, bakanlar, başbakan yardımcıları en ön sırada. Herkes parayı konuşuyor. İşte askeri ücret, orman iş sendikasında işte şöyle mi olacak, böyle mi olacak? Bütün iki taraf var. Her iki taraf da beni kendi yönetim kuruluna almak istiyor.
Ben de her iki tarafın yönetim kuruluna da girmiyorum. Herkes son anda benim sendika başkanlığının adaylığımı koyacağımı zannediyor. Kulisler yapıyorlar. Benim otel odası doluyor, boşalıyor. Doluyor, boşalıyor. Grup grup geliyorlar bana. Ben de diyorum ki benim böyle bir derdim yok. Ben bir tek bir konuşma yapacağım diyorum. Neyse tabii böyle o kongreler filan birkaç gün sürüyor. Aslında benim öyle bir işte de işim yok ama bölge müdürlüğünde, bölge müdür yardımcısı, aynı zamanda hesap işlerinden sorumlu müdür yardımcısı, o böyle iyi bir ülkücü abimiz o zaman bana dedi ki Mustafa'cığım ben senin ismini verdim. Muhakkak git dedi.
Benim sana dedi şuraya destekle demel şeyim yok. Git ama oraya dedi. İyi gittik biz de. Söyledim diye söylemiyorum bunu. Tehlikeyi görme adına söylüyorum. Ben o zaman anaplı, bakan, bakan yardımcılığı, başbakan yardımcıları, en en sırada milletvekilleri filan. Tabii normalde ben kürsüye çıktım. Bütün gruplar beni alkışlıyorlar. Hani herkes kendine çekmeye çalışıyor. Zannediyorlar ki ben hani böyle sendika konuşması yapacağım. Ben getirdim işi Kur'an ve sünnete. Dedim ki herkes burada asker ücret konuşuyor, para konuşuyor dedim. Hiç kimse ahlaktan ve maneviyattan bahsetmiyor dedim. Konuşmuyor. Toplum hızla ahlaksızlığa ve maneviyatsızlığa gidiyor.
O ana vatanını böyle bakanlar böyle işte hani televizyonlarda görürsünüz ya böyle bir toplantıya giderler. Böyle lakayt bir şekilde otururlar ya koltukları çok rahattır böyle. Bu koltuk da rahat ya. Böyle lakayt burada oturursan böyle böyle lakayt oturursun. Ben böyle bir tane şeyhefendi gördüm. Böyle oturuyor sohbette. Elini de böyle uzatıyor. Gelen giden öpüyor böyle affınıza sığınırım. Şimdi orada da böyle lakayt oturuyorlar. Ben aldım getirdim lafı onlara dedim. Bir gün dedim sizin çocuklarınız, baba ben homoseksiyel oldum. Baba ben fahişe oldum. Dediğinde ne diyeceksiniz dedim.
Tabi benden öyle bir bakana böyle bir şey söylenir mi? Normal şartlarda. Herkes sayın bakanım, sayın milletvekilim, sayın bakanım, sayın milletvekilim. Herkes sayın, herkes sayın da senin vazifen farklı. Ben öyle deyince hepsi de koltuğa doğruldular. Sizlere söylüyorum dedim. Siz bu insanların ahlakı ve maneviyatı için ne yapıyorsunuz? Bakın arkadaşlar üzerinden otuz yıl geçti. Üzerinden otuz yıl geçmezden önce bizim gençliğimizde bundan otuz yıl önce insanların eşcinselliklerini bu kadar gözümüzün içine sokaraktan transseksüel bilmem ne LGBT artı. Bu artı ne demek biliyor musunuz? Bütün sapkınlıkları toplayabiliriz bu artı.
İlaveleri var yani LGBT'te kalmıyor iş. Bundan ben yaşlı olanlar, benden daha küçük olanlar daha iyi bilecekler. Otuz yıl önce böyle toplanıp onların sokaklarda, caddelerde yürüyeceği akla hayale gelir miydi? Otuz yıl önce belediyelerin bunları alkışlayacağını aklımıza gelir miydi? Otuz yıl önce Türkiye'nin bu kimliksizliğe, bu kişiliksizliğe, bu şahsiyetsizliğe, bu onursuzluğe imza atacağı aklımıza gelir miydi?
Gelmezdi. Bakın gelmezdi. İsmail Demirtaşlı. Bundan otuz yıl önce Demirtaş'ta böyle bir kimse yaşayabilir miydi? Mümkün değildi değil mi? Hoş hala da yaşamıyordur herhalde Demirtaş'ın o eski merkezinde. Var mı be? Bulaştım oraya da. Oy İsmail çakmak çakmak gözleri hayır diyor. Ya normalde şimdi bir kimse buna ihtimal verebilir miydi? Bundan otuz yıl önce veremezdi. Ama şimdi kanunla korunuyorlar. Siz bir şey diyemiyorsunuz. Siz bir şey söyleyemiyorsunuz. Sapkınlıklar serbest. Sapkınlıklar koruma altında. Her türlü haram.
Her türlü lanetlenmiş fiilyatlar koruma altında. Her türlü lanetlenmiş fiilyatlar. Ne kadar Allah'ın ve meleklerin lanetlediği fiilyat varsa hepsi de serbest. Ve hepsi de koruma altında. Ne kadar Allah'ın emrettiği helal var ise hepsi de yasak. Yapamazsınız. Allah'ın yasakladığı herhangi bir şey var ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türkiye Cumhuriyeti Ceza Yasası'nda o yasak değil. Bakın o yasak değil. Serbest. Evet. Ahlakla alakalı ne varsa bu hale geldik. Bakın bu hale geldik.
Ben konuşunca beni AK Parti düşmanı belliyorlar. Canım kardeşim her şey gelip geçici. Ben gelecek nesli düşünüyorum. Bir ülkede 10 yıl içerisinde fuhuş %2700 artar mı? Bir ülkede 10 yıl içerisinde uyuşturucu %1600 artar mı? 10 yıl içerisinde uyuşturucuya müptela oldum. Ben tedavi olmak istiyorum diyenlerin %800 artmış. Biz nereye koşuyoruz? Benim üzüldüğüm şeyler bunlar. Ben böyle kendimden geçiyorum kendi kendime. Diyorum ki Mustafa Özbağ gerekirse hiç eve girme. Her gece sohbete git. Uçukça düşünceler oluşmaya başladı.
Uçukça. Hani diyorum ki bütün elbiseyi melbiseyi bırakayım altıma bir tane diyorum. İhramı giyeyim köy köy yola çıkayım diyorum. Çıkayım yayan olarak diyorum. İnsanlara anlata anlata gideyim gücümün son noktasına kadar. Böyle kafam böyle basmaya başladı. Nereye gidiyor bu insanlar? Biz Müslümanız ya. Arkadaşlar biz Müslümanız. Biz Allah'a iman ettik. Biz çağ açmış, çağ kapatmış bir ecdadın torunuyuz. Bu topraklar LBG telli artırlar için mi fethedildi? Bu şehit kanları kim için? Suriye'de askerimiz, polisimiz şehit olurken Doğu'da, Güneydoğu'da, Anadolu'nun her tarafında insanlar canlarını o gavurlara, o PKK'ya, o DAEŞ, KBC'sine, Biltikos'una bilmem nesine bedenlerini hedef ederken ne için etti ya?
Bu Çanakkale'deki şehitler niçin şehit oldular? O ecdadın yüzüne nasıl bakacağız biz? Sıra dağlar gibi her biri bütün şehitler. Biz buradan Gelibolu'ya diye niyetlendiğimizde Bursa'nın çıkışında bekleyen şehitlerin ruhaniyetlerinin yüzüne nasıl bakacağız? Biz orada Gelibolu'da sohbet ederken bütün şehitler ayağa kalkıp silahını, tabancasını, kılıcını kapan, Mevlâne'nin etrafında nöbet tutan, bize dua eden o şehitlerin yüzüne nasıl bakacağız biz?
İçim daralıyor. Bursa'da ilk şehitliğe gittiğimizde binlerce şehit orada atıyla, tankıyla, atıyla, kılıcıyla, kalkanıyla, üzerindeki kanıyla, başındaki tuğuyla hepsi de orada etrafımızda nöbet tutmuş. Onların yüzüne nasıl bakacağız? Osman Gazi'nin yüzüne nasıl bakacağız? Orhan Gazi'nin yüzüne nasıl bakacağız biz? Murat Hüda Vendikar'ın yüzüne nasıl bakacağız? Ne için gittiydi Kosova'ya? Biz bunların yüzüne nasıl bakacağız? Merak ediyorum. Biz Emur Sultan Hazretleri'nin yüzüne nasıl bakacağız? Biz Üftada Hazretleri'nin yüzüne nasıl bakacağız? Nereye koşuyoruz biz? Biz Pir'imiz dediğimiz Hazreti Mevlana Celayet-i Ruhu Hazretleri'nin yüzüne nasıl bakacağız?
Hacı Bektaş Veli'nin yüzüne nasıl bakacağız? Yunus'un yüzüne nasıl bakacağız? Biz nasıl bakacağız? Biz Sufiler topluluğu olarak bir başkasının bundan haberi olmayabilir. Bir başkası bu metafizik alemi reddedebilir. Bilmiyor, tanımıyor, körlerden. Böyle bir şeyi bilmediğinden dolayı reddedebilir. Ey Sufiler topluluğu! Sizler biliyorsunuz. Nasıl bakacaksınız? Nasıl bakacaksınız? Nasıl kafanızı kaldıracaksınız? Mahşerde Hamza'nın önünde nasıl kafanızı kaldıracaksınız? Hazreti Hasan'ın, Hüseyin'in önünde nasıl kafanızı kaldıracaksınız? Hazreti Hüseyin ve yanındaki avanesi, ehli beyin, adalet için canlarını verirken, Allah ve Resul'ünün yolu için, canlarını vermek için, sonlarını bile bile, önüne gelen sahabe, onları söylediği halde, önüne gelen onlara söylediği halde, o yoldan dönmeyip canlarını verdiler.
Biz onların yüzüne nasıl bakacağız? Arkadaşlar, en baştan beri derim, ben demokrat değilim, ben Müslümanım, ben Kur'an ve sünnete iman ettim. Ben Müslümanca yaşamak istiyorum. Ben dinimi yaşamak istiyorum. Ben dinimi yaşarken de, yaşatma mücadelesi bana farz, hepimize farz olduğu gibi. Hepimize farz bu. Biz dinimizi yaşayacağız ve yaşatma mücadelesi vereceğiz. Herkes gevşeyebilir. Bizim gevşemeye hakkımız yok. Herkes dağılabilir. Bizim dağılmaya hakkımız yok. Herkes dejenere olabilir.
Bizim dejenere olmaya hakkımız yok. Biz, alnımızdan akacak son tere kadar, dudağımızdan çıkacak son nefese kadar, Kur'an ve sünnetin mücadelesini vermekle mükellefiz. Bizler gevşedikçe, şeytan ve taraftarları kuvvetlenecek. Bizler dağıldıkça, şeytan ve taraftarları bizim üstümüze gelecek. Bizler zayıfladıkça, şeytan ve taraftarları bizim üzerimize gelecek.
Biz kendimize gelelim. Biz komple kendimizi derleyelim, toparlayalım. Bu dava hor, bu dava öksüz. Biz davamıza sımsıkı yapışalım. Davamız Kur'an, sünnet, vatan, millet. Biz o noktadan ayırılmayalım, inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yanına da helal olsun. Geceniz hayır olsun inşallah. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi