mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 6 Ekim 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 6 Ekim 2018 · 1:27:20

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Gündüzlüğünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Ölen bir kişinin organlarının bağışlanması caiz midir? Diyanete göre caizdir. Yalnız bir şey var. Yani diyanet buna fetva veriyor. Ölen kimselerin organlarının bağışlanmasına caizdir diyor. Bir soru soruyorum. Ona cevap vermiyorlar. Bir kimsenin öldüğüne kim hükmetecek? Çünkü normalde bir kimse öldüyse onun organları bir işe yaramıyor. Ölmeden önce organlarını alacaklar.
Yani tabiri caizse son nefesini vermezden önce organlarını alacaklar. İşte makineye bağlı beyin ölümü gerçekleşti deyip organlarını alıyorlar. Beyin ölümü gerçekleşti. Normalde bu kimse öldü. Buna kim hükmetecek? Mahkeme kararı var mı? Yok. Kaç tane? Üç tane, dört tane doktor öldüğüne hükmediyor o kimsenin. Diyor ki bu beyin ölümü gerçekleşti. Bunun organlarını alabilirsiniz. İyi. Beyin ölümü gerçekleşip komaya girip 25 yıl sonra, 30 yıl sonra, 40 yıl sonra tekrar geri dönem var. Değil mi doktor? Var değil mi? Normalde şimdi ben gazetelerde okudum, 35 yıl sonra, 25 yıl sonra, 20 yıl sonra değişik haberler var. Yani komaya girmiş, beyin ölümü gerçekleşti dedikleri kimseler onların tabiriyle geri dönmüş.
Bakın burası hukuki bir mesele. Bir kimsenin öldüğüne kim hükmetecek? Makinede mu? Evet. Makinede yaşıyor mu? Yaşıyor. Bunun öldüğüne kim hükmetecek? Sıkıntı burada. Bunu normalde bir camide, hutbede okuyordu imam. Hutbede okurken elimi kaldırdım. Dedim ki o kimsenin öldüğüne kim hükmetecek dedim. Kaldı. Can alıcı soru burada. Bir kimse var, makineye bağlı. Makineye bağlı bir şekilde yaşam belirtileri devam ediyor mu? Evet. Makineye bağlı yaşam belirtileri devam eden bir kimsenin öldüğüne kim hükmetecek? Eğer onun öldüğüne hükmedilirse, daha henüz makineye bağlı olmadan mirasını paylaştırabilir misiniz?
Makineye bağlı bir kimsenin ölüm kaydını imzalayıp mirasını dağıtabilir misiniz? Makineye bağlı bir kimsenin eşi, eşi boşanmış hükmüne öldü ya, nikahı düşmüş olur mu olmaz mı? Buna hani normalde diyanet fetva veriyor şimdi buna. Diyor ki bu kimse evet ölü hükmündedir, organlarınızı alabilirsiniz. Peki, o kimse makineye bağlıysa onun malını alabilir miyiz? Onun eşini alabilir miyiz? Makineye bağlı. Sıkıntı burada. Emaneti olmayanın imanı yoktur.
Münafıklığın alameti üçtür. Neydi? Birisi emanete hıyanet eder. İkincisi söylediğinde yalan konuşur. Üçüncüsü sözünde durmaz. O yüzden normalde emaneti olmayan imanı yoktur. Hadis-i şerifi bununla bağlantılı. Ahir zamanda öyle bir zaman gelir ki insanların arasında emanet ortadan kalkar. Ve denir ki filanca şehirde filanca kimse emin insandır. Bu kıyamet alameti. Ahir zaman alameti. Emanetin ortadan kalkması. Gülşen-i Raz yazan şebbüsleri çeviren Profesör Abdülbaki Gölpınarlı. Sorular. Emir Hüseyin'in soruları.
Bilgi ve mana ehlinden manaya ait sorun var. Hakikat sırlarına dair birkaç müşkilin var ki onların cevabını aklı başında olanlara ver. Söyle. Bir. İlk düşünceye daldığım, şaşırıp kaldığım şey şu. Düşünce dedikleri şey nedir? Düşüncenin başlangıcına alamet nedir? Sonu hakkında da ne dersin? İnsanoğlu Adem'den itibaren kendisini tanımlamak için uğraşmış. İnsanoğlu Adem'den itibaren inanmış olduğu Allah'ı tanımlamak için uğraşmış. İnsanoğlu Adem'den itibaren yaşamış olduğu varlık alemini tanımlamaya çalışmış. Adem aleyhisselam bütün isimlere münhasır bir kimseydi.
İnsanlar normalde Adem aleyhisselam yaşadığı müddetçe Adem'e gider sorarlardı. İlim bu noktada çok derinleşmişti. O kadar ki belki de Adem aleyhisselamın zamanındaki ilmi derinliğe insanoğlu henüz daha ulaşmadı. Vaktaki Adem'den sonra Nuh geldi. Tabi Nuh aleyhisselam geldiğinde normalde ilimler öyle bir noktaya gelmişti ki insanlar geldikleri noktada bütün her şeye sorgular, bütün her şeyden farklı şeyler çıkarır hale geldiler.
Ve insanlar bu noktada sapkınlaştılar ve ikinci Adem dediğimiz Nuh aleyhisselam'dan sonra ilim yine zirveye ulaştı. Bu tabi bunların hepsinin de temel noktası şuydu. Biz kimiz? Bu varlık ne? Bizi yaratan ne? Bu insanoğlunun hep kendi kendine sorduğu sorulardı.
Bunu ister peygambere dayanan vahye dayalı ilimler olsun, isterse peygambere vahye dayalı olmayıp, peygamber ve vahiyden kopup vahiy karşıtı ilimler olsun hep bunları sordular. Ve tabi bunları sorgularken insanın en önemli mekanizması düşünmek oldu. Cenab-ı Hak alemi Adem'in suretinde, Adem'i de kendi suretinde yaratmayla alakalı meselede o zaman Adem'in üzerindeki hususiyetler ve hassasiyetler Cenab-ı Hak'ın sıfatsal tezahürüydü.
Ayet-i Kerime'de, Kur'an-ı Kerim'de de o kadar çok ayet-i kerime vardır ki o insanlar düşündü mü ki diye. Düşünme yetisi Cenab-ı Hak'ın insanlara fıtraten verdiği bir şeydir. O insanlarda düşünme yetisi vardır. Bir şeyin üzerinde, herhangi bir şeyin üzerinde odaklanıp onda onunla alakalı hep düşünme. Tabi burada düşüncenin nereden çıktığını, nereden olduğunu bakacak olursak, çünkü soru oydu, düşüncenin başlangıcı ne?
Düşüncenin başlangıcı bu manada insanın üzerinde fıtri, yaratılıştan itibaren var. Ama o düşünceyi, düşünce sistemini bizim üzerimize koyan, bizim üzerimize oturtturan, bizim üzerimizde bunu inşa eden Allah. Ama bu başlangıcının alameti nedir? Bir kimse, bu benim kendimce, yanlış anlaşılmasın, sufice, dervişçe cevap.
Düşüncenin başlangıcı, ben neyim, ne için yaratıldım, ne işe yararım? Veyahut da bir kimse kendi kendisine bunu sormuş olsa, kendisini anlamlandırma açısından, bence düşüncenin başlangıcına başlamıştır. Veyahut da beni yaratan kim?
Cenab-ı Hak insanları ve cinnileri kendisini tanısın, bilsin diye yarattı. O zaman bir kimse onu tanıma noktasına başlıyorsa, düşüncenin başlangıcı bu. Eğer onu tanıma noktasında başlamıyorsa, o kimse düşünmüyor. Peki, düşüncede normalde sonu hakkında ne düşünürsün dediklerinde, ben düşüncenin sonunun var olduğuna inanmıyorum.
Bir sınır var, o sınır zatullahını düşünmek. Şimdi bir şeyde bir sınır koydularsa aslında, sınırı koyan başlangıcında kendisi başlamıştır. O zaman düşünceye şuradan başlayabilirsiniz. Hani nefsini bilen Rabbini bildi var ya, onu tersine çevirin.
Rabbini bilen nefsini bildi. Bir kimse avam için şudur, nefsini bilen Rabbini bildi. Avam için budur. Sebep, avam kendince önce nefsinin haram, helal, terbiye edilmesi belli bir mekanizmadan geçecek. O belli bir mekanizmadan geçerken nefsini tanımlayacak. Nefsini tanımlaması hem fiziki noktada, hem duygu noktasında, hem akıl noktasında. Nefis deyince çünkü komple bir bütünlük giriyor işin içerisine. Bu avam için başlayacağı nokta. Ama normalde asıl bir kimsenin başlayacağı nokta Rabbini bilmektir. Bir kimse kendince Rabbini bilme noktasında başladıysa, düşünmeye başladı demektir.
Ama bu düşüncede berraklık, parlaklık, bu düşüncede belli bir temel oluşturacaksa kendisine, önce kendisine, eğer diniyse bu mesele, kendisine veya fiziksel önemli değil veya astronomi hiç önemli değil. Hani bazen televizyonlara çıkıyorlar, işte hani bir fikir adamının, bir düşünce adamının veya bir bilim adamının dinle bağlantısı olmaz, dinle bir alakası olmaz. Bunlar safsatadan başka bir şey değil. Yani senin yapacak olduğun ilmin bütün her şeyi, hangi ilimle iştigal edersen et, onu senin ilmini yaratan o. Ben yaratıcıya veyahut da işte Allah'a veya bir dine bağlı kalmaksızın ben ilim bilim yapacağım diyen kimseler boş insanlar. Bakın açık net söylüyorum, boş insanlar. Yani sen ne tarafa dönersen dön, onun nurunla karşılaşacaksın.
Ne tarafa dönersen dön, onun hesabı kitabıyla, onun ilmiyle karşılaşacaksın. Ben yaratıcıyı tanımadan, dini tanımadan istediğim ilmi yaparım, bakarım demesi boş. Şimdi, bir kimse o yüzden, benim kendimce, düşüncenin başlangıcı ne? Rabbini düşünmeye başlaması, Rabbini tanımaya başlaması. Sonu ne bunun? Sonu yok. Ama sınırı var mı? Hani buraya dokunma dediğimiz şey neresi? Onun zatullahı. Onun zatullahın haricindeki bütün her şeyi o kimse düşünebilir. O yüzden benim de, benim nazarımda düşüncenin sonu yok. Yolumuzda şart olan hangi düşüncedir? Neden düşünce bazen ibadettir, bazen günah? Normalde düşünmek, pozitif düşünmek veyahut da varlığın üzerinde düşünmek farzdır.
İbadet hükmündedir. Varlığın ve pozitif düşünmek vaciptir. Varlığın üzerine ve pozitif düşünmek sünnettir, nafiledir yani. Müstahaptır ve bazı düşünce vardır, haramdır. Haram olan düşünce nedir? O da suizandan başlar. Haram olan düşünce suizandan başlar. E helal olan düşünce nedir? Hüsnüzandır. O zaman haram olan düşünce suizandan başlar, haram düşünmelerle devam eder ve Allah'ın zatını da tefekkürde bu küfre düşer. Haram olan düşünce. Bizim için helal olan düşünce nedir? Biz hüsnüzan besleriz. İkinci hüsnüzan düşüncemiz dine karşıdır.
Üçüncü hüsnüzan düşüncemiz Allah'a karşıdır. O zaman biz hüsnüzan bir düşüncenin üzerinde gideriz. Sufi hüsnüzan düşünen, hüsnüzanın üzerinde duran insandır. Biz suizan düşünmeyiz ilk önce. Düşünceyi bu manada hüsnüzanla temiz tutarız. Sağlı sollu yanaşın. İki dizinizin üzerinde sağlı sollu yanaşın. Kapının ağzı bir şey olsun. O zaman biz birinci derecede hüsnüzan ehli olacağız. Sufiler o yüzden çok aldatılırlar.
Bakın sufilerin aldatılma sebeplerinin başında sufilerin hüsnüzanı vardır. Suizan hani ayeti kerimede fazlasından kaçınınız der ya, fazlasından kaçınınız. Yani arada bir suizana düşmek mümkün mü? Mümkün. Arada bir suizan olarak düşünecek misin? Evet, acaba? Orada bir böyle bu kapı açık mı? Evet. Ama ayeti kerimede fazlasından demiş ya, daha ileri gitme. Ama sufiler için böyle bir şey söz konusu değildir. Sufiler kendilerini direkt hüsnüzanın içerisine atarlar. Direkt hüsnüzanın içerisine. Hüsnüzan üzerinde yürürler. Çünkü o zan onu temiz düşünceye götürecek. O iyi düşünmek, onun kalbinin parlamasına, kalbinin tecelliyata mazhar olmasına düşünecek.
Sebep olacak. Bir kimsenin kalbinde suizan varsa, gıybet, güftan varsa, bir kimsenin kalbinde yanlışlıklar, eksiklikler varsa, Cenab-ı Hak sıfatlarıyla oraya tecelli etmeyecek. O yüzden sufi her daim hüsnüzanın üzerindedir. Ve hüsnüzanını kuvvetlendiren şey, onun güzel ahlakıdır. Suizan onu günaha götürür, kalbinin kararmasına sebep olur. Kalbi kararırsa, Allah'ı bilme noktasında onun kalbine ilham gelmez. Kalbi kararırsa, olayları analiz etme, eşyayı analiz etme, insanları analiz etme. Bu noktada analiz kabiliyetinin genişlemesi ve derinleşmesi mümkün olmaz. O kimse suizan besliyor. Suizan onun kalbi marazlara kapı açar. Bakın bir kimsenin sufi için en önemli yer, o kimsenin gönül dünyası dediğimiz kalbidir.
Sufi beyninden fazla kalbini korur. Vücudundan fazla kalbini korur. Eğer onun kalbine suizan bulaşırsa, bilir ki şeytan oraya yerleşir. Ve suizan onu bir müddet sonra peygamberi de içine kataraktan, sallallahu aleyhi ve sellem'i bir müddet sonra Allah'ı da, Kur'an-ı Kerim'i de içine ataraktan götürür. O kimse böylece küfre düşer, sapkınlığa düşer. O yüzden burada bizim yolumuzda şart olan düşünce hüsnü zandır. Biz ilk önce hüsnü zan ehli oluruz. Aldatılırız, evet. Kandırılırız, evet. Aldatılırız. Çok basit. Kandırılır mıyız, evet. Sebep, biz karşımızda gelen bir kimsenin çünkü önce kötü bir şey düşünmeyiz. Biz şunu düşünmeyiz.
Yani bu adam beni aldatacak. Dakka bir gol bir, bu adam bana yalan söyler. Dakka bir gol bir, bu adam beni üter. Dakka bir gol bir, bu adam beni kandırır. Dakka bir gol bir, karşısındaki kimse onu aldatacak, kandıracak, yiyecek, içecek. Ya normalde şimdi örneğin sufiler hakkında tanımayan, bilmeyen bir kimse bunları böyle düşünmüyor mu? Veyahut da Müslümanlar hakkında böyle düşünmüyorlar mı? Yani çık şimdi dışarı, bütün Müslümanlarla alakalı olumsuz şeyleri görebilirsin. Ya bu olumsuz şeyi bütün Müslümanlar mı yaptı? Yok, hayır. Eee? Ama böylesiniz. Bununla karşılaşırsınız ya. Ben karşılaşıyorum, bilmiyorum siz karşılaşıyor musunuz, karşılaşmıyormuşsunuz.
Top tam pazarlık yapıyor. Ya bütün sufiler böyledir. Bütün Müslümanlar böyledir. Bütün hacılar böyledir. Bütün hocalar böyledir. Ya bütün dervişler böyledir. Şimdi bazen bizim arkadaşlar çırpınıyorlar. Ya biz para toplamıyoruz. Ya sen istediğin kadar çırpın. O sende bir gedik bulacak. Suizan çünkü. Bu sefer diyor ki, bu değirmenin suyu nereden geliyor? Ondan sonra toplamıyorsunuz. Ya senden isterlerse verme, sana ne? Ama yok, onu da öğrenecek illaki. Kim veriyor bunu? Adam yolda görüyor, yolda çeviriyor. Aşağı doğru iniyor mu? Karabaşı'nın hocası değil misiniz? Estağfurullah, yok hizmetçisi mi? Yok hocam sensin.
Evet, buyur tamam mı? Hocam çaya da para almıyorsunuz, hiçbir şeye para almıyorsunuz. Bakıyorum ben şimdi, diyorum tamam. Arkası gelecek şimdi. Arkası şey şu. Değirmenin suyu nereden dönüyor? Hocam çaylar nereden geliyor dedi? Uludağ'dan dedim. E çay yok ki orada dedi. Sen görmüyorsun dedi. Yani o Trabzon gibi, Rize gibi çay bahçe sarıyor Uludağ'da. Yok gidiyor Uludağ'da. Yok gidiyor Uludağ'da. Sen görmüyorsun dedi. Şimdi, suizan. Bakın suizan. Hüsnü zan değil. Ama karşılaşırız ya. Suizan. Toptan hesap. Hepsi böyledir. Bütün Güneydoğullar PKK'lıdır.
Aa, nasıl yani? Bak, toptan hesap. Bütün Karadenizliler eşkıyadır. Toptan hesap. Bütün Egeliler içkicidir. Toptan hesap. Bütün Trakyalılar sarhoştur. Toptan hesap. Ne kaldı be memlekette? Yanar. Ya bu işte suizan. Kötü düşünce. Kötü düşünce. Hani hüsnü zan, suizan diyorum ya. bunun bugünkü dil karşılığı. Yani tam karşılığı olmasa da iyi düşünmek, güzel düşünmek. İyi düşünmek, güzel düşünmek. Suizan, kötü düşünmek.
Bakın, bu aslında düşüncenin berraklığını yakalama ve böylece de kalbe gelecek olan ilhama yer açmadır iyi düşünce. siz herhangi bir kimsenin üzerinde suizan düşünceniz var ise kalbinizde herhangi bir kardeşinize yakınınıza, etrafınıza nefretiniz var ise kalbinizde nefretten, kinden, kalbinizde böyle düşmanlıktan eserler var ise o kalbinize ilham gelmeyecektir.
Kalbinize manevi bir ilim gelmeyecektir. Kesin, net. Bakın, kesin, net. Ne zaman ki kalbinizi her türlü olumsuzluktan kalpten kastım, düşünce. Düşüncenizi her türlü olumsuzluktan uzaklaştırdınız ve her türlü olumsuzluğe kapattınız o zaman kalbiniz Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatlarına mazhar olacak. Öbür türlü beklemeyin. O zaman normalde neden düşünce ibadettir? Bu noktada düşünce hüsnü zan beslediğinden dolayı ve Cenab-ı Hakk'ı her yerde sıfatlarının tecelliyatlarına mazhar olmaya çalışmaktan dolayı düşünce ibadettir. Neden günahtır? O zaman o kimse düşüncesini kirletiyorsa suizana düşüyorsa o zaman o kimse günah işlemiş oluyor.
Üçüncü soru Ben kimim? Bana benden haber ver. Kendinden kendine git derler. Bunun manası ne? Bu az önce sohbetin başından beri bütün insanların sormuş olduğu soru. Ben kimim? Kendi kendimize soracağız. Ben kimim? cevap vereceğiz şimdi. Ben kimim dediğimizde ben Mustafa Özbağ. Ben insanım. Ben Ademdirim. Ben Ademim. Harika. Ben kimim? Ben halifeyim. Ben kimim? Ben aynayım. Ben kimim?
Bütün sıfatların en kamal noktasında tecelliyete mazhar olan aynayım. Ama uçtu değil mi? Sessizlik hakim oldu. Ben kimim? Onu en fazla en iyi en güzel en derin en geniş tanıyabilecek olan aynayım. Ben kimim? Evet benim adıma Adem derler. İnsan derler.
Ama o verilen isim. Ama ben onu en iyi tanıyacak en iyi bilecek olanı. Bu zaten ben kimim? sorusuna verilecek olan cevap o kimsenin kendince kendince kendi ilmine göredir. Bir kimseye sorsan ben kimim desen o kendi kendine der ki ben iyi bir Müslümanım. Ben iyi bir Müminim. Ben iyi bir babayım. Ben iyi bir kocayım. Ben iyi bir kadınım. Ben iyi bir anneyim. Ben iyi bir çocuğum. Ben şuyum. Ben buyum. Herkes kendince en önemli özelliğini sıralar. Ama ben kimim? Yok. Halifesiyim. O bana bakar saçını tarar.
Ben ona bakarım saçımı örerim. Derler kendinden kendine git diye. Kendinden kendine gitmek kendini görmektir. Kendini görmek onu görmeyi hep uzaklaştırır.
Senin üzerindeki özellikler sana mı ait ki? Senin üzerindeki tecelliyet sana aitse sen kendinden kendine git. Üzerimizde iyilik olarak her ne var ise ona ait. Biz yokuz. Yolcu nasıl kişidir? Yola giden kimdir? Kime ve kime tam ve kamil kişi diyelim. Her yola çıkan yolcudur. Her yola çıkan yolcudur. Hangi yol olursa olsun.
Aslında bütün herkes yolcudur. Kimileri yolculuğunun farkında değildir. Yolculuğunun farkında olmadığından dolayı yola çıkacağım çıkmayı düşünür. O der ki ben yola çıkacağım. Halbuki yolcudur o. Sen ilmi ilahiden kopup geldiğinden beri koparıldığından beri yolcusun. İlmi ilahi diyorum lev-i mahfuzu da söylemiyorum. Ruhlar alemini de söylemiyorum. İlmi ilahi dediğimde orada ismi var tecelliyatı belli değil. Onun ilmi onun ilminden koptuğundan itibaren oradan koparıldığından itibaren yolcusun.
İster farkına var ister farkına varma. İster kabul et ister kabul etme. İster inan ister inanma. Dinin imanın inancın ne olursa olsun mezhebin meşrebin rengin ırkın ne olursa olsun yolcusun. Ben onu böyle nitelendirirken bazen acıte ederekten söylerim ya derim ki sürgünüz. Nereden ta ötelerden ilmi ilahiden sürgünüz. Orada başlamış sürgünlüğümüz devam ediyor. Bu yolculuk mecburi istikamet gidecek istesen de istemesen de hani böyle bir yola giriyorsun ya mecburi istikamet gidecek bir yer çıkış yok.
Nerede çıkış elli kilometre sonra elli kilometre gidiyorsun çıkış yok. Bizim bu mecburi istikametimizde çıkış yok. Bu yolu gideceksin. İlmi ilahiden lef-i mahfuz lef-i mahfuz ruhlar alemine ruhlar aleminden emir alemine emir aleminden şehadet alemine şehadet alemine düştün de işte topraha nebavata hayvanata insaniyete dünyada insan ondan sonra ana rahmine ana rahminden tekrar dünyaya dünyadan dünya hayatı ardından kabir alemi ardından mahşer mahşerden sonra ama cennet ama cehennem bu mecburi istikamet gidiyorsun yolcusun
bütün herkes yolcu yolcu olmayan hiç kimse yok herkes bu mecburi istikamette yürüyor var olup var olmama bizim elimizde değil biz cüz zirademizle buna karar vermiyoruz bu bizim kendi ihtiyarımızda değil biz kendi kendimize bunun kararını verme noktasında değiliz ana rahmine düşerken nasıl değilsek ana rahminden önce de değiliz o zaman yolcu bu noktadan nasıl kişidir bütün herkes yolcudur bu yolcuları ikiye ayıralım bazı yolcular yolcu olduklarının farkındalar kimisi yolcu olduğunun farkında değil yolcu olduğunun farkında
olmayanları koyver yakasına gitsin tabiri caizse hayvandan farkı yok onların ağır bir şey ama öyle yola giden kim yola giden kim denilince burada bir es yapacağız duracağız yola giden kim biziz bütün herkes yolluyor yola giden de biziz bakın ben hiçbir şeyi hiçbir şeyi ben ve o bundan hiç ayırmayacağım ben ve o bunu hiç ayırmayacağım sufi hayatım boyunca ben bu iki bu iki denklemi ben ve o bunu hiç bir etmeyeceğim muhatap olunan
benim çünkü muhatap olunan benim beni yarattı beni muhatap kabul etti hiçbir zaman ben olmayacağım hiçbir zaman ben o olmak istemiyorum zaten benim böyle bir gayretim yok bir kısım sufi fraksiyonlar o olmaya çalışırlar ben o olmaya çalışmam benim benim böyle bir derdim yok ben sevdikçe sevmeye çalışırım ben tanıdıkça tanımaya
çalışırım bildikçe bilmeye çalışırım içtikçe içmeye çalışırım vururum kadehin dibine dibine ama o orada oturur ben burada otururum o orada oturur ben burada otururum kah yerleri değiştiririz yerleri değiştiririz yerleri değiştiririz kah sarhoşluğum vururur ben ne güzel bir Rabbmişim derim benim sarhoşluğumdur kah sarhoşluğum diner sen sensin ben de benim derim ama hiçbir zaman ben o
olmayacağım hani vardı ya sınır evet benim için sınırdır bu ben hiçbir zaman o olmayacağım o gelecek yapmış olduğum bütün sarayları yıkacak yeniden kendine bir saray inşa ettirip oturacak baş köşesine o saray onun sarayını belki de benim gönül dünyamı oturtturacak yerleştirecek dikecek bayraklarını diyecek ki burası benim sarayım burasına buraya el koydum onun el koyar oturur onun yerleşir onun bütün güzelliklerini oraya indirir onun ama hiçbir zaman ben o olmayacağım ama o
bakacak kendisinin bütün cilveyi Rabbanesini görecek bundan hoşnut olacak buna sevinecek ben bakacağım kendimde her yanıma o kokmuş her yanımda onun zerreleri cilveleşmekte onun duygusu duygudan duyguyu geçirmekte yeni o değil ben hiçbir zaman o olamayacağım buna hiç üzülmüyorum buna da çok seviniyorum diyorum ki ya ne büyük mutluluk ben hiçbir zaman o olmayacağım ben kendimce onu mutluluk olarak görüyorum e
öyle olunca yola giden kim benim yolcu da yola giden de benim yolcu da benim yola giden de benim muhatap olan da benim halife diye iltifata uğrayan da benim benim kime tam ve kamil kişi diyelim onun en fazla tanıyan en fazla kemal erendir onu en fazla bilen en fazla kemal erendir en kocaman sakallısı değil en heybetlisi değil en fazla cd'si satan değil en fazla yanmaz
kefen satan değil en fazla okunmuş takunya asıp da hırsızlığı önleyen değil en fazla hadisleri inkar eden değil en fazla sünnetlere karşı gelen değil en fazla peygamberlere küfredenler değil en fazla peygambere yalancı diyenler değil en fazla müslümanları müminleri kıran dökenler değil tam kamil kimsi ahlakını en güzel noktaya getiren ve onu en çok seven kimse onu en çok seven onu en fazla tanıyan bilen kimsedir kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevgili işi yapar nafilelerle yaklaştıkça yaklaşır ve onu
sever Allah da onu sever Allah onu sevince gören gözü duyan kulağı tutan eli yürüyen ayağı olur söyleyen dili gören gözü olur işte o en kamil kişidir vahdet sırrına kim vakıf olur muhakkak ki vahdet sırrına vakıf olan kimseler vardır her devirde her devrin vahdet sırrına vakıf olan zamanın kutbudur en yüksek derecede bunun yolu esufiliktir hep anlatırız arif olan neyi bilir anlar arif onu bilene denir onu bilmiyorsa o hiçbir şey
bilmiyordur zaten peki bilinenle bilen o tek ve temiz tanrıdan ibaretse bu bir avuç toprağın başındaki sevda nedir normalde öyle söylerler bilinen de bilen de o derler evet o bütün sıfatların sahibidir bilinenle bilen o dediğimizde doğuranla doğrulan da o deriz o zaman sıkıntılı olur o zaman yedirilen de yeyilen de o olmuş olur içirilen de içen de o olmuş olur muhatap kim olur ki o zaman evet bilinen odur onu gerçek
manada gerçek manada bilen de odur ama bizi de bilinmek için yaratmıştır o yüzden biz de istidadımız ve uğraşımız kadar biliriz bilenlerin içerisinde en yüksek noktada Hz. Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem e gücünün yetmediğinde onun içine oturuver onun bildiğini bilmeye çalış sende Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Muhammed'in hadislerini inkar edenler buna ulaşamazlar o yüzden kimdir o enel hak ben hakkım diyen ne dersin onurlara gargolmuş onurlanmış kişi saçma mı söyledi evet o sırrı ifşa etti
erken öten horozun kafasını keserlermiş erken öttü herkes o sözün peşinde bir laf söyledi herkes o lafın peşinde dolaştı herkes o lafı analiz etmeye kalktı herkes onu analiz ederken hiç kimse Hz. Mevlana'yı dinlemedi Hz. Mevlana dedi ki bizim sözlerimizi duysaydı ilk taşı o bize atardı dedi herkes enel hak demeyi marifet zannetti aslında o hal bir kabız halinden başka bir şey değildi onun kaderi öyleymiş onun kısmeti öyleymiş
onun yolu o kadarmış küçümsemek değil derdim ama nefis meratiplerinde beşinci makam henüz daha ama cümle alem onun sözünün peşine takıldı herkes gelinebilecek olan son nokta olarak orayı gördü Allah aslında cilveyi Rabbaniyesini gösterdi Arif-i Billah'lığı gizledi sakladı olsa Sivrisar'dı orası Ankara değildi insanlar Ankara'yı tanımadıklarından Sivrisar'a geldiklerinde Ankara'ya geldiklerini zannettiler hala daha öyle zannediyorlar hala daha öyle zannediyorlar
ve diyorlar ki evet kabız halinden başka bir şey değil onurlanmış kişi saçma mı söyledi hayır neden saçma söylesin ki yaşamış olduğu hal ona onu söyletti bunda bir sıkıntı yok yaratılmış olan hakikat yolcusuna neden vasıl olmuş derler aslında yola vasıl olana vasıl olmuş derler çünkü yol ona götürür bir kimsenin bir yola niyet etmesi ona vasıl olması der yol ona götürecek hani bir kimse iyi ilerden
olmaya karar verirse iyilerden sayılır ya niyet eder bundan sonra ben iyilerden olacağım diye iyilerden sayılır o niyet eder ben kötülük yapacağım dediğinde kötülerden sayılır bir kimse de kendince ayıkmış kendine gelmiş ben onun yolundan gideceğim diyorsa vasıl olmuş sayılır niyet yoksa mümkün mümkünlükten çıktı mı ki bu nasıl olur buna imkan var mı mümkün bir şeyin mümkün olup mümkün olmaması akılla alakalıdır mümkünün mümkünlükten çıkıp çıkmaması da akılla alakalıdır bizim bu akılla işimiz yok ki bu akılla işi olanlar
bir şeyin mümkün ve mümkünatını ararlar biz o akla sahip olmadığımızdan oradan konuşmayı kendimizce boş buluruz mümkünün vacibi ulaşması ne demek yakınlık uzaklık bu yakınlıkta bu kavuşmada ileri gidiş geri kalış nedir bu aklın işidir işte duygunun işi değildir bu kalbin işidir bu yakınlık uzaklık kalple alakalıysa farklıdır akılla alakalısı farklıdır akıl yakınlık uzaklık mesafeyle ölçer kalp ise yakınlık ve uzaklığı mesafeyle ölçmez o yüzden akıl mümkün olup olmamasını normal fizik ve matematik kurallarına göre ölçer
oysa mümkün ve mümkün olmaması matematik kurallarıyla alakalı değildir ya kalbi kurallar vardır matematik kurallarına göre bir deve iğne delinden geçer mi geçmez dersin ama kalbi kurallara göre isterse deveyi iğne delinden geçirir mi dedin de eyvallah geçirir dersin bu kalbi akıldır bu normal akıl değildir o yüzden bir şeyin mümkünü ve mümkün olmaması normal akılla alakalıdır kalbi akıl için mümkün ve mümkün değil olur veya olmaz diye bir şey yoktur çünkü o ol dediğinde olur normal akla göre zahir avam öyle düşünür ya
her şey yazıldı bitti bir tamam defter kapandı der kurudu kalem der hadis vardır bu avamadır o hadis hası olan hadis hasül hası olan hadis o değildir ben miraçta kalemin zırtısını duydum hala da yazıp çizmeye devam ediyordu hala da yazıp çizmeye devam ediyorsa bu kalbi akıldır biz deriz ki evet sen kalemin kurumuş olabilir o kaleme mürekkep koyacak olan sen değil misin adı kalemse yazma hassasiyeti devam eder onun yazdığını siler sildiğini yazar yazdığını silecek sildiğini yazacak olanı değil mi aa bu mutlak kader
iyi onu da değiştiriversin ne olacak ki ateşin yakması fıtridir ateşin yakmaması mümkünatın dışındadır yakmaz mı yakmaz bütün zahiri akıl sahipleri der ki ateş yakar biz deriz ki o isterse yakalım İbrahim'i yakmadı deriz atarız kenara onlar akıllarının putperestler gibi akıllarını ilah edinirler biz aklımızı ilah edinmeyiz aklın üstünde de var deriz din akıl üstüdür çünkü akıl üstüdür iman akıl üstüdür iman akıl işi değildir herkes imanı akıl işi
görür boştur aslında onlar akıl işi görürken kendi akıllarını ilahlaştırdıklarını görmezler o yüzden bizim için mümkün mümkün değil boş muhabbettir bizim için yakınlık uzaklık bunlar farazi şeylerdir ben kendi nefsimce söyleyeyim öyle bir Allah dersin ki yakınlar uzak olur uzaklar yakın olur sen öylesine bir yarab bir dersin bir bakarsın ki her tarafın onun renginin bulunmuş sen zikrullah da öylesine bir Allah dersin bir bakmışsın ki buram buram her tarafın o kokar hangi yakınlıktan hangi uzaklıktan bahsedeceğiz o size
şah damarınızdan yakınım derken hangi uzaklıktan bahsedelim o size sizden daha yakın dururken hangi uzaklıktan bahsedelim o zaman uzaklık da bizim bu farazi aklımıza göredir uzaklık diye bir şey yok gerçekten hangi denizdir nasıl denizdir o deniz ki kıyısı sözdür dibinden nasıl bir inci çıkar söz uçar gider söz denizin içinden kıyıya vuran lakırtıda harften ibarettir denizden çıkan söz hangi noktada olursa olsun hakikate en yakın dahi olsa tam hakikati anlatmaz söz hakikat değildir gerçekten asıl hakikat
özdür sen özle bak sözle değil hiç balık yemeyeni balığı anlattıkça anlatsan hiç balık yememiş balığı ne kadar anlatırsan anlat balığı anlatmakla balık yemiş gibi tat alır mı almaz söz budur asıl balık yemek lazım ya da balık olmak lazım külden daha fazla olan cüzü hangi cüzüdür o cüzü arayıp bulmanın yolu nedir ne cüzlerle uğraşalım ki biz cüzlerle uğraşan kimse yayan kalır yolda kalır Allah cüzlerle uğraşmadı Adem dedi geçti bütün insanlığı tek bir yerde topladı Allah cüzlerle uğraşmadı ki melek dedi bütün melekleri
bir isminin üzerinde toplayıverdi cinni dedi yetmiş iki buçuk cinniyi bir tek kelimede toplayıverdi toplayıverdi o zaman cüzlerle uğraşma işin zorlaşır senin sen pösteki saymak gibidir bu yol uzatırsın oysa zaman kısa insanoğlu acelecidir demiş e ben de aceleciyim hani Hz. 1 demiş ya yarın demek her kişinin işi değil ben açım beni şimdi doyurum cüzlerle uğraştırma beni parçalı bulutlu şeyleri sevmem ya benimdir ya toprağındır yok parmağını tutmakla doymam
doymam tamamiyetle benim olması lazım doyumsuzum bir şey benim olmalı cüzlerle işim yok o yüzden cüzü aramam hiç aramadım ben size sıfatlarını anlatıyorum sizi tanımak için normal yoldan gitmeleri için ben sıfat anlatmasını bilmezdim hiç ben herkesin bildiği yoldan gitmek için öyle size tenzihti teşbihti anlatıyorum benim içim öyle demez ben insanların normal akıllarını oynatmamak için öyle söylüyorum işte o hiçbir şeye benzemez tenzih edin o böyledir teşbih edin bu uzun yol
ben öyle uzun yol uğraşamam ben yok benim içim düz kontakçıdır ya sevmişimdir ya sevmemişimdir bir şey sevmek için uğraşmam vay ya saçları güzelmiş o yüzden hoşuma ya ya her şeyle güzeldir benimdir ya da değildir ya sakalı güzelmiştir yok değil cüzlerle uğraşmam ya işte şu huyları güzel de bu huy aha yok ya tamdır her şeyle benimdir o ya da değildir sevmemişimdir ne işin var cüzlerle alem tanrıdan ayrıysa alemin tanrıdan ayrı bir varlığı varsa her şeyin hakikate var olduğu meydandadır neden ben
bir şeyi ondan ayrı bundan gayrı düşüneyim ki aa bu varlık Allah'tan ayrı neden ayrı olsun ki kolun senden ayrı mı düşüncen senden ayrı mı aklın senden ayrı mı kalbin senden ayrı mı sevgin şefetin senden ayrı mı muhabbetin senden ayrı mı bunlar hepsi seni anlatan sıfatların senden zuhur ediyor bunlar senden zuhur eden şey nasıl senden ayrı olsun ben öyle düşünmem ben ondan ayrı bir varlık olduğunu da düşünmem o her şeyle kuşatmıştır onu sen diyebilir misin
düşünce benden ayrı çalışıyor ayrı bir mekanizma yolda giderken kolunuz patlak birisine vuruyor mu sizden habersiz kol sen misin değilsin senden ayrı mı değil senden bağımsız mı değil ama bu sen misin o da değil basit alemi tanrı görenler yanlış görüyorlar alemi Allah'tan bağımsız görenler de yanlış görüyorlar ikisi de yanlış şaşı bakmak bu alemin esasen bir varlığı yoksa her söylenen her duyulan şey hayalden ibaret olur ben alemin esasen bir varlığı
yok demem kün ol dedi esasen varlığı yok dersek ol dedi inkar etmiş hayalden ibaret hayalden ibaret hayali yok görebilir misin hayalde metamofizik bir noktada var benim hayallerim var nasıl yok görürüm her gün yazıp bozuyorum o hayallerimi seviyorum evet her gün onları tekrar tekrar okşuyorum tekrar tekrar farklı yöne götürüyorum bir ressam inceliğinde neler oturtturuyorum ne çiçekler çiziyorum ne böcekler çiziyorum sadece
kendi üzerime de değil siz fark edin fark etmeyin hepinizin üzerinde de ne hayaller kuruyorum ne çılgınca şeyler ne fitursuzca şeyler seviyorum bunları bazen hatta karıştırır gibi oluyorum hayalimdekilerle zahirdekileri hayalimdekileri seviyorum o yüzden geliyorlar bazen diyorlar filanca şunu yapmış kendi kendime diyorum ki ya hayalimde muhteşem canım sıkılıyor öyle söyleyene hayalperestim evet melankolikim evet hayallerimi seviyorum
evet muhteşem bir dans var orada çok farklısınız orada hayali kurmak bana ait yaşatmakta ona ait yaşatsın bana ne kendi kendime de inanıyorum ama nasıl inanıyorum daha tanımadığınız kardeşleriniz var bazen çok kaptırıyorum kendimi o zaman hiç zahir bir şey yaşamak istemiyorum
yemek içmek dolaşmak gezmek hiçbir şey doktor nasıl tam psikolojik sendromum değil mi efendim tıp bu sınıra giremez diyorsun bazen tenakuz yaşayabilirsiniz böyle şeyler kurgularken ama yoksa bu dünyada yaşanmaz ya gerçekten yaşanmaz hani intihar edebilir insan o zaman hayal güzel bir şey bende bir hastalık daha
var ben o hayali kurduktan sonra o hayalin peşine koşuyorum hastalık benimkisi hastalık olduğunda biliyorum ama gece yattığımda bile onu düşünüyorum onun üzerinde boğunla yazıyorum çiziyorum bozuyorum yatıyorum kalkıyorum ağlıyorum sızlıyorum zırlıyorum biraz yapıyorum ne yapayım benim nazımı çeksin o da nazım onu evveli olmayanla sonradan meydana gelen nasıl oldu da birbirinden ayrıldı bu alem oldu oldu öbürü tanrı evveli olmadığını söyleyen kim
ben hayal kurdum ya şimdi henüz daha o varlık alemine sudur etmedi evveli yok mu yani şimdi özgürün kızına isim koyduk ilmi ilahi de yok muydu kaleme yaz dedi kalemde sordu neyi dedi olacak olan bütün her şeyi
yaz dedi kalemde sonradan olma kalem nereden yazdık onu biz şimdi kalemin yazmaya başladığından itibarını mi başlangıç olarak göreceğiz yoksa kalemin aldığı hazineyi mi başlangıç olarak göreceğiz kalem burada benim sözümle hareket etmez o da kaleme yaz desem ki kalem ne diyecek dönecek bana ne yazayım diyecek öyle değil mi ee ilim kalemin
ne onun mu kalem yazmaya başlayınca zuhura çıktı yoksa o vardı evet onun evveli yok eyvallah sonradan meydana gelen zuhur bu nasıl oldu da birbirinden ayrıldı neden ayrılsın ki göz vücuttan ayrıldı mı ki kimin kulağı kendisinden bağımsız çalışıyor doktor kulağı kessek oraya koysak duyar mı o kulak aha burada duyuyor enteresan o zaman sonradan
meydana gelen ayrılmış olmuyor demek ki ondan bu alem oldu öbürü tanrı öyle oldu birisi göz oldu birisi kulak oldu mana eri sözünde göze dudağa işaret etmekle ne murat eder anlatırken söz için söze lazım olan argümanlar lazım asıl söz odur ki dilsiz dudaksız söylenir asıl söz odur ki kulaksız duyulur şarabın mumun güzelin manası ne meyhaneye düşmek sarhoş olmak ne demek şarap da onun mum da onun güzellik de onun
meyhane de onun demiş ki aşıklar içtikçe içsin güzelliğime baksın kendinden geçsin ne güzel bir şey put zünnar ve gavurluk bu makamda hep haksa ala değilse bunlardan maksat ne söyle e normalde zahiren put da lazım gavurluk da lazım zünnar da lazım e hak ve hakikat aşiğına bakarsan o lazım e herkes aynı olmayacak ki herkes aynı olmuş olsaydı işin tadı kaçardı ne dersin bu söylenen şeylerin hepsi saçmadı bunlarda gizli bir hakikat hiç mi yok hakikati görecek göz lazım sen de hakikati görecek o göz var ise sen puta da
baksan ona onu görürsün zünnara da baksan onu görürsün sen de hakikati görecek göz varsa taşa da baksan onu görürsün toprağa da bakacak ona görürsün e e o hakikat gözüne nasıl nail olunur aşık olmakla aşık değilsen putu put görür zünnara zünnara görür cami cami görür medrese medrese görürsün ayıksın çünkü ayık değilsen seven her yerde sevdiğini görür seven her yerde sevdiğini görür o eşeğin gözüne de baksa sevdiğini görür ceylanın gözüne de baksa sevdiğini görür onun için eşek gözüyle ceylan gözünün arasında bir fark
mı var ne dedi aşıklar aşığı herkes başını gözünü sakladı yüzünü döndürdü ağzını burnunu tıkadı o dedi ki ne güzel dişleri varmış herkes ağzını burnunu tıkadı toz toprak giriyor diye dedi ki Medine'nin tozu toprağı da şifaymış hakikate erişenin mecaz ve işim olur onların sözleri sırrın ta iç yüzüdür başka bir şey sanma biz mecazı da severiz mecaz varsa hakikate doğru seni yolcu eder mecazsız hakikate nasıl yolcu olunur ki Leyla Leyla derken buldu Mevla'yı Mevla'nın aşkına yanlı gidiyor herkese bir Leyla gerekir bu müşkülümü
kim hallederse ona canımı da bağışlarım gönlümü de hiç can da gönül de istemiyor sen canını gönlünü ona bağışlar ona koş Hüseyin'in sözleri hasbihaldir ve bu soru onu sınamak için sorulmuştur hiç kendi kendini sınama hiç avam kendi kendini sınar avam karşısındakini sığınar avam kendi kendini hesaba çeker avam bir şeyleri hesaba çeker sen hak eri ol da ne kendini hesaba çek ne bir başkasına sen her daim onu sevmenin yolunu ara
insanlar kendi kendilerine hesaba çektiklerinde rahatsız olurlar hasta olurlar koyver yakasını subhanallah ve bi hamdihi subhanallah il azim ve bi hamdihi estağfurullah il azim deyince deniz köpüklere kadar günahın da olsa affolcanı vaat etmiş sen o vaade bak otur subhanallah ve bi hamdihi subhanallah il azim ve bi hamdihi estağfurullah il azim de hesabını bitir uğraşma kendini hesaba çekmekle bu kadar vaktin yok bu kadar zamanın yok o yüzden dur karşısına
ya dinle ya seni dinlesin bu kadar zamanınız var bırakın insanlar kendilerini hesaba çekmekle meşgul olsunlar hiç düşünmedim benim şöyle günahım var böyle günahım var şöyle hesaba çekeyim böyle hesaba çekeyim sevin sevin yaslayın başınızı
onun göğsüne ben geldim deyin başını çalın demiyorum başınızı göğsüne yaslayın onun dizinize koyun deyin ki ben geldim içtiysem de seni sevdiğimden içtim gittiysem de sevdiğimden gittim battıysam da sevdiğimden battım herkes her sardığı kakülü o diye sararken ben hep sen diye sardım herkes seni bir şeye
benzetip severken ben seni hiçbir şeye benzetmedim hep sen diye sevdim ben kendi kendimi aldatmadım kendi kendimi kandırmadım gördüm sendin duydum sendin sevdiğim sendin gittiğim sendin koştuğum sendin düştüğüm yerde gördüğüm sendin battığım yerde bataklığın içinde kokladığım çiçek sendin sağıma döndüm seni gördüm soluma döndüm seni gördüm arkama döndüm seni gördüm önüme baktım seni gördüm altıma baktım seni gördüm üstüme baktım seni gördüm her ne tarafa yöneldiysem seni gördüm senden başka bir şey görmedim ki tövbe diyeyim
ama sen tövbe etmeyi severmişsin ya ben de o yüzden tövbe ettim ben senden başka bir şey görmek istemedim hiç sen tövbe tövbe etmeyi sevdiğin için tövbe ediyorum varsın günahım da benim olsun kusurum da benim olsun o da tutmayacaksa elimizden o da tutmayacaksa gözümüzden huooo Muharrem ayındayız Kerbela olayı ile ilgili nasıl bir bakış açınız var Muaviye ve
Yezid hangi o da sizce olayın hikmetinin ilahisi nedir hı çancağızın Muaviye de onun Yezid'de onun, Hüseyin'de onun Hepsi onun Sohbet ederken semazen odasında zikir yapılır Ve bu koridordan duyuluyor Bu doğru mu? Yanlış mı? Bir de sohbet edilirken Ellerinde tespih çeken kardeşler var Bu da uygun mu? Çeksinler Babam vefat ettikten sonra yaklaşık iki sene Teyzemde kaldım Bana zulüm etti İyi bir geçmişimiz yok Kendisiyle bayramdan bayrama görüşüyoruz Benim masraflarımın üstlerim Ramazan ümrüne götürmek istiyor Ne yapayım? Ne güzel teyzem varmış ya Boşverin, affedin, geçin Bu dünya gelip geçecek sonuçta Onu sevmenin yoluna bakın Onu sevenleri sevin Varlıkta, yoklukta Dinde, diyanette Peygamberde, kitapta, şeriatta Onu sevmenin üzerine kurulun
Onu sevmedikten sonra Dindar olsan ne olacak, olmasan ne olacak Onu sevmedikten sonra Peygamberi kabul etsen ne olacak Kabul etmesen ne olacak İşin iksiri onu sevmek İçinizde ona karşı bir sevgi oluşmuyorsa Olmuyorsa Sizin için söylemiyorum bunu Buradaki kardeşler için söylemiyorum Yaşamışsın, yaşamamışsın Ne anlamı var?
İnsanın İçinden ona karşı bir şey Köpürmüyorsa Ha dünya hayreti Ne olacak ki yani? Çok Hayatın anlamı onu sevmekle alakalı Bu ayrı bir duygu Bu böyle tuhaf gelebilir size Böyle bir iman etmek gibi değil bu Kasırgayı anlatmak Onu söze dökmek çok zor Hani ben bazen derim ya Bizim şeyhlikle, mürsitlikle
Onunla bununla işimiz yok İşimiz onu sevmek, onu sevdirmek Bu harare gürere Bu böyle koşuşturmaca Bu depdebe Onu sevip sevmemekle Onunla alakalı Bence dinin Manası bu Aslında belki de bütün insanlar Gerçek manada O sevgiyi arıyorlar O böyle O sevgiyi tadamayan insanların Savruhluk yaşamasını Ben
O sevgiyle tanışmamasına Bağlıyorum Neyi severseniz Sevin Eğer o sevgiyle Tanışmadıysanız Hiçbir yerde Sükun bulmayacaksınız Bir erkek düşünün Çok böyle aviyane olacak Ama o kızdan o kıza Geçecek O kızdan o kıza Geçecek O kızdan o kıza Geçecek Asla şükun bulmayacak Bir bayan düşünün Yani O erkekten o erke O erkekten o erkeğe Geçecek Evlense dahi İçindeki boşluk Dolmayacak Kadın erkek İçindeki boşluk
Onun dolmayacak Bir türlü Araba sevecek O arabayı alacak Ona binecek Olmayacak Ona binecek Olmayacak Ona binecek Olmayacak O içindeki o Savrukluğu Gideremeyecek o Denizleri dolaşacak Dağları dolaşacak Ovaları dolaşacak Şehirler dolaşacak Ülkeler dolaşacak Dünyayı dolaşsa O içindeki savrukluğu Yok edemeyecek o Gitmeyecek Bitmeyecek o Çiçekte arayacak Böcekte arayacak Kadında arayacak Çocukta arayacak Eşte arayacak Arabada katta Yatta Dünyada Lüks evde Onda bunda Nereye gider Ulaşacak belki de Onlara o Ama onun içindeki
Savrukluk bitmeyecek Bitmeyecek Bu zaman zarfında O kimse yaralanacak Börelenecek Bu zaman zarfında Düşecek Kalkacak Bataklıklara girecek Yırtılacak Yıkılacak Bozulacak Çözülecek Her şey yaşayacak Sonunda Onun sevgisini Tatmazsa Yaralanması Börelenmesi Bir çuval günahla Bu dünyadan Çekip gidecek Eğer ondan Onunla alakalı Gönlüne bir damla Düşerse O güne kadar Yaşadığı
Tattığı Her şeyin Kendince En üstünde Olduğunu Görecek o zaman O zaman Diyecek ki Ben sarhoşluk Yaşamamışım O zaman Diyecek ki Ben hiç Yaşamamışım O yüzden Sorular Cevaplar Muhabbetler Sohbetler Az önceki Söz gibi Okyanustan Kıyıya Vuran söz Okyanusta Yaşamakla Selamun Aleyküm

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi