Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Aralık 2013 · 1:19:08
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı ölesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı ölesin inşâAllah. Sevenin kahır gözündeki yaşı olur mu? Kahır âlemi var. Hem sevecek hem kahredecek, öyle mi? İnsanın gözündeki yaşın muhakkak dili vardır, her şeyin dili olduğu gibi.
Gözyaşının da dili vardır. Bu noktada gözyaşının dilini reddetmek değil. Ama velakin sevenin kahrı sizin bildiğiniz kahırlardan değildir. O ancak böyle naz gibi tecelli eder. Her ne kadar bazı sufiler sevenin sevilene karşı da kahredeceğini söylemiş iseler de, ben onu kabullenenlerden değilim. Ancak bir naz, niyaz söz konusu olur. O da hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Bedir'de der ya, bu bir avuç sana inananlar şehit olularsa, sana kimler ibadet edecek?
Seni kim? Bu noktada yalvarır, yakarır. Herhalde sevenin kahır hali bu olmalı. Ancak maaşıkına karşı. Yoksa aşık her daim kahhar ismi şerifinin üzerinde tecelli ederse, etrafı kahretmiş olur ki, bu noktada, bu durma noktası olmaz. Ama ve lakin bazı aşıkların akılları üzerinde durmaz.
Akılları üzerinde durmazsa, ondan da sorumlu olmazlar. Ondan sorumlu olmazlarsa, o esnada o Allah'ın kılıcı gibi olur orta yerde. Aslında o zaman kahır ism-i şerîfi onun üzerinde tecelli etse de, aslında o rahmeti taşır. Kendi iç dünyasında. O zaman onu dışarıdan gören avam, kahır ismi şerifinin tecelli ettiğini zanneder. Ama o avamın bakışıdır. Has aşıklar, o kahharın içerisinde rahmetin gizlendiğini görürler. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın bu noktada aşıklarına karşı kahhar ismi onların üzerinde sıfaten tecelli etse de, iç alemde rahman ism-i şerîfi tecelli eder. Hani bunu Hazreti Mevlana mesnevisinde, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin savaşlarını el alır.
Mesnevi de der ki, onun savaşı nefsinden değildi. Onun savaşı dünyayı zapt etmek için değildi. Onun savaşı herhangi bir yeri hegemonyası altına almak için değildi der. Onların savaşı, o Allah'ın rahmeti, bereketi içindi. Ve Hazreti, o aşıkların üzerindeki kahhar ismi şerefinin tecelliyatı, o yüzden etrafa aslında rahmettir. Nedir kahhar ismi şerefinin tecelliyatı? Hani yine Hazreti Mevlana mesnevisinde der ki, eğer ki o aşıklar, veliler, peygamberler bir can aldıysa, ona bin can bahşederler der. O yüzden o kahhar ismi şerifiyle, belki de bir can alırlar, ama binlerce can feda ederler, binlerce can ona bağışlarlar. O yüzden sevenin kahır hali dahi kendi iç aleminde rahmet barındırır.
Kendi iç aleminde Cenab-ı Hakk'ın el-Rahim ismi şerefinin tecelliyatı olmuş olur. O yüzden siz bakarsınız aleme, dış görüntü açısından Cenab-ı Hakk'ın kahhar ism-i şerîfi tecelli ediyordur. O avamın gördüğüdür, avamın baktığıdır. Cenab-ı Hakk'ın kahhar ismi şerifiyle bir şeyi yıkar, bir elbiseyi yırtar, bir teni yırtar. Avam onu görür. Ama onun içerisinden bir tomurcuk gül doğar. Onun içerisinden bir tomurcuk çiçek doğar. Onun arkasından bahar gelir. Onun arkasından meyveler yeşerir. Onun arkasından bahçeler yeşerir. Onun arkasından muhakkak bir rahmet, bir bereket gelir. Bakarsınız şimdi kar yağıyor, kahhar ism-i şerîfi gibi gelir. Hava soğuk, kar yağdı, işte sıkıntı, ızdırap, problem, çile, arabalar yollarda kalacak, her şey bir şey olacak.
Dışarıdan bakıldığında kahırmış gibi gelir. Ama o içinden rahmetini taşır. İçinden o Rahman ismi şerifinin tecelliyatını taşır. O yüzden avam dışarıdan yangın yeri görür. Ama has onun içerisinin güllük gülistanlık olduğunu görür. Aşk güzel ahlaktır demiştiniz. Aşk hiç kimseden hiçbir şey istememektir. İstemek kötü ahlakın simgesi midir? Aşk güzel ahlaktır. Güzel ahlak da Allah'ın ahlakıdır. Onun somuta tecelliyatı, Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözleri ve fiiliyatlarıdır. Evet, aşk güzel ahlaktır ama, Allah'ın ahlakıdır ama, Allah'ın ahlakının yaşandığı, gözümüzün önünde şehadet edeceğimiz ahlak, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıdır.
Ve her devirde, Peygamberin yolundan giden, izinden giden, onun vazifesini yerine getiren, onun işini yapan, Peygamber halifeleri vardır. O Peygamber halifeleri, günün en güzel ahlakını yaşarlar. Ve o en güzel ahlakın misali, timsali gibidirler. O yüzden aşk güzel ahlaktır. Güzel ahlak da Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uymaktır. Veyahut da ona uyanlara uymaktır. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Ayet-i kerimesi buna delildir. O zaman her devirde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, nuruyla nurlanmış, ışığıyla aydınlanmış, hikmetiyle bilgilenmiş, muhakkak ki onun varisleri vardır.
O varisler, onun yolundan giderler ve onun temsilciliğini yaparlar. Bu manada güzel ahlak o zaman, o varislerin ahlakına da uysa bir kimse, onun ahlakına uymuş olur. O varislerin yolundan da gitse, onun yolundan gitmiş olur. Hz. Mevlana mesnevisinde yanmaktır önemli olan, hangi mumdan yandığın önemli değildir der. Çünkü o yanan mum da bir mumdan yanmıştır. O yanan mum bir mumdan yanmıştır. Yanan mum bir mumdan yanmıştır. Siz yüz tane mum koysanız yan yana, yüzü de yanmış olsa ve yüzü de birbirinden yanmış olsa, o mum ateşlerinden bir fark görmezsiniz. Hepsi de etrafına kendince ışık verir. Ama siz derseniz ki, bunun hepsi de ayrı bir ışık, ayrı bir ışık gibi görürsünüz.
Ama hepsi de birbirinden yandığından, aslında ayrıymış gibi görür avam, ama aynıdır. Bunun gibi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin mumundan da yanan vardır muhakkak. O mumundan, yanandan, onun mumundan yanandan yanmak gerek. Onun ışığından kendine devşirmek gerek. Kendi mumunu oradan yakmak gerek. Yaktıysan, o zaman senin de ışığın onlardan olmuş olur. İşte bunun gibi, aşıkların üzerinde tecelli eden, ahlak da, birbirinden yanmaktır. O zaman, bir şey istemek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, yakın dairesine, tavsiye ettiği, ahitleştiği şeydir. Bu umuma açık değildir. Bu ancak, aşıklığa gönül vermiş, saf kan aşıklara aittir.
O saf kan aşıklar, katıksızdır. Sütlerinde bir katkı yoktur. Kanlarında bir katkı yoktur. Ekmeklerinde bir katkı yoktur. Yemeklerinde bir katkı yoktur. Onlar, tabiri caizse, öte alemden beslenirler. Katıksızdır onlar. Öte alemden gelen rızık, katıksız rızıktır. Dünyadan yiyip içmezler. Dünyadan yiyip içiyormuş gibi görürsün sen onu. Yiyip içtikleri dünyadan değildir. Onların gezip tozlukları da dünyadan değildir. Onlar o ışıktan yandıysa, o bu dünyaya ait değildir. O zaman, onun haliyle hallenmiştir. Bir şekilde. Onun haliyle hallendiyse, o kimse, ahlak olarak da, onun ahlakıyla ahlaklanmış olur. Ahlak olarak da onun ahlakıyla ahlaklandıysa, o kendisi için şeyin lillah demez.
Çünkü Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, özel, yakindi ayrıda. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin, noktada. Yani ilmel yakinliği geçmiş, aynel yakinliği geçmiş. Hakkel yakin noktasında olanlara bunu tavsiye etti. Kime? Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e. O bir gün devesini ıhıldattı, kamçısını alacaktı. Kimsenin haberi yok bakın bundan. Bu ashabı verilmiş bir eğitim ve öğretim değil. Bu husisi, Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e verilmiş bir eğitim ve öğretim. O kırbacını aldı, dediler ki, ya emir el müminin, bizden isteseydin, biz sana verirdik. Ben dedi, hem dostum, hem de peygamberim olan Muhammed-i Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, özel söz verdim.
Bana dedi ki, ya Ebu Bekir, hiç kimseden hiçbir şeyi istememeye söz ver. Ben de ona söz verdim. Bakın, bu Hz. Ebu Bekir Efendimiz, radıyallahu anh hazretleriyle, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, arasındaki bir biatlaşma. Ashabla olan biatlaşma değil. Ashab'a böyle bir biatlaşma yok. Mesela bunu Ebu Zer'i Gifari'de görüyoruz, sahabeden. Ebu Zer'i Gifari'ye diyor ki, ya Ebu Zer bana, bir söz ver bana. Söz verdim ya Resulallah. Diyor ki, tekrar ediyor. Ya Ebu Zer, iyi düşündün mü? İyi düşündüm ya Resulallah. Söz. Ya Ebu Zer, iyi düşündün mü? İyi düşündüm ya Resulallah. Ya Ebu Zer, hiç kimseden hiçbir şey istememeye, bana söz ver, ben de sana cenneti söz vereyim.
Bu bakın, bu sahabenin içerisinde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, özel biatlaşmalarıdır. Bunlar normalde umuma açık biatlaşmalar değildir. O yüzden, hiç kimseden hiçbir şey istememek, saf kan aşıklara ait bir şeydir. Onlar görünürde hiçbir şeyden hiçbir şey istemezler. Bu bir riyazattır. Bunun bir çıt altı vardır. Bir çıt altı. Bir çıt altı nedir? Siz bir şey isteyeceğiniz zaman, temiz yüzlülerden isteyiniz. Bakın, bir şey isteyecek olanlara mecbur kaldı, bir şey isteyecek. Temiz yüzlülerden isteyiniz. Bakın, şey değişti. Bu avama ait bir şey. Bu Müslümanlara ait bir şey. Sen bir şey isteyeceksen, temiz yüzlülerden iste.
Herkesten her şeyi isteyen bir kimse ise, bu İslam'la alakalı yok. Çünkü haram kılındı dilenmek. İslam toplumunda dilenmek caiz değildir. Birisi geldi, Şehenillah dedi, Hz. Ömer Efendimiz'e. Hz. Ömer Efendimiz baktı, onun çıkısında, onun torbasında bir günlük yiyeceği var. Aldı onun yiyeceğini, devesinin önüne döktü. Ondan sonra bir şey verdi. Dedi ki, bir günlük yiyeceği olanın dilenmesi caiz değildir. Bir kısım böyle, Sufilere, riyazat açısından, terbiye açısından, yol açısından, zaman içerisinde, hani böyle bir şey isteyemeyen, utanan, böyle, hakir, hor hakir olsun diye, bazen, üstadlar, hadi git dilen demişler.
O hor hakirliği, zelilliği yaşasın, nefsi onu bir aşağı vursun diye yapmışlar. Bizim öğretimizde yoktur. Bu bizim öğretimizde yoktur. Biz, kardeşlere, arkadaşlara, dilenmekle, hor hakir etmek istemeyiz. Nefsi hor hakir edecek, başka alanlar var. Çünkü, dilenmek, çok hoş görülen bir şey değil. Bu noktada, böyle, Sufiler, bir kısım Sufiler, bunun çıkış noktası, hayırmış gibi görünse de, hayırmış gibi görünse de, sonradan bunun sıkıntıları yaşanmış. Görülmüş sıkıntıları. Ehli tasavvufu, bu manada, dilenmekten geçinen, insanların üzerinden geçinen, asalak gibi görünmüşler.
Niçin? Bunu istismar etmişler. Yol, Kur'an ve sünnete uymalı. Yol odur ki, delilini, ispatını, Kur'an ve sünnetten almalı. Yol ancak selametli odur. Diyeceksiniz ki, bir ehli tasavvuf, üstad, bu noktada iştahat edemez mi? Edebilir. Etmişler de. Ama sonradan sıkıntıyı yaşamışlar. Oradan bir kapı aralandığında, o kapı istismar edilmiş. Benim yeni, sufiliğe geçtiğim zamanlarda, insanlar, sufilere şöyle bakıyorlardı. Dilenen, istenen, yemek, ekmek, geçinme derdi olan insanlar. Bunu kırmak için, 26 yıldan beri, bunun mücadelesini veriyorum.
Nereye kadar verebiliyorum? Allah beni affetsin. Ama bunu kendi nefsimde, kırmak için mücadelesini veriyorum. İstemeyin. İstemek yok. Dilenmeyin. Dilenmek yok. Şunu diyebilirsiniz, böyle gündemde ya, bu hizmetler nasıl olacak? Ellemeyin. Siz doğru yolda gidin. Siz doğrusunu yapın. Cenab-ı Hak, bir gönül ehlini gönderir size. Birisini elinden tutturur. Bak, birisi elinden tutar. Birisi onu görür. Hani Cenab-ı Hak, ayet-i kerimede diyor ki, ey iman ederdiler, ey Müslümanlar, çalışın. Sizin çalışmanızı, Allah, gökte melekler, melekler, peygamberler ve der, insanlar görür. O zaman istemekle alakalı, istememektir bizim şiarımız.
Yolun başında kardeşlere şunu demiştim. İstersen dilimi koparın. Verirlerse, almazsak, kolumuzu koparın. Bunu ne yazık ki, 6-7 yıl geçince, kendi nefsim için şerh düştüm. Bana bir şey getirmeyin. Benim nefsimle alakalı, benimle alakalı bir şey getirmeyin. Bana hediye dahi getirmeyin. Bana bir kaşık su dahi ikram etmeyin. Bunu ciddi söylüyorum. Bana bir kaşık su dahi ikram etmeyin. Ha o zaman, bu manada, isteyecekse, sufiler için de yeterli değil bu. İsteyecekse, temiz yüzlerden gidecek, isteyecek.
Sufi, sufi istemeyecek. onun isteyeceği yer, Allah. O oturacak, secdede ağlayacak. Ya Rabbi diyecek. Hani sufinin birisi varmış. Allah rahmet eylesin. Üstadım anlatmıştı bana. Derviş naçar kalmış. Derviş naçar kalınca, gece, dua, dua üstüne, zikir, zikir üstüne, münacat, münacat üstüne, rüyasında, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerini görmüş.
demiş ki, Hz. Peygamber, demiş, sufi, git demiş, filanca paşaya, benden selam söyle. Sana demiş, ihtiyacın olan bir altını versin. Sufi, yakazadan, halden çıkınca, İstanbul'da, dosdoğru, paşaya gitmiş. Tabi, şeyde, yalı gibi yerde oturuyor, kapıyı çalmış, hizmetçisi çıkmış, demiş, filanca paşa efendiyle görüşecektim.
Neyse almışlar, girmiş, huzura, paşa demiş, buyur, sufi, demiş, efendim hakkınızı helal edin, bir mazuratımız var. Buyurun demiş. Dün gece demiş, hali rüyamda, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri demiş, teşrif etti. Bana dedi ki, demiş, ey sufi, git, filanca paşa, bizim evladımızdır.
Dur demiş, paşa, sufi durmuş, açmış kasayı, bir kez altın koymuş. Rüyayı baştan, hele bir anlat demiş. Sufi demiş ki, dün gece, hali rüyada, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, azretleri tecelli etti. Dedi ki, demiş, sufi, filanca paşa, evladımız olur, dur demiş, paşa tekrar. kasayı açmış, bir kez altın daha koymuş. Şu rüyayı baştan, hele bir anlat demiş. Sufi tekrar, anlatmış, bir kez altın daha, dur, bir kez altın daha, dur, kasada altın bitmiş. Demiş, hele, bir daha anlat. Anlatmış, demiş ki, son noktada, sana bir altın versin, dediydi.
Bir altın. Paşa, kasadaki bütün altınları, sufiye vermiş, öncesinde. demiş ki, değil mi ki, o, serveri cihan, bizden için, evladım dedi. Altın değil demiş, can feda olurdu. Altın değil, can feda olurdu. Ha, demek ki, sufi isterken, nasıl istermiş? Allah'tan. Allah rahmet eylesin. Üstadım, Hacı Abdullah Efendi, Hazretleri anlatmıştı. Anlattığı zaman da, bu fakir çok, naçar bir haldeydi. Bayındır da, yatağın içine oturdu. Ben de böyle, yokluk var, soğuk.
Soba, moba yakamıyoruz, öyle fazla. Ben böyle, etrafını yorganla sardım, yatağın içerisinde, yatağın içinde oturuyor. Anlat Mustafa Efendi dedi. Anlatacak bir şeyim yok efendim, sizi dinliyorum dedim ben. O gün bana, koruktan nasıl helva olduğunu anlattı. Yaklaşık, iki saat. Sabır, o koruktan helva olmanın yolu.
Akabinde bunu anlatmıştı, bana. Şunu unutmayın, muhakkak kardeşler, sıkıntı çekerler, problem çekerler. Bu çok tatlı bir şeydir. İnsana çok büyük bir lezzet, lezzet verir. Allah bizi o halde, hallenenlerden eylesin. Allah Celle Celaluhu, bu dünyaya, sivrisineğin kanadı kadar, değer vermemiş midir? Bu dünyayı sevmiyor anlamında mıdır? İnsanların dünyayı sevmesini, Allah-u Teala hoş karşılar mı? Sufi, dünya sevgisinden, arınmış insandır. Ama, dünya gereksiz değildir. Dünyaya basılaraktan, ahirete gidilir. Dünyasız, ahirete gidilmez.
Yine bir anlayış, bir kısım sufiler, sufili, züht ehli olmak olarak görmüşler ki, dünyayı terk etmişler. Çalışmamışlar. Bizim ise, züht ehlinden, zühtten, muradımız ve kastımız, dünyaya aşık olmamaktır. dünyayı sevmemektir. Dünyayı terk etmek değildir. Kardeşlerin işleri, güçleri olacak, çalışacaklar, çabalacaklar, hiç kimseye muhtaç olmamak için, gayret edip koşturacaklar. Ama, dünya sevgisini, gönüllerine koymayacaklar. Allah sevmediği bir şey yaratmaz. Allah'ın sevmediği haller vardır.
Burada ince bir perde vardır. Sufiler, Allah'ın sevmediği hallerin dahi, yaratanın Allah olduğunu idrak ederler. Fakat, Allah'ın üzerine bir kötülük, bir nakıslık, Allah'ın üzerine bir yanlışlık ifade etmemek için, kötülükleri, yanlışlıkları, kendi nefislerinden görürler. Bunun öğretisi de, Adem aleyhisselam'dır. O yüzden, Allah yarattı demezler. Eksik yarattı demezler. Eksiklikleri ve noksanlıkları, kendi nefislerinin üzerine alırlar. Bu noktada, bir başkasının nefsini üzerine koymazlar. O yüzden, Cenab-ı Hak, dünyayı bu manada, bu manada, sevmiştir. Çünkü dünyanın üzerinde sevdikleri yaşar. Muhammed-i Mustafa, peygamberler, veliler, evliyalar, iman edenler, müminler.
Siz, sevdiğinizin yaşadığı mekanı, sevmemezlik edemezsiniz. Ben seni seviyorum, ama yaşadığın mekanı sevmiyorum. Yok. Sevgi de noksanlıktır bu. Seni seviyorum, seni sevenleri sevmiyorum. Sevgi de noksanlıktır. Seni seviyorum, ee? Senin yaşadığın yeri de seviyorum. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, kısa da olsa, bu dünyada yaşadı. Bu dünyada yaşadığı için, bu dünyayı sevmemek, söz konusu değil. ve Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, yaşadığı hayatı, ortamı da sevdi. Rivayet edilir ki, Medine'de, Medine'nin evleri görününce, atını mahmuzlarmış.
bir an önce, Medine'ye varayım diye. Bir gün böyle toz toprak, duman kalkmış. Herkes ağzını, burnunu sardığında, o ağzını, burnunu açmış. Demiş ki, Medine'nin tozu, toprağı şifadır. Yaşadığınız yere, muhabbet besleyin. Sufiler, yaşadıkları yerlere, muhabbet beslerler. Gittikleri yerlere, muhabbet beslerler. Muhabbet ile, oranın karanlığı, aydınlığa döner. Muhabbet ile, oranın çirkinliği, güzelliğe döner. Muhabbet ile, oranın ekşiliği, tatlılığa döner. Muhabbet ile, oranın kışı, bahara döner. Sakın, yaşadığınız, dünyayı, yaşadığınız, yaşadığınız ortamı, yaşadığınız şehri, yaşadığınız evi, yaşadığınız kasabayı, muhabbetsiz olarak geçmeyin.
Sünnet-i Resulullah'tır. Yaşadığın eve, selam verirsin. Hiç kimse yoksa, dahi evde, kendi evine selam verirsin. İnsan, sevmediği bir yere, selam verir mi? Sevdiği yere, selam verir. Senin evindir, hiç kimse yoktur. Sünnettir. Esselamu Aleyküm dersiniz, eğer selamınızı alanları duymuyorsanız, O Aleyküm Selam dersiniz. Çünkü ev boş değildir. Muhakkak, ya melek taifesinden, ya cinni taifesinden, birileri vardır. Kafir cinnilerse, Selamun Aleyküm dediğinizde, kaçar gider. Şeytan varsa, Selamun Aleyküm dediğinizde, kaçar gider. Melekler varsa, Ve Aleyküm Selam der, dua eder. Mümin cinni taifası varsa, Ve Aleyküm Selam der, onlar da dua ederler.
O zaman siz, yaşadığınız yere dahi, selam vereceksiniz. Ve, boş bir dükkan, selam vererekten girin. Dükkanınızı açıyorsunuz, selam vererek girin. Evinize giriyorsunuz, selam vererek girin. Cenab-ı Hak bereket ihsan eder. Cenab-ı Hak lütfeder, ikram eder, ihsan eder. Birini sayısız yapar on. Hani nasıl, her işte, besmele-i şerife çekilir ya, yaklaşın sağlı sollu, dışarısı soğuk, yanaşın, iki dizinizin üstüne kalkın.
Hem biraz böyle, dervişlik olsun, pişsin dizler. Hem dışarıdan gelenler de, üşümesinler. Yer bulsunlar. Daha burası, bir beş yüz kişi daha alır. Üzmeyin kendinizi. Eskiler biriler, bir yerleştirsem ben buraya şimdi, beş yüz kişi aldırmayayım bunun üstüne daha. İnşallah. Selam vererekten, boş mekanlar dahi bereketlenir. Dağ, taşa selam verin. Ağaca, kuşa selam verin. Denize, toprağa selam verin. İnsanlara selam verin. Selam verin. Kendi boş evinize selam verin. Boş gibi görmeyin. Cenab-ı Hak rahmet ve bereket verir. O yüzden, dünya, sevimsiz yer değildir. Dünyaya böyle, kerih gözle bakmayın.
Ahiretinizi kazanıyorsunuz. Ne güzel dostluklar, arkadaşlıklar kuruyorsunuz. Allah için birbirinizi, birbirlerinizi sevdiğiniz yer, ahiretin tarlası. O ahiretin tarlası, bu noktada, sevilmesi gerekir. Bir bayanın başını kapamaması, Allah-u Teala'ya karşı gelmek anlamına gelir mi? Ayrıca şirke girmiş olur mu? Hiçbir haram, insanı şirke düşürmez. Bu böyle, şimdi artık açık açık konuşacağım, bu tip şeyleri, böyle, önceden hadi böyle susardım, böyle işte yaralayıcı olmayayım derdim. Bunların hepsi de Vahabi kaynaklı. İmam-ı Azam, İmam-ı Şafii, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli, Ehli Sünnet ulemasının, ittifak ettiği bir nokta vardır.
Bir kimse, günah-ı kebair işlemekle, şirke düşmez. Küfre düşmez. Ancak, haramı helal sayarsa, şirke düşer. Küfre düşer. Ancak, helalı haram yaparsa, küfre düşer. Ancak, bir farzı, reddederse, küfre düşer. Bir kimse, başını, başı açık, nefsine uydu. Yapamadı, edemedi. O kimse, günah-ı kebair işler. O kimse, şirke düşmez. Onu şirk ehli görmek, şirke düşürür insanı. Onu küfür ehli görmek, küfre düşürür insanı. Birisi içki içmiş. Siz onu küfür ehli görürseniz, küfre düşersiniz. O kimse, içki helaldir derse, küfre düşer.
Ona tecdid-i iman, tecdid-i nikah gerekli. O kimseye de, gidilir, sorulur, sen bunu, neden böyle söyledin? Ben içkinin haram olduğunu, bilmiyorum derse, küfre de düşmez. İslam hukuku ile hukuklanmayan, İslami bir eğitim almayan bir toplumda, bir kimse, bilmeden bir şey işlemiş olsa, ona hiçbir şey lazım gelmez. Bizim toplumumuz, iki yüz yıldan beri, İslam hukukuyla, İslami bir eğitim, öğretim almış bir topluluk değil. O yüzden etrafınızdaki, haram işleyen kardeşlerinize, nefretle bakmayın. Onlara böyle düşmanlık beslemeyin. Onları kerih görmeyin. Onları kötülemeyin. Onları noksan ve eksik görmeyin. Hata yaparsınız. Kardeşlik hukukunuzu zedelemiş olursunuz.
Zedelemiş olursunuz. Sakın, siz güzel ahlakın misalisiniz. İnsanların hatalarını, kusurlarını yüzlerine vurmakla mükellef değilsiniz. Bu haram zaten. Bir Müslümanın, başka bir Müslümanın hatasını, kusurunu, onu acite ederek, onu inciterekten, yüzüne söylemesi haram. Haram. Günah-ı kebay. O yüzden, birisi hasbelkader, namazını terk etmiş olabilir. Birisi hasbelkader, herhangi bir farzı, yerine getirmiyor olabilir. Muhabbetle yaklaşın. Sakın hata yapmayın. Sakın. Sakın. O kimseye sevgiyle yaklaşın.
Onun küfrüne fetva vermek, kimsenin hakkı değil. Hiç kimse, hiç kimse üzerine, sen kafirsin diyemez. Şunu söyleyebilir. Kim ahireti inkar ederse, küfre düşer. Eyvallah. Kim bir farzı inkar ederse, bile bile küfre düşer. Eyvallah. Sen kafirsin diyemez. Allah muhafaza eylesin. Muhakkak ki farzları, kasten terk etmek, günah-ı kebayir.
Bunun altında çizmekte fayda var. Tövbe edecek o kimse. Şehitler ölmez, bilakis diridirler. Bu dirilik nasıl oluyor? Aramızdalar mı? Evet. Allah, peygamberlerin ruhlarını, velilerin ruhlarını, şehitlerin, Allah yolunda öldürülenlerin ruhlarını, serbest bırakır.
Onların ruhları, Cenab-ı Hakk'ın izni keremiyle, serbesttir. Özgürdür. Diğer insanların ruhları, bekletilme yerleri vardır. Oralarda bekletilir. Ama, peygamberler, veliler ve şehitler, bunlardan müstesna. Allah, insanı karanlıklardan, aydınlığa çıkartır. İnsanlar karanlıkta mıdırlar ki? Evet. Buradaki karanlığı siz, farklı boyutlarda algılayabilirsiniz. İnsan, Cenab-ı Hak insanı yarattı, insan hiçbir şey bilmiyordu. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi, Cenab-ı Hak dünyaya gönderebilirdi.
Ama Adem'e bütün ilimleri öğretti. Ne yaptı? Onu karanlıktan, aydınlığa çıkardı. İnsan, anne karnından doğduğunda, hiçbir şey bilmiyordur. Cenab-ı Hak ona, akıl vererekten, bilgi vererekten, onu ne yapar? Aydınlığa çıkarır. O yüzden, hem maddi, hem manevi olarak, karanlıklardan, aydınlığa çıkaran, Allah'tır. Bir de bunun, sufice yaklaşımı vardır. Sufi için, her gaflet karanlıktır. Ve Cenab-ı Hak, ona tövbe kapısını, nasip ederekten, o karanlıktan, o her an, aydınlığa sıçrar. Sufi, hata yapar, yanlış yapar, karanlığa düşer, tövbe eder, zikreder, Cenab-ı Hak onu, tövbesini ve zikrini kabul ederekten, aydınlığa çıkarır.
İnsanlar, sözünde durmuyorlar, sözünde durmayı anlatır mısınız? Sözünde durmak, ahde vefa, erdemliliktir. Ahde vefa, sözünde durmak, bir, Allah'a, iki, Resulullah'a, sallallahu aleyhi ve sellem, üç, bir kimsenin, bir veliye, bir mürşide, dört, etrafındaki insanlara. Allah'a olan ahdimizde, ruhlar aleminde, elestü bir Rabbikim dediğinde, biz dedik ki, evet, sen bizim Rabbimizsin. Bu, Allah'a verilmiş ahdimizdi. bu ahitten burada dönme. Bizi Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ruhaniyetinin etrafında toplamış. Demek ki biz ruhlar aleminde, Muhammed-i Mustafa'ya bir söz verdik, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin farkında değiliz.
onun ümmeti olma şerefiyle şereflenmişiz. Bu sözde duralım, onun sünnetini ihya edelim. Bir de üstada, etrafımızdaki, günlük hayatımızdaki insanlara, ahdimizi yerine getirelim. Sözünde duranlar, cennetlik olanlardır. Ehli cennet, sözünde durur. Biz, sözünde durmak için gayret sarf edenlerden olalım. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış, yarın ölecek gibi ibadet et diyorlar. Buna cevap, bu dünyada kalacağınız kadar bu dünya için, öbür tarafta kalacağınız kadar da öbür taraf için çalışın. Hadis-i Şerif.
Bu söz, ben hadis-i şerif olarak okumadım. Ben böyle bir şey hadis değildir deme noktasında değilim. Allah beni affetsin ben çünkü, yaklaşık, kötü bir siddede 9 bine yakın hadis var. Ona bakılırsa, yaklaşık 35 bine yakın hadis var. Ama işte, kötü bir siddede 9 bine yakın hadis olduğu rivayet edilir. Tekrarları çıkarılırsa, işte 7 bin, 7 bin, 700, 7 bin, 500 derler. Benim kalkıp da, bu hadis yoktur kadar, hadis alimi ve araştırmacısı değilim. Öyle söyleyenler de çok zaten kabul etmiyorum. Allah bizi affetsin. Okumadım demek, kendimce daha hayırlı. Böyle bir hadis okumadım. O yüzden, ama okuduğum hadislerden birisi o.
Burada kalacağınız kadar burası için, ahirette kalacağınız için, kadar da ahiret için çalışın. Burada çalışmayı dünyalık olarak adlandırıyorlar. Bense çalışmayı Allah yolunda insanları hakka davet etmek diye düşünüyorum sizce. Biz normalde, günlük hayatımızı idame ettirecek kadar, çoluğumuzu, çocuğumuzu kimseye muhtaç etmeyecek kadar çalışmak, bu kimsenin üzerinde farzdır. Bir kimsenin çoluğuna çocuğuna iyi aşe götürmesi de sevaptır çünkü, ibadettir. Siz evinize giderken, bir tane elma sallaya sallaya gitseniz, attığınız her adıma, Cenab-ı Hak en az bir sevap, bir günah siler. Bir sevap verir, bir günah siler. O yüzden, dünyayla alakalı irtibatınızı dengeli kurun. Dünyayı terk etmeyi kabul edenlerden değilim.
Çalışmayı terk etmeyi kabul edenlerden değilim. Gücünüzün yettiğince, kendi ihtiyaçlarınızı kendiniz görmek için çalışın, gayret edin. Kimseye şeyen illah dememek için çalışın. Allah bizi affetsin. Benim çalıştığım iş yerindeki patronlar ve çevremdeki insanlar, benim değişik alim olduğumu söylüyorlar. Bundan rahatsız oluyorlar. Ben, ne yapmamı istersiniz. Ben senin kim olduğunu bilemedim ki. O kadar alim değilim bak. Sen iyi bir alim olmuşsun. Allah muhafaza eylesin. Asla, kendinizi bilen olarak görmeyin. Etrafınıza kendinizi bilen olarak göstermeyin.
Tevazu sahip olun. Her şeye maydanoz olup, halk tabiriyle atlamayın. Önde olmayı sevmeyin. Şöhret afat getirir. Kaldıramaz insanı, helak olur. Allah muhafaza eylesin. Sufi vakarlı olur. Tevazulu olur. Yumuşak huylu olur. Etrafına bilgiçlik taslamaz. Etrafına alimlik taslamaz. Allah muhafaza eylesin. Birisi onu alim görüyorsa, tövbe etmesi lazım onu. Demek ki etrafa böyle bir, nidyalarına sinyal vermiş. Allah muhafaza eylesin. Geçen perşembe sohbetinizde sohbetiniz dedim. Eve gitmiştim.
Bir baktım. Babam içki içiyor. Beni yanına çağırdı. Oğlum bundan sonra senin o sohbetlere haftada bir kez gitmeni istiyorum. Neden demiştim? Ben çünkü senin de delireceğini biliyorum. Yoksa eşyaları topla memlekete gideriz dedi. Toplar memlekete gideriz dedi. Bundan çok rahatsız oluyor ve çok üzülüyor. Rum benim ne yapmamı emredersiniz? Biz bir şey emretmeyiz. Herkes Kur'an ve sünnet dairesinde yaşamaya çalışmakla mükellef. Ama annenizle babanızla da iyi geçinmeye, ölçülü geçinmeye, ölçülü geçinmeye dikkat edin. Sözümün başında dedim. Bu toplum 200 yıldan beri İslam eğitimi almış bir toplum değil. Evde anneniz, babanız, amcanız, dedeniz, nineniz bu noktada yanlışlıkları ve eksiklikleri vardır.
Birden onları düzelteceğiz diye uğraşmayın. Onlarla çatışmayın. Kavga etmeyin. Yumuşak yumuşak. Cenab-ı Hak Musa aleyhisselam'ı Firavun'a gönderir ya Firavun Allah'lık iddia ediyor. Ne der ya Musa? Yumuşak yumuşak hilm ile ona benim Allah olduğumu, senin de benim Resulüm olduğunu anlat. Yumuşak yumuşak. İnsanların algısı bilgilendikçe mi artar veya değişir? Algının iki değişmesi, artması vardır. Bir, zahiri bilgiyle o kimsenin algısı değişir. İki, manevi ilimle, bilgiyle algısı değişir. Zahiri ilimle algısı değişir. Bu neyldir? Ayet, hadis okar, okur. Veyahut da kendi işiyle alakalı bilgilenir, algısı değişir.
Akıl, bu noktada o algıyı değiştirir. İkinci algı nedir? Manevidir. O kimsenin yaşadığı manevi haller onun algısını değiştirir. Bir kabrin başına gider, kabrin içindeki bir şey söyler. Zikrullah'ta oturur, zikrullah ederken birisi gelir bir şey söyler. Bir rüya görür, bir hal yaşar. Bunlar o kimsenin algısını değiştirir. Pozitif noktada. Sufiler, asıl gerekli olan algının bu manevi algı olduğunu iddia etmişler. Demişler ki bu manevi algı lazımdır insana. O yüzden bütün hayatı halin üzerine koymuşlar. Önemli olan bu manevi yol demişler. Bir kısım sufiler, bunun yanında muhakkak ki zahiri bilgi de gerekli demişler.
Ben onlardanım. Bir kimsenin günlük hayatını yaşayabileceği kadar zahir bilgisi olmak zorunda. Bir velinin, bir mürşidi kamilin etrafındaki insanların zahir noktada dini ve hayatı yaşatabilecek kadar zahir bilgiye ihtiyacı var bu şart. Sadece hal üzerinden dervişleri götürmeye kalkarsa hepsini meczup eder.
Millet bir tarafa vurur gider. O mürşidi kamil değildir. O Allah'ı sevebilir. O evliyadan olabilir. Hatta bir kısım veliyullah öyledir de. Ama onlar adam yetiştiremezler. Onlar insan yetiştiremezler. Onlar toplumun içindeki insanlara yol açamazlar. Gerçek sufi yolu hem zahir bilgi hem de manevi bilgiyle gidilen yoldur.
Hem tabiri caizse hal hem de tabiri caizse kal gereklidir. İkisi de lazımdır. Allah'ı sevmek için algının önemi nedir? Allah'ı sevmeye çalışan bir kimsenin sevdikçe algısı değişir zaten. Allah'ı seviyorum diyen bir kimse onun indirdiği kitabı da öğrenir ki bu zahir bilgidir. Allah'ı seviyorum diyen kimse Muhammed Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uyar ki bu sünneti Resulullah'tır. Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman o kimse Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uyarken hem zahir noktada uyar hem de manevi batın noktada onun haliyle hallenir ki ona uyar.
Bir kimsede zahir var batın olmazsa kırık kanat olur. Bir kimsede batın olur zahir olmazsa yine kırık kanat olur şeytanın maskarası olur. O yüzden yolumuz hem zahir olarak bilgilenmek hem de batın olarak haliyle hallenmektir. İnsan sesli cehri ya da sessiz zikir yapacağını karar verebilir mi? Her ikisini de uygulayabilir mi? Bir kimse bunun kararını kendince verebilir. Biz ona kendince sen veremezsin diyenlerden değiliz. Allah herkese akıl vermiş. Bir kimsenin gönül dünyası olur, gönül yeri, gönül penceresi olur. Bir şeye muhabbet besler. Dışarıdakiler canımız sizinle. Kar altında ayrı bir havası, ayrı bir güzelliği vardır.
Allah içinize sindirsin. Böyle insan karın altında sohbet dinlemesi, sohbeti izlemesi ayrı bir tat, ayrı bir lezzettir. Bir daha insan yaşayabilir mi? Yaşayamaz mı? Bilinmez. Ama hoştur, tatlıdır. Diyeceksin ki içeride ne oturuyor mu? Valla çıkıveresim geldi benim de koltuğu dışarı koyasım geldi. Allah yardımcınız olsun inşallah. Sefer ayıymış. Bu ay, bu ayda iki rekat kılınması gerekiyormuş. Bir de belaların ayıymış. Çok tövbe etmemiz gerekirmiş. Size sormamızı istediler. Ayların birbirlerinden farkları yoktur. Cenab-ı Hak birbirlerinden farkları olmadığı halde, kendilerince, Cenab-ı Hak kendince faziletlik kılmış içinde Kadir Gecesi var diye Ramazan ayını.
Cenab-ı Hak Şaban'ı faziletli kılmış, Recep'i faziletli kılmış. Geri kalan aylar işte böyle bela ayıdır, musibet ayıdır demek benim bildiğimce değil. Belki de vardır bununla alakalı hadis-i şerif ama ben yine onu okumayanlardanım. Bize nasihat eder misiniz demiş. Ediyoruz elhamdülillah. İyi dinleyin. Abdestin namazı yok. Arada sırada Kur'an okuyan kişinin kalp gözü açılır mı? Evliya ermişleri görebilir mi? Görebilir. Allah değiliz ya biz hükmedelim göremezsin diye. Yolu gözünü kapatalım. Hiç ummadığınız kimse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görebilir. Bunu bir kaideye bağlamaya çalışanlara, çok katılanlardan değilim.
Hiç ummadığınız kimseler, baş yarabilir. Bunu böyle kategorize ediyorlar. Kendi bizatihi yaşadığın bazı haller var. O yüzden bu işlere böyle, bu olmaz demek, sufice mümkün değil. Zahür ulema öyle der. İşte mesela, bizim kardeşlerimiz vardır, böyle başları açıktır, rüya söylerler. Peygamber Efendimiz'i gördüm diye, bir kısmı böyle neredeyse onları parçalayacak gibi bakar kadınlardan. Hani bu nasıl görür, başı açık falan dolaşıyor diye, sohbet edeni bile var Hz. Peygamber Efendimiz'e. bu böyle normal akılla hükmedilecek bir yer değil.
bu Allah'ın lütfü ikramı. Hani Allah, bazı şeyler vardır, Allah'ın keyfiyetindendir. Ben keyfiyete inananlardanımdır. Bizim yaptıklarımız da, ettiklerimiz de, biz bir arpa boyu yol gidemeyiz. kendi nefsim için söylüyorum. Cenab-ı Hak, Cenab-ı Hak lütfediyor, ikram ediyor, ihsan ediyor. Onun keyfiyeti. Şimdi bu soğukta, karda, kışta, kimi orada dikeltebilirsin? Onun keyfiyeti. O lütfediyor. O ikram ediyor.
O şimdi bire sayısız veriyor. Azamet tercih ediyor. O azameti de onun gönlüne koyan o. Keyfiyet. Ben keyfiyete çok inanırım. İnsanlar vardır. Mesela gece, gündüz böyle çok sıkı bir şekilde, ibadet, ibadet üzerine yapar. Öbürki vardır. Ya Rabbi der, akar ona. Bakarsın sen ona. Yani ona hiçbir şey olmaması lazım dersin. Keyfiyet kardeş. Keyfiyet. Bir gün ben Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'ye dedim, efendim ben filancayı biliyorum ki dedim ben, gecede en az dedim ben 30 bin tevhid çekiyor. Hafız, yolda giderken, Kur'an-ı Kerim okuyor.
Hıfz ediyor. Dedim filanca var, hiç böyle değil. Ama onun hali ondan iyi dedim. Oğlum o çok seviyor dedi. Etrafına çok hizmet ediyor dedi. Ben oradan anladım ki, hizmet eden önde. Etrafına hizmet eden, güler yüzlü olan, tatlı dilli olan, yumuşak huylu olan, güzel ahlaklı olan, kırmayan, incitmeyen, tozu dumana katmayan, kolaylaştıran, zorlaştırmayan, incinen, incitmeyen, bu keyfiyeti üzerinde taşıyor.
Cenab-ı Hak akıtıyor ona, oluk oluk. Öbür taraftaki bir yere gitmek için, habire, bir yere varmak için, habire, ders yapacağım, namaz kılacağım, şunu yapacağım, şunu yapacağım, ketum, sert, ters, böyle, sıkmış kendini, kavuz halinde. bir arpa boyu yol gitmiyor garibim. Muhabbet besleyin. Yaptığınız halden keyif alın. Hizmet etmekten keyif alın. Çay doldurmaktan, çay getirmekten, çay götürmekten, koşuşturmaktan, arkadaşlarınızla sohbetten, muhabbetten tat alın. Evinize gidin, evinizden tat alın. Çocuklarınızdan tat alın, arkadaşlarınızdan tat alın, anne babanızdan tat alın, keyfiyetinizi artırın. Olaylara barışık olun, etrafınıza barışık olun.
Barışık olun. Bu keyfiyeti arttırıyor. Keyfiyet artınca, Allah da keyfiyetinden arttırıyor. Yetmez diye görme, yeter diye gör. Bitmez gör, biter diye görme. Olmaz diye görme, olur gör. Yapılmaz diye görme, yapılır gör. Koş sen, hiç, ümitsizliğe düşme. Keyfiyet ehli ol. Bu demek değildir ki, disiplinsizlik. Keyfiyet ehli olmak için, disiplin lazım. Bugün buraya, sohbete gelecek. Keyf alarak, gel. Vay ya, gideceğiz şimdi, üşüceğiz, karın altında, öyle mi olur? Allah, karın altında, daha harika olur. Şu çaycı kardeşlere söyle, karın altındakilere, çay dağıtsınlar. İkramım olsun benim.
Sohbet arası, dağıtmıyorlar ama, dağıtın. Onlar çayı hak ettiler şimdi. Allah Allah, ne güzel ya. Kara baksana, maşallah, subhanallah. Fotoğraf çekin. Harika. Bunları koyun, Facebook'a. Gidiyorsunuz, dandik dündük, şeyler koyuyorsunuz. Ya, kar altında, sohbet izliyorlar, ne güzel. Koyun internete bak. Hayatında, kaç sefer yaşar insan böyle? Harika. Elhamdülillah. Tat alın hayatınızın her anından. Zorlukmuş, tat alın ondan. Sıkıntıymış, tat alın ondan. Üşüme, üşüyon, tat al ondan. Harika.
Hiç böyle kendi kendinize olumsuz düşünmeyin. Gelmiş böyle, bela, musibet, sıkıntı demedi, etraftan öyle görüyorlar. Yala yıt onu, oh ne kadar güzel. Tatlı, şeker gibi. Tat al ondan. De ki Rabbim, buradan da beni çıkarırsın sen. Buradan da beni zıplatırsın. Buradan da atlatırsın sen. Buradan da beni kurtarırsın. Buradan da bir vurdurursun ayağı yere, alemler seyran ettirirsin. O sana alemler seyran ettirecektir. O yüzden sıkıntı gönderiyordur. İbrahim'in ateşine bakarsan, dışarıdan bela, musibet gibi görürsün. Ama İbrahim içerisinde, gül bahçesinde. Seni o gül bahçesine atmak için, sıkıntıya atmıştır. Dışarıdan herkes sıkıntı görür onu. Yok, gül bahçesi orası. Şimdi dışarıdan baktığında, kar, sıkıntı, gül bahçesi.
Orada bir platform olmalı şimdi, semazenin birisi çıkmalı, başlarında, sema etmiyor orada. Karın altında. İçimden geçen. Oh, ne kadar güzel. Allah, Allah. Tadı çıkacak hayatın. O yüzden sakın, öyle görmeyin yani. Kesinlikle. Allah muhafaza eylesin. Bu dünya tatlı. Nerede kalmışız? Kaç? 63. Neresi ki bu? Onun bu kıyası, halkı güldürdü. Hani, Dudu, dedi ya kuş, ne diye sen de kellere katıldın, senin de mi kafana vurdular? Hani bakkal Dudu'nun kafasına vurmuştu da, gül yağını döktü diye.
Bu sefer Dudu'nun da neydi? Tüyleri dökülmüştü, kel kalmıştı. Baktı ki bir Cevlakiye dervişi Dudu, dile geldi. Dedi ki, sen de mi gül şişesini döktün? Sen de mi gül yağını döktün? O yüzden mi kel kaldın dedi, Cevlakiye'yi görünce. Onun bu kıyası halkı güldürdü. O hırka erini de kendi gibi sanmıştı çünkü. Asıl hurucu beyt burada. Temiz kişilerin işlerini kendinle kıyaslama. Temiz insanların işlerini kendinle kıyaslama. Hızır aleyhisselamı kendinle kıyaslama. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini kendinle kıyaslama. Hazreti Ebu Bekir radallahu an hazretleriyle kendini kıyaslama. Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, Ehli Beyt'le kendini kıyaslama.
Aşere-i Mübeşşere ile kendini kıyaslama. Ben de Abdülkadir Geylani'yim deme. Ben de Ahmet Arrufa'yiyim deme. Ben de Hazreti Mevlanayım deme. Hazreti Mevlan'a bende tecelli etti deme. Kendini temiz ve iyi insanlarla kıyaslama. Kendini horhakir gör. Kendini eksik noksan gör. Kendini bu noktada onlarla beraber aynı kefeye koyma. Kendini onlarla yarıştırma. Arslan anlamına gelen şir ile süt anlamına gelen şir birbirine benzer ama bir değildir. Demek ki her beyaz gördüğün şey süt değildir. Her şerbet rengindeki şerbet değildir. Kıyaslama. Asla ve asla kendini velilerle bir tutma. Kendini peygamberlerle bir tutma.
Ne olacak ya ben de etrafıma beş tane adam toplar ben de şeyhlik yaparım diye düşünme. Ben de iki hal anlatırım, iki rüya anlatırım bunların başına geçerim. Biraz da cebellez-i minnel beşer ederim deme. Öyle çıkıp da kendi kendine ahkam kesme. Kendi kendine yol kuruculardan olma. Allah muhafaza eylesin. Bütün dünya bu yüzden yol azıttı. Allah aptalını az kişiler anladı. İnsanlar bu yüzden yol azıttılar. E bu cehil dedi ki asıl bana peygamberlik gelmesi lazımdı. Bu yetime mi peygamberlik gelecek dedi. Öbür günler dediler ki peygamberler bizim soyumuzdan olması lazım. Nasıl bu soydan gelir? Biz Yahudiyiz. Peygamber soyu biziz. Yahudilerin haricinden hiçbir peygamber gelmez dediler.
Herkes yol azıttı. Herkes kendisi gibi gördü onu. Herkes baktı bu da uyuyor dedi. Öyle demediler mi müşrikler? Ya bunun nesi peygamber dediler. Allah dediler bir melek gönderseydi. Allah aciz mi ki dedi. Cenab-ı Hak da dedi ki melek gönderseydim onlar derlerdi ki bu zaten melek. İnsanlar azıttıklarından dolayı hikmeti göremediler. Kör oldular. Nefisleri büyüttü onları. Karşısındaki kimseni kendisi gibi gördü. Karşısındaki kimseyi kendisi gibi tilki zannetti. Kendisi gibi ejderha, kurt zannetti. Kendisi gibi üç kağıtçı, beş kağıtçı zannetti. Hani Musa'nın, Firavun'un etrafında büyücüler vardı. O büyücüler de Musa'yı büyücü zannetti.
Firavun etrafında büyücüleri topladığından Musa'yı da büyücü zannetti. Ne yaptı Ebu Cehil? Vallahi dedi senin büyücü olduğuna şimdi daha fazla inandım. Kuyudan çıkınca. Demek ki işte insanlar etrafındaki insanları hikmet gözüyle değil de avam gözüyle, kirli gözlükle gördüğünden Allah dostlarını az tanıdılar. O yüzden Allah dostları az tanınır. Herkes onların peşine düşmez. Herkes onları tanımaz. O yüzden Cenab-ı Hak ayeti kerimlerde dedi ki, çok azınız iman etti. Bu çok azınız aşık oldu. Çok azınız böyle gerçek kemal noktasında imana erdi. Allah bizi muhafaza eylesin. Peygamberlerle beraberlik davasına kalkıştılar. Erenleri kendileri gibi sandılar.
İşte bu yol azıtıcılar. Bu nefsine düşenler. Bu nefsinin heva ve hevesinde duranlar, peygamberlerle kendilerini aynı zannettiler. Öyle demediler mi? Kimisi ne dedi? Hazreti Peygamber o günkü çöl noktasında en akıllısı insanıymış. Şimdi de biz en akıllıyız. Deistler vardır. Deistler kendilerini zamanın peygamberi görürler. Derler ki biz de peygamberiz. Deistir o. Var böyle insanlar. Kadınlar var, erkekler var. Kendilerini Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle eş değerde tutuyorlar. Var öyle insanlar. Kendilerini Kur'an ve sünnet dairesindeki bir mürşidi kamille eş değerde tutuyorlar. Adam diyor ki o peygambere vahiy gelmiş.
Benim şeyhime neden gelmesin diyor. Kardeşim son peygamber Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Hadis herte buyurmuş ki benden sonra ne bir peygamber ne bir nebi ne bir resul gelecek. Öbür taraftan adam diyor ki ya o da benim şeyhim de resul diyor. Ona da vahiy geldi diyor. Birisi dedi ki bana Hazreti Mevlana'nın dedi mesnevisini dedi. İlhamla yazdığını söylüyorsun. Evet dedim. İlham hak. Peki dedi benim şeyhime dedi ilhamın üstü vahiy gelemez mi dedi. Gelemez dedim. Vahiy Hazreti Peygamber Hazreti Cebrail aleyhisselam getirir. Vahiy Cebrail aleyhisselamın vasıtasıyla gelir. İlham ise kalbe doğan bilgidir. İlham vasıtasız Allah tarafından kalbe gelir.
Onun delili hücceti o kimsenin kendisidir. Ama vahiy Cebrail aleyhisselamına gelir. Peygamberlere Cebrail aleyhisselamına vahiy gelir. Sen kendini peygamber gibi görme. Ne kadar büyük veli olursan ol. Velilikte en uç noktaya çık. Zamanın kutbulu azamı ol. Yine be peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin atının burnunun ucundaki terinin ucundaki tozunun tozunun tozunun tozunun tozu alamazsın.
Sen Hazreti Peygamberle kendini kıyaslama. Sallallahu aleyhi ve sellemle. Hayır. İnsanlar yol azıtırlar. Peygamberle kendini bir görürler. Bunlar Allah muhafaza eylesin. Vartadır. Sufiliğin vartalarıdır. Sufilerin bir kısmı kendilerini peygamber zannetmişler. Vartaya düşmüşler. Sufilik Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinde yürümektir. Bir kısım insanlar da kendilerini velilerle eşdeğerde tutmuşlar. Bunlar da umum insanın vartası. Velilerin vartası neymiş? Kendilerini peygamberlerle kıyaslamaları. Bir veli kendisini peygamberle kıyaslıyorsa çok büyük hata yapmış. Normal bir şekilde veliler yapamaz bunu.
O velilik nurundan mahrum. O mahrum o yüzden. Gaflete düşüyor. Hataya düşüyor. Yanlışa düşüyor. Eksiye düşüyor. İnsanların hatası ne? Kendilerini velilerle bir tutmaları. Sen Abdülkadir Geylani Hazretlerinden bir tutma kendini. Sen zamanın velileriyle bir tutma kendini. Kendi kendine öyle soyunmaya kalkma. Düşer parçalanıverirsin. Kedilere yem olursun. Kedilere yem olursun. Allah muhafaza eylesin. İşte dediler biz de insanlarız onlar da insan. Biz de uykuya muhtacız yemeğe muhtacız onlar da. İnsanlar ne yapar? Kendilerince avvamca böyle akıl yürütürler. Şeytan da böyle akıl yürüttü Adem'e karşı. Ne dedi?
Ben ateşten ve nurdan yaratılmayayım. O ise topraktan yaratılma dedi. Ben ondan üstünüm dedi. Nasıl ben ona secde ederim? Üstünlük davası güttü. Üstünlük davası güden herkes helak olur. Dervişi, şeyhi, velisi, çavuşu, nakibi, nükabbası. Hiyerarşik olarak adını ne derseniz deyin. Kim üstünlük davası güderse o helak olur. Tevazu, alçak gönüllü olma, kendini hiç görme, kendini günahkar görme, acziyet içerisinde olma, mahviyet içerisinde olmadır yolumuz. Sakın ha! Sufilik, acziyet ve mahviyettir. Asla ve asla şataat ve şatafat yapmak gerekir. Asla. O yüzden asla bir kimse de ne yapacak?
Kendisini velilerle eşlerde tutmayacak. Körlüklerinden arada sonsuz bir fark olduğunu bilemediler. O insanın mana gözü olmadığından, o kimsenin akıl gözü olmadığından, o kimse aradaki farkı da göremedi. Oysa aralarında, ulu dağlar kadar fark vardı. İki çeşit arı da bir çiçeği yendi. Fakat bundan zehir peydahlandı, öbüründen bal. Hepsi de arı ama, kimisi bal üretiyor, kimisi de üretilen balları yiyor. Bal üretmiyor. Sahacı ara vardır, sahacı ara ne yapar? Üretilen balları yer. Yani, birisi bal üretmiştir. Bal üreten arıları öldüren, o zehirli arılardır. Eşek arısı deriz biz onlara.
Kocamandır onlar, kahverengi olur. Onlar o bal üreten arıları yemeye çalışır. Onları boğar. O eşek arısı, normalde gidip kovandan balı yemek ister. O kovandan balı yemek istediğinde, 3-5 tane bal arısı, kovanın önünde nöbetçiler vardır. Bu uverir o eşek arısını. Kendi canlarını feda ederler. Kendi canlarını feda ederler. Eşek arısını boğarlar. Asla kovandan içeri katmazlar. Eşek arısını kovandan içeri katma. O çünkü bal düşmanıdır. O çünkü bal arısı düşmanıdır. Dostu düşmanı tanı. Hangisi bal üretiyor, hangisi bal yiyor bil. Bal yiyenle bal üreteni aynı görme.
O senin cehaletini gösterir o zaman. Eşek arısıyla bal arısını aynı fazilette görme. İkisi de arı. Ama birbirlerinden faziletleri farklı. Bazı insanlar var, öbür insanlardan farklı. Fazilet noktasında. Allah kimini kimisinden üstün yarattı. Fazilet olarak. Kimi peygamberleri, kimi peygamberlerden üstün yaptı. Fazilet olarak. Hepsi de peygamber mesleğinde. Ama bazı peygamberler var ki, onlara kitap verildi. Fazilet olarak diğer peygamberlerden faziletli. Her veli, hepsi de veli. Bazı veliler var ki, öbür velilerden faziletlidir. Sen o fazileti görebiliyorsan, o fazileti tanı. Fazileti göremiyorsan, sakın ha, sus, edepli ol.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun, muhafaza etsin. İnşallah. Bir dahaki hafta 270'den devam edeceğiz. İnşallah. Allah'tan bir şey gelmezse. Bu ay malum, Şebu Aruz ayı bizim için. Şebu Aruz'un ilk olan, yarın Tekirdağ'da inşallah. Ondan sonra önümüzdeki, Cuma günü Bursa'da, kapalı spor, pardon, İzmit'te, kapalı spor salonunda.
Sonra cumartesi, Bursa'da, kapalı spor salonunda. İzmit'teki salonun adı neydi Cemil? Şehit Polis, Recep, Topaloğlu salonunda, Cuma günü akşam, saat 8'de, İzmit'te. İnşallah. Cumartesi günü akşamda, Bursa'da, kapalı spor salonunda, Şebu Aruz var. Pazar günü, Allah izin verirse, Gelibolu'da, Şebu Aruz var. Bir dahaki pazar günü, zannediyorum İzmir'de olması lazım. Şebu Aruz var. Gündüz gene, Alaşehir'de olacak. İnşallah, bu Şebu Aruz'larla alakalı, hizmet eden, ondan sonra İstanbul'da var herhalde, 3 tane. Neyse, işte bütün hepsi de derlenip, toparlandı. Bu ayın, en son 29'una kadar herhalde, ben baktım, böyle günlere, benim 2-3 günüm boş.
O kadar başka bir boşluk yok. Hemen hemen, her gün dolu gibi. İnşallah, Semazel, Mıtrıban, hizmetli kardeşler, fedakallık edecekler. Diğer kardeşler de edecekler. Bu ay inşallah, can hıraş, bu Şebu Aruz'la alakalı, çalışmaları bitireceğiz. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El Fatiha. Hemen selam.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.