Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 29 Haziran 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Haziran 2019 · 1:12:55

Binler ne demek? Binlerin başı olmak ne demek? Binbirler ne demek? Eşyanın hakikati ne demek? Bu üçler, beşler, yediler, kırklar diye hadis-i şerifte bahsedilenleri normalde hadis-i şerifte kırklara kadar söyler ama Muhyiddin İbn-i Arabî Hazretleri kırkların katlarına devam eder. İşte kırklar, seksenler, yüz yirmiler, yüz altmışlar ondan sonra böyle kırkın devamı olarak Muhyiddin İbn-i Arabî Hazretleri devam eder.
Bunu binlere kadar götürür. Bunlar normalde hatta Muhyiddin İbn-i Arabî Hazretleri bu noktada bu binlerin veyahut da işte kırkların başında kırkların o kutup denilir ona. O kutbu söyler. O binlerin başında da o kutup vardır. Hepsinin başında o kutup vardır. Tabii normalde Muhyiddin İbn-i Arabî Hazretleri bunun genel olarak temelini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hem Tirmizi'de hem İbn-i Hanbel'de geçen ve başka hadis kitaplarında da geçer de ben aklıma gelen o iki tanesini söyledim.
İşte ümmetimin içerisinden kırk tane veli kul vardır. Onların bir rivayette yirmi tanesi Musa gönüllüdür. İşte bir rivayette yirmi tanesi İbrahim gönüllüdür diye. Yine başka bir hadis-i şerifte ümmetimin içerisinde üçler, beşler, yediler, kırklar vardır. İşte onlar bir şeye ol deseler, Cenab-ı Hak onların dediklerinin yüzü sürmetine oldur diye hadis-i şeriflere dayanaraktan bunu normalde çoğaltır. Bu söz konusu olan binler onlar çoğaltılmış olan. Hatta Muhyiddin İbn-i Araba Hazretleri, az önce dediğim gibi bu meseleyi daha da ileri götürür. Der ki her şehrin bir manevi kutbu vardır. Bunu normalde aşağı doğru indirir. Her mahallenin bir manevi kutbu vardır. Hatta bunu der ki her evinde bir manevi kutbu vardır der.
Her evinde. Bildiğiniz ev. Bir evinde manevi kutbu vardır der. Normalde bu tabi bunu böyle Muhyiddin İbn-i Araba Hazretleri, bunu Fisus'un fütuhatında bu seste bir şeylik oldu. Ha sesi yükseltin, uğultu var. Dışarıdaki bayan kardeşler sohbet dinleyecek olanlara, sohbet dinlemelerine müsaade etsinler inşallah. Bay bayan dışarıdaki kardeşler inşallah bu konuda anlayış göstersinler.
Sen yine sesi yüksek tut. Bunu normalde fütuhatında bahseder bundan. Fisus'ta değil özür dilerim. Fütuhatında bahseder. Bu fütuhatında bahsetmezler. Önce de tabi ehli tasavvufun içerisinde bunlar konuşulan şeylerdir. Eşyanın hakikati ne demek? Eşyanın hakikati yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin duası vardır. Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini göster. Bana eşyanın hakikatini vukuf eyle diye duası var. Tabi eşya denilince bütün varlık girer işin içerisine. Varlığın hakikati varlığın içerisinde bir kimseyi ilgilendiren masadır, sandalyedir, bardaktır, çaydır bunlar muhakkak şahsın birebir şahsın kendisini ilgilendiren şey. Ama asıl eşyanın hakikati denilince varlığın hakikati girer.
Varlığın hakikati nedir denildiğinde de ona cevap verecek olan kimse kendi hakikatini orta yere koymuş olur. O yüzden bir kimseye göre varlığın hakikati örnekleyeyim şimdi bunu. Hz. Ali radiyallahu anh Hazretlerine göre yani bütün alem avucunun içerisindeydi. Varlığın hakikati deyince ona bütün alem avucunun içi gibi göründü. Kimisine bütün alem bir serilir bir perde gibi görülür. Kimine farklı bir şey görünür. Kimisi o varlığın hakikati farklı bir şey söyler. Muhyiddin Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretlerine göre varlığın hakikati hayalden ibaret. Sen bütün varlığı bir hayal üzerine yürür gör der. O yüzden burada eşyanın hakikati denilince o kimsenin kendi manevi dünyası hatta manevi dünyasında anlık değişkenlik gösteren maneviyatıyla alakalıdır.
O yüzden bunun üzerinde kesin net işte şu şöyledir demek mümkün değil. Uzun bir soru ama okumaya çalışayım inşallah. İkinci evliliğim zorluğum ilk eşimden. Şimdiki eşimden bir kızım var. Çalışmak istemesem de çalışıyorum. Çocuklarımın ve kendi ihtiyaçlarımı kendim karşılıyorum. Evin yeme içme alışveriş kendim alıyorum. Karşılıyorum. Eşim üstüne daha para istiyor. Bir, eğer özel bir evlilik antlaşması, nikah antlaşması yok ise evin bütün iaşesini, geçimini, çocukların bakımını sağlamak erkeğe ayettir.
Hanefi'ye göre. Hadis-i Şerifler ve ayeti kerime erkek evin reisidir. Buradan hareket ederekten erkek evin bütün ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir. Bu mükellefiyetliği yerine getiremeyecek olan kimse evlenecek olduğu kadına bunu beyan eder. Der ki, ben şu kadar mükellefiyetliğimi yerine getirebilirim. Bunun üzerine getiremem. Bunun üzerine bir şey yapamam. Bunu söyleyince kadının ondan isteyeceği bir şey olmaz. Veyahut da gelenek göreneye gidilir. Geleneğe göreneğe göre neyse, ailenin geleneği göreneği neyse onda sabit kılınır. Mesela sabit maaşlı bir kimse geçiniyorsa, şimdi bizim öğretmene gözüm takıldı da.
Maaşlı. Maaşlı, evlenecek olduğu kadın onun maaşlı olduğunu biliyor. Onun maaşının haricinden bir şey isteyemez. Çünkü evlenirken ne? Öğretmen. Nerede? Milli Eğitim Bakanlığında. Normalde ne kadardır maaşı? İşte 5 lira, 6 lira. O biraz eski çünkü. Kaç yıl oldu? 16 yıl olmuş. Vay ya ne kadar büyümüşsün ya. Ay ay. Derviş olduğunda sen üniversiteye gitmiyordun daha değil mi? Büyüdüler be. Ne yapıyor? Kayınpeder iyi mi Baran? Allah daha iyisin inşallah.
Şimdi mesela onun maaşı belli. Maaşı belli olduğu için onun eşi, o maaşın haricinde bir şey ondan isteyemez. Evlilik hukukudur bu. Konuşulmazsa örfe bakılır. Konuşulmazsa. Ama özel bir şey varsa o kimse görüşecek, konuşacak. O yüzden dakika bir ihtiyaçlarımı kendim karşılıyor. Mesela bir erkek evlenirken kadına diyebilir. Benim param, malım, mülküm hiçbir şey yok. Ben çalışmayı da hiç sevmem. O yüzden bana bakacaksan evlenirim. Harika. Tabii. Bu da bir yol. Kadın diyebilir. Yani ben senin her şeyine bakarım. Otur evden. Benim tanıdığım birisi var böyle mesela. Kadın, spor, lüks bir araba.
Neydi o arabanın adı ya? Şey, tek kap arabalar. Cevdet Usta. Söyle bakayım. Yok yok daha yukarısı ya. Porsche değil. Yok Jaguar değil ya. Başka ne var? Cevdet. Ferrari değil. Lamborghini değil. M ile başlayan ne var? Maserati. Maserati'nin arkasına 150 bin dolar mı, 200 bin dolar mı parayı koymuş. Ben ona kraliçe diyorum. Anlatıyordum da, anlatıyordum da derslerden. Demiş git kendine dosdoğru bir araba al. O da bana telefon, bana haber veriyor. Baba ben bu parayı alayım mı? Oğlum dedim al lan seni kendini de kurtar, beni de kurtar. Döveceğim şimdi seni dedim. Oğlum ne duruyorsun dedim. Mesela o diyor, kraliçe diyor, bu çalışmasın diyor.
Hiçbir şey lazım değil diyor. Bir tane de villa yaptı ona. Böyle bir tarafı Karadeniz'e bakıyormuş, bir tarafı şeye, İstanbul'da, Boğaz'a. İllaki anahtarı bana vermeye kalktılar. Dedim bozulurum ben buralarda bana vermeyeyim. Yetmedi villanın önüne iki milyon euruluk şey, bir tane gemicik. Bu da bir hayat. Diyor çalışmasın. Mesela. Özel hukuk. Sonra orayı beğenmediler. Kayınpeder gitti, Trakya tarafından bir villa daha yaptırdı. Tamam burada otur, aman baba ya dedi bizimki. O da bir hayat. Bir başkası devlet kuşu kondu başıma diyebilir. Böyle bir hayat yaşayacağım der. Bu konuda herkes hür serbest ama özel hukuka giriyor. Arabanın vergisi, sigortasını benim karşılamamı istiyor.
Dünyada ne iyi kadınları var ya. Ne istese veriyorum ben verdikçe o daha da istiyor. Ne arsız adamlar varmış ya. Almanya'da onun geliri 2500 euro. Ben ise 800 euro alıyorum. Sorunlarımız çok fazla bitmiyor. Eşim beni oğlanlarımızın yanında dövüyor. Oğlanların kötü bir şey yapmasından korkuyorum. Ben evlenirken mehir değil eşimden üzerime 10 bin euro vermesini istedim. O da bana 10 bin euro hibe etti. Ama bana kağıt imzalatmış.
O parayı istediğinde çekebilir diye. O dönem Almanya'da Almancam yoktu. O parayı çekmiş. O para benim midir, onun mudur? Senin para sana hibe etmiş. Vay lan ne uyanık adammış bu ya. Adam değil bu ya. Artı bir tane de ev yapmak için söz bir Allah bir dedi. Ondan da caydı. Benim hakkım mıdır? Boşanırsam ne hak talep edebilirim? Valla sen hiçbir hak talep etme. Boşandığına razı ol. Burada şimdi şeyi de yazmış. Cemaatini de yazmış. Eşim Süleymancılardan. Ve evdeki kafa başına kurban kesilmesine gerektiğini söylüyor. Kurban paralarını benim karşılamamı istiyor. İki oğlum okuyor.
Kızım 3 yaşında. Beyime göre Süleymancı evde kaç defa, kaç kafa varsa kafa başı kurban kesilmesine ve çocuk parası geldiği, geliş olduğu için çocukların da hükümlü olduğunu belirtiyor. Çocuklara kurban farz mı? Çocukların kendi gelirleri olmadığı için kurban. Kurban zaten farz değil. Çocukların kendi gelirleri olmadığı için onlara da vacip değil. Allah yardımcın olsun. Allah yardımcın olsun. Rabbim en hayırlı yöne çevirsin. Sıkıntılı bir durum bu. Sosyal medya hesabınızda şöyle demiştiniz. Kimse kendine seven aramasın. Kendisi sevsin, sevebildiği kadar. Bu söz ile ne demek istediğinizi açıklar mısınız?
İnsan sevilmeyi beklemeden sadece severek bu hayatı yaşayabilir mi? Sevmek odur. Sevmek bir kimsenin sevilmeyi beklemeden sadece sevme yoluna kendisini heba etmesidir. Eğer severken kendisi de sevilmeyi bekliyorsa o ihlas ve samimiyeti ortadan kaldırır. Sağlı sollu yanaşın kapının ağzı o şahıs. Genel olarak bizim toplumumuz sevilmeyi bekler.
Şöyle düşünün. Bütün herkes sevilmeyi beklese. Bütün herkes sevilmeyi beklese kim kimi sevebilir? Sıkıntı burada. Toplum olarak hepimiz sevilmeyi bekliyoruz. Yani sevmeyi göze alamıyoruz. Sevmeyi göze alınca çünkü zarar edecek o kimse. Mesela sevmeyi göze alınca fedakar olacak, cömert olacak, hizmetkar olacak, lütufkar olacak, muhabbetli olacak. Sevmeyi göze alınca sevdiğinin etrafında pervane dönecek. Onun yörüngesine girecek. Sevmeyi göze alınca kendisinden geçecek, kendi nefsini görmeyecek. Sadece sevdiği kalacak.
Bu okumse için yani alışılmamış bir nokta oluyor. Bunu bizim toplumumuz kaldırmıyor. Ve mesela bir evin içerisinde herkes sevilmeyi bekledi diyelim. Herkes sevilmeyi bekliyor. Çocuk sevilmeyi bekliyor. Kadın sevilmeyi bekliyor. Erkek sevilmeyi bekliyor. Anne baba sevilmeyi bekliyor. Ama hiç kimse sevmiyor. Dünyayı düşünün. Dünyadaki bütün herkes sevilmeyi bekliyor. Dışarıdan gerçekten çok gürültü geliyor. Huuu! Ben sesimi yükseltsem diyecekler ki Mustafa Özbağ çok sinirli gene. Şimdi bütün herkesin sevilmeyi beklediği bir yerde o zaman tabiri caizse dünyanın düzeni kaçar.
Her şeyin düzeni kaçar. Değil. Bu doğru felsefe değil. Bütün herkes sevmeyi hedefleyecek kendini. Kadın kocasına sevmeyi hedefleyecek. Erkek karısını sevmeyi hedefleyecek. Anne baba çocuğunu sevmeyi hedefleyecek. Çocuk anne babayı sevmeye hedefleyecek. Kardeş birbirini sevmeye hedefleyecek. Herkes hedefine birbirini sevmeyi koyacak. Ve sevmenin üzerine gidecek. Sufilik sevilmenin üzerine giden bir felsefe değildir. Olgu değildir. İslam dini sevilmenin üzerine kurulmaz. İslam dini sevmenin üzerine kuruludur. Sizin en hayırlınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Bizi ne yaptı? Etrafa faydalı kılmaya yöneltti. En hayırlı evlat anne babasına hizmet edendir.
Bizi otomatikman anne babayı hizmete yönlendirdi. Anne babaya itaata yönlendirdi. Sizin en iyiniz annesine babasına itaat edendir. Allah'tan sonra itaat babayadır. Bizi aldı hemen sevmeye yöneltti. Mesela anne baba için dedi ki çocuğunu iyi yetiştir. İyi isim koy. Dinini öğret ona. Ona iyi aşesini sağlayacak bir meslek öğret. Bizi hemen otomatikman çocuğumuzun üzerine sevmeye yöneltti. Çocuğuna faydalı olmayı öğretti. Çocuğuna dinini öğretmeyi, ona ilim öğretmeye yöneltti. Bakın sevmek sadece bizde iki karşı cinsin birbirine olan şehveti olarak görülüyor. Ve belki de bütün dünya toplumlarında sevmek denilince iki karşı cinsin birbirine karşı olan şehhevi duyguları aklına geliyor.
Hazreti Mevlana Celaletin Rumi Hazretleri bunu eşekle tarif ediyor. Eğer diyor sevmek şehvet, sevmek olsaydı eşek diyor aşıkların padişahı olurdu. Hazreti Mevlana Celaletin Rumi Hazretleri o yüzden cinslerin, karşı cinslerin birbirine karşı olan şehhevi duygularını sevmek olarak nitelendirmiyor. O fıtri bir şey, o fıtri.
O bütün herkeste var olan bir duygu. Fıtri çünkü. Aynı şey hayvanda da var, insanda da var, fıtri. Ama hayvandan bizi ayırt eden şey sevmektir, muhabbet beslemektir. Bizi hayvandan ayıran şey en önemli olgu, insanın sevebilmesidir. Çünkü sevebilmek, zarar görsen dahi sevmeyi devam ettirmektir. Hayvan zarar görürse sevmez. İnsan zarar görse dahi sever. Hayvanı aç bırakırsan seni tırmalar. Ama insan aç kalmayı göze alır. Oruç farz kılınmış, aç kalmayı göze alırız. Allah'ı sevdiğimiz için, Allah'ı sevdiğimiz için en önemli hayvani duygumuz olan şehveti terk ederiz. En önemli hayvani duygudur, yemeyi terk ederiz.
En önemli nefsani duygulardır kötü söz söyleme, kötü bakış, kötü düşünce, kötülük yapmak. Bundan uzak dururuz. Sebep? Severiz çünkü. Bunu sufiler Allah'ı sevdikleri için yaparlar. Sufi orucu Allah'ı sevdiği için tutar. Sufi namazı Allah'ı sevdiği için kılar. Sufi Allah'ın haram kıldıklarından Allah'ı sevdiği için kaçar. O yüzden sevmek en yüce bir iştir. Allah'ı sevdiği için zikreder o kimse. Allah'ı zikrettiği için Allah'ı sevmez. Allah'ı sevdiği için zikreder. Allah'ı sevdiği için sohbet dinler.
Allah'ı sevdiği için. Park bahçeyse park bahçe niyetiyle gelir. Allah'ı sevdiği içinse Allah'ı sevmesinin tecelliyatını yaşar. Der ki sohbeti dinleyeyim. Der ki semayı izleyeyim. Der ki semada Allah Allah Allah ben de zikredeyim. Sevmek bu manada insanı bir anda hakikat perdesine, bir anda hakikatin göbeğine götürecek en hızlı olgudur.
En hızlı bir insanı Allah'a yaklaştıran en hızlı en kestirme yoldur. En hızlı en kestirme yoldur. Bir kimseyi Hazreti Muhammed Mustafa'nın sofrasına oturtturacak en hızlı en kestirme yoldur sevmek. En hızlı en kestirmedir. Bir kimse çünkü bir ameli işleyemese dahi bir kimseyi sevse onunla aynı ameli işlemiş gibi olur. Hadis-i şerif. Düşünebiliyor musunuz? Bir kimse Hazreti Muhammed Mustafa'yı malından, mülkünden, eşinden, çoluğundan, çocuğundan, kendisinden dahi fazla sevmiş olsa onunla aynı ameli işlememiş olsa dahi onunla beraberdir ve onun işlemiş olduğu amellere ortak olmuş olur.
Bu hiçbir şeyde yoktur. Bakın bu hiçbir şeyde yoktur. Hiçbir şeyde yoktur bu. O yüzden dedi, kim dedi beni malından, canından, eşinden, çoluğundan, çocuğundan fazla sevdi? İşte o zaman imanı kemale erdi dedi. Kurtuluşa erdi. Bakın sevdi dedi. Şunu demedi. Kim malını, mülkünü, parasını, karısını, çoluğunu, çocuğunu terk etti de işte namaz kıldı, oruç tuttu, şunu yaptı, bunu yaptı demedi. Dedi ki kim? Eşinden, çoluğundan, çocuğundan, malından, mülkünden, gözünün gördüğü her şeyden fazla, fazla. Hazreti Muhammed'i sevdi, sallallahu aleyhi ve sellemi imanı kemale erdi.
Bakın buradan şu çıkmıyor. O kimse eşini, çoluğunu, çocuğunu, malını, mülkünü sevmesin çıkmıyor. Bunlar fıtri. Bir kimse eşini sever, sevmeli. Bir kimse çocuklarını sever, sevmeli. Öyle olmalı. Bir kimse etrafındaki insanları sevmeli. Sufi gönüllülük budur. İnsanları seversin. Etrafındaki çiçeği, böceği seversin. Yaşadığın şehri seversin. Mahalleni seversin. Kazanı seversin. Ülkeni seversin. Topraklarını seversin. İnsanlarını seversin. Bu yüksek gönüllülüktür. Sufi etrafındaki varlıkları, etrafındaki kendi dairesindekileri sevmez. Böyle bir şey yok. O Sufi değil o. Arkadaşını sev, dostlarını sev. Yol arkadaşlarını sev, eşini sev, çocuklarını sev.
Sev. Onlarla olan ilişkini, onlarla olan muhabbetini, onlarla olan davranış biçimlerini harika bir noktada götür. Kimsenin gönlünü kırma, kimseyi incitme. Kimseye tepeden davranma, kibirli davranma, tevazulu davran. Herkesin işini görmeye çalış. Tebessümlü ol, güler yüzlü ol, yumuşak huylu ol, tatlı huylu ol. O iman edenler ki, Müslümanlara, müminlere karşı, müşfik, yumuşak, kafirlere karşı şedid ve serttir.
Sen gavurlara karşı şedid, sert ol. Elin gavuruna, ABD'lisine, İsraillisine, zulmedenlere, zalimlere, adaletsiz olanlara, kafirlere, Müslümanlara, kök söktürenlere şedid ol. Askerimize, polisimize, kurşun çekenlere şedid ol. Memleketimize, göz dikenlere karşı şedid ol. Amerika'yla, İsrail'le, İngiltere'yle, onunla bununla, içeride dışarıda ortaklık yapıp, memlekete kumpas kuran, memleketin zararına uğratan, askerine, polisini şehit eden, ortalığı yakan, yıkan, hendek kazan, milletin huzurunu kaçıranlara karşı şedid ol.
Çalan, çırpan, haksızlık, ursuzluk, hırsızlık yapan şedid ol. Ama müminlere karşı müşfik ol. Müminlere karşı hayırlı ol. Evdeki eşine, çoluğuna, çocuğuna hayırlı ol. Annene, babana hayırlı ol. Akrabalarına hayırlı ol. Derviş kardeşlerine hayırlı ol. Ümmet-i Muhammed'e hayırlı ol. Onları sev. Mümin isen. Mümin isen. Mümin misin? Mümin vasıfları bunlar. Mümin, müminlere karşı cömerttir. Mümin, müminlere karşı toleranslıdır. Mümin, müminlere karşı hoşgörülüdür. Mümin, müminlere karşı onların eksiğini, ayıbını araştırmaz. Mümin kardeşinin.
Mümin, müminin arkasından gıybet etmez, dedikodu etmez, iftira etmez. Dilinden emindir onun. Mümin, hırsızlık yapmaz. Mümin, yalan söylemez. Mümin, zina etmez. Mümin, gıybet etmez. Mümin, eşcinsellik yapmaz. Mümin, erkekse erkek gibi durur, kadınlaşmaz. Kadınsa kadın gibi durur, erkekleşmez. Mümin, annesine, babasına, Kur'an ve sünnet tarihinde itaatkardır. Mümin, müminin özellikleri bunlar. Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar, oruçlarını dosdoğru tutarlar. Allah'ın vermiş olduğu nimetlerden tasadduk ederler. Mümin, onlar yeryüzünde vakarla yürürler. Cahiller, onlara laf attığında selam der, geçerler. Mümin, vakarlıdır.
Mümin, alan el değildir, veren eldir. Mümin, yetimlere, dullara, kimsesizlere, zayıflara yardımcıdır. Mümin, kimsesizlerin kimsesidir. Mümin, düşmüş, sıkıntıya düşmüş, kadınların namusuna, şerefine, haysiyetine gözünü dikmez. Mümin, kadınların namusunu, şerefini, haysiyetini korur, muhafaza eder. Mümin, o gittiği yere ışık saçar.
Gittiği yere nuruyla gider. Mümin, ondan ancak kafirler nefret eder. Müminden kafirler nefret eder. Müminden münafıklar nefret eder. Müminden içki içenler, kumar oynayanlar, zina edenler, eşcinseller, faizciler. Bunlar nefret ederler müminden. Müminden İngiliz soytarısı, İsrail bozması, ABD yosması. Bunlar müminden nefret eder. Onlar mümin bir topluluktan da nefret eder. Sen la ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedin, iman ettiysen, imanını yaşıyorsan, kafirlerle yol ayrımındasındır. Münafıklarla yol ayrımındasındır.
Müşriklerle yol ayrımındasındır. Sevmez seni. Sevmez. Nefret eder senden. Ben bazen derim, sevdiklerinize bakın, imanınızı görün. Hoşlandıklarınıza bakın, imanınızı görün. Kıyafetine bak, imanını gör. Evet. Kendini geç aynaya bak, imanını gör. Bunun için bilgi lazım. Bilgi olmazsa neyle kıyaslayacaksın? Yanına bir tane de pro tip lazım. Canlı. O zaman göreceksin. Öbür türlü gene görmeyeceksin. İşte İslam, sevmenin üzerine kuruludur. İman, sevmenin üzerine kuruludur.
İslam, sevmenin üzerine kuruludur. İhsan, sevmenin üzerine kuruludur. Hani iman nedir, İslam nedir sordu. İhsan nedir dedi. İhsan nedir deyince, Allah'ı görüyormuşçasına yaşamandır dedi. Bir kimsenin bu hale erişmesi için Allah'a aşık olması lazım. Aşık olacak ki, her an gözünün önünden ayrılmasın o. Aşık olacak ki, gönlündeki o sevgililer sevgilisinin tahtı yıkılmasın.
Aşık olacak ki, her perdede onu ansın. Her perdede onunla hemhal olsun. Ancak aşık olan böyle olur. O yüzden, İslam, sevmenin üzerine kuruludur. İman, sevmenin üzerine kuruludur. İman, sevmenin üzerine kuruludur. Sevmenin. Sen kalkar kafir bir kimseyi seversin, ondan olursun. Kafirin yaptığı hoşuna gider, ondan olursun.
Kafirin birisi gitti, o Avustralya'da, adada camiyi bastı, insanları katletti. Öyle değil mi? Bir sürü Müslümanı şehit etti. İyi, Türkiye'deki gavurlar ne dedi? Keşke buraya da gelse, buraya da katletse. Dediler mi? Dediler. O kimse, onca Müslümanı katleden kafirle yan yana oldu. Onu tahsik etmekle, onu makul görmekle, doğru görmekle, aynı o gavur gibi, Müslümanları katletmiş gibi günaha girdi.
O da gavur oldu. Bakın, oturdu yerden. Bir kimse bir gavurluk yaptı. Oturdu yerden, doğru yaptı ya gavurlu, helal olsun adama ya dedi. O da gavurdan oldu. Şimdi İskilip'le Atıf Hoca fetva vermiş ya, kim Frank şapkasını Frank'lere benzemek için girerse onlardan olur, kafir olur diye fetvayı vermiş. Halbuki fetva yeni bir fetva değil. Yani İmam-ı Azam'ın ihtiyarında var, İmam-ı Şafi'de var, İmam-ı Malik'te var, Hanefilerde var, Şafilerde var, Malikilerde var. Hakkında hadis var, hakkında ayet var. Eski fetvalarda var. Ama orada Frank şapkası diye bir ibare yok eski fetvalarda veyahut da hadislerde. Millet de o zaman Avrupa'ya gidiyor, Osmanlı Avrupa'ya talebe gönderiyor.
O talebeler de Jön Türk oluyor, Frank şapkası giyip geliyorlar. Franklere benzemek için. Biz şimdi kot pantolonlar var ya, Adam kot pantolonu giyse, Amerikan kovboyları gibi oldum dese, Özense, aha oldun Amerikan kovboyu, vahşi, cahil, köylü. Bizim köylüler değil bu. İnsan tanımaz, hiçbir şey tanımaz. Adaletsiz, hukuksuz. Amerikan kovboyu dediğimiz bu. Sığırların peşinde koşan, Oranın yerli halkını katleden, Yeraltı ve yerüstü zenginliklerini talan eden, Şu anda da dünyayı talan eden bir olgu. Bakın sen bir kot pantolonu giyme niyetiyle bu noktaya geldin. Ha zannetmeyin bende yok kot. Var bende de.
Bende de var. Bendeki niyet o değil. Her ne kadar giyemesem de orada duruyor bir tane. Çok karmar yağınca, kışlık bir şey o. Ondan sonra yağmurun, çamurun, karın içine gireceğim zaman, Yılda bir sefer, iki sefer giyiyorsam giyiyorum. Bu geçen sene hiç de giymedim. Duruyor öyle, kalın, kütük gibi bir şey. Şimdi normalde o giyme niyetimle benim karabuza, dağ, taşa giderken giyiyorum onu. İşte ütü istemiyor, bir şey istemiyor falan. Önceden dağda daha fazla kalıyorduk ya, o zaman işe yarıyordu. Dağda, bayırda, çamurda bir sıkıntı yok. E onun niyet ne? Niyet onu Amerikalılara benzemekse yandın. Bu da o, sevmek bakın. Sen Johnny'i sevdin, Johnny'lerden oldun.
Ya, ama sen sevdiğine dikkat et. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, İslam sevmenin üzerine kurulu. Allah bizi sevenlerden eylesin. Kur'an-ı Kerim'de surilerin ineş sırasına göre değil de bugünkü haliyle sıralanması hakkında bilgi verir misiniz? Böyle sıralamışlar Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinden sonra. Bunda bir sıkıntı yok, öbür türlü de sıralansa bir problem yok. Bu şekilde sıralanmasını Peygamber Efendimiz mi söylemiştir? Hayır. Ben daha iyi anlarım düşüncesiyle meal ve tefsirleri iniş sırasına göre okuyorum. Bunda sakınca var mı? Yok. Ne sakınca olsun? Yeter ki Kur'an-ı Kerim okuyun, meal okuyun, tefsir okuyun, hadis okuyun, okuyun. Kendinizi yetiştirin. Okuyun ve yaşayın. Eğer okuyup yaşamazsanız Yahudiler hakkında indirilen ayet-i kerime o.
Yahudi alimlerle alakalı kitap yüklü eşekler der. Bu, Yahudi alimlerle alakalıdır bu ayet-i kerime. Bunu benzetme yapar Hz. Allah Kur'an'ında. Siz onlar gibi olmayın. Onlar kitap yüklü eşekler gibidir. Onlar okudular. Ve okudukları kitaplarda Hz. Muhammed Mustafa'nın geleceği söylendiği halde onlar ilmi örttüler. İlmi örtünce, hakikati örtünce, hakikati söylemeyince kitap yüklü eşekler oldular. Evet. O zaman okuyup da okuduğuyla amel etmeyen, okuyup da okuduğunu anlatmayan, söylemeyen, okuyup da bilmiş olduğu bir şeyi insanlar da öğrensin diye aktarmayan kitap yüklü eşek olur. Bu normalde Müslümanlarda nasıl olur? Müslümanlar ölmekten korkarsa, yargılanmaktan korkarsa, Müslümanlar hakikati haykırmaktan korkarlarsa, bildiklerini saklarlarsa, kitap yüklü eşek hükmüne uğrarlar.
Buraya gelmiş sorular bana. Ben şimdi bu soruları bildiğim halde cevabını, eğer ben bunları normalde cevaplamazsam, saklarsam ilmi, korkarsam, kitap yüklü eşek olurum. Bu bütün herkes için geçerli. Ya buraya bu koltuğa oturmayacaksın? Buraya oturuyorsan da, bir soru da geldi mi? Geldi. Sen bildiğin hak ve hakikati anlatacaksın burada, din olarak. Bilmiyorsan, ben arkadaşlar bunu bilmiyorum, önümüzdeki hafta vaktim kalırsa öğreneyim, geleyim size söyleyeyim diyeceksin. Bu! Bildiğin halde saklıyorsan, bildiğin halde insanlardan ilmi gizliyorsan, bildiğin halde o ilmi insanlara aktarmıyorsan, doğruyu söylemiyorsan, kitap yüklü eşeksin. Allah muhafaza eylesin.
Vakit namazlarında bayanlar semahanede, erkekler namaza başlamadan namaza başlıyorlar. Bazen bayanlar erkek safları yanında veya önünde kalıyor, bayanlar yan tarafa veya üste çıkmaları lazım veya olması gereken nedir? Namazda kadın erkek olarak nerede ve nasıl durulmalıdır? Genel malada erkekler burada bildiğim kadarıyla namaz kılmıyorlar, vakit namazlarını yan tarafta kılıyorlar. Ama burada da kılınıyorsa, normalde o zaman hani kadınlar aşağıda kılmamaları lazım. Kadınların yeri yukarısı. Kadınlar namaz kılacakları zaman üst kata çıkacaklar, üst katta namazlarını kılacaklar. Burada alt katta namazlarını kılmayacaklar vakit namazlarında. Onu görevli arkadaşlar tatlı bir dil ile kardeşleri uyarsınlar.
Bayanlar yukarıda namazlarını kılabilirler. Biyo enerji çakra açılması gibi psikolojik çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Hiçbir şey düşünmüyorum. Neden düşüneyim ki? Biyo enerji denilen şeyin var olduğu İslam tarafından zaten mümkün. Adı eğer biyo enerji ise. Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ayet-i kerimeyi okur, insanları mest eder, insanlar iyileşirdi. Bunun adı biyo enerji diyebilirler başkası. Biz de manevi enerji bu. Biz öyle biliyoruz. Veya nazar ederdi. Nazarla iyileşirdi. Şu a denir ona. İyileşirdi. Bunun adına biyo enerji mi diyorlar? Ne diyorlarsa bu ayrı mesele. Çakra meselesi ayrı bir mesele. Bu uzak doğu kültüründe var. Çakra açıyorlar bunlar boyuna. Ver on bin dolar yerine yüz bin dolar bütün çakraların açılsın.
Hiç gitmedim gidenden dinledim. İşte bi lüks otelde kırmızı noktalı hatun da geliyormuş oraya. O kırmızı noktalı kocaman hatun var ya neredeyse vinçle getirip götürecekler. Onun şeansına katılırsan bi şeansı on bin dolar. Onun yetiştirdiği bi alt şeans sekiz bin dolar. Bi altı işte beş bin dolar altı bin dolar. İşte alelade bi kimsenin şeansına katılırsan bin dolar. Ama çakra açıyormuş oraya. Dedim ne yapıyor çakra açıp da hani ne oluyor? Çakra açıldı ne oldu? Bana diyorum duvarın arkasından haber verir mi bakıyor. Diyorum götürsem bi kabrin başına kabirden haber verir mi bakıyor. Nesini açtı çakrasını açtı da. O yüzden es geçiyoruz. Günahla iç içe olduğumuz bu zamanda tasavvufi yaşantı nasıl muhafaza edilebilir?
Kalbi hayat nasıl muhafaza edilebilir? Muhafaza etmek birinci derecede farzları yerine getirmek günah keballerden uzak durmakla mümkün. Kalbi muhafaza etmek, sevmek ve zikretmekle mümkün kestirmeden. Mehdi aleyhisselam çıkınca herkes müslüman mı olacak? Yoksa huzuru bozan kafirler de yeryüzünde kalacak mı? Kalmayacak Allah'ın izninden. Ya müslüman olacaklar ya da müslüman olmazlarsa kılıçtan geçirilecekler. Beni kabartmayın ya. Mehdi ile alakalı sormayın. Bu ara yumuşak bir Mehdi oluşturmaya çalışıyorlar. Bunu başka kanallarda başka yerlerde de duyuyorum. Yani Mehdi hiç savaşmayacak.
Mehdi eline hiç silah almayacak. Mehdi böyle işte vur ensesini al lokmasını öyle bir Mehdi algısı oluşturuyorlar. Hangi Mehdi ise o bizim bildiğimiz gördüğümüz Mehdi elinde kılıç bekliyor. Benim bildiğim Mehdi zuhur edince Topkapı Sarayı'ndan kuşanacak. Benim bildiğim Mehdi o.
O yüzden Topkapı Sarayı'nda kutsal emanetleri kuşanmadıktan sonra bir kimse onun mehdiliğinden şüphe eder. O yüzden ülkenize sahip çıkın derken ülkenizle beraber kutsal emanetlerinize de sahip çıkacaksınız. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sancağı İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda. Bu millet bunun farkına varmadı henüz daha.
Bu millet bunun farkına varmalı. Kutsal emanetlerin hepsi de Anadolu'nun bağrında emanet olarak duruyor. İslam dünyası Anadolu'daki Müslümanları bekliyor. Anadolu Müslümanları kendine gelmeli. Şuur sahip olmalı, omurga sahip olmalı. Bağrında sakladığı emanetlerin farkına varmalı. Bağrında sakladığı, koruduğu, muhafaza ettiği emanetlerin farkına varmalı. O emanetlere uygun felsefe, düşünce, fikir, o emanetlere uygun bir yaşantıya sahip olmalı. İslam dünyası sizi bekliyor.
İslam dünyası sizi bekliyor. Ve İslam dünyasının tek ümidi ve umudu sizsiniz bu konuda. Başka ümit bağlayacakları, umut bağlayacakları bir Müslüman topluluk yok. İslam dünyası Şia'dan bir şey beklemiyor. İslam dünyası Vahabilerden bir şey beklemiyor. Onların söyleyecek bir sözleri kalmadı zaten. Tükettiler. Yapacakları bir işleri yok, götürecekleri bir mesajları yok. Onlar ümmete liderlik yapabilecek seviyede, kapasitede, olgunlukta, dolgunlukta, derinlikte değiller. İkisi de sapık bir milliyetçiliğin içindeler.
Sapık bir milliyetçilik bu. Vahabiler bir tarafta, Şia bir tarafta. Kafirler de ikisiyle savaştırmak için uğraşıyor onları. Onlar da zaten güçlerini kafirlere karşı yöneltebilecek bir şey de değiller. İslam dünyası Anadolu'yu bekliyor. Bundan 600 yıl önce, 700 yıl önce, 1000 yıl önce bekledikleri gibi bekliyor. 1000 yıl önce Anadolu nasıl İslam'ı bekliyorsa, Alparslan'la, Malazgirt'te, Anadolu'ya İslam girdiyse, Ardından 500 yıl sonra, İslam, Anadolu'daki Alperenlerle Balkanlara girdiyse, Ve İslam, Anadolu'dan yeniden, Yeniden, Gavurların Orta Doğu, Orta Doğu dedi, Arap Yarımadasına ve Afrika'ya, Osmanlı'yla girdiyse, Osmanlı'nın içerisindeki Alperenlerle girdiyse, Bakın hala da Balagay Tekkesi Alperenler Tekkesi olarak geçer.
Sarı Saltuk'un olduğu yer. Neresi? Bosna. Bosna, Balagay Tekkesi, Alperenler Tekkesi olarak durur. Kim? Sarı Saltuk. Osmanlı oraya gitmezden önce gitmiş. Kim? Ayvaz dede. Osmanlı oraya gitmezden önce gitmiş. Henüz daha Osmanlı gitmeden gitmiş Ayvaz dede. Osmanlı gitmeden daha önce gitmiş Sarı Saltuk. Osmanlı'dan önce gitmiş. İslam dünyası Anadolu'yu bekliyor. Ve Anadolu bunun farkında değil. Ve Anadolu'ya bunu unutturuyorlar. İçeridekinler ve dışarıdakinler misyonumuzu unutturuyorlar bizim.
Ne yapmamızın gerektiğini unutturuyorlar. Biz düştük paranın peşine, makamın peşine, mevkinin peşine, laylolyomun peşine düştük biz. Yarın ne yiyeceğiz? Yarın ne giyeceğiz? Onun peşine düştük. Yarın nerede yemek yiyeceğiz? Yarın arabanın hangisini değiştireceğiz? Onun peşine düştük. Akşam yemeğinde ne var? Onun peşine düştük. Bugün dışarı çıkarken hangi örtümü örteyim? Olmadı değiştir onu. Olmadı değiştir onu tak. Olmadı onu değiştir tak. Neden 35-40 tane, 50 tane, 100 tane örtü var çünkü. 100 tane gömlek var, 50 tane pantolon var, 30-40 tane ayakkabı var. Sofrada 3-4 çeşit peynir var, 2-3 çeşit bal var, 5-6 çeşit reçel var. Çoluk çocuk sofrayı beğenmiyor.
Biz onun peşine düştük. Biz gidelim açık büfe, yedikçe yiyelim orangutanlar gibi. Olmadı atalım. Gene doymasın gözümüz. Kıyafetleri sıralayalım. Gene doymasın gözümüz. Aaa şu da ucuzmuş. Neredeymiş trend yoldanmış. Bu bilmem ne yoldanmış. Bu bilmem neredenmiş. Şu da ucuzmuş. Allah Allah'ım. Al Allah Allah. Herkesin cebinde kredi kartı. Ondan sonra selamun aleyküm aleyküm selam. Mustafa hocayla mı görüşüyorum? Ben hoca değilim ama buyurun. Ben şimdi neredeyim biliyor musun? Neredesin bilmiyorum yavrum. Ben set başındayım oradan atacağım kendimi. Neden? Kredi kartı mağduruyum. Dur bekle beni de taş niyetine bağla dedi. Birinci derecede Müslümanlar sorumlu.
Öyle diyor. Birinci derecede Müslümanlar sorumlu. Sanki kredi kartını cırtlatırken bana sordu. Ben diyorum ki bende kredi kartı yok. Bakıyor, yalan söylediğimi düşünüyor. Yok kardeşim, yok kredi kartım. O yüzden buradan bangır bangır bağırabiliyorum. Yok kredi kartım. Cebimde varsa yiyeceğim, yoksa yemeyeceğim. Yok borcum. Ödümüz kopar bizim borçtan. Biz ticarette battık. Biz normalde orada burada yemedik parayı. Geldi birisi, çarptı bizi. Lüks hayattan batmadık biz. Ama bizim misyonumuzu unutturuyorlar böyle işte. Biz borç sarmalında misyon unutuyoruz.
Biz böyle ha bile yiyelim, içelim, gezelim, dolaşalım. Misyon unutuyoruz. Haydi tatile gidelim. Yaz geldi şimdi. Yürüyün yazlıklara. Açık büfe. Ye Allah ye. Sonra kışın kilo vereceğim diye spor salonlarına. Olmadı. Kıştan spor salonlarına git kilo vermek için. Neden? Bikiniden sarkmasın. Tabii ya. Deniz taşarsa ona. Bana söyler misiniz? Kaç kişimizin derdi İslam? Türkiye nüfusunun kaçı bu dertte dertlenir? Toplum da haklı. İnsanlar da haklı. Neden? Bu dertte dertlendiğini söyleyenler hep bizi üttü ve aldattı bugüne kadar. Bir de işin bu tarafı var.
Bir kimse dedi ki yürüyün bu dertte dertlendik. Yürüdük arkasından. Bir baktık. Kimisi bir makam sahibi oldu. Kimisi bir mevki sahibi oldu. Kimisi para sahibi oldu. Kimisi hayatında, ömründe görmediği şeyleri gördü. Biz dert sahibi olduk. Bizim şeker 470. Makine ölçmüyor. Yürüyün diyenlere baktık. Her biri bir şeyler oldu ya. Dünyalık. İnsanlar da bıktı. Bıktı. Birisi yürüyün dedi. Ulan öldükten sonra İsviçre bankalarında 2 milyon dolar çıktı. Çocuklar o üstünde kavga etti. Ulan biz de durduk düşündük. Bu adamın peşinden gittik. Adamın İsviçre bankalarında 2 milyon dolar çıktı. Cezaevlerinde insanlar açlıktan öldü.
Perperişan oldu. Çolukları çocukları dağıldı dava uğruna. Ben bunları korkmadan öz eleştiri olarak söylüyorum. Kimseden korkum çekintim yok. 12 Eylül'de cezaevlerinde yatan ülkücüler perperişan oldular. Aç, sefil, dışarı çıktıklar. İş yok, para yok, mal yok, mülk yok, yüzlerine bakan yok. Onlar bu haldeyken lider denilen adamın öldükten sana 2 milyon doları mı?
2 milyar dolar mı? Şimdi bu para hesaplarını pek bilmiyorum. İsviçre bankalarında para çıktı. Arkasından çocuklar miras için kavgaya tutuşunca anladık. Öğrendik. Ciğer yarası bunlar. Haydi biz bir daha yollara düştük. Vatan kurtaracağız, millet kurtaracağız diye. 28 Şubat geldi ensemize bastı. Sonra bir baktık ki 28 Şubat'ta yürüyün diyenlerin Kilolarca altınlar çıktı, bir sürü mal mülk çıktı, bir sürü para pul çıktı. Televizyon kurdurular, televizyonlara paralar topladılar. Televizyonlar el değiştirdi, bir sürü şeyler oldu. Biz gene aldandık, biz gene sınıfta kaldık. Biz haydi dedik, bir tam gaz daha yola düştük.
Ama bir baktık, adamlar CIA'yla, Mossad'la, Yezidiler birleşmişler, memlekette darbe yapmaya kalktılar. Biz tokatlana tokatlana geliyoruz. Dövüle dövüle geliyoruz. Örselene örselene geliyoruz. Her seferinde bir tarafımıza bir tokat vuruluyor bizim. Ama imanımız var. Biz diyoruz yeniden toparlanalım, yeniden göç yolu vuralım biz. Ötelerin yolcusuyuz diyoruz. Bir daha kendi kendimizi toparlamaya çalışıyoruz. Bu insanlar da haklı. Adama ne diyebilirsin şimdi? Gidip neyin davasını anlatabilirsin o kimseye? Defalarca aldatılmış, defalarca kandırılmış.
O her beyaz sakallıyı pirifani zat zannetmiş. Heyhat değilmiş. Her dava adamıyım diyeni dava adamı zannetmiş. Heyhat, omurgasız, dönek toka bir adammış veya toplulukmuş. Dava adamı olarak gördüğü kimseler kimisi İngiliz soytarısı olmuş, kimisi ABD yosması, kimisi İsrail bozması olmuş, çıkmış. Ama dava diye yola çıkmış onlar. Kolay değil. Belki de hani baktığımızda bu insanlara anlatacak neyimiz var dediğimizde gerçekten çok zor. Ama işin zoru da hep bize düşüyor zaten. Bize hiç kolayı düşmez. Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Ben ta ötelerden kısa çöpü çekmiş gelmişim. Bir daha benim çöp çekmiyor. Ben çekmişim kısa çöpü.
Ben kendim de çekmedim. Benim yerime sen çek dedim ben. O çekti kısa çöpçü düştü sana dedi. Eyvallah dedim. Senden gelen her şeye, kısasına da uzuna da, eksiğine de fazlasına da. Kısa çöp gelmiş bizim şansımıza. Ha zannetmeyin elli sekizden sonra uzun çöpe doğru gideceğimi. Ben hiç inanmıyorum. Kendimce. Hiç öyle bir inancım yok. On yıl sonra bana uzun çöp düşer. Ben beş yıl sonra rahat ederim. Ben otuz yıl sonra bir gün yüzü görürüm. Böyle bir şey hiç beklemedim. Hiç ümit etmedim zaten. Ben babam öldü on dört yaşında. Kısa çöpü ondan önce gördüm de. Kısa çöp doğduğumuzdan beri hep bizde kısa çöp. O yüzden sizin de bizim de kaderimiz kısa çöp.
Biz hiç ümitsizliğe düşmeden misyonumuzu tamamlayacağız. Hiç ümitsizliğe düşmeden bir avuçta kalsak, o hani biz belki de Mehdi'ye asker olacak kadar temiz olmayabiliriz. Ben kendi nefsim için söyleyeyim bunu. Belki de Mehdi'nin yanı başında olacak kadar temiz değilizdir. Ama o Mehdi'nin yoluna hizmet ettiğime inanıyorum. O yüzden gözümü oraya buraya kaydırmak istemiyorum. Diyorum ki sen önümde dur. Sen önümde durduğum müddetçe benim şevkim yıkılmasın. Sen önümde dur. Benim aşkım muhabbetim yıkılmasın. Sen diyorum kılıcınla önümde dur. Ben senin ayak izlerini takip etmeye razıyım.
Ve o nefes bize ulaşır ulaşmaz. Onun yolunda olduğumuza inanıyorum. O yüzden makam yok, mevki yok, beklenti yok, milletvekilliği yok, belediye başkanlığı yok, ihale yok, hiçbir şey yok. Allah için Allah yoluna revan olmak var. Para toplamak yok, pul toplamak yok, insanlardan şeyinillah deyip dil etmek yok.
Elinizin emeğini yemek var. Çalışmak var. Alan el olmamak var. Vakarlı durmak var. Varsın fakir desinler küçük kızlarını vermesinler. Varsın fakir desinler bize oğullarını bizden saklasınlar, kızlarımızı almasınlar.
Varsın derviş desinler yüzümüze bakmasınlar. Hiç önemli değil. Biz misyon peşindeyiz. Bizim davamız Kur'an sünneti. Bizim davamız vatanımız, milletimiz. Bizim davamız o gelecek olan zamanın sahibi Mehdi'ye belki de zemin hazırlamak, yol hazırlamak. Bizim davamız hiç kimse kalmasa dahi Kur'an ve sünneti haykırmak, Kur'an ve sünneti yaşamak.
Biz kelaynak kuşu demeyeceğim, simurglar gibi onun beslenmesiyle, onun yedirmesiyle, onun içirmesiyle yaşayıp dünya nimetlerine dalmadan misyonumuzu tamamlayacağız. Ev kuşu olmayacağız. Ev kuşlarını dışarı bıraktığınızda karınlarını doyuramaz. Bir kediyi evde beslerseniz, onun doğasını bozmuş olursunuz.
Bir müddet sonra onu bıraktığınızda o fare tutamaz. O kuş avlayamaz. Ona en büyük kötülük budur. Fıtratı bozulur. Ben kedi köpek düşmanı değilim. Fıtratını bozuyorlar. Bir kedi fare avlamak kadar onu mutlu eden bir şey yoktur. Fıtratıdır çünkü. Böyle saklanıp, bir kuş avlamak kadar ona büyük zevk veren bir şey yoktur. Seyrediyorum, benim küçük bir tarasım var. Bazen içim daralınca, oraya yukarı çıkıyorum bazen. Öyle köşeye oturuyorum, sırtımı da yola dönüyorum. Kimseyi görmeyin diye. Bazen geliyor böyle, oralara kedi meni falan bir şeyler. Bir gün, kedinin birisi çıkmıştı ama hadi dedim avcılığını göster bakayım bana bir.
Böyle yatıyor kiremitlerin üzerine. Yavaş yavaş yavaş … gidiyor böyle. İzliyorum ben de onu. Diyorum fıtratı bu hayvanın. Diyorum senin fıtratın bu. Şimdi diyorum öyle bir hızla diyorum avunun üzerine gideceksin ki diyorum ben. Şaşkın kalacak. Böyle bir atladı dört ayak üzerine yakaladı kuşu. Ağzını aldı bir de bana baktı göz göze geldi yaptım mı diye. Harikasın dedim. Alkışlıyorum seni dedim. Kuşu aldı gitti. O da kendinden zannetmesin diye dedim nefsin uyma arkandan. Kendinden zannetme dedim. Döndü baktı bir daha iyi hadi yürü git dedim. Yürüdü gitti. Onun fıtratı o. Siz ev kuşu olmayın. Siz ev kedisi olmayın. Siz ev köpeği olmayın. Siz simürk kuşu olun.
Sizi o beslesin. Sizi o doyursun. Sizin kanadını o taksın. Sizin ayağınız olsun. Simürk kuşu gibi olun. Ne kadar yükseklere çıkarsanız çıkın. Baktığınız yeri ayna gibi görün. Simürk kuşu gibi olun. Dünya nimetleri sizi aldatmasın. Binlerce kilometre yükseklerde kanat çırpsanız dahi merak etmeyin. O sizi besler. Hicret edin. Seyahat edin. Günahtan sevaba hicret edin. Haramdan helala hicret edin. Bir mahalleden bir mahalleye hicret edin. Bir yerde ders var. Haydin arkadaşlar oraya deyin. Hicret edin.
Seyahat edin. Sizler ayağınız bu dünyaya bassa da buralı değilsiniz. Bunun bilincine varın. O yüzden kutsal emanetlerinizin de bilincine varın. Bir gün sahibi gelir onları kuşanır. Bayrağını çeker. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyen bu sancağın altında toplansın der.
Adı Hz. Muhammed Mustafa'nın adındandır. Annesinin adı, annesinin adındandır. Çakma değil ama nüfustan sonradan değiştirme değil. Öz be öz. Onun siması Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'i andırır. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in simasını görmeyen Sufi'den sayılmaz. En önemlisi Hz. Hüseyin Efendimiz'in simasıdır.
Onu görmeden gördüm demeyin. Çünkü Mehdi'nin siması Hz. Hüseyin Efendimiz'in simasıdır. Onun şekli şemali Hz. Hasan Efendimiz'e benzer. Bakışları Muhammed bakışıdır onun. Onun bakışında Muhammed Mustafa'yı görürsünüz. O öylesine bir göz süzer, binlerce göz ona feda olur. Çünkü onun gözlerinde Hz. Muhammed Mustafa'nın gözleri vardır.
Onun kelamı, belagatı, hiçbir ve kelam bir belagat ustası onun yanında. Çok affedersiniz ama eteğini bile öpemez. Çünkü onun belagatı Hz. Muhammed Mustafa'nın belagatıdır. O konuşunca sadece kulaktan duyulmaz. Gözler kulak olur, eller kulak olur, ayaklar kulak olur. Varlık kulak olur, onu dinler. O yürüyünce varlık arkasından yürür. Her şey onun peşindedir. O çünkü Muhammed Mustafa'nın gerçek varisidir. Onun gelmeyecek diyenler kör olanlardır. Ondan haberdar olmayanlar kör olanlardır. O yüzden o çok kıymetli olduğu için sahteleri çıkar.
O çok kıymetli olduğu için birileri çıkar ben Mehdi'yim der. O çok kıymetli olduğu için birileri kalkar ben gördüm filanca zaman gelecek der. Doğrudur onların da gördükleri belki de. Kendilerince ama kendi hakikatlerinde. Ben hep derim ya hakikatin de üstünde bir hakikat vardır. O hakikatin de üstünde bir hakikat vardır. Hakikat vardır hakikatten içeri ya. Hani bir can var demiş candan içeri. Hakikat vardır hakikatten içeri. O yüzden belki de o Mehdi'ye dünya nefesimiz yetişir yetişmez bilemeyiz nefes ona ait. Karınca misali. Dikmişiz gözümüzü. Biz onun yoluna taş olalım.
Onun yoluna toprak olalım. Veyahut da ayağını taş almasın taşları ortadan ayıklayalım. Çukura basmasın çukurları dolduralım. Biz yürünecek hale getirebildiğimiz yere kadar getirelim. Ondan sonrası Allah'ın ilmi, Allah'ın kaderi, Allah'ın takdiri. Allah'ın bu noktadaki zamansal tecelliyatı nedir? Bir şey diyemeyiz. Belki de bekliyorsunuz. Bir tarih verir, bir şey verir. Bu ara soran da çok. Benden böyle şeyler duyamazsınız. Bana ancak ya Hz. Muhammed Mustafa der sallallahu aleyhi ve sellem, şu kadar zaman kaldı sabret diye. Ya da kendisi der, şu kadar kaldı geliyorum diye. Ben bir başkasının söylediği sözü söylemem.
Bu ikisinin haricinde söze de kulak asmam. Herkes hakkını bana helal etsin. Sizler adına söylemedim, maneviyat adına söyledim ama sizler de hakkınızı helal edin. Tarih söyleyenler, kendilerince bir bildikleri vardır. Bildiklerini söylüyorlardır. Belki de bizim bildiğimiz bu kadar. Bizim bildiğimiz bu kadar olduğu için biz tarih veremiyoruz. Ama inşallah onun yolunda olmanın mutluluğunu ve huzurunu yaşayalım. Misyonumuzu unutmayalım. Neyin içinde olduğumuzu unutmayalım. Sürçülisan ettiysek affola. Geç bıraktık affola. Hakkınızı helal edin.
Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi