Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Temmuz 2013 · 1:12:52
Sizin sütteceniz hayır etmişsiniz. Cenâb-ı Kürtü'nün Kıbray'ın meylesine. Amin. Ev rüya yazmayın. Burada rüya, tevhid etkili olması. Kulak zannediyor ki rüya, müpteteliğin müteziler olmaması, Allah'ı iyi tanıyan bir ismin de cebriye olmaması düşünülemek.
Ne iş işe? Şehiristan Meynmez Sabri Efendi'ye ait olan bir sözü açıklayabilir misiniz? Meynmez Sabri Efendi'nin son dönemiyle alakalı ilmi mülahazalar karışık. O yüzden ilmi mülahazalar yurtasını karışık olduğundan Mehmet Sabri Efendi'nin bu sözünü çok konuşmak istemem. Mehmet Sabri Efendi'nin bütün herkes çünkü Osmanlı'nın hususu olmadığı şey, Müslüman olarak.
Fazıl, ehl-i sünnet bir kimse olarak bilir. Ama Sabri Efendi son dönemlerinde cebriyeye kaymıştır. Cebriyeye kaydığına dair ilmi tespitler var. Ona bu noktada reddiyeye yazan gulema mülçüktür. Ama bu noktada ben kendi eserlerini araştırmadığımdan dolayı üzerine böyle bir şey söylemiş hakkını kendimde bulunur. Ama imamlar devrin o günkü gulemaları, Sabri Efendi'nin son durduğu noktayı tenkil eden vesaireler var.
O yüzden bunu kalkıp da yorulma noktasında değil, Allah'ı iyi tanıyan birisi cebriye olmamasını düşünülemez dediğinde cebriyeye kapı açılırlar. Allah'ı iyi tanıyan birisi, Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri olduğu noktada doğuldu. Hz. Resulullah sallallahu ve sellem hazretleri cebriye değildi. Eğer cebriye olmuş olsaydı, deveni bağla da Allah'a güven demezdi.
Eğer cebriye olmuş olsaydı, nikah dört şey için yapılır, siz diktar olanını seçiniz demezdi. Eğer cebriye olmuş olsaydı, ağaçları aşılayan kimseler daha fazla gözüm alınca, siz bu dünyalık meseleleri bana sormayın, kendi aranızda istişare edin demezdi. Eğer bu noktada Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri cebriye noktasında dursaydın, Allah birisi emrettiyse namazını kılacak, Allah ona içkiyi yardımse o da içki içeceklerdi.
Kötülükler, kötülüklerden insanları men edin demezdi. İyiliklerin yayılması için uğraş verin demezdi. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz demezdi. Mağrubu emredin demezdi. İyiliği yaymak için gönderilmiş bir deyak verin demezdi. Ve arz la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum demezdi. Burası sıkıntılı bir noktadır.
Ben de sizin gibi bir beşer demezdi. Tavsiyelerde bulunmadım. Cebriye deyince tavsiyeye gerek yok. Cebriye deyince sorumluluk kalktı. Mükellefiyetlik yok. Kafir, kafir olarak doğdu, kafir olarak yaşayacak veya ne yaşarsa yaşasın o kimse kafir olarak ölecek.
Bir kimse içki içtiyse Cebriye'ye göre o kimse Cenab-ı Hak buna Cebret'in içki içmesidir. O yüzden işte. Ve o Cebir'le de Cehennem'e verirlerdi. O kimsenin içki içmeme gibi bir lüks yok. Yani Cebriye'de o kulun kendince kendi iradesi yok. Kendi iradesiyle yapıyormuş gibi görünen şeyler de Allah'ın iradesiyle yapıyor. Cebriye bu. O yüzden Allah'ı iyi tanıyan bir kimsenin Cebriye olmasını düşünemiyor. Bu noktada Mehmet Sabri Efendi'ye katılmıyor. Mükteli. Burada mükteli demek ki bir kimseye uyan, imama uyan kimse. Öyle değil mi? İmama uyan bir kimsenin de mütezile olmaması düşünülemez. Yani buna da katılıyor. Bu Mehmet Sabri Efendi'nin Türkiye'den dışarı çıktıktan sonra Mısır'da değişik alimlerle daha doğrusu Cebriye'ye giderle konuşup sonra Şam'a yerleşip Cebriye üzerinde konuşmalarıyla başlayan bir düşüncesi.
Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Ben bunu böyle konuşmak istemezdim. Ama ve lakin sanki bu konudan konuşmak inticap ediyormuşum gibi ağırlanacak diye sormayınca hani Bediüzzaman sahibi Nur Saadet'in eski sahip diye nitelendirdiği bir dönemi vardır. Mehmet Sabri Efendi'nin de sonraki dönemiyle alakalı bu. Allah bunu da bizi de hataya düşmekten affetsin. Eğer bunun bir hatası kusur varsa Cenab-ı Hak inşallah affıyla yardımcı. Ameliyattan anestezinin etkisinde kalan bunlarda farkında olamadıkları bazı sözler söylenmekte. ve narkozun etkisi kayboldundaysa söylediği bu söze hatırlatıldığında hatırlamadıkları görülüyor. İnsan şuurluğu dizinin altının çocuğudur. Onlardan kaçıp kurtulamaz denilen sözü de kalb-ü velet şey tıp ilmini de ilgilendirebilir.
Tıp ilmini de ilgilendirebilir nedir? Kalb-ü velet şuur dışında bir şey değildir. Sufilerde kalb-ü velet vardır. Kalb-ü velet zikrullahın nuruyla o kimsenin kalbinde aslında velet dediği çocuk derler. velet çocuk demek, kalbin çocuğu denir. Ama aslında o Allah'ın zikrullahın nuruyla kalbinde oluşturduğu bir haldir. Bu aslında ilmi ledündür. İlmi ledündür derken o kimsenin kalbinden o ses, ilham konuşur. Bunu yeme, buradan sağa durur, buradan sola durur. Şimdi bu soru soracak. Bunun cevabı bu. Veyahut da gayri ihtiyar. O kimse matematiğe bağlanmış gibi kalbinden gelen bu sesi dinleyerek konuşur. Bu kalb-ü veletler için, bu sufiler için, bu veliyullah için, bu evliyalar için bir kapıdır.
Bu kapı müminlere açıktır. Aynı zamanda bir kimsenin kalbinden bu noktada şeytan da konuşur. O kimsenin kalbi şeytan. Bu ses kesiliyor ikide birden. Oradan mı, buradan mı kaynaklanıyor? Hayır, kabul olmuş. Çıkarayım mı kabul? Eğer normalde o kimsenin şeytanla irtibatlı ise, şeytanla irtibatlı olmak şudur.
Bir kimse, zikrullah'tan geri durduğu an şeytanla irtibatlı. Bu size ağır durdur. Zaten şeytan o kimsenin kalbine hükmetmeye başlar. Ve o kimse, şeytanın o vesvesesini Allah'tan gelen bir ilham zannedebilir. Cenab-ı Hakk'ın muhafaza altına aldığı, koruduğu kalpler vardır bu sesi noktada.
Onlar bundan uzaktır. O kalbi velediden gelen ses, hakikattir. Bu bilinçaltı, şuur altı değildir. Bakın bu bilinçaltı, şuur altı değildir. Bu bilinçsiz değildir. Bu şuursuz değildir. Bazen, insanın yaptığına Musa da şaştı dedi ya kahinden. Cenab-ı Hak Musa Aleyhisselam'a dedi ki, at Asa'nın ortaya ver. Musa Aleyhisselam beskene çekerekten Asa'yı ortaya arttı. Asa kocaman bir ejderha oldu. Kocaman bir ejderha olduktan sonra o kırk tane büyücünün yaptığı büyüleri yüttü. Tekrar Asa haline geldi. Musa Aleyhisselam, kendi elinden düşen, kendi elinden attığı Asa'nın yapmış olduğu o hargülade hallerden şaşkına döndü.
Yani daha doğrusu hayrette kaldı. Biz ona hayret makamı diyelim. Onun o hayrete düştüğünü gören tahinler dediler ki, Bu Musa'nın işi değildir. Bu Musa'nın Rabbisinin işi. Çünkü Asa'nın yaptığına ben öyle tarif ediyordum. Onu Türkçeye öyle çeviriyordum ben. Asa'nın yaptığına Musa da şaştı dediler. Onlar Musa'ya bakarken bir şaşkınlık ifadesi gördüler Musa'dan. Musa'daki o hayret onları saplı çevreledi. Bu bir keramettir. Bu peygamberlerde olunca bir harikulade haldir. Veliyullah da olunca bir keramettir. Beliyullah bazen kendi üzerinden suzur eden keramete de hayrete düşer. Bazen kendi ağzından çıkanı kendisi de hayrete düşer ki, bu o kimsenin kalbi ve ledinin çalıştığına işaret eder.
Geri kalan narkoltan dünyanın kimse bilinç aldığındadır. Onun bilinç aldığında ne var ise, onun bilincinde o esnada ne var ise, onu konuşmaya başlar. İkisinin arasındaki fark budur. Hadis, hadiselere dervişanın şeyhin gözünden şeyhçe bakması ve hatta şimdi peygamber olsa nasıl bakar ne yapar demenin mahsurları var mıdır tasvip edilen bir niyet halindir. Bu çok makul bir şeydir. İnsanın kendisini disiplin etmesi, insanın kendisini meselelere bakarken odaklaması, insanın hayatı yaşarken nasıl yaşayacağına dair kendisine bir neyin, bir ölçü koyması açısından harika bir şeydir. Hani ben bazen derim ya, o beş yıldızlı tatil köyüne, o beş yıldızlı tatil için o otele peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleri sağ olsaydı girer miydi oraya?
Hani bugünkü dilde empati yapmak diyorlar ya kişiyi şahsin yerine koydun. Acaba hazreti peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleri sağ olsaydı bu büyük alışveriş merkezlerine girer miydi? Hazreti peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleri sağ olsaydı senin evine girer miydi? Senin derken kendimi kazdı. Hazreti peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleri sağ olsaydı acaba kaç geceyi evinde geçirirdi böyle bir zamanda?
Sağ olsaydı acaba ne kadar Allah yoluna koşardı? Onun yanında bulunsaydık kendimizi ne derecede Müslüman görürdük? Hani hazreti ömer efendimizin sözü sahabenin sonra tabiinin sözü var ya kimin söyledi mi bilmiyorum. Siz diyor ashabı görmüş olsaydınız tabiinden sonraki nesne söylüyor. Sahabe tabi ondan sonra tabi. Üçüncü nesne söylüyor. Diyor ki siz sahabeyi görseydiniz bunlar deli derdiniz. Onlar sizi görseydi bunlar dinden dönmüşler sizi kılıçtan geçirirdi. Tabi bir kimse kendince şeyhin burada ne yapardı diye düşünmesi kendisini disiplin etmesi açısından çok önemli.
Veya o kimsenin kendi kendisine hazreti peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleri ne yapardı demek kendisini disiplin etmesi açısından çok önemli. Bunu böyle şeyh olma noktası veyahut da peygamber olma noktası olarak görmüyorum. Bunu bir kimsenin kendi kendisine disiplin etmesi, kendi kendisini daha iyiye daha güzeler daha doğruya götüreceği bir yol olarak görüyorum.
İnsanı namazdan uzaklaştıran haller nelerdir? Şeytana uymaktadır. Namazdan uzaklaşan kimse şeytanın sesine uyumaktadır. Şeytanın dostudur namazdan uzaklaşanlar. Bir kimse namazı kasten Allah'ın gözünün içine baka baka terk ediyorsa o kimse Allah'ın gözünün içine baka baka ben şeytanla dost oldum demektir.
Bunu böyle yumuşatmaya çalışırlar. Ben de zaman zaman yumuşatırım insanlar hani ümitsizliğe düşmesinler diye. Ama namaz dinde yıkılacak son kaledir hadis-i şerif. Namaz dinin direğidir hadis-i şerif. Kasten namazı terk edenin imanı yoktur hadis-i şerif. Namazın terk söz konusu değildir. Bir kimse namazı kasten terk ediyorsa kendince kendi imanını sorgulamalı. Namazı kasten terk eden bir kimse imansız hükmünde görebilecek kadar cesaretli değilim. İmam-ı Şafi o cesareti vermiş kendisine, bulmuş. Namazı kasten terk eden kimse küfür ehli demiş.
İçkinin haram olduğunu bile bile içen insan küfür ehli demiş İmam-ı Şafi. İmam olduğunu bile bile zina yapan insan küfür ehli demiş. Bunu bile bile kumar vinyan küfür ehli demiş. İmam-ı Şafi'ni fetvaladın. Hadis-i şerif var, bir kimse iman üzerine içki içemez.
Hadis-i şerif var, iman üzerine hırsızlık yapamaz. Hadis-i şerif var, iman üzerine zina edemez. Hadis-i şerif var, iman üzerine namazı kasten terk edemez. Hadis-i şerif var, iman üzerine resmen orucu terk edemez. İmam-ı Azam Hazretleri böyle görmemiş. Bir şey kasten terk etmek günah-ı kebahidir demiş. Ama namazla alakalı fetvası var. Bir kimse namazı kasten terk edilirse ne gerekir diye sormuşlar. İmam-ı Azam Hazretleri demiş ki o kimseye namaz tebliğ edilir. Yine kılmazsa hapsedilir. Yine kılmazsa tuzlu su içilerekten katledilir. Kim katledilir? Yıllık İslam tarihi boyunca namaz kılmadı diye bir kimse katledilmiş mi?
Hayır. İşin bir de bu tarafı var. Osmanlı İmparatorluğu zamanında iki tane kadın zinadan dolayı rehmedilmiş. Altı yüz boyunca. Altı yüz yıl boyunca. İnsanlar zina etmedi diyemeyiz. Kadının birisi itiraf etmiş, birisi de gayrimüslim zaten. Siyasi, Fransız bir kadın. İmparatorluğu'nun son döneminde. Öbürkü kadınmış itiraf etmiş. Ve selam hazretleri zamanındaki gibi delilik testi yapmışlar. Geri göndermişler, işleşirmişler. Kadın gelmiş gelmiş ben zina ettim demiş, onu lezzetmişler.
Bir kimse namazı uzaklaştıran şey nedir? Şeytandır direkt. Nefis insanlara küçük hatalar yaptırır. Şeytan, insanlara günah kebal işlemesi için meselesi verir. Nefse uymak küçük hatalardır. Şeytana uymak günah keballerdir. Küçük hataları iki namaz affettirir. Günah keballer için ceza gerekse ceza yani diyet, diyet gerekirse iyi bir tövbe gerekir. Allah bizi affetsin. Namaza ihlasla sıkı sıkı tutulmanın yolu nedir?
Kardeşler, çay içmenin yolunu biliyorsunuz da namaz kılmanın sıkı sıkı yolunu bilmiyor musunuz? Karnınızın acıttığını biliyorsunuz da fellik fellik yiyecek arıyorsunuz da namaza hiç karnınız acıkmıyor mu? Bir pantolon, bir gömlek almak için çarşının altını üstünü getiriyorsunuz da namazı sımsıka sarılmayı bilmiyor musunuz? Kadınlar bir etek, bir bliz almak için Bursa'nın altını üstünü getiriyorlar, beğenmiyorlar. İstanbul'dan etek, bliz alacağız, derbisi alacağız diye uğraşıyorlar da namaza sıkı sıkı sarılmanın yolunu bilmiyorlar. İyi para kazandığınız zaman erkekler işin sıkı sıkı ucunu tutmayı biliyorsunuz da namazın ucunu tutmayı bilmiyor musunuz?
Şöyle bir şey istiyor herkes, böyle bir şef ona öğreteceksin ki o namazı böyle kolaylıkla kılıver. Benim öğrettiğim şeyi, benim söyleyeceğim şeyi yapamazsınız ki. Nasıl kolaycılık kılıvermek için Allah'ı sevmekle Allah'ı seviyorsan onun söyledikleri sana kolaycılık gelir. Orasını sevdiğinde nasıl onu beklerken beklerken süslenir, hazırlanırsa seviyor çünkü.
Erkekler diyecekler ki kadınların büyük bir çoğunluğu böyle bir şey yapmıyorlar, sevmiyorlar diyecek. Ben de evet diyeceğim. Erkek yıkanıyor, patlanıyor, temizleniyor, kokulanıyor, süsleniyor da gidiyor ya. İnsanlar birbirlerini beğenecekleri zaman herkes en güzel kıyametlerini, en güzel kokularını sürünüp birbirlerine öyle gitmeye gidiyorlar ya.
Görüntü gelmiş olsa ev dipten tırnağı temizlenip o kadın da o kız da dipten tırnağı temizlenip süslenip kokulanıp bekliyor ya kendisini beğenecek olan adamı. Adam da garibim kendisi de aldattığından aldanıyor. O da giderken öyle gidiyor. O da en yeni kıyafetlerin, en güzel kıyafetlerin, en temiz kıyafetlerin, saçının, tıraşının her şeyine dikkat ederek de kocaman bir çiçek veya çikolata öyle gidiyor. Her ikisi de birbirini aldatıyor aslında. Her ikisi de kandırıyor birbirini. Her ikisi de kanmaya müsait. O adam evliliğinde her gece onu yapamayacak ki sevgileri yok.
İşte Allah'a karşı da öyledir insan. O kimse ilk namaza başladığında harikulade bir şekilde başlar. Vaktinde kılan böyle bir huzur, huşu, böyle bir kendince böyle bir ayrı bir âleme gider. Her gün başlar, çıt, çıt, çıt, … düşer. Eskimiş karı koca olur. Bir müddet sonra kadın eve adam mı gelmiş? Saat kaçta gelmiş? Ne zaman gelmiş? Bir şeye ihtiyacı mı var? Umrunda değildir. Yatar, horun, horun, uyar. Veyahut da bir dizi seyrediyordur, film seyrediyordur. Adam gelir, selamünaleyküm, aleykümselam, tamam derse dedi. Adam kendi kendine soyunur, geyinir, hazırlanır, duşunu alır, karnı acı kırk saat gider, mutfağa sandviçini yapar, elini ağzını yıkar, çay içecekse çayını derler.
Hatun dizi seyrediyor. Ondan sonra yatar. Adam da kadın da. İyi dedim, e ben de hemen bir de ekmek arasında soğuk bir sandviç yapar, yatarım dedim. Hanım ne yapıyor o esnada? O dizi seyrediyor, filmi seyrediyor. Senin gibi adamı çok güledim. Eshir ya insan. Sevgisizliği çıkarmaya da var. İşte namazı kolaycılık kılmanın ekseri, Allah'ı sevmek. İbadetleri kolaycılık yapmanın ekseri, Allah'ı sevmek, ona aşık olmalı.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Faiz vermek de almak kadar haramdır. Ya biraz böyle yumuşatmaya çalışırlar. Verdi ya, almadı hiç olmazsa. Vermek de almak gibidir. İçin mücadele etmek cihattır. Göstermek cihattır. İçin çaba göstermek cihattır.
Parası var. Sen gününde yatırmaya çalış. Yatıramadın, paran yoktu. Eyvallah. Su parasını gününde yatırmaya çalış. Yatıramadın, yolunu değilsin. Neden? Darül harp hukuku giriyor. Harpte müminle kafir arasında faiz yoktur. Yoksa adresiyle Kabe duvarında zina etmiş gibi günah kebahir işler bu kimse.
Bu hadis-i şerifi de sevmiyorlar. Ya birisi dedi ya işte ağır bir hadis-i şerif, bir cemaate bağlı bir kimse. Neden ağırına gitti dedim ben de. Ya ne bileyim biraz ağır geldi dedi. Sana ağır gelmiş hadis-i şerif dedi. İşte sahip mi filan Muhammed Aleykent oldu. Dedim siz bari açmayın. Böyle sohbet. İşinize gelmeyen bir hadis-i şerifi olunca sahip mi? Ne kadar sahip mi? Yukarıdan yer açın bakalım. Genç talebeler geldi. Helal herhalde dışarıdan geldi misafirler. Evet? Arnavutluk'ta misafirlerimiz geldi. Hadi bakalım bizim kardeşlerimiz aşağıya gitsinler. Bir yer açın bakalım.
Arnavutluk'tan gelen kardeşler. Onlara söyleyin, dışarı çıkmasınlar. Yol açsınlar, yukarı alacaklar onlar. Yok mu Türkçe bilenler? Onların başında kimse yok mu? Evet, söyleyin arkadaşlar. Hadi bakalım. Kardeşlerimize yol açın. Bu da süpçektir ha.
Hadi bakalım şu arka taraf biraz yanaşırsın böyle tek tarafa doğru. Orası daha basın biraz mayandan rahat hareket Kardeşler siz sessizce gidiverin aşağı. M.K'dan gelen kardeşleri tam karşıya alın bakalım.
Orayı boşaltın bakayım karşıya. Hadi bakalım M.K'dan gelen kardeşleri tam karşıya alın. Adamlar yukarı bakmayın siz. Ben bakıyorum yeteri kadar. İnsanın hepsi ne oluyor diye bakarsın. Bunlar de şimdi derler ki adamlar ne kadar güzel patlılar Karşıda hep metodan yol olsun tamam mı? Misafir olsun hepsi de. Karşıda hep metodan yalan olsun. Tamam mı? Misafir olsun hepsine. Ha?
Türkçe bilenler onların da sorusu varsa sorularına cevap verebileceğiz. Kadın damadı ile hacca gidebilir mi? Kızıyla nikahlı olduğu müddetçe nikah düşmez. Aslında nikahlı olmasa da nikah düşmez. Ama fitne korkusuyla orada bir hafiften bir şerh düşmüşler. Yanında eğer kendi kısmı varsa gider bir sıkıntı olmaz. Ama fitne korkusuyla şerh düşenler olmuş.
Tekkemize gelmeyen bir abimizin ricası. Sizler İslam ülkesinde doğduk. Şanslıysak Japonya'da doğan insanlar İstanbul ülkesi olmadığı için şanssız duyuyorlar. Ne yapmaları lazım? Dinden haber olmayan hiçbir yer kalmadı. Bu önceden haberleşmenin olmadığı zaman zaman da olmuş olsaydı onlar sorunlu olmalardır. Ama şu anda İslam dediğimde internete yazdığında herkes her şeye ulaşabiliyorlar. Kişinin aşka ulaşması için ne yapması lazım diye bir soru sormuş. Fırat kardeşe. O da aşka ulaşmak için bir kimsenin ilk önce bir aşık
bulması gerektir. Bu aşıkların da mürsülü kamil olması diye yanıt var. Onlar asıl aşıklardır dedi bize. Efendim biz bir grup arkadaşımız, Fırat kardeşimiz bize bu kadarını anlatamamız. Asıl cevabından ehlinde olduğunu söyledik. Bilmediğiniz zikiri zikir tehlikeli sorun diye ait kelime söyledik. Bizler aşka nasıl ulaşabiliriz? Anlatırsanız seviniriz. Hakkınızı helal edin. Çok bir şey, çok bile söylemiş Fırat. Bu yetmez ise sana hani söyledik hiçbir şey yetmez daha. Peşimin kapanmasını istiyorum, iyi niyetimle güzellikle anlatıyorum. Çalışan kişi benim
eşimden diyor ki ya işi bırakayım. Bazı zaman da iş yerinde kapalı olmam yasak diyor. Ne yapacağımı bilemiyorum işte Allah razı olsun akıllarım. Eşim de şu an sizi dinliyor. Bu vakit. Allah razı olsun demiş. Eşinizin çalıştığı iş yeri bilmiyoruz. Yani sonuçta bu noktada bir kadının eşinin kapanmasını istemesi bir erkeğin eşinin kapanmasını istemesi hakkı ama velakin bu noktada kadının çalıştığı iş yerde örtülmeye müsaade etmiyorlarsa kadının çalışmama hakkı da var. Örtülmeye müsaade edip etmemesi söz konusu değil. Kadının çalışmama hakkı vardır. Bir erkek eşinin
bakımından, iyi aşesinden, yiyecekler, işçenler, her şeyden mükellef, sorumlu. Kadın ev bakmaktan sorumlu değil. O yüzden bir kadın kapanırsam ben işi bırakırım diyorsa bırakacak, kapanacak. Içki ve kötü alışkanlıklar olan bir amirin zulmüne ibadet namaz konusundaki baskısını nasıl sabit etmeliyiz? Namazı kılın. Ne kadar zorlukta bulunursanız kurunun namazı kılın. Ama öğlen de ikindiyi cemedin, kılın. Kılın. Mesainiz uyumlu olsa akşam da yatsıyı cemedin, kılın. Hiçbir şey yapamadınız. Öğlen de ikindiyi kılamadınız. Eve gittiğinizde önce öğleyin, sonra ikindiyi, sonra akşamı kılın. Namazı kılın. Sabah namazını kılın. Sabah namazında da amirin baskısı yok ya. Akşam namazında amirin baskısı yok ya. Yatsı namazında da amirin baskısı yok ya. Namazı bir şekilde kılın.
Mesela bu bahçenin yeşermesine sebep. Hadi en son sırrı içinde tutmaktan bahsetmeyin. Orada kaldık değil mi? Sırrının gönülde kaldıkça dileği daha da tez meydana gelirdi. Peygamber sırrını gizleyen de tez muradına girişir. Dilediğine eş olur. Tohum bir yerde gizlenir de o gizlenmesi balın bahçenin yeşermesine sebep olur. Altınla gümüş gizli
olmasaydı madenin içinde nereden gelişirdi? O hekimin söz verişleri, lütfedişleri o hastayı korkudan emin etti. Hazreti Mevlana, Celayet-i Rum Hazretleri. Zaman zaman bir ayet-i kerimeden iki kelime, üç kelime alıp oraya atıfta bulun. Bir hadis-i şerife atıfta bulun. Konuyla alakalı bir kelime, iki kelime, üç kelimesini hadis-i şerifin içerisinden cımbızla çeker. Ayet-i kerimenin içerisinden cımbızla çeker. O hakikat ilmine vakıftır çünkü. Hakikat ilmine vakıf olduğundan ehl-i sufinin kendince tarzıdır. Ayet-i kerimenin içerisinden bir
kelime, iki kelimeyi cımbızla çekerler. Hazreti Mevlana, Celayet-i Rum Hazretleri de cımbızla çekiyor. Peygamber sırrını gizleyen dedi, tez muradına erişir. Demek ki sırrını gizlersen murada tez erişirsin. Derler ya, gidecek olduğun yolu söyleme. Düşmanlar yolunu keser. Hırsızlar yolunu keser. Sende kıymetli bir şey varsa olur olmaz der de o kıymetli şeyini gösterme. Ilergide seni ondan almaya çalışırsın. Hani güzeli örterler ya, fitne çıkmasın diye. Talibi çok olur. Kadınlar örtünürler. İnsanın gizli hazinesi olursa onu saklar. Cibitli
cek yer ara. Hiç kimse görmesinler. Onu örter. Bir hazine varsa sen örtersin, saklarsın onu. Bir şey kıymetliyse onu muhafaza edersin. Kıymetli muhafaza edilir, korunur. Cibitli değilse kapının önünde bırakırım. Ancak ki bir lira, iki lira tanesi. Kıymetli bir ayakkabıyı sağa içeri alır, ayakkabılığa koyar. Camilerde görürsün. Cibitli ayakkabılıklar vardır. Görürüm camide almasını oraya bırakır, cibitler bir de cebine koyar kibit. Hani giyiyorsa caminin önünde bırakır verirse de giyer gider zaten olsun. Kıymetsiz çünkü. Siz bir şeyse
kapının önünde durur, gelen giden alır gider o. Hiç siz iyi bir koltuğu kapının önüne bırakanı gördünüz mü? İyi bir koltuk alırsa eski koltuğunu kapının önüne bırakır. Birisi alsın gitsin hurdacılar diye. Hurda işe yaramaz olan şeyler örtülmeye, saklanmaya, muhafaza edilmeye, korunmaya, sır tutulmaya ihtiyacı yoktur. Orada dışarıda tutuverin. Sır için sırtaş gelir. Sırrını muhafaza edemez sırtaş gelir. Bir kimse sırrı muhafaza etmiyorsa iyi suhbilerden olmaz. Bir kimse bir kardeşinin, bir arkadaşının sırrını koruyamıyorsa
o iyi dost, iyi arkadaş değil. Bazen küçük bir şey söylersin. O küçük söylediğin şeyi yarattı sükun dinlersin başka yerden. Kime söylemiştin? Eks kimseye. Bil kol sırrı saklamıyor. Senden laf alıp götürüp başkalarına götürüyor. Lafı başkasına götüren kimse nemmandır. Laf gezdiren kimse. Laf gezdiren kimse. Ibn-i Mübare'ye göre annesi belli olsa da dangalanmış onun bunun çocuklarıdırlar. Sırrı muhafaza eden ise sırtaştır. Birisinin sırrını muhafaza et. Birisinin sırrını koru. Birisi sana güvenmiş, inanmış. Onu muhafaza
et kendilerdir. Birisi sana bir analiz etmiş. Sende kalsın. Muhafaza et olan analizi. Münafıkların listesi kendisinde vardı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eğildi. Onun kulağına bir şeyler söyledi. Sır verdi. Ve o örüntüye kadar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri filanca için münafık dedi demedi. Velilerin de böyle sırları vardı. Analizleri vardı. Emin gördüğü, inandığı bir kimseye bir ince not düşer. O ince notu o bir başkasına anlatıyorsa özel notu o sırdaş değildir. O iyi sufi
değildir. O temiz ahlaklı değildir. Şeyh'e rağmen bir kimse değildir. Başkasına anlatıyorsa üstad dahil anlaşıp tövbeleşip tekrar ayin çünkü hata et. Üstad yol öğret. Bekler o der ki böyle bir yol varmış demek. Böyle bir şey varmış. Böyle bir şey, böyle bir şeyin hükmü varmış. Ha demek ki bu sır denir. Işte kim sırrı saklarsa murada
yarar. Üstadın sırrını saklayan. Allah'ın sırrını saklayan. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sırrını saklayan. Gönlündeki sırrını saklayan murada yarışır. Sır saklamayan nemrottu. Sır saklamayan vefasızdır. Sır saklamayan o meyve. Ima etsen bunu ifşa etmişsindir sen. Asan layi. Çünkü şekilleri var.
Kaldırmak dahi bir şekildir. Bir göz süzmek dahi bir şekildir. Bu yerle bir bıyık altından tevessüm etmek dahi bir şekildir. Anlatır o kimse. O yüzden sufi karşıyadır. Diz dizedir. Dediklerini kahve almışım. Çünkü halini yakalım. Minik anlatır. Göz anlatır. Sadece dili anlatmaz.
En kol anlatır. Hani bugün dilde vücud dili diyorlar ya. Sufilikte bu vardır. Bir şeyi böyle kaşı çatık anlatmak vardır. Tevessüm ederek anlatmak vardır. Ciddiyet var. Oturuşta dahi o kimsenin o meseleye vermiş olduğu değer çıkar meydana. Sır saklanmak içindir. İfşa edilmek için değil. Sır içte tutmak içindir. Anlatılmak için değil. Anlatan ifşa eden kaybeder. İmtihan eder insan. Şeyhin dilinden küçücük bir şey senin kulağına gelir. Allah'ın imtihanıdır o. Bazen şeyh dahi bunu neden söyledin der.
İmtihanıdır o. Hem şeyhin imtihanıdır hem dervişin imtihanıdır. Sırrı saklamak gerekir. Saklamayan kaybeder. İfşa eden kaybeder. Laf dolaştıran kaybeder. Senin içinde bir niyet varsa o niyetinde sabit kal. Hatta niyetini de ifşa etme. Samimiyetini dahi sabit tut içinde. Her ifşaattan zarar görürsün. Sır saklanmak gerekir. Saklamak gerekir. Gördün bekle. Yanlış görmüş olabilirsin. Dillendirme. Sır yap. Duydun bekle. Yanlış duyabilirsin. Bir daha teyit ettir. Eksik duyabilirsin. Bir daha teyit ettir. Yanlış görmüş olabilirsin. Bir daha teyit et.
Bir daha teyit et. Duyduklarınızı söylemeniz size yalan olarak yeter. Duyunu söyleme. Bekle. Bir mimik her şeyi ifade eder. Sır saklamak gerek. Sırrı saklayan makbuldür. Sırrı saklayan kemale erir. Eksikliği örten kemale erir. Eksikliği yapan batmaz. Eksikliği ifşa eden batan. Eksikliği yapan batmaz. Eksikliği ifşa eden batan. Onun iç içliğini yayan batan. Taptığına kalır başka. Ifşa eden, dolaştıran batan.
Esik noksanlık davranan içinde tutmayıp ifşa eden batan. Sır sadece birisinin gelip de sana kulağına, senin kulağına söylediği değildir. Alemi sen sır bil. Gördüklerini sır bil. Duyduklarını sır bil. Yaşadıklarını sır bil. Bekle. Anlatacağın zamana kadar. Ne zaman anlat dediler? Anlatırsın. İnsanların sırrını anlatamazsın. Bekle. Pişir içinde. Onun içinde olumlaştır.
kemale erdir. Bak altın bir günde kemale ermiyor. Diyor ki altınla gümüş gizli olmasaydı madenin içinde nereden gelişirdi? Eğer o olgunlaşmasaydı, meydana çıksaydı, insanlar onu olgunlaşmadan alıp eritmeye çalışırdı. Cenab-ı Hak onu toprağın içinde sakladı, gizledi. Kayalarının içerisinde sakladı, gizledi. Kayalarının içerisinde onu olgunlaştırdı. Sır haline getirdi. Bütün insanlar o sırra doğru koştu. Altın toplamak için, altın madeni için uğraşıyor. Kolay para, kıymetli. Ama Cenab-ı Hak onu toprağın içerisinde sakladı, gizledi. Bak kömür madenleri
var. Milyon, milyar toplamak için. Türkiye'nin altı kömür madeni. Buluncak şunları bir şey mi? Buluncak, buluncak. Bildiğiniz böyle ağaç gibi olacak. Ağaç, bildiğiniz ağaç. Bu
bu topraklarda yetişecek bunlar. Böyle ağaç gibi. Bir dalından domates, bir balın dalından, salatalık, bir dalından, patlıcan, bir dalından, erik, bir dalından, incir, bir dalından, kestane, bir dalından. Evet yaz, kış. Bütün meyveyi hepsinde bir ağaçtan dokun. Böyle yağmura, mağmura, su yağmura ihtiyaç olmayacak. Böyle getirecek şeringa, ete, damlara, şirin kadar buraya ya. Böyle ağacın, şirin bir damla. Bütün ağacı edecek. Ya diyeceğiz ki ya bu cennet mi? Evet. Bunun gibi bir şey. Sır. Sır. Bunu kafir cinliler, kafir cinliler bunları Ruslara, Amerikalılara
söylüyor. Rusya'da, Amerika'da, İsrail'de kurulmuş Hussisi, Rusya'sı kurulmuş, bunlarla uğraşan, bunlarla uğraşan, bunlarla iştigal eden Rusya'sı insanlar var. Kafir cinlilerle irtibat kurup, nerede ne var onları öğrenmeye çalışıyorlar. Siz zannediyorsunuz ki, veliyullahların işi sadece din anlatmak. Allah'ın sırrını saklamak bizden. Uğraşıyorlar. Bir cinlilerle Müslümanların arasında cinli taifesini kullanıp, onların kafalarını, akıllarını yok etmek istemem. Cidli taifesinin saldırısına maruz bırakıyorlar insanı. Müminler bundan emin. İşte sırf altın ve gümüş toprağın
içerisinde saklı olmasaydı, olgunlaşmadır. Küçük çocuk erik canı ister, evinin olgunlaşmasını bekler, yok. Kapının önünde bir erik ağacı düşünün. Daha olgunlaşmasan, olgunlaşmadan çocuklar eriği sıyırıp batarlar. Öyle yapmazlar mı? Çocuklar olmadığı taş atarlar değil mi? Evin dalının dudağını da kırarlar. Neden? Çocuk için o erik kıymetidir. Olgunlaşmadan yiyecektir. Benim annemim evinde onların çocukluğundan kalma bir duta ağacı vardı. Nasıl söyleyeyim? Bu tekke kadar Hacı Mehmet bu tekke kadar var mıydı dalların budaklarını? Vardı değil mi? Yani çardak onun
altındaydı. Dışarıda vardı değil mi? Bu tekke kadar var herhalde değil mi? Vardı. Bir dudağacı düşünün, bu tekkenin yeri kadar. Dalları budakları. Altında çardak. Yaz geldi mi dedem? Çardak'ta yatıyor, kalkıyor. Şehrin içerisinde. Eski bayımcada. Şeyin yastığın altı tağına, bıçak, satır, ondan sonra tabanca, tüfekte ararsan şeyin altında. Yastığın altında. Şey değil. O oradan geçecek olan bir kimse bir bir sefer öksürmesi lazım. Dedem çünkü gül ve de patlacak. Öksürecek, öksürecek, öksürecek, öksürünce, öksürünceye kadar orada bahçenin duvarın
dibinde, köşesinde duracak. Ses gelirse geçecek. Öbür türlü dolaşacak ya yol uzacak. Dedem canı sıkı isterse. Şehrin mi ben filanca kendini tanıtacak mı? Tamam geç. Yoksa gül diye çakal patlamanın patladığını görür adam. Çocuk daha olgunlaşmadan gelip yemeye çalışırlar. Anneannem çocukları da evladım olmadı da çacım gidin. Ama çocuk artık olgunlaşmadan dudu aşağıya yemeye çalışır. Sır taklanmak ister. Çocuk olgunlaşmayanı düşürür aşağı. Ama o erik ağacı bu bahçenin içinde olursa bahçe sahibi onu muhafaza eder. Bahçe sahibi onu korur. Der ki daha
olgunlaşmadı bekleyin. Oraya kimse koyun katamaz. Oraya kimse aa bu erik ağacından bir tane düşürelim diyemez. Bahçenin sahibi orada. Dedem orada. Öhö öhö dediği zaman duruyor ortalık. Bahçenin sahibi yoksa olgunlaşmadan eriklerin sıyırıldığını görürsünüz. Erikler sıyırılmakta da kalmaz. Dalının bu dalının da kırıldığını görürsünüz. Bir dahaki seneye meyve vermediğini görürsünüz. Çünkü dal budak kırılır. Bir zeytinliğin sahibi yoksa zeytinliği ayrı potkalı sarar. Deliceler sarar. Aşılı zeytin delicenin altında boğulur kalır. Oysa aşılıdır o zeytin.
Ama deliceler sarar. Delice hızla büyür çünkü. Şeytani şeyler hızla büyür. Şeytani duygular hızla büyür insanlar. Şeytani ve sese hızla her tarafı sarar. Şeytana müsaade edildi mi ortalı deliceler sarar. Delice de meyve verir. Acıdır meyve. Delice zeytinden sofralı zeytin olmaz. Delice zeytinden yağdır düzgün olmaz. Asidi yüksek olur. Yakar adamın boğazını. Delice zeytinden bir tek sabunluk olur. O da gözüne kaçsa gözünü acıtırsın. Şifalınmaz insan ondan. Bizde delice zeytini yağnete sıkma olarak bırakılır. Yağneciye verirler onu.
Yağneci onu sıkar, yağına alır. Kaç kiloya çıktı? On kilo. Senin sıkma parandan düşer. Kime satar onu? Anlamayan para satar. Hacı Mehmet'in babası dayım gider. Zeytini bir tanana damatır. Bakar. O da içer. Siz zeytin yağını içmezsiniz. Bizim orada zeytin ağacı kullanan hemen gardağın dibinden bir şey içer. Fincanın dibinden bir içer. Bakar nefasetine. Kokusuna bakar. Onun yağın acılığına bakar. Asidine bakar. Dert ki kendi kendine hiç gerek yok. Ağız tadına uygun. Bizde sımbır asit yoktur. Yemez ki de sımbır asit. Sımbır asit yağ yağ değildir. Kokusu yok, rengi yok,
hiçbir şey yok, fosası yok, süzülmüş, süzülmüş, süzülmüş. Her şey gitmiş. Nefasetsiz o. Bize nefaseti olacak biraz. Kokusu, zeytin kokusu olacak. Rengi zeytin yağı olacak. Altın sırası değil. Yeşile kaçacak biraz. Biz aldımını da onun tadını alacağız. Pırıl pırıl, beş perrak. Yok kardeşim öyle. Öyle değil. O inceden zeytinin kokusunu, zeytinin rengini alacak o. Bu aşılı, güzel bakılan bahçenin, güneş gören bahçenin yağı makbuludur.
Kuzsa, güneş görmediyse pişmemiştir o zeytin. Onun yağı düzgün değildir. O biraz kırağa çalacak. Biraz güneş vuracak o bahçeye. Onun yağı pişkindir. Dervişin de hası öyledir. Biraz güneş çarpacak onu. Biraz kırağa çarpacak onu. Biraz suçsuz kalacak o. Biraz süzülecek o. Etrafındaki deliceler alınacak. Güzelce dibi çapalanacak o. Güzelce dibine gübrelenecek o. Zamanı geldiğinde ağırlanacak. Budanacak.
Meyvecılar beni iyi anlar. Ondan sonra o çiçekler de yıklanacak. Çok çiçek tutar. Asıdır o. Ası olan ağaç çok çiçek tutar. Ası olan kovan çok arı topla. Hamre oğul verir. O asıdır. Çalışkandırır. Onların çiçeklerini yolarsın. Koparırsın. Neden? Ağa çok kadar çiçeği kaldırmalı, meyveye kaldırmalı. Elek çalışır. Herkes derviş olmaz. Olsaydı her sohbeti dinleyen derviş olsaydı burada size yer kalmazdı. O diyecek ki o hoca sert. Bana uygun değil. Öbürki diyecek ki Allah bırak deri de böyle konuşuyor.
Öbürki diyecek ki Allah ne kadar arabası olduğunu o bilmiyormuş. Öbürki diyecek ki ne kadar parası olduğunu bilmiyormuş. Birileri teneke çalacak. Birileri de o tenekeden dolayı ürtecek, gidecek. Tenekeyle ürütemezsin. iki tane iskelet koyuyor ve ürütü gitti. Aklı. Olgunlaşacak. Olgunlaşacak. Pişecek. İşte o hekimin
söz verişleri, lütfedişleri o hastayı korkudan emin etti. O hekimi öyle konuşacak. Öyle söz verecek. Öyle anlatacak. Birisi hoş olacak. Bize ki tamam. Şimdi aradığımı buldum. Burası. Şimdi beni iyi edecek olan hekimi buldum. Burası diyecek. Teslim olacak, kalacak. Her söz veren kimsenin sözüne verilmez. Ama öyle söz verişler vardır. O sözün canı gibidir. O sözün ruhu gibidir. Öyle bir söz veriş olunca insan orada kalır. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Yüz sekseninci beytten devam edeceğiz. El Fatiha namaz. Misafirhanedeki
faaliyetlerimiz bugünden itibaren durdurulmuştu. Yeni bir yer arıyoruz. Yedi yüz, sekiz yüz, bin metrekare olabilecek şekilde daha geniş bayanların ve erkeklerin toplumca hizmet edebileceği, ders yapabileceğimiz bir yer arıyoruz inşallah. Bir yer bulduyduk. Sahiplerine ulaşanmamış. Bir aydan beri, bir buçuk aydan beri. Kira bantıraları her şey hazırlanmıştı.
Ama adamlar işte besicilik yapıyorlar. Bursa'da da oturmuyorlar. O yüzden ulaşamazdık adamlara. Böyle bir yer sıkıntımızdan dolayı ııı bugün yeri boşaltmak zorunda kaldı. Yarın boşaltacağız inşallah yeri. O yüzden bu zaman zarfında kardeşler mahallelerdeki ders yerlerinde perşembe günleri derslerine devam edecekler. Bayanlar da cuma günleri orada derslerine devam edecekler. Çalışmaları olanlar mahallelerindeki bayanlar gündüz çalışmalarına, erkekler gece çalışmalarına devam edecek. İnşallah bir yer bulup oraya taşınıncaya kadar gazozlardaki yerimizdeki
bütün faaliyetler bugün itibariyle son bulmuştur. O yüzden kardeşler inşallah yer aramaya koydu sana. Kendisi burada değil ama Hacı Remzi abiye bu noktada teşekkür ediyorum. Allah razı olsun kendisine. Bugüne kadar yerin kullanımına müsaade etti. Ben de dediyim zaten Ramazan'a kadar diye. O yüzden namazanda geldi zaten. Yarın boşaltacağız inşallah inşallah böyle bir karar aldık. Ben aldım daha doğrusu kararı. Hacı Remzi abi çıkın filan demedik. Öyle de aklınızdan bir şey gelmesin. Kimse de ona karşı kalbimden buğuz etmesin. O benim
yirmi sekiz Şubat arkadaşım. Evet. O yüzden incilmesini, kırılmasını, onun bu noktada üzülmesini istemem. Hani Ashab-ı Bedir vardır ya. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selam Hazretleri Ashab-ı Bedir'ine söz söyletmez ya. Dokunmayın onlara da. O yüzden benim yirmi sekiz Şubat arkadaşlarıma da kimse dokunmasın. Kimse onlara murzu etmesin. Kimse onlara yan gözle bakmasın. İstemem. Hata da yapsalar onların hatalarının konuşulmasını istemem. Açık ve net bir şekilde söylüyorum bunu. O yüzden ben çünkü o günleri unutamam hiçbir zaman. Unutamayacağım da. O yüzden kardeşler asla ben asla Remzi abiye karşı bir saygısızlık, bir eksiklik, bir nolsanlık yapmasınlar. Onun isniyatifinde olan bir şey değildi. Ben bugün boşaltma kararı aldım. Onun kesinlikle ve kesinlikle çıkın bakın diye hiçbir şey demedi.
Direkt benim ağzımdan duyun diye söylüyorum. Laf dedikodu bilbet olmasın çünkü. Ben böyle bir karar aldım. Eee bunun daha uygun olacağına inandım. Bekledim on beş yirmi gün bir ay, üç aydan beri yer bulunacak diye. Bulunmuyor bir türlü. İnsan hani böyle elinin altında bir yer olur böyle bir güvenli bir şey olursa fazla böyle eee dört elle bir şeye sarılmaz. Şimdi herkes inşallah dört elde sarılıp bir yer bulunur. Inşallah oraya geçeriz. Çünkü ha üç gün sana ha üç gün önce değişenmiş olmayacak. Inşallah kardeşler arkadaşlar bu
noktadan gayret göstersinler. Inşallah bir yer bulunalım. Oraya yakalım. Geniş bir yere daha güzel daha iyi bir yere geçelim inşallah. Haklarını da helal edin. Güzel yanında helal olsun. Destur yarabbim.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.