Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 4 Ağustos 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Ağustos 2013 · 1:42:34

Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bu akşam sohbet olarak tövbeden bahsedelim istedik. Böyle birkaç günlük nasıl olsa dışarı çıkamadık ya biz, hapsolunca burada da geceleri değerlendirelim istedik inşallah.
Tevbe her türlü kötülükten, kötü halden insanın iyiliklere ve iyiliğe dönmesi, bir kimsenin üzerinde var olan Kur'an ve sünnetin emrettiği, yani kötü olarak beyan ettiği, yanlış olarak beyan ettiği, eksik olarak beyan ettiği, o hallerin terk edilmesi ve terk ettikten sonra o hallerin yerine iyiliğin konması.
Bunu genel manada din, tövbe olarak kabul etmiş. Terk edecek ve onun yerine bir iyiliği koyacak. Bir şey bu noktada harap olduysa, harap olan şeyi tamir edecek, tadilat edecek. Geri dönerken yakıp yıktığını, incittiğini kırdığını, ne bileyim haksızlığa uğrattığı bütün her şeyi tadilat ve tamirat edecek.
Şimdi tövbeyi genel olarak bir kimse herhangi bir yanlışlığı, eksikliği yapıyor, o eksikliği tamir ve tadilat etmeden ben tövbe ettim geri döndüm diyor. Halk arasındaki genel olarak tövbe bu noktada duruyor. Oysa tövbenin özü, o yıktığın, harap ettiğin, ne bileyim işte kırdığın, incittiğin, eskittiğin, bu noktada zarar verdiğin bütün unsurları tedavi etmek, onarmak, yerli yerine getirmek de tövbenin içerisinde.
Tövbe, nefis duygularını giderip, ilimle hareket etmektir. O zaman tövbe, o kimse nefsinden oluşan hareketleri, davranış tarzını, nefsine uyup da işlemiş olduklarını bırakıp, ilmin emrine dönmek. Buradaki ilmin emri de Kur'an ve sünnet. Yani Cenab-ı Hak'ın haram kıldığı şeyleri terk edip, helalları yaşamak. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haram olarak gördüğü şeyleri terk edip, onun helal ve iyi gördüğü şeylere dönmek. Tövbe, kulun eğrilikten doğruluğa dönmesidir. Demek ki eğriliğin içerisinde dururken, eğrilik yaparken yapmış olduğumuz tövbe, tövbe değil.
Biz eğrilikten doğruluğa dönersek tövbe olmuş olacak. Eğriliğin içerisinde eğriliğe devam ederken tövbe etmemiz. Dilin tövbesi oluyor. Şimdi onlara gireceğim de, asıl tövbeyi yerli yerine oturtturalım istedik inşallah. Tövbe zayi edilen geçmiş vakitlere sürekli pişmanlık duymak, işlenen aykırı davranışlar düzeltmektir. Tövbe, her kötülükten dönmek, dönüşünde sebat etmek, ihmalini telafiye çalışmak, bozduklarını düzeltmektir. Tabi bu noktada o kimse, tövbenin bu tecelliyatını, bozduklarını düzeltip, kırdıklarını düzeltip, ezdiklerini düzeltip, kendisini doğru noktaya götürmesi tövbe. Tövbeyi, sufiler çok önemsemişler.
Sufiler çok önemsediklerinden dolayı, normalde tövbe etmeyi, sufi adabının ve edebinin başına koymuşlar. Bir kimse, sufi olmayı hedefler ise, sufi bir yola intisap edecekse, sufiliğe giriş noktasında birinci yapması gereken, zorunlu olmazsa olmaz şey, tövbe etmesi. Eğer tövbesi yoksa o kimsenin, asla ve asla sülük noktasında ilerlemesi, sülük noktasında onun herhangi bir haliyle hallenmesi mümkün değil.
Sufiler, tövbe halini o kadar çok önemsemişler ki, tövbesiz bir sufi düşünmemişler. Hani bazı yerlerde, mesela genelde nakşibendilerde tövbe aldık derler veya tövbe verdik derler veya tövbeye girdi derler. Değişik tövbe ile alakalı bu noktada lafızlar vardır. Onların bir kısmını hoş karşılasak da, karşılamasak da, tövbe, sufiler için, sufilikte ilk adımdır.
İlk adım. O kimse, o sufiliğini, o sufi noktasında yaşanacaksa, o sufiliği muhakkak, o tövbe haliyle hallenmek zorundadır. Yani, hayatında o güne kadar yapmış oldukları, yanlışlıkları, eksikliklerden vazgeçip, o yanlışlıkları, eksiklikleri tamir edip, tamir edip, yıktığını, yaktığını tamir edip, geriye dönecek. Bakın, tamir edip de geriye dönecek.
Gidip helallaşacağı birisi varsa, helallaşacak. Gidip birisiyle bu noktada bir nizası varsa, nizasını halledecek. Kırdığı bir gönül varsa, gidip o gönlü tamir edecek. Ondan sonra ne yapacak? Geri dönecek. Tabi, tövbeyi biz, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin derecesinde görebiliriz. İlmel yakın derecesinde görmek, bir kimsenin yapmış olduğu hata ve kusurları bilip, onlardan geri dönmesidir.
Bu, o kimsenin ilmel yakin tövbesidir. Tövbe edilmesini biliyor, tövbe edilmesi gerektiğini de biliyor. Günahı da biliyor, geri dönüyor. Bir kimse, tövbe edilmesini bilmiyorsa, bir şeyin günah olduğunu da bilmiyorsa, cahildir. Cahiller de kendi içerisinde, sınıf sınıftır. Bir cahil vardır, bilmiyordur. Ve bilmediğini de bilmiyordur. Bu cahil, çok kötü bir cahildir. Bilmediğini bilmiyor, bilmiyor, bilmediğini de bilmiyor. Bilmesi, bilmemesi ayrı. Yani bir de bilmediğini bilmemesi daha da ayrı. Onlar böyle toplumda çoktur. Mesela dinle alakalı bir meselede biliyordur o. Hemen fetva verir. Hemen ahkam keser. Dinle alakalı oturup da ciddi bir kitap okumamıştır.
Ciddi bir hadis kitap bilgisi yoktur. Ciddi bir Kur'an bilgisi yoktur. Ciddi bir tefsir bilgisi yoktur. Ciddi bir ilmihal bilgisi yoktur. Ciddi bir gidip bir hoca efendinin dizinin de oturmamıştır. Veyahut da bir meslebe, mesleğe müntesip değildir. O orta yerde dolaşır. Her şeyi de çok übiliyordur o. Toplumda etrafınızda öyle insanlar vardır. Onlar bilmediklerini bilmezler. Kur'an bunlarla alakalı diyor ki onlardan yüz çevirin. Onunla tartışılmaz. Onunla konuşulmaz. Onunla böyle nizalaşılmaz. Ona bir şey söylenmez. O çünkü bilmediğini de bilmiyor. İnsanlar vardır.
Cahildir o da. Bu hani deriz ya biz halk arasında zır cahil, kör cahildi. Bu onlar bilmediğini bilmeyenler. Bir de bilmeyenler vardır. Bilmiyor o kimse. Bu ondan daha ehvendir. Bir bilmeyen daha cahil vardır. O bilmediğini bilir. Öğrenmeye çalışır. O da cahillerin iyisidir. Bilmiyor. Bilmediğini de biliyor. Öğrenmeye çalışıyor. O cahillerin iyilerindendir. Onunla konuşulur. Ona nasihat edilir. Ona söylenir. O bilmediğini biliyor ve öğrenmeye çalışıyor. Bu nedir diyor. Bilmediğini biliyor. Tövbe nasıl yapılır? Nasıl tövbe edilmesi gerekir diye soruyor. Ona anlatmak farz.
Ona öğretmek farz. Bunlar cahiller kısmı. Aynen bu cahiller konumuzun dışında. İlmel yakin tövbe. O kimse bir şeyin günah olduğunu biliyor. Günah olduğunu bile bile bazen içinden diyor ki bu günah ama işledik işte bunu. Tekrar aynı günahı işliyor. Tövbe ediyor. Aynı günahı işliyor. Tövbe ediyor. Aynı günahı işliyor. Allah rahmet eylesin. Şeyh'im Nevşehir'le Abdullah Efendi Hazretleri bu tip insanlara derdi ki onların tövbesi tavuk tövbesi Mustafa Efendi derdi. Sohbetlerinde de söylerdi. Tavuk tövbesini.
Tavuk necis yediğinde gagasını tabi şimdi siz tavuk da görmüyorsunuz. Önceden insanların bağında bahçesinde böyle evinin etrafında tavuklar vardı. O tavukların bulunduğu yerde eğer lağım varsa işte hayvan pislikleri varsa insan pislikleri varsa o tavuğun etini yemezdi hiç kimse. O tavuğun yumurtasını yemezlerdi. O tavuk çünkü necis yiyor. Necis yiyen bir tavuğun eti yenmez. Caiz değildir. Necis yiyen bir tavuğun bile bile yumurtası yenmez. Caiz değildir. Necis de sulanan bir tarlanın içinden çıkan sebze, meyve yenmez. Caiz değildir. O leon sularıyla sulanıyorsa tarla, bağ bahçe ondan bir şey yenmez, içmez.
Caiz değildir. Bunun gibi tavuklar şimdi herkes köy tavuğunu çok metheder. Aslında köyde o tavuk her türlü necaset yer. O tavuk kesilmezden önce üç gün, dört gün, en az üç gün. Kümese kapatılıp temiz yem ile yemlenmesi gerekir. Buğdayla, arpayla. Hiç salınmaz dışarı. En az üç gün temiz yem ona verilir. Ondan sonra kesilir. Şeriatın emri budur. Şimdi siz yediğiniz tavukları sormayın artık. Tavuk eti asla ve asla kırk, kırk beş dakikada pişmez. Balık pişmiyor kırk beş dakikada.
Tavuk mu pişer? Kırk dakikada tavuk pişiyor şimdi. Bu tavuk etleri yenmez. Siz o hamur gibi yumuşacık, lüp lüp yutuyor millet. Tavuk eti iki saattan, üç saattan önce pişmez. Kuzu etinden daha geçmişer tavuk eti. Bak tavuğun eti kuzu etinden daha geçmişer. Kuzu eti normalde iyi kuzuysa en fazla kırk beş dakikadır. Öyle değil mi İsmail? Kaç dakikada pişiyor? Kırk beş dakikada. Tavuk normal, köy tavuğunu iki saatten önce pişiremezsiniz. Onu göğüs etini yiyemezsiniz. Lif lif olur zaten, sert olur. Onu pişirebilecek kadın da kalmadı zaten. Öncekiler onu bir yıkarlar, temizlerler, tütsülerler.
Ooo! Bunun başına gelen pişmemiş, tavuğun başına gelmedi derler ya. Başına çok iş gelir tavuğun. O yıkanacak, yolunacak. Yolunduktan sonra tüyleri ütülenecek. O tüylerinin dibi temizlenecek. Derisini yüzüp atmak kolay. Onu sarhoşlar yapar. Sarhoşun onu temizleyecek, içki içen adamın onu temizleyecek zamanı yok. O hemen kafasından keser, şişirir tavuğu, patlatır derisini, yüzüverir, çıplak şeyi kalır. Eti kalır ama o et de çok sert olur. Onun yağı, o eti yumuşatacak çünkü derisinin yağı. Şimdi nerede tavuk pişirecekler? Mümkün değil. Tavukların üzerinde şüphe olmasının sebebi o. Tavukların o tüylerinin kökünde necis var. Tüylerin kökünde necis olduğundan, eğer ki 30 dereceden fazla suyun içerisine giriyorsa o tavuk, necaset ete geçmiş oluyor.
30 dereceden daha fazlasa o su sıcaklığı bu sefer içinini temizlemeden sıcak suyu attıklarında bu arsaklarındaki necaset de etlerine giriyor. Şüpheli. Ne olduğu belli değil. İstediği kadar helal kesimdesin. Temizlenmesi helal mı ki? Nasıl temizlediği belli değil. Biz tavuk tövbesinden tavuğa girdik. Tavuk yermiş necisi, karnını doyurduktan sonra gagasını başlarmış sürtmeye toprağa. Tövbe yarabbi bir daha yemeyeceğim derviş necis. Karnı acıkıncaya kadar dedi şey efendi. Oğlum karnı acıktı mı dedi gider tavuk dedi tekrar necis yer dedi. Bu tavuk tövbesi de bir kimse günahı işler, günahtan doyurur karnını. Bak günahtan karnını doyurur.
Gıybet eder, eder, eder, eder. En sonunda der ki ya biz günah işledik ya Allah bizi affetsin der. Ama o gıybet tekrar önüne gelinceye kadar helva gibidir günah insana. Günah işleyen devamlı günah işleyen insana günah helva gibidir. Tık tıkça yer onu. Bunun dervişi derviş olmayanı yok bir şey. Oysa günah işlemek zehir yemektir. Necaset yemektir. İnsan necaset yemekten doyar mı? Necaset yer mi?
Necis de karnını doyurur mu? Doyurmaz. Koysak biz kimin önüne burada çıksak birisinin önüne bir tabak çok affedersiniz necis koysak. Ye bunu desek hiç kimse yemez. Gıybet etmek o necisten binlerce kat fazla ağır necistir. Alın bir tabak necaset elinize dolaştırın. Kafanızı gözünüzü yararlar sizin. Bu yenir mi derler. Ama gıybet ederken onun daha ağırını yer insan. İftira ederken onun daha ağırını yer. Yalan söylerken onun daha ağırını yer. Dedikodu yaparken onun daha ağırını yer. Yer onu. Hani Hazreti Ayşe validemiz demiş ya birisi gelmiş demiş ki ya Resulallah birisi geldi. Kim demiş hani o küçük boylu kadın var ya demiş.
Hani o küçük boylu kadın. Gıybet ettin ya Ayşe. Hemen ayet-i kerime sen kardeşinin ölü etini yemek ister misin? Tükür Ya Ayşe. Tükürür ağzından kokmuş et çıkar. O peygamberdi. Tükür dediğinde ağzından kokmuş et çıktı. Biz tükür deseler bize bizim ağzımızdan kokmuş et çıkmaz bütün vücudumuz kokar bizim. Onun ağzından çıktı bizim bütün vücudumuz kokar. Bursa bizim kokumuzdan duramaz. Ben kendi nefsim için söyleyeyim. İşte tövbeyi imel yakin noktasında yapan kimse tövbe edip tekrar günah işlemeye devam ediyor. Aynel yakin halindeki tövbe.
O kimse tövbe diyor bir daha geri dönmüyor artık. O aynel yakin derecesinde. Öyle kimseler var tövbe ediyor. O kimsenin günahını Cenab-ı Hak ibadete çeviriyor, hayre çeviriyor. Hakk el yakin derecede tövbe edenler. Ve onlar tövbe etmeyi seviyorlar. Günahlarının olup olmaması önemli değil. Allah temizlenip tövbe edenleri sever. Allah'ın sevgisini üzerinde her daim tutmak için her gün tövbe ediyor. Ben Allah'tan en fazla korkanınızım. Günde yetmiş kez tövbe ederim. Bir rivayete günde yüz kez tövbe ederim.
O günahına tövbe etmiyor artık. Ya o Allah'a yakınlık, Allah'a kurbiyet peyda etmek için. Allah'ın sevgisini üzerinde tecelli ettirmek için tövbe ediyor. Onun tövbesi günahından değil. Sufiler de tövbe etmek her gün vacip hükmündedir. Sufiler günlük olarak günah işleyip işlemediklerine bakmaksızın Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin sünnetini üzerinde tesis etmek için günde en az yüz kez tövbe ederler.
Günde en az yüz kez temizlenmeye gayret ederler. Kim yüz sefer Subhanallah ve bihamdihi Subhanallahil azim ve bihamdihi Estağfurullah el azim der ise deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Bu hadisi şerifi Sufiler kendilerine ölçü edinirler. Ve en az günde yüz kez Allah'a tövbe edip deniz köpükleri kadar günahları da olsa Allah'ın onları affedeceklerine inanırlar. O yüzden Sufi adabında tövbe etmek en önemli adımlardan birisidir. Artık o kimse ilmel yakin değil en az aynel yakin derecesinde tövbe eder.
Yani Tövbe ettiği günaha tekrar geri dönmez. Tövbe ettiği bir kusura tekrar geri dönmez. Bir şeye tövbe ettiyse onu bırakır. Bırakırsa zaten Tövbesi Tövbe-i Nasuh'a olur. Hani ayeti Tövbe'yi konuşurken Tövbe-i Nasuh'a'yı konuşmadan geçemeyiz. Nasuh tövbesi der ya Cenab-ı Hak Bir Nasuh vardır. Geçmiş ümmetlerde yaşamıştır. Sufiler böyle onu anlatırlar. Böyle tevil ederler. Bu Nasuh isminde genç erkek bugünkü dilde biraz Kazanova'ymış. Kadınlar ona çok düşkün o da kadınlara çok düşkün. Bu noktada çok badireler atatmış. Çok başına musibetler sıkıntılar gelmiş.
Ama bir şekilde bu Kazanova'lıktan vazgeçememiş. En sonunda Sultan'ın kızıyla beraber olmak için kadın kılına girip bayanlar hamamına girmiş. İlla ki o kadınla beraber olacak. Bunu haber almışlar. Sultan'ın askerleri hamamı basmış. Ve bütün kadınları ve hamamı aramaya karar vermişler. Yakalanırsa kesin kelle gidecek. Nasuh o esnada öylesine tövbe etmiş ki öylesine tövbe etmiş ki bir daha öyle bir cürüm işlemeyeceğine dair Cenab-ı Hak o esnada onun tövbesini kabul etmiş.
Ve onun erkek olduğunu askerler anlayamamışlar. Allah onu setretmiş. O setredilince askerlerin ardından hemen orayı boşaltmış. bir daha asla böyle bir yanlışlığa, eksikliğe, noksanlığa meyletmemiş. Ve Cenab-ı Hak onu bütün kitaplarda nasuh tövbesi olarak rivayet edilir ki ben okumadım ama eski ahitte de, yeni ahitte de nasuh tövbesinden bahsedildiği söylenir.
Kur'an bahsediyor Tövbe-i Nasuh'a diye. Ama bu demek ki Musa Aleyhisselam'dan da önce yaşamış ümmetlerden bir kimse. Tabi bunun üzerinde tefsirciler değişik ilmi görüşler sunmuşlar. Bunu kabul edenler var, etmeyenler var. Onun üzerinde değişik görüş sunanlar var. Ama sufiler nasuh tövbesi dendiğinde, tövbe-i Nasuh'a dendiğinde nasuh hikayesini böyle algılarlar, böyle anlatırlar. Demek ki aynel yakin derecede tövbe bir kimse günah işleyip geri dönüp bir daha o günaha işlememesidir. Şunu da söylerler sufiler. Tövbenin kabul olduğuna işarettir derler. bir daha sen o günaha dönmediysen. Hatta bir adım daha atarlar. Hani o yapılan yanlışlıkların hayra döndürülmesi var ya hayra döndürülmesi de tövbenin kabulüne işarettir.
Hani kul mizana getirilir, mizana getirildiğinde Cenab-ı Hak onun kulağına eğilir. Der ki bu bu bu bu sevapları işledin. Allah senin bu sevaplarını kabul etti. Kul çok sevinir. Cenab-ı Hak tekrar onun kulağına eğilir. Der ki bu günahları da işledin. Kul çok üzülür. Allah kulunun kulağına tekrar eğilir. Der ki Allah işlemiş olduğun bu günahları affetti. Kul çok sevinir. Kulun o sevincini görünce Cenab-ı Hak onun kulağına bir daha eğilir. Der ki işlemiş olduğun günahları affetmekle kalmadı. Onları sevaba çevirdi. Hayra çevirdi deyince kul dövünmeye başlar.
Keşke biraz daha fazla günah işleseydim der. Siz sakın bundan olaraktan böyle günah işleyicilerden olmayın. Allah muhafaza eylesin. Tabi tövbenin bir de vakti saati var derler ya. Muhammed'lere göre tövbe o kimse son nefesine varıncaya kadar tövbe kapısı açıktır ona. Bununla alakalı kıyameti koyarlar. Kıyamet kopacağı zaman güneş tekrar doğudan doğmayacak. Bunun üzerinde bir ara fırsat bulduğunuzda tefekkür edin.
Güneşin doğudan doğmaması dünya dönüşü mü duracak örnek güneş iyice yaklaşıp gece ile gündüz bir mi olacak? Eğimi kalkıp gece gündüz düşüncesi gece gündüz hali mi kalmayacak? Belli bir eğimde duruyor ya şimdi. Ne olacak da gece yaşanmayacak bir daha. Karanlık da değil ama güneş doğudan doğmayacak. Ya güneş bir rivayette batıdan doğacak diyor. Bir rivayette batıda kalacak akşam namazına bakacaklar ki aa güneş batmak üzereken kaldı.
Kızıllık oldu. Sabah olduğunda doğudan güneş doğmuyor. Kıyamet o gün kopuyor. Bakın kıyamet o gün kopuyor. Bir kızıllık var. O kızıllığın içerisinde insanlar. Güneş doğudan doğmadı ama. İnsanlar her cümerç halinde olacak. O gün tövbeler kabul olunmayacak. Biz bunu dünyanın üzerinde dünyanın metafiziyle alakalı dünyanın bu noktada astrofiziyle alakalı bir şey diyebiliriz.
Asıl insanı ilgilendiren şey ne? Diyor ki son nefes gözünden perde kaldırılıncaya kadar tövbe kapısı o kimseye açıktır. Gözünden perde kaldırılması ne demek? Bütün herkes ölmezden bir nefes iki nefes önce on nefes önce ne kadarsa gözünden perde kaldırılıp öte alemi görecek. Kafir mümin münafık mürted müşrik adına siz ne derseniz deyin. Adını ne koyarsanız koyun. Her insan son fasılda son fasılda ölmezden önce ölmezden önce öte alem denilen kabir alemi denilen mahşer denilen veyahut da dünyanın dünya hayatından sonraki başlayacak hayat olarak algılanan ne derseniz deyin siz bunun adına hangi felsefenin bu konuda söylemiş olduğu bir öte alem ismi varsa onların hepsini koyun.
Bunu ölmezden önce daha nefes verilmezden önce gözünden o kimsenin perdesini kaldırılıp burayı görecek. Burayı gördüğü an tövbe kapısı kapanacak. Hazreti Peygamber diyor ki Allah güneş batıdan doğup kıyamet kopuncaya kadar gündüz günah işleyenlerin tövbe etmesi için gece gece günah işleyenlerin tövbe etmesi için gündüz rahmet elini açar. Demek ki Cenab-ı Hak rahmet elini açmış insanlara. Ne zamana kadar? Güneş batıdan doğup kıyamet kopma noktasına başlayıncaya kadar. Ne zaman güneş batıdan doğdu tövbe kapıları kapandı. Güneş batıdan doğdu tövbe kapısı kapandı. Bunu isterseniz siz kendiniz üzerinde de tefekkür edebilirsiniz.
Sizin içinde güneş batıdan doğar bir gün. Ruh sizden alınır tamamiyetle. İşte o zaman tövbe kapısı kapanır. Eğer bugün güneş batıdan mı doğacak? hayır. Normal şartlarda gece oldu mu? Evet. Tövbe kapısı açık. Tövbe kapısı açık. Tövbe etmek için elinde fırsat var. Tövbe etmek için üzerinde nefes var. Tövbe etmek için imkanın var. O zaman tövbe etmen şu anda farz.
Tabi tövbe etmek namaz kılmak gibi farzlardan birisi. Sakın tövbeyi nafile ibadet gibi görmeyin ha. Böyle küçümsemeyin. Sufiler tövbe etmeyi birinci adım olarak görmüşler. Birinci adım. O kimse yapmış olduğu hata ve kusurlardan geri dönmesi birinci adım. Allah güneş batıdan doğuncaya kadar yani kıyamete kadar tövbe edenlerin tövbesini kabul eder. Cenab-ı peygamberine diyor ki Ey Habibim de ki eğer tövbe ederseniz Allah tövbelerinizi kabul eder. Başka bir ayet-i kerimede Cenab-ı Tövbe edip temizlenenleri sever buyuruyor.
O zaman Cenab-ı kullarının tövbesine açık. Şu günahım tövbe etsem af olur mu diye bir düşünce yok. Cenab-ı bak rahmet elini gece gündüz insanların önüne koymuş. Demiş ki tövbe edin. Allah tövbe edenleri sever. Batıda genişliği kırk yıllık yahut yetmiş yıllık bir kapı vardır. Allah gökleri ve yeri yarattığı gün kullarının tövbe etmesi için o kapıyı açmıştır. Güneş batıdan doğuncaya kadar da kapatmayacaktır. Demek ki Cenab-ı bak öyle bir tövbe kapısı açmış çok geniş. Buradaki kapının kırk yıllık yetmiş yıllık genişliğin olduğunun söylenmesi tövbe kapısının genişliğiyle alakalı. Bütün kullar tövbe ederse Cenab-ı bak bütün kullarının tövbelerini kabul edecek bir kapı açıklığı var.
Sırada kalmayacak hiç kimse. Bunu şöyle bir şey de düşünebilirsiniz. Bir buçuk milyar Müslüman olduğunu düşünün. Bir buçuk milyar Müslümanın her an tövbe ettiğini hayal edin. Bir buçuk milyar yol demektir bu. Bunu bir telefon hattı gibi düşünseniz absürt gelebilir size şimdi. Bir buçuk milyar telefon hattı bir buçuk milyar internet hattı havadan kablosuz bir buçuk milyar ruhaniyet ve her ruhaniyette bin bir dil var.
harf var. Her harfi taşıyan melek var. Ya Rabbi dediğinde yedi harf her harfi taşıyan melek var. Ve o melek o harfleri bir melek değil. Yedi melek yedi harfi Allah katına taşıyor. Ya Rabbi beni affeyle dediğinde işte on beş on yedi on sekiz yirmi harf var. Yirmi melek var. subhanallah ve bi hamdihi subhanallah lazim ve bi hamdihi estağfurullah lazim dediğinde her harf için bir melek. Ve o melekler hızla o tövbeyi Allah katına götürüyor.
Ve o melekler Allah'ın katına girilecek o tövbe kapısından tövbe ettin tövbe kapısından girecekler. Ve sen ardı ardına sıralıyorsun subhanallah ve bi hamdihi subhanallah lazim ve bi hamdihi estağfurullah lazim Bir grup melek gitti ardından bir grup ardından bir grup ardından bir grup ardından bir grup ardından bir grup ardından bir grup Melekler senden habire tövbe taşıyorlar. Devamına tövbe taşıyorlar senden. Senden bir yol oldu. Ve tövbe taşıyan melekleri diğer melekler de görüyorlar. Birinci kat sema kimin tövbesi filanca kulun tövbesi ikinci kat sema kimin tövbesi filanca kulun tövbesi tövbe semalar geçiyor.
Ve her sema geçerken o tövbeye melekler selamdırıyor. O tövbeden kulun af olması için de melekler tövbe ediyor. Yalvarıyor Allah'a Ya Rabbi sana tövbeden bu kulunu affeyla. Ve o melekler sevinçli mutlu güler yüzdü. Çünkü onlar hayır taşıyorlar. Ve o melekler Allah katına gidiyorlar. Bakın buradaki kapının genişliği tövbe kapısının genişliği ne kadar tövbe eden insan var ise ve nasıl tövbe eder ise onlar için geniş. Bir an dahi olsa kapıda bekletilmeyecek. Bir an dahi olsa sıra yok.
İnsanoğlu yiyeceğin bir lokma pide sıra var. 20 kişi önde. Yiyeceğim bir lokma yiyeceğin bir lokma ekmek lokantada sıra var. Karnını doyuracak. Sıra bekliyor adam. Birisi yiyesin kalksın da ben oturayım orada yiyeyim diye. İnsanoğlu tövbe sıra beklemiyor. Hızla götürülüyor. Bunu bütün ibadetlerinizin üzerinde tefekkür edin. La ilahe illallah diyorsunuz. Her harfe Cenab-ı Hak bir melek veriyor. Ve her harf bir melek vasıtasıyla Allah katına götürülüyor. La ilahe illallah Devamlı her harfe bir melek alıp götürüyor.
Alıp götürüyor. Alıp götürüyor. Alıp götürüyor. Bir kul düşünün. O kul sabahtan akşama kadar abdestli abdestli olunca Cenab-ı Hak ona en azına bir melek veriyor. Vazifeli. Onu koruyucu melek. Abdesti dolaşana en az bir melek var. Koruyucu melek. Cenab-ı Hak onu koruyor. Bir melek vazifelendiriyor. Ve o abdestli dolaşan kimse bu noktada ibadet etmiş oluyor. Çünkü abdestli dolaşmak ibadet. Ve o kimse her attığı adımda her aldığı nefeste ibadet hükmünde olduğundan ondan habire bir melek onu ibadet hanesine götürüyor boyuna. Neyse sevabı. Allah dedi beş tane melek.
Hemen harflerini aldı yürüdü. Devamlı Allah dedi. Her Allah deyişinde beş melek. Bu devamlığı zikrettiyse bir melekler köprüsü var. Bir melek köprüsü var. Seninle Allah katında bir melek köprüsü oluştu. Sen devamlı Allah dedin. Her harfinde bir melek zikrettin. Her harfte bir melek var. Devamlı senden çıktı. Devamlı bir köprü oluştu. Melek köprüsü. Eğer bu zikir kalbe yerleşti. Kalbe oturdu. Kalpte bir nur oluştu. Ona sufiler zikri veledi der. Yani zikirden çocuk oluşması. Nurdur o. Cenab-ı Hak onu bahşeder.
Cenab-ı Hak ona lütfeder. Bu kulun gayret eder kul ama bu Allah'ın lütfudur. Çok zikredenin kalbine Cenab-ı Hak bir zikri veledi derler. Bir nurdan bir çocuk veled dedikleri çocuk bir nur olur. O nur devamlı o kimsenin kalbinde Allah'ı zikreder. Öyle olunca o kalpten Allah katına bir melek köprüsü oluştu. Ruhani her daim melek oradan taşıyor. Bir de enteresan o meleğin başka vazifesi yok. O melek ne zaman yaratıldığını bilmiyor. Ve yaratıldığı günden beri o vazifeyi bekliyor. O melek geliyor bir harfi Allah katına götürüyor vazifesi bitiyor. Kıyamete kadar bir daha vazifesi yok o meleğin.
Allah'ta böyle sayısız da melek ordusu var. Düşünebiliyor musunuz? Meleğin hadde hesabı yok. Her harfinizde sizin. İnsan bu kadar önemli. namaz kılıyor. Elhamdülillahi Rabbil Alemin dedi. Hemen her harfine melek hazır. Allahu Ekber dedi. Her harfine melek hazır. Kıyamda oturuyor. Melekler hazır. Senin ne yaptığını götürüyor boyuna. Bakın sen ne yaparsan yap. Hayır noktasında ibadet noktasında habire melekler senden taşıyorlar boyuna. Bu akşamki konumuz tövbe. İşte tövbe eden o kimse tövbe ettiği müddetçe melekler taşıyorlar Allah katına.
Bir hadisi kudüsüde der ki Cenab-ı Hak o gelen meleğe der ne istiyorsun? Der ki diyor Ya Rabbi sana tövbe eden bu kulunu affet. Melek senin adına ne yapıyor? Dua ediyor. Allah'a yalvarıyor. Hazreti Allah diyor ki o bana tövbe ettiği anda ben onu affetmiştim. Melek sukuna eriyor. İşte tövbe kapısı tövbe kapısından buraya geldik. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazreti diyor ki genişliği yetmiş seneliktir. Yetmiş senelik. Çok geniş. Yani o bir melek ordusu bütün ümmetten bütün ümmet-i Muhammed'in içerisinden tövbe edenlerin bir yolu var orada.
Bir kanal gibi. Sakın şek şüphe etme. O kapı dar değil. Bekletilmezsin. Yolda inkıtaya uğratılmazsın. Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretleri diyor ki tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Günah işleyenlerin en hayırlısı günahına tövbe edenlerdir. O zaman tövbe bu noktada bizim için çok önemli. Sakın böyle boş boğazlar vardır. Ortalıkta dolaşırlar. Kendilerini bir şeyden zannederler. O der siz tövbe edeceksiniz. E çok günah işliyorsunuz. O günah işlemiyor. Günah işleyenlere tövbe.
Ben duydum bunları hep. alayvari konuşurlar. Tabii siz çok zikredeceksiniz. Hani çok hata yapıyorsunuz. Çok surişliyorsunuz siz. O işlemiyor. Ben namaz kılmıyorum ama benim kalbim temiz. Tövbe etmeme ihtiyaç çok benim. Sohbetin başındaki bilmediğini de bilmiyor. Uzak dur. Cahil cahilliğini de bilmiyor. Benim şimdi kalkıp da Tanzanyaca bilirim dememe bağlı. Bilmiyorum. Onun gibi bir şey. Bir de söz konusu din olursa herkes alimdir. Dolu ortalıkta.
Böyle bir toplulukta sakalım da var ya benim iğnelecekler ya konuşurlar. Ben çok basit bir şey söylerdim. Birine dedim ne mezunusun? İktisat mezunuyum dedi. Diploman var değil mi dedim ben evet dedi. İktisattan konuşabilirsin dedim. Diploman var. Böyle baktı dinden konuşamazsın dedim. Diploman yok. Size dedim üniversitede ilmi kariyer olarak bunu öğretmediler mi? Dedim üniversitede iktisat fakültesinde dedim hiç dedim gelip de birisi dedim ben Arapça profesörü gelip size dedim ders verdi mi? Hayır dedi. sen bize neden din dersi veriyorsun ki şimdi dedim.
Ben de şimdi size iktisattan ders vereyim öyle mi dedim ben kaldı bana okuduğun dini bir kitap söyle dedim. Üniversite okumuşsun bu devlet sana hizmet etmiş dedim. Okul vermiş öğretmen vermiş elektrik vermiş su vermiş sana yiyecek vermiş masa vermiş sandalye vermiş annen baban sana dedim para yatırmış niçin? ilim ehli ol diye ilim öğren diye sana dedim üniversitede öğretmediler mi?
haddini bilmeyi dedim kaldı bu şimdi benim onunla din tartışacağımı zannediyor. bana dini olarak okuduğun bir kitap söyle yok bir hikaye kitabı da mı okumadın dini olarak dedim yok bir roman kitabı da mı okumadın dini olarak yok bana dedim kırk tane hadis hıfzında var mı onu söyle yok on tane hadis söyle hıfzından ezberinden yok dedim bankacılık yasasını da bilmiyorsundur sen de şimdi dedim nasıl yan dedi iktisat mezun olsun dedim yemin ediyorum dedim sen ne bankacılık yasasını biliyorsundur ne ticaret yasasını biliyorsundur
ne şu yasasını biliyorsundur bu kaldı şimdi kimse sana dedim iktisattan sormaz ki çünkü dedim Türkiye'de sen dedim iktisat mezunundayı cartınırsın dedim birisi gelip de dedim sana iktisadın dedim ben temel özelliklerini temel felsefesini sormaz söyle bana kapitalist sistemin temel felsefesini dedim ses yok 25-30 kişi varız ama aile meclisi gibi söyle bana dedim iktisatta çok önemli komünist felsefesini yok Marx'ın felsefesini söyle ticaretteki iktisattaki yok bana dedim kapitalizmin felsefesini söyle yok bana İslam
ticaretinin iktisadının felsefesini söyle yok sen nesin dedim ya sen hiçbir şey bilmiyorsun dini de bilmiyorsun ama dini biliyormuş gibi bana dedim fetva vermeye kalkıyorsun burada dedim herkese esir alacaksın şimdi burada dedim kaldı seni dedim iktisatı bitirdi diye profesörler bir de imza attılar değil mi altına dedim tabelem var elinde dedim nerede çalışıyorsun sen dedim ben bankada çalışıyormuş battı o banka dedim böyle baktı ya da dedim bile bile dedim iktisadı bilmeyenlere alıyorlar dedim çünkü zulmediyorlar
insanlara dedim iktisadı bilene alırlarsa zulmedemezler dedim siz iktisat bilmiyorsunuz dedim etrafınıza ramazan şimdi öyle değil mi herkes din hocası herkes okuduğu bir kitap var mı yok neye inandın kurana hiç okudun mu türkçesini yok 20 tane ayet söyle bana türkçe türkçesini söyle ya 20 tane ayet bana 20 tane ayetin manasını söyle türkçesini söyle yok yok yok bu tekkeye gelip gidenlerde de yok
kendinizi bir yerde görmeyin kim söyleyecek 30 tane ayet-i kerimenin manasını namazla alakalı 5 tane ayet-i kerime var mı bilen hepimiz şunu söylüyoruz namazı kılın zekatı verin bir daha ne söylüyoruz namaz sizi kötülüklerden alıkor bitti toplacağımız 3 tane 4 tane ayet-i kerime var aklımızda o kadar var biz o kadar biliyoruz o o kadar da bilmiyor şunu söylüyor bu ayette var mı yeni moda o şimdi şimdi aslında olmadığı halde var diyeceksin ona sen olmadığını göster bana diyeceksin ama ilmi kötüye kullanamıyorsun bana soruyor
şu ayette var mı bana biliyorum ben var desem ne yapacaksın diyor biliyor musun ki okudun mu ki soruyor kadın o şey ayette var mı hocam aram olduğuna dair bakıyorum ben şimdi yok diyorum ben yapabilirsin ayette yok ya kalıyor bu şimdi benden ölüp hırlaşacak benle yok diyorum yapabilirsin sen ya beni çağdaş hoca görüyor işte diyor çağdaşsınız siz diyor gülüyorum ben neden güldünüz diyor ya ayet tutturmuşsunuz diyorum ben yeni moda bu şimdi ayette var mı yoksa
ye yap o ayete bağlamış kendini birisine öyle dedim keşke dedim ayette var olanları sizin üzerinizde görebilsem dedim ayette var mı var keşke yapsan onları da sen ayette olmayanları yapmasan alkışlayacağım seni dedim içki içiyor musun dedim ben durdu ayette haram dedim kumar ayette haram faiz ayette haram zina ayette haram hırsızlık ayette haram gıybet ayette haram hadi dedim kaldı zahfetsin en büyük sıkıntı bir kimsenin cehaletliğini bilmesi
bilmemesi din onun üzerine hükmetecek o kimse bilmeden uzak durun evet tövbe bu manada günah işleyip işlemediğin önemli değil tövbe etmek namaz kılmak gibi farz her gün o kimse tövbe edecek her gün o kimse tövbe edecek tövbesiz bir müslüman tövbesiz bir mümin mümkün değil ve tövbe ümitsizlik de değil ya ümit sen tövbe edersen Allah senin tövbeni kabul eder hata yapsanız hatta günahlarınız göğe yükselecek kadar çok da olsa tövbe ettiğinizde Allah tövbenizi kabul eder günahlarınızı bağışlar
demek ki benim çok günahım var af olmam düşünmeyin günahlarınız göğe kadar da yükselse tövbe ederseniz geri dönerseniz bir daha yapmamaya ant içerseniz Allah sizin tövbelerinizi kabul eder en mutlu kimse ömrü uzun olup Allah'a yönelerek Allah'a kulluk yaparak yaşayan insandır demek ki en mutlu insan uzun ömürlü olup ömrünü Allah'a kullukla geçiren kimse kim ecir ve sevap yönünden çok ibadet yaparak kendisini yorandan daha ileri geçmek isterse günahlardan sakınsın demek ki çok ibadet etmek değil ya günaha girmemek önemli
günaha girmemek demek üstün ahlak sahibi olmak demek üstün ahlak sahibi bugün ümmet-i muhammedde en fazla eksik olan olgu bu üstün ahlak sahibi pro tip insanlar yetiştiremediğimizden üstün ahlak sahibi dervişler üstün ahlak sahibi ticaret insanları üstün ahlak sahibi memurlar üstün ahlak sahibi siyasiler üstün ahlak sahibi din insanları üstten üstün ahlak sahibi öğrenciler öğretim üyeleri profesörler üstün ahlak sahibi olan işte işçisi memuru köylüsü esnafı üstün ahlak sahibi olacak şu an islam dünyasının en büyük
handikaplarından dünyanın en büyük handikaplarından en önemli olanı bu ahlakın gün geçtikçe çökmesi ahlakın gün geçtikçe önemsizleşmesi ahlakın gün geçtikçe bozulması dejenere olması utanmanın arlanmanın korkmanın üzülmenin boşaltılması korkmuyoruz utanmıyoruz artık çekinmiyoruz böyle bir şeyimiz yok artık utanmayınca zaten her şeyi eşkari yaşıyor insanlar Allah muhafaza eylesin herkes namaz kılıyor ama herkesin ahlakı
çok iyi değil demek ki din çok ibadet etmek değil çok ibadetten kastım ne farzların haricinde nafilelerin haricinde o kimse ibadet ediyor boyuna ama ahlakı yüksek değil ona ufacık dokunursan kötü söz söylüyor sana eşi ondan memnun değil çocuğu ondan memnun değil komşular ondan memnun değil arkadaşları ondan memnun değil namazını kılıyor orucunu tutuyor dili sivri namazını kılıyor orucunu tutuyor herkesi eleştirmek tenkit etmek laf söylemek onda bu değil islam Allah bizi affetsin mümin hata işler peşinden
tövbe istiğfar eder mutlu kimse tövbesini bozmadan ölen insandır demek ki mutlu kimse kimmiş tövbesini bozmadan ölecek Allah bizi onlardan eylesin her ademoğlu çok hata işler hata işleyenlerin de en hayırlısı tövbe edenlerdir demek ki hata işleyenlerin en hayırlısı tövbe edenlermiş son hadisi kutsu ile tövbe bahsini kapatalım kul bunu muhiyyiddin arabaz zetleri kendi fütuhatında füsusunda çok kullanır bu böyle büyük bir ümit kapısıdır kul hata işler hata işleyince Allah'a tövbe eder Allah der ki kulum
kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı affettim kul tekrar hata işler tekrar Allah'a tövbe eder Allah der ki kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı affettim kul tekrar günah işler tekrar tövbe eder Allah der ki kulum kendisini affet çok olan Rabbisini hatırladı affettim der o yüzden o af eder ama başka bir ayet-i kerimede de der ki Allah'ın affına dayanaraktan siz günah işleyicilerden olmayınız o azap eder der tehdit var ümitle tehdidi bir potaya koyalım onun affını onun mağfiretine güvenerekten bile bile
Allah'ın gözünün içine baka baka günah işleyicilerden olmayalım velev ki sürç-i lisan edip bir günah işlediysek ümitsizlik deryasına düşüp tövbe etmemezlik etmeyelim tövbe edelim inşallah bunlar soru biz bir ayetten her neyi nesveye insa edersek ondan daha hayırlısını yahut mislini dengini getiririz bilmez misin ki Allah her şey kadirdir daima kadirdir bakara 106 yukarıdaki ayette Allah'ın hüküm değiştirdiğine şahit oluyoruz hükmü değiştirmenin hak olduğunu düşünürsek mürşitlerin hocaların önderlerin hüküm değiştirdiklerine
şahit oluyoruz hüküm değiştirme ne gibi hallerde zuhur eder hükmü hak olarak değiştirenler ile sözünden dönenleri nasıl Allah bir şeyin hükmünü değiştirir Musa'ya indirilen emirlerle İsa'ya indirilen emirler aynı değildi aynı şekilde Hz. Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selam hazretlerine indirilen emirler de aynı değildi kaldı ki Cenab-ı Hak ayeti kerimelerde de bazı hükümleri nesh etmiştir sonradan gelen hükümler bu Hz. peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatında da vardır onun da bazı yasaklarını sonradan nesh ettiği söylenir ki öyledir mesela kadınların kabristanı ziyareti gibi Mekke döneminde yasaklanmış Medine döneminde serbest edilmiştir bunun gibi veya mutanikahı Mekke döneminde serbesttir hatta Medine döneminin bir kısmında
da serbesttir Hz. peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölümüne yakın nesh edilmiştir tabi nesh edildiğine dair olan o şeyin üzerine tartışma çıkarmışlar da ayrı mesele biz onları tartışmayalım bunun gibi Kur'an'ın içerisinde mesela işte zina edenleri zina edenlerle evlendiriniz ayeti kerimesi sonradan nesh edilmiştir şimdi o ayeti kerime vardır mesela zina edenleri zina edenlerle evlendiriniz o ayeti kerimin normalde zahirine bakacak olursa zina edenler zina edenlerle evlendirilecekler ama sonradan ayeti kerime
gelmiştir tövbe edip temizlenenler diye tövbe edip temizlenenler bu noktada o ayeti kerimeyi nesh etmiştir şimdi bunun gibi Kur'an'ın içerisinde nesh mesuh meselesi derler buna yani nesh edilenleri bilmezse bir kimse o insan alim hükmünde değildir dinle alakalı bir şey konuşan bir kimse hazreti ala efendimiz sen nesh meselesini bilir misin der hangi ayetlerin sonradan nesh edildiğini biliyor musun hayır ya emir el müminin deyince sen alim değilsin niçin dinden konuşuyorsun ona der demek ki bir kimsenin ilim ehli diyebilmemiz
için nesh meselesini bilecek hadis şeriflerde de böyle nesh meseleleri vardır hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerinin daha önce koymuş olduğu bir hükmü kendisi kaldırmıştır nesih nesh edilmiş o sonradan veyahut da hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretleri ibrahimilikten kalma ibrahimilikten kalma kendisinin üzerinde fetvalar vardı mesela işte bir kadının birisi geldi ya adam ona sen benim annem gibisin demişti adam ona sen benim annem gibisin demesinin sebebi kadından kurtulmak içindi artık
canı sıkıldı kadın yaşlandı çocuklar var kadın geldi gece yarısı dedi ya ya muhammet kocam bana böyle yaptı ben şimdi bu çocuklarla nereye gideceğim benim hakkımda hüküm ne hazreti peygamber dedi ki eski hükmü ibrahimilikten kalma hükmü söyledi ona dedi ki evet sen boş olmuş oldun şimdi cübbesinden tuttu dedi ki olmaz ya muhammet bunu dedi Rabbime danış enteresan bir şey bu bunu Rabbime sor dedi hani bunda bir kadının haklarının gitmesi var bir kadının haklarının orta yerden kaybolması var kadının hakkı kayboluyor
orta yerde beş çocuk mu yedi çocuk mu ne var kadında ben diyor yaşlandım o yüzden benim yüzüme bakmıyor şimdi ben ne yapacağım özür dilerim hakkınızı helal edin Cenab-ı Resulullah gecenin ortası Hazreti Ayşe Validemiz'in kulağı kirişte çok kıskanç ne konuştuklarını duyamıyor fısıldaşıyorlar edeptir şeyh efendi veya bir peygamber birisiyle görüşülüyorsa o dinlenilmez edeptir şeyh efendinin yanına birisi gelip özel bir şey konuşuyorsa geri kalan geri çekilir dinlenilmez edeptir bunlar Cenab-ı Peygamber Allah'a münacaat ediyor
o esnada ve Cenab-ı Hak hemen Cebrail Aleyhisselam'ı gönderiyor anında cevap kadının faziletine bakın Allah diyor o fısıldayan kadını duydu müthiş bir şey bu Allah o fısıldayan kadını duydu hemen kadın hakkında hüküm geldi dedi ki tasadduk etsinler para tasadduk edecekler o sözden geri dönüş tövbe edip para tasadduk edecekler kadın dedi ki ya Resulallah benim adam fakir dedi biz fakiriz bu para yok bizde bu para yok bizde Hz. Peygamber tasadduk için evinden bir şeyler verdi kadına dedi git bunu tasadduk et işin sonunu
gelip eski hükmü Hz. Allah nezetti İbrahim'in hükmünü yeni bir hüküm koydu şey der ki Hz. Mevlana mesnevisinde der ki o der Allah elbiseyi yırtıp yeniden elbise dikendir der Cenab-ı Hak demek ki elbiseyi yırtıyor yeniden elbise dikiyor o hem yırtıcı hem de tercih dikici bir elbise daha geliyorsa yırtıyor yeni bir elbise dikiyor tabi biz bugün dininizi tamam ettik demiş ayet-i kerimede din tamam olmuş şoziyette bir şeyi nesletmek mümkün değil şu anda bir şeyi nesletmek
mümkün değil ayetle ve hadiste sabit olan bir meseleyi nesletmek yani hükmünü ortadan kaldırmak mümkün değil şimdi biz herhalde bunu bu geceyle bitireceğiz şimdi bununla alakalı şu nesih meselesiyle alakalı uluslararası oynanan bir oyun var şimdi buradan başka bir noktaya geleceğim oynanan oyun şu bu nesihle alakalı diyorlar ki Allah bazı ayetleri neshetti kendisi demek ki sünnetullah da bu var Allah'ın sünnetinde bu var iki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri neshetti bazı hükümleri demek Hazreti Peygamber'in
sünnetullahında da bu var devam ediyorlar bizde bazı meseleleri nesh edelim bu kapı açılırsa dinin özü ve hukuku kalmaz bu kapı bize ait değil bu kapı Ümmet-i Muhammed'e iştihat kapısı olarak açık iştihat iştihat etmek bir meseleden bir meseleye hükmetmek mesela ne orucun kazasından namazın kazasına iştihat etmek namazın kazasından zekatın kazasına iştihat etmek orucun kazasından haccın kazasına iştihat etmek bu iştihat etmek bakın bunda nesih yok orta yerden bir şeyi kaldırmak yok iştihat etmek
var bir şeyden hüküm çıkarmak var ilim yeterliliği bir şeyden hükmediyorsunuz mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine'de seferi değilken namazı cem etmiş öğleyle ikindiği mütevatir derecede sahabeler naklediyorlar bunu bir kısmı diyor ki o gün hava çok yağmurludu çok yağışıydı çok karanlıktı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde enteresan bir olgu var olgu şu her hava karardığında hava bulutlandığında Hz. Peygamber tiril tiril titreyen bir kimse ve diyor ki Aişe validemize
ya Aişe Allah bizi helak eder mi ki geçmiş ümmetler gibi biz de helak olur muyuz ki öğe bakaraktan ağlayıp titreyen bir peygamber geçmiş peygamber geçmiş ümmetlerin helak olduğu gibi biz de helak olur muyuz diye titreyen bir peygamber ve her hava karardığında kara bulutlar geldiğinde Allah'a yalvarıp tövbe eden bir peygamber ve ne zaman ki Cenab-ı Hak ona Cebrail aleyhisselam'ı gönderip Allah sen içindeyken senin ümmetini helak etmeyecek senin ümmetini bu noktada geçmiş ümmetler gibi yere batırmayacak geçmiş ümmetler gibi
gökten bir ışık gelip dona kalmayacaklar geçmiş ümmetler gibi yerin içine batırılıp işte ateşlerin içerisinde kömürleşmeyecekler deyip o müjde ona verilince Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri bu noktada o korkusunun eminliğini alıyor ama o ana kadar her gök karardığında bulutlar kapkara olduğunda biz de helak olur muyuz deyip ağlayıp tövbe edip secdelerde yalvaran bir peygamber var halimizi siz düşünün şimdi ve ona müjde sen içlerindeyken sen içlerindeyken böyle bir helak olmayacak diyor o zaman
Muhammed Mustafa sizin içinizde ise siz helak olmayacaksınız sizin içinizde ise şimdi meseleye iştahat meselesine geliyorum şimdi Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri yine böyle karanlık bir günde bulutların geldiği yağmurun yağdığı şimşeğin çaktığı gibi böyle bir günde namazı cem ediyor öğle leikindi ama Hz. Peygamberde bu anlayış var her an helak olabiliriz her an helak olabiliriz insanlar azgın insanlar sapkın insanlar din tanımaz Allah tanımaz insanlar peygamber peygamber tanımaz Kur'an tanımaz her an helak olabiliriz Allah bizi her an helak edebilir korkusu var bizim halimizi sormayın artık siz ve bu Allah halen ben oradan kapı açıyorum kendimce algıya Hz.
Peygamber namazı cem etti buradan bize iştihat kapısı çıkıyor namazı cem etti biz o namazı cem etmesini nehyedemeyiz kaldıramayız şimdi değiştiremeyiz da namazı cem etmiş biz o ceme iştihat ederiz Hanefiler namazı cem etmeyi Hz. peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri meşhur sünneti olan hem arafatta hem müzdelife de arafatta öğle ile ikindi namazını cemi takdim müzdelife de akşamla yasıyı cemi tehir olarak almışlar cemi tehir etmek yani birleştirmeyi tehir ediyorsun akşamla yasıyı akşamın yasının vaktinde gece yarısı kılıyorsun ne zaman müsait olduğunda kılıyorsun cemi takdim cemi öne alıyorsun cemi takdim etmek cemi öne almak öğleden sonra hemen ikindiyi kılıyorsun arafata gidenler bilirler hacca gidenler öğlen ezanı okunur öğlen
ezanı okunduktan sonra hemen öğlenin farzı kılınır sünnet kılınmaz orada ardından tekrar iç ezan okunur kamet getirilir ikindinin farzı kılınır namaz cemi takdim olmuş olur sünnettir bu bunu mesela Hz. Peygamber zamanında zorluk varmış sıkıntı varmış o yüzden oluyormuş şimdi gerek yok demen hüksüne sahip değilsin din bu cemi tehir etmek müzdelife gidildiğinde çünkü taş topluyorsun işte bir yolculuk yapıyorsun bir müddet yayan yürüyorsun yayan yürüdükten sonra müzdelife de taş topluyorsun taş topladıktan sonra zaten
o günün yorgunluğu var o günün böyle bir üzerinde bir ağırlığı var taşı topluyorsun akşamla önce akşamı kılıyorsun gece saat 10 11 kaçta vardıysan çünkü akşam namazı vaktinden önce herhangi bir zorunluluk yoksa senin arafatı terk etmen mümkün değil ancak çobanlar işi olanlar filan yaparlar bunu koyunlar getirilmiş kurban kesilecek koyunlar var develer var atlar var insanlar gelmiş onların başında çobanlar var o çobanlar deliler hemen arafatta namazını kılarlar vakfe yaparlar giderler bu onlar için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretleri hadis-i şerifte çobanlara müsaade etmiş bunu hadis-i şerifte var yani hayvanlar telef olmasın kurtlar gelip çakallar gelip aslan zırttan kaplan yırtıcı hayvanlar gelip insanların kurbanlıklarını yemesin zarar vermesin hırsızlar gelip kurbanlıklara zarar vermesin buna müsaade edilmiş bunlar hemen arafat vakfesinden sonra giderler arafatta çünkü yarabbi dedim mi vakfe oldu oradan geçse vakfe oldu adam hasta baygın sedilen getirirsin arafatta gezdirir arafattan içerisinden sınırdan içeri koydun elini açtı yarabbi
vakfesi oldu götür hastaneye hacca adam görürsünüz arafat'a gittinizde zaten ambulanslar girer dolaşır götürürler onları hasta serumlu hacca gelmiş hasta olmuş serum kafasında orada yarabbi der tamam vakfesi vakfı oldu ihramı girer vakfesi vakfe bitti şimdi iştahata geleceğim bakın bunların hepsi de iştahat şimdi söyledikler siz o namazı gündüz orada cem etmiş ya hanefiler çok zarrette kalırsa ölüm tehlikesi olursa böyle yırtıcı hayvan tehlikesi olursa yolculuk esnasında bunlara böyle cem müsaadesi vermişler şimdi
benim bu konuda eleştirirler biraz çünkü benim ciğerimin yandığından değil iştahattan çıkıyor adam polis memuru nöbeti var hiçbir yere ayrılamıyor namazı kılması mümkün değil adama diyorum ki en mümkün olduğu yerde cemet kardeşim namazını ameliyathaneye girecek hemşire ameliyathaneye girecek doktor bir girecek içeri ben Ege Üniversitesi'nde şeyh efendinin başında kaldım hiç o kadar yakin bir ameliyathane ve hastane tecrübem yoktu benim o kadar uzun olmadı yani ben şeyh efendinin Allah rahmet eylesin bütün ameliyatlarının
başında durdum ama o kadar uzun bir dönem yaşamadım işte Konya'da olmuştu başında durduydum İstanbul'da olmuştu yine yanında durduydum Allah nasip etti ama Ege Üniversitesi'ndeki ameliyat hem uzun ağır hem de hastanede de uzun kaldık orada ameliyata giren doktorlar var 8 saat 9 saat şeyh efendiyi ameliyat eden doktor 16 saat ameliyatta kaldı adam nakil yaptı karaciğer nakli yaptı 16 saat kaldı içeride adamın çikolata çok affedersiniz sigara gibi burada kenarında dolaşıyor adam çikolatayla ayakta duruyor böyle sanki
adam ameliyattan giriyor ameliyattan çıkıyor ameliyata giriyor ameliyattan çıkıyor ameliyata giriyor tikleri var adamın yaman tokat kesmekten biçmekten gına gelmiş adam Amerika'ya Rusya gidiyor kesiyor biçiyor geliyor 3 günlüğüne Londra'ya gidiyor kesiyor biçiyor geliyor oradayken yaşıyoruz biz bunlara dedim nerede hoca dediler ki Londra'ya gitti ne Londra'ya gitti ne zaman gelecek yarın gelecek nasıl gidecek ameliyat edecek gelecek hem oradaki öğrencilere gösterecek üniversitede Londra'da bilmem ne üniversitesinde
gidip orada karaciğer ameliyatını gösteriyor onlara Türkiye bazı noktalarda ileri ileri gidiyoruz yani bizde gelişiyoruz bizde ilerliyoruz inşallah velhasıl kelam ben orada gördüm onları dedim ki namaz kılan bir hemşire düşünün başında profesör var ameliyathanede ben hocam namazı gidebilir miyim nereye diyecek çarpar hoca onu onlar şeyh gibi profesörler üniversitede bir yürüyor arkasından 25-30 kişi yürüyor 50 kişi yürüyor arkasından biz o yaman tokadının arkasından güruh gibi gidiyorduk biz 100 kişi en azından herkesin
hastası var herkesi kesmiş pişmiş odalar dolu herkes hastası için bir şey soracak arkasında 30-40 tane öğrenci var zaten doçentmiş doçent yardımcısı asistanlar bilmem neler arkasında o sadece isim söylüyor bir hastanın başına gidiyor şu bu herkes bir evrak veriyor onun eline öyle minnethane eleştiriyorlar ya şeyhler siz böyle yapıyorsunuz şeyhlerin esamesi yok siz üniversiteye gidin de o profesörlerin arkasındaki insanların düştüğü noktayı görün be çantayı parçalayacaklar taşımak için koca koca doçent yardımcıları
o doçent halifesi onun bir tane doçent vardı halifesi onun o ben dedim hocam sen şeyhsin bu halifeniz sizin dedim bunlar dedim o doçent yardımcıları var altta bunlar sizin nakipleriniz dedim onların altında o asistan mı oluyor doçent yardımcılarının asistanlar onlar bunlar çoğu işleriniz dedim böyle yapıyor bunu hocam ya bu nereden çıktı diyor dedim ki şu talebeler hepsi de mühür ediniz sizin dedim biz nereye hocayız dedim ben hocası hansin biliyor şeyhefendi orada şeyhefendi şeyh olduğunu da biliyor kendisi sizin hiyerarşiniz
dedim bizimkini geçmiş hocam dedim gülüşüyor sohbetimiz iyi şimdi on altı saat ameliyathanede kalacak bir kimsenin namazını nasıl kılacağını birisi bana söylesin iştahat giriyor devreye iştahat ediyoruz nereden diyoruz ki ya hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri seferi değil iken de namazını ceb etmişti eee sen de zorunlulukta kaldıysan kılamayacaksın kesin katiyse namazını ceb et kesin katiy ne vali şoförü nereye kılacak mümkün değil valinin ne zaman nereye gideceği böyle değil ne zaman nereye gidiyoruz diyeceği
böyle değil kıl namazını kardeşim sen valinin koruması kıl kardeşim sen namazını veyahut da bir iş yeri var düşünün iş yerinde bu adam önemli bir vazifede veya iş yerinin hakkı sen o adamın mesaisi senden anlaşmış sen onun mesaisinin içerisinden çalıyorsun mesaisinden çalıyorsun onun bizim insanımız namaz kılacak ya ooo bütün namazın adap erkan abdeste tırnak arası yüzük arası neredeyse bütün dişleri çıkartacak yıkacak tekrar koyacak abdest alması adamın 45 dakika sürüyor sen ona desen ki neden geç abdest aldın o sakalından
abdestime mi laf söyledin haydi muhabbet başladı sen sakalından onun namazına mı laf söylüyorsun muhabbet başladı o adamın namaz kılması bizde bir saat evinde on dakikada kılıyor adam evinde on dakika sürmüyor bile abdesti hilal lamıyor bizimki sakalının en dibine kadar su gelsin diye yüz on sekiz sefer yıkıyor onu ondan sonra vesvese hastalığına tutuluyor Allah da ona o hastalığı veriyor ondan sonra o yıkadın mı yıkamadın mı diye hırtışlıyor artık her tarafını neden sen işe namaz kılıyorum deyip kandırdın ortalığı
mesaiden çaldın adamdan ya o zaman sen namazı cem et abdestini al namazı cem et iştahat çıkıyor o zaman bir şeyi nesletmek yani hükmü değiştirmek İslam'da kapı kapalıdır bunun bu kapıyı aralamaya çalışanlar bu konuda makaleler yayınlıyorlar bu konuda yazılar yayınlıyorlar fetvalar yayınlıyorlar bunun amacı şu dünya üzerinde bütün dinleri tek din çatısının altında ama İslam dininin değil adam şöyle bir ülküsü olabilir bütün herkes İslam çatısının altında toplanacak bunun mücadelesini
vermek farz ama ortak bir din çıkaracaksa orta yere bu İslam dini için mümkün değil niçin Vatikan toplanır protestanlar için papa bir hükmü kaldırma yetkisi vardır onların dini anlayışına göre Anglikan kilisesinin başındaki kimse toplanır toplarlar bir hükmü kaldırabilirler mesela aslında onlarda çocuktan korunmak yok karar aldılar çocuktan korunuyorlar mesela sezeryen yok onlarda karar aldılar sezeryen yapıyorlar çocuk aldırmak Vatikan'a göre çok büyük haram ama
siyasilerle kendi aralarında tartışmalar çıkıyor bazı siyasiler müthiş paralar tasadduk ediyorlar istedikleri kararı çıkartıyorlar Vatikan'dan mesela örneğin Fuhuş'la alakalı Vatikan'ın çok net ve kesin emirleri vardı önceden kaldırdılar islam din için bu mümkün değil museviler için bu mümkün protestanlar için mümkün katolikler için mümkün angelikan kilisesi için mümkün museviler için de mümkün bir tek mümkün olmayan islam var islamda bir hükmü değiştirmek Allah'a ait Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem değiştirdiyse
yine Allah'ın değiştirmesinden dolayı değiştirdi çünkü Cenab-ı Hak ne dediyse benim emrimle dedi dedi bir hükmü kaldırmak orta yerden hükmü kaldırmak Allah'a ait din tamam ettim dedi dini tamam ettiyse bir hükmü kaldırmak bir hükmü değiştirmek yeni bir hüküm koymak Allah'a ait bitti kapı kapandı kıyas kıyas etmek kıyas ederekten iştahat etmek kapı aralı buhari babül fiten başında üç dört tane hadis-i şerif vardır birisi der ki işte onlar dinlerinden geri döndüler birinci helak olacaklar dinden geri döndüler birisi
dinde var olanı yok saydı bir hadis-i şerif birisi dinde yok olanı var kabul etti helak olacak olan dört grup dördüncüsü var olanı tebdil etti değiştirdi var olanı tebdil etti değiştirdi o da helak oldu der şimdi buradan hareket ederekten dinde hüküm koymak Allah'a aittir Allah ve Resulüne aittir bir hükmü kaldırmak da Allah ve Resulüne aittir ama mesela bir şeyin illeti gittiyse o hükmün hükmün tecelli edeceği bir yer kalmayabilir ama hüküm oradadır mesela örneğin bir lutilik yapan kimse yani bugünkü dilde şimdi insanlar
bilmiyorlar işte bir erkeğin kendisini kadın gibi arkadan elletmesi cinsel ilişkiye girmesi erkeğin de onunla başka bir erkeğin onunla cinsel ilişkiye girmesinin hükmü hükmü yani fıkıhı cezası her ikisinin de öldürülmesidir siz bu hükmü değiştiremezsiniz ama bu eylemi yapan hiç kimse kalmaz eylemin tecelli edeceği bir yer yok hükmün tecelli edeceği bir yer yok ama hüküm orada durur siz hükmü değiştiremezsiniz niçin mütevatirdir halid bin velid hazretlerinin vali olduğu bir yerde hazreti ebubekir efendimizin onun sonra
halifeliği döneminde halid bin velidin vali olduğu bir yerde böyle bir olay yaşanır bu olay yaşanınca halid bin velid burada nasıl hükmeteceğine dair başkente medineye mektup yazar der ki böyle böyle bir şey oldu burada der böyle bir şey yaşandı biz buna nasıl hükmedelim der hazreti ebubekir efendimiz sahabeyi aşereyi mübeşşeri toplar aşereyi mübeşşeri bir konuyu açar der ki böyle bir mektup geldi bunun hükmü nedir hazreti peygamberden bunu duyanınız var mı böyle bir meselede nasıl bir iştahat edeceğiz deyince herkes fikrini
söyler hazreti ali efendimiz ilmin kapısı ben ilmin şehri isem ali kapısıdır ya rabbi ali'nin döndüğü yeri hakkı döndür hazreti ali efendimiz lut aleyhisselama Allah katından verilen cezayı öne koyar der ki kuranda lutla alakalı hüküm bu Allah onların başlarına geçirdiği yaşadıkları ülkeyi oraya helak etti o yüzden der onlar nerede o evinin içerisinde yapıldılarsa o ev der yakılacak içinde de onlar yakılacak ve o ev der altının üstüne getirilecek fetvası bu hazreti ali efendimizin bu fetvasına şimdi herkes karşı geliyor
böyle geliyor bu fetva e şimdi yarın öbür gün biz bir de Avrupa Birliği'ne gireceğiz Avrupa Birliği'ne girince de ondan sonra böyle iki tane eşcinselin evliliğini de göreceğiz haydi buyurun buradan yakın bakalım şimdi bu hükmü değiştirmek lazım hadi bu hükmü değiştirecek olan bir babayı din adamı çıksın benim karşımda şimdi konuşsun istenen iş bu gizliden oynanan oyun bu gizliden gizliden örülen örgü ince ince ilmek ilmek bu Allah kendi ayetlerinin
hükmünü kendisi değiştirdi peygamber de değiştirdi ee demek ki sünnetullah da bu var bazı hükümleri bizde değiştirebiliriz oraya getirmeye çalışıyorlar bizi dini hukuk açısından mümkün değil neden çünkü o kapitalist hegemonist emperyalist sistem bizi ütümeye çalışıyor Osmanlı'yı yıktılar yetmedi insanlar hala da din diyanet deyip böyle bocalıyorlar sarılıyorlar bütün İslam dünyasında 100 yıldan beri 200 yıldan beri cehaletti hırsızlıktı ondan sonra kandı kastığı her şeyi bizim üzerimize koydular biz bilmezdik bunları hiç
biz kapı dayaklayan bir ümmet değildik biz kapı dayaklayan bir ümmet değildik bizim kapı kilidimiz olan bir ümmet değildik biz kapı kilidi yoktu bizde önceden şimdi siteler kuruyorlar bize güvenli yer diyorlar sitelerde oturun demek ki güvensizleştirici olguları oluşturmuşlar biz güveni kaybetmişiz niçin aç bıraktıklarımız var açıkta bıraktıklarımız var sömürdüklerimiz var ezdiklerimiz var parçaladıklarımız var üzerinden silindir gibi geçtiklerimiz var
haksızlıklarımız var yanlışlıklarımız var eksikliklerimiz var noksanlıklarımız var sistem yanlış yürümüş ahlaksızlıklarımız var bir taraf devasa binalar kurup devasa binalarda zevk-ü sefahat içerisinde firavunca yaşarken bir taraf ezilmiş yok edilmiş hakları gasp edilmiş emekli maaşı 800 lira 800 lirayla geçineceğim de uğraşıyor ne bileyim işte asker ücret 800 lira 800 lirayla geçineceğim de uğraşıyor ama bir tarafta devasa villalar evler fabrikalar gökdelenler zevk-ü sefahat içinde ve onlara diyorlar ki sizin korunmanız
lazım güvenli yerlerde yaşamanız lazım niçin siz buralara gelirken bunları ezerekten geldiniz bunları üterekten geldiniz bunları katlederekten geldiniz şimdi bu paranızı bu servetinizi bu canınızı korumanız için yine bize gelin biz size devasa villalar yapalım size inşaatın metrekaresi 35 lira mal ederken biz size 350 liradan dayayıp satalım metrekaresi 35 lira metrekaresi inşaatın o 350 liradan alıyor neden onu o hale getiren sistem onu ona satıyor hükmü değiştirmeye çalışıyorlar hükümleri değiştirecekler değiştirmek
için uğraşıyorlar ama galip gelemeyecekler o yüzden hükmü değiştirme hakkı hiç kimsenin değil Allah değiştireceğini değiştirmiş Muhammed Mustafa değiştireceğini değiştirmiş bugün din tamam oldu diyor bugün sizin dininizi tamam ettik ve Allah size din olarak İslam'ı seçti ayeti kerimesi inince bütün ashab hüngür hüngür ağlıyorlar diyorlar ki din tamam oldu Muhammed Mustafa aramızdan artık ayrılıyor ayrılık şarkıları başlıyor çalmaya artık sazın teline mızrap ayrılık olarak vuruyor bitti bitti ne din tamam oldu hüküm
değiştirmek yok hükmü yok etmek yok hükmü yokmuş gibi kabul etmek yok bu esnada hiç kimse o hükme ihtiyacı kalmayabilir hüküm orada durur hüküm orada duracak bekleyecek hani derler ya batılılar demokrasinin kılıcı gibi derler demokrasinin kılıcı gibi orada duracak hüküm o yüzden bunlara kulaklarınızı tıkayın arkasında bir oyun olduğunu bilin arkasında bir oyun var hakkınızı helal edin hayırlı ramazanlar biz burada böyle ramazan sohbetleri gibi işte şeye kadar arife günü bir tek yok yarın ne günlerden pazartesi var
salı var iki gün daha inşallah buradayız ondan sonra çarşamba günü herkese tatil zaten bizde de Allah affetsin bizi böyle haftanın 3-4 günü sohbet zikir olmazsa kendimi ben böyle büyük günahı kebari işlemiş gibi görüyorum o yüzden benim yüzümden siz de yanmayın burada serbest arkadaşlar gelip gelmemekte ben bir şekilde kendi mevcut virdim gibi görüyorum bunları ben kendi mevcut virdime devam etmiş görüyorum kendi kendime çünkü alışmışız biz haftanın 4 gecesi 5 gecesi sohbete zikre ondan böyle bir çıt aşağı düşünce
ben kendi kendimi iyi hissetmiyorum hasta oluyorum zaten o yüzden hasta olmaktansa gelip burada bir kelime de olsa faydamız olursa ne ala bize hakkınızı helal edin el fatiha selamat

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi