mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 4 Ağustos 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Ağustos 2018 · 1:59:08

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Allah ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Benim temizlik ile ilgili takıntılarım var. Bu konuda kendimi durduramıyorum. Temizlenmiş bir odayı tekrar temizliyorum. Bu durumdan dolayı rahatsızım. Bana ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? Bu tip takıntılıklar başka bir problem vardır. O problemi aşamayan insanlar, o problemi unutmak için kendilerini başka yerlere verirler. Kadınlar temizliğe verir. Yok işte çocuklarının üzerindeki bir titizliğe verir. Eşlerinin üzerine verir.
Bütün ağırlıklarını. Problemin durumuna göre. Mesela eşiyle bir problemi varsa, aşamıyorsa kendisi, kadın çocuklarının üzerine kendisini adapt eder. Çocuklarla ilgilenir. Eğer normalde çocuğuyla problem yaşıyorsa, başka bir tarafa verir kendini. Bu başında asıl başka bir problem vardır. O problemden dolayı, onu aşamayınca kendisini bir tarafa verir. Bu psikolojik bir takıntı. Yani o esnada onu unutmak için yaptığı bir şey, onu unutmak için yaptığı bir şey, sonradan kendisinde psikolojik bir sıkıntı, bir problem olarak kalıyor. Asıl problemin ana kaynağına inmek lazım. benim başıma bir olay geldi. Vakıfın birinde görevliydim.
Vakıfın kurucusu maaş olarak, maaş olarak gelirlerden, gelinlerden mi? Gelirlerden al, işi bırak dedi. Ben de işi bıraktım. Sonra dediği gibi maaş olarak, ayda bin TL aldım. Sonra borçlar yığıldı, ödeyemediler. Benden şirket kurup yönetmemi ve bu tarz ihale işlerine girmemi istediler. Ben de ayrılmak istedim. Sonra bana maaş olarak verdikleri ve birçok iftira ile bana senet imzalattılar. Geri istediler, beni borçlandırdılar. Ödüyorum daha da, ödemem gereken para var. Bunlar bir tarikattı hocam. Ben artık Allah için yapmıyor da, kendim için her şeyi yapmışım gibi geliyor. Birçok hususta inancı yitirdim.
Eskiden zikir denince koşardım. Şimdi zorla geliyorum ve birçok şeyden soğudum. Ve sahte geliyor. Ne olur dua edeme bir tavsiye verin. Bir tek Hazreti Mevlana'ya karşı içimde sevgi kaldı. Önerileriniz nedir? Gideceksin vakfı mahkemeye vereceksin. Hangi vakıfsa polise şikayet edeceksin. Biz bu tip hukuki meselelerin müracaat yeri değiliz. Normalde bir kimse gitmiş, bir yerde çalışmış, çalıştıysa emeğini oradan karşıdan isteyecek. Sen bırak işini, gücünü, gel burada çalış diyorlarsa, bir maaş veriyorlarsa, sigortasını yaptıracak, çalışacak orada. Şimdi insanlar ilk önce bir meseleye duygusal bakıyorlar.
O duygusal bakışını devam ettiremiyor. Şimdi bu arkadaş üzüntülü, ben onun üzerine daha fazla gitmek istemiyorum. Yani gelsin birisi bana bir senete imza attırsın bakalım. Benim borcum yokken. İşte bana senete imza attırdılar. Sen pasif, mahcurlu, kısıtlı, hakkını savunamayacak kadar cesaretli bir adam değilsin.
Ama ben inancımı yitirdim. Sen önce kendin hata yapmışsın. Burası ne? Burası kültür merkezi. Sana birisi gel burada çalış derse, çalışma kardeşim bedavadan. Kendiliğinden sen bir iş yapıyorsun. Bizi ilgilendirmezsin. Şimdi bu akşamı lokma döken arkadaşlar var. Kendiliklerinden. Biz onlara gelin lokma dökün demedik. Kendiliğinden yapıyor. Eyvallah. Yapmayacak. Geçer yaparım ben kendim. Yüksünmem. Bakın geçer yaparım, yüksünmem. Kendiliğinden bir şey yapıyor.
Yarın öbür gün ben orada ne hizmet ettim? Ya sana gel yap diyen oldu mu? Ama burada yap demişler. Gel burada çalış. Ne kadar maaşım benim? Bin lira. Ver kardeşim bin liramı benim. Vermiyorsa gidiyor. Vakıfmış. Bana ne? Bin liraya çalışılmaz. Ben çalışmam. Bana dese ki bir kimse maaşın iki lira çalışmam. Beş lira çalışmam.
Yirmi lira çalışmam. Ben derim ki Allah bana dışarıda daha iyisini verir. Çalışıyormuş birisi. Allah yoluna çıkarsın. Bakın birisi size bir yere işe çağırdıysa onun ücretini verecek. Bu dergahmış, bu tekkeymiş, bu abiymiş, bu babaymış, bu ablaymış, bu teyzeymiş, bu yengeymiş. Geç kardeşim.
Benim bu işim var. Gelir çalışır mısın? Evet kardeşim. Ne parası vereceksin bana? Şu kadar. Al maaşını. Al bu maaşa çalışmam. Çalışma o zaman. Bu işin hukuku bu. Senin bana borcun var. Ispat et kardeşim. E yok. Yok kardeşim öyle bir şey. Çek getir. Senet getir. Sepet getir. Bir şey getir. Getir. Şahit getir. E bana iftira atarlar. O yüzden ben de imzaladım. İftira atsın ya. İftira ata ne olacak? Ne yapmayı imzaladın? Bir şeyin hukukunu icra edecek insan.
Cenab-ı Hak ayet-i kerimede anlaşmalarınızı yazınız diyor. Yaz kardeşim. Borcun var mı? Al senet sana. Ben ödemek için borç yapıyorum. Mal aldım. Bir şey aldım. Ben ödeyeceksem al sana senet. Ödemeyeceksem. E ben sana senet vermiyorum. E o zaman ödemeyeceksin de sen onu. Ben mal alırım. E ben senet vermiyorum. Al mı kardeşim o zaman? Mal alıyorsan senedini vereceksin. Çekini vereceksin. Parasını vereceksin. Bir şey vereceksin. İşin hukuku. Ya bu dergahta abimizmiş. İsterse şeyhim olsun benim. Ticaret mi yapıyorum? Evet. Ver kardeşim benim çekimi. Bitti. Bu kadar.
Elinde olsun. Ben gelir bir mal istersem sizden vadeli alın benden senet alın bir şey imzalat. İmzalat kardeşim. Adamın havada uçtuğunu görsem imzalatırım. Adamın denizin üzerinde yürüdüğünü görsem imzalatırım. Bu vakfın başkanıymış. Beni hiç ilgilendirmez. Ticaret mi yapıyorum? Evet. İmzala kardeşim. Ticaret yapmıyorum. Ticaret yapmıyorum. Arkadaşımız benim. Canımı yesin. Sıkıntı değil. Paramı da yesin. Canımı da yesin. Malımı da yesin. Hiç problem değil. Neden? Ticaret değil çünkü o. Bir iş yapmış adam. Sana bir hizmette bulunmuş. Ticaret yapmış.
Ben Ali'yi çağırmışım. Ali gel buranın döşemesini yap. Ali döşemesini yapmış. Alacak işi biter bitmez. Hizmetini yapmış adamın döşemesini yapmış. Varsa orada bir yanlışlık. Ali burada yanlışlık olmuş. Burayı düzelt. Ya ben o derviş şimdi. Ben orayı düzelt demezsem olmaz. Ne demek olmaz? O da işini dipdüzgün yapsın. Titiz yapsın. Düzelt derim. Ali olmamış. Sök kardeşim onu. Söksün. İşini düzgün yapsın. Derviş deyip de o da sallamasın. Disiplinli yapsın. Bilmiyorsa yapmasın. Ticaret. Ya bu dervişmiş. Tekrar bak bunu söyleyen Mustafa Özbağ. Bu dervişmiş.
Hiç önemli değil kardeşim. Biz nice dervişleri gördük. Tecrübe bu. Tecrübe. Benim Fehim'e borcum var mı var? Senedim var mı var? Bak Fehim bak burada. Fehim gel abicim. Al paranı getir benim senedim. Ya işte yok abicim. Bitti. Tecrübe bakın bu. Sebep? Ben almadığım senedi bir daha ödedim çünkü. Hem de derviş diyen adama ödedim. Tecrübe bakın bu. Adam ödediğim halde bir de borcu var daha bana dedi. Ben de diyen adama git söyle dedim senedi getirsin. Gitmiş ona demiş senedi getirecekmişsin ödeyecekmiş bir daha.
İşte senet yoktu bıktı bıktı demiş. O zaman sen gerçekten böyle böyle çocuğusun demiş ona. Ben ona öyle söyle demedim. O da demiş sana demiş. O söyletiyor bu lafı demiş. Halbuki adam derviş falan da değildi. Tanıyordu beni. Ödeyip bu şeyi ödüyor musun? Al senedini oradan. Ya işte ne o? Hacı babanın kasasında. Ya ne olacak ki? Aramızda problem mi var sonra getiririm. O Hacı babanın kasasından çıkmıyor o sened bir türlü. Hukuk uygula kardeşim. İster dervişmiş. İster şeyhmiş. İster kim olursa olsun. Uygula. Ticaretin hukukunu uygula. Ailenin hukukunu uygula. Dergahın hukukunu uygula.
Sufilin hukukunu uygula. Uygula. Kesmen gerekiyormuş. Kes. Biçmen gerekiyormuş. Biç. Hukuku uygula. Bakın hukuku uygulayın. Ticaret. Ticaretin hukuku var. Uygula. Otur. Bugünkü çek senet sepet yasasını oku. Ticari hukukta İslami hukuk geçerli değil.
Türkiye'nin hiçbir yerinde resmi hukuk olarak İslami hukuk geçerli değil. Sen hukuki meselelerde İslami hukuk noktasından düşünme. Hata yaparsın. Mevcut düzende, mevcut sistemde yaşadığını bil. Aile hukuku. Devletin korumuş olduğu bir hukuk var. Sen dinen şöyle de, dinen böyle de. Mahkemenin huzuruna çıktığında dinen öyleydi, böyleydi mahkeme dinlemiyor. Mevcut evindeki yasası neyse onu uyguluyor. Bi çek aldın, çekin yasası belli. Bi senet aldın, senedin yasası belli. Borcun var, borcun hukuku belli. Alacağın var, alacaklar hukuku belli.
Bankayla iş yapıyorsun, bankaların hukuku belli. Doğalgaz bağlatıyorsun, adam kaç sayfa imzalatıyor sana? Hukuku var. Elektrik abonesi oluyorsun, kaç sayfa imzalatıyor sana? Hukuku var. Oku. İstiyorsan elektrik abonesi olma. Oku.
Pazarlık şansın var mı? Yok. Elektriğin fiyatı belli. O fiyattan almak zorundasın. Su, pazarlık şansın var mı? Yok. Almak zorundasın. Telefon, pazarlık şansın yok. Almak zorundasın. Almak zorunda olduğunuz, pazarlık şansınızın olmadığı hayatınız o kadar çevreli ki. Hayatınız çepeçevre. Şimdi herkes bağırıyor, doğalgaza şu kadar zam oldu. Kestir hadi. Gidin kapatın hadi. Kapatamazsın. Neden? Kömür yakman yasak. Kapatamazsın. Neden? Udun da yakamazsın. O da yasak. Kapatmaya kalksan hanımın boşanır zaten.
Ben doğalgaz kullanmayacağım, kapatıyorum diyeceksin. Hatun bakacak, kırdı bu kafaya diyecek ya tamam bunun belliydi zaten. Bu dervişlik, mervişlik diyordu, sufilik filan diyordu. Bunların gittiği bir yer var. Bunlar normal değil. Dice laf bu. Elektriği kapatabilir misin? Hayır. Fiyatı bak belli. Alıyorsun. Bir sürü de imza atıyorsun onlara. Bir sürü imza atıyorsun. Özgür değilsin. Ama hukuku var. Türkiye'de evlenmenin hukuku var. Bir kimse mevcut yasalara göre boşanmaya kalktığında bir erkek, bir kadın, bilhassa erkekler başlarına neler geleceğini bilse, yemin ediyorum evlenmez adamlar. Evlense dahi boşanmaya kalkmaz.
Adam boşanmaya kalksa bir ömür boyu kadına nafaka ödeyecek. Geldi kadın on gün seninle evle kaldı, evli kaldı, bir polüm yaptı evde, sen de defol gitlen dedin, defol gitlen dedin, bitti işin. Ömür boyuna nafaka ödeyeceksin. Yasa bu. On gün evli kal, yüz yıl nafaka öde.
Bitti. Hele bir çocuk varsa yandı keten elva. Sadece altı da değil. Üstü, yanı, sağı, solu her tarafı yandı. Kötü niyetli bir kadın olmuş olsa adamın ocağına incir ağacı diker. En fazla ne yapacak? Adamın hali vakti yerinde tamam diyecek ya. Kaç para istiyorsun sen aylık bir lira. Bir lirada çocuk için iki lira. Bitti. Üç lira iste Allah yoluna çık etsin. Beş lira iste Allah yoluna çık etsin der. Ancak öyle kurtulur. O yüzden yaşadığınız ülkenin bütün kanunlarını, bütün nizamnamelerini yaptığınız işle alakalı öğrenceniz. Öğrenceniz. Öyle yaşayacaksınız. Öyle yaşayacaksınız.
Yoksa eğer bunları öğrenmezseniz, böyle yaşamazsanız çok zarar edersiniz. Bakın çok zarar edersiniz. Allah bizi affetsin. O yüzden bu arkadaş da şimdi gitmiş, işte vakfın birinde çalıştım. Allah için mi çalıştın? Yok ne için çalıştın? E işte oradan maaş alacaksın. Oturup maaşını alaydın. Resmi olarak sigortanı da yaptıraydın. Yaptırmamışsın. Kabahat senin. Allah iyi yesin. Eşim doğum yapacak loğusalık dönemi hakkında bilgi verir misiniz? Bu dönemde erkeğe düşen görevler nedir? Şimdi bunu bugünkü gündeme göre mi konuşayım? Eskiye göre mi konuşayım? Bugün günümüze göre konuşursam erkeğin görevi bitmez. Sağlı sollu yanaşın, kapının ağzını boşaltın.
Şimdi bu zamanda evlenen gençler eşlerine dikkat edecekler. Loğusa dönemi. Yanlarında şarkı, türkü bile söylemeyecekler habersiz. Öksürmeyecek bile. Öksürecek diyecek ki hanım öksürebilirim bak dikkat et ha. Neden? Aman psikolojisi bozulmasın. Südü müdü kesilir. Ne mi lazım? Bugün öyle. Yani loğusa dönemi. Gezmeye gidiyorum diyecek götürecek. Aman bir rüzgar eser, pırpır eder, hasta olur. Loğusa dönemi. Ha bizim Seyit Taş'ın dönemine göre farklı. Allah rahmet eylesin. Bugünün kadınlarında iş yok kurban olayım. Neden? Ben ona soruyorum.
Neden? Anam rahmetli doğurup koyun sağmaya gidiyormuş. Ulan oğlum böyle söyleme. Böyle kadın kalmadı şimdi. O yüzden naylon kadınlar şimdi. Oğlum kadınlara da böyle söyleme. Vallahi naylon billahi naylon hepsi de. Anam benim rahmetli doğurdu. Gider koyun sağardı. Demek ki onun loğusa dönemi yok. Esintiden böyle etkilenme yok. Laftan küften etkilenme. Böyle bir şeyi yok. Şimdikilerin var. Erkeğe ne görev düşüyor? Ne görev düşmüyor ki? Çamaşırı yıka, bulaşığı yıka, çocuğa bak. Bak mesela yukarıda bebek ağlıyor. Babası yakınsa gönder babasına sustursun. Çocuk bile sustu bak ben böyle deyince. Loğusa dönemi.
Adam çocuk sallanacaksa, sallayacak sabaha kadar çocuğu ayağında sallayacak. Sallayacak hanımı üzülmesin. Sabah olunca işe gidecek, çalışacak, çabalacak hepsini bitirecek. Akşam olduğunda gelecek. Akşam olduğunda işine gene devam edecek. Akşamki iş ne? Çocuk. Duyuyor musun damat? Yani bu lafın böyle bedavayı oraya buraya değil. Sana yani. Neden? Sen yazılacaksın zannedilmesinden sıkıntı mı dukeceksin yoksa? Allah iyisin inşallah. Bu dönemde 3 harflilere karışma, eşin yanında yatmama gibi durumlar olur mu? Bu iş iyice abartılmış artık ya. Bu iş iyice çileden çıkmış ya.
Tamam. Ne o? Yanımda yatma. Neden? 3 harfliler bulaşabilir bana. Adam da diyecek ben 5 harfliyim. Onlar 3 harfliyse ben 5 harfliyim diyecek. Adı ne mesela? Diyelim ki 3 harfli isim Ali. Değil mi? Hemen ilave edecek. İsmine. Ben Ali Nur'um 6 harfliyim diyecek. Allah Allah'ın idarlarıyla yürüyecek. Bu ne ya? Bir de adamlardan ayırılacak kadınlar. Kendinize gelin. Diğer alemlerde de tarikata, mürşide tabi olma var mı? Siz bu alemi bitirin. Diğerine sıra gelir inşallah. Öldükten sonra nefsimiz bizimle birlikte oluyor mu? Veya görevini tamamlamış mı oluyor? Eee ne yapacaksın? Nefsini gömeceksin mi bir yere? Evangelist tarikatı, Siyonist, Hristiyanlar bunlar kimdir?
Bu ara gündemde. Allah yardımcı olsun. Geçen gün paylaşımlarınızda okudum. Arap Şükrü'deki Yahudi'nin yaptırdığı çeşme, Müslüman'a buradan su içmek haram, Hristiyan'a Yahudi'ye helal, rahip Brunson tutuklandı, Hristiyan alemi ayaklandı. Müslümanlar ölüyor, tutuklanıyor, ümmet sessiz. Biz bu uykudan uyanabilecek miyiz demişsiniz. Eee inşallah uyanırız. Nasıl Brunson'u tutukladılar bak değil mi? Ayağa kalktı ortalık. Beklenen mi, geldi mi? Şunlara da bakayım, öylesi şey yapayım. Bu, burada birisinin adına bir şey okunması için gelmiş. Biz bu tip şeyleri buradan yapmıyoruz hakkınızı helal edin.
Hz. Ayşe validemizi, süt amcası bulunan, eflah ziyarete gelmişti. Hz. Ayşe onu içeri kabul etmedi. Kendi kendine ben süt emmiş isem onun yengesinden emdim. Süt annesinin kayınbidarı ile ne alakam olabilir diye düşünmüştü. Durumu Efendimiz açtı. Resul-ü Ekrem, o senin süt amcanındır. Onun ziyaretini kabul edebilirsin buyurdu. Biz süt amca diye bir hüküm yok olarak biliyorduk. Buradaki süt amcalık hukuku nedir, kimlerdir? Buna nikah düşüyor yalnız yine. Haberiniz olsun. Süt amcaya nikah düşer. Aynı memeden emenlere sadece nikah düşmez. Soru sahibi, aynı sistemde mi gideceğiz? Farklı farklı konular mı, aynı konu mu?
Bir konu mu? Kaç sayfa? 21 sayfa diyor en son. Maşallah. Bu bir günlük mesele değil o zaman. Yazılacak, çizilecek şeyler var mı? Gardınızı alın ona göre. Dikkatinizi toplayın. Bu gene kolay bir şey değildir. Kaç ayda tamamladın? İki ayda hazırlanmış bir soru. Aslında her şey, hadiste yeni eflatınculuk ve gnostik unsurlar. İgnaz Goldziher, öyle mi? 15. Uluslararası Oryantalistler Kongresi'nde, Kopenhank, İslam bölümündeki bir tebliğden okumamla başladı. Şöyle bir cimle, Muhammediye sorunu nereye gider?
Geçen gün Instagram'da, Hak Levlake dedi, Sana ismi Nur efendim. Tasavvuf vakfı. Okuyunca, Soruyu soralım dedim. Levlake, Sen olmasaydın. İki taraf var. Bugün zor olacak çünkü taraflar. Bugün zor olacak çünkü taraflar. Öyle mi? Burada amacım doğruyu bulmak. Bunun için de bazen yanlışları da bilmek gerekir.
Bu yazıdaki her şey alıntıdır. Bu sebeple doğruluklarını bilmem ve ispatlamam mümkün değil. Başlayalım. Şu benim divane gönlüm yine hübdan hüba düştü. Mahcemalin şulesine çalkanılıp, çalkalanıp göle düştü. Kiminin meskeni külham, kimi derviş, kimi sultan, kimi öz yerine mihmam, bana yardan cüda düştü.
Kimi yar ile gezer, kimi canından bezer, kimi atlas libas giyer, şükür bana aba düştü. Kul Yusuf'um der bu demler, gözümden akıttın nemler, benim çektiğim bu sitemler, bana yardan reva düştü. Kul Yusuf. Buraya dalalım mı biraz ya? Buradaki böyle okuyup da geçemeyeceğim ben şimdi. Sufilik gönül işidir. Sufilik tecelliyete ram olma, önüne geleni yaşama işidir. Sufilik akılla bir şeyi projelendirip öyle yaşamak değildir. Sufilik'in bir felsefesini yazanlar, felsefesini çizenler vardır.
Bir de yaşayanlar vardır. Felsefesini yazanlar, çizenler yaşayanlara bakaraktan, yaşayanların söylediklerinden onu yazıp çizerler. Oysa yaşayan oturup belki de yazıp çizemez. Çünkü bir anı anlamak, bir anı yaşamak, bir rüyayı, bir hali olan hadiseyi, gözünün önünde tecelli eden harikulade hal veya harikulade olmayan halleri yaşamak farklı bir şeydir.
Aslında sufilik başlı başına bu noktada hayatı yaşamaktır ve hayatı yaşarken onu tanımak, onu bilmek, onu sevmektir sufilik. O yüzden asıl sufiliği bu noktada yaşamak, aşık olmak, mücadele etmek, aşıklığının mücadelesini vermek olarak tanımlamak gerekir. Çok tanımlaması olur da bugünkü dile düşen bu oldu. Şu benim divane gönlüm yine hubdan huba düştü. Hub, sevmek demek. Şu benim divane gönlüm hubdan huba düştü. Yani yine sevgiden sevgiye geçti. Düşmek olarak nitelendiriyor. Yani sevmek aşıklıktan sevgiye düşülür. Sevmekten tekrar aşıklığa çıkmak için uğraşılır. Sufi hiçbir zaman sevgi perdesinden aşağı düşmez.
Sufinin yaşadığı alan sevgi perdesidir. Sevmektir. Yaşadığı alan. Onun öyle anları vardır ki, öyle anları vardır ki, o esnada o aşıklık perdesine geçer. Aşıklık perdesine geçtiği anda onun bütün halet-i ruhuyesi değişir. O esnada onun bakışı değişir, duyuşu değişir, sezişi değişir, hali değişir. O esnada aşıklık dairesinde aşıklık perdesine bir kural koymak, bir kanun koymak mümkün değildir.
Hup'tan hub'a düştü, aşıklıktan sevgiye düştü. Kırmızılıktan şedid bir şekilde, alev gibi olmaktan pembeliğe düştü. Hup'tan hub'a düştü, ondan aşağı değil. Şu benim divane gönlüm yine hub'dan hub'a düştü. Yani aşıklıktan sevgiye düştü. Mahcemalin şulesine, çalkalanıp göle düştü. Onun cemalinin bir tecelliyatına, cemalinin şulesi dediği bir ışığı, cemalinin bir yere aksetmesi, cemalinin bir yerde tecelli etmesi, cemalinin bir yere, cemalinin bir anı, cemalinden gelme bir nur, cemalinden gelme bir perde, cemalinden gelme bir an, bir yere düştü. Bu ne? Mahcemalin şulesine.
Bir cemale, yani bir cemal, mahcemalin şulesine. İster bunu bir cemal olarak görün, cemalden cemale düştü, isterse kendi cemaline düştü. İsterse başka bir perdede, başka bir perdede cemalin bir tecelliyatını seyretti. Çalkalanıp göle düştü. O esnada o cemalullah, o cemalden gelen esinti de ne oldu? Göle düştü. Göl diye nitelendirdiğinde, sufinin gönlü, kendisini göl olarak nitelendirmiş. Yani benim gönlüme düştü manasında. Kiminin meskeni külhan, külhan ne? Hamamda ateşçi. Kiminin meskeni külhan, kimdi meskeni külhan olan? İbrahim Ethem Hazretlerinin fırınının karşısındaki külhancı.
Ne diyordu külhancı? Ya Rabbi, bu camiyi yaptıran İbrahim Ethem denilen zatmış. Onu görmeden benim canımı alma ya Rabbi. Kiminin meskeni külhan, İbrahim Ethem yıllar sonra Bel şehrine gelir. Kendi yaptırdığı camide gecelemek ister. Yatsı namazını kılar, yatsı namazından sonra orada dururken imam gelir, kalk şuradan der. Der ki ben burada sabahlasam olmaz mı? Ona der ki bu cami kimin bilir misin? Burası der İbrahim Ethem yaptırdı. Bunlar halıları, ipekten halıları güzel, nadide, tarihi eser. Buradaki levhalar, her şey kıymetli. Çık dışarı der. Bu çıkmak istemez biraz böyle ısrar eder. Ben İbrahim Ethem'im de diyemez. Diyemezsin ben İbrahim Ethem'im diye.
Diyen nefsine uymuştur. İmam ne yapar? İhtiyar yaşlı adam savutturur gider. Savrulunca o da yuvarlana yuvarlana karşılığında hamam var. Önceden cami inşaatı olmazdan önce onun karşısına hamam yapılırdı. Birinci yapılan şey hamamdır. Neden? Orada çalışanlar yıkanacak, temizlenecek, gusül abdesti alacak. Her gün gusül abdestiyle caminin taşlarını koyacaklar. Böyle dikkatliler. Cami demek bir kültür demektir her şeyden önce. Cami demek medeniyet demektir. Bir caminin etrafında kütüphane olması gerekir. Medreseler olması gerekir. Medreseler olması gerekir. Orada şehrin en büyük kütüphanesinin olması gerekir. Şehrin en büyük kütüphanesinin olması gerekir.
Camiler dedikodu mekanizmasının yeri değildir. Camilerde çay ocağı olmaz, kahvehane olmaz. Caminin altı market üstü cami olmaz. Yok böyle bir medeniyet. Bu İslam medeniyeti değil. Camiler ticarethane değildir. Caminin yanı başında bir dükkan. Aman kiraya verelim de caminin masrafı çıksın. Yok böyle bizim medeniyetimizde. Caminin etrafı sadece bir medeniyet, bir kültür yeridir. Medresesi olur, fakir fukaranın yemek yiyeceği bir yer olur. Ondan sonra orada kütüphanesi olur, hamamı olur, tuvaleti olur. Caminin tuvaletinde para mı olur? Caminin tuvaleti para mı olur?
Caminin tuvaletinde, tekkenin tuvaletinde para olmaz. Olmaz. Oluyor. Biz yaptık oldu. Hilkat garibisi camiler var. Bir de onun derneği var. Bir de dernekte kavga dövüş. O ona kiraya vermeye çalışıyor. O ona kiraya vermeye çalışıyor. Onlar kirayı nasıl hübleteceğiz diye uğraşıyor. Peşkeş çekiyorlar bir yerlere. Ne? Cami. Allah muhafaza eylesin. İşte o İbrahim Ethem, külhancının kapısının önüne kadar gelir, alır külhancı içerini. İbrahim Ethem bakar, evliyadan bir zatı veli.
Başlar konuşmaya. Külhancı der ki, bütün dualarım kabul oldu bugüne kadar. Çoluğu çocuğu evlendirdik, şöyle oldu, böyle oldu. Allah'a ne dua ettiysem Cenab-ı Hak verdi. Bir duam kaldı der. O da der sorar. Ne? Bu camiyi, bu hamamı yaptıran, mübarek bir zat varmış İbrahim Ethem. Büyük veli diyorlar. Eee, Ya Rabbi onun yüzünü görmeden, benim canımı alma diye dua ettim. O duamın tecellisini bekliyorum der. İbrahim Ethem kalkar ayağa. Sen ne mübarek insanmışsın. Gel bir sarılayım sana der. Gelir sarılır, tam böyle yüzüne bakar. İbrahim Ethem benim der. Allah der ölür.
Kiminin meskeni külhan? Kimisi külhandadır. Sen onu bir şeye benzetemezsin. Halk içerisinde muteber bir iş yapmıyormuş gibi görürsün. Muteber iş değildir ya, külhancılık basit insanların yapacağı iştir. Külhancılık. Ne iş yapıyor? Eee, hamamda külhan. Kız bile vermezler. Kimi derviş, kimi sultan. Kimisi derviş olmuş. Kimisi sultan. Bir yerde padişah olmuş, bürokrat olmuş, bir şey olmuş, büyük adam olmuş. Kimi öz yarine mihmam. Kimisi de o yare, o sevgiliye hizmetkar olmuş.
Mihmam. Bana yardan cüda düştü. Herkes böyle bir güzellikler olmuş. Ben de diyor cüda, bana yardan cüda düştü. Ben de yardan ayrı kaldım. Kimi derviş oldu, kimi sultan oldu, kimisi veli oldu. Külhan dediği o. Ben de yardan ayrı düştüm diyor. Yardan bana da ayrı kalmak düştü. Kimi yar ile gezer, kimi canından bezer, kimi atlas libas giyer, şükür bana aba düştü.
Kimi şataat yapar, yar ile gezdiğini söyler, kimi gerçekten yar ile geziyordur. Kimisi imtihanların altında canından bezmiştir. İmtihandan imtihana, imtihandan imtihana, canından bezmiştir. Kimisine de öyle olmuştur ki atlas libas giyer. Hayatı hayattır. Şükür bana da aba düştü. Aba, kaba kumaş. Önceden dervişler giyerlermiş. Bir zaman keçeden yapılırmış. Keçeden. Sufiler keçeden kıyafet giyerlermiş. Tek kıyafet, keçeden. Aba dedikleri o. Cübbe değil. Tek kıyafet, keçeden. Kaşındırır, rahatsız eder, uyutmaz. Özelliği o.
Yünden yapılma. İnce keçeden. Aba dedikleri o. Aba dedikleri palto değil. Cübbe değil. Aba dediği o. Bana da diyor şükür. Aba düştü. Sufilerin giydiği, o kaba, saf yünden yapılmış bir elbise düştü. Yani şükür buna. Bu beni rahatsız etmiyor. Ben buna şükrediyor. Benim vücudumu örtüyor. Her ne kadar kaşındırıyor. Her ne kadar beni rahatsız ediyor. Beni uyutmuyorsa şükür bana da diyor. Aba düştü. Kul Yusuf'um der bu demler. Gözümden akıttın nemler. Benim çektiğim bu sitemler. Bana yardan reva düştü. Benim başıma gelen her ne geldiyse, sıkıntı, dert, her ne düştüyse hepsi de bana yardan reva düştü. Yani bunlar da bana yar benim için uygun görmüş, bana layık görmüş, onlar da bana düştü diyor.
Eyvallah. Tasavvuf felsefesinin tartışmalı konularından biri de hakikati Muhammediye meselesidir. Genellikle Abdullah et-Tusleri ile başladığı söylenir. Hakim Tirmizi ile devam etmiş, Arabi ile zirve yapmıştır. Söz konusu görüşü de Mevlana Celalat-ı Numi de destekler. Evet bu normalde hakikati Muhammediye ile alakalı mesele bu ilk Sufilere kadar dayanır.
Bunun normalde Tuzleri'den başladığı söylense de Tuzleri'den öncesine kadar gider bu. Yazılı yazılarda belki de işte Tuzleri, Kindi ondan sonra hemen hemen Kindi'den başladığı söylenir. İlk yazılı Sufi yazıtları belgeleri Kindi ile başlar bu manada. Ama Kindi'den öncesi vardır bunun. Normalde ilk sahabeden hemen sonra başlayan, şimdi ismi gelmedi aklıma.
Ondan itibaren başlar. Normalde bunu hakikati Muhammediye meselesini, bunlar genel olarak işte tabiri caizse teknikleştirmeye çalışmışlardır. Ama bu Ashab-ı Resulullah'ın zamanına kadar gider. Hadis-i şeriflere kadar gider bu. Bu mesele evet bir kısım bu işin müteşabih ve sufi hayat ve düşüncesinden uzak olanlar bunu biraz reddederler. Ama bunu ta Ashab'a kadar gider. Hadisler de var söz konusu olunca inşallah onları da aklımıza gelirse anlatmaya çalışırız. Görüşü Mevlana Cerahat-ı Rumide destekler. Bu normalde genel olarak Sufilerin cehri zikir erbabının büyük bir çoğunluğu bu hakikati Muhammediye meselesinin içerisindedir.
Bütün cehri erbab. Bu tabi burada sadece Hazreti Mevlana ile Arabi ile kalmaz bu iş. Bu işin ortasında Gazali vardır. Gazali de bu meselenin içindedir. Abdülkadir Geylan, Ahmet-i Rufay, Ahmet-i Bedevi bunlar da hakikati Muhammediye meselesinin içerisindedir. Büyük mutasavvufların, sufilerin, pirlerin hepsi de hakikati Muhammediye meselesinin içindedir. Buna nakşibendilerden ikinci pir dedikleri İmam-ı Rabbani de bunun içindedir. Hatta İmam-ı Rabbani bu normalde Arabinin vahdedi vücudunun değil, vahdedi şuud meselesinde de o ayrıca hakikat-i Muhammediye ayrı işler, ayrı söyler. O da bunun içindedir. O yüzden bu çerçeve geniş bir çerçevedir.
Hakikat-i Muhammediye tezini savunan geniş bir çerçevedir. Bu İslam'ın, İslami dairedeki kimselerin içerisinde çok azı bunu içinde değildir. Böyle o kimlerdir desek aklımıza gelmez. Sonradan eskiler olarak söylüyorum bunu. Sonradan bunu Ali Şeriatiler çıkar, Mevdudiler çıkar, şunlar bunlar çıkar. Bunlar da zaten sonradan olma, sonradan çıkma şeylerdir. Bunların asıl temel maksadı hadislere ve sufilere karşı duruşlarındandır. Senin hoşuna gitmeyecek tabi bu soruyu hazırlayan için söylüyorum. Evet, mesela hakikat-i Muhammediye duruşunu son 200 yılın sufi ve hadis inkarcıları kabul etmezler. Bunlar Amerikan standlıdır, İngiliz standlıdır.
Bunlar normalde Avrupa standlıdır. Bunlar İslam dünyasının sufilikle bağını koparmaya çalışan düşüncedir. Hadislerle bağını koparmaya çalışan düşüncedir. Bunların arkasında İslam dünyasını köleleştirme, İslam dünyasını iyice yok etme, İslam dünyasını batının eksenine çekme düşüncesi vardır. Çünkü İslam dünyasında sufi hareketler olduğu müddetçe, dikkat edin, sufi hareketler olduğu müddetçe batı bundan rahatsız olacaktır.
Her yeri idare edebilirler. Bir cemaati idare etmeniz kolaydır. Bir cemaati sevk ve idare etmeniz kolaydır. Bir parti sevk ve idare edersiniz. Bir cemaati sevk ve idare edersiniz. Bir sufi mekanizmayı, gerçek bir sufi mekanizmayı idare edemezsiniz. Bazen şatahatvari gibi gelir size. Ben derim ki kim şeyhlik yapacaksa gelsin bu cemaate şeyhlik yapsın derim. Bakın bu şatahatvari bir söz gibi gelebilir size. Ben niçin böyle konuşurum biliyor musunuz? Ben bu arkadaşların, bu arkadaşların Kur'an ve sünneti iyi bildiklerine, kendilerine yetecek kadar iyi bildiklerine inanırım. Ben burada bireysel değil, bütün arkadaşları etkileyecek bir hata yapsam, arkadaşlar buna uymaz ve beni uyarırlar.
Ben bunu çok iyi biliyorum. Evet, bundan benim rahatsız olmacağımı da bütün arkadaşlar bilirler. O yüzden ben derim ki kim şeyhlik yapacaksa gelsin burada yapsın yapabilecekse. Ben Şeyh Efendi Hazretleri vefat ettikten sonra çok şeyhim diyenin elinden tuttum gel dedim yap. Ben sana tabi olacağım dedim. Çok şatahatvari olacak. Türkiye'de bu cemaate şeyhlik yapacak bir şey yok. Evet, sebep bu kardeşler 30 yıldan beri Kur'an ve sünneti ve sufili iyi biliyorlar. Bu gibi topluluklar, bizim gibi, bu böyle bir topluluklar az olabilirler. Zaten çok olurlarsa sıkıntı vardır.
Neden az olurlar? Orada çünkü incelenir, sık dokunur. Orada bir disiplin vardır. Orada işleyiş Kur'an ve sünnet üzerine gelir. Herkesin nefsi onu kaldırmaz. O yüzden az olurlar. Ama meselenin kalbi hükmündedirler. Meselenin kalbi hükmünde olduğundan bütün herkes etkilenir onlardan. Ve bu batı ve batıcıların işine gelmez. Neden? Yönlendiremez, yönetemez. Bakın yönlendiremez ve yönetemez. Buraya bir NATO'dan bir adam gelip bizim içimizde bizi yönlendiremez. CIA'dan bir adam gelip bizim içimize girip bizi yönlendiremez. Mossad'dan birisi gelip bizim içimize girip bizi yönlendiremez. İngiltere'den birisi gelip bizim içimize girip bizi yönlendiremez.
Yönlendirme kapılarının hepsi de bu arkadaşlarda kapalıdır. Bir, biz belediyelerin kapısında, belediyelerin kapısında para alacağız, maaş alacağız, ihale alacağız diye beklemeyiz. İki, biz devletin kapısında beklemeyiz. Bizden arkadaşları işe alacaksın, şuraya memur yapacaksın, buraya amir yapacaksın, şunu yapacaksın, bunu yapacaksın diye beklemeyiz. Üç, bize hiç kimse dışarıdan paradır, puldur, şudur, budur veremez. Kabul etmeyiz. Dört, bize birisi dışarıdan şu yardımı edeceğiz dese dur kardeşim, biz istemiyoruz deriz. Bize gelecek olan yönlendirme kapılarının hepsi de kapalıdır. Bir, bizi sevmezler, sevmezler.
Bizi istemezler, istemezler. Sebep, biz Kur'an ve sünnetten taviz vermeyiz. Sufilik dairesinden taviz vermeyiz. Ben şeyhimin mezarının başında şunu söyledim. Arkadaşlar, şeyhimin bana vasiyeti var. İstihara yapacaksınız, rüyanızda kimi görüyorsanız ona gidip bağlanacaksınız. Bana şeyhimin vasiyetiydi bu. Vasiyet ediyorum tekrar bakın. Ölüm herkes için hak. Ben öldüğümde herkes istihara yapıp, istaresinde gördüğü kimseye gidip intisap edecek. Bu ne demek biliyor musunuz? Bütün yönlendirme ve yönetmelere karşı bir duruş bu. Ben arkamda şirket bırakmayacağım, okul bırakmayacağım, radyo bırakmayacağım, dergi bırakmayacağım, gazete bırakmayacağım, arkamda yurt bırakmayacağım.
Paralı akçeli işler bırakmayacağım, arkamda bunların yönetilmesi için birisine ihtiyacınız olmayacak. Bu dergahın parası, pulu, malı, mülkü olmayacak. Herkes Allah için istihara yapacak, rüyasında gördüğü kimseye gidecek. İşte bu bütün yönlendirme ve yönetilmelere karşı bir duruştur. O yüzden gerçek sufiliği, gerçek sufiliği, batı ve hegemenist yapılar istemez.
Evet ve batıya ve batıcılara yalakalık yapan, İslam'ın içerisinden çıkan, Mevdudu gibi, Abduh gibi, Ali Şerati gibi, onlardan çıkma, Edip Yüksel gibi kimseler Kur'an ve sünnet dairesinde duran bir sufiliği istemezler. Mustafa İslamoğlu gibi kaderi ve kaderi ve hadisleri inkar edenler istemezler.
Adnan içeri girdi, istemez. Türkiye'de belirli gruplar, belirli ekoller istemezler hadislere sımsıkı bağlı. Daha da ileriyi götürebilirim ben hadislere sımsıkı bağlılığı kimlerin istemediğini. Acı şeylerdir bunlar. Refah Partisi'nin içerisinde bir grup dahi hadisleri inkar eder, istemezler. Bunlar Türkiye'de konuşulmayan şeylerdir.
Bakın bunlar Türkiye'de konuşulmayan şeylerdir. Konuşamazlar. Neden? Beslenirler başka yerlerden. Beslendikleri ağa babaları böyle ister onların. Nemalandıkları ağa babaları böyle ister çünkü. Amerikan babaları, Alman babaları, Fransız babaları, İngiliz babaları, İsrail babaları böyle ister çünkü.
Meşhur derim ya, kim hadisleri inkar ederse bile bile inkar ediyorsa küfür ehlidir. Neden hadisleri inkar ederler? Çünkü dünya global sistemini elinde bulandıran o güçler hadislerden rahatsızlar. Çünkü hadisler teröre karşı, içkiye karşı, fuşa karşı, zulme karşı, faize karşı hadis-i şerifler kim içki içerse iman üzerine içemez.
Hadis-i şerif kim zina ederse iman üzerine edemez. Hadis-i şerif kim mümin kardeşinden faiz alırsa iman üzerine alamaz. Hadis-i şerif bunlar rahatsız eder insanları. Bunlar rahatsız eder. Kim zina, evli bir kimse zina derse rejim cezası var. Rahatsız oluyorlar bundan. Bunlar rahatsız, kıyı nikah kardeşim.
Bunlar rahatsız oluyorlar. Adam burada içemiyor, tirli sakal Dubai'de içiyor şerefsiz. Çünkü neden? İslam satacak burada, Müslümanlık satacak burada. Gidecek Dubai'de, 8 yıldızlı otelde, kadehini yudumlayacak. Gelecek burada, Müslümanlık satacak bana. Adamın kıytırık bir işi var, Dubai'de tatil yapıyor. Hanımıyla, çocuğuyla beraber. Nerede? Dubai'de. Ne iş yapıyor bu? Hanımı öğretmen nerede? İlahi, imam hatipte. Kendine şu işi yapıyor. Nerede? Dubai'de. Ne yaptı? 15 günlük izin yaptı. 15 gün Dubai'de. Tabii kadehler. Ha gel burada, İslam sat. Sonra gel burada, FETÖ kırıcı ol bir de sen. Bununla, revaçtasın çünkü şimdi.
Adam, FETÖ kırıcı, FETÖ düşmanı, FETÖ bükücü. Herkes alkışlıyor onu. Neden? Bununla meşhur oldu. Vay maşallah, subhanallah. Ama, hadisleri inkar edecek. Buhari'ye yalancı diyecek. Tirmizi'ye yalancı diyecek. Gazali, bırak şu adamı onun yüzünden İslam dünyası gelişmedi diyecek. Oturmuş kendi zamanına kadar gelen bütün felsefecilerle çelik çomak oynar gibi oynamış. Gazali, onun hıncı var batıda. Gazali'ye bir cevap yazamadı henüz daha batı. E tabii Gazali'yi alaşağı edecek. O yüzden bu hakikat-i Muhammediye düşüncesine, düşüncesine batıcılar, yeni batıcılar ve İslam dünyasında yeni İslamcılar karşılar. Karşı olanlar bunlar. Allah-alem ilişkisini açıklamak üzere ilk olarak Arabi tarafından varlık mertebeleri, nazariyesi geliştirildi.
Bunu Arabi ilk defa geliştirmedi. Bunda normalde kindinin de bunda payı var. Bunda tirmizinin de bunda payı var. Yani geriye doğru gittiğimizde bunda şeylerin, hadis-i şeriflerin payı var. Miracı nereye koyacağız? Birinci gök, ikinci gök, üçüncü gök, dördüncü gök, beşinci gök, altıncı gök, yedinci gök. Ondan sonra cehennem tabakaları, ondan sonra cennet tabakaları, ondan sonra arşala tabakaları. Yani lef-i muhafız tabakaları, sonra arşala. Bunlardan bahseden, varlık-alem ilişkisinden bahseden hadisler var. Varlık-alem ilişkisinden bahseden ayetler var. O yüzden bu meseleyi sadece Arabi'ye bağlamak, yani ayetten haberi olmamak, hadisten haberi olmamak olur. Yani varlık-alem ilişkisini, bu normalde Çanakkale'de aslında hiç kimse farkında değil, biz cemaat olarak da farkında değiliz.
Orada Arabi'nin en önemli eser olan Füsus'u orada şerh etmeye çalışıyoruz. Aslında Füsus'u orada adım adım cümle cümle şerh ederken, sırf bu varlık-alem ilişkisinde, bu Arabi'nin bir metaforu, bir felsefesi olmadığını ispat etmek için ayetlerle, hadislerle anlatmaya çalışıyorum. Oraya dikkat edin. Aslında belki de, Allah affetsin, bu şatahat varı olacak belki de ama, belki de ilk defa Füsus'u ayet ve hadisle okuyoruz.
Ayet ve hadisle. Hatta ilk defa Mesnevi'yi de ayet ve hadisle okuyoruz. Mesnevi'yi de, Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri bir veliydi, bir İslam velisi, bir Muhammedi velisi, Hazreti Mevlana Celalet-i Ruma Hazretleri de bir İslam velisi, bir Muhammedi veliydi. O yüzden onlar Kur'an ve sünnet çerçevesinde her şeyi anlattılar.
Benim tezim bu. O yüzden onların anlattıkları, söylediklerinin karşılığı olarak bu fakiri yapabildiğince ayetten ve hadisten ölçüler getiriyorum. Buna göre varlık, zuhur mertebelerinin ikincisi olan ve ilk taeyyün ismi de verilen Hakikat-ı Muhammediye ile başlamakta. Evet, bakın bu böyle söyler ama bununla alakalı hadisi kutsi vardır. Hadisi kutsu nedir? Hadisi kutsu der ki, ben bilinmez idim. Meşhurdur. Bilinmekliyi istedim. Bir şey yarattım. Bu varlık mertebelerinin başlangıcıdır. Bunu Muhyiddin İbni Arabi'ye bağlamak mümkün değildir. Muhyiddin İbni Arabi zaten bu sözünü bu hadisi kutsuya bağlar. Bilinmez idim, la taeyyündür.
Arabi der ki bu hale la taeyyün, yani taeyyünsüzlük der. Bilinmeyi istedim birinci taeyyündür der. Bir şey yarattım, ikinci taeyyün der. Arabi. Bilinmekli istemesi Allah'ın Allah olarak tecelliyata zuhur etmesidir. Ve bir şey yaratması işte o yarattığı şey. Ona bir şey dediği şey, hani onu İmam-ı Azam da bir şey der ona. İlk yaratılana. Ve İmam-ı Azam bir şey olduğuna hükmeder. Bir şey der, bir şey lafzını da İmam-ı Azam koyar. Hakikat-i Muhammediye ölçüsüne İmam-ı Azam da dahildir o daireye. İmam-ı Şafi de dahildir. İmam-ı Hambel de dahildir. İmam-ı Malik de dahildir. Dört mezhep imamının dördü de hakikat-i Muhammediye noktasında durur.
Yani onlar mezhep imamlarının dahi tasdik ettiği bir şeydir o. Bakın mezhep imamlarının dahi tasdik ettiği bir şeydir. Hakikat-i Muhammediye ile başlamakta ve en son örtü olan insan ile son bulmaktadır. Evet. Bu varlık dereceleri, varlık mertebeleri son olarak insanda son bulur. Ve insanın da en mükemmeli, en kamil olanı, en yücesi, en yücesi Hazreti Muhammed-i Mustafa'dır.
Sallallahu aleyhi ve sellem. Ve hakikat dairesi Hazreti Muhammed-i Mustafa ile başlayıp Hazreti Muhammed-i Mustafa ile biter. Bu varlığın insan noktası ve varlığın diğer mertebeleri. Devam edeceğiz. Buna göre cismani ve ruhani, vahdet ve vahidiyet mertebelerin cümlesini kendisinde toplayan en hayırlı tecelli, en son örtü insandır. Evet. Bütün varlık insana gebedir. Bütün varlık. Varoluşun başlangıcı insana gebedir. Ve varoluşun başlangıcı insana gebedir. Bu şuna benzer. Siz bir çekirdek ekersiniz, kocaman bir ağaç çıkar, o meyveye gebedir. O meyvesi için onu ekmişinizdir. O küçük çekirdek ağaç olur ve meyve verir.
İnsan da bu varlık ağacının meyvesi hükmündedir. Meyvesi hükmünde. Varlık tamamiyetle insanın üzerine kurulmuştur. İnsan üzerine. Ve Cenab-ı Hak da zaten bunu hadisi kudside beyan etmiştir. Alemi Adem'in suretinde, Adem'i de kendi suretimde yarattım der. Tabi hadis inkarcıları bu hadisleri inkar eder. Bu dediğim Ali Şeriatı'dan tutun da, Abduh'dan tutun da, Mevdu'dan tutun da bu kimselerin hepsi de az önce söylediğim varlık mertebeleri noktasındaki o ben bilinmez idim, hadisi kudsisini de inkar ederler. Evet. Hadisi kudsi inkar ederler. Aslında bunun arkasında şu var. Hani İslam dünyasının içerisinde katmaya çalışırlar ya, yani evrim var mıdır? Vardır.
Evrimi kabul etmek, evrimin varoluşunu kabul etmek İslam'a aykırı değildir diyen, bize böyle yumuşak, soft gelen böyle, aa tabi ya ne olacak ya, evrimde olabilir, neden olmasın diyen görüş var ya, Mevdu'da bunun içindedir, Abduh'da bunun içindedir, Ali Şeriatı'da bunun içindedir. Ben böyle isimleri çok ezberleyemeyim, bunlar bunun içindedir. Bunun arkasında batı vardır. Neden? Çünkü onlar insanın evrimleşerekten maymundan geldiğini söyler. Maymundan geldiğini söylersen bütün dinleri çöpe atacaksın. Museviliği de, İseviliği de, Muhammediliği de, İbrahimiliği de hepsinde çöpe atacaksın. Sebep? İnsan evrimleşti, maymundan insana döndü. İnsandan yeniden maymuna dönebilir, başka bir şeye dönebilir.
O zaman yani bütün ilahi dinler, Adem var, Adem'den yaratıldığı ilk peygamber o, İseviler buna inanıyor, Museviler buna inanıyor, İbrahimiler buna inanıyor, Muhammediler buna inanıyor, Tao buna inanıyor, Buda, Budistler buna inanıyor, Hindiler buna inanıyor, Yahudilerle dövüşüyor bütün dünya ama Museviler de buna inanıyor. Museviler de diyor Adem'den geldik, İseviler diyor Adem'den geldik, Muhammediler geliyor Adem'den geldik. Batı dinsizleri diyorlar ki, biz maymundan geldik, Vatikan diyor ki Adem'den geldik. Böylece sinsi bir oyun var. Ne? Bütün ilahi dinleri çöpe atma oyunu var.
Dünya insanlığını köleleştirme, dünya insanlığını zalim bir iktidarın eline bırakma anlayışı var bu. Şeytani decjalist bir anlayış. O yüzden evrimi kabul ettirmeye çalışıyorlar. Kimle bize girecek ya? Ayetler var. Adem'i yarattığına dair. Ya sana Adem'den gelmiyorum dediğin anda ayetleri inkar ediyorum. Sonra inkar, yani karşı komple Müslümanları karşı alacaksın. Ya işte o maymundan gelen ilk insan Adem olabilir. Bunu söylüyor bu sefer sana. Arkasında çok büyük bir gizli oyun var, kirli bir oyun var. Ya Mısır el-Esser'in müftüsü kim? Abdu kardeş. Abdu'nun Kur'an ve sünnet ilmi yok.
Abdu felsefeci. Abdu mason, 33 dereceli. Bu adam mason, 33 dereceli mason Abdu. Fransa'da, İngiltere'de, Avrupa'da eğitim görmüş, 33 dereceli mason. Bunu neyin başına koydular? Eser'in başına. Aha Eser ne halde şu anda? Abduh'un talebelerini izleyin. Abduh'un talebelerinin talebelerini, onların talebelerini izleyin. Ankara İlahiyat Fakültesini göreceksiniz. İzmir İlahiyat Fakültesini göreceksiniz. İstanbul İlahiyat Fakültesini göreceksiniz. Diyanet'in içini göreceksiniz. Türkiye'deki cemaat yapılanmalarını göreceksiniz.
Öğrencilerini izleyin. Abduh'u yazın. Hepinizin elinde var. Castıkı castıkı müzik dinleyeceğiz diye uğraşmayın. Hazreti Google'a yazın. Abduh deyin. Abduh'un ne çıktı? Ne yazdığını çıkarın orada. Abduh'un talebelerini. Abduh'un talebelerini görün. Yemin ediyorum dünya üzerindeki büyük oyunu göreceksiniz. Evet. Türkiye'deki de büyük oyunu göreceksiniz. O zaman benim neden burada ilahiyatçılara laf attı mı, diyanetçilere laf attı mı, belli cemaatlere laf attı mı, belli siyasi mekanizmalara laf attı mı o zaman anlayacaksınız beni. Allah için gidin bakın. Abduh'un geldisine gittisine bakın, talebelerine bakın. Abduh'un talebeleri kimmiş? Pakistan'da kimmiş? Türkiye'de kimmiş?
Evet. Bunu muhakkak görün. Bunu muhakkak görün. Ve o zaman diyeceksiniz ki ya, evet ya, biz sünnet-i Resulullah'a sımsıkı sarılmamız lazım. O zaman bunu anlayacaksınız. O zaman daha iyi anlayacaksınız. Çünkü bu ümmet sünnet-i seneye sımsıkı yapıştığı müddetçe batılı emperyalistlerin en büyük korkusu olacak. Bu ümmet sünnet-i sünnet-i seneye sımsıkı yapışırsa batılı kan emicilerin korkulu rüyası haline gelecek. Şimdi onlar galipmiş gibi duruyorlar. Şimdi onlar galipmiş gibi duruyorlar.
Öyle duruyorlar. Allah bizi affetsin. Evet. Evet. İnsan ilahi suret üzere yaratıldığından bütün isimleri bir araya getiren Allah isminin mazlarıdır. Evet. Bununla alakalı az önceki hadisi, kudsi var ya, alemi, Adem'in sureti de, Adem'i de kendi suretimde yarattım diye. Adem'i kendi suretinde yarattı. İlk önce Adem'i yarattı. Adem'i yarattıktan sonra ona ruhundan ve nurundan üfledi. Ona üfledikten sonra o kalktı yaratılınca. Adem bir tamam insan olarak yaratıldı. O maymundan dönme değil. O hayvandan dönme değil. O bir tamam insan olarak yaratıldı. Ve Adem en o güne kadar yaratılmış olan varlıkların içerisinde en kemal noktada yaratıldı.
Ve Cenab-ı Hak ona bütün isimlerini öğretti. Bütün ona Esma-ül Hüsna'sının tabiri caizse yükledi. Ve dedi ki bütün mahlukata, bütün varlık alemine. Dedik Adem'e sorun ne soracaksanız. Adem'e sorulur. Adem'se Adem'e sorulur. Adem'se Adem'e sorulur. Ve Adem'den cevap alınır.
Çünkü Adem'de bütün isimler vardır. Bu ne demektir biliyor musunuz? Adem'in ayağını sabitesi tamamiyetle Allah'ın ayağını sabitesine bağlıdır. Ondan alır. Ona ne sorarsan cevabını alırsın. Adem öyledir. Adem. Bundan isterseniz ilk insan yaratılmış olarak Adem olarak görün. İster zamanın kutupları veliler olarak görün. İster bütün peygamberler olarak görün. Çünkü Adem'in makamı hiçbir zaman boş kalmaz. Hiçbir zaman. Varlığın çekirdeği hükmü, kalbi hükmündedir. Bütün varlığın. Evet. Hakkın bütün isim ve sıfatlarıyla tam olarak tecelli ettiği varlık insan-ı kamildir.
Evet. Varlığı, hakkın bütün isim ve sıfatlarının kemal noktada tecelli ettiği ayna insan-ı kamildir. Mümin, müminin aynasıdır. Mümin, müminin aynasıdır. Gerçek mümin Allah'ın sıfatıdır. Allah'tır yani. O birbirine aynadır. Hak ona bakar, kendini görür. O hakka bakar, kendini görür. Aynadır. Bu varlık, Arabi'ye göre alemin ruhudur. Bu varlık dediği insan mı? İnsanı kamil. Evet. Bu varlık, Arabi'ye göre alemin ruhudur. Arabi de bunu neden alemin ruhu olarak görür? Çünkü hadis-i şerif.
En son Allah diyen bu dünyadan göç etmedikçe kıyamet kopmaz. En son hakkıyla Allah diyen zamanın son velisi ve kutbudur. O bu dünyadan ayrıldığında alemin ruhu ortadan kaldırılmıştır. Ve alem hızla bozulur. Nasıl insanı insan eden insanın ruhiyse, ruh tekrar ona geri döndürülmez, ondan alındıysa, insanın vücudu hızla bozuluyorsa, kokuyorsa, kullanılmaz hale geliyorsa, hatta iğrenilecek hale geliyorsa, alemin ruhu hükmündeki son insanın kamilin ruhu alınınca, bu alemin de ruhu alındığından alemde bozulma başlar.
Kıyamet budur. Aynı zamanda hakikat-ı Muhammediye olan insanın kamil kavramını ifade etmek için İslam tasavvuf literatöründe farklı dönemlerde pek çok ıstılah kullanılmıştır. Mesela Hz. Peygamber'in manevi hüviyeti olması itibariyle nur-u Muhammedi ve hakikati Muhammediye olarak adlandırıldığı gibi ilk zuhur olduğu için tecelli-i evvel, tüm mahluk ve mevcudatın maddesi olduğu için kabiliyeti evvel, tüm mümkünat kendisinden zuhur ettiği için menşu-i siva gibi isimlerin yanı sıra aklı kül, aklı evvel, zıllı evvel, mevcudu evvel gibi isimlerle adlandırılır.
Konuk El-Hakim 2005-367-368 Bu Avnikonuk Profesör Avnikonu'nun Füsus tercihmesinden alınma bir bölüm. Füsus tercihmesinde de Adem faslından alınma bir bölüm. Avnikonuk Füsus'un ilk faslı olan Adem faslında bunu böyle tarif eder insanın kamil olarak. Bu Allah-u Alem oradan alınma. Avnikonu'nun kendisinden değil mi? Oradan mı aldın yoksa ondan alıntı yapanından mı aldın? Ondan alıntı yapan. Bu dil çünkü komple Avnikonu'nun dili. Zaten altında da konuk olarak yazmış. Avnikonuk Füsus'u bu yeni Türkçe dilde şerh eden hemen hemen en önemli kimselerden birisidir. Dört cilt Füsus şerhi vardır.
Ağırdır biraz. Dili de ağırdır. Bende bu fakirde vardı o. Bir ara Allah rahmet eylesin Şeyh Efendi Hazretleri böyle baktı ona. Okuyor musun bunu dedi. Ben böyle işte ara sıra falan dedim. Çekti oradan birinci cildi verdi benim elime. Oku dedi. Tevhidle alakalı bir bahis çıktı. Onu okudum. Şerh et dedi bana. Evde baş başa ben bana şerh ettim buna. Sen bunu okuma oğlum daha dedi. Peki efendim dedi. Aradan yalan olmasın. İşte üç beş yıl geçti. Ne kadar geçtiyse şimdi. Kitaplıkta aynı yerde duruyor o hiç dokunmamışım. Gene geldi bir gün gene böyle çekti oradan ondan sonra verdi elimi aç dedi açtım. Aynı bahis. Tevhid bahsi.
Oku dedi okudum. Ne anladın dedi. Ne anladığımı anlattım ben şimdi. Bundan sonra okun dedi. Koydu oraya. Bende öyle durdu. Bundan sonra nasıl olsa okurmuşum. Ne yapacağım okuyayım da şimdi dedim ben de. Öyle kaldım. Bir daha okumadım ben. Hala da okumamakta gayret ediyorum. Nasıl olsa okurmuşum. O yüzden okumuyorum ben de. Bu ara zaten gözlerim de iyi değil. Komple attık desek okumaya. Allah fızaf fızaf. Evet. Bu ilk yaratılanın üzerinde değişik zamanlarda değişik kimseler az önce okuduğum gibi bu isimleri ne yapmışlar? Vermeye çalışmışlar. Arabi Muhammed'i hakikatten bahsederken insanın kamil terimini Hz. Muhammed'in yanı sıra Adem ve diğer peygamberle Ebu Yazid el-Bistami gibi şahsiyetleri anlatmak için de kullanır.
Bu da insanın kamilin kim olduğu sorusunu akla getirir. İnsanı kamilden maksat Hz. Muhammed'dir. Başka bir ifadeyle Muhammed'i hakikattir. Evet insanın kamilden normalde söz konusu olan insanın kamilliğin zirvesinde duran, insanın kamilliğin zirvesinde oturan ve oradan hiçbir zaman inmeyecek olan, kendisinden önce ve kendisinden sonra gelecek olan bütün insanın kamillerin fevkinde, üstünde olan Muhammed-i Mustafa'dır.
Yine Arabi en büyük velinin Hz. Muhammed-i Mustafa olduğu, Allah'ı en fazla bilenin ve bilecek olanında Hz. Muhammed-i Mustafa olacağını ve ondan sonra velilerin, ondan sonra dervişlerin bileceğine dair Arabi'nin fütuhatında geçer bu da. Fütuhatında bahisler vardır. Çünkü Allah'ı yeryüzünde, kendisinden önce ve sonra en fazla bilen Hz. Muhammed-i Mustafa'dır.
Sallallahu aleyhi ve sellem. Hatta Arabi, ondan sonra peygamberleri koysa da asıl Muhammed-i velileri koyar. Allah'ı en fazla bilen olarak ve kendi döneminde yaşayan zamanın kutbu, o günkü insanların içerisinde Allah'ı en fazla bilen olarak ifade eder. Tabi bu, o veliler hakikat-i Muhammediye makamından nimetlenirler, nasiplenirler, orada otururlar.
Çünkü o veliler peygamber varisidir. Bu da hadisle sabittir. İnsanın kamil ifadesi gerçek anlamda Hz. Muhammed kullanılmakla beraber o mertebeye ermiş ve fena halinde ulaşmış kimselere de verilir. Çünkü onlar da Muhammed'in aynısı halinde gelmişlerdir. El-Hakim. Evet, az önce belirttiğim gibi zamanın kutupları, kutbu daha doğrusu. O esnada o hakikat-i Muhammediye noktasına ermiş kimsedir. Hakikat-i Muhammediye noktasına ermiş kimse olduğu için bakın burası bir makam noktasıdır. O kimse peygamber olmaz. Bunun da altını çizin. Bu bir makamdır. O makama oturduğundan dolayı diğer insanların en üstündedir manevi manada, tecelliyet manasında. Arabiye göre tüm varlığın aslı olması itibariyle de hakikat-i Muhammediye, Nahl Suresi 40. ayette geçen kün hitabını alanmazlardır.
Ayetteki feye kün olur kısmı ise Hz. Muhammed'in tarihsel şahsiyetine işaret etmektedir. Buna göre kün hitabını alan ilk külli hakikat oluşuyla varlığın evvelidir. Ve tüm varlık Muhammedi varlığı itibariyle Hz. Muhammed'in varlığının aslı ve bereketinden vücut bulmuştur. Yekün olur emri mucibince de son peygamber olarak gelmiştir. Evet, kün feye kün olarak geçer ya Allah ol dediğinde olur. Ol lafzı hakikat-i Muhammediye makamınadır. O yüzden hakikat-i Muhammediye makamına kün ol deninde kün feye kün olur. Yani hakikat-i Muhammediye makamı kendisinin üzerinde tecelli etmiş olan ilahi ilmin tecelli gahı olmuş olur. Ve hakikat-i Muhammediye bu manada kendisine yüklenilmiş ilimle bütün her şey onun üzerinde tecelli eder.
Bakın onun üzerinde tecelli eder. Burada aynı zamanda Arabi'nin panteist olmadığı da çıkar meydana. Arabi'yi panteizmle suçlarlar ya Hz. Mevlana'yı de panteizmle suçlarlar. Bu batıcılar sufileri panteizmle suçlarlar. Bunlar panteist derler. Biz kün ol emrini veren ile kün feye kün olan bir şey vardır. O zaman iki şey çıktı.
Kün bir ol deneyen bir de olunan çıktı. Olunan hiçbir zaman ol diyen değildir. Ol diyen tavır-ı caizse Allah'tır. Olunan ise hakikat-i Muhammediye'nin üzerinden tecelli edendir. Hakikat-i Muhammediye şimdi çizeceğiz gene çaresi yok. Bunu hep size denklem olarak kurguluyorum ya.
Biz madem ki sufilik noktasını ayet-hadis üzerine oturtacağız. Ve biz ayet-hadis üzerine oturtururken de ben hadislerle alakalı bir söz söyledim. Dedim ki bundan sonra zayıf hadisleri de zayıf olarak kabul etmiyorum diye bir söz söyledim. Önceden sohbetlerimde fark ettiyseniz işte bunu hadis kritercileri buna zayıf hadis demişler. Hadis kritercileri buna haber-i vahid demiş. Yok mevzu demiş, yok şunu demiş, yok bunu demiş. Bunları kabul ederdim. Bu hadis düşmanlığı şedid bir noktaya çıkınca hadis düşmanları, hadis düşmanları bu gavurlar, bu gavurcuklar fütursuz bir şekilde saldırmaya başlayınca tarzımı değiştirdim. Dedim ki artık zayıf hadisleri de zayıf hadis olarak nitelendirmeyeceğim.
Kime göre zayıf hadis? X kimseye göre. Kardeş onun X kimsenin söylediğini kabul etmiyorum. Kabul etmemek benim imanımı götürmez. Hatta onun dediğine böyle bir fırsat versen benim imanımı götürebilir. O yüzden onun zayıf hadis dediğine de ben hükmetmeyeceğim. Hayır. Ben bütün hadislere, hadis kitaplarında geçeceğim. Buhari, Müslim, İbni Vace, Tirmizi, İmam Hanbel, Hakim, Müslim hepsini kabul ediyorum. İbni Hibban kabul ediyorum. Zayıfmış kabul ediyorum kardeşim. Bizim kardeşlerimiz komplesi zayıf hadis lafızını kaldıracaklar. Bütün hadisleri kabul ediyoruz biz. Bütün hadisleri. Aklı almıyormuş. Senin aklın almıyormuş. Senin aklın geriymiş. Bana ne ya? Ben senin gibi gerizekalı değilim.
Benim aklım alıyor. Benim kalbim de alıyor. Ali şeriatıya uymak zorunda değilim. Mevdudi'ye uymak zorunda değilim. Değilim. Hadisleri inkar eden necasetlere uymak zorunda değilim. Hadisleri komplesini inkar edenler birer necistir. Necis. Hadis komplesini inkar ediyor. Necistat'ten farkı yoktur. Hadisleri inkar ediyorsa. Evet. Şimdi bu da inkar ettikleri hadis çünkü. Bu söylediğim şey inkar ettikleri hadis. Neydi? Hiçbir şey yok idi. Hiçbir şey yok. Bir şey yarattı. Ondan her şeyi yarattı.
Ben bilinmez idim. Başka bir hadis kudsi. Bilinmekli istedim. Bir şey yarattı. Varlığı anlamamızda. Varlığın derecelendirilmesinde. Varlığın ne olduğunu kavramamızdaki en önemli hadisi kudsilerden iki tanesi. Ben bilinmez idim. Bilinmekli istedim. Bir şey yarattım. Ben bilinmez idim. Bilinmekli istedim. Bir şey yarattım. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü. İlk yaratılan benim. Bunlar hadis inkarcısı necasetlerin reddettiği hadisler. Evet.
Şimdi. Kün feye kün. Ol dedi oldu. Bilinmekli istedi. Kün lafzını söyledi. Bu da ne oldu? Kün feye kün. Bu da feye kün oldu. Bu kün dedi. Allah ol dedi.
Ve o ol lafzı bu bir şeyin üzerinde tecelli etmeye başladı. Burada şunu diyeceksiniz. Bunun soruyu ben kendi kendime soran bir insanım. Hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok. Kün lafzı ne? Bir şey olur ona dersin ki ol. Bu bir şeydir. Ama bir şey yokken dahi. Bir şey yokken. Kün. Ol dedi. Ve feye kün. Oldu. Ol. Bu Cenab-ı Hakk'ın ilmi ilahisinden sudur eden ilim. Burayı bana sorarsanız size verecek olduğum cevap bu. Bu bir şeyi hayal ettiniz. Hayal ettiğiniz şeyin sizin ilmin ilmi ilahinizden sudur etmesi lazım.
Sudur etmesi için sizin hareket etmeniz lazım. O tarafa doğru yönelmeniz lazım. Ol lafzı Allah'ın o tarafa yönelmesidir. Feye kün. O tarafa yöneldi ve oldu. Ve bütün bu alem feye kün olan alemin hepsinin mekanizması, ilmi bu hakikat-ı Muhammed'in içerisinde. Ve alem tamamiyetle oluşu hakikat-ı Muhammed'in içerisinde.
Bakın hakikat-ı Muhammed'in içerisinde. Şunun çalışması, şunun sistematiği, bütün her şeyi hakikat-ı Muhammed'in içerisinde. Bir daire daha çizdim. İnsanı kamil. Sıraladım. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. İlmel yakin kim? İnsan. Varlık tamamiyetle. Aynel yakin. Her şey hakikat-ı Muhammed'in aynasında tecelli ediyor. Her şey. Bakın tekrar söylüyorum. Bütün herkesin burada eksik bildiği bir şey var. Eksik bildiği şey şu. Bu hakikat-ı Muhammed'in matematiği, aritmatiği kendi içerisinde.
Kendine ait. Cenab-ı Hak bütün sıfatsallığını onun üzerinde tecelli ettiriyor. Ama hakikat-ı Muhammed'in kendine ait kuralları ve kanunları içinde. Dünyanın kendine ait kuralları var. Bir anne karnı düşünün. Anne karnının kendine ait kuralları var. Anne karnına dışarıdan müdahale edemiyor hiçbir şey. Müdahale ederse mekanizma basılıyor. İşte yeryüzünde fesat çıkaran, ifsat edenler bunlar. Siz yeryüzünde fesat çıkarıyorsunuz. Neden? Yeryüzünün kendisine ait olan kurallarını bozuyorsunuz. Yeryüzünün kendine ait kurallarını bozunca dengeler bozuluyor. Coğrafik dengeler bozuluyor. Bütün dengeler bozuluyor.
Neden? İnsan fesat çıkarıyor. Hangi insan? Avam. Hayvandan daha aşağı varlık olan insan fesat çıkarıyor. Hayvandan daha aşağı bir varlık olan batı atom bombasını üretip masum insanları katlediyor. Hayvandan daha aşağı varlık olan necaset düşünceli insanlar insanlığın içerisine fuhşu, içkiyi, terörü, fakirliği, yokluğu, yoksulluğu, her türlü ahlak dışı şeyleri yayaraktan fesat çıkarıyorlar.
Bütün bu hayvandan daha aşağı varlık olan ama görüntüsü ismi, görüntüsü insan olan bu şeytani varlıklar bütün insanlığa kan, bütün insanlığa düşmanlık, bütün insanlığa ölüm, bütün insanlığa zulüm getiriyorlar. Bu ne? Bu insanı kamil değil bunlar. Bunlar insandan, insanlık makamından aşağı olan varlıklar. Bakın insanlık makamından aşağı olan varlıklar. Ya bağırıyorlar pedofili pedofili pedofili berçika'da 13 yaşındaki kız çocukları istedikleriyle cinsel ilişkiye girebilir. Batının pedofili anlayışı bu mu? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanlış hesaplamalardan dolayı Hz. Ayşe annemizi 9 yaşında evlendi deyip onu pedofili haşa koyarlar.
Halbuki Hz. Ayşe annemiz 9 yaşında evlenmemiştir. 12-13 yaşında da evlenmemiştir. Ona baktıklarında hicreti hesaplasalar, hicreti Hz. Ayşe annemizin kaç yaşında olduğunu hesaplasalar, Hz. Fatıma'yı hesaplasalar, 12-13 yaşında olmadığını dahi bilecekler. Bize pedofil diye suçlamaya kalkanlar, Belçika'da fuhuş yaşı 13, Hollanda'da 13, İngiltere'de 13'e indirmeye kalktılar, İngiliz muhafaza kalıları ayağa kalktı.
13'e indirttirmeyiz diye, orada 16. Amerika'da bir erkek, pedofil diye suçladığımız bir çocukla ilişkiye girebilir. Bunun kendi tercih hakkı. Amerika'da bir erkek, 12-13 yaşında, 14 yaşında bir erkek çocukla cinsel ilişkiye girebilir. Bu onun kendi insani tercih hakkı. Tabu hadisleri inkar edecek, Ali Şerati'yi de yetiştirecek orada, Abduhu'da yetiştirecek.
Hepsini de kanatlarının altına alacak. Teröristin de alacak kanadının altına, hadis inkarcısını da alacak. Nerede yaşıyor hadis inkarcıları? Amerika'da. Uzantıların nerede? Müslüman dünyasının içinde. Bunlara karşı çıkan ne? Hadisler. Bu ahlaki davranışa karşı çıkan hadisler. Bulacak bir tane, bir de devesidi koyacak masanın üzerine o ahlaksızda. Hadis var diyecek, hadi devesidini iç diyecek. Evet. Sizin de gözünüzü böyle bürecek. İşte yekün emri, yani kün fekün ol dediği oldu. Bu olan ne? Hakikati Muhammediye. Ben bu yekün olmanın bir veçemle bitmediğine, bir veçeyle bittiğine söylüyorum.
Velayet ve nübüvvet fikri de bu meseleyle alakalıdır. Buna göre hüküm koyucu olarak nübüvvet ve risalet Hazreti Muhammed ile son bulmuştur. Ancak onun alemlere rahmet oluşundan tevarüz eden velayet ise devam etmektedir. Bu normalde sadece Arabi'nin değildir bu. Bu normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanında da bu noktada sahabelerin ortak görüşüdür. Tabi'in, teba'i tabi'in ondan sonra gelen bütün zevatta bu noktadadır. Nübüvvet bitmiştir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri nübüvvet benimle son bulmuştur. Ama işte velayet kapısı açıktır manasında hadis-i şerifler var. Aynı zamanda salih rüyalar, hadis-i şerifler var. Velilikle alakalı ayet-i kerimeler var, hadis-i şerifler vardır.
Nübüvvet son bulmuştur. Peki, kendilerinin peygamber olduğunu, nebi olduğunu iddia edenler nerededir? Amerika'da. İslam tarihinin içerisinde kendisini peygamber iddia edenler, bu tip oluşumlar nereye gitmiştir? Hep batıya. Bunlar batıda konuşlanmıştır. Osmanlı'daki şehzadeler gidip batıya sığınmışlardır. Padişah olamayanlar. Batıdan Osmanlı düşmanlığı yapmışlardır. İslam dünyasının içerisinde, İslam dünyasında yer edemeyen satılık zihinler hep batının içerisine gitmiş, batının içerisine sığınmış. Oradan batıdan İslam dünyasına savaş açmışlardır. Onların istedikleri gibi. O yüzden batı dünyasında, batının içerisinde bulunan, kendilerini bu noktada İslam'ın fikir emekçisi, fikircisi, yok işte şucusu bucusu olanların hiçbirisini de kabul etmem.
Hepsini de red ederim. Hepsi de İslam dünyasının ve bu milletin düşmanı hükmündedirler. Gel kardeş, İmam-ı Azam gibi çile çek. Hapse gireceksen gir. Doğruyu haykır. Gel buraya. Senden öncekiler hapse girdi de bir yerleri mi eksildi? Gel. Serahsi gibi kuyuya hapse atıl. Gel. Gel İmam-ı Hanbel gibi idam edilmiyor. Ölüme götürülürken o zalim padişah tahttan düşürülsün ve Cenab-ı Hak sana nefes verdiyse kurtul. Madem ki sen selefin yolundan gideceksin.
Buna inanıyorum ben. O yüzden Amerika'nın kucağında oturan hiç kimsenin hiçbir söylediğine inanmıyorum. Batının kucağında duran hiç kimsenin hiçbir şeysine inanmıyorum. İnanmıyorum. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Mekkeli müşrikler dediler ki kadın istiyorsan istedin kadını sana nikahlayalım. Evliyse boşayalım nikahla. Makam ise gel devletin başına geç sen idare et bizi. Bakın dikkat edin buna. Söz konusu olan para ise aha dediler Mekke devletinin hazineleri sana ait. Sana ait. Şu davandan vazgeç.
Müthiş cevap. Bir elime güneşi verseniz bir elime de ayı verseniz vallahi de billahi de la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim dedi. Dava bu. Bir elime güneşi verseniz bir elime de ayı verseniz olsa ay alemi şahadet ben la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayak izini takip eden sufilerin felsefesi budur.
Onlara kadın teklif etseler hayır derler. Para teklif etseler hayır derler. Makam teklif etseler hayır derler. Biz la ilahe illallah Muhammedun Resulullah yolundayız. Biz o yoldayız. O yüzden böyle zorluklardan kaçmak, sıkıntılardan kaçmak, mücadeleden kaçmak, kaçıp da Amerikan uşağı olmak yok. Kaçıp İngiliz uşağı, Mossad uşağı olup da oradan hadis inkarcılığı, oradan ne bileyim fıkıh inkarcılığı, oradan mezhep inkarcılığı yapmak yok. Evet. Velayet bu manada devam eder.
Peygamberlik son bulmuştur. Peygamberlik son bulmakla beraber dinin hükümleri de tamama ermiştir. Bugün dininizi tamam ettim ve size din olarak İslam'ı seçtim. Din tamam olmuştur. Dinden bir harfi değiştirmek, bir ayeti ortadan kaldırmak, bir hadisi ortadan kaldırmak yoktur. Din tamam olmuştur. Ayetleriyle, hadisleriyle bir tamamdır din. Bir tamamdır. Eksik görenin kendi eksikliğidir. Noksan görenin kendi noksanlığıdır. Kendi noksanlığıdır. Anlayamamıştır. Anlayamamıştır. Biraz daha okucak. Biraz daha ilim tahsil edecek. Gidecek, diş çökecek. Anlamaya çalışacak. O anlamamış. Bilmem kim buna inkar... Anlamamış, inkar ediyor. Anlamamış. Anlamayan inkar eder cahilse.
Ya adam profesör. Bana ne kardeşim istersin? On tane profesör olsun. Anlamadığını inkar ediyor adam. Bana ne? Ya sen anladın mı? Ben anladım kardeşim. Bana yetecek kadar anladım ben. Sen anlamamışsın bana ne? Din tamam oldu. Hiç kimse yeni bir din getirmeyecek. Hiçbir şeyhin, hiçbir alimin yeni bir dini yok. Adam hadisleri inkar ediyorsa yeni bir din oluşturuyor. Evet. Hadissiz bir din oluşturuyor. Kafir, gavurun teki. Bu kadar basit. Din tamam oldu diyor Cenab-ı Hak. Ben peygamberi size diyor ayetleri anlatsın size, tebliğ etsin. Size açıklasın diye gönderdim. Her peygambere bir hikmet verdim. Kitapla beraber bir hikmet verdim diyor.
Hadisleri nereye inkar ediyor? Allah bizi affetsin. Evet o yüzden nübüvvet bitti. Peygamberlik bitti. Risalet bitti. Bir daha peygamber gelmeyecek. O Amerika'da kendi kendisini peygamber görenler ya deli ya kafir ikisinden beri. Bunu söyledim diye tehdit ediyorlar beni. Hala daha söylüyorum. Bir kimse kendisinin nebi olduğunu, kendisinin peygamber olduğunu, kendisine kitap indirildiğini söylüyorsa ya delidir ya kafirdir ikisinden beri. Bir kimse hadis-i şerifleri komple inkar ediyorsa kafirdir ya da delidir ikisinden beri hadisleri komple reddediyor ya kafir ya deli ya cahil zır cahil. Başka bir şey değil.
Başka bir şey değil ama bitti peygamberlik. Velayet devam ediyor. El veli. Allah'ın evliyaları, Allah'ın velileri. Adem'den beri hiç yok olmadı. Bugün bayanlarda bir sohbet vardı. Orada da anlattım biraz. Velilik Adem'den itibaren hiç yok olmadı. Hiç yok olmadı. Kıyamete kadar hiç yok olmayacak velilik. Bütün peygamberler bir veçesiyle velidirler. Bütün peygamberler. Ve ümmetimin öyle velileri vardır ki beni İsrail peygamberlerinin üstündedir. Evet ümmetin velileri beni İsrail peygamberlerinin veliliklerinden üstündür. Peygamberlik olarak değil.
Ümmetin velileri beni İsrail peygamberlerinden üstündür. Velilik olarak üstündür. Velilik olarak üstündür. Nebilik olarak değil. Onlar nebi. Onlar peygamber. Peygamberlik makamına ulaşacak olan hiç kimse yok. Ama velilik ayrı. Musa gibi kitap ehli bir peygamber. Veli olan. Veli olan. Hızır'a tabi olur. Neden? Velilik o gün için velinin ilmi. Musa gibi bir peygamberin bilmediği bir ilme sahiptir. İnkarlılar inkar etsin. Der ya birisi. Ya Musa senden daha alim bir kimse var mı? Bildiğim kadarıyla yok der. Vahiy kesilir.
Vahiy kesilir. Vahiy kesilince Tur-i Sina'ya çıkar. Yalvar, yalvar, yağla, yakar, ağla, yakar. Kırk gün. Kırkıncı gün. Cenab-ı Hak Musa'ya kelam eder. Ya Musa! Sen filanca zamanda filanca yerde senin ümmetinden birisi, senden daha alim bir kimse var mı dedin de sen yok dedin. Bu Allah'ın tacıbına gitti. Kim ya Rabbi gideyim onun gönlünü alayım ondan ilim öğreneyim. Git denizin kenarında yatan garip bir kulum var. Onu gör. Musa yanına yine gelecekte peygamber olan Yahya'ydı galiba. Aklımda kaldı.
Yahya'yı alır yanına. Ve Cenab-ı Hak ona işaret verir. Der ki yanına kurutulmuş balık al. Ne zamanki diyor o balık dirilecek. İşte orada benim bir veli kulum var. Denizin kenarında konuşa konuşa giderlerken bakarlar ki balık dirilmiş atmış kendini denize. Nereden? Bu çıkıdan, bu askıda yiyecek olarak duran. Biz derler gaflete daldık. Dönerler, bakarlar ki bir adam yamaca doğru yan gelmiş yatıyor. İngine doğru bakıyor. Denize doğru bakıyor. Ona dönerler. Selamun aleyküm. Ve aleyküm selam ya Musa. Musa aleyhisselam der ki aradığımızı bulduk. Neden? Ona selam verdi. O ismiyle söyledi. Aradığımızı bulduk der.
Bulduk aradığımızı. Gel. Der ki yanındakına sen git şimdi. Der ki ben senin ilmine talibim. O der ki benim ilmim acıdır. Sana iyi gelmez. Katlanması zordur. Beni sabredenlerden göreceksin. Hadis-i şevf de öyle diyor. Musa dedi ki diyor. Hadis inkarcıları bunları inkar ediyor. İsraillat diyorlar. Musa diyor ki ben sabredenlerden olacağım. Bu eski ahitte de yeni ahitte de geçiyor. Kur'an-ı Kerim'de de geçiyor. Hadislerde de geçiyor bir olay. Hızır diyor. Denizin içerisindeki bir gemiye seslendi. Hey gemidekiler. Biz burada iki ihtiyarız. Dikkat edin. İki ihtiyarız. Musa o zaman peygamber değildi. Daha henüz gençti diyenlere cevap bu.
Yok işte. Peygamber değilmişti o zaman da. Kıvırma. Yapma. Eyüp bükme Allah'ın ilmini. Hızır Aleyhisselam'ın söylediği o. Ey gemidekinler. Biz iki ihtiyarız. Bizi buradan alın. Hemen bir filika. Fış fış fış fış. Geliyor. İki ihtiyar alacaklar. Burası hadislerde yok. Onlar filika kıyıya kadar, şeye kadar gelemiyor. Ne o? Plaja kadar, kıyıya kadar gelemiyor. Musa diyor ki, Hızır diyor ki hadi kalk gidelim. Onlar suyun üstünde yürüyorlar. Islanmıyorlar hiç. Suyun üstünde yürüyor. Musa da yanında. Çıp oturuyorlar filikanın içerisine.
Fış fış fış. Gidiyorlar. Bu ilim bu. Musa'nın dahi, Musa'nın dahi, önünü illediği ilim, velilik ilmi, ilmi ledun. Bu yok olmayacak. Peygamberlik bitti. Din tamam oldu. Ama velilerin ilmi tamam olmadı. Devam ediyor. Sebep, Allah dinini kıyamete kadar bu velilerin üzerinden tanıtacak. Allah dinini kıyamete kadar bu velilerin üzerinden yaşatacak. Allah kıyamete kadar dinini bu veliler yeryüzünün direkleri gibi dinin direkleri olarak kalacak. Sen Ahmet'i beğenme, Mehmet'i beğenme, Hüseyin'i beğenme, Ali'yi veli'yi beğenme, ya bu şeyhmiş de yok değilmiş de, bu veliymiş de değilmiş de, senin beğenip beğenmemenle alakalı değil.
Allah bu ilmi istediğine veriyor. İstediğine veriyor. Allah yaptığından sorunlu değil ayet-i kerime. Hasislenmene gerek yok. Ne diyor? Kimi külhancı? Sen külhancı görüyorsun. Kimisi sırmalı kaftancı? Sırmalı kaftanın içinde. Hepsi var. Hepsi var. Veli, ebediyen devam edecek. İşte bunlar ne? Velayet kapısının mimandarı bunlar. Bunlar dünyada dinin yaşanması için dünyanın manevi direkleri. Manevi direk. Bunlar şeytan bunları sevmez. Şeytanlaşmış kafalar bunları sevmez.
Gavurlar sevmez bunları. Bir veli gavur sevmez. Bir veli şeytan sevmez. Heva heves sevmez. Nefsine uyanlar sevmez. Nefsinin bataklığına düşenler velileri sevmez. Sufileri sevmez. Dervişleri sevmez. Sevmezler. Bir kimse sufileri, dervişleri, velileri sevmiyorsa hepsinde bir kategori koyup attıysa çöpe bilin ki gavur o. Başka bir şey değil. Evet. Başka bir şey bekleme ondan yok. Hiç ama. Komple velilere, sufilere, dervişlere karşı düşman mı? Gavur o. Başka hiçbir şey değil. Allah bizi affetsin. Neden? El veli, Allah'ın sıfatı. Bir kimsenin üzerinde tecelli etmiş.
Eyvallah. Müminlerin üzerinde tecelli etmiş. Eyvallah. Veli, Allah'tır çünkü. Sıfatıdır. Onu inkar eden Allah'ı inkar etmiştir. Allah muhafaza eylesin. Hakikati Muhammediye, Allah'ın her şeyden önce ve her şey kendisinden yarattığı bir nur olması sebebiyle alemin yaratılışının kaynağı ve aslıdır. Arabi. Evet. Hakikati Muhammediye, her şeyden önce yaratılmış ve bu alemin varlığı tamamiyetle aslıdır.
Buradan devam edeceğiz. Arabi diye bir çizgi var burada. Buraya bir işaret koyayım. Devam diye yazsan buraya olur mu? Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Bu bir haftada bitecek bir şey değil. Bu baya hafta gider. Saat 11.30 çünkü. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi