Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 4 Mayıs 2019 · 1:04:11
Selamun aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak Ramazan'ınızı mübarek eylesin. Allah şimdiden oruçlarınızı makbul ve kabul eylesin. Allah Ramazan'ın sonunda Cenab-ı Hakk'ın rızasına kavuşup onun cemaline ulaşanlardan eylesin inşallah. Kaçıncı beyti? Elal-ı Nazâhu, Allah razı olsun. Bir gerçek kâmil mürşid, bir ihlaslı müridin onu yakan gizli bir derdini bilebilir mi?
O mürşidine bu derdini söyleyemiyor, çekiniyor ve utanıyorsa, Allah bunu ona bu dervişin derdini ona söyleyebilir mi? Veya Hz. Resulullah bunu o kâmil mürşide söyleyebilir mi? Her derdin dermanı var mıdır? Yoksa dermanı olmayan dertte var mıdır? Sondan başlayalım. Allah bir derdi yaratmazdan önce dermanını yaratır. Cenab-ı Hak'ın rahmeti her şeyi sarmıştır çünkü.
O yüzden hadis-i kudüsüde Cenab-ı Hak der ki, Allah derdi yaratmazdan önce dermanı yaratır. O yüzden her derdin dermanı var mıdır? Evet. İnsanlar bunu bulmakta, insanlar bunu keşfetmekte güçlük çekmişlerdir, öğrenememişlerdir. Mesele budur. Normalde şimdi bir ihlaslı mürid dediğimizde, bir dervişin kendisini ihlaslı bir mürid olarak görmesi zaten sıkıntı burada başlar.
Öyle kendisini ihlaslı bir mürid gören varsa elini öpelim, biz onu mürşid olarak kabul edelim. Çünkü gerçek bir mürid, tersinden mürşittir. Bu kimse gerçekten kendisini gerçek ihlaslı bir mürid görürse, o mürşittir. Birinci mesele bu. İkincisi, bir mürşidi kamil, ancak Allah ona bir şey gösterirse, Allah ona bir kendi perdesinde ona bir şey ayağın ederse bilebilir, görebilir. Müritler şöyle düşünürler, Allah'ın izniyle benim üstadım bunu normalde Allah'ın izniyle biliyordur veya görüyordur diye. Ama Hazreti Mevlana Celaleti Ruma Hazretleri şöyle der, sen biliyorsun her şeyi, mesnevide geçer bu.
Ama sen sana söylenilmekten, sana dertleşmekten, sana anlatmaktan hoşlanırsın. O yüzden anlatmam sebebi bu der. Hani şikayet değil bu. Sen sana anlatılmasını istersin. Buradan hareket ederekten bir mürid, varsa bir problemin bir meselesi, gider mürşidiyle konuşur. Hiçbir sahabe, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu biliyordur. O yüzden bunu söylememize gerek yok diye davranmalı. Bu işin ayrı perdesidir. Görünür, görünmez, gösterilir, gösterilmez, duyar, duymaz. Bunlar normalde mürşidin kendi husisi dairesidir. Görür, görmemez diye gelir. Yani neden? Gördüm dese biter. Gösterildi dese bir dert. Onu konuşsa bir dert.
Konuşmasa bir dert. O normalde Uludağ'ın zirvesindeki hava şartları Bursa'nın içi gibi değildir. O yüzden insanlar böyle kendilerince mürşidlerini öyle görürler. Ama o işte her şeyi biliyor, her şeyi görüyor diye. Allah gösterirse görecek, Allah bildirirse bildirecek, Allah ilham ederse olacak. Olmazsa ne olacak ki? Hiçbir şey olmaz. İnsanların kendi cüz-i iradelerinin elinde değildir böyle şeyler. Bir kimse ben bu gece rüyamda şunu göreyim diye yattığında şappadak onu rüyasında görmez. Gördüğü zaman da olur. Görenler de vardır. Ama bu dervişlerin bu noktada şunu unutmayın. Allah gambaz değildir. Allah ayıp örtücüdür.
Mürid, mürşidi gambazlığa itekler. Ayıp açıcılığa itekler. Bu doğru değildir. Bunu her zaman söyledim otuz yıldan beri. Bir kardeşinizin eksikliğini gördüyseniz, size böyle bir şey gösterildiyse, siz dua edesiniz diye gösterilmiştir. Onun eksikliğini, onun yüzüne çarpmak, onun eksikliğini yaymak için değildir. Zaman zaman ikaz edilmesi gereken şeyler vardır. Onlar ikaz edilir. Örtülü, örtüsüz, direk, endirek. Herkes nasibini alır onlardan. O yüzden bir dervişin bir derdi var ise, gidecek şeyhi kim ise, oturacak, ona anlatacak. Ne sıkıntısı var ise, aşamıyor. Gidecek, oturacak, konuşacak onunla.
Dervişler şöyle düşünür, ya zamanı yok şimdi, yorgundur zaten, işi çoktur zaten. Bunların hepsi de nefsin oyunudur. Veyahut da işte mesela, karı koca arasında bir şey olur, onu bir başkasıyla halletmeye çalışırlar. Halledemezsin. Gerçekten o dervişse halledemezsin sen. Neden? Ya o dervişse şeyhi desekene ona otur, oturur o. Sen otur deyince oturmaz ki. Beni şeyhimin haricinde kim bir yere oturtturabilir? Hiç kimse. Hiç kimse de oturtturamadı zaten. Ben dervişliği öyle görürüm.
Ben bakarım, aa o filanca filancaya danışıyor, filancalan danışıyor, onunla götürüyor. Onun şeyhi olmuş derim. Direk. Sufilik ince bir disiplindir. İnce bir disiplin. Bir atalyede üç tane usta olur mu?
Bir iş yerinde beş tane patron olur mu? Varlık aleminde Allah bir tane, iki olur mu? Son peygamber Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Sonradan peygamber olur mu? Evin reisi kim? Erkek. Allah tayin etmiş. Evin ikinci reisi olur mu? Olmaz. Bir dergan, bir şeyh olur, ikincisi olmaz. Bir bölgenin bir zakiri olur, ikincisi olmaz. Bir mahallenin bir çavuşu olur, ikincisi olmaz. Olmaz. Bir arı kovanın bir beyi olur, ikincisi olmaz.
Bir sürü var orada, bir tane, bir sürü erkek aslan vardır. Bir tanesi sürünün lideridir. Aga odur. Birisi agalıya soyunursa, buhar atıverir onu. Ondan sonra başlar, beni ısırdı. Agalıya soyunma. Haddini bil, hududunu bil, zamanını bekle. Aga olursan, herkes itaat eder sana. O yüzden normalde, hani bir iyi bir müritse, evet bak çok iyi bir müritse, onun rüyasında bile gösterirler onu.
Derdini de, dermanında. İyi mürid olmaya çalışan bir kimse, kendisi iyi mürid olmaya çalışacak. Sen iyi bir mürid ol, derdini de, dermanında, rüyanda gör. E sen iyi bir mürid değilsin, sen karşıdakine iyi bir mürşid benim derdimi bilir mi diyorsun. İyi bir müritsen, Allah senin derdini o mürşide gösterir. Sen iyi bir müritsen, edeb edersin, hayal edersin, yalvarı yakarsın.
O mürşitte gece uyuyorsa bile derler, kalk, derdi var birisinin. Eee, bu iyi bir mürid, bunun derdinden ilgilen. Kendini öyle bir noktada görüyorsan, hodrimeyden tecelliyat bu. Allah bizi o iyi müritlerden eylesin. Bir söz daha, iyi bir müridin derdi yoktur. Son bir iki haftadır sema ezan saatine denk geliyor.
Semanın ezanla çakışmaması hususunu arz ederim demiş. İnşallah. Ama sema da sonuçta bir zikirdir. Bizdeki sema zikirsiz değil. O yüzden mesela biz burada şu anda sohbet ediyoruz. Bu da zikir. Ezan burada sohbet edilirken, Kur'an hadisten bahsedilirken, ezan dinlenilmesine gerek yoktur. Ezanı kim dinler? Ezanı bir iş yapmıyor, boşta duran bir kimse. Hatta ezanı dinler, aynı zamanda da ezanı mırıldanır, sünnettir. Veya ezan okunurken mesela, yolda giderken oturup dinlemek de sünnettir. Eyvallah. Ama sohbet ediliyor. İşte Kur'an-ı Kerim tilavet ediliyor, hadis-i şerif okunuyor. Veyahut da Allah zikrediliyor. Ezanda susulmaz.
Ona gerek yoktur. O siz siyasilerden öğreniyorsunuz. Siyasiler biraz da böyle şey yapıyorlar, şov yapıyorlar. Ezan okununca diyorlar ki, ezanı Muhammed'i okundu. Şey yapalım, ne o? Konuşmayı keselim. Sanki her yerde kesiyorlarmış gibi. Allah alem kesiyorlardı. Ne diyeyim? Allah iyi etsin inşallah. Geçtiğimiz hafta Suud Kralı Selman'ın Amerika'ya gönderdiği haraçtan sonra, Hizbullah lideri Nasrallah Selman'a acıdığını söyleyerek, İsrail'in birliklerinin Güney Lübnan'a en ufak bir operasyonu anında canlı yayında yok edileceğini söyledi.
Soru, olası bir Türkiye-Amerika gerginliğinde Türkiye Hizbullah ile birlikte hareket edebilir mi? Dünya Müslümanlarının sergileyeceği tavrı gösteren Hizbullah bu konuda ne kadar İslam'dan yana? Biz bu tip örgütlerin, bu tip toplulukların ne kadar samimi, ne kadar olmadığını, ne kadar Türkiye'nin yanında, İslam'ın yanında olup olmadıklarını test etme şansımız yok. Neden test etme şansımız yok? Bu noktada o örgütü kuran biziz, biz değiliz, kurduran biz değiliz. İçindeki elemanları bilmiyoruz. Bizim o konuda, yani şu örgüt bu konuda samimidir, bu örgüt bu konuda samimi değildir. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Bunun deme noktasında değilim. O yüzden Hizbullah, Lübnan Hizbullah'a ayrıdır, İran Hizbullah'a ayrıdır, Yemen Hizbullah'a ayrıdır, Ürdün Hizbullah'a ayrıdır, Mısır Hizbullah'a ayrıdır.
Yani bunu mesela Türkiye'de de bir ara Hizbullah vardı değil mi? 28 Şubat'ın olmasına sebeplerden birisiydi. Mesela Türkiye Hizbullah'a ayrıdır. Nerede şimdi bunlar ayrı bir dert? Yani o zamanlar o Türkiye Hizbullah liderini yakalamışlardı. Teslim olmasını beklemeden vurdular. Yani normalde bir tane hani insan o örgütü iyice çözmek için birisini alıp böyle onu hani konuşturup örgütü çözmek istemez mi?
Örneğin bunlar benim basından takip ettiğim şeyler. Ama arkaya bir tane kalmadan ne yaptılar? Hepsini de öldürdüler. Ha belki de böyle bir şeye gerek duydular, duymadılar. Bir operasyon yaptılar. Bunların hepsi de değişik uluslararası, arkalarında uluslararası güçlerin olduğu piyon bunlar. Yani siz bir ülkenin içerisinde silahlı bir örgüt kuruyorsunuz. Düşünsenize. Ben bir yerde silahlı bir devlet gücü var mı? Silahlı bir devlet gücünün olduğu yerde silahlı bir kısım örgütler varsa orada ben onların hepsine de şüpheyle bakarım arkadaşlar. Mesela bakın hepsine de şüpheyle bakarım. Ona kim silah verdi, kim mühimmat verdi, kim destekliyor, felsefe olarak kim destekliyor, siyasi olarak kim destekliyor, lojistik olarak kim destekliyor, ekonomik olarak kim destekliyor, parayı nereden alıyor bu, nereden buluyor?
Ben bunları ardı ardına, ardı ardına sıralarım. Derim ki bunun arkasında uluslararası bir güç olmadan bunu yapabilir mi? Yapamaz. Biz bir tane çakar patlamaz bulunduramıyoruz üzerimizde. Millet ne bileyim roketlerle geziyor. Ulan bu roket nasıl girdi memlekette? Nasıl bunun eline geçti? Veya canlı bomba nasıl girdi, nasıl ele geçti? Ankara'nın göbende adam nasıl patlattı bunu? Bunun arkasında gizli servisler olmasa bunu yapabilirler mi? Yok. Ben 12 Eylül'de 28 Şubat'ı da yaşamış bir insanım. Canlı. Bir kimsenin elinde silah varsa arkasında gizli örgüt vardır onun. Bir kimse böyle devasa paraların içerisinde dolaşıyorsa onun arkasında gizli örgüt vardır.
Bir topluluk devasa paraları organize ediyorsa arkasında onun gizli bir örgüt vardır. Bir uluslararası güç vardır onda. Mümkün değil. Bakın mümkün değil. Havada milyon dolarlar dolaşıyorsa mümkün değil. Adam televizyon kuruyor. Bir televizyon kurmak kolay bir şey mi şimdi ya? Herhangi bir cemaat, bir topluluk, televizyon kuruyor. Yani o rütük parası var, kanal parası var, bilmem ne parası var, onların maaşları var. Nereden bunu sağlayacak o kimse? Mümkün değil. Arkasında uluslararası güç vardır. O yüzden ölürüm giderim size vasiyetim. Asla devlet size silah vermediği müddetçe elinize silah almayın.
Asla. Bunu tekrar söylüyorum. Deseler ki bize söyledi Mustafa Özbağ, inanmayın. Ben bir şey söyleyeceksem bak açık, apaçık bir şekilde söylüyorum herkese. Ben hayatı, hayatın kendi içerisindeki mesajları açık olan bir insanım. Ben 86'dan beri benim mesajım açıktır. Benim gizli kapaklı bir mesajım yoktur. Benim kendi hayatım özeldir. Kimseye dokundurtturmam, kimseye elini sokturmam, kimseye karıştırttırmam. Benim özel hayatımdır o. Oraya ayırt ederim ben. Ama geri kalan, benim hayatım dergahtır. Bu topluluktur.
Vereceğim mesajı açıkça söylerim. Hamdolsun bugüne kadar bir şeyden korktuğumuz olmadı. Bundan sonrasında Allah korkuyu bizim gönlümüze yerleştirmesin. Korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırım demiş Adi Şer'te. O yüzden korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırız. Biz korkumuz şudur, kardeşlerimizin burnu kanamasın. Bizim mahremimize kimse elini gözünü dikmesin. Korkumuz budur. Benim kardeşlerim de, arkadaşlarım da, benim burnun içinde bulunduğum topluluk da mahremdir benim için. Oraya da kimsenin elini sokup karıştırmasına müsaade etmem. Bile bile. O yüzden silah varsa bir kimsenin elinde, bilin ki onun arkasında gizli servis vardır. Devlet savaş ilan eder. Gönüllü olarak en önde biz gideriz.
Devletin bize ihtiyacı var ise, gönüllü olarak en ön safta vatanımız için, milletimiz için, Kur'an için, sünnet için savaşırız. Benim bildiğim doğru bu. Öbür türlü, asla ve asla. X örgüt ne diyoruz? Hizbullah bir örgüt mü? Evet. Ben arkasından her şey ararım. Adı ne olursa olsun. Adı ne olursa olsun. O yüzden hiçbir örgüte, elinde silah olan bir topluluğa benim işim değil. Ben ona sıcak bakmam. Devletler onunla uğraşırlar, yanlarına çekerler, kendi elemanı yaparlar. O onların işi. Allah bizi affetsin. Bir takvim yaprağı gelmiş buraya ama bunu anlayamadık. Arkasında faizi alan da veren de lanetlenmiştir diye bir şey var, ibare var.
Bunu okuyayım diye mi gönderdi? Niçin gönderdi ki bu kardeş? Kore'de harp yapan şehit olur mu? Evet. Paramızı kollamak için bankada tutuyoruz. Faizini senin dediğin gibi fakirlere veriyorum. Takvimde okudum ki alana verene, aracı olana peygamber erdemiz lanet etmiştir diyor. Bankayı bıraksak faizi bu sefer de faiz yuvasını desteklediğimizi siz söylüyorsunuz.
Ne yapmalıyız? Sen benim dediğimi yap. Amerika doları sadece Türkiye'de mi yükseltiyor? Selamlar demiş. Dolar bütün ülkede yükseliyor. Bütün dünyada yükseliyor. Türkiye'de belki de bir çift daha fazla yükseliyordur. Doların yükselmesiyle falan bakmayın. Herkes işine baksın, yürüsün, baksın işine. Tanrı insanı neden yarattı? Tanrı insan yaratmadı. Tanrı insanlar yarattı. Tanrı insanı yaratabilecek bir olgu değil ki. O yüzden Tanrı'yı insanlar üretti.
Var mı? İtiraz edecek olan. Ciddi ciddi. O yüzden dedim Tanrı'yı insanlar yarattı diye.
Allah kelimesinin karşılığı yoktur. Allah kelimesi eşittir, Allah'tır. Allah kelimesinin karşıtlığı, ne zıtlığı, ne benzerliği yoktur. O yüzden burada önce, yani Tanrı insanı neden yarattığı sözü, hangi Tanrı diye cevap vereceğim. Kimin Tanrısı, hangi Tanrı?
Aslında soruyu soranla karşılıklı diyalektik yapmak lazım. Çünkü Tanrı dediğimizde biz oturacağız şimdi. Örneğin, Himalayanların zirvelerindeki Budistlerin Tanrısı mı? Veya Hinduların Tanrısı mı? Veya Çinlilerin Tanrısı mı? Veya Hristiyanların Tanrı anlayışı mı? Tanrısı mı? Veya Musevilerin Tanrısı mı? Veya Helenistik çağdaki Yunan felsefesindeki Tanrılar mı? Yunan felsefesindeki Helenistik Tanrıların hangisi? Zeus mu? Bereket Tanrısı mı? Aşk Tanrısı mı? Eros mu? Elinde ok.
Hangi Tanrı? Birinci derecede kelimenin üzerinden gidiyor iş. Tanrı dediğinizde kimin Tanrısı, ne Tanrısı? Hangi felsefenin Tanrısı? Hangi inancın Tanrısı? Veyahut da sokaktan geçen bir kimse kendince Tanrı dedi ya, hangi Tanrı? Nasıl? Mesela kardeş dedik ya, Türkçe karşılığı değil. Tanrı Türkçe değil, Türkçe Tanrı Tengri. Tengri. Tanrı da değil, Tengri. İyi, Orta Asya'daki Tengri inanışları. Gökte mi, yerde mi? Zaman içerisinde, oradaki Tengri anlayışında da değişiklikler oldu. Hangisi?
Normalde ben Türklerin, Orta Asya'daki o toplulukların, ben Tevhid inancı üzerinde olduğuna inanıyorum. Zaman zaman bu Tevhid inancının üzerinde, hani şirke düşmeler, bozulmalar olabilir. O bozulmaların zamanındaki Tengri anlayışı mı? O yüzden normalde bu soruya birinci derecede cevap verirken, önce kelimeyi halletmemiz lazım. O yüzden bizim içimize mesela aslında farkında değilsiniz. Bütün toplum olarak farkında değiliz. Yani Allah lafzının yerine Tanrı lafzını yerleştiriyorlar. Bu okullarda da özel olarak yapılıyor bu. Allah lafzının yerine Tanrı lafzını yerleştiriyorlar. Böylece global bir Tanrı ögesi üretecek insanlar.
O yüzden Tanrı insanı neden yarattı derken, insanlar Tanrı'yı yarattı diye agresif bir cevap verdim. Çünkü Tanrı'yı, bu manadaki Tanrı'yı insanlar ürettiler. Bakın insanlar ürettiler. Ve topluluklar kendi içlerinde kendi Tanrı'larını ürettiler. İsmine de Tanrı dediler onun. Ya dinden bozuldular, şirke düştüler, kendilerini ifsad ettiler. Ya da değişik değişik yerlerden, yörelerden, değişik felsefelerden geçtiler. Kendilerince bir Tanrı oluşturdular. O yüzden Tanrı insanı yaratmadı bu manada. Ya insan Tanrı lafzını üretti. İnsan Tanrı oluşturdu. O zaman bunu İslam literatüründen konuşmak lazım. Neden İslam literatüründen konuşmuyorlar?
Neden İslam literatüründen okullarda da konuşulmuyor? İslam literatüründen konuşun. İslam dili Allah der. Allah. Allah demeyi kendilerine yediremeyenler Tanrı diyorlar. Kibirli, küstah, kendini bilmiş, kendini bilmiş. İslam dışı bir davranış ve söz biçimi. Evet. Allah. Karşılığı yok. Bütün diğer kelimeler onun sıfatları hükmündedir. El-Semi eşittir Allah değildir. El-Basir eşittir Allah değildir.
El-Kudret eşittir Allah değildir. El-Kuvvet eşittir Allah değildir. El-Halık eşittir Allah değildir. Değildir. El-Rahman. Bakın ayeti kerime var. İster Allah de, istersen Rahman de. Ama Allah lafzı önde. Eşittir değildir gene. Rahman da onun en önemli, en büyük ismi şerifidir. O yüzden Bismillah, önce Allah kelimesi gelir. Bismillahir-Rahmanir-Rahim. Sonra Rahman, sonra Rahim gelir. Eğer eşittir olsaydı öyle olmayacaktı.
O zaman, Tanrı kelimesini kullanan kimse, özellikle seçiyor bunu. Bizim ülkemizde bu kelime özellikle seçilir. Özellikle. Özellikle ifsad etmek için seçilir. Allah inancını ifsad etmek için seçilmiştir. Bakın Allah inancını ifsad etmek için, Allah dememek için üretilmiştir bu. Allah dememek için.
Türkler tengri derler. Türkler İslam olmazdan önce tengri derlerdi. Türkler İslam olduktan sonra, genel itibariyle Allah dediler. Allah'ın isimleri sonsuzdur. Eyvallah. Kur'an-ı Kerim'de beyan edilenler var. Eyvallah. Hadis-i Şeriflerde beyan edilenler var. Eyvallah. Bunları toplamışlar. Bunları toplamışlar. 99 ism-i şerîf olarak, 99 tane mi? Değil. İmam-ı Şafi bin kusur tane Allah'ın sıfatını tespit ettim diyor. Sonsuzdur ayeti kerimeleri. Sıfatları da sonsuzdur. Bizim bilebildiğimiz, toparlayabildiğimiz 99 ism-i şerîfi. Sen bin tane topla, sen iki bin tane topla, sen üç bin tane topla. O bütün sıfatların açılımlarıdır sonuçta onlar.
Ve hepsi de Rahman ismi şerifinde toplanır. O da Allah ismi şerifinin altındadır. Ama Cenab-ı Hakk'ın bizim bildiğimiz İslam literatüründe Tanrı diye bir ismi yoktur. Bu sonradan, bu bizim Allah inancının içerisine Allah muhafaza eylesin, koymaya çalışıyorlar. Sınav cevabı başlı başına saçmalık. Çünkü sınava girmek için önce var olmamız gerek ve bize ihtiyacı yok. Canımız sıkıldı koskoca evrende tek başına belki sıkılmıştır. Kendi sanatını göstermek istiyorsa egoist bir tanrımız var demektir. Öyle çok egoist. Evet, gerçekten. Kendini beğenmiş. Çok beğeniyor kendisini.
Çok seviyor kendisini. Aşırı derecede. Aşırı derecede kudretine, kuvvetine, aşırı derecede her sıfatına, aşırı derecede. Evet, doğru. Bak, böyle sormana dahi senin kızmıyor. Sana nefes veriyor. Bu kadar da böyle rahmeti geniş bak. Aşırı derecede rahmet sahibi. Sen isyan etsen, ona küfür etsen, sana gene rızık verecek. Bu kadar da merhamet sahibi. Sen yırtsan, seni inanmıyorum, seni inkar ediyorum desen, yine sana Rab'lık yapacak. Hadi başka bir Allah bul kendine. Bir şey inkar etmek, onun varlığını kabul etmektir.
Felsefik olarak var olduğunu kabul etmediğin bir şey, neden inkar etmeye ihtiyacı hissedersin? Felsefi olarak, içsel olarak bir şeyin varlığını kabul ediyorsun ki, inkar ediyorsun onu. Yok olan bir şey, neden yok dersin sen ki? Bir şey yok ise, sen neden yok dersin yok olan bir şey için?
Keşke bu kardeşle karşılıklı konuşsaydık. Çok güzel bir sohbet olurdu. Kendi sanatını göstermek istiyorsa, egoist bir tanrımız var demektir. Bu tabii yine tanrı diyor ya, kimin tanrısı bu sorulacak. Mesela bu kardeşimiz Budist mi ki? Örnek. Tanrımız dediğine göre inanıyor bak. O kendi tanrısını egoist olarak görüyor. Mükemmel bir şey. Ben hiç itiraz etmedim o yüzden zaten. Evet. Hiç sıkıntı yok. O kendince bir egoist tanrı görüyor. Ama bir tanrı görüyor sonuçta. Egoist de olsa. Kendince diyor, canın mı sıkıldı ki bizi yarattın? He.
Tanınmak istedi, konuşmak istedi. Ne var ki bunda? Konuşmak isteyince beni yarattı. Ben de egoistlik yapayım. Muhteşem bir şey. Varlığımızın sebebi ne? Onunla konuşmak için. Varlığımızın sebebi konuşmak için. Sohbet etmek için. Dedi ki konuşayım, sohbet edeyim. Biraz sizi Yunan felsefesine götüreyim mi? Bu çünkü Yunan felsefesinin tezleri.
Tanrı bir gün, Yunan bu Helenistik çağa gidiyoruz şimdi. Tanrı bir gün konuşmak istedi. Konuşmak isteyince Tanrı insanı yarattı. Çünkü yalnızlıktan canı sıkılmıştı. Yalnızlıktan canı sıkılınca insanı yarattı. Onunla konuşmak için. Onunla dertleşmek istedi. Onunla sohbet etmek istedi. Bu Helenistik çağın Tanrı inanışıdır. Şimdi aslında bunları böyle söyleyerekten insanları geriye götürüyorlar. Helenistik çağa götürüyorlar. Yani sizin Allah inancınız bu noktada biraz böyle dejenere olsun. Gelin daha eskiye gidelim. Nereye? Helenistik çağa gidelim. Gelin ben sizi Helenistik çağdan daha da geriye götürebilirim.
Helenistik çağdan önce mayalar var. Helenistik çağ dediğiniz şey dünkü dağ. Mayalardan önce de Atlantis var. Atlantis'e kadar gidebiliriz. Neden Helenistik çağda kalıyorsunuz ki? Atlantis'e gidin. Acaba insanoğlu Atlantis çağındaki seviyeye ulaşabildi mi?
O algıya ulaşabildi mi? Hadi Hazreti Muhammed Mustafa'nın miracı var. Yani normalde bütün insanlık toplansa önünde aşamayacağı muhteşem bir şey var. İyi, geriye dönün. O zaman Atlantis'e gidin. Madem geriye döneceksiniz, Atlantis'i getirin insanların önüne. Ama Atlantis'te tevhid inancı var. Mayalarda tevhid inancı var. Neden mayaları normalde araştırmıyorlar, Atlantis'i araştırmıyorlar da Helenistik çağa kadar götürüyorlar? Helenistik çağda şirk çağı çünkü. Neden Helenistik çağı şirk çağı? Helenistik çağı normalde Atlantis ve Mayalardan sonra onun hatta ve hatta Firavun döneminden de sonra oluşan bir felsefedir.
Müşrikliktir. Şirk üzerine kuruludur. O yüzden şirk üzerine kurulu olan bir noktaya götürüyorlar insanları. Ve şu anda da normalde Hristiyanlığı da Helenistik çağa döndürüyorlar. Yani aynı sıkıntı Hristiyan aleminde de var. Aynı sıkıntı Musevi alemde de var. Ve aynı şekilde Budistleri de normalde bütün hepsinde dünyayı eski Yunan felsefesine götürmeye çalışıyorlar. Neyse bu mesele bu iyice bizi başka yerlere götürür. Bu güzelmiş son. Kuantum evreninde varlığımızın hiçbir değeri yok. Bu bilimsel bir gerçek. Eğer bir kimse kuantumu kabul ediyorsa Allah inancını mecbur kabul edecek. Bakın kuantumu kabul eden ki kabul etmek zorunda herkes ilmi bir şekilde.
Kuantumu kabul eden Allah'ı mecbur kabul edecek. Bir kimse kuantum fiziğini kabul etti mi etti. O mecbur Allah'ı kabul etmek zorunda o. Çünkü kuantum fiziğine göre hiçbir şey, hiçbir şey tesadüfü değil. Hiçbir şey. Ve kuantum fiziği bütün insanları bir yaratıcıya götürüyor. Neden kuantum konuşulmuyor fazla? Kuantumun konuşulmaması ateizmi bitiriyor. Kuantumu konuşulursa Darwinizmi bitiriyor. Kuantumu konuşulursa bütün İslam'ın haricindeki bütün inanış felsefelerinin hepsini de çökertiyor kuantum fiziği. Hepsini çökertiyor.
Kuantum fiziği, sufilerin metafizi. Diyor ya burada hiçbir değeri yok. Evet. Zaten İslam da onu söylüyor. Allah da onu söylüyor. Yoktunuz önceden diyor. Sizi ben var ettim diyor. Yoktunuz önceden diyor. Sen var olduğunu ispat et. Önceden de var olduğunu ispat et. Edemezsin. Kendi kendine olduğunu ispat edemezsin. Seni bir yaratan var. Bu bilgisayarı normalde tanzim eden, program yazan olmamış olsa bilgisayar çalışır mı? Çalışır diyen var mı?
Kendi kendine bilgisayar olur diyen. Dünya üzerinde bir tane Allah'ın kulu çıkar da bilgisayar kendi kendine üretildi, kendi kendine yazdı, kendi kendine programladı diyebilir mi bir kimse? Onu bir programlayan var, onu bir programlayan var, onu yazan var, onu çizen var, bir araya getiren var öyle değil mi? Eee bunu tanzim eden bir usta var, bir bilgi var, bir kudret var, bir kuvvet var.
Sen bir yıldızın normalde kendi kendine kayıp gidebileceğini düşünebilir misin? Aptalın tekisin sen o zaman. Ahman tekisin. Senden konuşulmaz bile. Sebep? Sen konuşulacak seviyede, akıl seviyesinde değilsin. Sen dinden bile sorumlu değilsin. Neden? Ya senin aklın yok. Din akıllılara. Din akıllılara. Ne mutlama senin aklın yok, sen yine cennetin birinci katına gideceksin. Ne merhamet sahibi ya. Akılsız bırakını cennetin birinci katına götürüyor. Akılsız sıkıntı akıllılarda. Onlar sorumlu. Şimdi bir kimse kuantum fiziğini kabul ediyorsa, mesela işte bing bankçılar ya kabul ediyor, bing bank. İyi, güzel gel kardeşim. Ben de kabul edeyim bing bankı. Kendi kendine mi oldu?
Sen oldu diyebilir misin kendi kendine? Hayır. Mantar bile kendi kendine olmuyor. Ahmak. Bu koca kainat kendi kendine olacakmış. Okumuş gerizekalılar. Sen ver bir tane kaleminiz var mı? El kalem. Kendi kendine yazar mı bu? Yazar mı kendi kendine? Yazmaz. Bir el lazım. Bir kudret lazım. Bir bilgi lazım. Bu ne yazacağını bilirim ya. Attın buraya hadi yazsın. Adam diyor ki, ne o? Kainat tesadüfü yaratılmıştır. Ulan bir tane bir şey göster. Tesadüfü yaratılan bir tane bir şey. Bir nokta.
Fizik okuyanlar el kaldırsın. Ah hocam ya. Tamam. Fizik hocamız burada ya. Hocam atomun değeri kaç? Evet. Yok kütle olarak. Bir mikrofon verin hocama. Hocamın kafasını karıştırayım biraz ya.
Kütle olarak efendim elektronik kütlesi 9 çarpım üzeri eksi 31 kilogram. Proton kütlesi ise 9 çarpım üzeri 28 kilogram olarak ifade ediliyor. Yani bizim anlayacağımız şey de söyle hocam. Yani kilogramı işte her seferinde 31 dakika 10'a bölmemiz gerekiyor elektronik kütlesine ulaşabilmemiz için. Yani kilogramı 31 sefer 10'a böleceğiz ve ortaya çıkan parça bir elektronik kütlesi olarak. Peki hocam o küçücük minnacık şey canlı mı? Richard Feyman'a göre biraz farklı davranıyor. Yani kabarcıkmış gibi davranıyor. Canlı mı? Can, candan kasıt. Ya normalde kendi kendine bir aklı fikri var da kendi kendine mi oluşuyor? Kuantum mekanine göre evet oluşabilir. Hayır.
Canlı mı peki? Canlı değil. Ama şöyle bir problem var. Canlı değil değil mi? Evet. Hepiniz ölüsünüz. Tekrar söyleyeyim canlı değil değil mi hocam? Şimdi candan kasıt efendim onu bir önce bir tanımlamak lazım. No bildiğiniz atom, atom parçacı hocam. Onun altında elektronlar var öyle değil mi? Elektronun altında da neydi onun adı? Nötrinolar var. Nötrinolar var. Onun altında? Fotonlar var. Fotonlar var. Fotonların altında ne var? Bilinmiyor. Bilinmiyor. En küçük parça faton. Peki hocam. Foton canlı mı? Şimdi candan kasıt efendim yani. Ben canlı mı değil mi?
O irade zaten sahip olmadığını biliyorum ben. Ondan da candan kastım da o da normaldi. Mesela biz şimdi bir fatonu alsak. Foton kendi kendine hareket edebilecek noktada mı? Foton yayılma eğilimindedir yani. Yayılma eğilimi ayrı. Ama fatonlar toplanıp bir tane insan oluşturacağım ben deme gücüne sahip mi? Hayır. Efendim? Hayır. Bunu ilmi olarak söylüyorsun değil mi hocam? Yani öyle bir şey bir olasılık olabilir. Yüzde kaçtır? Milyonda, trilyonda, katrilyonda kaçtır? Efendim yani hesaplayamam ama sonuçta... Hesaplaması mümkün değil. Yani bir fatonun, bir fatonun o fato değil Fatma değil. Şimdi bizim arkadaşlar fato muhabbetini biliyor ya hani demiş ya komutan ben demiş his o.
Ben demiş alacağım bir fato. Ondan olacak bir has o. Öğretmene söylüyor bunu. Gelecek okula diyor. Bilemezse döver misin, dövmez misin? Öğretmen de diyor döverim. Bak öğretmen diyor. Bir daha soruyorum. Ben diyor hüso. Alacağım bir fato. Ondan olacak bir has o. Okula gelecek. Bilemezse döver misin, dövmez misin? Öğretmen diyor ki döverim. Topluyor üçüncüsünde üç sefer ya Hakk'ı. Tekrar bunu söylüyor. Ben öğretmen gene döverim deyince sen benim has oyu nasıl döversin? Bamagüme bamagüme. Öğretmeni dövüyor. Haydi karakola.
Karakolda yazıcı kim? Abdullah Gürbiz efendi. Olayı dinliyor. Komutan da var. Adam diyormuş ki komutan. Diyormuş ben alacağım fato. Ondan olacak hüso. O da bilemeyecek. Bu öğretmen de onu döveceğim dedi diyormuş. Ben o yüzden dövdüm onu. Komutan demiş ki fato nerede? Demiş yoktur ama olacak. Demiş hüso nerede? O da yoktur ama doğacak demiş. O fato değil yani bu. Faton. Değil mi hocam? Foton. Faton. Fatonların bu noktada canı yok. Bildiğimiz can noktasında canı yok.
Fatonların bu noktada kendince de husisi bir aklı yok. Ben şuraya gideceğim, ben buraya gideceğim. Sen de mi fizikçisin? Sayılır. Mühendissiniz. Vay ben burada baltayı taşa vuruyorum desene ya. Üçünüz de mi böyle? Ardı ardına mı sıralandınız? Sen ne mühendissin? Endüstri mühendissin. Yandı be Mustafa Özbağ bu gece desene. Öğretmensin. Ne dalın? Fen. Bak gene işte. Ben taşa çarpmışım bugün ya. Elektronik. Ben hiç konuşmayayım. Şunu çıkarayım gelin siz buraya. Şimdi. Hoş geldiniz bu arada. Bak böyle sizi böyle böyle mühendisler, öğretmenler deyince kendime esas duruşa geçesim geliyor ya. Allah razı olsun hepinizden de.
Şimdi normalde yani bir kimse kendi kendine otursa, yani bu noktada hani fatonların bir canı olmadığına göre, bir idraki olmadığına göre, kendince bir ihtiyarının da olmadığına göre, fatonun yoksa, en küçüğü çünkü o, onun üstündeki netronların da elektronların da olması mümkün değil. Bakın olması mümkün değil. O zaman bir atom çekirdeğinin de kendine göre bu noktada kendi idrakiyle ben şuraya gideceğim, ben buraya gideceğim deme lüksü yok.
Böyle olunca normalde, yani ona bir hükmedici var, bir yaratıcı var ona. Zaten o yüzden din akıl sahiplerine hitap ediyor. Yani din ilim ehline hitap ediyor. Bakın din ilim ehline hitap ediyor. O kimse şimdi incelediğinde, o atomun tek başına hiçbir şey yapabilir muhtedirliğinin olmadığını görüyor. Öyle mi hocam? Evet efendim. Atomun tek başına bir şey yapma muhtedirliği yok. Yok. Ve bütün varlık bu atomdan müteşekkil. Bütün varlık. Yani normalde işte o geldi, onda göz oldu, kaş oldu, onda gözünün içi oldu, dışı oldu, dudak oldu, burun oldu, her şey oldu onda. Ama bunu ayrıştırdığımızda, atomlara parçalattığımızda, hepsi de kendine münhasır, akılsız ve bir şey yapabilirliği yok.
Öyle mi hocam? Evet efendim. Yani biz akılsız bir atomların toplandığı yerdeyiz. Şimdi olay, akıldan kasıt, yani parçacıklar çok farklı da, atom altı parçacıklara bakladığımız zaman, kendi başlarına yok olup tekrar yaratıldıklarını görüyoruz. Ve yani protonun durumu neyince... Ooo bak farklı bir noktaya girdik. Yok oluyorlar, tekrar var oluyorlar. Yani siz mesela diyordunuz, Allah'ın sıfatları kesintisizdir. İşte Allah hallaktır ve kahhardır. Yok eder, var eder. Yok eder, her an var eder. Yani kuantum mikaniğini zaten okuyan kişi, bu fotonlar, pardon, proton içerisindeki kuarklar birbiriyle glon alışverişi yapıyorlar.
Bu esnada bütün kuark anında yok olur, başka bir şey dönüşür. O da yok olur, farklı bir şey dönüşür. Yani sürekli olarak şekil değiştirirler. Doğal olarak her an var ve her an yoklar. Şimdi akıl... Bu ne muhteşem bir şey. Her an bir iş üzerinde. Aynen öyle. Yani siz diyordunuz, kainat her an yenidir diye. Evet. Kainat her an yeri ve her an tekrar yok oluyor, tekrar yaratılıyor. Her an yeni. Her anda... Yok. Yok. Var ve yok. Hem helak ediyor. Hem de var ediyor. Hem de var ediyor. Ve buna zaman yetiştirmek mümkün değil değil mi? Hesaplayamıyoruz. Hesaplayamıyoruz. Bildiğimiz en kısa mesafe ve en kısa andan bile daha kısa olabiliyor. Gel de bir yaratıcıyı kabul etme şimdi değil mi? Kuantum mekaniğini okuyan birisi yani inkar edebiliyor ama hangi mantıkla inkar ediyor ben çözemiyorum bilmiyorum.
Benim yanımda inkar edemiyorlar. Gerçekten. Ben birisi kuantum okuyorsa diyorum gel sen bendensin. Veya bir kimse ben ateistim diyorsa gel diyorum sen de bendensin. Evet. Allah bizi affetsin inşallah. Biz tabii bugün saat omuçu ettik. Mesnevi'den okuyamadık. O yüzden başta Hazreti Mevlana Celalatürn Ruh Hazretleri olmak üzere. Hepiniz de hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Tabii aslında bugün öyle kendi kendime niyet ettim oruç sohbeti edeyim diye. Ama buranın şeyini ne o ambiyansını değiştirmek istemedim. Böyle tipik cami sohbeti gibi olmasını istedim. Cenab-ı Hakk'a hamdolsun. Bence güzel bir sohbet oldu. Allah hepinizden de razı olsun.
Soru soranlardan da Allah razı olsun. Dinleyenlerden de Allah razı olsun. Ramazanız mübarek olsun. Allah izin verirse inşallah Ramazan'da da burada devam edeceğiz. Yine aynı şekilde. Belki de biraz hani işte iftardır, şudur budur derken belki de 5-10 dakika geç başlayabiliriz. Ramazan'da da o aranmaz zaten inşallah. Hayırlı Ramazanlar, hayırlı oruçlar. Ramazanı tekrar söyleyeceğim. Çok yiyerekten, çok uyuyaraktan geçirmek yok. Az yiyeceğiz, az uyuyacağız, çok tövbe edeceğiz, çok zikredeceğiz. Çok tasadduk edeceğiz bir de. Az çok. Bir hurmanla da olsa tasadduk edin. Zekat verebilecek olanlar zekatlarını hesaplasınlar.
Ramazan girerken zekatlarınızı verin. Cenab-ı Hak misliyle size döndürsün inşallah. Hayır kurumlarına zekat verilmez. Bunu da unutmayın. İşte Kızılay'dı, yok işte şurasıydı, burasıydı, şu vakıftı, bu dernekti. Neresi olursa olsun, hayır kurumlarına zekat verilmez. Zekat miskinlere, birinci derecede fakirlere. Fakir şu, çalışıyor, çabalıyor, yetiştiremiyor. İşi var, bir işe gidiyor, koşuyor ama yetiştiremiyor. Çoluk, çocuk, masraflar, ev, hanım yetiştiremiyor. Bu fakir hükmündedir. Kenarda bir nisap miktarı kadar altını, parası olmayan kimse. Bu fakirdir.
Miskin, ev, bark, çoluk, çocuk olmayan kimsedir. Yolda, belde, sokakta, orada, burada yatan, kalkan insan. Allah yolunda cihad eden, ilim öğreten, verilebilecek olan kimseler. Yolculara, borçlular, birinci derecede insanın yakın etrafı. Bir beldeden, bir beldeye de zekat gitmez Hanefi'ye göre. Biz zekatımızı köyümüze gönderiyoruz. Yok kardeşim, Hanefi'ye göre caiz değildir. Kamyonların üzerine erzakları koyup, kamyonun üstünden erzak atmak, zekat dağıtmak değildir. Bunlar İslam adabında, edebinde olmayan şeyler. Gidersin, usulüne uygun evinin bir köşesine bırakırsın. Usulüne uygun böyle harçlık verir gibi yaparsın.
Usulüne uygun cebine koyarsın. Bir şekilde onu böyle incitmeyecek, onu kırmayacak, onu üzmeyecek. Böyle habersiz zekatını verirsin. Veyahut da güveniyorsan çok, arkadaşın, kardeşin, çok güveniyorsun. O onunla da samimi, ya bunu ona veriver dersin. Bunun en güzeli insanın kendisini dağıtmasıdır, kendisini vermesidir. O yüzden zekatların da yerine geçmesi gerekir.
Bir kardeş bir sene zekat vermiş, aklında kaldığı kadarını söyleyeceğim. Valla, Musa Aleyhisselam mı görülmüş, öyle bir şeydi. Zekatının yerine geçmediğine dair. Dedim, nereye verdin zekatı? Ya biraderler böyle böyle, dedim olmamış, yerine geçmemiş. Dedim, hamdolsun ki dedim, böyle bir rüya gördün. O yüzden zekatınız yerine geçmesi lazım. Tekrar söylüyorum, birinci derecede fakirlere, miskinlere, yolculara, borçlulara, Allah yolunda cihad edenlere, dini ilim, dini öğreti, tedrisat yaptıranlara, bunlara verilir zekat.
Allah cümlemizi hayırla yaşayanlardan eylesin. O yüzden Ramazan'ı boş geçirmeyin, laklak etmeyin, boş kelimeler kullanmayın. Erkekler, evlerde eşlerinize zulmetmeyin. Çok yemek yaptırmayın evde. Misafir davet ediyoruz diye çok yemek yaptırmayın evlerde. İsraf etmeyin. Sünnete uygun yaşayın. Sünnete uygun yiyin. Yemek yarıştırmayın. Yemekteyiz programından etkilenmeyin. Mümince yaşayın. Lüks otellerde iftarlara gitmeyin. Gitmeyin, protest edin. Bilmem ne otelinde iftaramız var. Gitme kardeşim.
Davet edene de söyle. Canım kardeşim, oradaki iftar parasıyla on tane fukara doyardı. Söyle. Bitti. Biz şerrıtında kalan, orada yemek yiyen bir kimse değiliz ki şerrıtına iftara gidelim. Bitti. Biz halimize göre yaşarız. Kenar mahalle çocuklarıyız biz. Lükse, şataata, şatafata gerek yok. Allah bizi affetsin. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayırlı olsun. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.