Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 7 Ocak 2012

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Ocak 2012 · 43:27

Cenâb-ı Hakk'ın yüzünüze hayırlı eylesin, ayırınızı, yırınızı, ömrünüze hayırlı eylesin inşâAllah. Sigara içmek Allah'a isyam alır. Bu konuyu biraz zaman ayırır mısınız? Bir şeyin, İslam hukuku, bir şeyin illeti, yani zararın veri olursa, onun üzerine hükmetmişler. O zararlı şey haramdır. Genel hüküm bu.
Yemek yemek, insana zararlı değildir. Ama çok yerse, insana zararlıdır. Çok yemek yiyemeyi caiz görmemişlerdir. Uyku insan için gerekli, fıtri bir şeydir. Çok uyumayı caiz görmemişlerdir. Güzel koku, met edilmiş. Ama insana hoş gelmeyen koku, caiz görmemiş. Şimdi, bizim dinimiz israfı yasaklamış. İsrafın yasaklandığı bir dine mütesbis.
Hiçbir kimse diyemez ki, sigara israf değil. Hiçbir kimse diyemez ki, sigara zararlı değil. Hiçbir kimse, bugün solunum yolu rahatsızlıklarının yüzde seksen beş, yüzde doksanı sigara sebebi. Kanserin belli noktada, işte akciğer kanseri, işte yok kan kanseri, yok işte bunun gibi solunum yollarıyla alakalı kanserin yüzde doksan sebebi sigara.
Haram olması için, sigara paketlerinin üzerindeki sigara sağlığa zararlıdır ibaresi yeter. Üzerinde bir yazı var ya, sigara sağlığa zararlıdır. Haram olması için, götüreceksiniz bir dini oteliteye. Diceksiniz ki, bunu üreten firma, bunun içindeki maddeler, sağlığa zararlıymış, bu dinen haram mıdır, değil midir diye soracaksınız, o hiç tereddüt etmeden haram diyecek.
İslam, fıtratı korur. Hiç kimse diyemez ki, sigara insan fıtratını korur. O yüzden sigara, bu veçelerden bakılırsa haramdır. Birileri şimdi sakın internetin başına geçirte, yarın bana mail yazmaya kalkmasın. Bir şeyi haram etmek için ayet lazım, yok hadis lazım demesin. Sakın ha, sakın. Sakın demesin, işte haram, yapma, yetkisi Allah'a aittir. Sen nereden bunun hakkında ayet buldun? İyi ayet buldum, yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Nereden hadis buldun? İyi ben de sana onu soruyorum, içeceğine dair hadisi nereden buldun? O yüzden bunların böyle kendi kendilerine alim kesilenler var böyle.
İşte hakkında ayet var mı? Dergahı terk edenler var. Sigaraya haram dediği için derslere gelmiyorum diyenler var. Şurada hiçbir tane cemaat kalmayacağını bilsem, yine sigara haram, yine sigara haram, yine sigara haram. Ben daha ileri söylüyorum. Bir kadının ağzında, burnunda, vücudunda, edeb yerlerinden koku çıkıyorsa, bir erkeğin ağzından, edeb yerlerinden veya vücudundan istenmeyen koku çıkıyorsa, İslam hukukuna göre, kimden koku çıkıyorsa, onun altı ay içerisinde veya o kokunun durumuna, konumuna göre, olur ki tedavisi bir sene sürer, tedavisi ne kadar sürer?
Bir yıl, bir yıl içerisinde ona tedavi, imkanı verilir. Onun tedavisi mümkünse, o tedavi edilir. Eğer tedavisi mümkün değil ise, istenmeyen kokuyla, koku yaydığı için taraflardan birisi, o kokuyu çekmek zorunda değildir eşler, boşamak hakkıdır. Boşamak hakkıdır. Bir kadın, sigara içen bir adamın ağzının kokusunu nasıl çeker, merak ederim. Bir adam, sigara içen bir kadının ağzının kokusunu çeker, nasıl çeker merak ederim. Sadece ağız kokusu olması yeterli. Cebrail ile görüşmem olmasaydı her gün soğan sarımsak yerdim, hadis-i şerif.
Hadis-i şerif soğan sarımsak yiyen mescidimize girmesi. Bir tarafta diyor ki, Cebrail ile görüşmem olmasaydı her gün soğan sarımsak yerim. Bundan anlaşılıyor ki, melekut âlemi necis kokuya yanaşmıyor. Sarımsak necis koku değil. Ama Cebrail aleyhisselam ona yanaşmıyor. Melekler o kimseye yanaşmıyor. Sarımsak kokusuna melekler yaklaşmıyorken, cigara kokusuna melekler yanaşır mı, yanaşmaz mı, siz hesap edin. Bunları konuşmanın da çok fazla bir anlamı yok. Neden? Sufi için israf olan her şey yasaktır. Sufi israftan öylesine kaçınır ki, bundan şeytandan kaçar gibi kaçar.
Bu cahilane sözleri de gülüp geçin. İşte Sufi'nin bir cigarası varmış da onunla mı uğraşıyormuş onun? Yok Sufi cigaranın üzerindeki ateşin üzerine parmağını devamlı koyaraktan, her daim cehennem ateşinin şeditliğini oradan ölçüyormuş da, işte cehennemi unutmuyormuş. Yok işte Sufilerin cigarası caizmiş. Benim bildiğim Sufilerin cigarası yok. Benim bildiğim cigar içen Sufi de yok. Dedi ki oğlum cigar içen kabri haline vakıf olamazlardı. O yüzden cigaracı bir derviş, cigaralı bir derviş olmaz. Bakın direkt ben kestirip atıyorum. Cigaracı bir derviş, cigaralı bir derviş olmaz.
Kardeşlerimize ayakta bir şey yemeği dahi edepsizlik sayanlardanız. Sandviç yiye yiye, simit yiye yiye, tost yiye yiye, hamburger yiye yiye, ayakta yürüyerekten lahmacun yiye yiye, dürüm yiye yiye gitmek Sufiler için edep dışı bir şeydir. Dondurmayı yalaya yalaya gidecek, misküviti yiye yiye gidecek. Bunlar edep dışıdır derviş böyle bir şey yapamaz. Saldı ki bakın bunların hepsi de helal olan şeyler. Bunların ayakta, yolda, insanların içerisinde yenmesi uygun değil. Bir kimse yemek yerken lokantanın en görünür yerinde herkese açık bir yerde yemek yemesi uygun değil.
Göstere göstere ziyafet yapması insanların içerisinde böyle lüks restoranlarda, en ön saplarda, en ön yerlerde yemek yemeleri uygun değil. Herkes bir yerde piknik yapıyormuş. Eyvallah, senin de orada piknik yapman da bir sakınca yok. Kendi evinde yiyorsun, içiyorsun, bunda bir sakınca yok. Ama dışarıda hiç kimse yok, orada piknik yapacaksın, orada mangal yerleyeceksin, uygun değil. Kendi bahçede, kendi evinde, kendi mekanında yemişin, içmişin, Allah yardımcın olsun. Ama öbür türlü bunlar uygun değil. Bunlar, dervişlik adabına, erkanına uygun olmadığı halde, sigara uygun olacak. Bu mümkün değil. Sigaranın içilmesini teşvik eden dergahlar da vardır.
İçilmesini teşvik ediyorlar. Yani insanlar dergahlara, tekkelere, tasavvufi kuruluşlara, edebini, adabını, erkanını düzeltmek için girer. Günahlardan kurtulmak, israftan kurtulmak, şataptan, şatafattan gösterişten kurtulmak için girer. İslam temizliktir. Bir kimse İslam'a temizlenmek için girer. Tasavvuf erbabı, her türlü meleyani şeylerde, her türlü israftan, her türlü gafletten kurtulmak yeridir.
Gaflete düşme, meleyaniye düşme, ne bileyim işte yanlış, eksik, noksan şeylere düşme yeri değildir. Bunlar tasavvuf adına uygun şeyler değildir. Ehli tasavvuf sohbet esnasında konuşmayı da haram görmüş. Konuşuyorlar ya şimdi, ehli tasavvuf onu dahi haram görmüş. Demiş ki sohbette konuşulmaz. Şey yapmışlar, kendi içlerinde kendilerince söylemişler. Sohbet esnasında konuşursa onun dili düşer diye. Dili düşmesi ne demek biliyor musunuz? Boş konuşma hastalığına düşmek. Konuşma hastalığı nedir? Farkında olmaz, o hastalığa tutulur. Olur olmadık yerde boş boğazlık eder boyuna. Bu bir velinin, bir mürşidin sohbetinde boş melayanı konuşmaktan meydana gelir.
Siz zannedersiniz ki bir velinin, bir mürşidi kamilinin karşısında, etrafında boş bir şey yapınca, eksik, yanlış bir şey yapınca orada kalacak. Orada kalmaz o. Tövbe edip helallar kalmak lazım. O yüzden büyükler, her sohbetin sonunda meccanem hatlarını helal ederler. Helal etmezlerse, orada dervişin bir edepsizliği, bir boşluğu, bir eksikliği, bir noksanlığı, Allah muhafaza eylesin, onda kalıcı olur gider. İşin bir de bu tarafı var. O yüzden, sufilik ince meslektir. İnce meslek. Sufilik uyanıklıktır. Sufi hep uyanıklı olur. Aman der, Allah'a tövbe eder. Aman der, boynunu büker. Aman der, kendine dikkat eder. Bilinmez, nerede, ne zaman bir insanın kafasına nasıl bir kelete geçecek. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden, bazen bize sataşırlar ben sigaraya haram dediğim için. Hatta benim küfrüme fetva veren oldu ben sigaraya haram dediğim için. Benim bu noktada bir çekintim yok. Sigara haram. Hiç kimse içmemesi gerekir. İçiyorlarsa terk edecekler. Tövbe edecekler sigara içtiklerine dair gider. Her sigara içen vatandaş benim hakkımı yiyor. Sigara içmeyenlerin hakkını yiyor. Onun sağlık masrafları benden fazla. Onun sağlık giderleri benden fazla. İlaç, o bir soğuk algınlığına tutulsa, üç tane ilaçla o tedavi olmuyor.
Bir kimse kendini muhafaza etmezse, kendisini muhafaza edenlerin hakkını riayet etmemiş olur. Sen sağlık sigortan var deyip de tüp tüp hapları kullanamazsın. Hakkı var. Hakkı var. Sen benim sağlık sigortan var devlet bana bakmak zorunda deyip, kendini göz göre göre hastalığın içine atamazsın. İman edenler, siz nefislerinizi göz göre göre, kendi ellerinizle ateşe atmayınız. İslam dini açlıktan ölmesi kesinse bir kimsenin onun şarap içmesini caiz görmüş. İnsan bu kadar önemli. İnsanın vücudu bu kadar kıymetli ve önemli. Sen o vücudunu zehirle zehirleyemezsin hara.
Bir nesil bozuluyor. Senden gerçek olan nesil de bozuluyor. Senin çocuğun da, sigara içen bir kadının çocuğu da anne karnında nikotin alıyor. Kesinlikle ve kesinlikle hiç içmemesi lazım. Dokunmayacaklar. Çocukları geri zekalı oluyor. İçerileri gelişmiyor. Bir şeyler oluyorlar. Adam bir sigarayı yıkılıyor.
20 santimlik tütünü yıkılıyor ondan sonra adamım diye geziyor. Yıkılıyor. İçi çökiyor adamın. Bir tek rahatsızlığını söylesem adamlara, adamların hepsini terk eder de. Efendim, hiçbir şeye sığmayan Allah Celle Celaluhu mümin bir kulumun kalbine sığıyor. Bu durumu açıklar mısınız? Bal yedin mi hiç? Hiçbir yere sığmayan Allah mümin kulum kalbine sığıyor. Bu durumu açıklar mısınız? Ben de diyorum ki bu durumu açıklamak için meşhur bir hikaye var ya. Bal yedin mi demişler, yemedin mi? Demiş ki bal yemediysen hiç, benim anlattığımı asla ve asla anlamayacaksın demiş. Hazreti Mevlana'ya sormuşlar ya, aşk nedir diye, benim gibi olursan anlarsın ancak demiş.
Nasreddin Hoca derler ya, ağaçtan düşmüş diye, koşmuşlar. Hoca demiş bırakın beni. Neden? Ağaçtan düşen bir adam getirin demiş. Bir hali anlatmak ayrı bir şeydir, hali yaşamak ayrı bir şeydir. Özel bir yemek yersiniz, anlatamazsınız ancak onu yemek lazım. Hacca giderken Reyhanlı'da yediğimiz kebap anlatabilir misin Hacı Nuri?
Anlatamam. Değil mi? Şimdi çok güzel dersin değil mi sadece? Ya bana tadından anlat tesefrisi yok değil mi? Yok. Değil mi Hacok'ta orada tatlılar vardı değil mi? Adını bile bilmiyoruz bak değil mi? Burma mı diyorlar ona, ne diyorlar? Bir kucak gazeteyle geçiyordu. He? Bir kucak geliyordu, yiyordukta. Bir kucak geliyordu değil mi? Öyle tatlı yedin mi hiç? Yemedim. Yok. Yemediler ya. Ben de yemedim. Bazen kendi kendimize düşünüyoruz. İsraf olacak diye gitmiyorum ben. Diyoruz gidelim ya, bir günü yad edelim. Bir orada yemek yiyelim, dönelim diyoruz. Bir yolu yad edelim. Bu da onun gibi bir şeydir. Tasavvufta öyle haller vardır ki böyle bir hay var denilir.
Hali anlatsan dahi onu hiç yaşamamış bir kimse onu anlayamaz. Allah mümin kulun kalbine sığar mı? Sığar. Nasıl anlatayım? İsap eder mi? Eder. Nasıl anlatayım? Konuşur mu? Konuşur. Nasıl anlatayım? O hiposesi alır mı? Kullar yaşamak için neler yapar insan? Nasıl anlatayım? Onu kaybetmemek için neler yapar insan? Nasıl anlatayım?
Bu sevmekle alakalı insan olarak sevse dahi insan olarak bir sevdiği olsa ve sevdiğinin dudağın dudağına değmiş olsa o dudağı nasıl unuturur bir kimse? O dudağı nasıl ihanet eder? O dudağı nasıl vefasızlık eder? O dudağı nasıl kötü bir kokuyla yaklaşır? Mümkün mü? Mümkün değil. Bu insan, bu insanken böyle. Ya bu ilahi bir nefesse mesela örneğin işte bir pir efendi. Mesela işte bir peygamber efendilerimizden birisi. Hazreti Muhammed Mustafa, müstesna zaten.
Sallallahu aleyhi ve sellem. Bunlar kellama gelecek, dile gelecek. Bunlar anlatılabilecek şeyler değil. Allah cümlemizi yaşayanlardan eylesin. Ufi şeyhinin şahsı manuviyatına nasıl ulaşır? Ve bağlanır.
Oluşacak tecelliyatları nelerdir? Sufi, genel manada sufiler önce şeyhin zahirine bağlanırlar. İçlerinden çok azıdır şahsı manuviyatına bağlanan. Zahirinden manuviyatına doğru yol alırlar. Eğer manuviyatına doğru yol alırlarsa, o sufi, üstadının üzerinde tecelli eden velilik nurunu görür. Velilik nuruna tabi olmaya başlar.
Üstadın şahsı manuviyatına tabi olan bir kimse, her önüne gelen meselenin manasına bakmaya başlar. O sadece o zaman üstadını gördüğü yerde tabi değildir. Görmediği yerde de tabidir. O sadece üstadın huzurunda tabi değildir. O üstadın huzurunda, zahiren huzurunda olmasa dahi, o her yerde huzurdadır.
Bu şuna benzer. Cenab-ı Hak her yerde hazır ve nazırdır. Bir kimsenin müminliği sadece mescidin içinde değildir. O kimsenin müminliği mescidin dışında da devam eder. O kimsenin dervişliği de tekkenin dışında da devam eder. O tekkeden uzaklaşınca önüne geleni küfretmez, onunla geleni dövmeye, sövmeye, laf söylemeye, meleğani şeylerle uğraşmaya bakmaz.
Üstadın bu noktada şahsı manuviyatına tabi olan kimse, tekkeleymiş gibi yaşar dışarıda da. Üstadın şahsı manuviyatına tabi olan kimse, nereye derse giderse gitsin, o dersi üstadının yaptırdığını görür ve o halde orada dersi işler. Bir derse katılırsa katılsın, o üstadının dersidir. Onun için orada dersi yaptıranın herhangi bir kadri kıymeti yoktur.
O üstadının sofrasına oturmuştur. Ama üstadının zahirine bağlı olan kimse, çavuz seçecek, ilahici seçecek, ilahi seçecek, oraya derse gitmeyecek, oraya gidecek, oradaki çavuz hoşuna gitmeyecek, başka yere gidecek, oradaki zahir hoşuna gitmeyecek, başka yere gidecek. O boyuna onun hep yerlerde bir bahanesi vardır o. Üstadının şahsı manuviyatına bağlı olmayan bir dervişin, dervişlerin üzerinde de her türlü eksik ve noksanlığı görür.
Bu dervişin şusu var, onun bu su var, onun o su var, onun bu su var, onun o su var, onun bu su var, bunun hiçbir şeysi yok. Bu Nuray Namur. Üstadın şahsı manuviyatına tabi olan derviş ise bu üstadımın dervişi der, ona hizmet eder. Bu üstadımın yol taşı, bu üstadımın can taşı, bu üstadımın elinden tutmuş, bu üstadımın yanında, bu üstadımın canında, bu üstadımdan ders almış ya, ben buna hizmet ederim, beni ilgilendirmez.
Ders alan dervişin üzerinde üstadının nurunu görür, der ki bu üstadımın dervişi, böyle derviş çok azdır. Bu bir İtopya gibi bir şey bu, acil, zahiren hiçbir sıkıntı yok.
Manen bağlanım, manen tabi olma, yolda gidiyorken dahi Allah'ın izniyle o beni şu anda görüyordur. Ben burada nasıl kahkahayla gülerim, yolda gidiyorken dahi ben nasıl bu adama küfrederim ben, nasıl bu kadına hakaret ederim, Allah her an gören, işitendir. Bunu Sufi önce üstadının üzerinde tefekkür eder, sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde tefekkür eder, ondan sonra Allah'a tefekkür eder, Allah'ın üzerinde eder.
Bu Hazreti Ebu Bekir Efendimizin cihada gidilirken bütün malını mülkünü bıraktığında geriye ne bıraktın deyince Allah ve Resulünü der. Bu esnada tam vuslat olmamıştır. Ama Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri refat ettiğinde, Hazreti Ömer Efendimiz ona kim öldü derse bu kılıç onun hakkını verir dediğinde, dur ya Ömer, biz Allah'a iman ettik.
O ölmez, diridir, haydır. Kim Muhammed'e inandıysa, o bir peygamberdür, kuldür, öldür deyip, Allah'a olan teslimiyetini ve imanını sergilemiştir. Bir önceki hali, o bir sonraki halinden daha eksik ve noksandır. Bu da onun gibidir. Şimdi birileri kalkar, vay, üstadları işte Allah'ın yerine koydu, onlar da görür, duyar, bilir dedi noktasına getirir. Allah muhafaza eylesin. Bizim yolumuz nübüvvet yolu. Biz Allah'ın her an bizi görüp duyduğunu, işittiğine bakarız. Allah bizi korusun inşallah.
Aş aşı bunları can kulağıyla dinle. Gözüne bak yoluyla bir ilaç çek. Fakat tertemiz söz, gönüllerinde durmaz. Işığın aslına dek varır gider. Çarpık ayakkabı, nasıl çarpık ayakkabı uyarsa, o şeytanın ahsını da eğri gönüllere gider, yer bulur. Hikmeti istediğin kadar söyle. Değilsen uzaktır o senden. İster yaz, belirt, ister söyle anlat. Faydası yok.
Gizler ağ inatçı. Bu da kaçar senden. Fakat yanar yakılırsan, okumasan bile yanışını görür de, o bilgi elinde alışmış bir kuşa döner. Olmayan kişinin yanında durmaz. Göylünün evindeki tavus kuşu gibi hani. Göylünün evinde tavus kuşu durur mu? Gelir birisi parayı basar alır gider. Demek ki sen ne kadar temiz konuşursan konuş. Temiz söz, temiz gönüllülerde yer bulur. Eğer bir gönül temiz değil ise, o söz önünde durmaz. Yürür günü de zanneder ki, o söz temiz değildi. O söz hikmetli değildi.
Temiz sözleri anlamazlar. Temiz sözlerin öyle bir sırrı vardır ki, ancak onu temiz gönüllüler anlar. Ebu Cehil'in içerisinde temiz gönüllüler de vardır. Kirli, pis gönüllüler de vardır. Sözü söyleyen üstadlar, mürşitler, veliler, arifler, peygamberler. Sözleri hep temizdir. Muhammed-i Mustafa'nın sözü temizdir de, Ebu Cehil'in gönlü temiz değildir. O yüzden aynı sözdür. Muhammed-i Mustafa'nın sözü, Hasnet-i Ebu Beker'i sıktığı kadar, Ebu Cehil'i de kafir olur. Kafir ki, kafirin karesi eder. Sözün sahibi aynıdır ama. Söz temizdir, hikmetlidir.
Ama o hikmetli sözü ancak, Anlayacak gönül gereklidir. Eğer gönül temiz ise, Yusuf da sensin, Yakup da sensin. Eğer gönlün temiz ise, İsa da sensin, Musa da sensin. Eğer gönlün temiz ise, Muhammed-i Mustafa'nın güneşi senin gönlünde doğar. Eğer gönlün temiz ise, Musa'nın asasıdır senin gönlün. Eğer gönlün temiz ise, Eğer gönlün temiz ise, Sıddiklerden yazılmışındır. Ve her söz senin için hikmet kaynağıdır. Hamur tanesi, her rüzgarın eşisi, Her dalganın vuruşu, Senin için hikmet kaynağıdır. Her kuşun ötüşü, Her yolda yürüyen bir böcek, Uçan bir sinek, Senin için hikmet kaynağıdır.
Ama gönlün kirli ise, Sen hangi temiz gönüllüye gidersen git, Oradan alacak olduğun söz, Sende durmayacaktır, kayıp gidecektir. O yüzden sufiliğin başlangıcı tövbedir ki, Gönüller pak olsun diye. Biz üstadın meclisine giderken, Tövbe ederekten gidin. Camiye giderken, Tövbe ederekten girin. Hz. Vesulullah, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Namaza başlarken, Boşuna tövbe etmedi. Yüz kez tövbe etken, Boşuna etmedi. Ümmetine işaret etti. Dedi ki, Tövbeyi çok getirin. Tövbeyi çok getirin ki, Gönlünüz temizlensin, Fark olsun. O tevhid, Gönlünü cilalasın. Tevhid, Gönlünü cilala. Gönlün cilalanması için, Önce kapaca pisliğinin gitmesi lazım.
Bu nedir? Tövbedir. Cilası nedir? Tevhiddir. Önce tövbeni et, Ondan sonra tevhiddir. Ondan sonra onu süsleyecek olan şey, Üstadların sohbetidir. Sohbetten ayılma. Sohbetten geri durma. Dinle. Senin gönlün süslenecektir o zaman. Zat senin gönlünü süsleyecek.
Zat-ı mutlak senin gönlünü temizleyecek. Zat-ı mutlak senin gönlünü genişletecek. Zat-ı mutlak senin gönlünü derinleştirecek. Mürebbi olan Allah'tır. Onun orta yerde sıfatları dolaşır. Ve bileri dolaşır. Geçileri dolaşır. Onun işini gören onun ehli dolaşır. Sen onun ehlini ondan ayrı sanma. Sen onun ehlini ondan uzak sanma. Sen otur o ehlini dinle. Senin sözü onun sözüdür. Tutuşu onun tutuşu. Nefsine uyma. Onu kendinden görme. Onun kendin gibi de görme. Sakın ha. Gülüşüne aldanma. Gülüşüne aldanma. Buraya ait değil, buraya ait.
O zaman temiz gönüllülerin huzuruna giderken gönlünüzü temizleyip de gidin. Tövbe ederek de yürü. O temiz gönüllülerin huzuru huzurullah gibidir. Ne dedi hanzala? Dedi ki huzurundan çıkınca dünya beni perişan ediyor. Hz. Ebu Bekir Efendimiz dedi ki ben de aynı olur. Hadi dedi yürü gidelim. Kime? Hz. Resulullah'a. Sallallahu ve selleme. Dediler ki ya Resulallah. Biz senin yanındayken hiçbir şey aklımıza gelmiyor. Ama senin yanından dışarı çıkınca dünya bizi alıyor. Dedi ki benim yanımdaki halinizi muhafaza etseydiniz. Yolda meleklerin size selama durduğunu görürdünüz. O zaman gönlünü temiz tut.
Temizledikten sonra orada nakkaş, nakşını işleyince o nakkaşın işlediği nakşı sen pis amellerinle, pis fiillerinle bozma. Onu temiz tutmaya çalış. Onu temiz tutmaya çalış ki o sende sımsıkı dursun. Kıymetli dostlar. Dervişlik saatlik değildir, dakikalık değildir, anlık değildir. Dervişlik ebedi hayattır. Ebedi hayat. Tasavvuf insanı ebedi hayata hazırlar. Sufilik insanı ebedi hayata hazırlar. Burada sema hoş, sohbet hoş, çay hoş, çorma hoş, dostluk hoş. Burada kalmasın. Buradan dışarı taşsın. Buradan dışarı gitsin. Burada kalmasın. Onu devam ettirin. Halinizi muhafaza edin.
O halinizi korumaya çalışın. Ve insanlara o güzelliği anlatmanıza gerek yok. Yaşayın. Sufi dil ile anlatmaz. Hal ile anlatır. Dün küfür ediyorsan bugün küfür etme. Dün yalan söylüyorsan bugün söyleme. Dün namaz kılmadıysan bugün kıl. Dün Allah'ı zikretmediysan bugün zikret. Dün gözünden yaşatmadıysan bugün aksın. Dün eşini kızdırdıysan, üzdüysen bugün kızdırıp üzme. Dün çocuğunu vurduysan bugün vurma. Dün çocuğunu hakaret ettiysen bugün etme. Dün komşunu üzdüysem bugün üzme. Dün arkadaşını üzdüysem bugün üzme. Dün iftira attıysan bugün atma. Dün kıymet ettin bugün etme. Dün iftira ettin bugün etme. Dün dedikod ettin bugün etme.
Dün bir başkasına mühtanda bulundun. Bugün bulunma. Bu vize, bu fili yaşayacaksan. Yoksa değişmeyeceksen. Yunus'un dediği gibi sen bir kara taşsın. Denizin içine düşsen de su almazsın ki demiş. Hey koca Yunus. Gerçekten öyle taşlar su almıyor. O zaman aczini bil, hatrini bil, kendini günahkar bil, kendini kusurlu bil, kendini hatalı bil. Tövbe et. Tövbe et. Güneşin batıdan doğmadan tövbe et. Sen öbür güneşin batıdan doğmasının. Senin güneşin batıdan doğduğu an senin halin perişan. Millet düşmüş şimdi. Mehdi peşine. Yok güneşin batıdan ne zaman doğacakmış, yok ne zaman batacakmış. Be ahlak sana ne? Senin güneşin yarın batıdan doğarsa ne yapacaksın sen ona bak.
Sen son nefesini bir gün bir an sonra verirsen ne yapacaksın ona bak sen. Sen git bir üstad bul, sen git bir veli bul. Senin mehdin de o, velin de o. Oturmuş kimisin velilik ahkamı biçiyor. Oturmuş kimisin mehdilik ahkamı biçiyor. Oturmuş kimisin nebilik ahkamı biçiyor. Allah muhafaza eylesin. Kardeşler tövbe edin. Allah'ı zikredin. Allah'ın ipine sımsık yapışın. Kur'an ve sünnete bağlı olun. Nefsinize değil. Üstadlar Kur'an ve sünnete dair Kur'an ve sünnetin içinde bir şey söylerlerse öpün başınıza koyun. Bizim üstadımızın üstadı böyle dedi. Bizim üstadımızın üstadı onu dedi. Benim diğerim üstadımın üstadının üstadı böyle dedi.
Biz de böyle diyoruz. İki şey bırakıyorum. Kur'an ve sünnet. Kim bunlara sımsık yapışırsa o asla delavete düşmez. Siz Kur'an'a, sünnete ve ehli beytime tabi olunuz. Ya Resulallah ehli beytin kim? Nasıl tanıcağız? Kim Kur'an ve sünnetime sımsık yapıştı o benim ehli beytimdir. Herkes uydurup başının adına bir Muhammed koyduruyor. Başının ardına, arkasına, sonuna bir şey uyduruyor. İsim oluyor. Muhammed bilmem kim bilmem kim bilmem kim. Oooo doğmuş. On yıl önce adamın adını sanını bilen yoktu. Adam orada ortaya da bir üstadlı bir şey etti. Veya değildi bir halifeydi. Adının başına sonuna bir şeyler kondu.
Adam oldu Allaman. Biraz daha yükseliyor oluyor. Önce Mehdi sonra Nebi. Allah muhafaza edersin. Uyanalım. Kendimize gelelim. Sımsıkı duralım. Kur'an ve sünnete bağlı kalalım. Ve kalbimize, kalbimize bakalım. Kalbimize bakalım. İçinde neyin sevgisi var. Allah bizi affetsin. El Fatiha. 70。 Kedửi Bestelingen. Sımsıkı daha Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi