Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 7 Haziran 2015 · 1:45:52
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Hızla şu dört soruya bakayım inşallah. Bizim bildiğimize göre insanın yaratılış noktası var ama insan evveli değil. Ama tek ahiri Allah. O zaman insan bir kavramdan mı ibaret ya da kuravdan mı? Burayı çözemedik bu soruyu yazan kimse bunu tekrar bir daha yazsın göndersin. Özürlü hükmünden olan bir kişi imamlık yapabilir mi? Özürlü hükmünü doktor mu yoksa kişi kendisi mi belirler? Özürlüler imamlık yapamazlar diye bir kaydı yok.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine-i Münevvere'den zaman zaman dışarı çıktığında Ümmü Mektub'u bu noktada vazifelendirirdi. Ümmü Mektub da amaydı. Malumunuz AKP'nin son dönemlerde adının karıştığı yolsuzluk suçlamaları ve tam olarak bu yolsuzluklardan kendini temize çıkarmadan Ayrıca Suriye'deki gruplara İŞİD el-Nusra silah taşıdığı iddiaları ve en son tırlarda silah taşıyan tırların görüntüleri çıktı.
Başbakan yalanlamadı. Sadece kimseyi ilgilendirmez dedi ve bunun gibi olaylar varken siz bir cemaatin lideri olarak Cemaattekilere ya da takip eden kişilere AKP'ye oy vermeleri yönünde söylemde bulunmanız Tam olarak adını vermediniz ama AKP'yi kastettiniz. Ne kadar doğru bu durumda kendini tam olarak temize çıkartmamış bir partiyi şahsen desteklemeyebilirsiniz.
Destekleyebilirsiniz ama insanları yönlendirmenizi nasıl izah edebilirsiniz? Bunlara çok girmek istemiyorum ama buraya gelen her soruya bu noktada ben saygı duyuyorum ve bunları bu noktada cevaplandırıyorum. Bu mesele bir partiyi desteklemek, desteklememek, savunmak, savunmamak benim işim değil.
Kaldı ki benim de bir siyasi görüşüm olabilir şahsıma ait veya bu cemaatin de bir siyasi duruşu olabilir cemaatin kendi karakteristik yapısına uygun. Bunlar ayıp değil, günah değil, yanlış değil, kusurlu değil. Bir ikincisi bu noktada yolsuzluk var ise her suç İslam dairesinde şahsını bağlar. Şahsı bağlar. Bireydir suç işleyen, bireyi bağlar. Bizim topluluğumuzdan da birisi suç işleyebilir. O suç işleyen kimsenin bireyini bağlar. Eğer o suç bu topluluğu ilgilendiren bir suç işliyorsa, örneğin bizim kendi içimizde, kendimize dair yaptırımlar vardır. Kendi dairesinde. Bu bir ikincisi, bu noktada bunlar siyasi bir mesele. Siyaseten siz birisinin siyasetini kabul etmeyebilirsiniz.
Siyaseten birisinin siz bu noktadaki duruşunu kabul etmeyebilirsiniz. Bu hakkınız sizin. Biz meseleye, ben kendimce meseleye Kur'an sünnet dairesinden bakmaya çalışırım. Ben bugüne kadar 94 daha hariç hiçbir partiye oy vermedim. Bir partiye açıktan veya kapalı bu noktada destekçisi de olmadım. İma ettiğimi söylerler, ben ima etmem. Ben sadece kendimce, kendi durduğum noktada Kur'an ve sünnete söylerim. Söylediğim şey şu, millet bana ne seçeneğini söylüyor. Ben de Twitter'da yazıyorum. İslam kendine eş seçerken dahi dindar olanını seçiyor. Benden başka bir şey bekleyemezsiniz.
Bir şey seçecek misiniz? Beş tane bir şey mi var? Birisini seçeceksiniz. En dindar olanı seçmekle mükellefsiniz. Siz bunun adından, bundan birisi Saadet Partisi'ni çıkarabilir. Der ki en dindar olanı benim için o. Birisi der ki AK Parti'dir, en dindar olanı o. Birisi der ki CHP en dindar olanı o. Birisi der ki HDP en dindar olanı o. İmam seçeceksiniz. Cemaatin içerisinden birisi imam seçilecek. Önce Kur'an-ı Kerim okumasını bileni. Hanefi'ye göre söylüyorum bunu. İkincisi, hepsi Kur'an-ı Kerim okumasını biliyor. Kaleti en düzgün olanı. Hepsinin hafızlığı çok düzgün, galeti de çok düzgün. Bu sefer iş görüntüye bakıyor.
Sakallı olan varsa imam o olacak. Beş tanesinden birisi sakallı. İmam o. Beş kişi var. Biri namaz kılıyor. Onu seçmek zorundasınız. Kur'an-ı Sünnet dairesi bu. Bir yere bir vazifeli atanacak. Siz ehliyetli olanı atamakla mükellefsiniz. Bakın ehliyetli olanı. Bir iş yapılacak. Ne bu iş? Herhangi bir işle alakalı bir şey. O konuda ehliyetli olanı atamakla mükellefsiniz. Ehliyetli. Bu kimse atanıyor bak. Seçiliyor bir yere. Yine bir iş yapılacak değil mi? Yine onun dindar olanı ve ehliyetli olanını seçeceksiniz. Beş tane ehliyetli adam var. Birisi dindar.
Siz dindar olanı seçmekle mükellefsiniz. Din bunu emrediyor. İnandığınız din bu. İnanıyorsa insanlar. Ya bunun içerisinde işte böyle zaten yazmış iddialar var. İddia beni ilgilendirmez. Verme oy kardeşim. Bana ne? Ama bunu din adına söyleyeceksem kişinin yaptığından sorumludur. Kişi. Siz birisi bu normalde mesela Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin mektubat 29. mektup 9. kısım 8. telvi. Tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında öyle nuran, öyle şirin bir yol vardır diye girdiği o bahiste bir önemli bir şey vardır. Buradan bütün Risale okuyanlara, kendisini Risaleci görenlere. Risale bizim kitabımız diyenlere.
İşte biz X cemaatiz, Y cemaatiz, A cemaatiz, Risale okuyoruz diyenlere. Ölçü. Oradaki ölçü tabi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Sufilere laf söyleyenler için der. Der ki bir sepet elmanın içerisinden bir tanesi çürük çıkmış olsa siz o çürük elmadan dolayı bütün sepeti çürük hükmüne koyamazsınız. Ehli tasavvufun içerisinde de çürük elmalar çıkmıştır. O ehli tasavvufunun içerisinden çıkan çürük elmalardan dolayı komple ehli tarikatı, ehli hakikati öyle der. Siz çürük noktasında göremezsiniz der. Bu İslam hukukudur. Örneğin Muaviye ile Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinin çatışma sebebidir bu. Çatışma sebebi şudur. Hz. Osman Efendimiz'i muasara altına alır bir grup insan, o insanlar Hz. Osman Efendimiz'i şehit ederler.
Muaviye der ki şehit edenler burada. Bu grubu komple kılıçtan geçirelim. Hz. Osman'ın intikamını alalım. Ya bize katili versinler ya da komplesini kılıçtan geçirelim der. Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri der ki bir kişi için komplesini öldüremeyiz. Bu kimse Hz. Osman Efendimiz'i şehit eden katil onu bulup yargılayıp onu katleteceğiz der.
Ve bir müddet sonra o bulunur, o mahkemesi görülür ve katledilir o kimse. Şimdi birisi orada katillik yaptı diye bütün grubu Hz. Ali Efendimiz katletmez. Ne yazık ki din bilmez insanlar, ne yazık ki din okumaz insanlar, ne yazık ki hukuk bilmez insanlar. Hukuk bilmez insanlar ne yapıyorlar? Bir grubun içerisinde bir suçlu varsa bütün grubu, bütün grubu o suçu işlemiş gibi zem ediyorlar. Yani şimdi bu mantıya göre, bütün grubu aynı suçu işlemiş gibi kabul edeceğiz ya, bakın o suç işleyen ve suçu o grup sahiplenirse, onu desteklerse, onu yanına alırsa, onu bu adam temiz derse, bütün grup olarak o suçu işlemiş gibi günaha girer.
Bu da İslam hukuku, açık açık söylüyorum. E şimdi yok, içindeki bir tane suçludan dolayı, içinde bir taneki yanlıştan dolayı, hepsini de çöpe atacaksak, iyi, şimdi seçim yasakları başladı ama bir partinin işçinde eşcinsel adaylar var. Eşcinsel, İbrahim Aleyhisselam'ın dininde haram, Musevilikte haram, İsevilikte haram, Muhammedilikte haram.
Eşcinselliğini ilan ederse bir kimse, saklı gizli gizlerse öldüremezsiniz, ilan ederse, benim bir tane de erkek sevgilim var diyorsa, onunla da ilişkiye girdiğini söylüyorsa, o İslam dinine göre katledilir, ikisi de. Nereye koyacaksınız şimdi? İslam hukukuna göre nereye koyacaksınız? Ne yapacağız şimdi? Lanetlik bir iş yapan bir kimse. Hırsızlık lanetliktir. Düzenbazlık lanetliktir. Eşcinsellik lanetliktir. Yetimin malını mülküne göz koymak lanetliktir. Günah kebaldir. Bir kısmı bunların lanetlik, bir kısmı günah kebaldir. Din, söz konusu olan İslam ise, biz İslam hukukuna göre konuşacağız.
İslam hukukuna göre. O yüzden dolaylı destekliyorsun. Ya ben bir portret çiziyorum. Ben bir portret çiziyorum. Bir Müslümanın seçebileceği portret çiziyorum. Siz her daim içki içen adamı seçemezsiniz. Siz namaz kılmayan adamı seçemezsiniz.
Seçemezsiniz. Evet. Ya sen böyle diyerekten X partidir. Ya kardeşim ben bir Müslümanın neleri seçip neleri seçemeyeceğine söylüyorum. Bu mevzuya girmeyecektim hiç bu gece. Ya böyle bir soru gelse dahi cevap vermeyecektim. Ama soru uzaktan geliyor. O yüzden şimdi cevap vermesem de, hani bir de şöyle bir şey. Ben cevap vermeyince, işte bak kaçındı. Ya kaçınmıyorum bir şeyden. Ben meydandayım. Ben buyum. Ben saklamıyorum, gizlemiyorum kendimi. Ben mümkün olduğunca, kendimi Kur'an ve Sünnet dairesinde tutmaya çalışıyorum. Partiler gelir geçer. Bugün A partisi verdim. 10 yıl sonra B partisi olur.
Bunlar gelir geçer. Bu tekke 450 yıllık. Bu tekke burada. Seçimler bitecek. Biz önümüzdeki cumartesi yine buradayız. Yine bana soru soracaklar. Ben yine Kur'an Sünnet dairesinde size cevap vermekle kendimi mükellef tutuyorum. Ben, evlenmek için de soruyorlar. Ben diyorum ki, dindar olanı seçiniz. Evlenecek misin? Evet. Dindar olanı seçmekle mükellefsin. Bunu bana soruyorsan. Ya ben dindar olanı seçmeyeceğim. Senin yolun. Beni ilgilendirmez. Allah bizi affetsin. Dün gece abdestli ve dua ederek uyudum. Her zamanki gibi uykuya daldıktan kısa bir süre sonra sol kulağıma ismimle seslenildi.
Ne düşünmeliyim? Yerin temizliği ile alakalı olabilir miyim? Burada bu tip şeylere cevap vermiyorum biliyorsunuz. Hakkınızı helal edin. Namaz kıldıran bir kimse bayanlara kıldırmaya niyet etmediyse ona tabi olan bayanları namazı kabul olur mu? Olmaz. Toplu olda cemaat halinde namaz kılanlar cemaat halinde namaz kılarlarken cemaata namaz kıldıracak olan imam arkasına kim namaza duruyorsa hepsine de niyet etmeli.
Bu konu bugün gündüz bayanların arasında konuşuldu. Burada namaz kıldıran kardeşler, arkadaşlar namaz kılanlar burada cemaat halinde arkada namaza duracak olan bayan kardeşlere de niyet edecekler. Öyle niyet etmezlerse, niyet etmedilerse döndüklerinde geriye bakacaklar. Kendisine tabi olan bayan var ise diyecek ki ben size niyet etmedim. Namazınızı iade edin. Yalan yere vallahi billahi tallahi diyen kadının nikahı bozulur mu? Yalan yere yeminin karşılığı olak günahı belli, cezası belli. Evet kaldığımız yerden devam ediyoruz. Beşinci sayfadan. Vücutta ancak bir vahit vardır. Suyun rengi kabının rengidir.
Bu soru sonunda mı geliyor bunun? Okuyarak mı geçeceğiz? Dilim adım adım mı gideceğiz? Adım adım gidelim. Vücutta ancak bir vahit vardır. Suyun rengi kabının rengidir. Vücutta bir tek hüküm sahibi vardır. İkinci bir hüküm sahibi yoktur. Bir tane kudret sahibi vardır. İkinci bir kudret sahibi yoktur. Bu noktada vücutta vahit dediği bir. Vücutta bir tek Allah vardır. İkinci bir Allah yoktur. Hükmeden, kanun koyan, kural koyan bir tek nedir? Bu manada Allah'tır. Vücutta ancak Allah vardır. Bunların hepsi de fütuhattan herhalde.
Evet. Vücutta ancak Allah vardır. İkinci cilt 348. Evet. Bu şimdi bir kısım ehli sufi vücudu iki görmüş. Bir vacibil vücut dedikleri Cenab-ı Hakk'ın vücudu. İki, hadis dedikleri sonradan yaratılanların komple bu kainat dediğimiz vücut. Bunlar bir kısmı burada durmuş.
Bir kısmı Cenab-ı Hakk'ın vücudu vardır ama mevcut vücutta kainat, gölge kainattır diyenler olmuş. Burada Arabi'nin genel olarak duruş noktası komple bu vücut denilen alem, gölge alemdir. Gerçek değildir. Bir yanılsamanın sonucudur. Diyerekten vücutta ancak Allah vardır derken bu yanılsamayı, bu gölgeyi de Allah'ın sıfatlarının tecelliyatı olarak gösterir. Hak vücudun aynıdır. Evet, hak vücudun aynıdır dedi. Hak ismi şerifinin sıfatı. Buradan haktan kasıt Allah ismi şerifinin sıfatı değil. Hak vücudun aynıdır dedi.
Vücut bu manada hakkın aynı gibidir. Hakkın aynıdır. Kül Allah içindir, Allah'ladır ve belki de daha ötesinde Allah'tır. Kül sonradan oluşanlar, bu Allah içindir. Yani bütün varoluşun hepsi de Allah içindir. Ve bu varoluşun tamamı Allah'ladır. Hiçbir şey başıboş değildir. Ve belki de ötesinde de Allah'tır. Yani ötesinde dedi bu vücut, gölge, bu gölgenin aslına ulaşırsanız oradan da Allah'ı bulursunuz. Vücut Allah'a aittir. Allah daima var olandır. Sen ise hep yoksun. Bu ama mecaz olanı, ama hakiki olanı, ama gölge olan, görüneni, ama görünmeyen, vücut devamlı Allah'a aittir.
Görüneni, görünmeyeni Allah'a aittir. Sen ise hep yoksun. Bu her şeyin Allah'a ait olan yerde sen kendini var görme. Sen de bu gölge alemin içerisinde bir gölgeden ibaretsin. Arabi 30 yaşında hak ile yaptığı mukalemenin ilk meşhedinden, meşhedül esrardan. Evet, bu Arabi'nin kendi tabiriyle 30 yaşlarındayken, Cenab-ı Hak'ın hak ismi şerifiyle onun kalbine vermiş olduğu ilhamlarla alakalı bu konuşacağımız.
Hak, nurul vücut ve ıyan yıldızının tülü'ü meşhedinde bana işhad edildi. Ve dedi ki sen kimsin? Nurul vücut dedi, ayeti kerimeye işaret çıkaralım. Yerlerin de göklerin de nuru Allah'tır. Nurul vücut, Cenab-ı Hak bütün bu noktada kainatı nuruyla kapsamıştır. Ve nurul vücut olarak Arabi'ye tecelli etmesi kalbi bir şeydir.
Bunu biraz açayım. Sufi, yanaşın biraz daha hem kapının ağzı şey olsun. Siz öndekiler durun. Sufi farzları yerine getirir. Günah-i keballerden uzaklaşır.
Hadis-i Kudsi'nin başlangıcı bu. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Burada nafilelerle Allah'a yaklaşması sadece ibadet noktasından değildir. Allah'a yaklaşma ahlaki ve hizmetle alakalıdır. İnsanlara hizmet etmek, etrafına hizmet etmek, faydalı olmak, güzel ahlak olmak, etrafını kırmamak, incitmemek, kötü söz kullanmamak, yanlış kelimeler kurmamak bunlar sufilik için olmazsa olmazlardır.
O sufi hem dilini, hem kalbini, hem de ahlakını belli noktada tutmaya başlar. Sufinin dili bozuksa, sufinin gözü bozuksa, sufinin kulağı bozuksa bunları düzeltir sufi. Farzları yerine getirmeyi sadece ibadet noktasından bakmaz. Muhakkak günah keballerden uzak durur. Burada şimdi söz konusu olan şey nurul vücut ve aynı zamanda da iyan yıldızı, tulu, yıldızın bir tecelliyatı gibi, yıldız gibi yani. Bu iki halin üzerinde duruyoruz. Farzları yerine getirdi. Harika. Günah-i keballerden uzak durdu. Harika.
Nafilelerle yaklaşma. Bu nafilelerle yaklaşmada ehli tarikat ikiye ayrılır. Ehli tasavvuf ikiye ayrılır. Bir kısım ehli tasavvuf bunu sadece ibadet nazarından bakar ve şekilsel olarak şeyhine benzeme, şekilsel olarak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine benzeme olarak alır. Arabi ve yolundan gidenler, Hz. Mevlana, Abdülkadir Geylan, Ahmet el Rufay, Ahmet el Bedevi, İbrahim Duziki, Şazeli, Cehri tarikatın hemen hemen tamamı.
Onlar aşk yoluyla giderler. Bu yol en ince edebe dayalıdır. Hadis-i şerifte güzel ahlak, nafile ibadetlerden üstün, göründü, üstündür, ölçüsünü kendisine ölçü alır. Bu en güzel ahlakla ahlaklanmaktır. Bu Allah'ın sıfatı ile sıfatlanmaktır. Bunun başlangıcının yolunu anlatırken Sufiler, önce bir Sufi'nin, şeyhinin haliyle hallenmek olarak algılarlar. Ben şimdi bunu, bu yol uzun, burada uğraşmayın diyorum ya size. Bu velayettir çünkü. Bir kimse şeyhine dedi ona bakar.
Şeyhi nasıl söyledi ona bakar. Şeyhi kafasını böyle salladı, o da öyle sallar. Bu lazım mıdır? Evet. Ama burada kalırsa derviş yanılır. Burada derviş için önemli olan şey, Arabi'nin bu anlattığı nurul vücud ve iyan yıldızının tuluğu şeklinde tecelliyata mazhar olmaktır. Eğer çok ibadet etmek istiyorsanız yeriniz burası değil. Gidin camiye kapatın, kendinizi ibadet edin. Açık söylüyorum bunu. İşin zahirinde kalacaksanız yeriniz burası değil. Bu hem bayanlara hem erkeklere, sadece Bursa'ya değil, bütün her yere. Bunun için gayret sarf etmenize gerek yok. Öyle şehirlerden doluşup gelmenize gerek yok.
Bunun için bizim yolumuz bu değil. Bizim yolumuz ne? Farzları yerine getirip, günah keballerden uzak durup, muhakkak en güzel ahlakla ahlaklanmak. Ve etrafındaki herkese hizmet edip tatlı dilli olmak. Şimdi sufiler hep bu hal ile hallenmek isterler. Doğrudur. Bunun yolu, karına laf söyleyip çemkirmek değil. Bunun yolu çocuklarına çemkirmek değil. Bunun yolu arkadaşlarına, dostlarına çemkirmek değil. Bunun yolu kocana çemkirmek değil. Bunun yolu etrafını kırıp dökmek değil. Bunun yolu haddi aşmak değil. Bunun yolu ağzına geleni söylemek değil. Ne diyor Yunus?
Ele geleni yersin. Dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun. Sen derviş olamazsın. Bizim yolumuz mudur? Sen ele geleni yiyeceksen, kardeş o halinle bizi üzme. Kendini düzeltmek için gel. Dile geleni diyeceksen, bu dervişlik değil. Kendini düzelt. Bu dervişlik değil. İşte yol, güzel ahlakla, Allah'ın sıfatlarını ile sıfatlanmaktır. Burada, geçen haftadan devam edeyim. Daha önceki haftalardan da atıfta bulunarak, en kestirme yolu bunun, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin protipini önüne koymaktır.
Kullandığın kelimeyi o kullanır mıydı? Söylediğin sözü o söyler miydi? Senin yediğin o yer miydi? Senin yaptığını yapar mıydı? Şimdi niçin, bana bakmayın veya şeyhe bakmayın diye bir tabir kullanıyorum? Adam hocasına bağlı kalmış, onda durmuş. Hocası çevir kafeyi diyor sayfayı, o da çevir sayfayı yapıyor. Adam şeyhine bağlanmış, orada kalmış. Aşamıyor kendini. Şeyhin bunu böyle yapardı. Kardeş, yol yürüceksen, eksikte yanlışlıkta durma. Yürü, yürü. Bakın yolun bu noktada olmazsa olmazı bu.
Olmazsa olmazı. Güzel ahlak ve hizmet etmek. Güzel ahlak ve hizmet etmek. Namazı herkes kılıyor. Kapının önünü biraz daha boşaltın. Gelin yanaşın biraz daha, iki dizinizin üzerine çıkın. Hem dizleriniz pişmiş olsun. Dervişlik de başlamış olsun. İlk başlangıç sabır. Olmazsa olmazı, en güzel ahlakla ahlaklanmak. En güzel. İşte ve çokça zikir, çokça zikir, en güzel ahlakla ahlaklanma, etrafına tevazu kanatlarını indirip hizmet etme. Tekrar söylüyorum.
Etrafına tevazu kanatlarını indirip hizmet etme. Ya işte, şşşt oradan bir sandalye getirin. Hayır. Git kendine al. Yok. Beni getirin götürün. Yok. Bunlara girmeyeyim. Şimdi, böyle olursa, o kimsenin kalbine, zikrullah ile, onun kalbinde bir, nur oluşacak. Zikrullah ile o nur büyüyecek. Kalbinde büyüdüğü gibi, dışarıda da büyüyecek. O nur, hatta ve hatta, kalbini tamamiyetle ihata edecek.
Bu birinci hali. Kalbine nurun tamamiyetle ihata etmesi. O zaman Cenab-ı Hak onun kalbine, kalbine hitap edecek. İlham değil. İlham ayrıdır. Hitap ayrıdır. Hitap etmesi, Musa'ya hitap etmesi gibidir. Konuşmasıdır. Bunun başlangıcı, önce şeyhinin dilindendir. Hitap. Bu, o kimsenin, beşinci esmada oturduğunu gösterir. Şeyhinin dilinden sonra, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ve Allah'ın dilinden, beşinci makam bitti.
Üç hal yaşayacak, beşinci makamda. Önce onun kalbine, şeyhi hitap edecek. Seslenecek. İkinci hal, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hitap edecek. Üçüncü hal, Allah ona hitap edecek. Allah'ın ona hitap etmesi, cennetin içinde. Açık açık konuşuyorum. Bunları söylemiyordum. Bunları söylemeye iş sebebim şuydu. Yani birisi gelir, bu hal ile hallenmediği halde, aldatmak, kandırmak için böyle bir şey söyler, adamın başını yakarım ben. Veyahut da adam iyice böyle, kendini bitirir önümde, diyerekten, bunları anlatmıyordum. Bunlar, bu beş, bu üç hal, beşinci esmanın içerisinde biterse, hallolursa, işte o kimsenin şeyhiye ihtiyacı kalmaz.
Bunun altıncı makamı var. Hitabı aldı artık o. Altıncı makamda, artık o, bu hallerden bir hal ile hallenir. Peygamberlerden bir peygamber, ona vazifelendirilir. O peygamber artık, ona habire ilham eder. Allah'ın izniyle. O peygamberin arkasındaki gerçek, hakikat Allah'tır. yedinci halde, Hz. eğer o, normalde, gerçekten, mürşidi kamillerden olacaksa, ona, dört büyük peygamberden birisi vazifelendirir. O zaten gerçekten, bir mürşidi kamil olacaksa, daha beşinci esmada, o bunun peygamberi bellidir. O peygamber, o büyük peygamberlerden birisi, ona ne yapar? Habire ilham etmeye başlar. O, ona konuşmaya başlar.
ve bir müddet sonra, Cenab-ı Hak, kendi nurunla, kendi nuruyla, o kimsenin kalbine tecelli eder. Kalbine tecelli etmesi, gene nurun içindedir. O nur, âlâ nur dedikleri, ayet-i kerimenin tecelliyatı odur. Nurun içerisinde, Cenab-ı Hak yine bir, daha parlak bir yıldız şeklinde, daha parlak bir, ay şeklinde, bir küme şeklinde, bir top şeklinde, bir güneş şeklinde, veyahut da, ona benzer bir şeyle, nurun içerisinde, nur olarak, o kimsenin kalbinde, tecelli eder.
O kimsenin kalbinde tecelli edip, ona hitap eder. Ona hitap ettiği anda, bütün vücut, kulak kesilir. Hitap ettiği anda, bütün varlık, kulak kesilir. Hitap ettiği anda, o kimsenin, haline göre, ahvaline göre, tecelliyatına göre, hatta, o kimse, hitaba uğrayan kimse, bütün vücudu kaplar, varlığı kaplar, bütün varlık, o hitabı alıyormuş gibi olur. Bütün varlık, o hitapla, hitaplanmış gibi olur. Hatta, sarhoş olur, döner, ne tarafa dönerse dönsün, o hitabı görür. Ne tarafa dönerse dönsün, o hitabı duyar. Ve o hitap, o diyalektik, devam eder. Bu, an içerisinde, an içerisinde, belki de, bir anda, binlerce günlük, hitap olur. Bir anda, binlerce, hal yaşanır.
Bir anda, kitaplar dolusu, hitap alır o kimse. Bir anda. Bu, okulacağımız, diyalektik, sakın ha, siz böyle, veyahut da, arabiciler, okurlar ya bunları, zanneder ki, o kimse, bu hitabı, işte gece boyunca aldı. Bu, bir andır. An. Ve, sufi, o an için yaşar. Sufi, bütün hayatını, bütün hayatını, bütün sufiliğini, o ana, bağlar.
O andır. O an. An. Sen kimsin? O anı yaşıyor, Arabi. Sen kimsin? Ben, zahir olan, Adem'im dedim. O, pek Adem, nasıl vücut olur? Eğer sen mevcut, olmasaydın, senin vücudun da olmazdı. Dedi. Ben şimdi, Arabi'ye, atıfta bulunmak istemiyorum. Sakın ha. Burada, siz de kendi kafanızdan, eksiklik, noksanlık, fazlalık bir şey, atıfta bulunmayın. Bunu, Arabi'nin bir hali olarak, dinleyin. Ben de, işte bu yüzden, Adem'i zahir dedim. Adem'i batının ise, vücudu sahih değildir dedim.
Yani, Cenab-ı Hak soruyor, sen kimsin? Ben de diyor ki, Adem'i zahirim. Yani, görünen Adem'im. Ama ben, Adem'i batın değilim. Yani, benim görünmeyen bir şeyim yok. Ya, o zaten yok, sahih değildir dedim. Yani, gerçekte yok yani. Az önce, bir soru vardı burada. Bizim bildiğimize göre, insanın yaratılış noktası var. Ama, insan evveli değil. Ama, tek ahiri Allah. O zaman, insan bir, bu, kuravdan mı, buraya, ibaret diye, bir soru vardı. Bunun, ben söyledim, bu soru, kime aitse, son, kelimeyi değiştirsin, göndersin, gerçek manası ne diye. Gelmedi. Ya da geldi, biz okumadık.
Son gelen burada, ne cevap söylediğimi, neden de biten beri yazmadın yavrum? E, alıp değiştireydin. Yazma. Bu nasıl kurgu yazmak? Kaça gidiyorsun sen? Lise 1'e giderken, kurguyu böyle mi yazdırıyorlar size? Gel bak bakayım. Kurgunun ikinci G'si nerede burada? Kurgunun G'si nerede? Yanaş yavrum. G'yi gösterir misin bana?
Sen üniversiteli, gel bakayım sen, G var mı burada? Bak bakayım bir. Varmış mı G? Asla bir işinizi, bir yazınızı, böyle, lagatten yapmayacaksın. Bak, adam soru hazırlıyor. Disiplin edeceksin kendini. Asla, bak burada, G'nin kuyruğu yok. Ver kalemi bana. G'nin ağzı da açık.
Gel. Heyecanlan. Açık kalemini kapattın. Bunu böyle yazsaydın, bak kurgu. Oku bakayım. Şimdi G'yi dizelttim oldu. Değil mi? Ha. Evet. Sonra bana dedi ki, eğer vücudu evvel, vücudu saniye'nin aynı olsaydı, ne Adem'i sabık, ve ne de vücudu hadis olurdu.
Oysa ki, senin hadis oluşun sabit olmuştur. Var mı anlayan, elini kaldırsın. Tekrar okuyayım. Sonra bana dedi ki, eğer vücudu evvel, vücudu saniye'nin aynı olsaydı, ne Adem'i sabık, ne de vücudu hadis olurdu. Oysa ki, senin hadis oluşun sabit olmuştur. Yani, diyor ki, eğer ki, vücudu evvel, sonraki vücudu saniye, sonraki aynı olsaydı, yani bir evvel vücudla, bir sonraki vücud, aynı olsaydı, ne Adem'i sabık, yani, Adem'in görüneni, ne de vücudu hadis, ne de sonradan hadis, sonradan olan vücud olurdu.
Oysa ki, senin hadis oluşun, yani senin sonradan var ediliş oluşun, sabit olmuştur. Yani, insan, sonradan var olmuştur. Buradaki, vardı ya, insanın yaratılış noktası var, ama insan evveli değil. Evet. İnsanın yaratılışı, evveli değil. Hadis, Cenab-ı Hak, bütün varlığı, sonradan yarattı. Evvelinde, vacibül vücubunda, insan, önceden, kadim olarak, evveli olarak, veyahut da, evvelinde, Allah'ın evvelinde, bu gördüğünüz varlık alemi, yok idi.
Bu varlık, tamamiyetten ne? Hadis, yani, sonradan olma. Sonra bana dedi ki, vücudu evvel, vücudu saniye'nin, aynı değildir. Yani, kadim olan, evvel olan, vücud ile, sonradan, görünen, bu vücud, aynı değildir. Vücud evvel, vücudu külliyat, vücudu saniye'de, vücudu sahsiyat gibidir. Yani, vücudu evvelet, yani, evvel olan, kadim olan, ve bütün vücudun, tamamı olan, vücud, İmam-ı Azam'ın, vacib-ül vücud dediği, vacib-ül vücud dedikleri, Allah'ın vücudu, bu noktada, kendine göre, evveldir, haktır.
Cenab-ı Hak diyor ki, işte bu vücud, sonradan, var olan, yaratılan, vücudun, aynısı değildir. Bu, vücudu, şahsiyet gibidir, şahsiyet gibidir. Yani, o vücudun, bir yansıması gibidir. O vücudun, bir gölgesi gibidir. Adem, haktır, ve gayrının, Adem'i de haktır. Adem, bu noktada, varlığı, var edilişi, sonradan var edilişi, haktır. Burada, Adem, haktır dedi. Sakın, Adem, Allah'tır olarak görmeyin. Bir şeyin, hak olması, o şeyin, var olması demektir. Kahve, haktır.
Kalem, haktır. Varlığıyla, var çünkü, yaratılmasıyla, haktır. Burada, buradaki, haktan kasıt, haktan kasıt, Allah'tır manasında değildir. Enel hak derken, Hallâc-ı Mansûr, kendi varlığının, hak olduğunu beyan ediyordu bize. Kendi varlığının, kendi varlığının, Allah olduğunu beyan etmiyordu. Kendi varlığının, hak olduğunu beyan ediyordu bize. Bu direkt, haktır. Bu tekke, haktır. Bu insanlar, haktır dediğimizde, varlığıyla, yaratılmasıyla, vardır. Gerçektir manasında. yaratılması, gerçektir. Yaratılması, haktır. Onun üzerindeki, Cenab-ı Hak'ın, sıfatları, haktır. Vücut, haktır ama, gayrısının ki değil. O, vacibül, vücut olan, haktır.
Gayrısı dedi, vücudun, gayrısından bir şey yok zaten. Ama, gayrısı değil. Yani, gayrısı yok. Senin, var gördüğün, veyahut da, senin kendince, varsayımladığın, bir şey var. Ben de dedim ki, o da öyledir. Yani, vücut haktır, gayrısı değil. O da dedi ki, o da öyledir. Yani, gayrısı da haktır. Yani, gölgesi de haktır. Tecelliyatı da haktır. Sonra dedim ki, kendim parçalarda oldum. Ama ben, kendim bir şey, oldurmadım. Ben, isim olmayan şeyle, isimlendim. Sıfat olmayan, şeylerde sıfatlandım. Ve, bunun böyle olması, benim kemalim oldu. Sen ise, isimle isimlendin. Sıfatla sıfatlandın. Bu da senin kemalin oldu. Ben, isimle isimlenmedim diyor.
Ben sıfatla da sıfatlanmadım. Ya, o, sen, beni, beni, ben kendilimden oluşmadım. Ben kendilimden yaratmadım da. Ben kendilimden de bir şey olmadım. Bu benim kendi ismim değil. Bu benim kendi sıfatlarım değil. Benim bu varoluşum, senin efal ve sıfatlarınla. Benim sıfatlarımla değil. Benim normalde, senin sıfatlarınla sıfatlanmam, benim kemalim, olgunlaşmam oldu.
Senin de sıfatlarınla tecelli etmen, senin olgunluğunu gösterdi. Kemalini gösterdi. İnşallah bitireceğiz bugün. Sonra, mevcut ancak, madum olanı bilir dedi. Sonra, mevcut ancak, madum olanı bilir dedi. Ve hemen sonra da, hakikatine mevcut ancak, mevcut olanı bilir dedi. Mevcut ancak, madum olanı bilir. Ben mevcudum. Ben mevcutsam, benim bilgim, kısıtlıdır. Bana verilen kadar, ben bilirim. Hemen sonra da dedi, hakikatinde mevcut ancak, mevcut olanı bilir. Ve benim hakikatimde, ne mevcut var ise, ben o hakikatimdeki, mevcudu bilirim ancak. Dedi.
Sonra vücut, bendendir. Senden değil, seninledir. Benimle değil dedi. Sonra dedi ki, vücut, bendendir. Vücut, bana aittir. Senden değil. Yani o vücudu, yaratan sen değilsin. Seninledir. Benimle değil. Bu vücut da, seninledir. Sana aittir. Benimle değil, bana ait değil. Dedi. Sonra seni bulan, beni bulur. Seni kaybeden, beni kaybeder dedi. Sonra da dedi ki, seni bulan, yani Adem'i bulan, yani Mürşid-i Kamil'i bulan, yani insanı bulan, beni bulur dedi. Adem'i bulmak, Mürşid-i Kamil'i bulmak, Allah'ı bulmak, bu nereden? Onun üzerindeki, sıfatların, tecelliyatına bakaraktan, o bulunur.
Sonra seni bulan, beni kaybeder. Beni bulan, seni kaybeder dedi. Sonra dedi ki, bir kimse seni buldun da, beni kaybeder. Neden? Çünkü o kimse, o veliye aşık olur. O görünen peygambere aşık olur. O görünene normalde aşık olduktan sonra, ben geri çekilirim. Ben bu noktada, kendimi saklarım. Kendimi gizlerim. Cenab-ı Hak, Hz. Muhammed-i Mustafa'yı yarattı. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, maneviyatını, ruhaniyetinden ve nuraniyetinden yarattı. Ondan sonra geri çekildi. Çünkü neden geri çekildi? O bütün Rahman ism-i şerîfi de, onun üzerinde tecelli ederekten, bütün isimler de, onun üzerinde sıfatlar tecelli ederekten, tabiri caizse, bunu da Arabi söyler yine, geri çekildi Cenab-ı Hak.
Yani, kendisini sakladı, kendisini gizledi. Batın ismi şerifine çekildi. Zahir ism-i şerîf, bütün zahir olan, zahir olan, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, ruhaniyeti ve nuraniyetinde, tecelli etti. Seni bulan, beni kaybeder. Bir veli, bir mürşidi kamili, bir peygamberi bulan kimse, bu manada. Allah'ın bütün sıfatlarını, onun üzerinde gördüğünden, Allah batın ismi şerifine, geçtiğinden dolayı, onu kaybeder. Beni bulan, seni kaybeder. Bu noktada, o halden geçip de, Cenab-ı Hak'ta, beka billah olan, da, artık bütün her şeyi bitirmiştir. Artık o, bu manada, onun varlıkla alakalı, bir şeysi kalmamıştır. Sonra da, beni kaybeden, beni bulur. Kim ki beni bulursa, beni kaybetmez dedi. Sonra da dedi ki, beni bir kimse kaybederse, beni bulur.
Kaybettiğini arar insan. Herkes kaybını arar. Nar ehli, narını arar. Nur ehli, nurunu arar. Herkes, bu manada, kaybettiğini arar. Neyse kaybetti. Beni kaybeden, beni bulur. Yani ağzına, bir şey çalınsa, bir kimse, ondan sonra, onu aramaz mı? O tadı alsa, onu arar. Beni kaybeden, beni bulur. Kim ki beni bulursa, beni kaybetmez dedi. Ve bir kimse de, bu noktada, bulduğunda, artık kaybetmemek için, can hıraş durur.
Ve kaybetmez. Gerçek manada bulan. Sonra da bulmak, veç, ve kaybetmek, senin içindir. Benim için değil dedi. Bulmak da, kaybetmek de, sonradan, hadis olan varlıklar içindir. Allah, bir şey bulmaz, bir şey kaybetmez. Sonra her vücut ki, ancak kayıtlanma ile olur. O senindir. Ve her vücut ki, mutlaktır. O benimdir dedi. Senin vücudun, ancak var olduğunda, var edilir. Ama benim vücudum, yaratmaya ait değildir. Benim vücudum, bu noktada, mutlaktır. Yani, var edilmemiştir. Onun, vacil vücub olması, olması, vücudunun, mutlak olması, zaten, farzdır.
Sonra, vücudu, takyit de benimdir, senin değil dedi. Sonra, vücudu, mefruk benimdir, sanadır. Vücudu, memnun ise, senindir, banadır dedi. Sonra, bunun aksi de olur dedi. Sonra, evveliyet olan vücut, gayri vücuttur. Ve ondan verası, vücudu, hakikidir dedi. Burada da, Hz. Arabi'nin, bu noktada durduğu yer, tenzih noktası. Hem teşbih, hem tenzih. Hem bu sendendir, aynı zamanda değildir. Hem bu bendendir, aynı zamanda değildir. Hem bu benimdir, aynı zamanda değilimdir. Bu, Arabi'deki, meşhur bir diyalektiktir. Bu nedir? Ben, işte, insanları, beni tesbih etsinler, teşbih etsinler, tenzih etsinler, diye yarattım.
Tesbih etmek, tesbih etmek, zikretmek, onu bilmeye çalışmak, tenzih etmek, onu tanımak, pardon, teşbih etmek, onu tanımak, tenzih etmek, tanıdığını reddetmek. Bu, O'dur, hayır değildir. Bu, O'nundur. Hayır, bu değildir. Bu, tenzih. Sonra, bunun aksi de olur, dedi. Tenzihi söylüyor. Sonra, evveliyetle olan vücut, gayri vücuttur. Ve, ondan verası, vücudu hakikidir. Yani, normalde, evvel olan vücut, gayridir. Yani, bütün vücutlardan uzaktır. Bütün vücutlardan, bu noktada, münezzehtir. Ve, verası, vücudu hakikidir. onun tecelliyatı da, hakikattir. Sonra, vücut benimledir, bendendir, benimdir, dedi.
Ne yaptı? Vücut benimledir, bendendir, benimdir, dedi. Bütün vücut, varlık, benimdir, bendendir, benimdir. Ayrıyette de, kendisi içinde. Benimdir, bendendir, benimledir. Sonra, vücut bendendir, ama benimle değildir. Ve, benim için değildir, dedi. Yine tenzih yaptı. Sonra dedi ki, Cenab-ı Hak diyor, sonraki diyor ki, vücut bendendir, ama benimle değildir. Ve, benim için de değildir. Tenzih bu. Çünkü, benim vücuda da ihtiyacım yok. Bu noktada, tenzih noktasına, götürdü. Sonra da, vücut ne benimledir, ne de bendendir, dedi. Sonra, aynı tenzih noktasına koydu. Dedi ki, ne benimledir, ne bendendir. Yani, vücut benden, gayrıdır. Ben bir şeye ol dedim, olan şey, benden gayrıdır.
Bir öncesinde, ne dedi? Olan şey, bendedir. Benim nedir? Benimdir. Bir öncesinde, ne dedi? Ben bunu tenzih ediyorum. O ne bendendir, ne benimledir, dedi. Gelin çıkın, işin içinden çıkabilirseniz. Sonra, eğer beni bulursa, beni göremezsin. Eğer beni kaybedersen, beni görürsün, dedi. Ve, dedi ki, beni bulursan, beni göremezsin. Ve, ondan sonra dedi ki, eğer beni kaybedersen, beni görürsün. Bütün varlığın üzerinde, tecelli eden benim, varlığın üzerinde, beni tecelli etme noktasında, benim tecelli ettiğimi, bildin, buldun ya, beni göremezsin. Eğer, beni kaybettin ya, beni kaybettin, yeniden aramak için, bütün varlığın üzerinde, tecelliata bakarsın, beni görürsün.
Bu, hem aşk haline çıkıp, ardından sevgi noktasına düşmek, yine sevgi noktasından, aşk hale çıkmak. Yani, beka bir lahın içerisinde, hem fena halini yaşamak, hem beka halini yaşamak. Sonra da, benim yokluğum, vücudumdandır. Varlığım da, yokluğumdadır. Eğer, ahz-ı misaka, muttali olursan, vücudu, hakikiye de, vakıf olursun, dedi. Sonra, benim yokluğum, hani, yokluk olarak gördüğün şey, benim vücudumdandır. Benim yok olarak, görmen de, benim vücudumdandır. Ve, var olarak, var olarak, var olarak gördüğün her şey de, benim yokluğumdandır. Eğer, ahz-ı misaka, muttali olursan, vücudu, hakikiye de, vakıf olursun.
Bu, birkaç, veçeden alınması gerekir. Ahz-ı misak, dedi, bir kimsenin, söz verdiği, ruhlar alemi. Ruhlar alemine, muttali olursan, yani, o hale gelirsen, o noktaya çıkarsan, o zaman, vücudu, hakikiye, vakıf olursun, diyor. Bu, birinci veçesi. O hale gelen bir kimse, ruhlar aleminin, bir çıt üstünde, ilk varlık olan, Nurul Muhammediye'nin, cevherin içerisine girerse, o zaman, Allah'u alemin, vücudu, hakikiye, aşina, olur.
Ama aşina olduğu şey, o değildir. Bu konularla alakalı, sorusu olan varsa, sorsun, diyeceğim, anlamakta, biraz güçlük çektiğinize inanıyorum. Bunu sizi, böyle bu noktada, bunu anlamadınız, ya filan noktasından değil. Bunlar çünkü böyle, her, sufinin, her üstadın, altından çıkabileceği, kalkabileceği şeyler değil. Bunlar biraz böyle, bir kimsenin bu konuda, vücutla alakalı, yani, Arabi noktasında, Arabi'nin vücut tecellileriyle alakalı noktada, biraz bilgi sahibi olması gerektiğinden dolayı. Aradığı şey, kendisinin aşina olduğu şeydir.
Bildiği kadar bilir. Ne diyordu, sözün başında, mevcut olan, kendi mevcudunu bilir. bilir, inşallah. Konuyla alakalı. Aşka yükleyeceğimiz, mana ile alakalı.
Hz. Pire, Hz. Mevlana'ya göre, ve Hz. ondan önceki Pir, Arabi'ye göre, bu biraz, çok, su kaldırır bir şey belki de, aşk, eşittir Allah'tır. O vardı. Aşk kendisiydi. Aşk yukarıdan aşağı inerken, sevgi oldu. Daha da aşağı indi, muhabbet oldu. Daha da aşağı indi, beğenme oldu. Bu böyle bir kelimeyle, geçecek bir şey değil.
Bilinmez dedim, aşk. Bilinmekliyi istedim, aşıklık hali. Bir şey yarattım, aşık. İlk yarattığı şey, aşıktı.
Ve o ilk yarattığı şey, aşık olduğundan dolayı, onu zikretti, tesbih etti. İlk yarattığı şey, aşık olduğundan dolayı, onu teşbih etti, benzetti. Ve ilk yarattığı şey, o aşıklıkta, ateşi yükselince, tenzih etti. Benzettiğini reddetti. Çünkü o hal ile hallendiğinde, hiçbir şeye benzemediğini gördü. Hiçbir şeye benzemediğini görünce, tenzih etti. O yüzden onu çok sevdi. Çünkü o hiçbir şeye benzemiyordu. Hiçbir şeye benzemesi de mümkün değildi. Ama her şey ona benzeyebilirdi. Ama o hiçbir şeye benzemezdi.
Her şey ondan nefeslenirdi. Ama o hiçbir nefeste, kendi nefesi yoktu. Her şey ondan alırdı. Ama o hiçbir şeyden almazdı. O yüzden aşkı anlayacak olan ancak yine aşktır. Aşka erişecek olan ancak aşıktır. Aşık olmazsa aşkın da bir anlamı yoktur. O yüzden aşkın tecelli ettiği yer aşıktır. Aşk ancak aşığa tecelli eder. Ve aşk bu manayla aynı zamanda da aşığa muhtaçtır. Aşık olmazsa aşk tanınmaz. Aşık olmazsa aşk bilinmez.
Aşık olmazsa aşk koklanmaz. Aşık olmazsa aşk okşanmaz. Aşık olmazsa aşk bilinmez. O yüzden aşk ancak aşıkla diridir. Aşk ancak aşıkla mevcuttur. Aşk ancak aşıkla zahirdir. Aşk aynı zamanda ancak aşıkla batındır. Aşk ancak aşıkla anlamlıdır. Aşk ancak aşıkla vardır. Aşksız aşkın anlamı yoktur. O yüzden aşk yaratılmamıştır. O vardır.
Aşık yaratılmıştır. Görünendir. Aşık yaratılmıştır. Görünendir. Aslında aşık da aşkın tecelliyatıdır. Başka bir şey değildir. Aşık ancak aşkın tecelliyatıdır. Başka bir şey değildir. İşte arayan bulur diye, kaybını arar diye. Aşık upup geldiği yeri arar. Aşık asıl kaybını arar. Onun kaybı aşktır. Dudağında yaladığında o aşkın hep tadını aracaktır.
O yüzden der, hakkıyla sana kulluk edemedim. Hakkıyla sana tam bir aşık olamadım. Hakkıyla seni sevemedim. Hakkıyla seni bilemedim. Hakkıyla sana tam bir aşıklık yapamadım. Her ne yaptıysa hep tenzihte çünkü. O hiçbir şeye benzemez. Ve aşk her an bir şan üzerinedir. Ve aşık hep, her an o şanı yakalamak için, yakalamak için. O yokluk kapısında bekler. Ağzı açık kuş misali. Aşk anadır çünkü. Aşık cicividir onun. Aşk bu noktada baba gibidir. Aşık onun çocuğu gibidir. Aşk hem anadır bu noktada. Hem babadır.
O yüzden Hazreti Mevlana der. Biz aşkın çocuğuyuz diye. O tanınacaksa, ancak aşıkla tanınır. Başka bir şeyle tanımaz. Tanınmaz. Aşk an tasibi var mıdır? Var ki buradasın. Peki, herkesin aynı ölçüleri yoksa farklı farklı ölçüsü var mı? Kalımına, alışımına, alımına göre. Yoktur desek, aşkın aşıklığını örtmüş, aşkı örtmüş, küfür etmiş oluruz. Küfre düşmüş oluruz. O aşkını saçmıştır.
Her alan kendince aşıktır. Aşık olmayan varlığın üzerinde hiçbir şey yoktur. Varlık tamamiyetle bu manada aşıktır. Sen hiç aşık olmayan bir şey gördün mü? Demek ki yokmuş. Her ne tarafa baktığında, her neyi gördüğünde, bu aşksız diyorsan, bil ki gözünde örtü var. Sen farklı görürsün. Farklı mı tecelli ediyor? O yüzden mi soruyorsun?
Sen de de öyle tecelli etmiş bak. Bu konuda, dışarıda çok ses varmış, duyamıyorlarmış insanlar. Adı var ya, adı varsa kendisi de vardır. Olmayan bir şeyin adı olur mu? Ara bul, arayan bulur demiş ya. Arayan bulur, bulan tanır, tanıyan sever, seven aşık olur. O aşık olursa, ben de ona aşık olurum demiş. Demek ki var. Efendim, aramamızı isteyen, Allah mı da peki, kaybettiğimizin kendisi var?
Evet. Hitabın farkı nedir? Hitap celalidir. İlham cemalidir. Efendim, tanımak, sevmek, girmek ve kaydetmek için döngü içerisinde devam edilir. Döngüye düşersen öyle olur. Hakikate ulaşamayanlar, döngü içerisinde dönerler. Arayanlar, bulamaz. Bulanlar, hep aramış olanlardır. Öyle derler, katılmam.
Arayan hep bulur. Ama bulanlar, aramış olanlardır. Önemli değil, kelime oyununa gerek yok. Arayan bulur, hadisi kudsi. Din, Kur'an ve sünnettir. Din, bu noktada benim anlatacak, anladığım şey kesin katidir. Kelime oyununa gerek yok. Arayan bulur. Aradırsan bulursun. Bulamadıysan, arayamamışsındır. Arayan bulur. Bu aynı zamanda da akla hitap eder. Bu aynı zamanda da insanın cüz iradesine hitap eder. Bu aynı zamanda dindir. Arayan bulur. Kelimelerin üzerinde oynamak değildir işimiz. İşimiz işin hakikati ise kelime oyununa gerek yok. Laf cambazlığına, ebeliğine de gerek yok. Senin için söylemiyorum.
Ama biliyorum o sözü ben. Herkes böyle bir laf cambazlığı yapar. Gerek yok ona. Arayan bulur. Bulan tanır. Tanıyan sever. Seven aşık olur. Yol bu. Sufilik bu. Sufi yolu bu. Aziz Allah. Başka bu konuyla alakalı. Bencillik midir? Yani bu benim aşkım. Buna dokunma demek midir? Buna bakma demek midir? O senin içindir. O senin içindir dedim ya. Sen benimdir noktasında duruyorsan senindir. Sendeki tecelliyat odur. Birisi o tecelliyattan bakar.
Hayır demeyiz ona. Aşkın bir tane tecelliyatı yoktur çünkü. O yüzden bir tane aşıklık da yoktur. O yüzden biz bütün her şeye baktığımızda hepsini de aşık görürüz. Kimisi narına aşıktır. Kimisi nuruna aşıktır. Aşıktır ama. Kimi ay yüz diye aşıktır. Kimisi güneş söz diye aşıktır. Aşıktır ama. Kimisi çatal dilli aşıktır. Kimisi tek dilli aşıktır. Ama aşıktır. Kimisi seviyesiz kelimelere aşıktır. Kimisi seviyeli kelimelere aşıktır. Bazı kelimeler vardır. Ona ulaşır. Bazı kelimeler vardır.
Kökü ondan değildir. Ama onların da aşıkları vardır. Bazı iyi harf sözler vardır. Hepsi de harflerden kurulur. Ama iyi sözler ona ulaşır. Kötü sözler ona ulaşmaz. O zaman kötü sözler bu noktada aşkın hakikatine erişmeyenlerden çıkar. Onlar da kötü sözlerle kendilerini aşık zanneder.
Ama aşıktır. Ama Hazreti Mevlana'nın tabiriyle o mecaza aşıktır. Mecaza aşık olanlar aynı harflerden kötü sözler kullanırlar ki onlar az önceki vücutla alakalı meselede yok hükmündedir. Onlar mecazdır çünkü gölgedir. Hakikat ise kökü amaya ulaşan, Allah'a ulaşan kökü Allah'ta olan ağacın dallarının meyveleri gibidir. O zaman iyi sözler ve iyi fiilyatlar hakikate kanat çarpar ki onlar ondandır gerçekte. İyilikler Rabbinizdendir.
Kötülükler işte nefsinizdendir. O zaman iyi sözler Cenab-ı Hak'tandır. Aşkı hakikatindendir. Aşkı hakikate götürür insanı. Kötü sözler ise mecazdır. O kimseye nara götürür. Onun kökü onun katından değildir. O hevay-ı hevestendir. Hevay-ı hevesin ise hakikati yoktur. Anladın? Bütün her şey ve herkes aşıktır. Ama kimisi hakikatedir. Kimisi mecazadır. Hatta niceleri vardır ki hakikatin içerisinde zannedip kendileri mecazın tam ortasında dururlar. Oysa onlar kendilerini hakikatte zannederler.
Şeytan gibi. O kendisini hakikatte zannediyordu. Ne zaman gerçek hakikati görünce kendisinin hakikat olmadığı çıktı meydana. O yüzden niceleri vardır ki hakikatin içindeymiş gibi görünür ama mecazdadır. Ve mecazlarına sarılırlar sımsıkı. Mecazına sımsıkı sarılmak nedir biliyor musun? Kötü ahlakını terk etmemektir. Mecazına sımsıkı sarılmak kötü lafızları terk etmemektir. Mecazına sımsıkı sarılmak aslında yanlış olduğunu bildiğin halde onu terk etmemektir. Onlar mecaza aşıktırlar. Din. Derin elini kalkmıştı burada. Pardon özür dilerim sana bakacaktım. Efendim şimdi bu yolda ilk basama önce sufiliğin gereklilerini yerine getirip sonra temizlendikten sonra aşık olmak mıdır?
Yoksa hiçbir şeye fütursuz yani hiçbir şeye şey olmadan hani sufiliğe veya dervişliğe veya herhangi bir şeye gerek olmadan gelen bir ilham mıdır? Biz bunu kategorileştirmeyiz. Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Bunu kategorileştirmeyiz biz. Bu yolda şu kategoriye müntesiptir. Bizim işimiz değildir bu. Bu tarikatın işidir. Ben kendimi ehli tarikat olarak görmüyorum. Bu yol bu noktada bu manada az önce sıraladığım farzları yerine getirmek nafilelerle yaklaşmaktır. Bu aklın işidir. Ama bu bir kıvılcım suretinde çakak çakar mı? Yağmur gibi ıslata ıslata mı götürür? Bu herkesin kendincedir.
Tecelliyatı da. Aşk aşağı muhtaçtır dediniz. Aşk Allah'tır dediniz. Bu durumda Allah, Cenab-ı Allah... O manada muhtaçlık değil o. Bunu böyle söylemek zorunda kalıyorum. Başka türlü anlatamıyorum bunu. Ama bir kimse bilgisi çok var ise, o bilgisinden kimsenin haberi yoksa bilgisinin bir anlamı olur mu? Bu da onun gibi bir şeydir. Aşk hiçbir şey yaratmadan önce kendi kendisini zikreder miydi? Aşk aşıklığı vasıtasıyla mı her şeyi yarattı? Ve eşrefe mağlık olarak... Aşıklığın son merhalesine gelene sormak lazım bunu. O da söylememiş. Aşıklık... Aşığın nasip etmeye kadar mı?
Aşıklığın seviyesi... Aşığın nasip etmeye kadar mı? Değil. Aşığın aşıklığı kadar. Ben ona katılmıyorum. Mani bir yere girdiğimiz zaman... Allah'ı hatırladığımız zaman... Gözlerimizden ilaç akırsa... Bu aşıklığın bir göstergesidir yoksa... Farklı bir olaydır? Göstergesi denilebilir. Aldanma ama. Aldanma çocuk susa gidiyor ya. Mutlaka bir gün. Bak... Terk edilenler nasıl biliyor? Sen hiç terk edilmedin herhalde öyle mi? Terk edilmedin mi?
Aşıklıktan payın yok da. Aşıklıktan payı olanlar bu noktada... Terk edilirler. Terk edildiği zaman... O terk edilmenin hüznünü ve kahrını yaşar. Bir harap olur o. O harabı yaşamak da... Aşkın bir sıfatıdır. Varlık dedim komple. Yaratılan başka bir şey yoksa... Nereye mi teyze ettin? Yani o değil. Kendi kendini de teyze eder. Kaçtı. Kişiye veriyor. Aşağı veriyor. Aşka da bakar aşıklığa da bakar. İkinciye evlendim. Eşimin çocukları bana haram mıdır? Yanlarında saçı açık durabilir miyim?
Durabilirsin haram değil. Kaza namazı borcumuz varken... Nafile namazı kılınır mı? Hanefi'ye göre kılınabilir. Bugün annemi çok üzdüm. Bir anlık sinirle söylememem gerekenleri söyledim. Çok pişmanım. Annemi çok seviyorum ve izninizle herkesin önünde anneme çok özür diliyorum. Beni affetsin sizlerin yardımıyla inşallah. Nafile namazı kılınır mı? Hanefi'ye göre kılınabilir. Bugün annemi çok üzdüm. Bir anlık sinirle söylememem gerekenleri söyledim. Çok pişmanım. Annemi çok seviyorum ve izninizle herkesin önünde anneme çok özür diliyorum. Beni affetsin sizlerin yardımıyla inşallah. Bir kusurum olduysa affedin. Hakkınızı helal edin. Hayırlı akşamlar.
Bize söylemenize gerek yoktu. Annen buradaysa git annenin boynuna sarıl. Özür dilerim anneciğim de. Öp yanaklarından bitsin bu mesele. Bu özrümün üzerine biraz anne kız ilişkisinden bahseder misiniz? Anneler çocuklarınızı üzmeyin. Çocuklar annelerinizi hiç üzmeyin. Sufiler birbirlerini üzmezler. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Hocam 10. sınıf kız meslek okuyorum. Sınıfı geçmem için ortalamamın 50 olması gerekiyor. Ben 49'da kalıyorum. Bir puana ihtiyacım var. Hocalarla konuştum. Şu an puan girmelerinin artık yasal olmadığını söylüyorlar. Ve bunu ailem öğrendiğinde okutmamaya karar verdiler. Ve ben bir kızım ileride ayaklarımın üzerinde durmam gerekiyor. Bir daha okuyup sınıfı geçmek. Ve okulumu takdirli bir şekilde bitirmek istiyorum. Dualarınıza ve yardımınıza ihtiyacımız var. Bununla ilgili aileme mesajlar verirseniz çok mutlu olurum. Saygılarımla hayırlı akşamlar. Harikasınız ya. Karne günü elimde olan her şeyi alıp okuldan alıp döveceklerini söylüyorlar. Dört dersten kaldım.
Sen nasıl olur mu böyle ya? Bu konuda benden yardım isteme hiç. Ümitlerini bitireyim mi senin? Olmaz. Derviş disiplinli olacak. Çalışkan olacak. İnsanlar size emek harcıyorlar. Şunu unutmayın. Bir çocuk anne baba emek harcıyor. Bir derviş. O dergah ona emek harcıyor. Emek harcıyor. Bu emeği hiç kimsenin zayi etmeye hakkı yok. Yani siz normalde bizim ülkemizde şimdi böyle insanlar işte dini yaşasınlar, Allah'ı sevsinler, Resulü sevsinler diye bütün cemaatler, tarikatlar, bütün herkesin eksini kusurunu örterekten böyle işte aman diyerekten bunlar işte insanlar dinlerini bilsinler diye müsahamalığı davranıyor.
Geçmiş sufilerde böyle bir şey yok. Birisi bir şey yaptığında dınk kapısının önüne konuluyor. Kapının önüne. Sebep o kimse orada bunu zayi etmeye hakkı yok çünkü. Öyle lay lay lom yok yani. Bir dergaha girmek uzun bir mesele. Sebep ya adam orada gelecek, yiyecek, içecek, yatacak, kalkacak, masraf var, sohbet var, zikrullah var. Disiplini götürüyorlar işi. O yüzden bir kimse kendisine birisi bir emek harcıyor mu üstünde? Bir şeyin emeği var mı üstünde? Evet.
Onu zayi etmeye hakkı yok. Kimsenin yok. Emek var onun üzerinde çünkü. İşte Hacı Erkan zayi etmeye hakkı yok. Etrafında bir sürü insan var. Diline sahip çıkacak, gözüne sahip çıkacak. Hal ve gidişatına sahip çıkacak. İstediğini konuşamaz, istediğini söyleyemez, istediği gibi davranamaz. Yapamazsın. Ya ben yaparım. Yok yapamazsın kardeşim. Ya ben yaparım, Efendinin yanındayım. Hayır yapamazsın kardeşim. Benim yanımdaysan hiç yapamazsın zaten. Bak benim yanımdaysan hiç yapamazsın.
Neden? Emek var. Neden? Yolun adabı, erkanı var. Yapamazsın. Sen yapamazsın. Yapıyorsan, Hazreti Mevlana'nın sözü, kimisi Yemen'dedir, canımızdadır. Kimisi yanımızdadır, canımızda değildir. O yüzden okulda çalışacaksın. Annenin babanın emeği var senin üzerinde. Bir çocuğun, anne babasının emeğini zayi etmeye hakkı yok. Bir kadının, kocasının emeğini zayi etmeye hakkı yok. Bir erkeğin, eşinin emeğini zayi etmeye hakkı yok. Bir dervişin, şeyhinin emeğini zayi etmeye hakkı yok. Bir sufinin, başındaki zakirinin emeğini zayi etmeye hakkı yok.
Bir şeyhin, dervişinin emeğini zayi etmeye hakkı yok. Hakkı yok buna kimsenin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ashabının bir tanesinin emeğini zayi etmedi. Kendi emeğini de zayi ettirmedi. Disiplin, buna hakkı yok. Erişlik, disiplin işidir.
Sen kimsenin emeğini zayi etmeye hakkı yok. Burada görevliler var. Elbiseleri belli. Onlara husisi elbise giydirmemizin sebebi ne biliyor musunuz bir sebebi? Vazifeli olduğu belli olsun. O vazifeli elbisesi var, elbise taşıyor. O elbiseyi taşıdığı müddetçe kafasına göre davranması mümkün değil. O elbiseli ya, elbiseli tanınıyor mu?
Tanınıyor. O sokakta yürürken dahi yürüyüşüne dikkat edecek. Birisi ona öyle diyecek çünkü. Aa, bu tekkede hizmet eden arkadaş değil mi? Ya bu adam tekkede hizmet eden adam değil mi? Hakkı yok. O semazen harika dönüyor, fırıl fırıl harika. Oh, sema ediyor. Ne güzel sema ediyor. Fotoğraflar çat çat çat çekiliyor. O semazen sokakta yürürken kafasını kaldırmayacak. Emeği zayi etmeyecek. Fotoğraflarını Facebook'a koyup her türlü arkadaşlığa açıkım dedi mi? Allah yolunu açık etsin onun. Yok öyle bir şey. Emeği zayi etmeyecek.
Ona millet mesaj çekecek arkadaş olalım mı diye. Mesaja cevap bile vermeyecek. Ya da diyecek ki bu bize yasaklandı. Facebook'un gizli kanallarına kafasına göre arkadaşlar yazıp çizmeyecek. Yok öyle bir şey. Üzerinde senin kıyafet var. Bir şey temsil ediyorsun. Yapamazsın. Zaten açık açık söylüyor mu? Hakkımız helal değil varsa diye. Varsa hakkımız helal değil. Bu benim kendimle alakalı değil. Bu dergahla alakalı. Bu tekkeyle alakalı. Koy fotoğrafı. Her türlü yazışmaya açık ol.
Hakkımız helal değil. Bak kardeş. Kafanda o sikke var mı? Var. Sikkeye uygun davran. Bir yerde çavuşsun, sakirsin. O adaba uygun davranacaksın. Bak ben en yakında duran adamı örnek veriyorum. Yapamazsın diye. Ona yapamazsın diyorsam hiç kimsenin yapabilirliği yoktur. Yapamazsın. Disiplin gerek. Zayi etmeyecek. Çocuk annen babanın hakkını, hukukunu zayi etmeyecek. Eş adamın hukukunu zayi etmeyecek.
Adam karısının hukukunu zayi etmeyecek. Hukukunu zayi etmeyecek. Hani geldi ya kadının birisi dedi ki ya Resulallah bana hükmet. Ne oldu? Eşim bana dedi ki git artık anam gibisin. Ben yaşlanınca, çocuğu büyütünce benden kurtulmayı istedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri geçmiş hukuka göre hükmediyor. Dedi ki böyle olması lazım herhalde. Olmaz ya Resulallah dedi. Yakasından bir de böyle çekiyor. Olmaz ya Resulallah. Allah'a bunu bir danış. Hemen ayeti kerime indi. Hazreti Ayşe annemiz diyor ki Vallahi öyle fısıldaşıyorlardı ki ben duymak için kulak kabarttım ama duyamadım. Cenab-ı Hak cevap veriyor.
O kadının fısıltıyla konuşmasını Allah duydu. Sen hanımının hakkını zayi edemezsin. O sahabe ne yapıyordu? Hanımının hakkını zayi ediyordu. Dedi ki Cenab-ı Hak cevap veriyor. Sen hanımının hakkını zayi edemezsin. Onu sadece fıkıh kuralı olarak görmeyin. Orada kadının hakkını savunuyor Cenab-ı Hak. Diyor ki adama sen o kadının hakkını savunamazsın. Hakkını yiyemezsin. Zayi edemezsin. O kadın gençliğini sana feda etmiş. O kadın çoluğunu çocuğunu büyütmüş. Sen şimdi onu beğenmeyip kenara koyamazsın diyor.
Ne yapıyor? Hakkını zayi etmiyor. O yüzden gençler, çocuklar anne babalarınızın haklarını zayi etmeyin. Derslerinizi dosdoğru çalışın. Kadınlar, kocalarınızın haklarını zayi etmeyin. Eve bir eşya alınmış, bir malzeme alınmış. Bu bir tane domates dahi olabilir. Bir maydanoz sapı dahi olabilir bu. Kadın onu zayi etmeyecek evde. Erkekler, eşlerinizin haklarını zayi etmeyin. Size Allah'tan bir emanet. Ölünceye kadar onlarla iyi geçinmenin yolunu bulun. Zayi etmeyin. Sufiler, dervişler, dergahın hakkını, hukukunu zayi etmeyin. Birer numune olun.
Kadın erkek, ağzınızdan çıkanı dikkat edin. Gözünüzden çıkanı dikkat edin. Kulağınızı girene dikkat edin. Elinizden çıkanı dikkat edin. Hal ve hareketlerinizi ve davranışlarınızı dikkat edin. Zayi etmeyin. Bir emek var üzerinizde. Çavuş kardeşler, zakir kardeşler, ders yaptıran kardeşler, semazen başları, mıtrıp başları. Zayi etmeyin. Herkes yolunu çocuğunu size teslim etmiş. Benim çocuğumu eğitin burada demiş. Benim çocuğum semazen olsun, benim çocuğum mıtrıp olsun. Zayi etmeye hakkınız yok. Ders yaptıran kardeşler, zayi etmeye hakkınız yok. Hizmet edeceksiniz bulunduğunuz yerlerde. Hizmet edeceksiniz.
Dilinize dikkat edin. Zayi etmeyin. Her zakir üstadı temsil eder. Her çavuş üstadı temsil eder. Her semazen başı üstadı temsil eder. Her mıtrıp başı üstadı temsil eder. Zayi etmeye hakkınız yok. Her vazifeli üstadı temsil eder. Zayi etmeye hakkı yok kimsenin. Herkes diliyle, eliyle, ayağıyla, gözüyle, kulağıyla hizmet edecek. Ortalığı çemkirmek, milleti kovalamak, yok millete ters laf söylemek. İşte çocuklara kötü davranmak duymadım ama zayi olmayacak. Asla. Sakın ha. Şeytan kalabalıklığınızla sizi aldatmasın.
Şeytan iyi iş yapmalarınızla sizi aldatmasın. Gevşemeyin. Sakın ha. Şeytan sizi yakınlıkla aldatmasın. Sakın ha. Şeytan sizi eski dervişlikle aldatmasın. Şeytan sizi zakirlikle, çavuşlukla, onbaşılıkla, semazen başılıkla, grup başlığıyla, mutrıp başlığıyla aldatmasın sizi. Sakın.
Zayi etmek yok. Cahille cahil olmak yok. Laf atana laf atmak yok. Laf atana beş tane laf söylemek yok. Bu sufilik değil. Bu sufilik, haklı olsan dahi bir adım geri çekilmektir sufilik. İki Müslüman tartışırsa, iki Müslüman tartışırsa, haklı olan bir adım geri çekilirse iki cennet vardır.
Haksız olan geri çekilirse bir cennet vardır. Sufiler, Cenab-ı Hak nasıl gecenin karanlığında o kadının Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine fısıldadığını duyarsa, duyuyorsa, duyduysa, hepimizi duyar. Hepimizin yazdıklarını görür.
Hepimizin kendi kendine gizlediklerini görür. Hepimizin sakladıklarını görür. Aman! Allah muhafaza eylesin. Biz dört yıllık evliyiz, bir tane çocuğumuz var. Eşim üniversite, son sınıfta okul bitince askere gitmesi gerekiyor. Askerliği kısa dönem yapacak ama sizden ve zikrullah'tan altı ay ayrı kalmamak için askere gitmek istemiyor. Kredi çekip ödemek istiyor. Sizce doğru mu? Gönül arzu eder ki borçlanmasın. Ama karar o kimsenin kendisine ait. Kredi çekip ödeyebilir mi? Ödeyebilecek noktada ise ödeyebilir. Mesele bitti.
Hakkınızı helal edin. Allah yardımcınız olsun. Rabbim iyilik, güzellik versin. Sürçü lisan ettiysek, birinizin kalbini kırdıysak, cümle. Birisini ötelediysek, ittiysek, yanlış bir sözümüz, eksik bir sözümüz olduysa, hakkını helal etsin herkes. Husisi helallaşmak isteyen varsa, hakkı olan varsa da, telefonum gece gündüz açık, mesajlarım açık, maillerim açık. Hakkı olanın hakkını alması, haktır. Bizden hakkı olan bir kimse varsa, o da hakkını alsın. Hak yerine gelsin. İnşallah. Ölüm insana ne zaman geleceği belli değil. Ne zaman yakalacağı belli değil. O yüzden bu sözün bütün herkese ve her yere, varsa böyle bizim üzerimizde bir hak iddia eden, bu ticaret zamanlarımızı da ilgilendirir.
Bütün hayatımızı ilgilendirir. Duyanlar, duymayanlara nakletsinler. Herkes bu noktada varsa bir hakkı, gelsin hakkını alsın. Usulünden, icabından neyse. Allah izin verirse, tekrar bu kurbanda, işte malum haç zamanı, hacca niyetlendim. Çünkü bunu aklıma geldikçe böyle beyan edeceğim size. İşte hakkı olan varsa gelsin, hakkını alsın. Meselemiz, işimiz bitsin diye. O yüzden böyle varsa hak iddia eden, inşallah yerimiz, yurdumuz, adresimiz, telefonumuz belli. Gelip herkes hakkı olan varsa hakkını alabilir. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Allah'a emanet olun. Geceniz hayırlı olsun. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.