Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 29 Mart 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Nisan 2014 · 1:53:54

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi, gündüzünüzü, hayatınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Kur'an'da Rabbimiz, Taha 124-128 ayetlerden, Kim benim zikrimden yeni, yani Kur'an'dan yüz çevirirse onu kıyamet günü, kör olarak haş ederiz buyurmakta. Sumer Suresi 23. ayette de benim zikrime, Kur'an'a karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun buyurmakta.
Ve Kur'an'dan yüz çevirmek ne demektir? Teşekkürler. Zikirle alakalı geniş bir yelpaze vardır. O yüzden normalde Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak kitabından bahsederken genelde zikir değil, kitap hükmünü kullanır. Ama zikrullaha karşı olan, o görüşü, o düşüncede olanlar, bu ayetlerde geçen zikirlerle alakalı direkt Kur'an-ı Kerim'e atıfta bulunurlar.
Öyle de bulunsalar, önemli değil. Kur'an'ın içerisinde de Allah'ı zikretmek var. Ama ve lakin, burada kim benim zikrimden yüz çevirirse dediği, Allah'ı zikretmek de algılanabilir, anlaşılabilir. O yüzden bu tip ayet-i kerimeleri meallerden bakıp, meallerden hüküm çıkarmak ve meale bağlı kalmak çok böyle insanın ayaklarını yere bastırtırmayabilir.
O yüzden biz yine bu mealden alınan, bu ayet-i kerimenin bu çevirilişi noktasında meseleye bakacak olsak dahi, Kur'an'dan yüz çevirmek, Kur'an'ın hükümlerini yok görmek, Kur'an'ın hükümlerine karşı çıkmak, Kur'an'ı Kerim'in hükümlerini bu noktada herhangi bir şeyinin üzerinde onu yerine getirmemek, onu reddetmek manası gelir ki Allah muhafaza eylesin.
Onu normalde biz yine de Kur'an'dan kastın, zikriden kastın Kur'an olduğunda duralım. Genelde diyanet meallerinde, genelde sonradan Cumhuriyet döneminin son zamanlarında yazılan meallerde, buradaki zikirden kastın, Kur'an-ı Kerim olduğuna dair böyle özellikle o meallerde özellikle dayatıyorlar bunu, diretiyorlar. Çünkü zikrullah'tan korkuyorlar.
Zikretmekten çekiniyorlar. Zikretmeyi kendi nefislerine yediremiyorlar. Oturup bir zikir erbabına tabi olmak, oturup zikir erbabıyla beraber Allah'ı zikretmek, onun nefislerini, onların nefislerini daraltıyor. Böylece Kur'an-ı Kerim'e zikirle alakalı ayeti kerimeleri hemen Kur'an'a bağlamaya çalışıyorlar. Hani bir Allah'ı çokça zikretmek olarak onu bağlayamıyorlar. Oysa buradaki zikirle Allah'ı çokça zikrediniz dediği zikrin arasında lafız olarak, kelime olarak bir fark yok. Ama orada Allah'ı çokça zikredin deyince onu mecbur kalıyorlar onu öyle çevirmeye. Veyahut da kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Ayeti kerimesindeki zikirle bu Kur'an dedikleri bu ayetlerdeki zikir kelime olarak aynı.
Kelime olarak aynı olmasına rağmen aynı manayı vermiyorlar. Mealde onu bir güzel tenvir ediyorlar, değiştiriyorlar. Değiştirmiş olsalar dahi Kur'an-ı Kerim'in içerisinde Allah'ı zikretmek var. Yine Allah'ı zikretmekten geri dönerlerse Allah onları yine de kör olarak haşredecek. Çünkü Allah'ı zikretmek en büyük iş. Allah bizi kendisini zikredenlerden eylesin. Diyanet Vakfı'nın mealini okuduğumda Enbiya Suresi 34. ayette Rabbimiz Peygamberimize senden önce hiçbir insana ölümsüzlük vermedik buyurmaktadır. Enbiya Suresi 7. ve 8. ayetlerde peygamberlerin ölümlü olduğu var. Sorum ise İsa Peygamber ile ilgili. Maide Suresi 116. ve 117. ayetlerde ahirette İsa Peygamber'e bir soru soruyor.
Ve İsa Peygamber beni vefat ettirince üzerlerinden gözcü sendin diyor Rabbimize. Ve Ali İmran sanırım 155 ayette de Rabbimiz İsa Peygamber'e seni vefat ettireceğim, seni katıma yükselteceğim buyurmaktadır. Bu kadar ayet var iken İsa Peygamber'in de her insan gibi öldüğü var iken neden bu ayetler gizleniyor? Sizin bilgilerinizi de öğrenmek istedim Rabbim ilminizi arttırsın. İsa Aleyhisselam ile alakalı bu noktada ta İsevilerin içerisinden itibaren gelen etkilenmeler var. İsevilerin içerisindeki bu farklı yorumlar Musevilerden kaynaklanıyor. Çünkü İsa Aleyhisselam 3 yıl peygamberlik yaptı.
3 yıl gibi kısa sürede peygamberlik yaptı ve o peygamberliği döneminde de çok olaylar, çok sıkıntılar yaşadı. Ve akabinde Cenab-ı Hak onu kendi katına aldı, göğe aldı ve tekrar yeryüzüne indirilecek. Bunu İslam dünyasında da bu konuda bir sürü iştahat çıktı. Bu iştahatlar çıkarken Kur'an-ı Kerim meallerine de bu iştahata göre mealler yorumlanıyor.
Bunların hepsi de mealcilikten çıkıyor meydana. Muhakkak Kur'an-ı Kerim meal olarak okunmalı, hiçbir sıkıntı yok. Ama mealler üzerinden hüküm çıkarmaya çalışılıyor, burası sıkıntılı. Bakın bu soruları yazan kardeşler, bu soruyu yazan, bunları yazan kardeşler, bunları bir tefsir kitabından değil, bunları mealden almış. Eğer bunları tefsirden bakmış olsaydı, tefsirde bununla alakalı hadis-i şerif, bununla alakalı ashabın görüşü çıkacaktı meydana. Ve ilim bu manada net bir şekilde ortaya rekonacaktı. Ama ve lakin bunu biz mealden aldığımızdan dolayı, karşılaştırmaları da mealden yaptığımızdan, burada bir sonuca ulaşması mümkün değil bir kimsenin.
Şu anda Türkiye'deki Müslümanların en büyük handikaplarından birisi bu. Türkiye'de meal Müslümanlığı geçerli olmaya başladı. Yani çok rahat bir kimse Google'dan işte bir meal bakıyor veya cep telefonlarının hepsinde de meal var. Aç şimdi cep telefonunda hemen herhangi bir meali seç, oradan başla okuma. Harika, bilgilenmek için oku. Ama hüküm çıkaracaksan sana hadis-i şerifler var lazım. Sana ashabın bu noktadaki ilk bakışı, görüşü, düşüncesi lazım. Ama Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin hadisleri olmayınca, ashabın bu noktadaki tespitleri, bu noktadaki algısı, anlayışı, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nden nakli olmayınca, orta yere kargacık burgacık bir şey çıkıyor.
Bunu genelde meal üzerinden dönenlerin hepsinde yaptığı bu. Bunu büyük bir çoğunu böyle bir art niyetsiz yapıyor. Ama Türkiye'de bunu art niyetle yapanlar var. Dünya üzerinde art niyetle yapanlar var. Onların amacı, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin hadislerini orta yerden kaldırıp, sadece düz, çıplak meal üzerinden, Kur'an-ı Kerim üzerinden hüküm çıkarmak. Hani bir tane gezici çıktı ya şeyde, İstanbul'da gezicilerle beraber cuma da kıldı orada. Cuma kılmayan adam orada gezicilerle cuma kıldı. O da diyor ya ayeti kerimeye direkt öyle mana veriyor. Diyor ki sana sorarlar, ayeti kerime de bu. Sana sorarlar, malımızın ne kadarını sadaka olarak dağıtacağız? Sen de onlara de ki ihtiyacınızdan geri kalanı.
Bu ayeti kerimeyi direkt meal üzerinden bakar. Halbuki İslam'da zekat müessesesi var. Zekatın hangi malden ne kadar verileceğini, Cenab-ı Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri tespit etmiş. Ve o tespitin neticesinde 1400 yıldan beri devam ediyor. Ama 1400 yıldan beri öyle devam eden o tespiti, o kimse silip atıyor. Niçin? Türkiye'de artık Müslümanlar da zengin olmaya başladı. Ekonomide söz sahibi olmaya başladılar. Artık birileri bir taraflardan böyle ekonominin ayarlarıyla oynamaya çalışırsa, oynamıyor. Niçin? Önceden para beş merkezdeydi, şimdi para beş merkezde değil. O beş merkez kaç kişiyse, on kişi, yirmi kişi, otuz kişi, neydi?
İşte neydi o iş adamları? Tüsiyat. Önceden para Tüsiyat'taydı. Oturuyorlardı, kendi kendilerine karar alıyorlardı. İsterse bir hükümeti düşürüyorlardı. Para onlardaydı çünkü. E şimdi para onlarda değil. Şimdi Tüsiyat'ın karşısında Müsiyat çıktı. Ne bileyim daha bir sürü daha şeyler çıktı. Onlar çıkınca para tek elde değil. Tek elde deyince, tek elde olmayınca kimde şimdi para? İşte Anadolu sermayesi dedikleri. Muhafazakar kesimde de sermaye var şimdi. Şimdi muhafazakar kesimde sermaye olunca hükümeti yıkamıyorlar. Hükümete düzen veremiyorlar kendi kafalarına göre. Sıkıntı bu. Devleti kendi kafalarına göre dizayn edemiyorlar.
İstedikleri malın ihracatını serbest bırakacaklar. İstemedikleri malın ihracatını yasaklayacaklar. Bir fabrika gelecek, kuracak. O fabrikayla alakalı ihracat yasağı koyacak. Sen bütün malı ondan almak zorunda kalacaksın. O da bire 1500 kar edecek. Dolduracak küpünü. Neden 100 yıldan beri Türkiye'de yerli araba sanayisi kurulmuyor? Kurmaya kalktı Sabancı bir tane evlat verdi. Kardeşin birisi gitti. Kardeşin birisi öldürüldü. Kimin öldürdüğü belli değil. Kimin öldürdüğünü bulamayan savcı son operasyonlar yaptı. Dikkat edin. Sabancı suikastını açıkça meydana çıkaramayan, sorumlularını mahkemenin huzuruna getiremeyen ve bu yıllar içerisinde o suikaste karışanlar başka suikastçiler tarafından teker teker öldürüldü.
Aynı savcı son 17 Aralık operasyonunu yaptı. Anladınız mı tezgahı? Ve aynı o gezideki de bu adam çıktı. Dedi ki malınızın ihtiyacınızdan fazlasını dağıtacaksınız. Bu ne demek biliyor musunuz? Türkiye'deki daha doğrusu Osmanlı'dan itibaren Osmanlı'nın son 200 yılı ve Cumhuriyet'in 80-90 yılından beri Müslümanlar bu topraklarda hiçbir zaman paraya sahip olamamışlar.
Ekonomiyi yönlendirememişler. Son 15-20 yıldan beri ekonomide söz sahibi olmaya başlamışlar. Birisi de çıkıyor. Diyor ki bu ekonomide söz sahibi oldunuz. Ortalığı rahatsız ediyorsunuz. Siz paralarınızın tamamını dağıtacaksınız. Tamamını dağıtacaksın demek ne demek? Hepiniz de fakir olacaksınız. Gidip koçun fabrikasında işçi olacaksınız demek. Evet bütün Müslümanlar paralarının tamamını dağıtsın. Önce bu memleketten para kazananlar dağıtsın. Önce şu koç bir dağıtsın, şu sabancı bir dağıtsın. Ne yapacaklar bu kadar parayı? Ölüp gidiyorlar herkes. Bir dağıtsınlar tamamını. Aslında alacaksın götüreceksin o gezici imamı. Götüreceksin koça diyeceksin söyle ya paranın tamamını dağıtsın.
İşte ayeti kerimelerden hadis-i şeriflere bakmadan, ashabın sözlerine bakmadan, imamların iştahatlarına bakmadan hüküm çıkarmaya çalışmak, bu noktada birbiriyle irtibatlandırmaya çalışmak bizim kafamızı allak bullak eder. Bu noktada İslam inancı şudur. İsa Aleyhisselam'ı havarilerinden birisi Musevilere jurnalledi. Para karşılığında.
Belirli bir akça karşılığında İsa Aleyhisselam'ın yerini o Yahudilere söyledi. Yahudiler de, Yahudiler de geldiler yeri bastılar. İsa Aleyhisselam'ı Cenab-ı Hak gökyüzüne çekti ve o havarisini de İsa'nın şekline çevirdi. Bu halkın arasındaki inanış bu.
Ben diyorum ki, Cenab-ı Hak İsa Aleyhisselam'ı orada o havarinin şeklinde insanlar baktılar. İsa değil, havariyi gördüler. Kendilerini jurnalleyen, kendilerinden saydıkları havariye. Aynı gözü dönmüş insanlar baktılar. O jurnalleyen havariyi de İsa gibi gördüler. Yanıldı gözlerinin hepsi. Ve o İsa gibi gördükleri havariyi çarmıha girip öldürdüler. Henüz daha Hristiyanlık hakim değil idi İsevilik. İsevilik ve Museviler bunun üzerinde de bir sürü fraksiyon ürettiler. Ve şu anda İsevi dünyasında bu net bir şekilde sabit değil. İsevi tarihçiler de bu meseleyi netleştirebilmiş değiller.
Çünkü İsevilerin içerisinde de en son kalan beş tane İncil var. Ama o beş İncil'e indirilirken bir rivayette sekiz yüz, dokuz yüz tane İncil vardı. Bir rivayette altı yüz tane, üç yüz tane. Rakamlar bunlar. Üç yüzde dokuz yüz arasında İncil vardı. İzmit'teki konsülde bunlar dörde indirildi. Mesela İzmit'teki konsülde İsa aleyhisselamı peygamber olarak gören, Allah'ın kulu olarak görmeyen hizipler de mevcuttu. Bu sefer o konsülden sonra bir daha fetva çıkardılar böyle inananları katletmek adına. Yalnız parayla alakalı bir şey söyleyeceğim şimdi. Mesela hala da bazı yerlerde, filmlerde görürsünüz. Ölenlerin gözüne para koyarlar.
Anladınız mı? Evet. Şimdi mesele İsa aleyhisselam. Biz Sünni Muhammediler, İsa aleyhisselamın tekrar yeryüzüne indirileceğini, indirileceğini, ama bu yeryüzüne indirilişinin bir peygamberlik olarak olmayacağını, bir Allah'ın kulu, bir Allah'ın dostu olarak indirileceğini, ve Mehdi aleyhisselam zuhur ettiğinde Mehdi'ye tabi olacağını, Mehdi'ye tabi olaraktan Deccal'ı öldüreceğini, ve böylece dünya üzerinin İslam hakimiyetinin altına gireceğine inanırız.
Bu noktada inancımız budur bizim. Bununla alakalı teknik bir bilgi, bu noktada zorlamayla veya zorlamasız teknik bilgi hadis-i şeriflerdir. Ha Cenab-ı Hakk'ın ayeti kerimelerinden bu manayı çıkaranlar da vardır, ama hadis-i şerifler nettir. E birisi o hadis-i şerifleri kabul etmiyorsa, bu da beni ilgilendirmez, bizi ilgilendirmez. Biz hadis-i şerifleri kabul edenlerdeniz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Bugün öğle sohbetinde bayandan da zeybek olabileceğini söylemiştiniz. Peki tekkede bayanlar için böyle bir kurs söz konusu olabilir mi? Şu anda yok ama olabilir ne olmasın ki? Zeybek ruhlu olmak önemlidir.
Zeybek kıyafeti giymek önemli değildir. Derviş kıyafeti giymek önemli değildir. Derviş gönüllü olmak önemlidir. Mümin suretinde görünmek önemli değildir. Önemli olan mümin olmaktır. Surete değil, Cenab-ı Hak sirete, içinize bakar. O yüzden nice mümin suretli olup, içi münafıklıkla dolu olanlar vardır. Nice dışı mümin sureti olmadığı halde, içi mümin olanlar vardır. Hani size şimdi bir kıssa anlatayım. Bana dün anlattılar, çok hoşuma gitti.
Suretle alakalı söz açılınca, bir adamın birisi Süleyman Aleyhisselam zamanında, bir güvercine yaklaşmış, yaklaşmış, yaklaşmış. En sonunda tutmaya kalkarken, kanadına zarar vermiş güvercine. Güvercin gitmiş, Süleyman Aleyhisselam'a şikayette bulunmuş. Demiş ki, böyle böyle ben bundan şikayetçiyim. Neyse Süleyman Aleyhisselam çağırmış adamı. Demiş ki, bu kuş senden şikayetçi, sen bunu yakalamaya kalkmışsın. Süleyman Aleyhisselam, o adam demiş ki, Demiş ki, efendim ben bu kuşa yaklaştım, kaçmadı, yaklaştım, kaçmadı, yaklaştım, kaçmadı. En son bir hamlem kaldı. Ben ne zamanki, demiş, ben ona yaklaştım, tutmak istedim.
O da kanat çırptı, o esnada kanadı, demiş, zayi oldu. Hani, sakatlandı. E demiş, bunda bir şey yok Süleyman Aleyhisselam. Haklısın sen. Güvercin demiş, bir de beni dinle. Demiş, anlat. Demiş, efendim, onun demiş, sırtında derviş elbisesi vardı. Sufi kıyafeti vardı. O bana yaklaştıkça, ben dedim ki, bu sufi kıyafetli, bana nereden zarar verir? Ben demiş, o yüzden ondan kaçmadım hiç. Ne zamanki o beni avlamaya kalkınca, ben o zaman demiş, ondan kaçtım. Süleyman Aleyhisselam demiş ki, güvercine sen haklısın. E, demiş, bunun kolunu keseceğiz o zaman biz.
Yok demiş, bunun kolunu kesilmesini istemiyorum. Neden? Demiş, bunun kolunu keserseniz siz, bu yine demiş, aynı hainliği yapar. Derviş kıyafetiyle demiş, benim öbür kardeşlerime yanaşır. Öbür kardeşlerime avlamaya kalkar demiş. Aldanırlar. Sen demiş, bir ceza vereceksen, bunun üzerinden demiş, bu sufi kıyafetini, derviş kıyafetini çıkaralım. Ki demiş, başkası aldanmasın. Kardeşlerimin diğerleri aldanmasın. Bunu bir vesileyle bana aktardılar, çok hoşuma gitti. Yani sufi adabı, erkanı açısından hoşuma gitti. Ha demek ki o derviş, o kuş, dervişten bir zarar geleceğini, sufi kıyafetliden bir zarar geleceğini tahmin etmiyor. Hani bir hadis-i şerif var ya, Müslüman elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu.
Mümin ise can olarak canından emin olunan kimsedir. Demek ki, mümin insanı, insan, bütün hayvanlar da, insanlar da can emniyeti ondan sağlayacaklar ve emin olacaklar. Bunun gibi kıyafet meseleyi halletmez. Zeybek kıyafeti giyip de nice su efelerini biliyoruz biz. Biz yine bizim o bölgede zeybek kıyafeti giyip, dağlara çekilip, milletin ekmeğine, karısına, kızına, malına, mülküne sarkanları da biliyoruz.
Siz her zeybek kıyafetliği zeybek zannetmeyin. Her efe kıyafetliği efe zannetmeyin. O yüzden bizim o bölgeye gelen siyasetçiler de hemen bir tane efe fesi giyerler. Omuzlarına bir de bizim oranın üstlük deriz biz. Doğuda, güneydoğuda poşu diyorlar ona. Bizde üstlüktür o. Bizde sarısı vardır onun. Grisi vardır ondan sonra. Genelde sarısını ve grisini kullanırlar. Üstlüktür adı. Ondan sonra hemen atarlar böyle sıcakta, sıcaktan korunmak için yaparlar. Çiftçiler kullanırlar genelde. Hemen onu takarlar. Herkes zanneder ki o zeybek oldu. Zeybeklik öyle değil. O yüzden önemli olan bir şeyin ruhunu taşımaktır. Bir şeyi kendi iç aleminde oturtturup onu yaşamaktır.
Senin kıyafetine bakmazlar. Senin iç alemin nasılsa öyle. Hadis-i şerif. Ahir zamanda yüzleri parlak, sakalsız, simaları yumuşak, gençler çıkar. Hadis-i şerif. Bab-ül Fiten, Buhari. Bakın ahir zamanda sakalsız. Sakalsız, yumuşak, gençler çıkarlar. Sizin dilinizden konuşurlar.
Sizin dilinizden konuşurlar. Sizdenmiş gibi konuşurlar. Ama onlar benim ümmetimin parasını yerler. Onlar ne yaparlarmış? Ümmetin parasını yerlermiş. Onlar sizin dilinizden konuşurlar. Siyasetçilere ben bir hadis-i şerif var. Onlara atıfta bulunurum. Onlar der yine başka bir hadis-i şerifte. Sizin dilinizden konuşurlar. Ve insanları etraflarına katarlar. Taşırlar. Sizin dilinizden konuşuyor. Sizin fiiliyatınız yok. Sizin diliniz var. Ve diyor onlar etrafına takılanları cehenneme götürür. Demek ki aynı dili konuşmayacak.
Ya fiiliyatını da yaşayacak. İçine işleyecek onu. İçine işleyecek. Bir kimse namazı met edebilir. Namazı kılacak. Beş vakit. Beş vakit namazı kılacak. Vay işte tabiha sufilik çok önemli. İyi. Şeyhin kim? Yok. Madem sufilik çok iyi. Harika. Şeyhin kim? Bana diyorlar. Hocam ben bayılıyorum Hazreti Mevlana'yı. Çok seviyorum. Harika. Şemsin kim diyorum. Nasıl yani? Hazreti Mevlana şemsiz yedilmez bu yol. Bu yol mürşitsiz gidilmez. Mürşitsiz giden gülyabanilere takılır. Mürşitsiz giden gülyabanilerin sesine gider. Mürşitsiz giden batar.
Kahranlığa gider. Bataklığa çöker diyor dedim ben. Senin şemsin kim? Yok. Herkes Hazreti Mevlana'yı herkesten fazla seviyor. Ama kimse yolundan gitmek için gayret göstermiyor. Semayı herkes seviyor. Biraz o biraz sonra olacak. Harika. Hocam bir hoşumuza gidiyor. Harika. Şemsin kim? Yok. Kimsenin üstadın? Yok. Ama harika. Her şey harika. Sen neden o harika yolu yaşamıyorsun? Yok. Çünkü nefse zor geliyor. Namaz kılmak, oruç tutmak, zikretmek, yalan söylememek, yemin etmemek, gıybet etmemek, dedikodu etmemek, pazartesi perşembe oruç tutmak veya on üç, on dört, on beş tutmak veya birinde on beşinde otuzunda tutmak, nafile işlemek, zor hakaret etmemek, kimsenin gönlünü incitmemek, kırmamak, zor hakka tabi olma, hakka tanıma, zor.
E bu zamanda da pazar günleri yaz da geliyor denize gidip biraz çipil denmeli şimdi. E sufi olursa yani mayoyu ne bileyim bilmem neyi giyip gidemeyecek. E gidip beş yıldızlı otellerde hep dilim alışmış ya beş boynuzlu diye gidip o otellerde orada tatil edemeyecek adam. Eee ya böyle dervişlik olmaz. E öyle. Hatta birisi öyle dedi. Hakkınızı helal edin dedi. Ben dersinize gelemeyeceğim dedi. Hayırlısı olsun dedim. Ben sormuyorum nedenini. Ondan sonra sormayacağım mı? Hayır dedim. Ya ben dedi Şeyh Efendi'den daha memnundum dedi. Tebessüm ettim. Doğrudur dedim ben. E siz dedi tatili yasaklıyorsunuz dedi. Şeyh Efendi yasaklamamıştı dedi.
Güldüm ben de. Ondan sonra dedim Şeyh Efendi hiç tatile gitti mi dedim ben. Hiç duydun mu dedim ben. Hayır dedi. Yahu sen ona demişsindir dedim ben. Efendim tatile gidemez miyiz? O da demiştir sana dedim ben. Gidebilirsiniz. Kızım ne var bunda? Alsın ağa seni götürsün. Aynen öyle dedi dedi. Dedim tamam. Bunda bir sıkıntı yok. Ama dedim sen deseydin ki ona dedim ben. Efendim ben deniz kenarına gideceğim. Bikinilerimi giyeceğim. Orada denizde biraz yüzeceğim. Şeyh Efendi buna müsaade eder miydi dedim ben. Sustu. Ben şeyhimin dedim. 18 yıl yanında durdum. Niye müsaade edip etmeyeceğini biliyorum. Ama biz kimsenin görmediği yere gidiyoruz. İyi dedim.
Siz kimsenin görmediği yere gidin soyunun girin dedim ben size. Ne diyeyim şimdi? Sen müsaade mi diyorsun? Hayır dedim ben Allah'ın haramını nasıl müsaade edeceğim? Benim böyle bir şeyim olmaz. Benim bildiğim bir şey var dedim. Sufise, dervisse o bayanın soyunluk bir şekilde denize girmesi caiz değil. Bu kadar basit. Bu kadar basit. Ama nefse bu zor geliyor. O yüzden herkes Hazreti Mevlana'yı çok seviyor. Harika. Yolundan gitmek zor. Allah'ı çok seviyor. Ne kadar çok seviyorlar. Harika. Şuradan çıkın dışarı. Kime sorarsanız sorun. Alın bir mikrofonu elinize. Allah'ı seviyor musun? Herkes evet diyecek. Herkes evet diyecek.
Yüzde doksan dokuz nokta dokuz nokta dokuzu evet diyecek. Ama kimse haramdan uzak durup hayatını öyle idame ettirmiyor. Haramdan uzak dur diyorum ben. Ben haramdan uzakım hocam diyor. İyi namaz kılmamak en büyük günahı kebar diyor mu duruyor? Yani haram olarak kafamıza yerleşmiş. İçki içmek, kumar oynamak, yalan söylemek, zina etmek, gıybet etmek, dedikodu etmek bunlar haram. Eyvallah. Namaz kılmamak da haram. Oruç tutmamak da haram. Tesettüre riayet etmemek de haram. Zekat vermemek de haram. Parası olduğu halde hacca gitmemek de haram. Haram.
Bir kimsenin hacca gitmeye muhtedir olduğu halde hacca gitmezse Hristiyan ve Yahudi olarak ölmesinde bir beis yoktur. Hadi şerif. Ama ona bakan yok. Diyanete yazılıyor herkes. O da ayrı bir gevşeklik. Diyanete hacca gidecek olan kaç, yüz bin kişi mi var, iki yüz bin kişi mi var, kaç bin kişi var mı bilen? Yüz elli beş bin kişi var sırada. Sivil itaatsizlik edecekler. Bu memlekette geziciler sivil itaatsizlik ediyor. Herkes alıyor rakı, şarap, bira bardaklarını, şişelerini. Yürüyorlar bütün altı parmaktan heykele kadar. Valinin önünde oturuyorlar. Vur patlasın, çal oynasın. İçiyorlar sabaha kadar. Giden valide onlara bir de belediye otobüsü tahsis ediyor.
Gece saat beşte altıda ondan sonra onları evlerine götürüyor. Günlerce böyle yaşadılar. Ne? Sivil itaatsizlik. Şu Müslümanlar da hacca gideceğiz desin, toplasın pılısını, pırtısını, yürüsün. Gidiyoruz nereye? Hacca. Giydim ihranı, gidiyorsun kardeşim. Allah bana farz kıldı. Ya nereye gidiyorsun? Gidiyorsun. Gidiyorsun. Ya bırakmazlar, orada yatarım. Suriyeliler yatıyor, biz de yapmayalım haç için. Ne oldu? Toplandı. Kaç kişi? Beş yüz bin kişi haç için yola çıktı. Herkes ihranlarını giymiş. Mahşer. Harika. Farz kardeşim sana. Sana müsaade etmezlerse orada kurbanını kes, hacca olarak dön geri.
Savaşma, atışma kimseyle. Kavga etme. Tartışma. Müslüman bunları yapmaz. Ne yaptı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri? Anlaşmalı Mekkeli müşriklerle. Müşrik sözünde durur mu? Durmaz. Müşrik kafalı. Müşrik sözünde durmaz. Münafık sözünde durmaz. Aldatır onlar. Kandırır. Müşrikler, münafıklar sözlerinde durmazlar hiç. Hiçbir ahitlerini yerine getirmezler. Müşrikliğin tanımıdır bu. Münafıklığın tanımıdır bu. O gelir sendenmiş gibi konuşur burada. Söz verir sana. Tanımaz seni. Asla. Bülent Ecevit ne yaptı başörtülü milletvekilini mecliste?
İnsanoğlu çabuk unutuyor. Ne yaptılar üniversite kapılarında kızlarımıza? İnsanoğlu çabuk unutuyor. Müşrik budur. Münafık budur. Yoksa git Süleyman'ın önüne. Biz ben bayındır da gençken 17-18 yaşındayken bizim oradaki daha biz o zaman siyasette böyle siyasetin içindeyiz. Çok ateşliyiz. O zaman oradaki yeni Asya grubu var böyle işte abiler. Onlar o gidip geliyorlar Ankara'ya. Birisi bana öyle demişti. Dedi ki o Süleyman Demirel var ya dediler. Senin şeyhinden daha takva. Nasıl dedim ya? Gidiyormuş onlar orada. Risale-i Nur'un şey Risale-i Nur külliyatının önünde bir fotoğraf çektiriyor. Bir fotoğraf. Adam fotoğrafı gösteriyor. Diyor ki bak Nurlu Süleyman.
Risale-i Nur'un önünde bir fotoğraf tamam bitti. Oldu Nurlu Süleyman. Adam 28 Şubat yaptı. Hala da Nurlu Süleyman. Bakın bu değişmeyen bir şey. Müşrik kafalı bunlar. Aynı müşrikler Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni Mekke'ye katmadılar. Uyumadılar anlaşmaya. Uyumayınca kimin fetvası? Hazreti Zeynep'in. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne dedi ki Ya Resulallah ne yapacağım diye Hazreti Peygamber Efendimiz düşünüyor. Sahabe diyorlar ki girelim içeri savaşalım. O dedi ki sen çık. Kurbanını kes. Tıraşını ol. Hepsi dedi bunun sana tabi olurlar. Çıktı kurbanını kesti. İhramdan çıktı. Tıraşını oldu. Birer ikişer birer ikişer herkes hüzünlü bir şekilde yaptı.
Onlara söylediği söz şu. Haccınız hac. Haccınız hac. O zaman gideceksin. Fars sana kardeşim. Sen yürü. Niyetini göster. Yazılmakla bitmez. Yazılmakla bitmez. Yürü çıkıyorlar. Gel ihramını. Yürü. Geri döndürdü. Dön geri. Kes kurbanın orada. Ol tıraşını. Dön geri. Ve kaç kişi var? Yüz elli bin kişi. Yüz elli bin kişi gitti. Tıraşın oldu. Döndü. Hiç kimse kalmadı. Haccı gidecek. Sıra yok. Ertesi sene üç yüz bin kişi müracaat etti.
Dedi ki. Yüz ellisini götürürüm. Yüz ellisi yok. Yüz ellisi gitti. Tıraşın oldu. Geldi. Ya da hükümet diyecek ki alın size pasaportlarınızı, vizelerinizi. Adam geçiş. Suriye'ye geçiş alacak veya Irak'a geçiş alacak. Oradan Ürdün'e geçiş alacak. Suud'un kapısında bekleyecek. Türkiye'den beş yüz bin hacı geldi. Suud kapısında duruyor. Döndürsün oradan. Bir dahaki sene bir organizasyon iki milyon kişi gitsin. Yıkılsın Suud hükümeti de yıkılacaksa. Bizim de zaten orası. Yönetemiyorlar. Yönetemiyorlar.
Oradan götürüyorlar Amerikan bankalarına, Avrupa bankalarına yatırıyorlar. Oraya gerekli hizmeti yapamıyorlar. Bunu da hiç kimse cesaretten dile getiremiyor. Neden? Suud onlara vize vermeyecek diye. Bana vermiyor zaten. Hiç önemli değil. Bütün Müslümanların hakkı var orada. Harem bölgesinin devleti olmaz. Olmaz. Suud devleti harem bölgesine karışamaz. Harem bölgesiyle alakalı bütün Müslümanlardan oluşmuş bir yönetim olması lazım. Bütün Müslümanlardan. Bütün Müslümanlardan oluşmuş bir polis birimi olacak. Bütün Müslümanlardan oluşmuş bir askeri birlik olacak.
Askeri bir orda olacak orada. Niçin? Deccal orayı ele geçirmek için, orayı yıkmak için savaşacak. Bütün Müslümanlardan gönüllü olarak oluşmuş askeri birlik, polis birliği, sağlık birliği, orada eğitim birliği, iletişim birliği, ulaşım birliği. Bunların hepsinde kurulması lazım orada. Bütün Müslümanlardan oluşacak bu. Bir konsansüs oluşacak, bir konsey oluşacak. O konseyin başında bir imam oluşacak. Bir başkan oluşacak. Ve orayı Müslümanlar adına yönetecekler. Oradan alışverişten gelen parayı onlar finanse edecekler orada. Müslümanlar kendilerinden para toplayacaklar.
Oraya bir banka oluşturacaklar Müslümanlar örneğin. Veya banka demişim bir vakıf gibi bir şey oluşturacaklar. Herkes o Hicaz bölgesine yardımda olacak. Oranın yolları güzelleşecek. Ne bileyim işte ulaşımı güzelleşecek. Ya en son kaçta? 2005'te gittik biz. Yazık. Müslümanlara yakışmıyor. Yakışmıyor. Çöp. Deryasının üzerinde yürüyorsun. İslam bu değil. İslam bu değil. Çöplerin üzerinden yürüyorsun. Bu kadar çöp olmuş. Millet içmiş atmış. Yemiş atmış. Poşet atmış. Çok affedersiniz işemiş atmış. Bunları konuşmak istemem ama bu durum. Suud kafasına bırakırsan sonuç bu. O da hain.
Osmanlı'ya arkadan vurmuş. Hain. Hainin kafası bu kadar çalışır. Üzülüyorum Müslümanlar adına. Gerçekten Müslümanlar adına üzülüyorum. Dinimizi öğrenmekte zayıfız. Dinimizi yaşamakta zayıfız. Haklarımızı öğrenmekte zayıfız. Haklarımızı almakta zayıfız. Zayıfız, zayıfız, zayıfız. Zayıfız. Birisi bir yerden bir bomba patlatıyor. Bir delinin birisi bir kuyuya taş atıyor. Uğraş Allah uğraş. Bir kalkancık çıktı. On yıl ondan uğraştık. Bir Müslüm çıktı. On yıl ondan uğraştık. Uğraş Allah uğraş.
Bir yirmi sekiz Şubat çıktı. On beş yıl ondan uğraştık. Bitmiyor. Müslümanların derdi bitmiyor. Müslümanların sıkıntısı bitmiyor. Aldatılmaları bitmiyor. Yönlendirilmeleri bitmiyor. Kandırılmaları bitmiyor. Bitmiyor. Yirmi yıldan beri bağırırım. Öyle Müslüman gençler çıkacak ki yüzü parlak olacak. İşte Müslümanların parası neyecek ki? Bu hadis kime delalet ediyor? Kimse bakmıyor. Bakmıyor. Çıkıyor bir bomba patlıyor. Ortalık Tanrı mağar oluyor. Toparlayacağım de uğraş. Yok. Allah bize selametlik versin. Sabah namazına kalkamadığımız zaman kerahat vaktinden sonra namazımızı kılarken gün doğduya kalan sabah namazı mı?
Yok be mübarek insanlar. Niyet ettim ya Rabbi sabah namazını kılmaya. Bir müminin hürriyeti ne ölçüde olmalı? İslam'daki hürriyet sınırlıdır. Bir kere hürriyet kavramını yerli yerine koyalım. Kime göre hürriyet? Ya bana böyle sorular sordunuz mu? Şimdi yarın seçim var. Şimdi millet ben seçim yasaklarına giriyor muyum? Girmiyor muyum? Onu da bilmiyorum da. Hoş hangi yasağı dinledim de Allah beni affetsin. Müminin hürriyeti dendiğinde Kur'an ve sünnet dairesi çıkar. Mümin hürriyeti.
Bakın demokratik hürriyet değil. Mümin hürriyeti ayrıdır. Demokratik hürriyet ayrıdır. Şimdi bir ara bu ara böyle birileri demokrasiden vazgeçilmez, demokrasiden dönüş yok. Dini söyleme sahip olan ağızlardan ifade edilen sözler bunlar. Siz ümmet-i Muhammed bunun farkında değil. Dinliyor ne dediğini ne dinlediğinin farkında değil.
Dini söyleme sahip olan bazı zevat demokrasiden vazgeçilmeyeceğine demokrasiden dönüşün olmayacağını söylüyor. Bir mümin demokrat değildir. Bir müminin mümin kimliği içerisinde demokrasiye inancı olmaz. Mümin kimliği demokratlıkla bağdaşmaz.
Neden? Demokraside çünkü demokrasi dedikleri şey bütün ülkelere göre, şahıslara göre, insanlara göre değişir. Ortak bir paydası yoktur. Ortak bir noktası yoktur. Ortak bir noktası, ortak bir paydası olmadığından dolayı her ülkeye, her düşünere göre farklı bir demokrasi, farklı bir demokrasi anlayışının getirdiği farklı bir yaşam standardı vardır. Oranın hürriyeti de farklıdır bu noktada. O yüzden bir mümin düşünürün, bir Müslüman düşünürün, bir mümin hocanın, bir mümin şeyhefendinin, bunun lakap ne derseniz deyin, asla demokratik söylem içerisinde olamaz. Demokrasi söyleyemez o. Niçin? Mesela Hollanda'da bir kızın 13 yaşında istediği kimseyle cinsel ilişkiye girmesi demokratik hakkıdır onun.
Bu sende zinadır. Sen bunu isteyemezsin. İngiltere'de 16 yaşındaki bir kızın istediği kimseyle cinsel ilişkiye girmesi hakkıdır. Sen bunu yapamazsın. Niçin? Bu sende zinadır. Amerika'da ona 15 yaşında mı, 16, 14 yaşında mı, 15 yaşında mı ne? Amerika'da, hadi o da 16 olsun, ben eksik biliyor olayım, bir yaş yukarı çıkayım.
Ama Amerika'da zaten genelde kanunlarını, kaidelerini İngiltere'den alır. Amerika'nın babası İngiltere'dir. Anası Yahudiler'dir. Amerika bu manada Yahudilerle İngilizlerin ortak çalıştığı bir ülkedir. Amerika'da başka bir şey yoktur. O yüzden Amerika'da bir Yahudi'ye ters bir şey konuşamazsınız siz. Asla! Bakın asla diyorum. Konuştuğunuz anda sepeti koluna herkes yoluna kapının önünde görürsünüz kendinizi. Bunun altını çizin.
Ve o yüzden Amerika'daki mesela o demokratik hukuklar filan, hepsi de İngiltere'den alınmadır. Onların babaları İngilizler, anaları Yahudilerdir. Onlar da öyle devam eder. O orada onun hakkıdır. Ama sende bu zinadır. O yüzden demokratik hukuk teamülleri, demokratik derse bir kimse, bilin ki o ya takiye yapıyor, birileri öyle görünmek istiyor ya da içindekini söylemiyor. Ama din adamı, bunu bir siyasetçiden duyabilirsiniz. Normal. Din adamından duyamazsınız bunu. Din adamı bunu söylüyorsa ya siyasetçi olmuştur? Yani din adamlılığı kıyafetini çıkarmıştır o, siyasetçi olmuştur. O uluslararası medyaya siyasi cümleler kurup siyasi mesajlar veriyordur. Budur.
Din ise mümkün değil. Seni asretler buradan, sen dersin. Bir Müslüman demokrasiye inanamaz. Bir Müslüman'ı müminin, bu noktada demokrat olup, demokrat bir fikriyata, düşünceye de sahip olamaz. Niçin? Hollanda'da iki tane eşcinseyle evlendirir. Demokratik hakkın o. Sen evlendiremezsin. Sen yapamazsın. Niçin? Bu, Cenab-ı Hak bunu yasak etmiş. Kim arkadan kendisini kullandırıyorsa, kullandıran erkek de, kullanan erkek de katledilir. Hükmü budur onun. Hükmü budur. Ve o ev yakılır. Nerede yaptı? Bu evde yaptı. Hangi ev? Şu ev. O evin yakılıp yıkılması gerekir. Hazreti Ali Efendimizin fetvası. Bu, Hazreti Ali Efendimizin fetvası.
O yüzden, bakın burada demokratlık girdi mi? Hayır. Demokrata göre, hangi demokrata göre? Avrupa demokrasisine göre onların evlenme hakları var. Haa, o zaman ayırdık. Müminin hürriyeti. Müminin hürriyeti, Kur'an ve sünnet tarihesindedir. Ama mümin hür olacaksa, kendini hürleştirmek istiyorsa, önce nefsinden başlayacak. Nefsini hürleştiremeyenler, asla ve asla hürriyetin tadını alamazlar. Namaz, hürriyetin tadını almaktır. Sabır, hürriyetin tadını almaktır. İnadına sevmek, hürriyetin tadını almaktır. Kur'an ve sünnete bağlı, azı dişinden onu sıkıp, öyle yaşamak, hürriyetin tadını almaktır. Çünkü şeytan ve şeytanlaşmış, nefsine uymuş, heva ve hevesine uymuş, her şeye karşı.
Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışıp, azı dişlerinden onu sıkıp, onu yaşama ve yaşatma mücadelesi veriyor musun? Bu senin nefis hürriyetini ele aldığına işarettir. Senin eşin çıkar, çocuğun çıkar, annen çıkar, baban çıkar önüne, arkadaşların çıkar, kardeşin çıkar, kim çıkıyorsa çıksın. O konuda Allah'ın bir emri var ise, sen dersin ki burada Allah'ın emri var. Ben buradan vazgeçemem. İşte bu, hürriyetin en tatlısıdır. Hz. Mevlana der ki, ey oğul, boğut, çöz! Ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın? Burada hürriyet vardır. Bu hürriyet yalnız fitursuz bir hürriyet değildir. Bu hürriyet nefsin prangasından kurtulmaktır.
Bu hürriyet etraftan kurulan prangalardan kurtulmaktır. Bu hürriyet, Kur'an ve sünnetin senin içerisine katmış olduğu her türlü cendereden sıçrayıp çıkma hürriyetidir. Artık sen, İslam'ı yaşama, Allah'ı bilme, Allah'ı tanıma, Allah'a koşma da. Kur'an ve sünnetin dışındaki her şeyden kurtulursun bir anda. Hani sufiler ilahide derler ya, dünden kalma neyin varsa attım sana geliyorum. Bu dünden kalma neyin varsa dedi, düne kadar tanıyamadım. Düne kadar bilemedim. Düne kadar göremedim. Kur'an varmış. Sünnet-i Resulullah varmış. Din varmış. Dinin hükmü buymuş. Dinin kaidesi buymuş.
İslam buymuş. İslam hiçbir kimseye kul olmak değilmiş. İslam bile bile yanlışa evet demek değilmiş. İslam şeyhim dedi diye, üstadım dedi diye, hocam dedi diye, siyasi parti başkanım dedi diye haranı desteklemek değilmiş. Hocam dedi diye, şeyhim dedi diye, yok filanca x kimse dedi diye namaz kılmayanlarla beraber olmak değilmiş. Hikmet varmış. Namaz kılmayan da hikmet var, cehenneme gidecek. Ben o hikmeti gördüm, sen görmedin mi? Aa! Ama hocamız dedi. Ya bırak kardeş. Cenab-ı Hak diyor ki, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışır. Ayrılmayın. Aa!
Demek ki hürriyet lazım. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri seriyeye on kişi gönderdi. Birisi dedi ki, ben sizin imamınızım atayım, odun toplayın topladılar, çalı toplayın topladılar, yak, yaktılar. Atın kendinizi emrediyorum. Atmayız dediler, atmadılar. Geldiler bu mesele Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soruldu. Dedi ki, atsaydınız ebediyen cehenneme gidecektiniz. Şimdi atıyor insanlar kendilerini ateşe. Hz. Peygamber hikmet var demedi. Sallallahu aleyhi ve sellem. Dedi ki, marufta, iyilikte tabiyet vardır. Kötülüğe tabiyet yoktur. Yanlışa, eksiğe tabi olmak yoktur.
Orada o kimse hür değil işte. Koyun psikolojisi bu. Baya oluyor seyrettim bir gece uyku problemi var ya, 3'te 4'te yatıyorum. O bir kanal var. Böyle gırgır şamata şeyler gösteriyor. Koyunun bir tanesi dönüyor, baya oldu. Arabanın etrafında dönüyor. Bütün koyunlar arabanın etrafında dönüyor. Koyun psikolojisi bu. Hani Müslümanlara diyorlar ya, koyun gibisiniz. Şimdi Müslümanlara bugüne kadar koyun gibisiniz diyenler, şimdi koyunluktan faydalanmaya çalışıyorlar. Hani koyun gibiydik ya. Aa, demek ki koyun gibiler kimlermiş öğrenildi. Sufiler koyun gibi değillermiş. Bundan sonra sufiler için televizyonda bunlar koyun gibiler deyince basınız televizyona telefonu.
Sufilere hakaret etmeyin. Sufiler koyun gibi değiller. Bitti. Bu fakirin 28 yıldır sohbet ediyor, 28 yıldan beri şu partiye oy atın dediğimi duydunuz mu? Bitti. Demek ki ben koyunlaştırmıyorum milleti. Birileri şu partiye oy atın deyince onlar koyunlaştırıyorlar demek ki. Neden şu partiye oyunuzu atın der biliyor musunuz insanlar? Çünkü onlara o güne kadar gerçek dini anlatmamıştır. Onlara gerçek dini anlatmadıklarından dolayı onlar doğru karar veremezler. Çünkü onların Kur'an ve sünnet bilgileri yoktur. Çünkü o cemaatin, o tarikatın başındaki kimse çıplak, gerçek, Kur'an ve sünnet bilgisi vermediğinden dolayı onlar kör kalmışlar.
Onlara birer tane gözlük takmışlar. O yüzden onlar başka bir şey görmüyorlar. Onlar koyun gibi. Onlara diyorlar ki şuraya oyunuzu atın. Güldür güldür güldür gidip oy atıyorlar. Ertesi seçimlerde buraya oy atın. Güldür güldür güldür güldür oraya oy atıyorlar. Neden? Çünkü karşıdaki, arkalarındaki insanlar koyun. Bir tarikat şeyhi, bir cemaat lideri, hoca efendisi kalkıp da cemaatına siz şuraya oyunuzu atın diyorsa cemaatına hakaret ediyor.
O cemaate hakaret ediyor. O tarikata müntesip olan insanlara hakaret ediyor. Diyor ki, siz hiçbirinizde bilmezsiniz. Hepinizde koyun gibisiniz. Çok affedersiniz. Hepinizde malsınız siz. Eee ben bilenim. Eee ben şunu ediyorsam hepinizde oraya atacaksınız. Bitti. Öğretmedi çünkü Kur'an ve sünneti. Öğrenirlerse uyanırlar. Öğrenirlerse hür olurlar. Öğrenirlerse hür olurlar. Mü'mince hür olurlar. Adam bakar. Eee ben ne seçeceğim? İşte belediye başkanı seçeceğim. Tamam. Bakalım ben mü'mince bakacağım. Hangisi namaz kılıyor? Bakacağım hangisi oruç tutuyor? Hangisi daha takva?
O iyi. Onun partisine de bakacağım. Öyle ya aldanabilirim. Adam oraya bir tane hacı görüntülü bir kimseye koyar. Kendisi dinsizdir. Onu da yaşadık biz. Onu da yaşadık. Eee ben 53 yaşındayım. 12 Eylül darbesini gördüm. 28 Şubat darbesini yaşadım. Canlı. 28 Şubat darbesini canlı yaşadım. 28 Şubat'ta atın bu kadını dışarı diyen partiyi destekleyen cemaat oldu Türkiye'de. O cemaat gitti güldür güldür güldür. Oraya oyunu attı. Dedim ne yapıyorsunuz ya? Ya bu başörtülü bir milletvekilini dışarı attırdı.
Kimi destekliyorsunuz? Hikmet var. Çok değişiklik olacak onda dediler. Heee iyi. Hiç değişmedi. Ardından üniversitelere de katmadılar. Hiçbir yere katmadılar. Ondan sonra algıyı düzeltmek için şefaat hakkım olsa ona verirdim dendi. O konu öyle kapandı zannediyor. Kapanmıyor bak. Bende kapanmadı. 28 Şubat'ı derinlemesini yaşayan bir kimse. Ha ucundan kıyısından da olsa sıkıntıyı yaşayan bir kimse de kapanmadı. Bütün Müslümanlardan helallık alacaklar. Çıkacaklar diyecekler ki ey 28 Şubat mağdurları. Siz Kur'an ve sünnet için mücadele ederken, karakollarda sorgulanırken, dizüstü yüzüstü süründürülürken biz bu 28 Şubatçılarla kol kola girdik. Bize hakkınızı helal edin.
Diyecek bize. Bana diyecek. Ben maaşlarda alacağım alacağımı. Bana diyecek. Benimle helallaşacak. Kim hangi Müslüman, hangi Mümin 28 Şubat'ı desteklediyse Müslüman mümin sıfatıyla, kıyafetıyla benimle helallaşacak. Evet. Ben hakkımı helal etmiyorum. Bu benim hakkım değil bu. Bu bütün kardeşlerimin hakkı. Biz basılacağız, kameralara çekileceğiz, götürüleceğiz karakollara. Bir gecede bizim benim şirketime bir buçuk milyon, bir buçuk milyar ceza kesilecek. Benim polisler basacak, bilmem nelerle, bütün terörle şubesiymiş, siyasi şubesiymiş, sanki ben teröristim, işlerimi basacaklar, her şeyimi benim didik didik edecekler.
Evime girecekler, arayacaklar, arabamı alacaklar, götürecekler. Karakol, karakol dolaştıracaklar. Ne Balıkesir, İl Jandarma Halayi Komutanlığı, ne Bursa'nın osu busu kalacak. Ondan sonra ben diyeceğim ki, yok kardeş. Bunun hesabını verecek. Mümin, hür olacak işte. Hür. Kur'an ve sünnete bakacak. Hata yaparsan ben yaparım kardeşim. Kur'an ve sünnetten dolayı ben hata yapayım ya bırak. Benim yerime ne sen hata yapıyorsun? Ben yanılır, yenilirim. Kendim yanılır, yenilirim. Kendim hesabını veririm Allah'a. Benim aklım yok mu bana diyeceksin filanca partiye oyat. Benim fikrim yok mu bana diyeceksin ki filanca partiye oyat. O oyar filanca yerde, fişman ciğere, fişman ciğere, fişman ciğere.
Ulan ne salakça bir şey bu. Benim hiç kafam çalışmıyor. Benim hiç seçme özgürlüğüm yok. Hem demokrasiyiz diyorlar, hem insanlara seçme özgürlüğü vermiyorlar. Bunların demokrasi dedikleri demokratlığı da yalancı. Yalancı hepsi de. Yalancı. Demokrasiden geri dönüş yokmuş. Hani demokrasi nerede? Filanca yerde filanca destekle. Fişman ciğere de fişman ciğere destekle diyorsun. Adamın demokratik hakkını bıraktın mı? Hür ol. Kendi hür iradenle karar ver. Verdirmez sana. Türkiye'de ve Orta Doğu'da Müslümanları hür yapmaz hiç kimse. Sen mümince hürriyetini yaşayamazsın Orta Doğu'da ve Türkiye'de. Seni ya bir tarikata bağlarlar dandikten, ya bir cemaate bağlarlar dandikten, ya bir yere bağlarlar seni dandikten.
Adamı şişirler bir güzel senin önünde. Adamı Mehdi yaparsın. Adamı peygamber yaparlar. Adamı kurtarıcı yaparlar. Her şey yaparlar. Ulan bir çıkıyor adam Mehdi olmuş. Ne? Ertesi gün Nebi olmuş. Ertesi gün kul olmaya çalışıyormuş. Bir gün sonra gene Nebi oluyor adam. Hürra arkasından gidiyorlar. Hiç kimse Kur'an ve sünnet noktasından bakmıyor. Adama diyorum ya kardeşim peygamberlik son buldu. Nebi yok, Resul yok. Yok. O işte az önceki meal muhabbetinden filanca ayeti kerimeden meal çıkarıyor. O Resulleri ardı ardına göndeririz. Gönderdi ardı ardına abicim geldi Hazreti Peygamber'e kadar. Yok kıyamete kadar gidecek. O Resuller gelecek. Bu millet arkasından koşuyor mu?
Koşuyor. Bunlar da hep de Amerika'da toplanıyor. Evet. Bu mümin hürriyetini kullanabilmesi için Kur'an ve sünneti iyi bilmesi lazım. Evet. Bu memlekette ne kadar başka olursa olsun, ne kadar yıldırma olursa olsun, İslam adına ne yapıyorlarsa, Müslümanların adına yapıyorlarsa yapsınlar. Bizim atalarımız bırakıp gitmedi memleketi. Ben evini terk eden kadından, evini terk eden adamdan, evet. Ben bir kadın evini terk ediyorsa, benim nazarımda derim ki alma adama. Derim ben o kadını bir daha alma. Senden habersiz çekti, gitti mi? Çekti, gitti. Bırak orada kalsın. Bir adam evini bırakmış, gitmiş. Nereye gittin? Bittin. Git bir daha gelme. Ha kavga etmemek için gitmişsin.
Tartışmamak için gitmişsin. O ayrı mesele. Ama adam evi bırakmış, gitmişsin. Nereen adam senin lan? Adam mısın sen? Yürü git. İş yerinde bir eleman bırakmış, gitmiş. Bıraksın gitsin. Bıraksın gitsin. Hayır gelmez. 28 Şubat'ta Şeyh Efendi'ye diyorlardı, telefon açıyorlardı. Biz de ömredeyiz o zaman. Efendim gelmeyin çok karışık. Efendim gelmeyin çok karışık. Ben de yanındayım. Mustafa Efendi herkes telefon açıyor dedi. Çok karışıkmış oğlum dedi. Öyledir efendim dedim. Herkes gelmeyin diyor dedi. Öyledir efendim dedim. Ne yapalım dedi.
Dönelim efendim dedim. Dönelim Mustafa Efendi dedi. Aferin dedi. Büşşin'e. En fazla içeri alırlar efendim dedim. Derviş kardeşlerimiz oradayken dedim. Bana dedi. Ne düşünüyorsun dedi. Derviş kardeşlerimiz oradayken. Burada canımız sağ mı olacak dedim. Doğru söylüyor Mustafa Efendi dedim. Çıktık geldik biz. Çıktık geldik. Onu orada çektiler sorguya. Çektiler. Gitmedik. Zikrullah'ı bırakmadık. Dersi iptal etmedik. Bütün tarikatlar dersleri iptal etti. Bizim cemaatimiz dahil.
Benim kendi içinde bulunduğum tarikat, cemaat de dersleri iptal etti her yerde. Bir tek Bursa'da, Bayındır'da iptal olmadı. İki yerde. Bayındır'da Allah razı olsun arkadaşlar, kardeşler dimdik durdular. Hiç ders. Bakın yanı başında o demiş. İptal etti. Yanı başında tirey. İptal etti. İptal ettiler. Ben iptal edenlerin hepsini de diyorum ki 28 Şubat destekçisi bunlar. Mücadele et, alsın sen içeri, alsın. Hani şehit olacaktın ya? Hani gazi olacaktın ya? Hani Allah yolunda mücadele edecektin ya? Hani sen Allah için mücahiddin ya? Hani sen sufidin ya? Hani Allah'ı çok seviyordun? Hani Allah'a aşıktın ya? Zaman o zamandı işte.
Gidip içeride yataydın. Sorguya gideydin. Zaman o zamandı. Şimdi sorgulasalar geçti yavrum. Yürü git. O zamandı zaman. O zamandı memlekette kalıp mücadele etmek. O zamandı direnmek. Şimdi değil. O zaman satıldık biz. Direnmeyenler tarafından satıldık. Böyle zamanlarda görülür insanın kimmiş dostu, kimmiş düşmanı. Şimdi beni düşman ilan ediyorlar. Neden? Şimdi cemaati desteklemiyorum diye ben düşmanım. Onların yanında durmuyormuşum. 28 Şubat'ta neredeydiniz? Bizim yanımızda mıydınız? Biz o zaman dinsizlere karşı mücadele ettik. Başörtüsü zulmüne mücadele ettik. İslam'a karşı duruşlardı.
Biz İslam'a karşı duruşa karşı mücadele ettik. Siz kime mücadele ediyorsunuz şimdi? Bana telefon açacaklar da. Hocam yanımızda bulunmuyorsunuz. Evet. Gelin hep beraber başörtüsü için mücadele ettelim. Gelin Kur'an ve sünnet için mücadele edelim. Edelim. Gelin kardeş bu memlekette Kur'an ve sünnet hakim olsun. Benim çağrım meydanda. Biz arz la ilahe illallah Muhammeden ve Resulullah denilinceye kadar savaşmakla emrolmuş olan bir peygamberin ümmetiyiz. Gelin kardeşler davamız hak olsun. Kur'an ve sünnet olsun. Gelin davamız bizim İslam olsun. Başka bir şey lazım değil bize. Benim bir canım var.
Yürü. Hesap edecek. Biz hesap etseydik 28 Şubat'ta hesap edecektik. Ben bangır bangır bağırıyorum. 14 yıllık mahkeme davaları duruyor benim. Karar düzeltmede. Karar düzeltmede duruyor demokrasinin kılıcı gibi. Biliyorum. 28 Şubatçılarla paralelciler birleşiyorlar orada. Duruyor karar düzeltmede. Her an bozuk gelebilir. Kazana kazana gidiyor. Karar düzeltmede duruyor. Duruyor. Bakın 14 yıllık mahkeme devam eder mi? Devam ediyor. 28 Şubat bitmedi daha. Bitmedi. 14 yıl.
Tekrar söylüyorum. 14 yıllık dava duruyor bende. Karar düzeltmede duruyor. Orada duruyor. Ya zaman aşı mı ne o mu vuracak. Nereye vuracaksa vuracak. Bir şeye vuracak. Daha uğramadı. Ama duruyor orada. Benim gayrimenkullerim üzerinde haciz de duruyor. Kaçtan? 97'den 98'den itibaren. 98'den itibaren benim kendi gayrimenkullerim üzerinde haciz duruyor. 28 Şubat bitmedi. Bakın bitmedi. O zaman hürriyetsen. Kur'an ve sünnet kardeş. Bütün müminler Kur'an ve sünnet tarihesinde hürdür. Ama bu hürriyet önce nefsimize olan takıntılarımızdan başlayacak. Allah bizi onlardan eylesin.
Barış Manço Kültür Merkezi'ndeki sohbetinizde kafama takılan bir şey oldu. Bizim burada olmamızı biz mi hayal ettik yoksa burada olmamızı isteyen mi hayal ettik? Ya o sohbetlere takılmayın ya da orada sor. Kıyamet günü sorgusuz sualsiz cennetime gir der. O kişi benim hatam günahımı çok der. Allah-u Teala senin ismin, Habibimin ismi olduğu için cennetime koyarım buyurmuştur. Buna dayanaraktan çocuğumuzun ismini Peygamber Efendimizin adından koyabilir miyiz? Evde kedi denen hayvanın beslenmesini istemiyorum. Çünkü evin bereketini kaçırıyor diye düşünüyorum. Sizce doğru mu düşünüyorum hocam? Cevabınız için şimdiden teşekkür ederim demiş. Hanefi'ye göre kedilerin arttığı şey değil.
Necis değil. Çok affedersiniz köpeklerin arttığı necis. O yüzden evde kedi normalde işte fare beslemek için filan. Ondan sonra böyle tarlası takkası bahçesi olanlar. Böyle işte ufak tefek yırtıcı böyle zarar verici hayvanlardan korunmak için kedi beslenebilir bu noktada. Veyahut da işte bağı bahçesi olan böyle koruma maksadıyla koyunu olan bu noktada şey de köpek de besleyebilir.
Böyle evde küçük hayvanlar beslemek çocuklar için bazen olumlu psikolojik sebepler doğurabilir. Hazreti Enes Efendimiz böyle küçükken Enesçik diyormuş zaten Hazreti Peygamber Efendimiz ona. Onun da bir küçük bir kuşcağızı varmış ona sorarmış Enesçik kuşcağız nasıl diye filan. Hazreti Enes Efendimizin de hoşuna gidermiş. Böyle kocaman vücudu kocaman olup da aklı Enesçik olanlar olabilir. Onlar için psikolojik travmaları atlatmakta. Kedi beslemek, balık beslemek, küçük böyle kuş beslemek. Onların beyinsel faaliyetleri için çocuk kısmında iyi olabilir, olumlu olabilir. Hayvanları sevme noktasında, böyle bir doğayla barışma noktasında çocuklar için uygun bir şey olabilir.
Dine bunda bir sıkıntı yok. Yani evde böyle işte küçük çocuklar için küçük kedi beslenmesi. Kediye çok böyle taraftar değilim ben ama işte kuş beslenmesi, balık beslenmesi gibi Enesçik beyinliler için uygun olabilir. Rüyamda sizden hayırlı olmasın bir zattan dua istedim. O da fitne fücurdan Allah korusun dedi. Sizce ne demek istemiş olabilir? Soruma cevabınız için şimdiden teşekkürler. Ayrıca sağlığınıza duacıyım. Duacıyız da hocam. Allah razı olsun. Fitne Allah muhafaza eylesin. Ümmeti içeriden yıkar. Fitne ne? Kur'an ve sünnetin dışında haram olan her şey fitnedir. Yalan haramdır. Bir kimse bir yalan uydurur, fitne olur.
Gıybet haramdır. Bir kimse bir gıybet uydurur, bu fitne olur. Haram. Haram olan her şey fitneye sebep verir. Allah bizi muhafaza eylesin. Yahudi padişahla onun veziri hikayesine devam ediyoruz. Görünüşte hükümleri söylüyordu. Yani bu padişahın gizli Yahudi İsevisi aslında Musevi ama görüntüde ne hale geldi?
İsevi oldu. Hani padişaha dedi bana ceza ver. Beni yurdumdan kov. Bu da ne yaptı? Gitti o memleketten. Başka bir yere gitti. Başka bir yere giderekten dedi ki ben dinimden dolayı zulüm gördüm. Ya şu Musevi ne kerametvari bir kitap ya. Yani kerameten de böyle tam zamanına geliyor yani. Ne yaptı? O Yahudi padişahla o Yahudi vezir anlaştılar. Dedi ki o vezir padişaha sen dedi yalandan bana dedi eziyet ver. Sanki zorluk çekiyormuşum gibi bana çok ceza vermişsin gibi yap. Ben de dedi buradan bir gideyim. Başka yerlere. Öyle yaptılar.
O kimse de dini bir baskı görüyormuş. Dini bir zulüm görüyormuş. Sanki orada dinini yaşayamıyormuş gibi gitti. Başka beldeye gitti. Başka beldeye gidince başladı orada din anlatmaya. Görünüşte hükümleri söylüyordu. Öğüt veriyordu. Fakat iç yüzünden ıslık çalmadaydı. Tuzak kurmadaydı. Demek ki o işte vezir aslında Musevi ama İsevileri ateşe verecek ya. İsevilerin içine gitti. Onlara vaazı nasiyet ediyor. Onlara İseviliği anlatıyor. İçinden de diyor ıslık çalıyordu. Tuzak kuruyordu. İşte bunun için kimi sahabe peygamberden gülyabaniye benzeyen adamın yolunu şaşırtan azgın nefsin düzenlerini öğrenmek isterdi.
Islık çalmak ne demek? Kuşu ıslıkla aldatırlar ya. Kuş gibi ıslık çalar. Kuş da kanar gelir. Benden zanneder kuş. Kuş ne yapar? Benden zanneder. İyi kuş avcısı ne yapar? Kuş gibi öter. Avcıdır o. Seni kandırmak isteyen senden görünür. Evlenecek kandıracak ya senden görünür. O senden iyi sufidir. Kandıracak ya senden iyi müslümandır. Kandıracak ya senden âlâ derviştir. Senden âlâ bir şeyhtir o. Kandıracak çünkü. İşte diyor Hz. Peygamber'e de sahabeler gül yabanileri sorardı. Yani yoldan sapıtacak, yoldan azgınlaştıracak, yoldan sapıtacak olanların, saptıracak olanların hilelerini sorardı.
Ondan kulluğun üstünlüğü nefis ibadetlere, öz temizliğine, gizli garezlerden neler katar diye sorarlardı. Bu nefsin oyunlarını sorarlardı. Nefis bize nerede çelme takar? İbadetin neresinde? Herhangi bir amelin neresinde? Herhangi bir fiiliyatın neresinde bize çelme takar? Çünkü nefisle mücadele çok önemli. Nefsin aldatmacası, kandırmacası çok önemli. Karşıdaki kimsenin nefis aldatmacası yapıp yapma da çok önemli. Ondan kulluğun üstünlüğünü aramazlardı. Yani biz nasıl üstün kul olalım diye aramazlar. Biz nefsimize nerede uyarız? Biz nasıl aldanırız? Biz nasıl kandırılırız? Buna sorarlardı. Biz nasıl çok harika bir kul olalım onu sormazlar. Nereden kanarız? Onu sorarlardı.
Görünen ayıp nedir onu söyle derlerdi. Onu araştırırlardı. Demek ki onlar kendi ayıplarını araştırıp onları düzeltmeye çalışırlardı. Gülü kerevizden ayır derderecesine, kıldan kılla, zerreden zerre nefsin düzenini tanırlar, bilirlerdi. Onlar nefsin oyunlarını ve hilelerini sorarlardı Hazreti Peygamber'e. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden o nefsin hile ve oyunlarını öğrenerekten kendilerini iyi mümin yapma yolunda olurlardı.
Sahabenin kılı kırk yaranları bu yönden öylesine öğütler dinlediler ki, öğütlere canla başla dalarlar, şaşırır kalırlardı. Onlar bu öğütlere de ne yaparlardı? Canla başla dalıp hep hayretten hayrete geçerlerdi. Din çünkü hayretten hayrete geçmek. Allah bizi hayretten hayrete geçirenlerden eylesin. Hristiyanlar tümden gönül verdiler ona. İşte o çevresindeki Hristiyanlar ona gönül verdiler. Onu sevdiler. Zati Avvam'ın taklidindeki güç nedir ki? Avvam taklid eder. Taklid ederken taklidi bir iman sahibidir. Tahkiki olmadığından onun bir gücü yoktur. Avvam'ın imanı ve İslam'ı suyun üstündeki köpük gibidir. Taklidi bir iman suyun üstünde köpük gibidir.
Onun bir kıymeti harbiyesi yoktur. O yüzden taklidi iman sahiplerine dersin. Şu partiyi oyuna at giderler oraya atarlar. Onlar derler ki biz bilmeziz o bilir. Taklidi iman sahiplerine dersiniz. Şunu şöyle yapın onu öyle yaparlar. Niçin neden yaptıklarını bilmezler. Bu taklidi iman sahibidir. Haydi getirin pamuk eller cebe. Herkes parayı güldür güldür getirir. Neden getirdiğini bilmez. Nereye getirdiğini de bilmez. Adam hep böyle götürmeye vermeye alışmış ya. Biz almıyoruz kardeşim. Biz istemiyoruz. Bizim parayla işimiz yok deyince duruyor. Olamaz. Ya böyle istemiyoruz. Ya nasıl istemezsin? İstemiyoruz kardeşim. Birisinden böyle atışmam oldu da.
Değirmenin suyu nereden geliyor dedi bu sefer? Uludağ'dan dedim. Ya bir şey alacağım. İstemiyoruz. Alacağım. Hayır. Git fukaram yok. Birisine ver. Bu dargah zengin dedim ben. İstemiyoruz. Ben dedi filana fişmancalara bu kadar veriyorum. Fişmancalara bu kadar veriyorum. Bak dedim. Ben senden alsaydım şunu da diyecektin. Ben Mustafa Özbağ'a bu kadar veriyorum. Veya Karabaş Veli Tekkesi'ne de bu kadar veriyorum. Bunu dedirtmeyeceğim sana. İstemiyoruz dedim. Aynı o listeye beni de ilave edecek o zaman. Vermiş ya X cemaate, Y tarikata, Y cemaate vermiş. E iyi. Ha sana da verecek. Buraya da verecek. Buraya girerken böyle girecek. Hayır böyle gireceksin buraya gireceksin sen dedim ona.
Böyle baktı. Nasıl yani? Basbaya dedim. Bu dergahın çayını içeceksin dedim. Ben de bu dergahın çayını içiyorum. Ben de bu dergahın kahvesini içiyorum. Ben de bu dergahın lokmasını yiyorum dedim. Hep beraber yiyoruz. Ben vereceğim. Almayacağım. Almayacağım dedim. Yasak zaten dedim. Kendi kendime de yasak. Arkadaşlara da yasak. Alışmamışlar. Hep verecekler ya. Avam. Taklidi verince orayı kendinin zannediyor. Oraya beş kuruş verince kendi kendine vicdanen rahatladı. Namaz yok, abdest yok, oruç yok. X cemaate şu kadar verdim. Y tarikatına bu kadar verdim. Bitti adamın işi. Onun parasını da ütmek için o efendi oldu o. Allah muhafız eylesin.
İstemiyoruz kardeş. Sizin paranız da sizin olsun. Namazınızı kılın yeter. Orucunuzu tutun. Allah'ı, peygamberi tanıyın yeter. Para pul istemeyeceğiz. Aaa. Bu acı bir şey. Neden? Vererekten vicdanını temizleyemedi arkadaş. Taklit ehli böyledir. Camiye gider o. Caminin çıkışında istiyorlar ya. O camiye beş lira para verirken böyle herkes baksın diye bakıyor. Veriyor beş lira. Vicdanını temizledi. Zekat zeytin. Her cuma camide çıkarken beş lira veriyorum ya. O zekat değil diyorum ben. Ya malının kırkta birini hesaplayacaksın vereceksin. Ona zor geliyor o. Camiden çıkarken beş lira verecek. Dükkana gelen bir dilenci kadına bir lira verecek. Bitecek işi. Yok öyle. Ve böyle işte bir cemaata, bir tarikata gidecek.
Üç beş kuruş bir para verecek. Büyük iş yapacak o. Etrafında da öyle söyleyecek. Taklit. Gönüllerine sevgisini ektiler. Onu İsa'nın vekili sandılar. Bu taklit ehli, kendi gönüllerine onun sevgisini ektiler. Kendi kendilerine. Ve onu da İsa'nın vekili kabul ettiler. Dediler ki bu İsa'nın vekili. Dediler ki bu Muhammed Mustafa'nın vekili. Dediler ki bu Mehdi Ala Resul'dan önceki vekil. Dediler ki bu aslında gizli Mehdi. Dediler ki bu aslında gizli İsa. Dediler ki bu zamanın kutbu. Dediler ki bundan daha büyük bir mürşid yok. Bu zamanın gelmiş geçmiş bütün zamanların kutbu. Ya bizim de şeyhimiz var. Ya o kutup olsaydı bu kadar kitabı olurdu. Haa.
Kutup olması için bir de kitabın olması lazımmış. E tabi. Kitabın kutubu olur. Eee? Eee? Kitabı yoksa kutup değildir. Eee? Filanca kutup. Aaa. Filanca Mehdi. Aaa. Onun da kitapları var. Aaa. Bir duyduk ki adamların hiçbirisi de kendi kitabı yazmıyorlarmış. Birine televizyonda kendi yazdığı kitaptan bir pasaj yordular. Kim yazdı bunu demiş adam. Demişler ki sen yazdın. Mehdi kendi yazdığı kitaptan haberi yok. Kutubun kendi yazdığı kitaptan haberi yok. Bir komisyon. Beş on tane adam. Ya kutup şimdi kalkıp kitapla mı uğraşsın? Onlar yazıyorlar. Altında bir imza. Yehin evleri var.
Aaa. Bir daha bir şey daha öğrendim ben. Geçenlerde anlatıyorum ben size. Bu yoktu mesela bilmiyordum. Uluslararası bir komisyon var. Komite var. Bu uluslararası komite Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevgisini, muhabbetini, hadislerini, sünnetlerini yok etmeye çalışıyorlar. Bu uluslararası komite profesörlerden, hocalardan, şeyhlerden böyle bu tip insanlardan isimlerini alıyor. Diyor ki, siz Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ismini geçirmeyin fazla sohbetlerinizde. Bana söyledikleri şu, dediler ki hocam senin takipçin çok, seni tanıyan da çok, sen dediler baya tanınan bir kimsesin. Eee, dediler ki gel, biz uluslararası dinin de çok iyi tanıtılmasını istiyoruz. Ama işte birisi Muhammed'i, birisi İsevi, bu sıkıntılı oluyor.
Yine Müslümanlar böyle tatlı tatlı konuşuyorlar. Yine Müslümanlar diyor, böyle şey yapsınlar, hani devam ettirsinler. Siz sohbetlerinizde fazla Muhammed-i Mustafa ismini kullanmayın sallallahu aleyhi ve sellem'e. Bakın dikkat edin, kullanmayanları tespit edin şimdi. Neymiş? Fazla hadis-i şeriflerden bahsetmeyecek. Hatta o hadis sahih mi değil mi? Bakmam lazım. O hadis sahih değil galiba. Zaten hadislerde sahih olup olmama tartışması var. Laflar bunlar lafızlar. Şimdi ben televizyon, bunlar bana geldiğinden beri ben böyle televizyona cin kesiliyorum. Bakıyorum profesörün biri, hadislerle alakalı şöyle böyle, eyvah diyorum bu kayıya binmiş.
Onlar aylık bana aylık, ben ucuz adamım ya, bana on milyar teklif ettiler. Bir de kitap yazacaklar benim, işin bu tarafı şu, dediler ki sohbetlerinizden kitaplar derleriz. Sana kitaplar yazarız. Bunu basın evleriyle görüşürüz, bastırırız. Ve dediler ki sattırırız, doğıttırız. Türkiye'de hit olursun. Karşılığında, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinin üzerinde şüphe yayıcılardan olacağım.
Karşılığında, sohbetlerde Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri demeyeceğim fazla. Karşılığı bu. Karşılığı bu. Her ay on milyar lira. Bir de kitaplardan gelir. Bu. Şimdi televizyonları iyi izleyin. Konuşmacıları iyi izleyin. Ben o günden beri dikkat kesiliyorum. X hoca a. Bakıyorum şimdi. Mesela bir açıklama yapıyor. Ne açıklaması? Bu mesele demokratik hukuk kurallarına aykırıysa. Ne? İslam'ın demokratik hukuk kuralı mı var? İslam'ın İslam hukuku var. Kur'an'a sünnet'e dayalı. Ama Hanefi'den ama Şafi'den ama Maliki'den ama Ambeli'den. Birisinden bir şey getir bana. Yok. O demokratik hukuk kurallarına bakıyor. O evrensel hukuka bakıyor.
Hani bir şey getir bana. Bakıyorum şimdi. Mesela bir açıklama yapıyor. Ne açıklaması? Bu mesele demokratik hukuk kurallarına aykırıysa. Ne? İslam'ın demokratik hukuk kuralı mı var? İslam'ın İslam hukuku var. Kur'an'a sünnet'e dayalı. Birisinden bir şey getir bana. Yok. O demokratik hukuk kurallarına bakıyor. O evrensel hukuka bakıyor. Hangi evrensel hukuk? Kimin evrensel hukuku? Amerika'da idam var. Avrupa'da yok. Türkiye'de de yok. İran'da var. Suud'da var. Afganistan'da var. Hoşorlar'da idam olmasına gerek yok. Bir bomba idam ediyorlar zaten. Kim vurdu ya gidiyor orada. Herkes birbirini vuruyor zaten. Hangi evrensel hukuk? Ben hemen biliyorum ya teklif geldi ya bana.
Ben hemen duruyorum. Bu da satılmış diyorum. Bu da satılmış. Profesör çıkıyor. Bana isimlerini okuyamadım. Liste verdiler. Dediler bak bu profesör, bu profesör, bu profesör. Ben televizyondan dikkat kesiliyorum şimdi. Birisi bu hadis-i şeriflerin içerisinde sahih olmayanlar var dedi mi? Bilinko satılmış. 10 milyon maaşlı o. Ben şimdi öyle hükmediyorum. Bu 10 milyon maaşlılardan diyorum ben. Bunun kitapları da yok satıyordur şimdi diyorum. Basıyorlar 5000 kitap. 5000 kitap, 20 şerlerden, 30 yerlerden basıyorlar. Hocam sana diyorlar kitap başına şu kadar kar geldi. Güldürt yatırıyorlar. Haydi diyorlar zaten dedi. Seni ulusal kanallara çıkarırız.
Bunun hemen üstünden bizim Cafer'e telefon gelmiş. Dediler Cafer'e de bunun üstünden oluyor bu hadise. Cafer'e demişler ki Cafer Bey böyle böyle Mustafa Özbağ'la beraber. İşte ulusal kanalda sohbet. Cafer dedi efendim ben çok sıcak bakmadım. İyi yapın şimdi Cafer dedim. Nereden geleceği belli değil. Şimdi bana televizyon diyorlar. Aman uzak durun diyorum ben. Bir şey oluyor diyorum ben kardeşim çıkarım ağzımın vavı tavanı yok. Şeyde İzmint'teki televizyonda faiz alan da veren de sebep olan da Kabe duvarının dibinde anasıyla zina etmiş gibidir diye. Hadis-i şerifi patlattım içime düştü. Dedim son program bu. Arada televizyonun sahibi geldi. En büyük patron geldi.
Vay hocam nasılsın bir tanışayım dedim. Allah razı olsun dedim. Hoş geldin. Arada geldi. Çünkü telefon açtılar. Bu hoca kim? Hepimizi anamızdan zina ettir dediler. Ağırlarına gitti. Bir tane ilahiyat mevzunu doçent. İlahiyat mevzunu doçent. Bana dedi ki bu hadis-i şerifi okumasanız dedi. Niçin dedim? Ağır ya biraz dedi. Ağır dedim benim lafım değil. Hz. Peygamber Efendimizin lafı dedim. Ağır. Yapma. Kaldı bu şimdi. Ona dedim yapma. İlahiyatta öğretim üyesi doçent. Hadis-i şerif ağır. Ağır kardeş. Yapma. Mümin müminden almasın faiz. Ben hemen program bitti.
O tabi programı yaptığımız kadıncağız nereden bilsin? Bilmiyordu abi şey. Dedim neydi ya? Tülay Hanım dedim hakkınızı helal edin. Ondan sonra dedim benim sözüm vardı. Bir senelik bir program kaldı dedim. Bu dedim bir de hakkına gelmeyebilirim artık dedim. Yani bu. Hocam bir daha devam etmeyeceğiz mi? Yok dedim etmeyeceğiz. Zaten bir daha hiç aramadı beni. O da. Neden? Ona dediler zaten. Kes. Ben kovulmadan kendim gittim. Kovulacağım çünkü. Ben şimdi diyorum. Bana televizyonu çağıracak oldukları zaman. Diyorum kardeşim benim ağzımın vavu yok. Canlı programda birisi soru sorar. Hocam faiz hakkında ne diyorsunuz? E ben ne diyeceğim? Mümin müminden faiz alırsa verirse katiplik yaparsa.
Anasıyla Kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibi olur. Hadi gel çıkışının içinden sen şimdi. Hiç bunu söyleyebileni duydunuz mu? Televizyonlarda. Türk televizyon tarihinde ilk bu fakir. Bunu televizyondan söyleyen. Söyleyemezler. Bakın seyredin. Ne? İslami kanal. Ay ne kadar güzel. Değil mi? Evliyama inkıbeleri. Değil mi? Öyle değil mi? O da ne zaman? Gece 2'den sonra. Onlar öyle düşünüyorlar. Müslümanlar gece 2'de ayağa kalkarlar. Evliyama inkıbelerini seyrederler. Ağz alırlar. Sızlarlar. Namaz kılarlar.
Yatarlar. Saat 2'ye kadar vur patlasın çal oynasın. 2'den sonra evliyama inkıbeleri. Gelin kardeşler toplayın paraları. Hadi Müslümanlara bir taneyi olsun. Şey televizyon olsun. Harika. Gelin toplayın paraları topladık. Haydi Müslümanlar. Sizin paranızla toplanan. Sizin paralarınızla kurulan televizyonlar. Sizi şimdi başka yere davet ediyor. Sizin paralarınızla kurulan televizyonlarda namaza, niyaza, İslam'a hakaret edenler konuşuyor. Müslümanlara hakaret edenler konuşuyor. Haydi Müslümanlar. Hür olun. Özgür olun. Tahkiki iman ehli olun. Gidin deyin ki biz bunun için mi para verdik buraya? İsim konuşmak istemiyorum ama ben de verdim.
Ben diyorum hakkım helal değil. Size diyorum para verdim. Telefon açtım. Sizin kuruluşunuza para verdim. Şu anda dedim sizin bu yayınlarınızdan dolayı hakkım helal değil. Benim adım Mustafa Özbağ. İsmimi de verdim. Ve her yerde de bunu böyle konuşuyorum dedim. Sohbetlerde de konuşuyorum. Abi göndermişler bana. Abi görüyor. İşte hocam görüşelim iyi görüşelim kardeş. Böyle böyle demişsin. Dedim hala da diyorum. Benim param var içinde. Benim param burada hayırda kullanmıyorsunuz. Vebali sizin. Dinsizleri, donsuzları çıkarıyorsunuz televizyona. Onları konuşturuyorsunuz orada.
Hocam işte yolsuzluk var. Gördün mü gözünden dedim. Yok mahkeme kararı var mı? Yok yolsuzsun sen dedim. Dur dur. Sensin yolsuz. Ha hocam. Ya kardeşim. Sana da yolsuz dendiklerinde ne yapacaksın dedim. Mahkeme kararı isteyeceğim. Aha mahkeme kararı çıkar. Söyle. Aha dediler şimdi dedim. Himmetleri ne yaptınız diyorlar dedim. Ne yapacaksınız şimdi dedim. Hesap ver. Bana hesap ver. Benim paramla kurdunuz. Benim param var içinde. Söyle. Ben istemiyorum kardeşim orada. Din düşmanını görmek. Ne yapacaksın. Onun için mi topladın benden parayı. Allah bizi affetsin. Oysa ki o.
Tek gözlü. Oysa ki o gizlice tek gözlü. Lanetlenmiş deccaldı. Demek ki deccal. Gelecek muhakkak. Ama her devrin bir deccalı var. Deccal tek gözlü. Ne? Şaşı görüyor. İstikameti düzgün göremiyor. O zaman bu devrin de deccalları var mı? Var. Bediüzzaman. Bediüzzaman Said-i Nursazdetleri Risalelerinde bu zamanın deccallarından bahsetmiş mi? Evet. Her dönemin deccalı vardır. O deccal çıkmazdan önce deccalın çocuklarıdır o. Deccalın talebeleri. Deccalın halifeleridir. Onlar sizi Kur'an ve sünnetten geri götürürler. Onlar sizi Kur'an ve sünneti tam yaşatmazlar, tam öğretmezler. Sizin yolunuzu saptırırlar. Sizin düşüncenizi saptırırlar. Bize Kur'an ve sünnet lazım.
Bize Kur'an ve sünnetin özü lazım. Bize Kur'an ve sünnet çizgisi lazım. Bana Ahmet'in yolu Mehmet'in yolu lazım değil. Mustafa Özbağ'ın bir yolu yok. Mustafa Özbağ'ın bir yolu yok. Ahmet'in Mehmet'in yolu yok. Hz. Mevlana'nın yolu yok. Yol Kur'an ve sünnet. Hz. Mevlana Mesnevi'de Kur'an ve sünnet anlatıyor bize. Gelin benim yoluma demiyor. Ben Kur'an'ın kuluyum. Muhammed-i Mustafa'nın yolunun tozuyum. Bunun haricinde bir şey söylerlerse söyleyenden de o sözden de uzağım. Yol belli. Biz Mevlana'nın yolundayız. Bu sadece isim olarak kardeş. Mevlana'nın yolu Kur'an ve sünnet. Sakın Hz. Mevlana dinler üstü, yok peygamberler üstü, yok kitaplar üstü, yok inanışlar üstü, yok öyle bir şey.
Hz. Mevlana Allah ve Resulünün yolcusu. Allah'ın kulu, Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem Hz.'nin ümmeti. Mesnevi bir tefsir kitabı, tefsir. Muhtasar bir tefsir kitabı. Muhtasar, çok geniş değil. Muhtasar, günlük hayatımıza, günlük hayatımıza yetecek olan her şey var içinde. Bakın tek gözü deccaldı dediğinde hadis-i şerif söylüyor aslında. Hadis-i şerif ne? Diyor ki, deccalın bir gözü kördür. Hadis-i şerifi anlatıyor. Mesnevinin içerisinde tespit etmiş araştırmacılar. 6.000 hadis-i şerif meali var. 4.000 ayet-i kerime meali var. Ama bunu hikayelerle anlatmış. Anlattığı ne?
Allah'ın yolu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz.'nin izi ve çizgisi. Anlattığı o. O yüzden Hz. Mevlana'nın kendine ait bir yol değil bu. Hiç kimsenin yolu yok. Hiç kimsenin. Yol Kur'an ve sünnet. Yol icma-i ümmet. Bak ümmetin icması toplandığı yer. Neden? Ümmetim yanlışta toplanmaz. Ümmetim eksikte toplanmaz. Hadis-i şerif. Ümmetin toplandığı yerde toplanmakla mükellefsiniz. Hadis-i şerif. Ümmetin gittiği yoldan gitmekle mükellefsiniz. Hadis-i şerif. Ümmetin abdest aldığı gibi alacaksınız. Ümmetin namaz kıldığı gibi kılacaksınız. Ümmetin zekat verdiği gibi vereceksiniz.
Ümmetin hacca gittiği gibi hacca gideceksiniz. Ümmetin kurban kestiği gibi keseceksiniz. Ümmetin kurbanı paylaştırdığı gibi paylaştıracaksınız. Yol belli. Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin kurbanının başında beklediği kurbanının başında bekleyeceksin. Kurbanının başında bekleyeceksin. Hasta değilsen. Hasta değilsen. Kötürüm değilsen. Elin ayağın tutuyorsa. Oraya gideceksin kurbanının başında bekleyeceksin. O kurbanının vekaleti de kestirdi ama başında durdu. Hazret-i Ayşe annemize dedi ki ya Ayşe gel kurbanının başında bekle. Bir vakıf hesabı gönder. Sabahların keyfine bak. Yok öyle İslam. Gideceksin başında bekleyeceksin.
Sabah namazını kılacaksın. Gideceksin o zorluğu çekeceksin. İbadet çünkü. Kurbanını alacaksın. Onu götüreceksin. Kestireceksin. Başında bekleyeceksin. Ondan sonra kendini poşetlere koyacaksın. Mahallende, apartmanda, etrafında fakir fukarayı göreceksin. Onlara dağıtacaksın. Paranı peşkeş çekmeyeceksin iki tarafa. İbadet ediyorsun. İbadetin edeceksin. Namazını var mı vekalette kılan senin? Yok. Orucunu vekalette tutan var mı senin? Yok. Ya kurban, nafile, ibadet. Bizim için vacip kardeş. Vacip. Hanefi'ye göre vacip. Zekat verenler için Hanefi'ye kurban vacip. Var mı vitir namazını vekalette kıldıran? Hadi vitir namazını da vekalette kıldırın o zaman.
Yatırın banka hesaplarına para, vitir namazlarınızı kılsınlar. O da vacip. İmam-ı Azam'a göre vacip. İmam-ı İmam-ı Yusuf'a göre nafile. Yatırın paralarınızı. Millet sizin adınıza da vacip namaz kılsın hadi. Yok. Bağırıyoruz burada. Dinleyen yok. Allah bizi affetsin. İşte deccaldı o diyor. Günün deccalı o diyor. Günün deccalları olacak. Bugünün deccalları ne yapacak? Bizleri Kur'an ve sünnetten uzaklaştıracak. Günün deccalları ne yapacak? Bizleri Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetinden uzaklaştıracaklar bizleri. Biz diyeceğiz ki sünnet onlar diyecekler ki siz geri kalmışsınız ya. Hala da bunları mı yapıyorsunuz?
Hala da bunları mı yaşıyorsunuz? He kardeş biz hala da onları yapıyoruz. Biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dini nasıl ne şekilde yaşadıysa biz öyle o şekilde o halde yaşamak istiyoruz. Buna ister gericilik deyin siz ne derseniz deyin. Ama gün gösterdi ki koyun biz değilmişiz. Gün gösterdi ki Allah affetsin. Ben size koyun muamelesi yapmamışım. Gün bunu gösterdi. Koyun değiliz kardeşler. Ben size koyun muamelesi gütmedim yirmi sekiz yıldan beri. Yirmi sekiz yıldır çünkü beraber yürüdüğümüz arkadaşlar var. Bugün de koyun muamelesi gütmedim. Yarın da size koyun muamelesi gütmeyeceğim. Size şu partiye oyunuzu atın demeyeceğim.
Demedim yirmi sekiz yıldır. Şimdi de demeyeceğim. Ve bundan sonra da demeyeceğim. Bugüne kadar demedim. Bundan sonra da demeyeceğim inşallah. Ama çok mutluyum. Koyun değiliz. Çok mutluyum. Hürüz elhamdülillah. İşte yarın sabahleyin Kur'an ve sünnet dairesinde istediğinize oyunuzu kullanacaksınız. Bu bir sürü partiden gelip benimle görüştüler. Herkes görüşüyor benimle. Gelip görüşmek istiyor. Buyurun kardeşim. Geliyorlar görüşürüz. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak hayırlısıysa, hayırlı olacaksanız size bahşetsin.
Ümmete Muhammed'e hizmet edeceksiniz. Ümmete yardımcı olacaksanız. Eyvallah size bahşetsin. Ama ben sizi destekliyorum. Ben sizden yanayım. Yok kardeş. Tekrar söylemekte fayda görüyorum. Ben bir sefer siyasi seçimlerde oy kullandım. O da 92 miydi 93 müydü? Birlik yapmışlardı. Büyük Birlik Partisi, Refah Partisi, MHP, Refah Partisi. Kaçtı yıl? 92 mi? 92'de. 92'de şeyhimin emriyle. Oğlum git konuşma yap dedi. Gittim konuşma yaptım. Şeyhimin emriyle. Oy at Mustafa Efendi oraya dedi. Oy attım. Bu kadar. Bir de referandum da attım. Referandum aynı anda arkadaşlara dedim. Referandum için evet denecek.
Bu memleket meselesi dedim. Ben evet diyeceğim. Herkes de dedim. Koşabilenler koşsunlar evet desinler dedim. Memleket meselesi. Bakın tekrar altını şimdiden çiziyorum. Bu memlekete en faydalı şey başkanlık sistemi. Bu memlekete başkanlık sisteminin gelmesi lazım. Başkanlık sistemi gelmedikçe bu memleket rahatlamaz. Bu benim kendi iştahım. Kendi görüşüm. Yarın referandum olsa başkanlık sistemiyle alakalı ben yalın kılıç çıkacağım ortaya diyeceğim ki gelin kardeşler buna da evet deyin. Bakın şimdiden kendi kendimi bağlıyorum bir yere. Evet. Türkiye'de muhakkak başkanlık sisteminin gelmesi lazım. Başkanlık sistemini getirmek istemeyenler Türkiye'de dindar muhafazakarların devamlı bir şekilde hükümetin ve devletin başında olmasını istemeyenler.
Çünkü başkanlık sistemi gelirse Türkiye'de mümkün değil mümkün değil bir dinsizin gelip başkan olması. Mümkün değil. Türkiye'de bir masonik bir adamın gelip de Türkiye'ye başkan olması mümkün değil. Bunu görüp bildiklerinden dolayı Türkiye'nin başkanlık sistemine geçmesini istemiyorlar. Ben memleketimi seven bir insanım. Partiler gelir geçer, insanlar gelir geçer. Memleketimiz bizim. Bizim çocuklarımız burada yaşayacak. Bizim Amerika'da, Avrupa'da yaşama şansımız yok. Bizim Suudi Arabistan'da, bizim İran'da benim yaşama şansım yok. Onlar da sevmiyor beni. Beni Amerikalılar sevmiyor, İngilizler sevmiyor, Yahudiler sevmiyor, İranlılar da sevmiyor, Suudlular da sevmiyor.
Bende ne varsa Allah beni affetsin inşallah. İşlerine gelmiyor mu? Yoksa ben çok mu sivri dilliyim? Ben bilmiyorum kendi kendime. Nedense Allah razı olsun burada üç beş kişi beni seviyor, dinliyor işte. Allah razı olsun biz de bu noktada şikayetçi değiliz. Zaten bir adamı Amerika seviyorsa, bir adamı İngiltere seviyorsa, bir adamı İran seviyorsa, bir adamı Suud seviyorsa, bunların hepsi birden seviyorsa dikkat edin.
Hele bir adamı Amerika seviyorsa, İngiliz seviyorsa ondan kaçın şeytandan kaçar gibi. Evet, çünkü kafirle dost olan asla müminle dost olmaz. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi