Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 31 Ağustos 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Eylül 2013 · 1:41:23

Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzlüğünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Ben günlük dersimi çekiyorum, perşembe zikire katılıyorum ve zikir de yapıyorum, yaptığım zikirlerden bir tat alamıyorum, kendimde ne gibi bir eksiklik almalıyım, aramalıyım. İbadetler tat almak için yapılmaz. Tat alan nefistir. Oruç tat almak için yapılmaz. Nefse acı gelir ki zaten o. Tat aldığınız her şeyi terk edin.
Nefisle mücadeledir. Nefis bir şeyden tat alır, terk edersiniz onu. Diyeceksiniz ki nefis namazdan tatılır mı? Nefis namazdan tat almaz. İbadeti tat alma açısından baktığınızda herkesin böyle bir şeyi var. Ben bir şey yapıyorum, ondan tat almıyorum. Baktığınız zaman tat biraz böyle işte nefse hitap eden bir şeydir. Yemek çok tatlı gelir insana. Çorba çok tatlıdır, harikadır, leziz olmuştur.
Nefis o çorbayı yemek ister, ondan tat alır çünkü. Hz. Ali Efendimiz de su katar içine. Veyahut da bu yemek çok düzgündür, çok güzeldir, harika tat almışsınızdır. O yemeği yarım kesebilmektir nefisle mücadele. Veyahut da o tadı bozabilmektir. Çok lezzetli, çok tatlı gördüğünüz şeyi bu noktada onun tadını bozmak, onun lezzetini bozabilmektir. O yüzden mesela namazı tat almak için kılarsanız veya her namazdan tat beklerseniz namaz sizin putunuz olabilir. Allah muhafaza eylesin. Zikir sizin putunuz olabilir, Allah muhafaza eylesin. Yani işte ben bunu yapıyorum ama bundan tat almıyorum. Tat almadığınız şeyi terk mi edeceksiniz? O zaman herkes tat almadığı şeyi terk edecek.
Nefis bize bu tip şeylerden tat aldırmaz ki zaten. Kim tat almış ki? Alma duygusuyla bir şeyi yapmayın. Bu dünya tat alma yeri değil. Dünyanın lezzetini acılaştıran ölümü çok zikrediniz.
Demek ki bir şeyden tat almak, lezzet almak. Bakın bir müddet sonra namazsız bir hayatı düşünemezsiniz. Bir müddet sonra zikirsiz bir hayatı düşünemezsiniz. O kimsenin kalbine yerleşir, içine yerleşir, üstüne yerleşir. Yerleştiği zaman onunla o aşinalık peyda eder. Bu aşinalık peyda edinceye kadar mücadele lazımdır.
Nefisle mücadele de budur. Allah bizi affetsin. Bunu kısa kesiyorum böyle yani sorulara, cevaplara yetişelim biraz da meslemi okuyalım diye. Ama bugünün insanının hepsinin üzerinde bir problem var. Bugünün insanı düşüncesini, fikrini, hayatını tat almanın, lezzet almanın, haz duymanın, böyle hoşnut olmanın üzerine kuruyor. Yani hayatının her şeyinden o tat almalı. Tat alamıyorsa onu bırakmalı. Böyle bir nefse hoş gelecek şekilde bir şeyi düşünüp, nefse hoş gelecek şeyleri arıyor. Oysa mesela bir sıkıntıdan tat almayı düşünmüyoruz biz. Bir problemden lezzet almayı düşünmüyoruz.
Biz hastalığı yalamıyoruz dondurmayalar gibi. İflas etmiş adam, iflas etmesini dondurmayalar gibi yalamıyor. Eşi ona terslik yapmış. Eşi ona terslik yaptığı zaman eşine tebessüm edemiyor. Çocuk onun sözünü dinlemiyor. Çocuk onun sözünü dinlemeyince, kendi kendine bu kendi nefsini hesaba çekip çocuğa tebessüm edemiyoruz biz. İstiyoruz ki her şey kafamıza göre olsun. Eş, şeyh, Kur'an, peygamber, Allah, çocuklar, etraftaki arkadaşlar. Her şey bizim görüş, düşünce, lezzetimize, tadımıza uygun olsun. Nimete şükürsüzlük var. Her şeyi tadın, lezzetin üzerine kurgulamak var.
Şimdi İsmail'i görünce aklıma geliyor. Biz pilavı atıyoruz burada kaşıya. Ya Allah razı olsun getirenden, götürenden, yidirenden, içirenden, hizmet edenden diye düşünmüyoruz. Herkes gurme. Pilava bakıyor. Eti biraz daha pişecekmiş. Gurme. Kavurarak mı yaptı acaba pilavı? E geç sen yap hadi bakalım. 38 derece dışarıda sıcak. Mutfağın içerisinde 10 derece fazladır hep. Eti 48 derece. 50 derecede git bir pilav pişir bakalım. Ama hayatı biz lezzetin üzerine kurguladık ya. Hayatı tadın üzerine kurguladık. Hayatı biz bütün her şeyi. Yani Allah tat vermeli bize her şeyden.
Bize acı vermemeli. Bizim nefsimizin dışında bir şey olmamalı. Öyle bir Allah olmalı ki bizim nefsimize uygun davranmalı. Öyle bir peygamber olmalı bizim nefsimize uygun davranmalı. Bizim doğru bildiklerimizin üzerinde bir peygamber olmalı. Bizim yanlış bildiklerimizin üzerinde bir peygamber olmalı. Eğer peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin üzerinde böyle bizim nefsimize uymayan bir hadis-i şerif geldiğinde hemen meşhur eşinin moda oldu.
Bu moda halinde şimdi. Bu popüler kültürün magazinsel dini moda oldu. Bu hadis sahih mi acaba ki? Yok canım Hazreti Peygamber böyle dememiştir. Nefsine gelmedi ya ondan tat almadı. Mümin müminden faiz alırsa annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Hatta zina etmiş gibidir diyor.
Bu nefse tatlı gelmedi ya. O faizci, o faizci, o kan emici gidecek o faizi ütecek mümin kardeşinden. Alacak onu. Yok canım Hazreti Peygamber böyle haşa edebe mugayir bir hadis söylememiştir. Çünkü tat almadı ondan. Lezzet almadı ondan. Ona tatlı gelmeli. Ye, iç, israf et. Her şey ne o bir de güzel. Onlar bir güzel bir söz daha bulmuşlar. Her şey Müslümanlar için. Her şey müminler için. Allah bu nimetleri müminler için yarattı. Yürü. O popüler kültür her şeyimizi bizim tat ve lezzetin üzerine kurdu.
Ya evde hanım bir yemek pişirmiş. Hanım teşekkür ederiz. Allah razı olsun ya. Ya ne güzel bir yemek yapmışsın koymuşsun önümüze. Yok biz gurmelik yapacağız. Alacağız. Olmamış hanım diyeceğiz. Kadının moralini komple düşüreceğiz aşağıya. Veyahut da adam bir kilo domates almış. Kadın bakacak bir domates almasını bilememişsin diyecek. Adamın moralini düşürecek. Biz namazı tat almak için kılacağız. Orucu tat almak için tutacağız. E nefis tat almıyor ki ondan. Nefis açlıktan tat alır mı? Ancak terbiye edilmiş. Terbiye görmüş nefis açlıktan tat alır. Terbiye edilmiş nefis ancak namazdan lezzet alır. Terbiye edilmiş nefis ancak zikirden tat alır.
O cemaatsiz bir zikiri kendisinin geçen zikirsiz bir gecesini geceden saymaz. O yüzden sakın ha ibadetlerinizi tat almak için yapmayınız. Birinci derecede Allah emretmiş. Hiçbir kadın örtünürken tat alaraktan örtünmez. Büyük bir çoğunluğu. Niçin? Popüler kültür onları örtünmekten uzak. Hatta bundan 10 yıl önce daha da zordu. 20 yıl önce daha da zordu. Neden? Örtülü bir kadına köyde kentte bir şey demezler. Şehirde herkes ters gözle bakıyordu. Hastanelerde korka korka insanlar tedavi görüyordu.
Devlet dairesine korka korka giriyordu. Okullara çocukları için korka korka gidiyorlardı. Horhakir görülüyordu. Öyle gidip bir normalde örneğin işte bir lüks bir restoranda yemek yiyemezlerdi. Şimdi tabi bunlar gün geçtikçe yeni nesil bunları yaşamadığından bunlar bilinmiyor. Örtülü kadınların çocuklarının hastanelerde iğneyle düşürüldüğünü bilmiyorlar.
Mesture kadınların ameliyat masasında bırakılığını, ameliyata alınmayanı, hatta acil servise dahi kabul edilmediğini bilmiyorlar. İnsanlar sakalları vardı. Sakalları olduğu halde hastanelere eşlerin yanında giremezlerdi. Beni sakallı görürlerdi benim hanımıma çocuğuma zulmederler diye. Türkiye buradan geliyor. Bunları yeni nesil görmedi. Veyahut da bu mücadelenin içinde bulunmayanlar bunları bilmiyorlar. Çocuğu gripken bir iğneyle hastanede öldürüldüğünü bilmiyor. Bilmiyor. Bunları yaşadı Türkiye. Allah bizi affetsin.
İman etmek öyle insana tat vermez önce. Bu memlekette Müslümanım demek hor ve hakir sayılmaya nedendi, sebepti? Dini bir görüntüsü olan, dini bir kimliği, kişiliği olan kimsenin işi görülmezdi hiçbir yerde. Görülmezdi. Askeri okullara alınmaz. Belki de hala da alınıp da alınmadığını bilmiyorum. Askeri okullara alınacak olanların çocuklarının anne ve babaları başlarını açtığını bilirim ben. Çocuk askeri okula girecek diye. Muhtara gelirler sorarlardı muhtarlara. Muhtar derse ki bunlar namazında, abdesinde tabii muhtarlar önceki dönemlerde muhbirdi.
Muhtar mahallede kim ne yapıyor hepsini muhbir eder, ihbar ederdi. Müslümanları ihbar ederlerdi. Ben çok iyi biliyorum. Ben biliyorum yani. Allah bizi affetsin. O yüzden nefis tat almaz. Hele ilk zamanlarda nefisle mücadelede öyle tat beklemeyin, acıdır. Nefis girip de bir şeyhe intisap etmez hemen.
Acı gelir ona. Onun kafasında bir sürü eksiklik, noksanlık görür. Herkes kendi kafasına göre bir şeyh arar. Nefsi onun böyle bir şeyh baktırtırır. Onun dediği gibi olacak. Onun istediği gibi olacak. Onun dediği minvalde sohbet edecek. Hatta intisap etmiş olsa dahi adamın nefsi durmaz. Bu akşam sert konuştu canım. Böyle sertlik yakışmıyor ona. Zatı hallerine soracağız biz. Mürid efendi bugün biraz sert konuşabilir miyiz? Yani sertliğinin doğrantısına bağlı. Zatı hallerine soracağız biz. Yani yolumuz nasıl olsun acaba ki? Zatı halleri ahkam kesecek. Zatı halleri diyecek ki şu şöyle olmalı, bu böyle olmalı. Zatı halleri diyecek ki bu yoldan gidilmeli.
Tabii. Yoksa mürid terk eder gider şeyhi. Zatı halleri hadislerin üzerinde kendi kafasınca uygun olup olmadığına bakacak. Zatı halleri oturacak, Kur'an-ı Kerim'in üzerinde herhangi bir kafasında şüphe beyan ettirecek. Geçen gün birisinin bana sorduğu gibi, Kur'an niçin diyor, inme sırasına göre dizayn edilmedi. Tabii. Orada sokakta soruyor bana. Gülüyorum ben de. Tabii zatı halleri, Kur'an'ın iniş sırasında değil de, niçin sonraki sıralamayı olduğunu söyleyecek. Sizin de kafanızı hemen değil mi soru işareti? Din tedirici tedirici tamamlandı. O gün ne lazımsa o indirildi.
23 yılda tamamlandı. Çünkü toplum ancak 23 yılda dini kabullenebildi. Bütün ögelerini. Tabii ona böyle söyleyince o inanmayacak gene. Veya neden diyecek? Cenab-ı Hak diyor ya ayeti kerimede Allah alemi 6 günde yarattı. İsteseydi 1 günde de yaratırdı diyor. O soruyor neden 6 günde yarattı? Keyfinin haccı ablası mısın? Allah 6 günde yaratmış. Yok zatı hallerinin dediğine göre olacak. Biz böyle bir yanlış anlaşılmasın. Bu hani helak edilen kavimler vardır. Helak edilen kavimlerin hastalıkları şu anda insanların üzerinde kol geziyor. Hevanın ve şehvetin üzerine kurulu.
Herkes hevasına uygun, şehvetine uygun istiyor. Heva Kur'an ve sünnetin dışındaki bir olgudur. Şehvet haramlarla alakalıdır. Sadece cinsel sapıklık değildir yani. Bütün haramı işleme şehvettir. Bütün fikri sapkınlıklar hevadır. Şimdi insanlar hevanın ve şehvetin peşine düşmüş. Hevanın ve şehvetin peşine düştüğünden ona her şey haz vermeli, lezzet vermeli, tat vermeli. O haz, lezzet ve tattan taviz vermemeli. O yüzden ibadetlerden o kimse lezzet almalı. Nefis dedikodudan lezzet alıyor. Şimdi buradakiler sohbet dinliyor.
Dışarıdakilerin bir kısmı konuşuyor. Bu uğultu nereden geliyor? Dışarıdan geliyor. Dışarıdakına sohbet dinlemek acı geliyor şimdi. Hevaya uyu. Dışarıdakilerin sohbet dinlemek acı geldiğinden, nefsine hoş gelmediğinden yanındakilerinle kaynatmak tatlı geliyor. Heva dediğin bu. O burayı çay bahçesi gibi görüyor. Gitti bir yerde çay bahçesine oturdu, birkaç arkadaşıyla da buluştu, kaynatıyorlar. Heva bu. Buranın hevası. Kaynatacak o. Ben böyle söyledim, canı sıkıldı bazılarının şimdi. Nefse tat vermedi çünkü bu. Ben deseydim ki, oy ne kadar güzel konuşuyorsunuz, sohbet ediyorsunuz, harikasınız.
Nefse tat gelecekti. Burada şimdi içeridekiler içinde, iki dizinin üstünde otur sohbet dinlenen burada, ilk etapta insana tat vermiyor. Ya şöyle ayağımı uzatacak bir yer olsaydı ya, rahat oturacağım bir yer olsaydı ya. Ya buranın da en sıkıntılı şeyi bu iki dizinin üzerine saatlerce oturuyorum. Çünkü nefsimiz bizim hep tada, kolaylığa, lezzete alıştı.
Adam iki saat, ben iki saat yemeğe geç gelince kafam oynuyor benim diyor. Ne? İki saat yemek yemeyince kafası oynuyormuş adamın. Elim ayağım titriyor diyor. Alıştırmış vücudu. Neye? Yemeğe. Mutat, saat sabah dokuzda kahvaltı yapacak, on ikide öğlen yemeği yiyecek, saat akşam işte yedide sekizde yemek yiyecek. Mutat alıştırmış. Tat alacak. Lezzet alacak. Hayatınızı tadın ve lezzetin üzerine kurarsanız, nefsinizi terbiye edemezsiniz. Hayatınızı tadın, lezzetin üzerine kurmayın. Namazı kılın, ayağınız acıcak, kılın. Şeytan uğraşacak sizde, kıl namazını sen.
Otur sen zikir yapacağın zaman uykun geleceksin. Vur bir tokat yanağına. Sıyır kolunu tokat vur. Uyuma da. Hiç kendinizi çimdirdiğinizi biliyorsunuz mu siz? Kendinizi hiç tokatladığınızı, ayağınızı yumrukladığınızı, ayağınızı tokatladığınızı biliyor musunuz?
Yazıyorlar. Ben zikir yaparken uykum geliyor, uyuyup kalıyorum. Ha iyi. Vay, ay, ay, ay. Bir de ondan manevi bir şey çıkarıyoruz biz. Bir de ondan manevi bir şey. Ay, uy, uy. Zikir yaparken uyudu, kaldı dersini çekerken. Ne manevi, ne manevi. Kalk, seni gidi tembel seni. Nefsin seni uyutuyor. Git elini yüzünü yıka, git abdest al. Sünnet, uykun geldiğinde git burnuna üç sefer su çek. Uykunu dağıt. Dersini bitir. Hem rahat koltuğa otur, kanapeye yan yat, elinde de tesbih. Öyle zikir yapacağım diyoruz. Ondan sonra uykum geldi efendim. Otur secdada da oturur gibi iki dizinin üstüne.
İki dizinin üstünde uykun gelsin. Orada uyu. İki dizinin üzerinde zikir yaparken uyursan harika. İşte o uykudan sorunlu değilsin. Öbür türlü yan gel yatağın üstünde. Zikir yaparken uyudum efendim ben. Olur. Tembellik. Bir çimdir kolunu. Bir tokatla kolunu. Birisi sana tokat vurmadan sen kendini tokatla. Tembellik yok.
Haz alacağım diye uğraşma. Tat alacağım diye uğraşma. Namaz Allah'ın emri kılacağım. Örtünmek Allah'ın emri örtüneceğim. Oruç Allah'ın emri tutacağım. Zikir Allah'ın emri yapacağım. Derse gitmek Allah'ın emri cihat bugün. Gideceğim. Susmak cihat. Susacağım. Duydum şimdi bak hevaymış burada bizim yan yana konuşmamız.
Susalım. Sohbet dinleyenlerin hakkı üzerimize geçmesin. Konuşsan git. Tekkenin sınırlarının dışına çık sohbet et. Ben tekkeye geldim. İbadethaneye. İtikafa niyet ettim. Dünya kelamı konuşmayacağım. Sohbet ve sema bitinceye kadar. Bitti. Niyet ettim ya Rabbi. Tekkeden çıkıncaya kadar itikafıma. Bitti. Ama bu nefsi acı gelir. Allah bizi affetsin. Münafık nedir tanımını yapar mısınız? Günümüzde Müslümanım deyip insanları şek ve şüpheye düşürüyorlar.
Bunu yaparken başlangıçta çok dindar gibi gözüküp insanların güvenini kazanıyorlar. Sonra kafa karışıklığına şüpheye sebep oluyorlar. Başlangıçta bunları nasıl fark edebiliriz? Münafıklarla alakalı Kur'an-ı Kerim'de değişik ayetler var. Bunu genelde imamlar sonradan şerh etmişler.
Tefsir etmişler. Bir inançta münafıklar var. Münafık iki yüzlü demek. Diliyle kalbi biri olmayan demek. Münafık Kur'an'ın deyimiyle inandık deyip ondan sonra inançsızlıklarını sergilemek. Bu noktada münafık Kur'an'ın deyimiyle onlar inandık derler ama aslında inanmamışlardır.
Biz bunlara itikatta münafık diyoruz. Bir de amelde münafıklar var. Mesela bir hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri münafıklığın elameti üçtür. Konuştuğunda yalan söyler. Emanete hıyanet eder. Bir de ne vardı? Efendim? Sözünde durmaz. Sözleri sözünde durmaz. Veya başka bir hadis-i şerifte Müslümanların gıybetini yapan, kusurlarını araştıranını münafıklık olarak belirler. Toplumun itikadını, imanını, yaşantısını, Kur'an ve sünnetin dışına çıkarıcı ameller işleyenleri münafıklık olarak nitelendirir. Bu noktada Allah muhafaza eylesin, amelde münafıklıktan önce itikatta münafıklık önemli.
Tabi bunları net bir şekilde konuşalım, ortaya koyalım, bize ölçü olsun. Bir kimse Kur'an'ın herhangi bir hükmünü içinden inanmadığını beyan etse münafıktır. Veya o hükmü eleştirse, o hükmü kendi içinden, bakın içinden münafıkların işi içiyle alakalıdır. Bunu dışarı dökerse kafir olur.
Bir kimse herhangi bir Kur'an ayetinin üzerinde şüphe etse, onun ona inanmadığını beyan etse münafıktır o kimse. Ama biz onun münafıklığını bilmediğimizden dolayı biz onu iman ehli olarak biliyoruz. Bunu dışarı söylesek kafirdir, onun kafirliğine hükmederiz o zaman. Birisi herhangi bir Kur'an-ı Kerim'in ayetinin üzerine ayetini reddetse, biz deriz ki bu kafir.
Kesin. Münafıklığı dışa zuhur etti, tecelli etti çünkü. Önceden içinde tutuyordu. İçinde tutunca münafık. Biz ona münafıksın diyemiyoruz. İçinde tutmuş çünkü. İçinde tuttuğu müddetçe münafık. Sağlık solluk yanaşın, sıkışın. O münafık, kendi içindeki münafıklığını ihsar ederse, dışarı çıkarırsa, o zaman biz onu kafir diyoruz.
Bir de amelde münafıklar var. Amelde münafık ne? İşte az önce söylediğimiz zaman, söylediğinde yalan söyler, verdiği söz de tutmaz, emanete hıyanet eder. Bu üçü bir kimsenin üzerinde toplanırsa, münafıklık elameti onların üzerinde toplandı. Bir kimsenin üzerinde toplandı. Bunun gibi, mesela Müslümanların ayıplarını araştırıp orta yere döken, münafıklık işliyor. Müslümanların kusurlarını araştırıp orta yere döken, münafıklık yapıyor. İki Müslümanı birbirine düşürüyor, münafıklık yapıyor. Karı kocayı birbirine düşürüyor, münafıklık yapıyor. Gelinle kayınvalidenin arasını bozuyor, münafıklık yapıyor. Damatla kayınpederin veya işte insanların arasını bozuyor, münafıklık yapıyor.
Bir lafı aldı öbür güne götürdü, münafıklık yapıyor, ara bozuyor. Bunlar da münafıklık halleri. Hz. Peygamber diyor ki, gerçek iman edenler bunları yapmazlar. Bu nedir? İmanı kemale erenler bunları yapmazlar. Tabi bir de bu insanların kendi şahıslarını bağlamış olsa, bu mesele bitecek. Kendi şahısını bağlayacak. Ama burada öyle diyor çünkü, insanları şek ve şüpheye düşüren insanlardan, topluluklardan bahsediliyor. Ama İslam dünyasında bunlar görülmüş zaman içerisinde, İslam dünyasında kargaşa çıkarmak için, fitne çıkarmak için, İslam dünyasını bölüp parçalamak için, insanların akidelerini bozmak için, şeyhler, hoca efendiler, alim noktasında insanlar, yetiştirilip husisi olarak İslam dünyasının içine konmuş.
Veyahut da İslam dünyasının içerisinde, bu noktada sapkınlığa düşmüş, sapıklığa düşmüş. Ama o sapkınlığını, o sapıklığını gizlemiş, belli bir cemaate ince ince ince, belli bir topluluğa ince ince bunları yaparaktan, bu hallere düşen insanlar var mı? Var. Bunlar da tatlı tatlı, ince ince insanlar fark etmeyecek şekilde bunları işlemişler mi? Evet. Burası acı olan. O yüzden ölçü Kur'an ve sünnettir. Ben özellikle sünneti bastıra bastıra bastıra … koyarım bir yere. Çünkü hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, din Kur'an ve sünnettir der. Başka bir hadis-i şerifte der ki, size iki şey bırakıyorum. Bunlara kim sımsıkı yapışırsa, asla sapkınlığa uğramaz.
Asla delalete düşmez. Nedir ya Resulallah? Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetim der. Başka bir hadis-i şerifte, benim raşit halifelerimin yolu der, ilave der. Başka bir hadis-i şerifte, Kur'an ve sünnetten sonra ehli beytim der, ilave der. O zaman birinci derecede din, Kur'an ve sünnet. Aynı zamanda raşit halifelerin yolu ve ehli beytin yolu. Ehli beyt kim? Hazreti Ali, Hazreti Fatumatul Zehra, Hasan ile Hüseyin Efendimizin yolu. O zaman biz bir meseleye, Kur'an'a bakarız. Bulamazsak sünnet-i Resulullah'a bakarız.
Bulamazsak raşit halifelere bakarız. Raşit halifelerin dördüncüsü, Hazreti Ali radıyallahu anh hazretleri. Ondan sonra Hasan ile Hüseyin geliyor, devam ediyor bakın. Biz Hasan ile Hüseyin'in yoluna da bakarız. Ehli beytin yoluna bakarız. Bizim için dinin temel yolu budur. Benim din olarak yolum budur. Bunun dışında bir ölçüyü, algıyı, bunun dışındaki bir yolu ben kendime yol olarak görmem. Kim ne söylediyse söylemiş, Kur'an'a, sünnete, ashabın davranış biçimine, raşit halifelerin, ehli beytin davranış biçimine uygunsa, öptüm başıma koydum. Değil ise beni ilgilendirmez.
Bir hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, siz eskilerin yoluna tabulunuzda. Ümmetim 73 fırkaya bölünecek, 72'si dalalettedir. Bir ki birisi fırkayı nacidededir, kurtuluştadır. Ya Resulallah kimdir o fırkayı naciye? Biz onları nereden tanıyacağız? Hazreti Peygamber der ki, kim benim Kur'an ve sünnetime sımsıkı yapışırsa, işte o fırkayı naciyedir der.
Yani kurtuluşa erenler, neccata erenler. O zaman biz bu noktada kendimize din olarak Kur'an ve sünneti, yol olarak ashabın ve ehli beytin yolunu seçeceğiz kendimize. Yolumuz bu olacak bizim. Bizim bu noktada başka bir yolumuz olmayacak. Bir başkası, Kur'an ayetlerini evirip çeviriyorsa, bu ara gündemde olanlar var ya mesela bunlar insanın nefsine acı geliyor.
Ey iman edenler siz Hristiyanları ve Yahudileri kendinize dost tutmayınız. Bu nefsimize acı geliyor şimdi. Ey Habibim sen onların dinlerine geçmedikçe, girmedikçe onlar seninle savaşmayı bırakmazlar. Siz Hristiyanları ve Yahudilere şirin görülmedikçe, onların dinine geçmedikçe onlar sizlerle savaşmayı bırakmayacaklar. Onlar sizi bombalayacaklar, onlar sizi yakacaklar, onlar sizi yıkacaklar, onlar sizin altınızı üstünüze oyacaklar. Her türlü kimyasal silahları, her türlü kimyasal bombaları, her türlü faşizan, emperyalist oyunları sizin üzerinizde oynayacaklar. Siz onlara şirin görünür, dost görünür, onları da cennetlik etmeye kalkarsanız, siz onlara da şirin görünüp, hoş görünüp onlarla dostluk kurmaya kalkarsanız, onlar sizi üterler, onlar sizi tekerlerine alırlar, onlar sizi yönetirler, onlar sizin içinize fitne koyarlar, onlar sizin içinize ayrılık koyarlar, ayrılık tohumu dökerler.
Siz onların elinde un ufak olursunuz, dost tutmayınız diyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Mekkeli müşriklere dini anlatmak için, malum ümmü mektum gelir, amadır, cübbesinden asılır, bana dinimi öğret ya Resulallah der. Hazreti Peygamber o zengin Mekkeli müşriklere, ola ki onlardan birisi iman eder. Bakın gayet ihlaslı, samimi, bu noktada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kendince, onların birisini İslam edeyim, Müslüman edeyim diye, ümmü mektuba yüzünü ekşitir. Onlara hani sen nereden bunu sordun, sen nereden çıktın der gibisinden. Tekrar o müşriklere, Mekkeli zengin müşriklere, meramını anlatacağı zaman, Allah tak, ayeti kerimeye gönderir, yüzünü ekşittin der, yüzünü ekşittin.
İkaz eder, sevgilim dedi Peygamber'ine. Sen der, senden din öğrenmek isteyene anlat. Bırak der onları, körlükleriyle. Ooo, başka bir ayeti kerimede tehdit eder. Senin gönlünü onlara çeviriveririm der. Dikkat edin. Şimdi Müslümanlar ezilmiştiğin, yıkılmıştığın, fukaralığın, medeniyetinin, dağılmıştığının, geri kalmıştığından dolayı, kafirlere karşı böyle bir muhabbetliler, böyle onlara karşı yumuşaklar, onlara karşı sevecen davranıyorlar. Gidip onlara el etek öpüyorlar.
Onlara şirin görünmeye çalışıyorlar. Şirin görünmek için ayetleri yutuyorlar. Şirin görünmek için ayetleri örtüyorlar. Dost tutmayınız demiş. Hz. Ebu Bekir Efendimiz bana dostunu söyle, senin dinini söyleyeyim demiş. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiç papaz dostu var mıydı? Hiç haham dostu oldu mu? Ne acı değil mi? Hiç Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin her gün içen dostu var mıydı? Namaz kılmayan dostu var mıydı? Oruç tutmayan bir dostu var mıydı? Hz. Peygamber Efendimiz'in fuhuş yapan bir dostu var mıydı? Yol size.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Necran'ın Hristiyanlar geldiler, onlara din tebliğ etti. Onlara din tebliğ edince, onlar da Hz. Peygamber'in sapık olduğunu, onun normalde dininin doğru olmadığını söylediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine birkaç gün cedelleşme oldu, en sonunda lanetleşelim dendi. Lanetleşelim deyince, ertesi sabah dedi, herkes çıksın, lanetleşilecek. Necran'ın Hristiyanların başındaki papaz dedi ki, bu adam davasında samimi, lanetleşmeyi göze aldığına göre dedi. Ve kralına dedi ki, biz yarın gidelim lanetleşmeden. Lanetleşmeden yürüdüler.
Ama lanetleşme sahasına Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çıktı. Ayet-i kerime de ehli beytini de aldıyordu. Ayet-i kerime gelince bütün gece sahabe sabaha kadar yalvardılar, kim ehli beyttir diye. Hatta Hz. Ayşe validemiz dedi ki, ben ehli beytin değil miyim senin? Ehli beyt olmak o kadar kıymetli. Hz. Ayşe validemiz dedi ki, ya Resulallah, ben senin ehli beytin değil miyim? Dedi ki, Allah seni lütuflandırdı. Sen peygambere eşsin. Sana Allah'ın lütfu bu kadar. Sen Allah'ın bu lütfuna razı ol. Sen Allah'ın bu lütfuna razı ol. Ehli beyt olarak, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hasan ile Hüseyin raddellahu anh hazretleri çıktı orta yere.
Evet. Ama ne icra'nın Hristiyanlar çıkmadı. Siz bir papazla evet dostluk kurabilirsiniz. Bu manada dininizi tebliğ ediyorsanız. Hangi papaza din tebliğ edebilirsiniz? Sorarım size. Hangi hahama din tebliğ edebilirsiniz? Sorarım size. Bu demek değildir ki bizim kapımız Hristiyanları iyi sevirleri kapalı. Yok, açık. Herkes gelebilir. Hristiyanı da Yahudisi de bu tekkeye gelebilir. Dinlisi de, dinsizi de gelebilir. Burada biz din anlatıyoruz. Dinleyebilirler. Onlar bize din anlatmıyorlar burada. O yüzden ayetleri yutuyorlar. İşimize, işimize gelmiyor.
İşlerine gelmiyor. Hadisleri yutuyorlar. İşlerine gelmiyor. Ve münafıklıklarını gizliyorlar. Allah bizi affetsin. Neden zulüm altındaki Müslüman ülkelere hep ABD'den müdahale edilmesi bekleniyor? Bu beklentiye Türkiye'de dahil. Neden Türkiye müdahale edemiyor? Edemeyiz ki. O zalimler bir uluslararası hukuk adı altında zulüm ediyorlar. Bu noktada Müslümanların bu meselelerini halledecek kurum ve kuruluşu yıkılmış. Gitmişiz biz Lozan'da halifeliği ilga edeceğimizi, kaldıracağımızı beyan etmişiz. Müttefik ülkelere.
Onlar da Ankara hükümetini öylece kabullenmişler, öyle tanımışlar. Ve biz halifeliği Türkiye Büyük Millet Meclisi uhdesini almışız. Çalışmıyor şu anda. Devrim kanunlarıyla biz onu çalışamaz hale getirmişiz. İnkilap kanunlarıyla. Ve inkilap kanunları durduğu müddetçe de çalışılır halde değil. Böyle bir devrim kanunları var. Mesela şapka kanunu gibi. Yani hepinizde şapka takmayanların hepsi de suçlu Türkiye'de şimdi. Yani birisi gitse size şikayet etse savcılığa bu adam devrim kanunları muhalefet ediyor. Şapka ondan sonra takmıyor dese savcılık işlem açmak zorunda size.
Öyleydi yasa değişmedi bildiğim kadarıyla. Tabi devrim kanunları var. Mesela tekke ve zaviyeler kanunu var. Siz burası tekke diyemiyorsunuz. Burası ne? Kültür merkezi. Buraya Mevlevi evi diyebilirsiniz. Mevlevi tekkesi diyemezsiniz. Devrim kanunlarına aykırı. Siz mesela bu kabristanları burada tutamazsınız. Devrim kanunlarına aykırı. Çünkü tekke ve zaviyeler kanunuyla beraber bu kabristanlar ondan sonra bu mesela Emir Sultan Hazretleri'nin kabristanını bunlar filan kapatıldı. Bunlar kilitlendi. Bunlar örüldü. Oraları gidip ziyaret edemezsiniz. Mesela bir kimseye efendi demek.
Bir kimseye şeyh demek. Hoca efendi demek devrim kanunlarına göre aykırı. Mesela birisi ben şeyhim derse devrim kanunlarına aykırılıktan içeri girebilir adam. Birisi dese ki ben üstadım devrim kanunlarına içeri girebilir. Birine siz şeyh baba diyemezsiniz. Birisine dede diyemezsiniz. Yani dede efendi var ya siz ona dede efendi diyemezsiniz. Bir dede efendi çıksa gene öyle bir dede efendi dese bizim İzmir'deki profesör Orhan Bey ara sıra bana dede efendi diyor. Orhan Bey'e dedim beni içeri attırmak istiyorsun herhalde güldüm. Ya neden dedi. Biliyorsun dedim şeyhlik, dedelik, babalık devrim kanunlarına göre yasak.
Aynen öyle geçiyor kanunda. Ya pes ya dedi. Gerçekte mi dedi. Hocam okumamışsın sen o zaman hiç devrim kanunlarına dedi. E şimdi bunun siyasi olarak hiyerarşisi lav edilmiş İslam dünyasında. E şu anda hilafetlik birisi halife olsa ne olacak ki zaten? Halifenin askeri yok, tankı yok, tüfeği yok, parası yok, ekonomisi yok.
Ne yapacak halife olsa ne olacak? Ne olacak ki? Ama Türkiye'nin önderliğinde böyle bir barış gücü, İslam barış gücü, İslam müdahale gücü, İslam mehdi gücü örneğin böyle bir şey kurulabilir, kurulmalı. Nerede bir Müslümana zulmediyorsa, bu zulümlere nerede bir insanlık suçu işleniyorsa, sadece Müslümanlara ait değil.
Dünyayı yöneten o global sistemin dini yok. O global sistem dedikleri, o sistemin Allah'ı, kitabı, peygamberi yok. Onlar İsevi de değil, Musevi de değil, Muhammed'i de değil, İbrahim'i de değil. Onlar deccal. O global sistem dedikleri bir deccal sistemi var. O deccal sistemi, Hristiyan'mış, İsevi'miş, Musevi'miş, dinli'miş, Budist'miş, değilmiş, ona bakmıyor.
O deccal sistemi, nerede dindar var? İster İsevi, ister Musevi, ister Muhammed'i, ister Budist. Kendisine tehlikeli olacaksa, hemen onun başını ezdittiriyor. Bir deccal sistemi var. Kim gerçek manada iman ederse ve bu imanı yükselir, büyür, orada böyle etkin bir vaziyete gelirse, orayı allak bullak ediveriyorlar. Orayı birbirine düşürüveriyorlar.
Orayı bir hallaşmamı gibi atıveriyorlar. Bir fitne çıkarıyorlar. Satılmış adamları var. Münafıkları var ellerinde. Ellerinde münafıkları var. Yetiştirmişler. Veya içlerinden satın almışlar. Adam hevasına uymuş, dünyasına uymuş. Adama diyor ki 10 milyar sana maaş. Git filanca yerden her ay 10 milyar al. Gidiyor 10 milyar alıyor. Şunu söyle, hemen veriyorlar ona eline. Bana 10 milyar maaş teklif ettiler. Dediler ki, cemaat var, herkes sizi dinliyor, herkes sizi seviyor. Eee, sizi televizyona da çıkaracağız, kitap da yazacağız. Sonradan anladım, insanlar harıl harıl kitap yazıyor. Ulan, demek ki adamlar kitabı bilmiyor. Mesela bir hocanın birisi, ismini zikretmeyeyim, kendi kitabından bir pasaj sordular adama.
Adam kendi kitabından pasajı bilmiyor. Kitabı kendi yazmamış çünkü. Kitabı yazmışlar, onun adına yayınlıyorlar. Ondan sonra kitap paralarından geçiniyorum diyor bu. Nereden geçiniyor? Yazdığımız kitaplardan geçiniyoruz. Ne kadar güzel. Diyorlar bana kitap yaz, hayır yazmayacağım diyor bana. Bana geliyorlar. Ben yok kitap yazmayacağım. Hocam düşüncelerinizi, fikirlerinizi, söylediklerinizi kitaplaştırsak, yazsak. İstemiyorum dedim ben. Hocam neden? Yok istemiyorum. İstemiyorum dedim ben. Ardından geldiler. Dediler ki ne olursun. Bakın filanca profesör, firşmanca hoca efendi. Yani şunu istiyorlar benden.
Bu hadislerin hepsi de sahih olmayabilir. Sohbetin arasında bunu söyleyeceksin. Ya bu Buhari hadislerin hepsi de sahih olmayabilir. Bu şu anda gündemde olan hadislerin hepsi de sahih olmayabilir. Bunu bir başkası söylese şüphe uyandırmaz insanda. Ama bir alim, bir şeyh, bir mürşid, bir üstad, bir ilahiyat profesörü söyleyince ya tabi ya olabilir bak profesör adam.
Olabilir şeyh adam. Olabilir filanca hoca efendi söyledi. Adamın kafasında bir inanç doğuyor. Güldüm. 10 liraya mı imanımı satacağım şimdi dedim. Sizin arkanızda kim var dedim. Kaldı. Sizin arkanızdaki gelsin, müdürünüz gelsin, amiriniz gelsin. Gençten parlak çocuklar böyle. 30 yaşlarında. Siz Müslüman olamazsınız dedim. Siz Türk de olamazsınız dedim. Siz Kürt de olamazsınız dedim. Siz Arap da olamazsınız dedim. Böyle kaldı bunlar. Nasıl yani dedi. Türklerde dedim böyle dedim südü bozukluk yoktur dedim. Kürtlerde böyle südü bozukluk yoktur dedim. Araplarda böyle südü bozukluk yoktur dedim.
Siz harbiden südü bozuksunuz dedim. Bir sürü bana isim koltuklarının altında yalan doğru. Koca koca profesörler, şeyhler, hoca efendiler. Münafıklık. Ondan sonra hatırlıyorsanız burada bir sohbette dedim ki kim sünnetlerin üzerinde dedim. Şek şüphe koyuyorsa o kafirdir dedim ya. Dinlemeyin dedim. Evet. İçimizde kol geziyor münafıklar. Ve İslam dünyasının bunları durduracak mekanizması yok. Birisi çok rahat hadis-i şerifler yoktur deyip ona dil uzatabiliyor. Onu cezalandıracak bir mekanizma yok. Birisi ayeti kerimeyi inkar edebiliyor.
Onu susturacak, onu cezalandıracak bir mekanizma yok. Birisi Müslümanların içerisinde fitne çıkarabiliyor. Onu cezalandıracak veyahut da onu durduracak bir mekanizma yok. Adam geliyor Irak'ı istedi gibi bombaladı. Onu durduracak bir mekanizma yok. Irak'taki Saddam kendi memleketindeki kendi insanlara zulmetti. Onu durduracak bir mekanizma yok. Onların zalimliklerine husisi müsaade ediyorlar ki onlar zalimliklerini arttırıyorlar, arttırıyorlar, arttırıyorlar. Ondan sonra İslam dünyası dönüyor. Ya insanlar öldürülüyor, katlediliyor. Buna müdahale demek zorunda kalıyor. Onlar da vatan kurtaran, kahramanmış gibi zaten birbirini yemiş orada. Devlet adına bir şey kalmamış.
Askeri adına bir şey kalmamış. Orada birbirlerini yerlerken güç kaybetmişler. Hiçbir şeylere kalmamış. İki tane bomba, üç tane bomba atıyor. Bütün oraya yerleşiyor, kalıyor. Yerleşip kalıyor. Irak'ta askeri güç mü vardı? İran'la savaştı, savaştı, savaştı, … Millet savaşmaktan bıktı. On yıl savaştı. Müslümanlar haberi arkasından bunlar Mehdi alameti, ayrı zaman alameti. Bunun ardından Mehdi çıkacak. Ha onlar savaşa dursunlar. Bu savaştan Mehdi bekliyoruz biz. Biz şimdi Suriye savaşından sonra Mehdi bekliyoruz. Yine. Akan kanı görmüyoruz. Zulmü görmüyoruz. Mehdi çıkacaksa çıksın ya. Biz zulmü durdurmakla mükellefiz. Biz kanı durdurmakla mükellefiz. Mehdi ne zaman çıkacaksa çıksın, çıksın.
Ama biz ona bakmıyoruz. Biz yine Amerika, Obama'nın ağzına bakıyoruz. Biz yine Rusya'nın ağzına bakıyoruz. Biz Çin'in ağzına bakıyoruz. Biz Fransa ve İngiltere'nin ağzına bakıyoruz. Çünkü Beşli Çete var. Bu Beşli Çete, Birleşmiş Milletler'de Güvenlik Konseyi. Bunlar bir yere vurulacak diyorlar, vuruyorlar. Ütülecek diyorlar, ütüyorlar. Yıkılacak diyorlar, yıkıyorlar. Bırakalım birbirlerini yesin dediklerini. Bırakıyorlar, birbirlerini yiyorlar. Altıncısı çıkamıyor. Altıncısı yok bunun. Altıncısı yok. Osmanlı İmparatorluğundan sonra böyle bir şey kurdular. Böyle bir şey kurduktan sonra bütün ülkeler de buraya üye ettiler. Birleşmiş Milletler adı altında bu Beşli Çetenin hegemonyasında bir sistem var.
Siz şimdi İslam barış gücü buraya kuruyoruz deseniz Türkiye'ye, Türkiye'nin altını üstünü getirirler. Yani Türkiye şimdi, hop buraya bunu yapmayın, bunu böyle etmeyin diyor, pat geziyi patlatıyorlar oradan. Daha da olmadı PKK ellerinde duruyor zaten. Olmadı diyorlar, iniverin oradan bir karakol basın. İniyorlar, bir karakol basıyorlar, Türkiye içeri dönüyor tekrar. Otuz yıldan beri haberi ölüyor insanlar. Bir tarafta askerler ölüyor, bir tarafta Kürtler ölüyor. Ölen ne için öldüğünü bilmiyor, öldüren niçin öldürdüğünü bilmiyor. Benim memleketim, benim memleketim. Suriye'de 100 yıldan beri ölüyor Osmanlı'dan sonra.
Irak'ta ölüyor. İran'da ölüyor. Suudi Arabistan'da ölüyor. Mısır'da ölüyor kargaşa kargaşa üstüne Osmanlı'dan sonra. Fas, Tunus, Cezayir. Kargaşa kargaşa üstüne Osmanlı'dan sonra. Hangisinde bitiyor kargaşa? Ölüyor Müslümanlar habire. 100 yıldan beri dünyanın her tarafında kan revan içerisinde Müslümanlar. Bunu bir de dinin üzerine koyuyorlar. Siz, İslam dini bunu bu hale getiriyor. Demiyorlar ki, biz terör ülkeleriyiz. Teröristiz. Biz uluslararası teröristiz. Bu uluslararası terör bizim emrimizde biziz bu. Ve biz istediğimiz yere istediğimizi yapıyoruz demiyorlar. Der mi adam? Deccal. Deccal.
Hristiyanların hepsi de şimdi biz sağlam Hristiyan olacağız deseler hepsini dinlerinden uzaklaştırdılar. Uzaklaştırdılar zaten. Hiçbir Hristiyan sağlam bir Hristiyan değil. Hiçbir Yahudi sağlam bir Yahudi değil. İsevi değil yani. En dindar onlar. Onlar da tam dinlerini yaşamıyorlar. Buraya geldiler. İseviler, Museviler oturuyorlar burada içeride. Sordum. İsevi olana. Hz. İsa Aleyhisselam'ı rüyanda gördün mü? Dedim ben hayır dedi. Öbürküne sordum. Sen Musa Aleyhisselam'ı rüyanda gördün mü? Hayır. Eğer onlar sağlam, İsevi, Musevi olsalar rüyanda görürler. Rüyanda görseler o zaman o rüyanda onlar doğru yola sevk ederler.
Onlar görmüyorlar ki rüyalarında. Onlar da sağlam Hristiyan ve İsevi değil. Sağlam bir Musevi değiller. Ve bizim normalde içimizden bazıları can hıraş onları cennetlik edeceğiz diye uğraşıyor. Müslümanları cennetlik edeceğiz diye uğraşmıyorlar. Müslümanları vur haşa vuruyorlar. Müslümanlara gösterdikleri kadar şedidliği Hristiyanlara ve Musevilere göstermiyorlar. Onlar cennete, Müslümanlar cehenneme. Oysa Cenab-ı Hak müminleri tarif ederken o müminler ki müminlere karşı şefkatli, merhametli, yumuşak kafirlere karşı şedidtirler. O bizi kafir görüyor, bize şedid.
Hristiyanı ve Musevi'yi mümin görüyor. Ona şefkatli. Öyle değil miyiz? Bakın televizyonlardaki konuşmalara, bakın konuşmacılara, bakın insanların genel yapısına. Bir Müslüman kardeşi, mümin kardeşi küçücük bir hata yapsa biz onu Uludağ gibi büyütmüyor muyuz? Yerden yere vurmuyor muyuz biz onu?
İnini cibini her şeyini incelemiyoruz mu? Burkalamıyoruz mu? Ne karısını bırakıyoruz, ne kızını, ne oğlunu, ne işini, ne gücünü, ne bindiği arabayı, ne parasını, ne pulunu. Burkalamadığımız yer kalmıyor. Allah bizi affetsin. Baş ağrısı için önerebileceğiniz bir dua var mıdır? Sev başının ağrısını. Oh ne güzel başım ağrıyor, elhamdülillah de. Neden şikayet ediyorsun ki? Neden baş ağrısından kurtulmak istiyorsun ki? Hamd edersen, başının ağrısı geçer.
Ölmeden önce ölünüz. İman ederseniz ölürsünüz. Geçen hafta sohbetinizde bahsettiğiniz İsa Aleyhisselam işareti ve Mehdiyet'in son dönemi hakkında biraz daha bilgi verir misiniz? İnşallah. Zaman zaman bu bilgileri veriyoruz. İnşallah. Kadınları eşlerini haramdan korumakla vazifeli kılan bu noktada eşinin ihtiyacını karşılamayan kadının meleklerin lanet etmesi gibi erkekler de hanımlarının haramdan korumakla vazifeli değil mi?
Önce erkekler vazifeli zaten. Erkekler cinsel tatminsizlikle harama kayarken kadınların duygusal tatminsizlikleri harama kapı açıyor. Bu ihtiyacı karşılamayan erkekleri de meleklerin duası yok mudur? Bedduası var. Erkek eşini hem fiziki olarak hem ruhi olarak tatmin etmek zorunda. Tatmin edemiyorsa eşine söyleyeceği söz şu. Hanım benim adamlığım da sevgililiğim de benim fiziksel ve ruhi durumum buraya kadar. İstersen benden boşanabilirsin. Bitti. Erkek eşinin önüne koyabilmeli. Erkek hanımından sorumlu.
Ama bizde böyle her şeyden kadın sorumluymuş gibi geliyor bize. Erkek mesela eşini maddi ve manevi olarak onu tatmin edemeyecek noktadaysa evlenmesi caiz değil onun. Erkeğin psikolojik, psikopatik problemleri varsa evlenmesi caiz değil. Erkeğin hem zahiri hem batili iktidarsızlığı varsa evlenmesi caiz değil. Kimse kimsenin başını yakmasın. Kadın psikolojik ve psikolojik olarak evlenmeye müsait değilse evlenmesin. Milletin başını yakmasın. Sorumlu. Nice ailelerin içi kanı alıyor. Herkes oğlunu evercem de uğraşıyor. Herkes kızını evercem de uğraşıyor. Real olarak dönüp benim kızım ne halde bir erkeğin hem fizik olarak hem ruhi olarak erkeği tatmin edebilecek noktada mı diye bakmıyor ki.
Veyahut da bir erkek bir anne baba oğluna bakıp benim oğlum bir evi geçindirebilir mi? Bir kadına maddi ve manevi olarak mutluluk verebilir mi? Tatmin edebilir mi diye bakmıyor ki. Herkes çıkıyor orta yere oğlunu evlendireceğim kızını evlendireceğim diye uğraşıyor. Bunlara da kimse bakmıyor ki zaten. İlgilenmiyor ki kimse. Herkes çünkü bir an önce birbirini evlendireceğim diye uğraşıyor. Yani onun evliliğe muhtedirliğinin olup olmadığını bilmiyor ki tanımıyor da zaten. Bir bakıyorsun evlenmiş adam psikolojik problemleri var. Kadın evlenmiş problemi var.
Uğraş dur işin yoksa bir ömür boyu. Acı şeyler bunlar. Veyah kadın evlenmiş evlendikten sonra tiyansın. Ben senin evlenmeyecektim. Gözün kör olmasın senin. O zamana kadar aklın neredeydi? Adam evlenmiş. Evlendiği gün ayılmış. Ben seninle evlenmeyecektim. Gözün kör olmasın senin. Bir gün önce neredeydin? Veya beş ay sonra altı ay sonra ben evlenmeye hazır değilmişim. Hoş geldin 23 Nisan. Devlet bunların hakkında bir rapor tutup onların nüfus hanelerine yazmıyor ki. Boşanan bir kimsenin boşanma sebeplerini nüfus hanelerine yazmıyor ki.
Sen boşanıyor musun? Evet boşanma sebeplerini yaz bakalım nüfus hanesine. Orayı da iliştir mahkeme kararını. Evlenecek olan bir daha evlenecek olan gitsin mahkeme kararını okusun kadın veya erkeğin. O kadın erkek bir daha evlenebiliyor mu bakalım? Yazsın oraya. Şiddetli geçimsizlik. Adam kadını dövmüş. Üç sefer karakolluk olmuşlar. Beş sefer mahkemelik olmuşlar. O adama kim kızını verir? Veya bir ailenin seceresinde yazmıyor. Bu adam karısını dövdüğünden dolayı beş sefer mahkemelik oldu veya karakolluk oldu. Oğlunun kızının gittiğinde aa bu ailede adam karısını dövüyormuş. Bunun oğlu da bu terbiyeyi almış olabilir mi?
Almış olabilir. Ben kızımı buraya vermeyeyim. Bu evde kavga var devamlı demek ki. Diyebilecek noktada değil ki hiç kimse. Biz hangi ailenin seceresini biliyoruz şimdi? Osmanlı'daki aile secerelerinin hepsi de Bulgaristan'a kağıt fabrikasına gitti. Siz zannediyorsunuz ki Osmanlı'da aile seceresi yoktu.
Adamın yedi gübek sülalesi yazıyordu secerelerde. Gittiğin zaman adamın seceresini görüyordun. Babası, babası, babası, … bu. Şimdi kimin, kimin çocuğu olduğu belli değil. Kim biliyor dördüncü kuşak dedesini? Kimse bilmiyor. Var mı beşinci kuşak dedesini bilen? Yok. Var mı beşinci kuşak dedesini seceresi elinde bilen? Yok. Bizi neyle bırakmışlar karşı karşıya? Kim biliyor şimdi hangi ailenin ne yaşadığını? Kimse bilmiyor. Diyeceksiniz ki ya annesi babası öyleyse çocuğu öyle olmayabilir.
Olabilirdi ama. Onu görecek o kimse. Şimdi şehirler büyüdü, insanlar kalabalıklaştı. Koyacak. Onun aile dosyası olacak. O ailenin dosyası olacak. Adam evleneceği zaman o aile dosyasını görebilecek. Aa bu ailede bunlar bunlar bunlar yaşanmış. Mesela adam dolandırıcılıktan içeri girmiş. Üç kağıtçılıktan içeri girmiş. Beş kağıtçılıktan şunu yapmış. Erkek zina ederken yakalanmış veya kadın zina ederken yakalanmış öyle evlenmişler. Kadın x kimseyle evli bırakmış adamı gitmiş. Ankara'da x kimseyle 20 gün yaşamış. Onu da bırakmış gelmiş. Antalya'da başka adama gitmiş. Bir ay onunla yaşamış gelmiş.
Ondan sonra başka bir adamla bir ay yaşamış gelmiş. Bana diyor ki benim nikahım duruyor mu? Gece saat 3. Adam fetva soruyor. Benim eşim diyor evi terk etti gitti. Üç tane çocuğum var. Başka bir adamla diyor bir ay yaşadı. Ama ben onu affedeceğim diyor. Benim tekrar nikahım olur mu diyor. Hocam Allah gafurrahim affeder değil mi diyor. Diyanet'e sor da dedim. Sonra bana tekrar geri dön dedim.
Ertesi gün Diyanet'e sormuş. Diyanet demiş ki resmi evlenme nikahınız duruyor mu? Duruyor. Sizin nikahınız duruyor demiş. Yalan doğru bana söyledi o. Diyemez ki Diyanet. Adama dedim kadın bunu itiraf ediyor mu dedim. Ben vereyim dedi. Tak verdi telefonu bana. Dedim beyim böyle bir şey söylüyor. İftira değil değil mi dedim. Böyle bir şey yaşadın mı? Yani gittiğin adamla dedim ilişkiye girdin mi? Evet dedi. E ne olacak dedim. Bu adam dedi. Yani böyle bir adam işte dedi. Beni tekrar daha dedi nikahında tutmak istiyor dedi. Biz dedi dükkanınıza gelelim konuşalım.
Allah rızası için gelmeyin buraya dedim. Sonradan adam dedi ki ya ben dedi tekkenizi duydum. Oraya gelmek istiyorum. Allah için gelme dedim. Bile bile gelme. Neden dedi. Bulaşır bize dedim. Hastalık. Nereden biliyor şimdi insanlar evlenirken bunları? Bizim insanımız da öyle namuslu tertemiz safiyane duran bir erkeği veya namuslu tertemiz safiyane duran bir kızı nikahlamıyor ki. İmkina ediyor. Onun için o gidecek otelde yemek yemesini bilecek. plajda gerilmesini bilecek. Son model kıyafetleri kızın savutturup giyinmesini, son model süslenmesini bilecek. Öyle kapalı dar dairede kalmış.
İşte evde durmuş, namusuyla durmuş. O ikinci sınıf vatandaş. Bu dervişler de böyle. Müslümanlar da böyle. Bu acı şeyler bunlar. Yani dervişleri farklı mı görüyorsunuz? Birisi dini mümin noktasında kızını evlendirirken böyle işte zorlamaz, bir şey yapmaz, kolaylaştırır. O kıymetsiz. Onun lafını, dedikodusunu çok yaparız biz. Adam kolaylaştırır. Tertemiz Müslüman çocuğu orada, kız çocuğu. Tertemiz. Anne baba onu tertemiz yetiştirmek için uğraşmış. Bir erkek arkadaşı olmamış. Mektuplaştı, mesajlaştı, mailleşti. Bugünkü dille.
Olmamış. Saf, duru, tertemiz orada. Biz onu almayız ki. Bize onun konuşması, çekingen konuşur ya. O konuşamaz, mesaj atamaz. O mail atamaz, telefonlaşamaz. Fıkır diyemez, kikir diyemez. Biz o hoş gelmez. Erkek için de, kadınlar için de. Bize finger diyecek. Dört baharın otunu yemiş, beşinci baharın otuna gözünü dikmiş olacak. Böyle. Acı şeyler bunlar. Acı şeyler, acı. İmanla alakalı. Namaz kılıyor ama, iman kemale ermemiş. Oruç tutuyor ama, iman kemale ermemiş. Siz ahlaklı olanını seçiniz demiş. Biz ahlaklı olan bize dar geliyor. Ahlaklı olan bize sıkıcı geliyor. Biz diyoruz ki, üç sefer konuşsan, üç sefer konuşsan deyince geriliyor ortalık.
Dar geliyor bize. Kıza da, erkeğe de bak, namazında, abdestinde mümin, imanlı bir kimse. Evlen bununla. Patinaj üstüne patinaj, hadi yürü git. Dar geliyor ona. Evlenirken biz bakacağız. Doksan, altmış, doksan olacak erkekler için. Öyle. Mazbut. Yani on liralık etek alıyor, yirmi liralık bliz alıyor. O bizim hoşumuza gitmiyor. Savutturacak. Nereden mantı alıyorsun? Filan olur mu? Dört yüz liralık mantılar orada dururken. Gelin, kaynana, kayınvalide hepsi de esas duruştu öyle gelinin karşısında. Laf, pabuç gibi esas duruştu bütün herkes.
Damat, kebirli, tepeden bakıyor. Herkes esas duruştu ona. Aman damat tırılık çıkartmasın. Gelin bir tırılık yapıyor, herkes esas duruştu. Aman gelin tırılık çıkartmasın. Öbür gelinlerden birisi derviş, ahlaklı, mazbut. Vur abalaya. Öyleyiz. Biz ahlaklıyı baş tacı edeceğimize, ahlaksızı baş tacı ettiğimizden burnumuz sürtülüyor. Biz namaz kılanı, oruç tutanı, Kur'an okuyanı baş tacı edeceğimize, biz namazdan, abdestten, oruçtan, Kur'andan bir haber olanı baş tacı ediyoruz biz. Müstahak bize. Kadınların vazifesi belli, erkeklerin vazifesi belli. Evlenince kadar evlendik mi? Atıyoruz biz kenara her şeyi. Baş tacı edemiyoruz ki.
Hadisi kutsi ile ayetler arasındaki fark nedir? İkisi de Allah'ın sözleri değil midir? İkisi de Allah'ın sözleridir. Birisini Cebrail aleyhisselam nakletmiştir. Bu ayet demiştir. Öbürküsü de Hazreti Peygamberin kalbine ilham yoluyla gelmiştir. Eşini hiçbir şartta reddetmemesi gereken kadınlar eşlerine karşı kalp kırıklığı yaşadığı, dövüldüğü ya da hakarete uğradığı, küçümsendiği ya da eşi tarafından bir şekilde incitildiği ve bu kırgınlığı aşmadığı halde o adam, o adamı reddetme hakkı yok mudur?
Siz takva ehli olun ey kadınlar, reddetmeyin. Eşini kıran, döken, kaba davranan yeminle söylüyorum onun İslam'la bağı, İslam'la bağı pamuk ipliği gibidir. Çünkü mümin bir erkek eşini kırıp dökmez. Ama yine de hele dövme, haksız yere mümin bir erkek dövmez eşini.
Yapmayın. İman eden erkekler eşlerinize iyi davranın. İman eden kadınlar eşlerinize iyi davranın. Ayet-i Kerime iman edenler olarak hitap ediyor çünkü. Yapmayın. Evlerinizde tatlılık, güzellik hakim olsun. Kadınlar da erkekler de dilinize hakim olun. Elinize hakim olun. Birbirinize karşı bunu kullanmayın. Ahlakınızı güzelleştirin. Yapmayın. Kim bu tip düşük seviyede hareketler yapıyorsa, öbürküsü ona yüksek seviyede hareket etsin de anlasın o onu. İnşallah. Allah için eşini reddetmese de, içi kırıkken yaklaşan kadın tacize uğramış gibi hissediyorsa, din bunu nasıl bulur?
Yok. Öyle taciz hükmünde görmeyin. Bu da feminist bir nokta. Öyle görmeyin. Ezber öğrencisiyim. Mazeretken Kur'an okumu istiyor. Hocam mazeretken Kur'an okumamı istiyor. Bu konuda ne yapmamı önerirsiniz? İmam Malik'in fetvası var. İmam Malik'in fetvasına göre bir kadın öğretmen veya öğrenci ise, bu noktada ezber yapıyorsa veyahut da bir şey öğreniyorsa İmam Malik fetva vermiş.
O yüzden İmam Malik'in fetvasına göre davranabilirsiniz. Gönüllü arzu eder ki, böyle davranılmasın. Ama İmam Malik sonuçta böyle bir fetva vermiş. Bu böyle uygulanabilir. 190'da mı kaldık? Sohbet gecikti ama hakkınızı helal edin. Hiç olmazsa iki beyt okuyayım. Mesnevi'yi küstürmeyelim. İşte elbise buracıkta. Altın gümüş işte. Hele bunları bir al. Gelince de öz kullarından olursun. Nedim'i kesilirsin padişahın. Adam çok çok malı mülkü elbiseyi görünce aldandı şehrinden, oğlundan ayrıldı. Padişahın canına kast ettiğinden haberi bile yoktu. Sevinçli bir halde yol alıyordu adam. Nefsi kandırmanın yoludur bu. Heva, dünya, mal, makam, elbise.
İnsanları aldatır, kandırır. İşte kuyumcuyu da aldatan bu heva oldu. Bu dünya sevgisi oldu. Ona biraz altın, biraz mal mülk, biraz makam, biraz elbise. Biraz çünkü diyor ki, sen padişahın, nedimi, hizmetçisi olursun. Orada bir makam var. Aha para burada. Orada bir para var. Aha elbise burada. Orada bir gösteriş var. İnsanı yıkan üç şey. Makam, para ve dış görüntü. Allah bizi affetsin. İnsanların aldandıkları yerler şimdi bunlar. İnsanlar paraya aldanıyorlar. Makama aldanıyorlar. Kılık kıyafete aldanıyorlar. Gösterişe aldanıyorlar. İnsanlar, insanların ahlakına bakmıyorlar.
Biz o kimsenin şatafatına bakıyoruz. O kimsenin üzerindeki çuluna bakıyoruz. O kimsenin makamına bakıyoruz. Yani hani meşhur ya Hazreti Mevlana'nın sözü. Nice elbiseler gördüm içinde insan yoktu. Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yoktu. O şatafat, şu kavuk, şu sarık, şu cübbe aldatıyor sizi. Birisi böyle harika bir İslami onların deyimiyle veya insanların deyimiyle bir kıyafet olarak geçiyor. Ne takva insan diyoruz biz. Bir kadın görüyoruz mesture. Ne takva kadın diyoruz. Bir adam görüyoruz sakallı, sarıklı, cübbeli, şalvarlı.
Ne adam diyoruz ya. Aldanıyoruz. Adamın sarığı, sakalı bizi aldatıyor. Kadının örtüsü, mantosu bizi aldatıyor. Makam, bize bir makam veriyorlar, aldatıyor bizi. Filanca yerde müdür, biz ona temanla ediyoruz. Milletvekili, temanla ediyoruz. Ahlakına bakmıyoruz. O da milletvekiliyim, böyle dolaşıyor. Kim? Belediye başkanı, böyle dolaşıyor. Biz temanla ediyoruz. Yer değiştirmiş. Ahlaklı olana temanla etmiyoruz. Tevazu ehline temanla etmiyoruz. Biz gerçek ilim sahiplerine temanla etmiyoruz. Biz annemize, babamıza temanla etmiyoruz.
Biz eşimize, çocuklarımıza temanla etmiyoruz. Biz kayınvalidemize, kayınpederimize temanla etmiyoruz. Biz dostlarımıza temanla etmiyoruz. En sivri dilimiz dosta. En sivri dilimiz komşuya. En sivri dilimiz arkadaşımıza. En sivri dilimiz büyüğümüze, annemize, babamıza. En sivri dilimiz eşimize. Yer değiştirmiş, aldanmışız. Değerlerimizi kaybetmişiz. Esnaf var, yalan söylemiyor, yemin etmiyor, gıybet etmiyor. Harika ticareti var. Biz ondan alışveriş etmiyoruz. Adam faizci değil, biz ondan alışveriş etmiyoruz. Faizciden gidip alıyoruz, o bizim ciğerimizi söküyor.
Onlar büyüdükçe büyüyor faizleriyle. Biz ama mütedeyim bir kimseye borcumuzu ödemiyoruz. Faizciye ödüyoruz. Yer değiştirmiş her şey. Padişahın canına kastettiğinden haberi bile yoktu. Sevinçli bir halde yol alıyordu adam. İşte bunlara kanan insanlar canlarını kastediyorlar. Mala, mevkiye, gösterişe düşenler. Bunun için kendi manevi canlarından oluyorlar. Ahiretlerini yok ediyorlar. İmanlarını yok ediyorlar. Arap ata binmiş neşeyle koşturuyordu. Arap atına binmiş neşeyle koşturuyordu. Kan pahasını elbise sanmıştı o. O dünya bu materyaller gözünü bürüdüğünden neşeyle kanını vermeye gidiyordu. Farkında değil.
Hani siz bir harama giderken neşeyle gider insan. Hiç kimse hüzünlü haram işlemez. Harama giderken insanlarda pür neşe vardır. İnsanlar camiye giderken neşelenacağına harama giderken neşelenirler. Camiye giderken davul dünbek yapacaklarına harama giderken davul dünbek yaparlar. Siz hiç sabah namazında camiye gidiyoruz deyip de davul çalını gördünüz mü? Siz hiç zikre giderken oh ne kadar güzel zikre gidiyoruz deyip de davul dünbek çalını gördünüz mü? Yok. Gerçekten. Ama insanlar içki içmeye davul dünbekle giderler öyle değil mi? Haram işecekler davul dünbekle gider. Eğlenti full orada. Herkes pür neşe. Tabi.
Haram insanı pür neşe götürür kendine. Koşa koşa gidersin harama. Hiç helale koşa koşa gitmezsin. Camiye cemaate insanlar böyle sürüklene sürüklene gider. Öbürki yalvarın onu gel ya bu akşam sohbet var ya gidelim bak. Ya bu akşam zikir var gidelim ya nasıl gelsem ki ya? Ya işim de var ya. Ya yapma etme gel bir sefercik gel. Ya nasıl geleyim? Nelen gideceğiz ama? Ya araba da getiririm ben sana. Ya araba ne modeldi ki? Gülmeyin bunu ben yaşadığımı anlatıyorum size. Yaşadığımı anlatıyorum yaşadığımı. Bende tek kapı polo var. 74 model o zaman. Güç bela almışım ben onu.
Gümrükten çıkarmışım. Bir türlü egzoz uyduramıyoruz biz ona. Böyle manifot mu diyorsunuz onun şeyden çıkanı? Bir türlü bulamadık onu. Bangır bangır bağırıyor. Dedim ya bende işte polo var böyle. Ben ona binemem ki dedi. Kaldın mı? Mustafa Özbağ bunu da yaşayacakmışsın dedim. Öyle zikre, sohbete giderken bin bir nazla gideriz biz. Kendimizi de sürükleye sürükleye götürürüz. Hanım arkadan seslenir. Zikre mi gidiyorsun gene bu sene? Bu akşamda mı var dersin? Annesi babasını. Ya nereye gidiyorsun sen bu kadar? Ya kafayı üşüteceksin orada. Yani adam içki içerken kafa üşütmez. Zina ederken kafa üşütmez. Hap içerken kafa üşütmez. Esrar içerken kafa üşütmez.
Adam her gün eğlentiye, bara, pavyona giderken kafa üşütmez. Adam bir zikre gideceğim dediğinde bütün sülale ayağa kalkar. Kafa üşütecek bu. Ulan zaten üşütmüş bu. Bunları yapan zaten aklı yok, kafası yok. Üşütmüş zaten. Biz onu akıllandıracağız diye uğraşıyoruz. Hepsi de üşüttük ya. Hepsi de üşüttük olunca bir tanesi akıllanacak. Onun da ayağını kesmek istiyorlar. Hazreti Mevlana diyor ya, herkesin aksak gezdiği yerde sen düzgün yürürsen diyor, o aksak gezenler bunda bir yanlışlık var deyip onun ayağını kırarlar diyor. Sen de orada aksak yürü diyor, siyaset yap. Yani herkesin sarhoş dolaştığı yerde, bir taraflara yıkıldığı yerde, sen dimdük yürürsen sarhoşlar derler ki ulan bunda bu sarhoş.
Onu döverler. Veya ona bir zarar verirler. Bunun gibi, yani biz ibadete, zikre, Allah yoluna biz koşa koşa gitmeyiz. Nefsin yoluna neşeyle koşa koşa gideriz. Koşa koşa gideriz. Hiç acı gelmez bize. Bir de parayı da veririz orada biz. Oluk oluk da akıtırız oraya. Ama birisi gelse, ondan sonra böyle bir Allah yolunda bir şey olsa 118 sefer hesap eder. Başlar, bu parayı nereye gidecek, nereye harcıyorlar acaba? Bu adam arabasını buradan almıştır. Muhakkak bunlar parayı yiyorlardır ya. Başlar kendi kendine. Adam burada. Mübarek günlerde pilav veriliyor, iftar ediliyor burada. Burada yiyor, yazmış buraya.
Bu değirmenin suyu nereden geliyor diye. İftar, kandil günü iftar var. Herkes iftar ediyor. Yazmış buraya. Burada gelen bütün soruları da okuyorum ya ben. Bir tanesini okumadım şimdi. Birini okumadım, attım buraya. Yazmış adam. Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Sanki ondan para istedik biz. Ben de buradan dedim. Ey Ümmet-i Muhammed, şimdi de diyorum. Sizden bugüne kadar burada bir kuruş para istendi mi? Şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz, şunu ediyoruz. Pamuk eller cebeden değil mi? Yok.
Öyle yazdım, söyledim. Ardından ikinci soru geldi. Kim veriyor? İstemiyorsunuz ya. Kim veriyor? Ya senden isteyen var mı? Sen verdin mi hiç? Yok. Otur. Senden isterlerse verme. Bir gün sizden buradan ücret talep ederlerse vermeyin. Talep edene de hakkım helal değil, verene de hakkım helal değil. Vermeyin. Gerçekten ciddi söylüyorum. Müslümanların parası ilahı çünkü. Mübarek Muhyiddin Arabi Şam'da demiş ya. Sizin taptığınız ayağımın altında demiş. Herkes dağılmış, hiç müridi kalmamış.
rivayet edilir. Yavuz Şam'a girince, demiş ki benim bu de söylediğimi demiş. İşte Yavuz Şam'a girince demiş. Anlaşılacak. Yani yeydi değil mi? Yeşın'a girince demiş. Anlaşılacak. Yavuz Sultan Selim demiş ki, nerede söyledi? Şurada. Kazın oraya demişler. Kazmışlar. Bir küp altın çıkmış. Ha demişler ya mübarek pirin dediği buymuş işte. Ne? Sizin taptığınız ayağımın altında. Müslümanlar putlarını yıkmadıkça, din ne onlarda hakim olur, ne de memleketlerinde. Din bizde hakim değil, memleketimizde ve İslam aleminde hakim olsun. Biz milyon dolarları, milyar dolarları, paraları, pulları deste etmeyi, aman orada saklamayı, onları tutmayı kendimize şiar edilmişiz.
Aldanıyoruz. İşte kuyumcunun aldandığı gibi. Hazreti Mevlana'da diyor ki, o kimse arabatına bindi, neşeyle koşa koşa gidiyordu. Nereye? Kan pahası ödemeye. O yüzlerce razılıkla yolculuğa düşen, kötü kazaya kendi ayağıyla varıp çatan. Hayalinde mal vardı, mülk vardı, yücelik, büyüklük vardı. Azrail ise evet diyordu, git umduğunu bulursun. O garip kişi yoldan gelince hekim onu aldı, padişahın huzuruna götürdü. O kimse hayalledi ya, mal, mülk, mevki, makam. Rahat, rehavet, lüks bir hayat. Bugün için ne? Villalar, arabalar, katlar, yatlar, para, pull, makam, mevki. Müslümanları bozan şeyler kardeşler.
Her Müslümanlar hayal kuruyorlar. Param olsun, Bademli'de villalayayım. Bir de şunu ekliyor, Bademli'de bir villalayayım, dervişler gelsin orada, yesin, yesin. Gülüyorum ben. Lan bir derviş Bademli'ye gitmek için 20 lira harcayacak, gelmek için 20 lira harcayacak, onun evine yemeğe gidecek bir de. Laf. Var burada, getir burada, yedir. Git, yemek sanayinin birinden anlaş. De ki ya bu cumartesi ben orada yemek vereceğim. Sana hayır mı diyen var? Laf, insanlar kendi kendini aldatıyorlar. İşte Müslümanı da aldatan, kandıran o. Ve Müslümanlar o kandırılmışlıkla ol da o kendi kendini aldatmışlığıyla devam ediyorlar. Kardeşler, bir topluluğu yakan, yıkan, bir topluluğu yok eden, helak eden şey, hevadır.
İman mı ettin? İmanının emrettiği gibi yaşayamıyorsan, hevana daldın sen. İman ettin mi? Evet. İman ettiğin gibi yaşa. İmanın neyi emrediyorsa, hayatını ona göre dizayn et. Hevaya düşme. Dünyaya düşme. Ayrılığa düşme. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış. O yol sana yeter. Allah bizi onlardan eylesin. Geciktirdim, hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El Fatiha ma selavat. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi