Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 30 Mayıs 2015

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 30 Mayıs 2015 · 1:23:08

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Tabakat adlı kitabı okumamızı tavsiye eder misiniz? Olur, velilerin hayatı vardır onda, olur. Büyü insanın kaderini değiştirir mi? O da kaderin içindedir. Yok nedir, yok diye bir şey var mı? Adı varsa kendisi de vardır. Bir arkadaşım bu ülkede tağut hükümlerinin sürdüğünü, şeriat olmadığını, demokrasinin şirk olduğunu ve bizim oy kullanmamız halinde şirke düşeceğimizi söylüyor.
Siz ne düşünüyorsunuz? Kendisi iştahat etmiş demek ki. İştahatında isabet ederse on sevap, isabet ettiremezse bir sevap alacak. Yani dönmek istemiyorum buraya ama burada oy kullanmak denilince yani sahabeler de oy kullandılar. Bir kimse kendince bir tercih yapıyor.
Bu daha iyi diye. Bu daha iyi diye bir tercih yapsa o zaman bu tercihinden dolayı şirke mi düşecek? Beş kişi bulunsa, beşinden birisini tercih etse bunun nesi şirk? Deseler ki beş kişiden birini seçeceksin, o da birini seçecek. Nesi şirk bunun? Bunu anlayamadım. Böyle şirk kavramını olur olmaz her yerde, her şeyde kullanmak biraz sıkıntılı bir şey.
Bir kimse iştahaten hata yapabilir, kendince yanlışlık yapabilir, kendince eksiklik yapabilir. Hemen onu şirkle suçlamak, küfürle suçlamak pek hoş değil. Siz de geçerin karşıya. Neden oraya oturuyorsunuz? Hadi bakalım. Dervişlik yapın, yukarıda oturmayın. Evet, üçüncü sayfadan devam edecektik herhalde buradan. En son bu vatanları açıklar mısınız demiştik.
Bunları normalde açıklamıştık. Öyle değil mi sohbeti takip edenler? Evet. Üçüncü sayfadan devam ediyoruz. Sufiler bunu bir noktadan çıkıp yine aynı noktaya biten bir vücut çemberi, dairet-i vücut diagramı üzerinde tarif ederler. Noktadan çıkan yarım daire, kavs-i nizul adını alır. Noktaya giden diğer yarısı ise kavs-i uruc adını alır. İbn-i Arabi, inşah, devair. Bu normalde hani bir Mevlevilerde devri veletin başlangıcı vardır ya, Mevlevilerde devri velet başı vardır. Bir de hatt-ı istiva vardır. Biz buraya hatt-ı istiva çekmedik. Yani normalde burada bir de hatt-ı istiva çekilir. Hatt-ı istiva çekilirken de bu normalde postun bulunduğu yer hatt-ı istivadır.
Onu normalde bilmeyenlere bir çizgi çizilir oraya. O çizgi hatt-ı istiva olur. Hatt-ı istivanın bir tarafı dünya, bir tarafı da ahirettir. Üstad hatt-ı istivaya çıkar. Hatt-ı istivadan yolculuğu başlar. Dervişlerle beraber. Ve yolculuk yine hatt-ı istivanın başlangıcında biter. Daire şeklindedir. Bütün Mevlevi dergahları, semahaneleri daire şeklindedir. Mesela burada da normalde daire vardır. Örneğin kendi içerisinde. O yüzden burası normalde mesela 8 direkli Mevlevi hanedir. Bu mesela işte burası 8 direkli. Bunların katları vardır. 16 direkli, katı 32 direkli, katı 64 direkli gibi Mevlevi haneler bu noktada daire şeklindedir.
Ve ortası hatt-ı istivadır. Her daim. Ve işte o hatt-ı istivanın bir kısmı görünen alem, şehadet alemi, yarısı, yarısı da batin alem denilen ruhi alemdir. Aynı şey bütün sufiler için de geçerlidir. Sufiler normalde hani dünya bir yarısı gece olur, yarısı gündüz olur ya, aynı şekilde de bu alemin yarısı karanlıktır, yarısı da aydınlıktır. Bütün her şey karanlıktan aydınlığa doğru yol alır. Ve bu noktada yarısı alemin manadır. Yani görünmeyendir, yarısı da görünendir. Bu daire, bu noktada sufiler için çok önemlidir. Bakın çok önemli. Sufiler hayatı da bu noktada normalde görünen hayatını daireye benzetirler. Normalde o kimse doğmuştur.
Doğduktan sonra dairesi tamamladığında yine aynı noktada ölümle karşılaşır. Veya dünya normalde kendince dairesini tamamlar, kıyametle karşılaşır. Veya her an belki de o kıyametle karşılaşır. Vücut bir dairedir. Bu dairenin başlangıcı ilk aklın varlığıdır. Aklın yarattığı ilk şey akıldır. Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır. Cenab-ı Hak hiçbir şey yok iken bir hadisi kutsi de bir şey yarattı. Ve yarattığı şey aynı zamanda da akıldı. Akla gel dedi, geldi. Git dedi, gitti. Otur dedi, oturdu. Kalk dedi, kalktı. Ve dedi ki bana senden daha sevimli gelen bir şey yaratmadım. Burada hadisi kutsidir bu da. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azedetleri de ben ilk yaratılanım der.
İlk yaratılanım denilince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azedetleri aynı zamanda bir ismi aklı evveldir. İlk akıldır yani. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azedetleri ilk akıl olma hüviyetini de kendinde bulundurduğundan dolayı bütün alem bu manada o akıl çerçevesinde hareket eder. Ve alem o yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyetiyle bezenmiştir. Devam ediyoruz. Bu hadis pek çok kaynakta Allah'ın yarattığı ilk şey kalemdir şeklinde yer almakta. Sufilere göre ikisi de aynı anlama gelmektedir. Mahmud Erel kılıç sayfa 236 Bu normalde sufiler bir kısmı böyle düşünürler ama büyük bir kısmı da böyle düşünmezler.
Bu fakirin düşüncesi öyle değil. Böyle bir tane daha tahtamız var mı? Burada normalde sufileri genelleştirmek bu meseleyi böyle biraz daha üstün körü anlatmak gibi gelecek bana. Normalde yaratılış yaratılışı anlarken şöyle anlayın. Yaratılışın başlangıç noktası zamanın en kısa en kısa birimlerinde hızla ilerlemek olarak görün. Bunu böyle görürken de mesela eğer mümkün ise okuyabilirseniz elinizin altında böyle bir araç gereç böyle bir video filan bir şeyler varsa izleyebilirseniz insanın ana rahminde yaratılma başlangıcını seyredin veya okuyun.
Çünkü hadisi kutsi'de Cenab-ı Hak dedi ki alemi Adem'in suretinde yarattım. Biz bu suretten anladığımız yüz olarak anlıyoruz. Suret denilince aynı zamanda kopyadır. Bu kağıttan bana bir suret çıkar derlerse bu kağıdın kopyası çıkmıştır bir tane daha. Suret aynı zamanda kopyaya kopya olarak veya aynısı olarak da tecelli eder. Suret denilince bize sadece insanın suratı aklımıza geliyor. bu suret değildir. Bu insanın cemalidir. Dini literatürde. Bir kimsenin yüzü o kimsenin cemalidir.
Adem'i kendi suretinde yarattım. Alemi de Adem'in suretinde yarattım. Burada Adem'in yaratılması kendi suretinde deyince bütün sıfatlarının benzerleri suret bakın. Bütün sıfatlarının benzerleri insanın üzerinde görülür. Benzerleri suret çünkü. Benzerleri insanın üzerinde görülür. Alemi de Adem'in suretinde yarattım. O zaman alemde de komple Adem'in sureti benzerleri var. O zaman bütün alem Adem'in suretinde dediğimizde Adem'de tecelli eden ne kadar Cenab-ı Hak'ın efal ve fiiliyatı yani sıfatları ve isimleri biz onu böyle açık bir şekilde konuşalım.
Allah'ın ne kadar bu tecelliyat yalnız sınır koymak mümkün değildir. O yüzden bir insanın üzerinde insanın üzerinde alemin insanın üzerinde Allah'ın sıfat ve isimlerinin tecelliyatı sonsuzdur. Bu insana göre değişebilir. İnsana göre değişebilir. Nasıl insana göre değişebilir? Bu sıfat ve isimlerinin tecelliyatı ilmel yakin noktada adalet vardır. eşittir. İlmel yakin noktada bütün insanların üzerinde ilmel yakin noktada Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatları tecelli eder. Aynel yakin noktada insanların üzerindeki isim ve sıfatlarının tecelliyatı değişiklik gösterir.
Hakkel yakin noktasındaki bir insanın üzerinde Allah'ın isim ve sıfatlarının tecelliyatında yine farklılık ve değişiklik vardır. Hakkel yakin noktasının içerisinde zamanın kutupları dediğimiz yedi tane kutbun üzerindeki isim ve sıfatlarının tecelliyatları farklıdır. Yedinin içerisinde üç tanesinin üzerinde Allah'ın isim ve sıfatlarının tecelliyatı farklıdır. Üçlerin içerisinden bir tane zamanın kutbu dediğimiz kimse bu noktada onun üzerinde isim ve sıfatlarının tecelliyatı farklıdır. Bir peygamberin kitap gönderilen bir peygamberin üzerinde tecelli eden isim ve sıfatlar farklıdır. Tecelliyat renkliliği zenginliği açısından kitap verilmiş bir peygamberin üzerinde isim ve sıfatlar tecelliyat noktasında farklıdır.
Bunların içerisinde Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde tecelli eden isim ve sıfatlar farklıdır. O yüzden şu yanılgıya varırlar bir kısım sufiler bir peygamberin üzerinde tecelli eden esmayı isimleri fiilyatlarıyla bir kimsenin üzerinde tecelli eden esma ve sıfatları aynı noktada görürse burada yanılır. O yüzden Hazreti Mevlana Celalettin Rumah Hazretleri Mesnevisinde der ki sen gaflete düşme sakın onlar da benim gibi deme der. Bu insanın gafletidir. O yüzden bu manada sufiler yaratılış noktasını şuraya otur. Allah razı olsun.
O kendi işini kendisi yapardı. Yaratılışı sürek inceden küçük küçük yazacağım anlatacağım asıl. Burada normalde ilk bir şey yarattı ya ilk yarattığı bir şey Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyeti. O yaratılır yaratılmaz anında trilyonda katrilyonda bölü bir zaman biriminde aklı yarattı. Yani o arasında o kadar ince bir zaman birimi o kadar ince bir perde var ki arasında. Bakın bu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ruhaniyeti ve nuraniyeti. Kendi ruhundan ve nurundan yarattı. Biz kendisinin ruhunun ve nurunun ne manaya geldiğini tam anlamıyla bilmiyoruz. Ve kendisinin ruhundan ve nurundan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin ruhaniyetini ve nuraniyetini yarattığı anda katrilyonda tantitrilyonda ne diyorsanız deyin.
Bugüne kadar insanoğlunun ulaşmış olduğu en büyük sayısal rakamın bölü bir deyin aklı yarattı. Anne karnında erkeğin spermiyle kadının yumurtalığı birleşti. İkiden bir oldu. Anında iki bir oldu. İki bir olduktan sonra tekrar bir iki oldu. Anne karnında. Bunu dervişler seyri sülukunda izler. Bunu kitaptan okuyabilirsiniz belki de veyahut da bir videoda izleyebilirsiniz. Bunu derviş manasında izler. Bu itikafta izlenir.
İtikafta la la illallah la la illallah la la illallah dediğinde sana ilim verilir. Buna ilm-i ledün denir. Sen küçücük bir şeyden büyüğü görürsün. Sufilik böyle bir şeydir. Sufilik sadece namaz kılmak, oruç tutmak, Allah'ı zikretmekten müteşekkil değildir. Sufilik aynı zamanda mana ilmidir. Varlık ilmidir. Size şimdi diyebilirler bana öyle mesaj atıyorlar, mail çekiyorlar filan çok biliyorlar ya yani tek kede bunlar mı konuşulmalı? zaten bunları konuşmaya konuşmaya insanları körleştirdiniz. Minnet sufili sarık sarmak cübbe giyip şalvar giymek olarak anladı. Sufilik o değil. Sufilik mana ilmi.
Sufilik varlığın ilmine eşyanın ilmine vakıf olmak. Sufilik Allah'a yaklaşmak. Sufilik Allah'a dost olmak. bu varlığı tanımayan eşyayı tanımayan neyi tanıcak? Evet. Hemen ilk yaratılan şey akıl oldu. Hemen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. ruhaniyetinin ve nuraniyetinin hemen ardında tekrar söylüyorum bu kadar o ince zaman diliminde akıldan sonra lev-i muhafuz lev yaratıldı. Hemen ardından lev yaratıldıktan sonra kalem yaratıldı. Bazıları bunu levle kalemi yer değiştirebilirler.
Sıkıntı yok bunda. Ardından ne oldu? Kalemi yarattı. Ardından kalem lev-i muhafuz ne olacağını yazmaya başladı. Kaleme bu noktada hükmeden ne? Akıl. Akıl olmazsa kaleme hükmeden bir şey olmayacak. İşte o akıl başladı. Bunların şimdi bu dört ana unsur var ya bunlar ardı ardına olunca bunları anlatırken hadisi kutsilerde hadis çevrilerde açıklanırken bunlarda zaman birimi olmadığından hangi hadisi kutsi önce söylendi hangisi sonrası söylendi bilinmediğinden bu sıralamayı bu fakir yapıyor. Ha birisi diyebilir o onun işi.
Ben katılmıyorum. Allah yolunu açık etsin kardeş. Katılmak zorunda değilsin. Hani demiş ya Erol Kılıç Sufiler böyle düşünürler diye. Genel bir tanımlamayı yapmış. Ben ona katılmıyorum. Ben yaratılış olarak varlığın başlangıcı olarak benim kendimce inandığım şey bu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretten ruhaniyeti ve nuraniyeti ardından akıl ardından lef-i mahfuz kalem ondan sonra zaten ruhlar alemi. Evet. Şimdi Allah'ın yarattığı ilk şey kalemdir şeklinde yer almakta Sufilere göre ikisi de aynı anlama gelmektedir. Yani normalde burada akıl kalem lef-i mahfuz öyle nitelendiriyoruz aşağı. Yani bu cinslerin başlangıcıdır. Yaratılış ise insan cinsiyle son bulmuş ve vücut dairesi tamamlanmış insan bu ilk akılla ittisal etmiş tıpkı dairenin sonunun başlangıcına ulaşması gibi şimdi daire var burada.
Soru bu daireyi anlatır mısınız? Evet. Bu daireyi buraya mı çizdiniz komple? Bu daire varlıkla alakalı sizin sohbet edeceğiniz her yerde önünüze çıkabilir. Gençleri buradan aldım o gençler de aklını helal etsinler. Sırtımı döneceğim burada onlara diye öyle kendi kendilerine şimdi vay bize attı da oradan falan derler. Allah muhafaza eylesin nefislerine uyumasınlar. Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri sırtı dönük hiç kimseye konuşmazdı. Birisine konuşacağı zaman veçesini döner konuşurdu. Birisine arkasından seslendiniz seslenilen kimse ne var demeyecek dönecek buyurun diyecek. Ne var denmez kimseye.
sufi adabında değildir. Sufi birisine birisi seslenirse sufi döner buyurun der. İnce narik nazi ne var öyle bir şey yoktur. Kimseye sırtınızı dönmeyin sırtınızı dönük konuşmayın. Bir kimsenin sözü bitmeden sözünü kesmeyin. Sufi adabıdır. Sohbet esnasında söz kesilmez. Sufi adabıdır. Ben bir şey söyleyecektim aklıma geldi. senin aklına geldi diğer kimlerin aklına bir şey gelmedi mi? Denmez. Beklenir. Soru cevabı geçildiğinde herkes sorusunu soar. Sufi adabıdır. Evet. Bu Arabinin ve diğer sufi standlarının genel olarak buluştuğu birleştiği bir dairedir. Bunun varlığın dereceleri olarak da nitelendirilebilir.
Varlığın başlangıcı olarak nitelendirilebilir. Kimisi bu mesele anlatılsın diye yukarıdan aşağı doğru da bunu anlatanlar olmuştur. Ama bu daire meşhurdur. Evet. La taayyun denilen nokta Allah'ın bilinmezliği. Biz şimdi bunu la taayyun dersek bu dile aşina olmayanlar ne demek derler? Burası hadisi kutsi sözüyle bilinmezdik. bütün hadisi kutsi kitaplarında bütün hemen hemen hadis kitaplarında varlığın başlangıcı yaratılma yaratılışla alakalı hadislerin toplandığı risalelerde başlangıç hadisi şudur. Ben bilinmez idim. Bilinmez idim dendiğinde la taayyun makamıdır.
La taayyun la yok demek. Taayyun de bir bilgi yok. Bir tecelliyat yok. bir bilinirlik yok. Hiçbir şey yok. Bununla alakalı hiçbir şey yok. Hiçbir şey. Bu bilinmezlikle alakalı bir şey söyleyen cahil insan. Cahiller bunu bir şeye döndürmeye bir şeye benzetmeye çalışırlar. Bilmeyenler hiç okumayanlar bizde çoktur ya okumadan bilmek araştırmadan sonunu bulmak bizde çok meşhurdur bu. Hani geçen haftaya dönmek istemiyorum okudun mu hiç okumadım. Nereden biliyorsun biliyorum. Gel seni ameliyat edeyim olmaz. Neden? Sen tıpçı değilsin. E sen nereden okumadan oldun? Eğidim.
Evet. La taayyun Cenab-ı Hak diyor ya hadisi kudsi de ben bilinmez idim. Hadisi kudsi devam ediyor. Bilinmekli istedim. Bilinmezdim bilinmekli istedim. Bilinmekli istedi taayyünü evvel bilinmezdi. Bilinmekli istedi. Taayyünü evvel yani ilk taayyün birinci taayyün bilinmekli istedi. Soruyoruz. Sahabe soruyor. Ya Resulallah hiçbir şey yok iken Allah neredeydi? Amadaydı. Ama yani taayyünü evvel Allah'ın Allah'ın Allah olarak isimleri Allah olarak tecelli etmesi.
İkincisi taayyünü sani. İkinci taayyün. İkinci taayyün Allah'ın sıfatlarıyla zuhura çıkması ve mertebe-i ervah yani ruhlar alemi. Biz bu taayyünü sani veya bu taayyünü evveli ama olarak nitelendiriyorum. Bu benim kendi nitelendirmem. Mertebe-i ervah ruhlar alemi. Bu noktada varlığın ruhlar alemine normalde çıkması. Mertebe-i misal. Misal alemi. Rüya alemi. Ruhlar aleminden normalde ruhlar aleminde hiçbir şey şekle bürünmemiş iken misal aleminde şekle şemale bürünmesi.
Biz bunu rüya alemi de diyebiliriz. Misal alemi. Bu misali ed sam yani şehadet alemi. Görünen alem. Bu görünen alemden bir kimse görünen alemden ne yaptı? Görünen alem dünyaya geldi. Ve dünyaya geldikten sonra önce nefsi emmariyi tanıdı. Kötülüklerle alakalı. Ardından bir basamak şimdi önceden aşağı indi. şimdi yukarı çıkarıyor. Emmareden levvameye levvameden mülhümeye mülhümeden mutmainneye mutmainneden râdiye ardından mardiye ardından kamile demiş veyahut da safiye. Ardından daire ne oldu?
Tamamlandı. Burada mertebe-i insanı kamil demiş. Burası mertebe-i insan. İnsanı kamil olması için ne yapacak? Buradan bu yürüyüşü gerçekleştirecek. Bu yürüyüşünü gerçekleştiren bu daireyi tamamlamış olanlar bir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri iki dört kitap verilmiş peygamber üç peygamberler dört mürşidi kamiller bu daireyi tamamlayanlar.
Bütün insanlar bu daireyi tamamlamakla mükellefler. eğer bu daireyi tamamlamakla mükellef olduğunu anlar. Bu da bu fakirin kendi tezi. Bu daireyi tamamlamaktan sorumlu olduğunu anlar. Bundan sorumlu olduğunu bilir. Bir yola girer. Bu sorumluluğunu yerine getirmek için girdi. Bu sorumluluğunun yerine getirilmesini anladı. Ama bitiremedi. Vakti gelmedi. Sonu gelmedi. Yani nefes etmedi. ben bunu Allah'ın ona tamamlatacağına inananlardanım. Buna örnek size delil. Delilsiz konuşmak yok. Bir kimse kaza namazlarına başlar da ömrü buna vefa etmezse Allah hesaba sondan başa doğru başlar.
Baştan sona değil. Ve diyor ki Cenab-ı Hak o kimse niyet etti kaza namazlarını kılmak için kılmış gibi kabul ederim. O kimse niyet etti kaza oruçlarını tutmak için tutmuş gibi kabul ederim. Borcu vardı o kimse borcunu ödeyemedi. Nefes yetmedi. Ama amacı borcunu ödemekti. Borçlu ölmek değildi. Bu amaçla bu niyetle borçlandı ama ödeyemedi. Onun niyetinden dolayı Cenab-ı Hak hadis-i şerif ona der ki diyor alacaklısına kafanı kaldır bir bak bakayım baktı ne görüyorsun cenneti görüyorum ya Rabbi. Peki oraya mı gitmek istersin bundan alacağını mı istersin? Oraya gitmek isterim ya Rabbi. Hadi cenneti verdim sana der diyor ona. Ve o kimse alacağını o kimse helal eder.
Karşılığı nedir? Cennettir. Ve Allah o iyi niyetti borcunu ödeyecekti çünkü. Onun borcu ödenmiş gibi kabul eder. Sakın bu normalde hadis-i şerifle sabit ama bu demek şu değildir. Dünyadaken bir kimse borcunu ödemek için gayret edecek. Borcunu ödeyip helallaşacak. Üç aşağı beş yukarı. Bu iyi niyetli ödeyemedi. Koğuştururken yetiştiremedi. Onun kefili Allah. Buralardan hareket ederekten bir kimse kendince kendince ben iyi bir insan olacağım. Nefis meratiplerini geçeceğim ve dairemi tamamlamak istiyorum diyen bir kimse kendince başladı yürümeye yetmedi. Nefesi yetmedi. Zamanı yetmedi. Eceli yetmedi.
Kaldı. Ben onun yolunun devam edeceğine inanıyorum. Neyle bir mürşidi kamile bağlanırsa o mürşidi kamilin o mürşidi kamilin sayesiyle o mürşidi kamilin bu noktadaki Allah'a olan yakınlığıyla onun yolunun devam edeceğine inananlardanım. şimdi bu daire bu daire insanın varoluşundan tekrar aynı noktaya gelişine kadar bu varlığın da varoluşu olarak biz bunu ne yapabiliriz alabiliriz ama varlığın yaratılış sebebi insan varlığın yaratılış sebebi varlığın bu noktada bunca bu hengamenin bütün bu kainatın curcunası insanla alakalı
yani seninle alakalı bakın bütün bu varlığın curcunası bütün her şey seninle alakalı sen olacaksın diye bu varlık oldu sen doğacaksın diye oldu seninle alakalı oldu ve kainatın en kıymetli varlığı bu manada insan kainatın en değerli varlığı devlet değil sistemler değil kainatın en değerli varlığı kur'an-ı kerim değil incil değil tevrat değil zebur değil melekler değil ya insan insan varlığın içerisinde bir tek kıymetli varlık var varlığın içerisinde diyorum bak yaratılmışların içerisinde
bu ne insan insanların içerisinde fazilet olarak en yüce mertebede duran Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem ama bu demek değildir ki insan kıymetsiz hayır dinler insan için indirilmiştir gönderilmiştir peygamberler insandır ve insanlar için gönderilmiştir veliler insandır insanlar için yeryüzünde Allah'ın dinini anlatırlar yaşamaya çalışırlar meleklerin içerisinde ruhi olarak yaratılmışların içerisinde en yüce mertebede duran Cebrail aleyhisselam'dır insan için vardır insan için her şey insan içindir
aslında bunu bütün dünya böyle algılamış olsa dünyada bu kadar kan zulüm revan olmaz nefis ve şeytan işinin içerisinde girince dünya yaşanabilir bir dünya olmaktan çıkıyor zaten şeytanın da işi bu şeytan da bunun için ahitleşti dedi ki onların fıtratlarını bozacağım dedi ki onlara kanrevan göstereceğim dedi ki onları sapıttıracağım dedi ki onları saptıracağım Cenab-ı Hak de ona dedi ki sen benim gerçek hakiki kullarımı bunları yapamazsın evet şimdi normalde bir kimse bunu bir başka yerden dinleyeceğinizde dinleyeceğinizde
beni dinleyin ama buna katılanlardan değilim bir kısım sufi algısı olanlar şuna inanırlar bunlar biraz doğu felsefesinden etkilenenler biraz daha böyle panteist noktada duranlar nasıl ben şimdi çok nitelendirmek istemiyorum onlar derler ki senin ruhunun yaratılmış olduğu bir makamı var birisinin ruhu mülhümede yaratıldı birisinin ruhu râdiyede yaratıldı birinin ruhu safiyede kamilede yaratıldı ve der ki o kimse kendi dairesini tamamlayacak yani der ki o gelecek mutmainne de kalacak onun mutmainne de yukarı çıkmaya
hakkı yok der ki o kimse mülhümede yaratılmış onun ruhu ruhu mülhümede yaratıldığından o sadece mülhümeye kadar gelecek onun üzerinde çaba sarf etmene gayret sarf etmene gerek yok bu fakir buna katılanlardan değil ben bir kimsenin cüz-i iradesiyle çalışaraktan gayret ederekten Allah ve Resulünün emirlerini yerine getirip kendisini disiplin ederekten safiye makamına kadar çıkabileceğine inananlardan o yüzden onu bir yerde okuyabilirsiniz birileri bir şey söyleyebilir bu noktada buna katılmıyorum bununla alakalı canlı canlı
soru sormak isteyen varsa bu daireyle alakalı şimdi soruları alabilirim daireyle alakalı yoksa devam edeceğim verilik makamı müşrik kamillik makamı yani müşrik kamillik makamının en üst makamı olduğunu söylemiştiniz peki bir kişi müşrik kamiller seçilmişse müşrik kamillik makamını nasıl başlayacak biz şimdi onu normalde eğer seçildiyse Allah seçti bilmiyoruz o kimseye nasıl yolunu kapatırız elimizde bir belge yok ki bu seçildi bu seçilmedi diye ben normalde olduğu nokta
bu noktada ben bütün ruhların temiz safiye noktasında yaratıldığına inanıyorum bütün ruhlar yollarına devam ederlerse safiye noktasına gelebilirler işte burada yolu yarım kalıyor o kimsenin o yüzden muhakkak mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki benim adımı işitirler benim peygamberliğimi bilirler ve bana iman etmezlerse vallahi onların imanları iman değildir İsevilerin de Musevilerin de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretleri işittiklerinde ona biat edip ona iman etmeleri gerekirdi bir kimsenin işte mülhümede şeyhi vefat etti öyle ya şeyhi vefat ettiği zaman o kimsenin bir mürşide kamile yeniden intisap etmesi o kimseye şart vacip hükmünde niçin vacip hükmünde bunu şuna benzetebiliriz geldik bu tekkeyi yapıyorduk bu tekkeyi yaparken birinci katı attık ikinci katı attık ama buranın yedi kat yapılması lazım üçüncü katı attık buranın bir mimarı vardı ustabaşıları var ameleleri var baş mimar vefat etti tekkenin inşaatı kalacak mı
durum bu tekkenin inşaatı kalacak diyorsa olmadı yarım kaldı o yüzden o kimsenin bir mürşidi kamile intisap edip yolunu devam ettirmesi gerekiyor hatta son anda böyle ölmesine diyelim ki beş gün kaldı şeyhi vefat etti hemen bir şeyhi intisap edecek o kimse çünkü bunu suviler batini olarak yorumlarlar halife vefat ettiğinde halifesiz ölen bir kimse cahiliye ölümü üzerine ölmüştür hadisi şeriftir bir kimse halifeye biat etmeden ölürse cahiliye üzerine ölmüştür halifeye biat etmesi yani devlet başkanına siyasi olarak
biat etmesi farzdır eğer o esnada ölürse tekrar söylüyorum cahiliye üzerine öldüğüne hükmedilir hadis şerif buradan hareket ederekten suviler bu hadis şerifi derler ki bu batiniliği de batin olarak da bunu içine alır hem zahir hem batın bunun batın tarafı nedir bir kimsenin bir mürşidi kamile intisap ettiyse o vefat ettiyse o kimse bir mürşidi kamile bağlanmadan ölmeyecek gidecek bağlanacak öbür türlü sufilik cahiliği üzerinde ölmüş olur anlaşıldı mı mesela evet efendim bu ayet-i kerimede ey mutmain olmuş nefis şimdi dön
Rabbine Rabbin senden Rabbin sen ondan razı olarak bu ayet-i kerimede neden mutmain safiyeye bu noktada mutmain cehennem cehennem yüzü görmeyecek olan nefis daha doğrusu cehenneme hiç girmeyecek olan mülhüme de normalde olan bir kimse Cenab-ı Hak affetmezse cehenneme girer bir cızbız olur o yüzden mutmain nedeyse o kimse asla cehennemi görecek ama girmeyecek çünkü mutmain nedir razılık vardır kul Allah'tan razıdır Allah'ta kulundan razıdır ama kul önce Allah'tan razıdır kul Allah'tan razı olduğunda mutmain ne haline
gelir kul Allah'tan razı olmazsa mutmain ne hale gelmez Allah'tan razı olmak ne demek Cenab-ı Hakk'ın sana sevk ettiği ne varsa ne gelirse bu noktada razı göstermen isyan etmemektir bu daireyi tamam evet bu dairede aklın rolü ne evet en önemli mesele evet en önemli mesele bu bu dairedeki aklın önemi buradaki benim hani derslerde ben ısrarla ısrarla üzerinde durduğum bizim sufilik anlayışımızda akılsızlık yok bizim sufilik anlayışımızda akıl muhakkak lazım dediğim nokta bu bu dairenin bu dairede bizi ilgilendiren nokta
ruhlar aleminden sonra sufi normalde bunun her karşılığını bak her karşılığı bunun karşı karşıyadır bu mesela dünyanın karşılığı yani görünenin karşılığı çizeceğim artık bozacağım bunu bu nedir emmare misal aleminin karşılığı levvamedir ondan sonra ruhlar aleminin karşılığı mülhümedir mutmainnenin karşılığı taayyünü sânedir radiyenin karşılığı taayyünü evveldir mardiyenin karşılığı âmâdır nefsi kamilinin karşılığı ise son noktadır şimdi bir kimse bunların bunları
akılsız yürüyemez akılsız gitmesi mümkün değildir o kimseye din anlatacaksınız emmarede namaz yok abdest yok oruç yok din yok diyanet yok hiçbir şey yok emmare haram işliyor haramı işlerken de tat alıyor lezzet alıyor emmare o kimseye önce din anlatacaksınız o kimse aklıyla onu kabul edecek aklıyla kabul ettiğinde pişman olacak bu ne pişman olduğunda levvameye geçti levvame pişman olmuş nefis ona anlatıyorsunuz biraz daha levvameden nereye geçti mülhümeye geçti mülhüme bir ayağı mutmainne de bir ayağı levvamede olan
kimse kah levvameye düşüyor pişman oluyor kah mülhümeye çıkıyor böyle işte o pişmanlıktan kurtulup Allah'ı sevmeye çalışıyor mutmainneye geldiğinde ise felah buldu o kimse kurtuluşa erdi o kimse artık kalbi mutmain oldu Allah'ın üzerine mutmain dinin üzerine mutmain her şeyin üzerine mutmain oldu bizim kardeşlerimiz bahçeye çıksınlar dışarıdan misafirler var şu misafirlere bir şey yapın söyleyin kapının önünde boşaltın bu tarafa doğru gelin hadi bir yer değiştirin
misafirlere bir yer verin şimdi normalde o kimse mutmainneye geldiğinde kalbi felaha kavuştu kalbi kurtuluşa kavuştu o kimse Allah'tan razı artık Allah'tan razı demek başına ne gelirse gelsin artık o şikayet etmiyor bu ondan kurtulmaya uğraşmıyor demek değil şikayet etmiyor ya ben nereden hasta oldum ya ya gördün mü bak ya bugün hiç iş yok ya ya gördün mü ya bugün bak ya havaya bak ya nasıl da şimdi yağmur yağıyor ya benim şimdi işim ne olacak ya ya öf ne sıcak ya bugün ya ya bu kadar da sıcak olur mu ya bu sıcakta
iş mi olur şimdi ya öf ne soğuk ya bu soğukta evden dışarı çıkılmaz soğukta hareket edilmez ya bu şu soğuk olmasaydı ya bakın o kimse sufi razı olma sanatıdır razı olma sen bu neden benim başıma geldi şikayet edemezsin bunu ben nasıl yaşadım şikayet edemezsin bu neden oldu benim başıma şikayet edemezsin senin elinin ürünlerinden sen sorumlusun senin elinin ürünlerinden ben kalktım Osman'a bir tane silgi attım Osman da silgiyi bana attı Osman bana silgi attı önce Osman'a ben silgi attım benim elimin ürününü aldım zerrece
kötülük yapanın kötülüğü cezasız kalmaz zerrece iyilik yapanın iyiliği de mükafasız kalmaz mendakka da dukka arab atasız ne ekersen onu biçersin Hz. İsa aleyhisselamın sözü ateş eken kor biçar bu elimizin ürünü bundan şikayet etmek zaten yok neden elimizin ürünü bir de elimizin ürünü olmayanlar var normalde arabayla gittin geldi adam dan vurdu sana elinin ürünü değil ya nereden geldin de vurdun da bana keşke yola çıkmasaydım keşke arabayı çıkartmasaydım ya yok razı ol gelecek vuracak sana bu demek değildir ki
sen onunla alakalı işlemlerini yapmayacaksın işlemlerini yapacaksın bileceksin yalnız ondan geldi razı olmak aa işte rahatsız oldu ya nereden daha hasta oldum da benim hasta olmamam lazım da olur firavunsun ya sen razı olmak bu elinin ürünü olmayan sana gelen her ne var ise ona ondan şikayet etmemek ondan onunla mücadele etmemek değil burada tekrar söylüyorum bir kısım sufiler bununla mücadele etmemişler biz onlardan değiliz biz kötülükle yanlışlıkla eksiklikle noksanlıkla mücadele etmekle mükellefiz biz zalimlerle
ve zalimlikle mücadele etmekle mükellefiz biz bu zalimi o gönderdi boynumuzu bükelim hiç seslenmeyelim bizim sufi algımız bu değil her türlü kötü yanlış eksik haram zulüm küfür ne varsa biz onunla mücadele etmekle emrolunduk biz onunla mücadele edeceğiz bu noktada biz mücadele eden asla geri durmayacağız ama bu neden bizim başımıza geldi diye şikayet etmeyeceğiz şikayet etmek yok bu nerenin hali mutmainnenin hali mutmainnedeki bir kimse bir kimse artık şikayet etmez ama mücadele etmeye ne yapar devam eder radiye bir üstüdür
artık o kimse eşyanın hakikatine olayların hakikatine sıfatların tecelliyatına aşina olmaya başlar başlangıç bir çıt üstü nedir o kimse artık mardiye makamına gelmiştir mardiye makamı hazreti peygamber ve diğer peygamberlerle görüşme makamıdır ilmin artık belli bir noktaya gelmesidir safiyede ise o kimsenin öğretmeni hazreti muhammedi mustafa direk o hale gelen bir kimse hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin bir şeyi sorar cevabını
da alır onun kalbine gelen o cevap cenabı hakın ilhamıdır o ilham hiç şek şüphe götürmeyen noktası hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin lafzından çıkandır bunun suretleri daha aşağı noktalarda gelir mutmainne'deki bir kimsenin kalbine ilham gelir dikkat edin burası yanılgıya açıktır sufilerin yanıldığı yerlerdir dikkat edin şeyden mutmainne'den sonra radiyede ilham gelir mardiyede ilham gelir sakın ha duvarın arkasından haber verir o kimse toprağın
altından haber verir bir kimse mülhümenin sonuna doğru gelirken kabir haline vakıf olur ey sufi görünümünde olanlar kabirden haber vermiyorsanız ya şeyhinizde sıkıntı var ya sizde sıkıntı var bunlar delildir bakın bunlar delildir sufilikte bunlar delil bir dergahta kabirhanine vakıf olan kimseler var ise sen de yok ise sen benim gibi tembel ördeksin bir dergahın içerisinde zikrullah esnasında hal
görenler var ise bu mutmainne de mülhümenin sonunda mutmainnenin başındadır gördüğü hale göre mutmainnenin mutmainnenin nerede olduğunu anlaşılır nasıl o kimse sadece şeyhini görüyordur mutmainnenin başlangıcı o kimse pir efendiyi de görüyordur mutmainnenin ortasına gelmiş o kimse sahabeleri de görüyor harika mutmainnenin içerisinde oturdu hazreti peygamber efendimizi görüyor mutmainnenin içerisinde oturdu bir üstü mutmainneden sonra radiye konuşmaya başlar bunların tasavvuftaki işaretleridir dışarıda kadın hadi ya
bunlar üşütmüş konuşulurmuş böyle şey mi olurmuş der atar doğru o yüzden itiraz ettiklerinden laf söylediklerinden bunları eskiler söylemezlerdi hiç söylemeyince konuşulmayınca da bir eksiklik doğdu eksiklik de şu konuşulmadığından dolayı herkes bunlar böyle oluyormuş gibi deyip götürüyor işi sahtekarlar böyle götürüyor açık açık konuşayım bu işin sahtekarları bunu böyle götürüyor bunları böyle açıkça beyan etmemin sebebi sahtekar olanla olmayan buradan ayrılacak çünkü o kimse eğer ki radiye makamına geldiğinde zikrullah'ta
görmüş olduğu zatlarla irtibata geçecek konuşacak onlarla bütün ehli sufi bu hali ilim kapısı olarak görür bu bir ilm-i ledün kapısıdır bu hal ile hallenen kimse beşinci makamdadır o yüzden o kimseye o kimseye nakib-i nügabba icazeti verilir nakib-i nügabba icazeti verilen bir kimsenin şeyhi vefat ederse zikrullah esnasında gelen ruhaniyetlerle konuştuğundan dolayı ona manevi bir şeyh tayin edilebilir manevi bir şeyh tayin edilerekten onun yolu manevi olarak gidebilir üveysilik dedikleri aslında budur bir şeyhe intisap etmeyi
bir şeyhin dediklerini yerine getirmeyi nefisleri yetmeyen şaklabanlar biz üveysiyiz diyor sus Veysel Karan Hazretleri'nin rüyanda gördün seninle ahitleşti mi sen bizim evladımız oldun bundan sonra senin virdiğini biz vereceğiz dedi mi yalan söylüyorlar bir kimse normalde radiyeye geldiğinde üstadıyla zikrullah halakasında manevi olarak konuşur radiye makamına gelen bir kimse piri kim Hazreti Mevlana Hazreti Mevlana Celaletini Rumi ile konuşur şeyhim anlattırdığı için anlatıyorum kendimi
bir şey göstermek için değil şeyhim anlattırmıştı ben şeyh efendinin Konya'ya göçmesini istemiyordum yalvarıyordum Bursa'ya göçsün diye Konya'da Hazreti Mevlana Celalet Rum Hazretleri geldi Mustafa efendi oğlum çok zorlama ben istedim buraya göçmesini bir yıl bana müsaade et burada kalsın dedi bir yıl zikrullah bitti şeyh efendi baktı benim yüzüme benim tavrım değişti zaten anında hemen zikrullah bitti kalktım hemen dedim ki evi bulun evi buldular tutun tuttular Mustafa efendi ne oldu oğlum dedi dedim efendim Hazreti Mevlana
Celalet Rum Hazretleri geldi dedi ki Mustafa efendi o kadar yumuşak söyledi ki ben böyle çok ciğerim yanıyor Konya'ya gitmesini istemiyorum ben istedim dedi bir yıl kalacak vallahi de yemin ediyorum billahi de tallahi de yemin ediyorum şeyh efendinin evi bir yıl bir gün olmadı Konya'da gecesine evi ben göçürdüm Nevşehir'e Cafer Allah razı olsun arkadaşların başında işte biz eşyayı bu gece bitireceğim diyorum ben nereye koştuğumun farkında değilim evi de bitireceğim göçüreceğim evi göçürdük ben eşyalar geldi ben orada
yattım bir hesapladım tam 365 gün bir yıl tam bir yıl pir efendilerin söylediklerinin üzerinde şeytanın şek ve şüphesi olmaz bu bir delildir o kimsenin nakib-i nügabba olduğunun da delilidir bir kimse kendi kendine nakib-i nügabbalık taslamayacak bu ölçüleri söylüyor mu nefsine uymasın kimse bana Allah'tan ilham geldi gelir kalbime böyle doğdu doğar emmariye de doğar levvameye de doğar mülhümeye de doğar isabet de eder ama asla onun makamına delil değildir bunu da böyle bir parantez içerisinde söylemiş olalım o yüzden
radiyede bu kimse şeyhiyle konuşur piriyle konuşur mardiyeye geçtiğinde dört tane peygamberden birisiyle konuşur ona bir peygamber tayin edilir mardiyeye geçen bir kimseye bir peygamber tayin edildiğinde tayin edilen peygamberin maneviyatı da önemlidir onların da kendi içlerinde makam ve dereceleri vardır eğer o kimseye İsa aleyhisselam vazifelendirildiyse o en faziletlisidir ve altıncı gökte oturur orası halife noktadır ortasıdır ondan ders alan onunla hemhal olan bir üstü Hz. Peygamber
sallallahu aleyhi ve selam hazretleridir bunları yaşamayan bir kimsenin ortaya çıkması Allah muhafaza eylesin küfürdür kendi yolunun küfürdür bu dereceleri bu yolu tamamlayacak evet devam ediyoruz sayfa 4 işi gücü olanlar vaktim yok diyenler gidebilirsiniz bunu bitireceğiz bugün inşallah bitirelim değil mi inşallah 1206 senesinde Arabiye Allah tarafından bir elçi gelir ve tebliğde bulunacağını söyler ve der ki şunu iyi bil ki hayır vücutta şer ise Adem'dedir vücuduna aykırı bir vahidi kıldığı insanı lütfiyle yarattı
o insan önce onun isim ve sıfatlarıyla ahlaklandı sonra zatını görüp bunlardan fani oldu kendisiyle kendisini gördü böylece sayı aslına döndü o halde o var ama sen yoksun Arabi muhadaratül ebrar ona göre vücudun yanında mevcudun lafı olmaz hakkın vücudundan başka bir şey yoktur fituhat ikinci cilt sayfa 484 vücudu mahs denilince ister vücud ister mevcud kastedilsin Arabiye'ye göre fark etmez çünkü her ikisi de neticede o tek hakikate bağlıdır ona göre vücudu hadi istemek hakikatte yanlıştır vücudu hadis demek sonradan olan
vücut demek doğrusu mevcudu hadis olacaktır yani mevcut sonradan olan mevcutlar olacaktır hadis olanın varlığı kendinden değildir ancak kadim olanın varlığı ise vardır bu durumda vücut birdir çok değil alemdeki şeyler yeni mevcudat ise bu vücudun değişik mertebelerindeki tezahürleri taayünleri ve hakiki fail bir taayünleridir hakiki fail bir tanedir o da vücuttur işte bu ilahi talimattaki o var ama sen yoksun sözü arabinin irfani hayatını yönetecektir arabiden örnekler verelim vücutta ancak bir vahit vardır suyun rengi
kalıbın rengidir birinci cilt 721 fituhat vücutta ancak Allah vardır ikinci cilt 348 bu da fituhattan hak vücudun aynıdır beşinci cilt 193 bu da fituhattan buraya pardon fisustan bunlar fituhattan bunlar kül Allah içindir Allah tadır ve belki de daha ötesinde Allah'tır fisust 77 vücut Allah'a aittir Allah daima var olandır sen ise hep yoksun el fituhat ikinci cilt 60 arabi 30 yaşında hak ile yaptığı mukamelinin ilk neşinden meşahidül esrardan hak nurul vücut ve iyan yıldızının tulu meşhedinde bana işad edildi ve dedi ki
sen kimsin ben zahir olan Adem'im dedim o peki Adem nasıl vücut olur eğer sen mevcut olmasaydın senin vücudunda olmazdı dedi ben de işte bu yüzden Adem'i zahir dedim Adem'i batının ise vücudu sahih değildir dedim sonra bana dedi ki eğer vücudu evvel vücudu saniye aynı olsaydı ne Adem'i sabık ne de vücudu hadis olurdu oysa ki senin hadis oluşun sabit olmuştur sonra bana dedi ki vücudu evvel vücudu saniye aynı değildir vücudu evvel vücudu külliyet vücudu saniye vücudu sahsiyat gibidir Adem haktır ve gayrının Adem'i de
haktır vücudu haktır ama gayrininki değil bunları anlayabilen var mı içinizde bu gece bitmeyecek böyle geçersem hem onlara yazık hem sana yazık hem bana yazık bu böyle bitmeyecek bu gece de bitmeyecek hakkını helal et evet bunun çünkü yerli yerine oturması lazım özür dilerim hakkınızı helal edin o yüzden yerli yerine oturtturarak gideyim vaktimiz olduğu kadar yetmezse yetmeyecek yapacak bir şey yok arkası yarın diyeceğiz haftaya devam edeceğiz şunu iyi bil ki hayır vücutta şer ise Adem'dedir o vücuduna aykırı bir vahidi
kıldığı insanı lütfi ile yarattı evet hani ayeti kerimeye işarette bulunuyor ayeti kerime var ya hayır Allah'tan iyilik Allah'tan kötülük kötülükler ise nefsinizdendir bu noktada şunu iyi bil ki hayır vücutta yani Allah'ta şer ise Adem'dedir Adem bu noktada nefistir gölgedir aslında yok hükmündedir o yüzden kötülüklerin aslı da yok hükmündedir kötülükler gölgenin gölgesidir nasıl hakikatin hakikati var ise kötülükler de gölgenin gölgesidir Yunus evde heyecansan kaplıdır herhalde canlı mı izleyeyim dedim hoş geldin
o insan önce onun isim ve sıfatlarıyla ahlaklandı yani insan Allah'ın isim ve sıfatlarıyla ne yaptı terbiye oldu bu ne demek bizim vücudumuz zahir olarak terbiye edildi Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarıyla isimleriyle bu zahir tarafı burada ahlaklandı demesi terbiye olması Cenab-ı Hakk'ın onu yoğurması hani diyor ya Allah aldı topraktan cennette Adem'in hamurunu yarattı yoğurdu ona bir şekil verdi ona bir şekil verdi ona bir suret verdi burada Cenab-ı Hakk isim ve sıfatlarıyla zahiren ne yaptı onu yoğurdu onu terbiye etti
onu pişirdi hatta hadisi kotisi de der ki onu ondan sonra güneşe doğru tuttu kırk bin yıl güneşte pişirdi sonra ayeti kerimede ne diyor ondan diyor kuru bir toprak testi gibi vurduğundan ses geliyordu kuru bir testi ne yaptı onu o terbiye etti o hale getirdi pişirdi sonra zatını görüp bunlardan fani oldu bunun normalde bunun bu noktadaki batını haline o kimse bu daireyi tamamlamak için nefsini terbiye yolunu seçti kendisince Allah'ın ahlakıyla ahlaklanma yoluna girdi Cenab-ı Hakk'ın ahlak ne diyor Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem
beni Rabbim terbiye etti ve ne güzel terbiye etti asıl terbiye edici kim Allah mürşitler o terbiye edicinin terbiye edicinin elinde maşa gibidir alet gibidir mürşidi kamiller Allah değildir Allah Allah'tır peygamberler Allah değildir kitab-ı mukaddes olan kitaplar Allah değildir mürebbi olan terbiyeci olan gerçek manada Allah'tır o zaman ne yaptı o kimse onun sıfatlarıyla sıfatlandı sıfatlarıyla sıfatlanınca sıfatlarıyla sıfatlanınca huzura kabul olundu hitaba kabul olundu bu ne oldu bu nefsi safiyeye geldi artık
nefsi safiyeye gelince rengi onun rengi kokusu onun kokusu hali onun hali üzerinden tecelli eden her ne var ise her ne var ise ondan oldu o yüzden dedi sen atmadın ben attım o yüzden dedi sen öldürmedin ben öldürdüm ayet-i kerimelerde ve Cenab-ı Hak o kulunun bütün sıfatları kendi sıfatları olduğu için her şeyini kendi üzerine aldı artık onun gören gözü duyan kulağı tutan eli yürüyen ayı söyleyen dili oldu bu neyle mümkün oldu onun sıfatlarıyla sıfatlanması bunun bir alt kademesi ne onun ahlakıyla ahlaklanması o yüzden
büyükler dediler ki sufilik edeptir o yüzden dediler ki büyükler sufilik güzel ahlaktır o yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki İslam güzel ahlaktır o yüzden dedi ki namaz kılanların en iyisi güzel ahlaklı olanıdır o yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki güzel ahlak nafile namazdan ve oruçtan kıymetlidir anladınız mı güzel ahlak çünkü güzel ahlakın sahibi kim Allah Allah o kimse güzel ahlakla ahlaklanınca ne yaptı Allah'ın sıfatlarına büründü Allah'ın sıfatlarına
bürününce o Cenab-ı Hak'ın ne yaptı Cenab-ı Hak'ı müşahede etti burası anlatılacak bir şey değil ondan sonra diyor ki böylece sayı aslına döndü yani o kimse ne oldu o başlangıç noktasındaki hitaba geldi ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi bela evet sözüne aşina oldu secdesine aşina oldu ona göre vücudun yanında mevcudun lafı olmaz hakkın vücudundan başka bir şey de yoktur fitihat ikinci cid 484 mevcut olanlar mevcut görünenler onun vücudunun içerisinde mevcuda çıkarlar
aziz Allah bunu komple vücut olarak görün böyle bir şey yok böyle görün böyle bir şey yok böyle görün derken şöyle derdim şu Allah'ın vücudunu anlamaktan uzakız bunu anlamak mümkün değil bunu idrak etmek mümkün değil birisi der ki Allah'ın vücudu şudur yalan söylüyor ama burada Arabi kendi dairesinde kendince kendince kendi dairesinde tasavvufi bir ilke atıyor orta yere bunu sonradan Arabiciler aslında
Arabi vücut demez de Arabiciler buna vücut derler genelde şimdi bunu sileceğim artık işi bitti bunun la taayyün kalacak ama şimdi la taayyün bilinmezdi birinci taayyün birinci taayyün Allah'ın Allah olduğunun Allah'ın Allah olduğunun bilinmesi Allah ve bir şey yarattı ve bu yarattığı şey
ondan sonra işte az önce sıraladık ya hakkınızı helal edin böyle dönüyorum ama kusura bakmayın bir şey yarattı akıl kalem lef-i mahfuz ruhlar alemi bunların hepsi de bunların hepsi de mana mana var olan görünmeyen ardından ruhlar aleminden sonra misal alemi sonra şehadet alemi ve insan şimdi burada diyor ya ona göre vücudun yanında
mevcudun lafı olmaz mevcut mevcut var edilen bir şey var hani hadis diyor ya sonradan olan mevcut var edilen bir şey bu var edilen bir şeyler var ya bunlar bu var edilenin yanında hiçbirisi Allah Allah değildir onun yanında lafı sözü olmaz ve bunlar Allah'ın bu ben kendi anladığımı söylüyorum şimdi bunlar Allah'ın zat-ı uluhiyetinde bütün varlık Allah'ın zat-ı uluhiyetinde bütün varlık saklıydı gizliydi içindeydi bilinirliğe geçecek ya bilinirliğe geçecek bilinirliğe geçerken bunlar mevcut oldular ama bulutumsu
bir şey bulutumsu bulutu gördünüz ama siz şimdi bulutu görmediniz renksiz bir şey bulutumsu bir şey içinde buz gizli bulutumsu bir şeyden buz görebilir misiniz neden gözünüz görmedi çünkü ama nasıl buz gizlidir o bulutu biraz soğutursanız yağmur olur öyle değil mi biraz daha soğutursanız kar olur mu biraz daha soğutursanız ne olur buz olur burada buz var mıydı yoktu
öyle değil mi biz yok gördük ama orada buz gerçekten neydi vardı mevcut olmayan bir şey mevcuda döner mi hayır o aslında mevcut idi ama zuhura çıkmamıştı anladınız mı mesele anlaşıldı mı vücudu mahz denilince ister vücud ister mevcut kastedisin arabiye göre fark etmez çünkü her ikisi de neticede o tek hakikate bağlıdır burada ister arabinin mahz dediği ee hazreti mevlana'nın mecaz dediği veya bir başkalarının gölge dediği hayal dediği geçici dediği vücut olsun isterse hakikat olsun bu diyor ikisi de tek hakikate bağlıdır
yani hazreti mevlana'nın mesnevide ister mecaz sevgi olsun ister ilahi sevgi olsun bize her ikisinin de her ikisinin de aşkın varlığına delildir dediği şey bu bu noktada ister vücudu mahz geçici vücut olsun ister hakiki olsun bu noktada her ikisi de neticesinde tek hakikate yani Allah'a bağlı ona göre vücut hadis demek vücudu hadis demek hakikatte yanlıştır yani vücudu geçici vücut olarak görmek vücudu sonradan yaratılmış olarak görmek ne hakikatte yanlıştır doğrusu mevcudu hadis olacaktır yani yaratılmış olanların
sonradan yaratılanlar olacaktı hadis olanın varlığı kendinden değildir yani bir şey sonradan var edildiyse o var edilişi kendinden değildir onu bir yaratan vardır onu bir var eden vardır ancak kadim olanın varlığı ile vardır yani o var edilenler ancak Allah'ın varlığı ile vardır Allah olmasaydı onlar olmayacaktı Allah var onlar oldu bu durumda vücut birdir ve çok değildir bu durumda bir tek Allah vardır ve Allah'ın kendince namütenai olarak bilinmezlik olarak bilmediğimiz bir vücudu vardır alemdeki şeyler yani mevcudat
ise bu vücudun değişik mertebelerdeki tezahürleri taayünleri ve taayünleridir bunun içerisinde tecelli eden şurayı böyle daire içerisine aldım bunu bir alem olarak aldığımızda buradaki tecelli eden her şey hakikatteki Allah'ın var edişinin sıfatsal tezahürleridir tecelliyatıdır hakiki fail bir tanedir o da vücuttur yani fail olan Allah'tır fail olan bütün fiiller kime aittir Allah'tır geçenlerde bir ders oldurdu yine iman maturudu ne diyordu la faili illallah fail olan nedir Allah'tır işte bu ilahi talimattaki o var
ama sen yoksun sözü arabinin irfani hayatını yönetecektir Allah var sen yoksun yani nasıl sen onun sıfatlarıyla sıfatlandığında sen diye bir şey kalmayacaksın 5. sayfadan devam edelim hakkınızı helal edin el-fatiha masalat

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi