Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 30 Eylül 2018 · 56:51
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Hakkınızı helal edin. Özür dilerim. Bizim Ali Karadağ, sesim kısık diye bir şey illa ki bunu ağzında tut dedi. İki dakika sonra sesin açılacak dedi.
O yüzden ağzında tutuyorum. Bu arılara özel talimat veriyor ya kulaklarına fısıldıyor. Bunu böyle yapacaksınız, şunu şöyle edeceksiniz diye. O yüzden. Burada devam demişiz, burada kalmışız. Buradan devam ediyoruz değil mi? 11. sayfa. 15. sayfa. Sonu mu?
Hicri ilk 3. asırdaki İslam toplumlarında hakikati Muhammediye nazariyesine pek rastlanmayıp, 3. asırdan sonra sufiler arasında yayılmaya başlaması, bu düşüncenin kaynağının İslami olmadığı konusunda haklı şüphelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Evet, Hicri 1. asırda da mesela bir fıkıh ekolün, bir mezhebi görmeniz mümkün değildir.
Veya Hicri 1. asırda, 2. asırda, 3. asırda İslami ilimlerin tasnif edilip, konulara ayrılıp, o konular üzerinde yol açılması söz konusu değildir. Şimdi, mesela sufi ilmiyle alakalı, fıkıh ilmiyle alakalı veya kelamla alakalı veya akaitle alakalı. Bunlar, İslam'ın kendi içerisinde çok önemli bir ilim dalları.
Mesela Hicri 1. asırda, 2. asırda, 3. asırda bu ilim dallarının tasnif edilip, ayrıştırılıp, belli noktada, belli kimseler tarafından uzmanlık alanı haline getirilmişliği yoktur. Şimdi, İslam dünyasının ve İslam dininin içerisinden çıkan, bu tip ilim dallarının hepsine de karşı çıkmak mümkün. Mesela, mezheplere karşı çıkanlar da bu açıdan karşı çıkıyorlar.
Diyorlar ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında mezhep yoktu. Sonra, ilk asırda da yoktu. Nereden çıkardınız bunu? Sonraki asırda da yoktu. Ta ki ne zamana kadar? İmam-ı Azam'a kadar. İmam-ı Azam kim? Tebai Tabi. Tabiindi, pardon. Tabi. İmam-ı Azam'ın zamanında da Hanefi mezhebi diye bir isim yok. İmam-ı Azam'dan sonra da yok. Şimdi, eğer bu üçüncü asırdan sonra bu çıktı dersek, Kur'an ve sünnetin içerisinden o kadar çok ilim çıkmış ki, temelinde Kur'an, sünnet var. Bu üçüncü asırdan sonra böyle bir isimlendiği için, bu bize dışarıdan gelmiş olabilir.
E, hadis-i şerif, ilim Çin'de de olsa gidip alınız. Hadis-i şerif, ilim Müslüman'ın, müminin yitik malıdır. Nerede bulursa alır. Yani o zaman, İslam dünyası bir, kendi içerisinde bir ilim dalı üretemeyecek mi? Kur'an, sünnet kaynaklı. Kendi içerisinde Kur'an, sünnet kaynaklı bir ilim dalı ürettiğinde biz bidat deyip karşı mı çıkacağız? Ya, o zaman ilme karşı çıkmamız lazım. Benim nazarımda henüz daha Kur'an ve sünnet tam anlaşılamadı. Anlaşılamadığı için, mevcut ilim dallarının haricinde, ilim dallarının oluşması lazım. Neden bir astrofizikçimiz yok bizim? Neden uğraşılmıyor böyle bir şeyde? Neden uğraşılmasın?
Örnek, biz eğer, bu hicri birinci, ikinci, üçüncü asırda bu yoktu. Bu sonradan gelme bize. Canım kardeşim, temelinde Kur'an ve sünnet var ise, bundan bin yıl sonra da, Kur'an ve sünnetin içerisinden bir ilim dalı üretilebilir, çıkarılabilir, retmedeceğiz. Bunun ismi, ilk üç asırda konulmadığından dolayı, veya ilk asırda konulmadığından dolayı, veya bunun ismi, Kur'an ve sünnet tarihinde konulmadığından dolayı karşıyız. Bu noktaya mı geleceğiz? Allah muhafaza eylesin. E normalde şimdi, ee işte bu o zaman olmadığından dolayı, şimdi de atılması lazım. O zaman hepsini atalım.
Fıkıha da, fıkıhı da atalım, akaide de atalım o zaman. Atalım, bu mantıkla atacağız hepsinden. Ve Müslümanlar, bu konuda böyle şey, aa, bidat mı işliyoruz acaba? İlim ne zamandan beri bidat oldu? Velev ki, doğru bir ilmi biz, ehli kitaptan aldık.
Velev ki doğru bir ilmi, Budistlerden aldık, Hindulardan aldık. O ilim doğruysa, ret mi edeceğiz? Böyle bir İslami, entelektüellik düşünülebilir mi? İslam, Kur'an sünnet tabanını bir dindir. Herhangi bir meselenin, veya herhangi bir ilmin, veya herhangi bir fraksiyonun, temelinde Kur'an sünnet var ise, hatta birebir olmasa dair, normalde kıyas edilecek bir şey var ise, ona itiraz edemeyiz.
Kıyas edilecek şey ne? Mesela örneğin, herhangi bir meselede, başka bir şeyle, kıyas etmek gibi bir şey. Böyle bir şey varsa, neden reddedelim biz? İslam dünyası, gelişmeye, derinleşmeye, genişlemeye, yükselmeye, kapılarını kapatacak mı? Biz, ilmin, fennin, matematiğin, geldiği, bu noktada, biz şimdi, bunlar, ilk asırda yoktur, deyip, redmedeceğiz.
Böyle bir mantıkla, yürürsek, nasıl bir ilim ehli olacağız? Biz ilme karşı, nasıl duracağız? Benim en çok karşı çıktığım, şeylerden birisi bu çünkü, temelinde, Kur'an varsa, sünnet varsa, mesele bitmiştir. Bunun adı, konulmamış olabilir. Şimdi de, mesela işte, sufi hareket, ilk yüzyılda yok. Ya ilk yüzyılda neden, sufi hareket olsun? Zaten Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, henüz daha toprağa soğumamış. E mezhepler yok. Ya nasıl olsun zaten? Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, tedirizatından geçmiş, sahabeler ayakta. Ne mezhebi? Akaitle alakalı mezhepler de sonradan çıkmış.
Evet doğru. İhtiyaç duyulmamış ki. İhtiyaç duyulmamış. Şimdi, itiraz mı edeceğiz hep biz bunlara? Allah bizi affetsin. Mesela, Fazıl Rahman. Al işte, Fazıl Rahman dua, de dur şimdi. İsmini duy, dur. İsmini duy, duy, dur. Ve Ali Sami, Enneşşar, Hakikat-ı Muhammedi teorisinin, Gnostizm'den mülhem olduğunu düşünürler. E tabi, Fazıl Rahman her şeyi düşünür. Onun düşünmediği bir şey mi var? Massignol, bu düşüncenin, karmatilikten geçtiğini söylerken, Nicholson'da, Hristiyanlıkta Hazreti İsa için kullanılan ifadelere benzediğini, bunun için kaynağının, Hristiyanlık olduğunu söyler.
Nicholson, yeni ahitteki herhangi bir atıfta rastlamadık, ancak incelerimizde tasavvuftaki ilk yaradılan şey ve sebebi hilkat olan, Hakikat-ı Muhammediye anlayışının hemen aynısının, orada Hazreti İsa'da, Nisa'ya olduğunu gördük. Mesela, yeni ahitteki Pavlos'un, kolesilerde, mektubunda Hazreti İsa için şöyle denilmektedir. Görünmez Allah'ın sureti, bütün hilkatin ilk doğanı olur. İlk doğanı O'dur. Çünkü göklerde ve yeryüzünde görünen ve görünmeyen, gerek tahtlar, gerek hakimiyetler, gerek riyasetler, bütün şeyler O'ndan yaratıldı. Bütün şeyler O'nun vasıtasıyla ve O'nun için yaratılmıştır. Hepsinden evvel olan kendisidir. Kitab-ı Mukaddes, Şirket-i İstanbul, 1995, sayfa 207.
ya Pavlos'u biz ne kadar Hristiyan kaynakları için güvenilir bulacağız, Pavlos'u ne kadar Hristiyan göreceğiz? Pavlos'un kendisi tartışmalı önce. Pavlos'un kendisi tartışmalı olduğundan dolayı, Hristiyan dünyası kaynıyor içten içe. Bugünkü Vatikan Kilisesi, Pavlosvari bir yapılanmadır.
Pavlos da gerçekte, şimdi Pavlos'un kimliğini koyalım önce, Pavlos da gerçekte bir Yahudi din adamıdır. Hazreti Pir'in Yahudi bir padişahla, Hristiyan, pardon, Yahudi padişahla vezir hikayesi, bizi Pavlos'u anlatır. Direkt. O yüzden bize Pavlos'u direkt anlattığından dolayı, veyahut da dinin içerisinde, heva ve hevesten, dogmatik şeyler koyanları anlattığından dolayı, sevmezler Hazreti Pir'i.
Mesela Hazreti Pir'e karşı çıkanlar, bu Yahudi vezir ve padişah hikayesinden dolayı sevmezler. Ne yapmıştı Yahudi padişah? Bütün inanan Hristiyanları katletmek istemişti. Akıllı vezir onun için ne dedi? Sen dedi dur, ben onlara öyle bir oyun oynayayım, onlar refçide birbirine düşsün. Ne yaptı? Bir sürü risaleler yazdı. O risaleleri ayrı ayrı gruplara verdi. Ayrı ayrı gruplara, kavimlere vererekten, onların hepsinde halife tayin etti. Hepsine de dedi ki, ben öldükten sonra bunları aşacaksınız. Kısa kısa geçiyorum. ve hepsine de farklı din anlattı. birisine dedi ki, birisine dedi ki, oruç fazdır, öbürküne dedi ki, sen yemene içmeni neden kesiyorsun?
Vücudunu kuvvetlendirmen lazım. ye iç. Riyazat o değildir dedi. Riyazat o değildir dedi. Birisine dedi ki, cömertlikle erdemliliğe kavuştursun. Öbürküne dedi ki, seninle beraber mi kazandı bu fukaralar? Ne yaparlarsa yapsın dedi. Öbürküne dedi ki, sana bir usta lazım, bir üstad lazım. Muhakkak bir üstada bağlanman lazım. Ondan ilim öğrenmen lazım. Öbürküne dedi ki, usta da sensin, çırak da sensin. Sana usta lazım değil, asıl usta sensin dedi. Şimdi Pavlos, böylece bütün etraftaki gruplara tek din anlatmadı. Pavlos da aynı şeyi yaptı. Bir sürü Hristiyanlık yazdı. Aslında kendisi de din adamı değildi.
Aslında kendisi de gümrük memuruydu. Havralarda yetişmiş veya din adamlarının yanında yetişmiş bir kimse de değildi. Devletin gümrük memuruydu. Devletin gümrük memuru. Ama ne yaptı? Bir sürü Hristiyanlık yazdı. Ve Hristiyan alemi birbirine girdi. Herkes, yüzyıllar süren mezhep savaşları oldu Hristiyanların içerisinde. Yüzyıllar süren. Aynı şeyi şimdi Müslümanların içerisinde uygulamak istiyorlar. Yüzyıllar süren mezhep savaşlarını çıkarmak istiyorlar. Bunlar Pavlosvari düşünce hepsi de. Hepsi de. E şimdi Nicholson kim? Evet.
Batıda yetişmiş. İyi bir doğucu. İşin acı tarafı da bu. Ya siz Mesnevi'nin Nicholson çevirisinden okuduğunuzu biliyor musunuz? Uzun müddet. Şimdi şimdi yeni çevirileri var. Siz iyi bir Arabi araştırmacısı kimdir biliyor musunuz? Nicholson'dır. Bizim kimsenin ilmiyle işimiz yok. Ama biz şimdi levlak el-evlak distürünün düşüncesinin batıl olduğunu kim söylüyor bize? Fazıl-ı Rahman söylüyor. Açın akıllıları Fazıl-ı Rahman yazın bakalım.
Karşınıza ne çıkacak? Sakın İngiltere çıkmasın. Sakın kraliçenin yetiştirdiği kimselerden birisi çıkmasın. İnceleyin. Araştırın. Nicholson'ı da araştırın. Ya ben Nicholson'a mı bakacağım? Kindiye mi bakacağım? Gazaliye mi bakacağım? Örneğin. Ben Fazıl-ı Rahman'a mı bakacağım? Gazaliye mi bakacağım? Kindiye mi bakacağım? Kime bakacağım? Muhyiddin İbni Arabiye mi bakacağım? Ben Fazıl-ı Rahman'a mı bakacağım? Yoksa ümmetin bütün ulemasının çoğunun birleştiği noktaya mı bakacağım? Ümmetim yanlış da toplanmaz. Yeni ahitteki Nicholson devam ediyor.
Yeni ahitteki herhangi bir atıfta rastlamadık. Ancak incelememizde tasavvuftaki ilk yaratılan şey. Hakikat-ı Muhammed'in anlayışının hemen aynısının. Burayı okuduk. İsa için de öyle denilmektedir. Burayı okuduk. Paulus'un bu düşüncesinin kaynağı Gnostizmizdeki kurtarıcı motifinden başka bir şey değildir. Şinasi gündüz. Paulus Hristiyan'ın mimarı. Paulus'un bu düşüncesinin kaynağı Gnostizmdeki kurtarıcı motifinden başka bir şey değildir. Bu Gnostizm neymiş ya? Bir bakar mısınız? Yunus neymiş Gnostizm? Bilinmezcilik. Gnostizm bilinmezcilikmiş.
Evet. Paulus'un bu düşüncesinin kaynağı Gnostizmdeki kurtarıcı motifinden başka bir şey değildir. Bilinmezcilikler, kurtarıcı motifler mi var onların? Artık Yunan'ı dalıyor. Bu bilinmezcilik de bu ezoterizm birbirine şey mi, birbirini mi destekliyor?
İçinde gizemleri olan bir öğretim sistemine ezoterizm dönüyor. O zaman sufilik bir ezoterizm mi oluyor? Çünkü sufiliğin içinde de bilinmezlikler var. Evet. Bu da ayrı bir tartışma konusu. Ben şimdi yok desem olmaz. Değil mi? Bu ezoterizm mi?
Yunus bir şey diyecektir. Bu Gnostizm de tüm dinlerini reddediyor. Muhteşemmiş ya. O da bir din çünkü. Bütün dinleri reddetmek de bir dindir. Benzer şekilde Afifi de bu düşüncenin İskenderiye kilise babalarının aracılığıyla mutasavvıflara geçtiği fikrindedir. Ebu'l-Ata Afifi. Tasavvufta İslam'dan manevi hayat çeviren Ekrem Demirli. Netice olarak Hakikat-ı Muhammediye nazariyesinin özellikle yeni eflatunculuk ve Hristiyanlık gibi yabancı kaynaklardan Şiiliğe, oradan da tasavvufi düşünceye geçtiği anlaşılmaktadır. Allah Allah. Böyle bir tespit var demek. Hadis alimleri ve Hanbeliler başta olmak üzere ulemanın geneli Hz. Peygamberin bu şekilde anlaşılmasının onu ilahlaştırmak anlamına geleceğini söyleyerek bu inancı küfür ve şirk saymıştır.
Acaba kimmiş bunlar? Bu hadis alimleri, Hanbeliler başta olmak üzere bunun kim küfürü saymış? Teymiye bu konuda kendisine sorulan bir soruya verdiği cevapta Hakikat-ı Muhammediye konusundaki hadislerin sıhhatine inanan kimse kafir olur ve tevbe etmesi gerekir. Tevbe etmezse katli vaciptir. Bu konudaki hadislerin hiçbirinin aslı yoktur. Hiçbir kitapta bu kabil rivayetler yer almamakta. Allah ve Resulünü bilen hiçbir kimse bu konuda bir hadis rivayet etmemiştir. İbni Teymiye Mecmul Fetavah. Kuşeyri ki İslam'ın şeriat boyutuna dolayısıyla şer'i delillere bağlıdır. Letaiful işaratında bu konuya hiç değinmez.
Çok çok onun kullanılan bu üç hadisi de kısaca inceleyip soruyu bitirelim. Bir, Adem su ile çamur arasındayken ben Nebi'ydim. Sehavi, insanların dilinde çokça dolaşan bu sözün bu lafızda hadis olarak nakledildiğine rastlamadım derken, Zerkeşi, bu lafızda bir hadisin aslı yoktur demiştir. Ajduni keşfil hafa. İbni Teymiye de bu hadisin mevzu olduğunu söylemektedir. Fetavah. 8. cilt 283. Ancak bu sözün lafzına yakın başka bir hadis kaynaklarında yer almaktadır. Tirmizi, Menakıb, İbni Maci, Tıb, Ahmet bin Hanbel, Müsnet, Ebu Abdullah, Muhammed bin Abdullah, El Hakim, El Nişaburu, El Müsnedrek, Alas Sayhah. Hadis no 4209. Tefsirinde zaman zaman tasavvufi yorumlarda yer veren nazi de bu hadisin ilk yaratılan şeyin Hz. Muhammed'in olduğuna delalet ettiğini düşünmekte ve iki defa bu hadisi zikretmekte.
Tirmizi, Ahmet bin Hanbel, İbni Maci gibi hadis alimlerinin senedinin sıhhati açısından nakletmekte beis görmedikleri bu hadisi İbni Teymiye'nin belirttiği gibi hiçbir şey yaratılmazdan evvel bir şeyin Allah'ın ezeli ilminde mevcut olduğudur. Yani henüz ilk insan yaratılmadan önce bile Allah'ın kimin ne olacağını ezeli ilmiyle her şeyi bilmekteydi. İbni Hibban ve Hakim'in rivayet ettiği hadislerde yer alan yazılıydı ve Lev-i Mahfuz'un başında bu konuda yeterince açıklayıcıdır. İbni Hibban'ın rivayet ettiği hadis, Adem henüz çamur halindeyken benim Hatem-ül Enbiya olduğum Allah nezdinde yazılmış idi. İbni Hibban. Hakimin rivayet ettiği hadis ise, Adem henüz çamur halindeyken benim Haküm-ül Enbiya olduğumu Allah nezdinde Lev-i Mahfuz'un başında yazılmış idi.
Hakim. Bu iki hadisin hakikat-i Muhammediye düşüncesini işaret etmesi söz konusu değildir sizce. Yani bir tarafta İbni Hibban hadisçidir, ben bütün hadisçilerin hadislerini kabul ederim. Ama İbni Hibban mesela Tirmizi gibi, Ebu Davud gibi, Hakim gibi, Buhari gibi kuvvetli bir yani onlardan daha üstün bir hadisçi değildir ilmi literatür açısında. İbni Hibban'ın hadisini kabul edip, Tirmizi'nin hadisini kabul etmemek, İbni Hibban'ın hadisini kabul edip, işte burada yazmış, Ahmet bin Hanbel'in müsnedini kabul etmemek, hadis kriteri açısından çok uygun bir şey değil. Çünkü bir şey Tirmizi'de varsa, İmam-ı Hanbel'de var ise İbni Hibban'a bakmana gerek yoktur. Çünkü İslam dünyası Kütüb-ü Siddet'e çok önem verir.
Kütüb-ü Siddet dediğimiz altı hadis kitabıdır. Altı hadis kitabının, altı hadis aleminin herhangi bir naklettiği hadisi kendilerine daha sahih görürler. Ben burada sahihlik tartışması yapmak istemiyorum. İbni Hibban'da böyle bir hadis geçmiş olabilir, Tirmizi'de de bu hadis geçer. Yani hiçbir şey yok iken onun peygamber olduğu. Bir hadis-i şerifte böyle hatta toprağın üzerine böyle çamur yapar, su döker. Adem henüz bunun gibiyken sahabeye der yanındakine. Senin hani peygamberin peygamberiydi der. Adem su ile çamur arasındayken ben peygamber idim der. Bu normalde buna benzer peygamberliğine dair hadisler vardır. Ama aynı şekilde de daha henüz hiçbir şey yaratılmamışken, kendisinin ruhaniyetinin ve nuriyaniyetinin yaratıldığına dair de hadisler vardır.
Bu konuda sizinle daha önce ders yapmıştık zaten. O zaman normalde İbni Hibban'ın hadisini kabul et. İmam-ı Hanbel'in ve Tirmizi'nin hadisini kabul etme. Veyahut da Tirmizi'nin hadisi varken, Buhari'nin, Müslümin, Tirmizi'nin, İbni Mace'nin, Ebu Davud'un hadisi var iken, sonradan gelen Teymiye'nin bu hadisler sahih değil demesini kabul et. Evet, sonradan gelenler, sonradan gelenler, bu İbni Teymiye ve sonrası da dahil buna. Bakın İbni Teymiye ve sonrası dahil. Yani hem hadisler diyeceksiniz ki ilk 100 yılda, 200 yılda, 300 yılda toplandı, sonra diyeceksiniz ki 800'lü yıllarda hadis inkarcıları başladı. E 500 yıl sonra, yani hicri 500'lerde, hicri 400'lerde, işte diyeceksiniz ki bu hadis sahih bu değil.
Bu mevzu, bunun geldisinde gittisinde problem var. Benim ben hadis alemi değilim. Bakın ben hadis alemi değilim. Ben hiçbir ilim sahibi değilim. Cahil bir insanım diyelim ki. Ben aldım bir hadis kitabını, 200 yılında yazılmış bir hadis kitabı. O zaman için tetkik edilmiş, daha taze, tabi'in var orta yerde. Tabi'in var orta yerde. Teba-i taibin var orta yerde. İmam-ı Azam aynı zamanda bir hadisçi olduğunu biliyor musunuz? Tabi'in sağ. Tabi'nin yetiştirdiği teba-i tabi'in de sağ. Ve bunlar hadis risaleleri var. Geldisi, gittisi, senedi, sepeti hazır. Ardından 300 yıl sonra birisi gelecek, şu hadis sahihti, bu hadis sahih değildi diyecek.
Kendilerince ilmi vardır, ben bir şey demiyorum. Ben din konusunda İbni Teymiye'yi otorite olarak kabul etmek zorunda değilim. Ali'l-Karri'yi otorite olarak kabul etmek zorunda değilim. Bir kimse Hazreti Mevlana'yı otorite olarak kabul etmek zorunda değil. Bir kimse İmam-ı Azam'ı otorite olarak kabul etmek zorunda değil. Ama bir kimse İmam-ı Azam'ı kendine otorite kabul ettiyse, sen nasıl İmam-ı Azam'ı otorite kabul edersin deme, hakkında değil senin. Birisi İmam-ı Şafi'yi kendine otorite kabul etmiş, İmam-ı Şafi'nin söyledikleriyle amel ediyor. Birisinin ona, sen nasıl İmam-ı Şafi'yi otorite kabul edersin, kabul etmemen lazım deme, hakkına sahip değil.
Bizim dinimiz buna müsaade etmiş, kim yasaklayacak? Nasıl bir kimse diyor ki, ben hiçbir İmam-ı otorite olarak kabul etmiyorum, benim mezhebim yok kardeşim. Ben İmam-ı Azam'ı da, İmam-ı Şafi'yi de, İmam-ı Malik'i de, İmam-ı Ambel'i de otorite kabul etmiyorum diyor. Ben ona sen dinsizsin, sen imansızsın, sen yolsuzsun diyebilir miyim? Böyle bir hakkım yok. Bana ne? Ben de seni otorite kabul etmiyorum. Geçen hafta kimdi o? Ebu Hanzala. Takma lakaplı kimse. Adam onu otorite kabul ediyor. Ben kabul etmiyorum kardeşim. Kabul etmek zorunda mıyım? Veyahut da şu anda bazı ehl-i sufi topluluklar var.
İşte kendi içlerindeki bir fıkıh alemini, İmam-ı Azam'dan daha büyük otorite olarak kabul ediyor. İmam-ı Azam kimmiş diyor. Bizim hocalarımız daha alim diyor. Ondan daha büyük alim diyor. Bana ne? Adam Kur'an ve sünneti uyuyorsa beni ilgilendirmez. Ama şöyle bir şey var. Karşındaki kimsenin kendisini otorite kabul edip etmediği şeyleri senin de eleştirmeye hakkın yok. Ben bu manada örneğin İbn-i Teymiye'nin bu konudaki şeylerini otorite olarak kabul etmek zorunda değilim. Bizde bir de böyle saplantı var. Biz karşımızdaki bir kimseyi bizim otorite olarak kabul ettiğimiz, alim olarak, şeyh olarak, üstad olarak, rehber olarak kabul ettiğimiz bir kimseyi herkes kabul etsin diye onun mücadelesini veriyoruz.
Bizde böyle bir sıkıntı var. Bütün herkes Risale okuyacak. Risale okumuyorsa Müslüman değil. Bütün herkes Refah Partili olacak. Olmazsa Müslüman değil. Bütün herkes Sufi olacak. Olmazsa Müslüman değil. Bütün herkes Mevlevi olacak. Olmazsa Müslüman değil. Bütün herkes X olacak. Olmazsa Müslüman değil. Böyle bir mantık yok. Böyle bir şey yok ya. Bırak kardeşim. Bahçe büyük, rengarenk olsun. Bırak. Yok. Bizde bir de böyle sıkıntı var. İbn-i Teymiye demiş. Tamam bitti ya. Üzerinde tartışma yok. Bediüzzaman demiş. Tamam bitti ya. Üzerinde tartışma yok.
Mustafa Özbağ demiş. Tamam bitti ya. Üzerinde tartışma yok. Böyle bir şey yok. Doğru değil. X partinin başkanı söylemiş. Böyle bir tartışma yok. Ya böyle bir şey yok. Bırakın. İmam-ı Azam'da demiş. İmam-ı Şafi'de demiş. İmam-ı Malik'i Hanbeli demiş. İmam-ı Muhammed söylemiş. İmam-ı Yusuf söylemiş. Rengarenk olmuş. Rengarenk olmuş. Sen neden? Kimse birbirini reddetmemiş bakın. İmam-ı Malik, İmam-ı Azam'a laf söylememiş. İmam-ı Azam, İmam-ı Malik'e laf söylememiş. İmam-ı Şafi'ye, İmam-ı Malik'e bir şey dememiş. İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi'ye dememiş.
İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf'a bir şey dememiş. İmam-ı Yusuf, İmam-ı Muhammed'e bir şey dememiş. Dememişler birbirlerine laf. Varsa doğrun, Kur'an sünnet tarihisine koy. Allah bizi affetsin. Ya normalde, Tirmizi'yi kabul etmeyeceksin, İbni Hibban'ı kabul edeceksin. Eyvallah. Eyvallah. Ben kabul ediyorum. Tirmizi'yi de kabul ediyorum. İbni Hibban'ı da kabul ediyorum. İmam-ı Hanbel'i de kabul ediyorum. 33 tane hadis alimi var. Yaklaşık derlenip toparlanmış olan. 33 tane hadis aliminin naklettiği bütün hadisleri kabul ediyorum. Bütün hadisleri kabul ediyorum.
Hatta bugün sohbette dedim, Deve Sidi'yi hadisini de kabul ediyorum. Çok tartışıyorlar ya şimdi. Deve Sidi'yi kadar aklı olmayanlar, Deve Sidi'yi hadisini tartışıyorlar. Evet. Hiçbir hadisi şerifin ben, Hiçbir hadisi şerifin, Ben öyle inanırım. Herhangi bir tanesi sahih değil diyemem, Hadis kitaplarında geçiyorsa. Hepsi de sahih. Hepsi de sahih. Ya içer misin? Kovayla içerim. Sana ne? Sana ne? Başından aşağı dök dese başından aşağı dökerim. Sana ne?
Sen küple şarap içiyorsun ya. Diyorsun ki bana karışamazsın. Neden? Layık sistem var. Sana ne? Layık sistem var. Kovayla Deve Sidi içerim. Sana ne? Buna nasıl inanırsın? Sana ne ya? Sana mı inanacağım? Sana ne? Sen kimsin? Sen kimsin kardeşim? Benden daha mı akıllısın? İnanmıyorum dinle alakalı senin söylediğin laflara. Bitti. Ama bizde İslam dünyasında böyle bir ezilmişlik var. Biz kendi imanımızı, inancımızı savunmaktan aciziz. Millet bizim imanımızda, dinimizde, diyanetimizde, peygamberimizde, kitabımızda, yolumuzda.
Alay eder. Biz susarız. Dalga geçer. Biz susarız. Biz ona itiraz edemeyiz ki. Ezilmiş, büzülmüş, kenara atılmışız biz. Birisi herhangi bir hadisle alay ederken biz o televizyon programını telefon yağmuruna oturup telin edemeyiz ki. Gidip savcılığın önünde sıra oluşturup insanları din ve inanç noktasında ayrışmaya çeviriyor. İnancımızla alay ediyor. İnsanları bu noktada dini inançlarıyla alay etmekten biz onları mahkemeye veremiyoruz ki. Vermiyoruz. Vermiyoruz. gideceksin polis karakoluna. senin şikayetini kale almak zorunda. gideceksin savcıya. Senin şikayetini kale almak zorunda. Filanca programda, filanca dakikata bizim dini inancımıza hakaret etti.
Böyle böyle böyle söyledi. Hadislerle alay etti. Biz dini inancımızın alay konusu olmasından şikayetçiyiz. Şikayet ediyoruz. Şikayetçiyim. Yemin ediyorum bin kişi şikayet etmiş olsa bir daha hadislerle alay edemez hiç kimse. Bin kişi ayrı ayrı. Bizim kardeşlerimiz buna dahil. Buraya soru sorup, buraya koymak kolaylarına geliyor. Programı izle, saatini, dakikasını izle, kopyala onu. Sözleri kopyala, al götür Cumhuriyet Savcılığına şikayet et. Sözü belli. Harfiyen harfiyen yaz. Git Cumhuriyet Savcılığına şikayet et. Git polis karakoluna şikayetini ver.
Yazılı olarak ver. Bizim inancımızla alay etti. İnaçlarla hakaret etti. Bir Budist de şaka dahi yapamazsın. Bir Budist gitse şikayet etse çıkarsın savcının önüne. Adamın inancıyla sen nasıl alay edersin? Sana mı soracak Budist, Budizme inanırken? Ama biz yapamayız. Yapmayız. Söz veriyor musunuz? Yapacak mısınız? Hiç duymadım. İnşallah. Ha işin kolay tarafı. Tabii. Tabii.
Peygamberlerin yolu değil. Hiçbir peygamber şunu demedi. Bu kardeşin söylediği sözü söylemedi. Bunlar senin kulların. Bunlarla sen uğraş. Ben uğraşmıyorum demedi. Peygamberler mücadele ettiler. Savaştılar, cihad ettiler. Nerede haksızlık varsa, nerede zulüm varsa, nerede yanlışlık varsa peygamberler cihad ettiler onlarla. Mücadele ettiler. Şimdi kardeşi üzerine alınmasın bilmeden konuştu. Bu Musa'nın kavminin ağzı. Yahudi ağzı bu. Bu Yahudi ağzı. Bizim içimize koydular bunu. Yahudiler öyle dedi çünkü. Ya Musa sen git, Rabbinle beraber bu müşriklerle savaş dediler.
Evet. Biz sen git, sen savaş. Bunlarla. Ne? Biz savaşıcı değiliz. Biz mücadele edici değiliz. Biz yapmayacağız. Hiçbir şey karışmayacağız. Canı sıkıldı. Bizim içimize kattılar bunu. Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın. Hem ortalık yılan doldu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yılanları öldürmeye cevaz verdi. Demedi dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diye. Yılanı öldürmek caizdir. İçindeki yılanı öldürmek farzdır.
Ama yok. Biz diyeceğiz ki, ondan sonra birisi bize zulmetti. Allah'a havale ettik. Bu zayıflık, bu tembellik, bu aymazlık, bu imanın en zayıf noktası. Bu imanın en zayıf noktası. Allah muhafaza eylesin. Bak, Yahudi ağzı deyince canı sıkıldık arkadaşın. Onu tenzih etmiştim halbuki. Dedim, bilmediğinden söyledi. Cahilliğinden söyledi. Ama bu Yahudi ağzı, bilmiş olun. Bir yerde zulüm varsa, Müslümanlar onunla mücadele ederler. Bir yerde haksızlık varsa, Müslümanlar onunla mücadele ederler. Adam televizyonda çıkıp, bizim inancımız olan hadislerle alay ediyorsa, biz hukika olarak hakkımızı aramasını bileceğiz.
Saat, dakika, ertesi gün herkes Cumhuriyet Savcılığı'na. Saat, dakika, herkes Cumhuriyet Savcılığı'na. Saat, dakika, Cumhuriyet Savcılığı'na. Hakkında şikayet var. Burada benim herhangi bir şeyi konuşmamdan dolayı millet gidip şikayet ediyor. Ben gidip ifade veriyorum orada. Evet. Kocunmuyorum bundan. Yüksünmüyorum. Böyle dediğimi ispat etsinler ve koysunlar diyorum bir CD. Canlı yayınlanıyor sohbetler diyorum. Yok. Böyle bir şey dedin mi hocam? Ya diyorum, dedi diyen koysun CD'yi önünüze. Bu kadar basit.
Siz de saat, dakika belirteceğiniz orada. Filanca programı, filanca gün, filanca programı, filanca dakikadan filanca dakikaya kadar bunları söyledi. Tak koyacağınız savcının önüne. Bu en doğal hakkınız. Bu din ve vicdan hürriyeti var. İsteyen ata tapar, isteyen puta tapar. Kime ne? Kime ne kardeşim? Ben hadislerin hepsinin de sahih olduğuna inanıyorum. Benim imanım bunu gerektiriyor. Sana ne ya? Senin buna laf söylemeye hakkın yok ki. Ben ne diyorum şimdi?
Ben İsevilerin bütün kitapları sahte mi diyeyim şimdi buradan? İsevilik diye bir inanç yok mu diyeyim? Yemin ediyorum hepsi de gider beni şikayet eder ertesi gün. Evet. Adam boşuna yazmamış. Şuraya Müslümanlar bu çeşmeden su içemez diye. Biliyorsunuz değil mi hikayeyi? Ali yeter mi be? Daha dursun mu? Ulan adam kaşından gözünden idare ediyor beni ya. İki. Ben Allah tanım. Müminler de bendendir. Sehavi ölümü 902.
Hocası İbni Hacer'in bu sözün yalan ve uydurma olduğunu söylemektedir. Gerçekten bunu da ilk defa okudum ben. Sevkari İbni Hacer'in böyle bir hadisi duymadığını söylediğini nakleder. Evet ben de hiç okumadım, duymadım. Ben Allah tanım. Müminler de bendendir. İlk defa duydum burada. Yok. İlk defa duydum. Duyanız var mı? Yok. Ben hemen hemen yaradılışla alakalı bütün hadisleri, yani mevcut hadis kitaplarında, benim elimdeki hadis kitaplarında ben çok sefer gözden geçirmiş bir kimseyim. Gözümden kaçmış da olabilir ama hiç böyle bir hadis okumadım. Çünkü Çanakkale Üniversitesi'ndeki Arabi'nin sohbetlerinde yaradılışla alakalı o başlangıcı vardı.
Oradaki sohbetlerin, yani ama bu yaradılışla alakalı sohbetler bende yeni değil. Bu benim daha önce de benim kafamı çok kurcalamış bir mesele. hemen hemen ben daha bayındırdayken, ödemiştiyken bu yaradılışla alakalı ne var, nerede, ne var, nerede, ne yok, dervişliğimin ilk yıllarında bir hayli fazla okumuştum. O yüzden normalde yaradılışla alakalı ve yaradılışın hani merhaleleri öyle diyeyim, yani unutmadıysam hepsi de bende mevcuttur.
Bunu hiç okumadım. Zaten ben Allah'tanım, müminler de bendendir sözüyle alakalı şurada hadis geçiyor, burada hadis geçiyor diye herhangi bir not düşmemiş zaten bu yazıyı, soruyu hazırlayan kardeşimiz. Sadece Sehavi'nin hocası İbni Hacer'den bu sözün yalan ve uydurma olduğunu söylemişler. Zaten Buhar'de yok, Müslüm'de yok, Tirmizi'de yok, hiç okumadım. Kainatın Nuri Muhammed'den yaratıldığını savunan ve fetvalarında pek çok zayıf hadisi delil kabul eden Şafii Fakih İbni Hacer el-Heytem'i, ya İbni Hacer'i de böyle fetvalarında pek çok zayıf hadisi delil kabul eden diye bir kimse olarak gösterirsek yandı Keten el-Heytem'i İslam dünyasında meşhur olmuş, Şafii'dir. Ama iki ciddik İslam'da neydi? Helallar ve haramlar diye meşhur eseri vardır ki bütün İslam dünyasında meşhurdur.
Bu noktada heytemi Şafii olmasına rağmen ben de tersine söyleyeceğim. Hanefilerce, Malikilerce de, Hanbelilerce de muteber kabul edilmiş. Bilhassa o iki ciddik İslam'da helallar ve haramlar bu konuyu üzerinde uğraşanlar için başucu kitabı gibi olmuştur. Ben de uzun senelerdir üzerinden ders yaptığım bir eserdir. İki ciddik heyteminin eseri. Ben heyteminin böyle uydurma hadisçi olduğu sözünü çok büyük bir ilimsizlik olarak görüyorum. Bunu kim söylüyorsa. Fakihi İbni Acar el-Heytem'i bile bu sözün uydurma olduğunu ve bu sözün sadece deylemi tarafından isnadsız bir şekilde nakledildiğini belirtir. İbni Teymiye'de Resulullah'tan böyle bir sözün duyulmadığını söyler.
Bu normalde şöyle söyleyeyim. Buhar'da, Müslim'de, Tirmizi'de, Ebu Davud'da, İbni Maci'de, İmam Hanbel'de bildiğim kadarıyla böyle bir söz yok hadisi olarak. Aa, bitmiş. Sonuç yok burada. O son sayfa sonuç muydu yoksa? Bu kadar mıydı? O son sayfayı getir bakayım bana.
Öyle mi? İki hadis oldu burada. İki hadis var, üçüncü hadis yok. Ha bu başlangıcı. Üçüncü hadis yok. Eğer varsa. Bu böyle bitirmez ya sorusunu. Muhakkak sonuna bir şey ekler bunun. Buradan bir sayfa eksik değil değil mi?
Bitti o zaman. Final çok böyle şey olmadı ya. Final gibi olmadı. Bir sor kendisine. Zuhurata tabi olmak diye bir ifade işittim. Zuhurata tabi olmak ne demek? Allah sizden razı olsun.
Normalde buradan İstanbul'a yola çıktınız. Yola çıktığınızda lastik patladı yolda. Ona isyan etmemek. Ona karşı bir davranışta bulunmamak. Zuhurata tabiyiz. Ne yapalım? Lastiğimiz patladı, sapatladı. Tamir edip devam edeceğiz. Zuhurata tabi olmak bu. Günümüzde hala daha kadın erkek ayrımı yapılıyor. Bu durumda karşılaşan birisi ne yapmalı?
Kadın erkek ayrı değil mi ki? Aynı mı? Cinsiyet olarak. Dışarıda çok gürültü var. Sohbeti duyamıyoruz. Bu büyük bir sıkıntı zaten. Ama ne yazık ki şimdi okuduk. Ruhlarımız ilk yaratıldığında Allah'ın ruhlarımızın secde emri verdiğini ve kimisi bir kere, kimisi iki kere, kimisi üç kere secde ettiğini ve bu sayılara göre kulunun Allah'a iman derecesinin ortaya çıktığını biliyoruz. En azından ben böyle anladım.
Buna istinade ruhlar aleminde bir kere secde eden, iki kere secde eden kişi kadar ya da daha fazla imanını yükseltemeyecek mi? Dünya hayatında teşekkür ederim demiş. Bu hadis böyle değil ama böyle anlamışsın sen. Ama bir kimse bilmiyoruz ki ruhlar aleminde biz kaç sefer secdeye gittik. Bilmediğimizden biz bütün secde emirlerini yerine getirmeye gayret ediyoruz. Meseleyi öyle bağlayalım. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.