mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 29 Aralık 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Aralık 2018 · 1:15:19

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Hakkınızı helal edin. Buradan rüyayı okumuyorum. Rüyayı yorumlamıyorum. 774'tü değil mi? Tamam.
Bir ülkenin Darül Harp olduğunu belirten şartlar nelerdir? Ülkemiz Darül Harp'te midir? Böyle ise ülkemizi Darül Harp gösteren şartlar hangilerdir? Darül Harp ile alakalı imamların, özür dilerim, mezhep imamlarının farklı farklı görüşleri var.
Tabi aynı mezhep imamlarının içerisinde mesela Hanefiler'de İmam Muhammed'in, İmam Yusuf'un, İmam Azam'dan daha farklı görüşleri var. Bu konu İslam tarihi içerisinde hep tartışılmış, hep konuşulmuş. Cumhuriyet döneminde de bu tuzak sorular olmuş bunlar. Yani Cumhuriyet döneminde bir hoca efendiyi bir kimsenin başını yakmak istiyorlarsa dönem dönem hep işte alimleri, şeyh efendilerin başını yakmak için tuzak sorular sorarlar.
Bu tuzak sorulara da o kimse ilmi siyaset bilmezse tuzağa düşer. Tuzağa düşünce de ya canından olur ya da cezaevini boylar. Şimdi çünkü bir ülkeye darül harptir burası demek, burada harp var demek diye algılanıp o ülkenin savcıları seni mevcut anayasal hukuku değiştirmek için mücadele etmekten, orada işte savaş çıkarmaktan adam seni bir güzel benzetir.
Çünkü normalde içinde bulunduğumuz bir ülkeye bir kimsenin kendi kendine kalkıp da burası darül harptir demesi böyle çok adamın kendi şahsını bağlar belki de ama umuma söylenince bu farklı yerlere çekilir. Bundan korktumdan çekindiğimden düşünmeyin ha. Böyle bir korkum çekintim yok. İmam-ı Azam Hazretleri bu konuyla alakalı, bu çünkü konu cuma ile alakalı meselededir.
Çünkü mesela darül harpte cuma kılınmaz örneğin. Kılınmaya bilinir darül harpte. Bu mesele cuma biatlaşma meselesi ve hukukla alakalı meselelerde ortaya çıkar. Mesela örneğin darül harpte İslam hukuku uygulanmaz. Bakın uygulanmaz. Tabir budur, ibare budur. Uygulanmaz. Uygulanmaya bilinir değil, uygulanmaz. Ne zaman uygulanır? Orası darül İslam olunca uygulanır. Darül İslam olmadığı müddetçe uygulanmaz. Şimdi nasıl darül harp olur? İmam-ı Azam'a göre, İmam-ı Azam'a göre, Hanefilerin kurucu imamı, aslında bütün mezheplerin kurucu imamı, İmam-ı Azam'a göre bir yerin darül harp olabilmesi için, bir, içinde İslam hukukunun icra edilmemesi lazım.
İki, darül harbi bitişik olması lazım. Üç, daha önce kendisine eman verilenlerin emanlarının kaldırılmış olması lazım. Bu soruyu soran burada mı? Evet. Senin başını yakmayayım sana sorardım normalde. Şimdi normalde o kim, mesela X kimse bunu sormuş olsaydı, soracaktım onu. Diyecektim ki, bu ülkede İslam hukuku var mı? Yok. Sormuş çünkü, ülkemiz darül harp mümidir diye. Bu ülkede İslam hukuku var mı? Yok. İslam hukukuna bitişik mi? Darül harbi bitişik mi? Evet. Peki, içinde eman verilenler. Mesela işte, Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri İstanbul'u fethetti. İçindeki gayrimüslim unsurlara eman verdi.
Dedi ki, siz benim ülkemde yaşayabilirsiniz. İbadetlerinizi yapabilirsiniz. Her türlü insani ilişkilerinizi ve uhrevi ilişkilerinizi devam ettirirsiniz. Dedi. Eman verdi. İmam-ı Azam diyor ki, daha önceki eman verilenlerin emanının kaldırılması. Emanın kaldırılması. Bir, onlar hürriyetlerine kavuşurlar. Biri sınıf vatandaşı olurlar. İki, onlar eman verildiği tehlikeye düştü. Tehlikedeler. Her an için orada bir katliam olabilir, bir savaş olabilir gibi. Şimdi, bu şartlar içerisinde biz bakacağız. İmam Muhammed'e göre ise, onun talebesi daha keskindir. İmam Muhammed der ki, bir ülkede İslam hukuku yok ise, bir beldede, bir bölgede. Orası darül harptir der.
Ama İmam Yusuf, İmam-ı Azam'la birleşir bu konuda. Hanefilerin içerisinde, yine büyük kabul edilen Serahsi, Mevsud'un yazarı, o da bir tek şeyi öne koyar. Der ki, bir yerde İslam hukuk yok ise, orası darül harptir der. Hanefiler, İmam Şafi'nin fetvası daha keskindir. İmam Şafi der ki, bir yerde daha önce İslam hukuku uygulanıyor ise, orada İslam hukuku kaldırılırsa, bütün Müslümanların şehit oluncaya kadar İslam hukukunu uygulamaları için cihad etmeleri farza indir der.
İmam Şafi, bunu normalde 1994'lerde, 1995'lerde, o zaman için Sancak Radyo var. Sancak Radyo'da program yapıyorum. Ayda bir mi olacak, haftada bir mi ne şimdi, geçmiş gün, ondan sonra canlı sorulu cevaplı radyo programı yapıyoruz. Pursa'da o zaman, bunu soruyorlar bana, ben de radyoda bunu söylüyorum.
Tabii en enteresanı, bir tane emekli mühtü var, kafeye takık bana. Her programda soru soruyor, canlı. Ben de onun mühtü olduğunu biliyorum, emekli mühtü. Tabii onların biraz böyle canları sıkılıyor. Hani bu adam ne konuşuyor orada, bizim konuşmamız lazım diye. Birkaç radyoda dedim, dedim, beyefendi siz gelin burada program yapın, bunlar sizin yeriniz.
Yani burası bizim yerimiz değil, keşke bir müftü gelse de sohbet etse burada bütün insanlara. Daha bilgililer, daha alimler. Bunun gibi. Neyse, o dedi ki, İmam-ı Şafi'ye göre Darül İslam olan bir yer, bir daha Darül Harp olmaz, dedi. Ben de dedim, doğru söylüyorsun hocam, paragrafın geri kalanını oku, dedim. Nasıl yani, dedim, alttaki paragrafta diyor ki, dedim, eğer orada İslam hukuku icra edilmiyorsa, kaldırıldıysa, İslam hukuku icra edilince kadar, oradaki Müslümanların cihad etmeleri farza indir demiyor mu hocam, dedim.
Ta kapattı telefonu, evet. İmam-ı Şafi dedi, hüküm budur. O yüzden, şimdi gelelim, yine bu ilmi bir literatür. Son Şehl-i İslam, ilk Diyanet İşleri Başkanı, Mustafa Sabre Efendi. Son Şehl-i İslam, ilk Diyanet İşleri Başkanı, Mustafa Sabre Efendi. Türkiye, demokratik, layık, hukuk devleti sistemine geçtiğinden dolayı Darül Harp'tir.
Darül Harp'te bir Müslümanın cihad etmesi veya hicret etmesi farzdır deyip, fetvayı verip, resmi olarak fetvayı verir, hicret eder. Mısır'a gider, Mısır'da duramaz, Suriye'ye gider, Suriye'de meftun olur, ölür. Bu fetvası onun durur hala da. Mesela buna karşı bir fetva Diyanet yayınlamamıştır.
E artı, mesela Süleyman Demirel, televizyonda Türkiye Darül Harp'tir dedi. Mezardan gidip kaldı. Süleyman Demirel'in bu konuda fetva vermeyen yetkisi var mı yok mu? Bu da ayrı mesele. Ama sonuçta Cumhurbaşkanımız, Cumhurbaşkanı da yapmış bir kimse. O yüzden onun da böyle bir fetvası demeyeyim, görüşü var mı? Var.
Tabii normalde bunu böyle söylemeyenler de var Türkiye'de. Diyorlar ki Türkiye işte. Kimisi ne diyor? Darül siyasi. Ne anlama geliyorsa. Yani siyaset yapılan yer. Böyle uyduruk kaydırık, eften püften. Böyle işte yumuşatıcı, serinletici. Böyle acayip karayip söyleyenler var. Bir kısım ehli tarikat. Bunu böyle Türkiye'deki kendilerine tarikat din denilen topluluklar var. Bunlar mesela Darül Harp demiyorlar. Örneğin. Ama bu sıkıntılı bir durum. Allah bizi affetsin. Bir Müslümanın namaz kıldırabilmesi için o insanlara ne gibi nitelikler bulunmalıdır? Bir kimse Fatiha-i Şerife'yi biliyorsa, namazın farzlarını biliyorsa, arkasındaki kimselere namaz kıldırabilir.
Geçen hafta nefisle alakalı bir güzel uzun sohbet etmiştik. Ondan devam edeceğiz. Enfal Suresi ayet 46. Birbirinize çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız da. Kokunuz gider. Aha! Enfal Suresi 46. Halep orada. Arşı burada. 46. Bu kardeş Enfal Suresi 46'yı birbirinizle çekişmeyin. Sonra da korkuya kapılırsınız da.
Kokunuz gider. Kokunun önemi nedir diye burada soruyu sormuş. Ama bendeki Enfal 46 tefsiri taberi de ayet-i kerime böyle değil. Diyor ki Allah'a ve Resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Yoksa başarısızlığa düşersiniz. Ve kuvvetiniz gider diyor. Kokunuz demiyor. Sabredin. Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir. Şimdi Allah ve Resulüne itaat edin. Bu konuda çok ayet-i kerime vardır.
Allah'a itaat edin. Resulüne itaat edin. Allah ve Resulüne itaat edin. Resulüne itaat edin. Allah'a Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin diye. Birbirlerinizle çekişmeyin. Şimdi önce bir şeyi koyar Cenab-ı Hak. Koyduğu şey nedir? Allah ve Resulüne itaat edin. Allah ve Resulüne itaat eden bir kimse birbirleriyle çekişiyorlarsa nefislerine uydular. Allah ve Resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Yani birbirinize benimki doğru, seninki doğru, o doğruydu, bu doğruydu diye çekişmeyin. Ya Allah ve Resulüne itaat ettin. Allah ve Resulüne itaat edince senin doğrun, benim doğrun diye bir şeyin kalmadı.
Ey gruplaşır, taraflara bölünür. Senin doğrun, benim doğrun diye çekişirseniz başarısızlığa düşer. Sebeb ne? Kuvvetiniz gider. Müslüman kime karşı kuvvet gösterisi sergiler? Düşmanlara karşı, müşriklere karşı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ilk Beytullah'ı tavaf ederken, işte müşrikler o zaman sıralandılar Beytullah'ın karşısına, alay etmeye başladılar.
Bunlar zayıf düşmüşler. Bunlar kuvvetsizler diye. Remel yapmak. İlk yedi şaltın üçünde sağ omuzunu açıp böyle sert hareketlerle, bakın Beytullah'ta, kime karşı? Müşriklere karşı, müşriklere karşı sert hareket etmek, kendini kuvvetli göstermek, kendini güçlü göstermek, kime? Müşriklere karşı. Mesela kuvvetli göstermek, harputadır, harputadır, harputadır. Mekke'nin fethinde ne yaptı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sayı olarak az olmalarına rağmen gece bir sürü ateşler yaktırdı her yere. Mekkeliler bir baktılar ki kendilerini saran bütün tepelerde ateşler yanıyor. Her ateş demek orada bir asker öbeği demek.
Bunlar saymaya kalktılar, sayamadılar. İçlerine bir korku düştü. Sabah olunca teslim oldular. Harputadır. Müşriye karşı kuvvetli olmak zorundasın. Kuvvetini müşriye, kuvvetini münafıklara, kuvvetini kafirlere, kuvvetini seninle savaşanlara göstermekle mükellefsin. Kuvvetini Allah yolunda mücadelede göstermekle mükellefsin. Kuvvetini birbirine harcamakta değil. İşte Cenab-ı Hak diyor ki, bir de ardından diyor ki sabredin. Neyden sabrederiz? Allah için mücadele ederken, müşriklerle, münafıklarla, kafirlerle yaka paça olmuşken, onlarla yaka paça olmada mücadele etmekte sabrederiz. Zulümle, zalimle mücadele ederken mücadele etmekte sabredilir.
İşte nöbet tutuyor, sabredecek o kimse. İşte PKK gözlüyor, sabredecek nöbette. Sınır gözlüyor, sabredecek nöbette. Vatan düşmanlarına karşı sabredecek. Nöbette durmakta, uyanık olmakta. O burada sabredin diyor. Bizde şu, biz böyle zalimin birisi zulmediyor, biz ona seslenmiyoruz. Mücadele de sabır değil. Onun zulmünün altında inliyoruz, sabrediyoruz biz. Ne alakası var? Korkuyorsunuz siz. Korkunun adı sabır olmuş. Allah muhafaza eylesin. Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir. Hangi sabreden?
Allah yolunda mücadele eden, cihad eden, orada o mücadeleye devam edenlerle beraberdir Allah. Evinde yatakta sabredenlerle değil. Allah bizi muhafaza eylesin. İnşallah. Bu kardeşi, derdim yalancı çıkarmak değildi. Derdim doğrusunu bulmakta. Hakkınızı helal edin.
Taş ve demir, ateşi içlerinde tutarlar. Su, onların ateşine işleyemez. Tesir edemez. Geçen haftaya döneceğiz mecbur. Burada nefis, demir ve taştan yapılan çakmaktır demişti Hazreti Pir. Nefsi, demirden ve taştan yapılan bir çakmak olarak gördüydü.
Bakın, nefis neydi? Nefis, demirden ve taştan yapılmış. Hazreti Pir devam ediyor şimdi. Taş ve demir, ateşi içlerinde tutarlar. Yani, nefis ateşini kendi içinde tutar. Devam ediyor. Su, onların ateşine işleyemez. Tesir edemez. Siz, onu herhangi bir suyla söndürmeniz mümkün değildir. Bak, taş ve demirden çıkan kıvılcımı su söndürür.
Ama taş ve demirin içerisindeki ateşi hiçbir su ne yapar? Söndürmez. Bu ne demektir? Senin nefsin hep senin boş bir anını bekleyecek. Senin onu tamamiyetle öldürmen, senin onu tamamiyetle üzerine galip gelmen mümkün değil. Irmak suyundan harici ateş söner. Fakat taş ve demirin içine su nasıl girer? Bir ırmak suyu düşünün. Normalde bütün ateşleri söndürür mü? Evet, su bütün ateşleri söndürür mü? Evet, su bu noktada hem yanıcı olmasına rağmen, yanıcı olmasına rağmen aynı zamanda da ateşi söndürür mü? Evet. Ama o taş ve demirin içerisinde olan ateşi söndürmesi mümkün mü?
Değil. Siz alın bir taşı, atın okyanusun içine. O taş içine su alır mı? Almaz. Bir müddet sonra o taş sünger haline gelir mi? Gelmez. Hani Yunus der ya sen bir kara taşsın. Deryaya düşsen de içine su almazsın ya da. Evet. O yüzden normalde o taş ve demirin içindeki ateşi söndürmek mümkün değil. Küpün ve testinin suyu fanidir. Lakin pınarın suyu daima taze ve bakidir. Bir küp düşünün, onun suyu gelip geçer. Bir testi, onun suyu gelip geçer. Ama ırmağın suyu gelip geçen bir su değildir. O devamlı akar.
Bir pınar düşünün, o pınardan su devamlı akar. Ateş ve dumanın aslı demir ve taştır. Hristiyan ve Yahudi küfrü ikisinin feridir. Burada normalde ateş ve dumanın aslı neymiş? Demir ve taşmış. Bir yerde ateş varsa, duman varsa, onun aslını demir ve taş. Yani bir yerde ateş ve duman dediği, normalde bir yerde küfür varsa, isyan varsa, tuğyan varsa, bir yerde yanlışlıklar varsa, eksiklikler varsa, onun sebebi nefistir.
Bakın, onun sebebi nefistir. Hristiyan ve Yahudi küfrü ikisinin feridir. Yani normalde bir Hristiyanın veya bir Yahudinin küfrü de bu nefsin dışarı vurduğu bir ışık gibidir. Nefistendir yani. O zaman insanların küfrü nereden peydah oldu? Nefsilerinden peydah oldu. İnsanların münafıkları, münafıklıkları, mürtetlikleri, günah kebahirleri, yanlışlıkları, haramlar nereden kaynaklandı? O nefislerinden kaynaklandı. Ve o nefisleri gelip geçici mi? Değil. O nefis bizde her daim duracak mı? Evet. O nefisi terbiye etmezsek bizden her daim ateş ve duman çıkacak mı? Evet. O nefisi terbiye etmezsek o nefisten çıkan kıvılcımlar neydi?
Hazreti Pir diyordu ki onlar küçük putçuklardır. Onları ezmen, onları söndürmen mümkündür. Ama asıl diyor büyük olan nefis putudur. Ona galip gelmen zordur diyor. İşte normalde eğer bir kimse nefsine uyduğunda ne olmuş olacak? Herhangi bir yerde ateş çıkacak, duman çıkacak. Yani günah kebahar işlenecek, küfre düşürecek. Ve biz diyeceğiz ki işte bu kimse burada nefsine uyan kimseler var. Nefsine uyan kimseler bir yerde toplanırlar mı? Toplanırlar. Orada kendilerince heva ve heveslerine uymuş bir şekilde tavır ve hareketler yaparlar mı? Evet. Oradan da o kötü kokular, kötü dumanlar çıkar mı? Evet. Bunu çıplak gözle göremezsek, çıplak kulakla duyamazsak dahi manevi gözle kulak bunları duyar mı?
Evet. Put bir teside gizli kara sudur. Nefsi muhakkak olarak o kara suya pınar bil. Hani dedin ya pınarın suyu kesilmez diye. O teside normalde bir kara su var. O ne? O put. Normalde onu kırdın, onu temizledin, onu değiştirdin ama pınar duruyor orada. Nefis. Orada durduğu müddetçe o tesliyi yeniden dolduracak o. Yeni bir tesli oluşturacak. O nefis bizde ne yapacak? Her daim duracak. Her daim duracağı için Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki gözümü açıp kapatıncaya kadar beni nefsime uydurma. Sağlı sollu yanaşın. Kapının ağzı açılsın.
Biz evlerde zikirler yaparlarken, sohbet yaparken işte gelen gelir, gelen gelir, gelen gelir. Millet işte yer kalmadı diye düşünür kendince. İşte bakar böyle. Ondan sonra işte biraz daha sıkışırlar falan. Ondan sonra ben derim ki destur, herkes bir ayağa kalksın. Herkes bir ayağa kalkar. Ayağa kalkınca dışarıdakınlar da içeri girer. Herkes zikrullah başlayacak zanneder. Hani işte kurtulduk. Ayağa kalktık. Ayakta bazen birden ayağa kaldırır. Ayakta zikrullahı başlatırım. Herkes kurtulduk düşünür. Ayağa kalkar. Ondan sonra derim ki herkesin bulunduğu yerde otursun. Herkes oturur. Dışarıda kalanlar da ne olmuş olur? Yer sahibi olur. Herkes bir de böyle ip gibi olur.
Mecbur kalabalık olunca adamın böyle işte aman ayağını ayırayım böyle bir rahat oturayım. Öyle bir şey kalmaz. Bunlar sufiliğin kendi içerisindeki nefis terbiyesidir. Nefsini zorluklara karşı sabrettirirsin. Dizin ağrır, ayağın ağrır, belin ağrır. Kafan düşer, uykun gelir. Nefis yapar bunu. Ya amma konuştu bugün ya. Biraz daha kısa kesse olmaz mı? İşte sohbetin kısası önemli ya. Yani daha anlaşılır olması lazım. 10 dakika, 20 dakika sohbet olması lazım. Oysa sohbet eden öyle düşünmez. O der ki yarın ölüm var. Bildiğini gördüğünü anlatmadan göçüp gidersen seni hesaba çekerler mi? Evet.
Sana bu ilim verildi. Neden anlatmadın? Neden söylemedin? Derler mi? Evet. O da ister ki bir an önce herkese her şeyi anlatayım öğrensin. E tabii kimisi dizini düşünür, kimisi eşini düşünür. Kimisinin koklanacak evde yavrusu var, bekliyor onu. E ne yapacak? Bir an önce şu sohbet, şu zikrullah bitse de bir gitsem. Desem ki ya oh hatun. Ay güzel zikrullah oldu ya. Hadi çayı demle de. Ay bir kaykılsa eve, bir rahat etse. Zikrullah'tan gelmiş evin adamı. Türlü saygıyı hak ediyor. Her türlü çay, çorba, hizmet. Onun numara olacak. Neden? Adam zikrullah'tan gelmiş ya. Sanki hatunun babasını zikretti de. Tabii.
Hatun. Hizmet etsin ona. Neden? Ya hatunun babasını zikretti. Onun gönlünü yaptı. Değil cancağızım ya. Allah'ı zikrettin bırak. Ne muhteşem bir şey yaptın. Allah seni zikretti. Bunu düşündüğünde sen hatuna hizmet et. De ki ya o beni zikretti bu kez. Bir düşünün.
Bunca varlığın içinde seni zikretti. Bunca varlığın içinde sen onun zikrettiklerinin içindesin. Ne büyük kıymeti. Ne büyük kıymeti. Düşen bir şey. Zafresi. Şimdi böyle minneti yerleştirince o günler aklıma geldi. Güzeldi o günler. Ne maali? Çok güzeldir. Şimdi değil mi? Tufaya düşmedin hani uyanık adamısına bakıyor. Şimdi bir de böyle şey vardır ya. Eskiden ne güzeldi ya. Şimdi ya işte şimdi ya. Heee.
Her perde güzeldir. Her dönemin her anın kendine ait zorluğu, kendine ait kolaylığı, kendine ait güzelliği, kendine ait sıkıntıları vardır. Her dönem, her zaman. Sufi yolu zorluksuz değildir hiç. Peygamberlerin yolu hiçbir zaman zorluksuz değildir. Hiçbir zaman. Of rahat ettim diyen bir peygamber yoktur. Of rahat ettik diyen bir veli yoktur. Varsa veli değildir. Şeyhtir ama veli değildir. Her şeyh veli değildir. Her veli de şeyh değildir. Bazı veliler vardır.
Hiç. Müşteri hiç yoktur. İllaki her şey. Her veli şeyhlik yapacak, mürşitlik yapacak diye bir kayıt yok. Ama her şeyhim diyen veya her şeyh veli değildir. Sıkıntısı yoksa o kimsenin veli değildir. Ateşler içinde kıvranır ya Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Sahabe üzgün. Kendine gelir namazım der. Namaz kılındı mı? Kılınmadı ya Resulallah. Su dökün başımdan aşağı. Başından aşağı su döküyorlar. Ayılır. Hadi der. Beni namaza götür. Tam namaza götürecekler.
Bir daha bayılır. Ashab bekliyor. Mescid-i Nebevi'de. Namaz kılınacak. Kılmıyorlar namazı. Bir müddet sonra kendine gelir. Hadi bir daha su dökerler başından aşağı. Yine bayılır. Ateşler içinde kıvranıyor. Üçüncüsünde tekrar böyle kendine gelir. Sahabe dayanamaz. Anam babam sana kurban olsun ya Resulallah. Bu eziyet, bu sıkıntı. Hani sana da mı gibisinden? Gözünü diker. Der ki belanın, musibetin çoğu peygamberlere. Sonra velilere. Sonra velilerin etrafındaki kimseleredir der. Hadis-i Kudsi.
Belanın, musibetin büyüğü neylereymiş? Eğamberlere. Ondan sonra kimleriymiş? Velilere. Sonra, velilerin etrafındaki kimselere. Bu işin anatomisi ve rengi budur. Başına bir bela, musibet, sıkıntı gelmesini istemiyorsan, al kardeşim dersini. Selamun Aleyküm ben gidiyorum. Aman ağrısız başım, kaygısız dişim diyecek, yürüyecek, gidecek. Ya da ağrısız dişim, kaygısız başım mı İsmail? Değil mi öyle değil mi? Dersine söylüyoruz. Taktik değeri oluyor. Adam öyle. Ama öbür türlü. Girdin bir yere, dakika bir, gol bir, o güne kadar on numara sana hizmet eden hatun, etmez.
Hatta hiç aranda problem çıkmamıştır. Problem çıkar. Dakika bir, gol bir. Bir taraftan bir sıkıntı gelir. Allah bizi affetsin. Evet. Put tesli de gizli kara bir sudur. Nefsi muhakkak olarak o kara suya pınar bil. O suyu biz nereden doldururuz? Pınardan doldururuz. Ama orada kara sudur o. Biter bir daha doldururuz. Biter bir daha doldururuz. O zaman bu nefis bizde olduğu müddetçe devamlı gelecek o su bize. O yontulmuş put kara sel gibidir. O nefis kara sel gibidir. Sel önüne kattı mı bütün her şeyi alır götürür. Yağmur suyu, pınar suyu bir yatağı vardır.
Öyle değil mi? O yatağında gider. Yağmurlar çok yağınca ne olur? Sel felaket olur deriz. Sel pınar suyu gibi midir? Değildir. Önüne ne varsa alır götürür. Yıkar, yakar. Perişan eder. Evleri yıkar. Arabaları üst üste katlı, katlayaraktan götürüyor. Put yapan nefis ana yolda bir pınardır. O putları kim yapıyor o zamanın hepsinde? Nefis yapıyor. O nefis bir sürü küçük küçük küçük … putçuklar üretiyor. Devamlı putçuklar üretir o. Mesela işte dünyaya karşı hırs, kin, nefret, insanlara bühtan. Bu kötü huyların hepsi de birer putçuktur. İnsandaki kötü huyların hepsi de birer putçuktur. O putları oluşturan nefistir.
Bakın o putları oluşturan nefistir. O boyuna fabrika gibi üretir. Sen sivrisineklerle uğraşırsan bitiremezsin bir türlü. O çünkü ha bire üretiyor. Bir bataklık düşünün. O nefis bataklık gibi. Nefis o bataklık. Ha bire sinek üretiyor. Ha bire her şey üretiyor orası. Sen ha bire her gün ilaçlıyorsun. Ertesi gün bir daha geliyor. Senin bataklığı kurutman lazım. Sen bataklığı kurutmadığın müddetçe her gün yeniden oluşturacak o. Putçuklar çıkaracak. Bir taş parçası yüz testiyi kırar ama pınar suyu durmadan kaynar. Sen testileri kırarsın ama ama sen o nefisli terbiye etmezsen o akıyor.
Kendine yol bulacak. Put kırmak kolay. Gayet kolaydır. Bakın put kırmak kolay. Gayet kolaydır. Yani o nefsin ürettiği putları kırmak kolay. Veyahut da dışarıdaki dikili putları kırmak kolay. O kolay olan iş. Fakat nefsi kolay görmek cahilliktir. Sen nefisle mücadeleyi kolay görürsen o cahilliktir.
O senin cahil olduğunu gösterir. O senin bilmediğini gösterir. Hani böyle bir kimse sufilikle tanışmazsa, bir kimse sufilikle tanışmazsa, bir velinin, bir mürşidin önünde oturmazsa, o nefsini tanımlayamaz. Nefsin nasıl bir ejderha olduğunu, nefsin ne menem şey olduğunu, nefsin nasıl mücadele edilmesi gereken, olmazsa olmaz bir olgu olduğunu bilmez. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedi ya, küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. Büyük cihat ne ya Resulallah? Göğüs boşluğunuzda bulunan nefsinizdir dedi. Asıl mücadele bu nefisle olan mücadeledir. Nefsinle mücadele edersen, hakkı tanırsın. Nefsinle mücadele etmezsen, hakkı tanıman bilmen mümkün değildir.
Ve sufilik nefis mücadelesinin üzerine oturur. Nefsiyle mücadele etmemek, nefisle yaka paça olmamak, bu manada onunla, onun yolunda kardeş olmak gibi bir şeydir. Allah muhafaza eylesin. Ey oğul, nefsin misal ve suretini istersen, yedi kapılı cehennemin kıssasını oku. O yüzden normalde nefisle mücadele o en büyük cihat. O en büyük cihatla alakalı sen bu mücadeleyi boşa alır, ehemmiyet göstermezsen, bu noktada hiçbir şey elde etmemiş olursun. O yedi kapılı cehennem kıssasını oku dedi, nefis her dem seni cehenneme doğru götürür.
Tabiri caizse terbiye edilmemiş nefis, yedi kapılı cehennem gibidir. Ve sen cehennemi kendi içinde taşımaktasın. Sen cehennem hayatı yaşıyorsun, cehennemle berabersin. Cehennemle birliktelik kurmuşsun. Nefsini terbiye etmediği müddetçe sen cehennemin ta orta göbeni oturmuşsun. Şimdi cehennemle alakalı hadis-i şerifleri okuyun.
Kimler cehenneme gidecek? Ayetleri okuyun. E bu nefsin üzerinde bunlar var ise, işte sana ne oldu bu meydanda. Allah bizi affetsin inşallah. Nefsin her anda hilesi var. Her hilesinde yüzlerce firavun, firavuna uyanlarla boğulmuş. Hazreti Pir aldı bizi götürdü firavuna. Nefsin her anda hilesi var. Her hilesinde yüzlerce firavun, firavuna uyanlarla boğulmuş. Şimdi bu manada, hani geçen ders biz nefsin kelime manası olarak nelerde ne manada kullanıldığını anlatmıştım. Burada da nefsin her anda hilesi var.
Her hilesinde yüzlerce firavun, firavuna uyanlara boğulmuş. O zaman buradaki nefis algısı veya nefis öğretisi daha da farklılaştı. Şimdi bir nefsi tabii vardır. Bu nefsi tabii bir kimse düşünün, o kimsenin bütün parçalarını bir ve beraber tutan şeye nefsi tabii denir.
Doktor ne diyorsunuz siz bu vücudun bütününe? Kadavra diyorsunuz siz. Ölü hali, canlı haline vücut beden. Bu nefsi tabii der sufiler. Bedeni, bir şeyin bedenini ayakta tutan, bedenini bir ve beraber tutan şeydir. Organizma lafı geçiyor, evet. Bir de bunun ismi aklıma gelmedi.
Yok yok bir zat var, insanın kamil diye bir eseri vardı. Neydi Abdurrahman? Sesli düşünün. Olabilir Abdurrahman, nefes nesefi olabilir. Evet. Orada bu, buna benzer o da ayrıştırır. Tabii nefis, nebati nefis, hayvani nefis, insani nefis diye. Normalde o nebati nefis, bir de nefsi nebati nefis olarak adlandırılır. Bu normalde mesela anne karnında bir çocuğun büyümesi, doğduktan sonra da büyümeye devam etmesi, o çocuğun nebati nefsidir.
Büyüyor, gelişiyor. Bir de nefsi hayvani var. İşte bu işin batın tarafı. Ne bu? O kimsede, insanın kendi iradesiyle hareket eden, his, ondan sonra, duyu ve duyguları. Bu da ne? Nefsi hayvani. Bir de nefsi insani var. O normalde ruh ve can, vücut birleşiminden meydana gelmiş olan, o geçenlerde anlattığımız şey. Tabii normalde işte bizim burada mücadele edeceğimiz şey, nefsi hayvani. Bununla mücadeleyi öğrenmemiz, yapmamız lazım. İnşallah Allah'tan bir şey gelmezse, önümüzdeki hafta 780'den buradan devam edeceğiz.
İnşallah, aklınızda tutun. Allah'tan bir şey gelmezse, inşallah. Ben fıkhi olarak Hanefi mezhebindenim. Cuma namazı şu an sizin ilminize göre mecburim Türkiye'de, Hanefi için. Çünkü tam anlayamadım Darül Harp açıklamanızı Cuma açısından. Normalde Darül Harp'te Cuma kılınmaya bilinir diye hüküm var. Kılınmaz diye bir hüküm yok Hanefilerde. Kılınmaya bilinir. Yani herhangi bir zorunluluk olur, bir sıkıntı olur, orada Cuma kılınmaya bilinir diye hükmü ben öyle anlıyorum. Şimdi bir yerde bir şey yaparsınız, yaptığınız şeyle bir uyanışa, bir dirilişe sebebiyet vermiş olursunuz. Ama bir yerde bir şey yaparsınız, bir dirilişe sebebiyet vermezseniz, ölümüne sebebiyet verebilirsiniz.
Şimdi Darül Harp ile alakalı meselelerde bu sadece İslam dünyasının kendi içerisindeki bir oldusu, İslam dünyasının kendi içerisindeki bir problemi veya problemi değil. İslam dünyasına bırakılan bir şey değil bu. Bu meseleyi çünkü emperyalistler de kaşıyorlar. Mesela Müslümanların yaşadıkları bir beldede, burası Darül Harptir, burayı Darül İslam'a çevirmeniz lazım deyip, orada terör örgütleri kurduruyorlar, DAEŞ gibi. Burada tehlikeli noktalar var. Yani bu mesele sadece Cuma meselesi değil. Yani Hanefi'ye göre üç kişi bir araya gelirse Cuma kılar. Hanefi'de Cuma cemaat olması gerekir.
Cemaat içinde Hanefi'de üç kişidir. Sizin Cuma kılmamak gibi bir şeyinizin anlamı kalmaz. Ya bu ülkede Cuma kılınmaz. Kardeşim, Medine-i Münevvere'de ilk kılınan namaz Cuma, ilk yapılan mescid de Cuma mescidi. Henüz daha Medine-i Münevvere'de İslam hukuku yoktu. İslam hukuku olmadığı halde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri orada Cuma mescidi diye Cuma'yı kıldı mı? Evet.
Burada senin ayağın yere basmıyor. Milletin bir Cuma'sı var. Cuma'sını da yok etme ortadan. Bu oyuna da düşmeyelim. Bu camiler bizim. Bu topraklar bizim. Biz camileri boşlayamayız. Olmaz böyle bir şey. Birisi kalksa dese ki Türkiye Darül Harptir. İyi kardeşim. E Cuma kılmayacağız. Ne alakası var? Cuma ayetle sabit olan bir ibadettir. Cuma yasaklansa dahi üç kişi yolun kenarında dur Cuma'nın kıl. Git bir boşluk bul. Git bir alan bul.
Yaz secdadenin Cuma'yı kıl orada. Sana neden orada Cuma kılıyorsun diyen yok ki? Darül Harpt'te bir şey yasaklanırsa onu yapmayabilirsin. Mesela İslam'ın hiçbir hukuk uygulanmaz şu anda. Türkiye'de. Hiçbir hukuk uygulanmaz. Uygulayamazsınız. Uygulamanız mümkün değil. Bakın uygulanmanız mümkün değil. İnsanlarda şöyle ibare var. Yani miras olunca İslam hukukunu uygulamak istiyor. Erkeklere iki, kadınlara bir değil mi? Zina ettin mi dedim birisine. Kaldı bu şimdi. Dedim evliyken zina ettiysen rejim edilmen lazım senin. Eğer dedim rejim edilmiş olsaydın senin malın da kalmayacaktı dedim.
Hiçbir şey almayacaktın sen. Bütün mal dedim kız kardeşine kalacaktı. Ya işte hocam işte dedim ne için dedim yamuluyorsun. İslam hukuku olmuş olsaydı sen de deseydin ki ben evliyken zina ettim rejim edilecektin. Öldürülünce sen kalacak mıydın? Hayır. Ne olacaktı? Bütün malının kız kardeşini alacak mıydı? Alacaktı. Nereden çıktı şimdi? Bizde böyle şeyler var. Tuha tuhaf şeyler oluşuyor bizde. En önemli şey miras hukukuna gelince İslam hukuku uygulayacağız diye uğraşıyorlar. Başka yerlere başka şeylere gelince İslam hukuku rafa kalkıyor. Zaten bu mümkün değil. Bu mümkün değil.
Bunun gibi Allah muhafaza eylesin. O yüzden böyle cumayı kılmayan gruplar var Türkiye'de. İnsanları da darül harp burada cuma kılınmaz diyenler var. Kimisi diyor ki bu imamların arkasında cuma kılınmaz. Kimisi diyor ki bu diyanetin arkasında cuma kılınmaz. Kardeşler açık ve net konuşacağım. Hanefi'ye göre imam fasık da olsa diyor arkasında tabi olunur namaz kılınır. Fasık da olsa. Diyanetin işlem ve işlevlerinden ben de rahatsızım. Evet. Bu benim cumaya gitmeme engel değil. Ben seyahat halinde değilsem her cuma cumamı kılarım.
Kıldığım camileri söylemek istemiyorum. Millet oraya geliyor. Ondan haz etmiyorum. İşte cumadan sonra bekliyorlar. İşte cumalaşacaklar benden. Mübarekleşecekler. Yapmayın. İstemiyorum bunu ben. Bazen arkadaşlar üzülüyorlardır. Belki de ben hızla çıkıyorum camiden gidiyorum. İşte bizim Ebu İsyak Camii'nde kılıyorum namazı. Böyle söyleyeyim ama gelmeyin oraya. Eğer cumadan sonra sohbete gideceksem orada kılıyorum. Veyahut da dışarı çıkacaksam örneğin işte İzmit'e gideceğim değil mi? Cuma günleri. O normalde yol üstünde sağ tarafta ne camisi o ya? Körfez Camii. Bak biliyorlar onlar.
Mesela cumayı orada kılıyorum örneğin. Veya oraya gelmezden önce böyle yanında bir pideci filan var. O bir cami daha var. Senin Gölcü'ye gelmezden önce. Karamür. Ne o? Yok yok yok. Daha oraya gelmezden önce. Bir cami daha var. Bazen erken çıkarsam eğer oraya yetişirsem. Daha doğrusu geç çıkarsam orada kılıyorum örneğin. Böyle cumaya kıldığım yerler var. Şimdi millet beni cuma kılmıyor zannediyormuş da. Böyle laf söylüyor bir şey iki tarafta. O cuma kılmıyor filan diye. Ben cumayı kılarım. Bir kimse göz göre göre cumayı terk etmesi mümkün değil. Cuma yasaklansa toplarım arkadaşları bir yerde. Burada cuma kılıyoruz derim. Öyle bir şey yok.
Ben normalde hukuk hariç, hukuk hariç dinin yapılabilecek, yapılan bütün argümanlarını, bütün ritüellerini yaşamaya çalışırım. Kimse benim hakkımda bilir bilmez laf konuşmasın. Ben cumaıma sadıkımdır. Camime sadıkımdır. Müsaade etseler, deseler ki şu cami size tahsis edildi. Biz orada cumamızı, beş vakit namazımızı, zikrimizi, dersimizi orada yapsak. Hiç sıkıntı yok. Öyle şey yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir kimse cumayı kılabilir. Hanefi'ye göre çünkü üç kişi de olsa onu yapabilir. Normalde cuma'nın eda şartlarıyla alakalı sıkıntılar var mı?
Var. Hanefi'ye göre eda şartlarında sıkıntı var. Eyvallah. Bunu kabul ediyorum. Ama yine de cumayı kılacağız biz inşallah. Nakşibendi yolunu çok az açıklayabilir misiniz? Ve günümüzden tavsiye edebileceğiniz o yolun üstadı bir iki isim verebilir misiniz? Şah-ı Nakşibendi Hazretleri bizim de pirimizdir. O yüzden Şah-ı Nakşibendi Hazretleri'nin yoluna bir laf söyleyecek olan bir kimsenin dili tutulur.
Abdülkadir Geylan, Ahmet Er Rufay, Ahmet El Bedevi, İbrahim Duzuki, İmam Şazeli, Hazreti Mevlana. Bu gibi zatların hem şahıslarına hem yollarına laf söylemek o kimsenin dilini tutar. Allah muhafaza eylesin. Şimdi Nakşibendi yolun normalde o yolun üstadı bir iki isim verebilir misiniz demiş. Üstat ayrıdır, şeyh ayrıdır. Bir sürü Nakşibendi şeyhi var. İçlerinde bu konunun üstadı kimdir, değildir? Bize düşmez bunu söylemek. O yüzden Nakşibendi'den ders alacak olan kimseler istihara yapacaklar. Hangi şeyhten, hangi yoldan ders alacak olursanız alın, istihara yapın arkadaşlar. Genel esaslara bakın.
Şimdi bir şeyler söylerim. Vay sen bizim yolumuza laf söyledin. Kardeşim kimsenin yoluyla, ben kendi pirimin yoluna laf mı söylerim? Benim pirim Abdülkadir Keylan Hazretleri ne kadar pirimse Şahın Akşibendi Hazretleri de o kadar pirim. Hazreti Mevlana Celalettir Rum Hazretleri ne kadar pirimse Ahmet Arufa Hazretleri de o kadar pirim. Hacı Bayramı Veli Hazretleri ne kadar pirimse Hacı Bektaş Veli Hazretleri de o kadar pirim. Ben kalkarım onların yollarına laf söyler miyim? Böyle bir derdim yok benim. Ama ben şimdi diyorum, kardeşim bu ders kağıdını bastırmışsın. Neden bunu parayla satıyorsun? Bu kim o yollu olsa olsun. Adam ertesi gün hemen mail yazıyor.
Bizim işte kurban bizim böyle ders kağıtları için bu kadar ücret veriliyor. Sen buna ne de laf söyledin? Kardeşim senin tarikatını andın mı? Hayır. Senin şeyhini andın mı? Hayır. Senin bir isim zikrettin mi? Hayır. Ölçü konuşuyorum. İşte X tarikat. Ben tarikatın olmadığını savunanlardanım. Birisi ne? Zekat memuruymuş o. Ne? Zekat memuru. Ne yapıyor? Zekat topluyorlar. Kime topluyorlar bu zekatı? Bu zekatı kime topluyorlar kardeşim? İşte ee bu dergah böyle yürümüyor.
Ee hadi pamuk eller cebe. Ne alakası var kardeşim böyle bir şey? Ondan sonra ee sen bizim şeyhimize laf söyledin. Bize ördek dedin. Kardeşim kimsenin ördekliğinden bize ne? İşimiz gücümüz yok. Biz milletin bu tip şeyleriyle mi uğraşacağız? Bizim derdimiz çok, sıkıntımız çok. Hamdolsun bunlarla uğraşacak zamanımız yok. Ölçü konuşuyoruz. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Ölçü. Benim bildiğim ölçüyü anlatıyorum ben. Bir şeyhefendi dervişlerinden ücret toplamaz. Bir gerçekten Allah dostu, veli bir kimse ders kağıdını parayla satmaz. Ders alan yüz lira verecek, iki yüz lira verecek.
Cuma mübarek, mübarek cumaları filanca yerde cumaya kılıyor. Filanca yerde cuma selamına çıkıyor. Harika. Cep paçasında cuma mübarek olsun diyen cebine bir harçlık koyuyor. Cuma mübarek olsun cebine harçlık koyuyor. Bu yok kardeşim. E şeyhin okunmuş yoğurdundan alın. Yok böyle bir şey. Millete kendinizi güldürüyorsunuz. Şeyhin okunmuş ne o? Secda adesini satıyorlar. Şeyh efendi okuduk ne o? Nalınını satıyorlar. Okumuş şeyh efendi tesbihini satıyorlar. Yok kardeşim böyle bir şey ya. Yapmayın. E şeyh efendiği ziyarete gelenler filanca otelde kalacaksınız. Şeyh efendiği ziyarete gelenler filanca yerde yemek yiyeceksiniz.
Ne varmış bunda ya? Ne yok ki ya? Ne yok ki? Bir de işin bu tarafı var. Ne varmış bunda ya? Ne yok ki kardeşim? Uyanmıyor musun? Uyanmıyor musun? Ondan sonra döndürüyor. Sizin değirmenin suyu nereden geliyor? Uludağ'dan geliyor. Bak yağmuru yayıyor bereket. Kar yağıyor bak bereket. Bizim değirmene su taşıyor o. Müslüman en acı şey şu. Müslümanların içine yerleşti artık. Para toplanmadan, dilenmeden bu işler olmaz. Bir, paraya sahip olmanın yolu ne olursa olsun paraya sahip olman lazım. Şimdi herkes FETÖ, FETÖ, FETÖ, … şunu yaptı, FETÖ bunu yaptı, FETÖ öyle yaptı, FETÖ böyle yaptı.
Aynısını siz yapıyorsunuz şimdi. Ne şikayet ettiyseniz yapıyorsunuz. E bu ihaleye normalde yani kardeş sana veririz ama bizim de tarikata, bizim de efendi hazretlerine, bizim de şu kuruluşa, bizim de şu vakfımıza, şu kadar para getirirsen, şu kadar para yatırırsan bunu sana veririz. Ne farkın kaldı ya? Böyle yapıyorlar diyordunuz. E siz yapıyorsunuz şimdi. Kim yapıyorsa, hangi tarikat, hangi cemaat, hangi kurum, hangi kuruluş, hangi vakıf, hangi topluluk olursa olsun bu. Ucunda din var mı? Var. Kim yaparsa yapsın kardeşim. Kim yaparsa yapsın.
Ne anlamı kaldı? Herkesten himmet toplamış, herkesten çekler toplamış. Bu ne? Bu zekat memurumuş. Ne yapıyor? Çek topluyor. Ne yapıyor? Para topluyor. Kime götürüyor? Bu para kime gidiyor kardeşim? Bu paralar hangi işlerde kullanılıyor? Gizli servislerde mi kullanılıyor? NATO mu kullanıyor? KGB mi kullanıyor? Mossad mı kullanıyor? Kim kullanıyor bu paraları? Hangi derin kuvvete para topluyorsunuz? Ben bunları söyleyince, herkes klavye kahramanı. Gelin kardeşim her cumartesi buradayım. Bakın buraya gelen bütün sorulara cevap veriyorum.
Sorunun sahibi burada mı diyorum gerekirse? Korkum çekintim yok. Korkum çekintim yok. Gel burada istediğini sor. Kleve kahramanlığı yapma. Perşembe günleri belli. Nerede oldun? Gel sol kardeşim orada. Ucuz, sahte isimlerin arkasına saklanarak da, klavye kahramanlığı yapma. Nereye gittiğimi, üç aşağı, beş yukarı, adım adım takip etmek isteyen, takip eder. Yayınlıyorum sayfa sayfa. Şu gün şuradayım, bugün buradayım, bugün buradayım. Sana en yakın neresi geliyorsa, gel orada konuş. Neyse derdin. Yok. Fikri ise mücadelem, fikri bilekle ise bilekle. Hiç önemli değil. Sen madem ki gavurluk yapacaksın, kafirlik yapacaksın, dövüşürüz de seninle de. Hiç sıkıntı değil.
Korkumuz, çekintimiz mi var? Yok. Beyaz sakalım aldatmasın kimseyi. Benim ecdadım 83 yaşında, İstanbul surlarının önünde şehit olmuş. Ata bağlatmış kendini. Atın üstünde duracak hali yok. Bağlayın demiş ata beni. Bağlayın. Atın üzerine bağlamış da. Öyle bir şey yok. Biz konuşunca canları sıkılıyor herkes. kardeşler, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidin. Din tüccarlarının peşinden değil. Dini kendisine siyasi, bürokratik, işte kurum, kuruluş olarak basamak edenlerin yolundan değil.
Benim açık ve nettir sözüm. Ben İslam olduğumdan beri Kur'an ve sünnete okurum. Fıkıh okurum. Hiç başka bir şey okumam. Hiç başka bir şey okumam. Bende Ahmet'in, Mehmet'in fikri yok. Bende direkt Kur'an ve sünnet. Hadis okurum. Ayet okurum. Bitti. Ben onu bilirim. Hangi peygamber tebliğinden dolayı para kazanmış? Abdülkadir Geylan Hazretleri ders kağıdını parayla mı sattı? Şah'ın Akşibendi Hazretleri ders kağıdını parayla mı sattı? Şah'ın Akşibendi Hazretleri dergahının yanına otel mi yaptı? Lokanta mı yaptı? Abdülkadir Geylan Hazretleri dergahının yanına otel mi yaptı?
Lokanta mı yaptı? Benim Şeyh'im Abdullah Gürbüz Efendi'nin Nevşehir'de dergah değildi ama bir cami yaptırdık orada dergah gibi. Yanına lokanta, otel mi kurduk yanına? Ziyarete gelenler filanca kardeşte yemek yiyecek, filanca lokantada yiyecek diye. Böyle bir şey mi gördünüz? Ben gördüğümü ve öğrendiğimi anlatıyorum sizlere.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Mescid-i Nebevi'nin yanına bir de otel mi kurdu? Lokanta mı kurdu yan tarafına? Dışarıdan gelen Müslümanlar burada yemek yesinler, akçelerini buraya bıraksınlar mı dedi. Abdülkadir Geylan Hazretleri iş takibim yapıyordu. Devlet kademelerinde büro büro dolaşıp kurum kurum dolaşıp aman bizim kardeşleri işe alın mı diyordu.
Hazreti Mevlana Selçuklu hükümdarına gidip de bizim ihvanları devletin belli kademelerine yerleştirir mi dedi. Sufilerin devletle işleri olmaz. Gidip de bizim bu arkadaşları işe alın, bizim bu arkadaşları memur edin, bizim bu arkadaşları işçi edin. Dilenmeyiz biz. Bana bazen geliyorlar, beni bir şey zannediyorlar, devlet erkanında sözü geçen bir kimse zannediyorlar beni. Ya işte hocam böyle oldu da şöyle. Canım kardeşim, tanıdığım kimse yok. benim tanıdığım samimi oldum. Hiç kimse yok. Ne bir devlet erkanından, ne siyasi bir erkanından.
Kimseyle samimi değilim. Samimi olsam da gidip ben onlara ya bizim bu kardeşi işe alın diyemem. Hayatta diyemem. Hayatta diyemem ben. Söyleyemem. Millet bazen öyle zannediyor. Herkes de karıştırıyor bizi. Allah bizi affetsin. O yüzden ölçüyü konuşmak herkesin hakkı. Ama bazı kimseler var bu sene isim zikretmeye başladı. Mustafa İslamoğlu gibi. Adam kadere, imana inkar ediyor. Hadisleri inkar ediyor. Tövbe etmediği müddetçe bunlar buradan bunları böyle konuşacağım. Taslaman ne yapıyor? Hadisleri inkar ediyor. Tövbe edip geri dönmedikleri müddetçe bunları konuşacağım. bunlar ayrı. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi