Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 27 Aralık 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Aralık 2014 · 55:51

Ya Allah bismillah, bismillah, bismillah. Destur. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Muhammed Suresi ayet dedi. Ey iman edenler, eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz. İnsanlar Allah'a nasıl yardım edebilir? Bu birkaç gündür sohbetlerde bazen beyan ettiğim bir mesele var. Cenab-ı Hak der ya, Kur'an'ı biz indirdik, Kur'an'ı biz muhafaza edeceğiz. Burada Kur'an'ın muhafazasını Cenab-ı Hak kendi üzerine alır. Kur'an'ı muhafazayı Allah üzerine alırken, bunu Cenab-ı Hak mümin kullarının üzerinden yapar.
Allah dinini mümin kullarının üzerinden devam ettirir. Allah, İslam'ı, Adem'den itibaren peygamberlerin, velilerin ve mümin kullarının üzerinden indirir, tamam ettirir, kurar. Ve Cenab-ı Hak'ın bu dini kıyamete kadar yine insanların üzerinden devam edecektir. Bu insanlar mümin insanlardır. Burada Allah'a yardım etmek, Cenab-ı Hak ayı güneşin etrafında döndürürken, biz ayı güneşin etrafından iktirecek değiliz. Allah bu ağaca hayat verirken, ona hayat verecek değiliz. Ama onun hayatının devam edebilmesi için, elimizden gelen gayreti göstererekten, biz Allah'a yardım ederiz. Bir kimsenin dini yaşamasına vesile olaraktan, Allah'a yardım ederiz.
Kur'an'ın dünyaya hakim olması için mücadele ederekten, Allah'a yardım ederiz. Biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerinin yaşanması için mücadele ederiz, Allah'a yardım etmiş oluruz. Ve Cenab-ı Hak o cihet üzerinden bize de yardım eder. Kim Allah'a bir adım doğru ilerlerse, Allah ona on adım gelir. Kim Allah'a on adım yaklaşırsa, Allah ona yüz adım yaklaşır. Kim Allah'ın dini için, Allah'ın dini için, Allah için, Allah için, Allah için, ne diyor? Bir deve sağımı kadar Allah yolunda mücadele etse, konuşsa, koştursa, bununla alakalı kendini dertlendirse, 80 yıllık nafile ibadetten fazla ibadet etmiş olur der, hadis-i şerifte.
Bakın Allah yolunda insanlara hizmet etmek için, Allah yolunda koşuşturan bir kimse, Allah yolunda birisine bir şey anlatmaya gayret eden bir kimse, Allah yolunda hizmet edenin çantasını taşısa, onun işte eskiler böyle tabir etmişler, hayvanına yiyecek taşısa, saman taşısa, o yolda uğraşan, koşturan, gayret eden bir kimseye arkasında dua etse, örneğin, onu sevse, onunla bir gönül paydaşlığı olsa, yine onun yapmış olduğu her ibadetten o da alır.
80 yıl nafile ibadet işlemiş gibi ibadet eder. Yanaşın, iki dizinizin üzerine çıkın, sağlı sollu kenarlara doğru da yanaşın. Dükkan geniş, merak etmeyin, alır daha bu kadar insan. Bak ne kadar çok yer açıldı daha. Dervişlik böyle, iki dizinizin üzerine oturacaksınız. Dizler pişecek, ayaklar pişecek. Ona sabredecek, sabrı öğrenecek. Böyle bir hak yolda, doğru yolda mücadele ederken, onun böyle kalbi patlayacak gibi olacak içeriden. İçi dağılacak gibi olacak. Ayağının acısını hissedecek. Dizinin acısını hissedecek.
Bir an önce bitsin diye düşünecek. Eski sufi terbiyesidir bunlar. Derviş onlara katlanacak, onlara dayanacak. Öyle lay lay lom yok bu yolda. Şimdi şimdi insanlar nazlı. Ayağı ağrımasın, beli ağrımasın, gözü ağrımasın. Aman Allah'ı öğrensinler. Aman Allah'ı zikretsinler. Aman biz bir şey demeyelim. Aman biz bir şey söylemeyelim. Aman arkadaşlar gelenleri kırmayın, incitmeyin. Neden? Nazlı herkes. Bugün hava yağıştı gelmez. Hava soğuk gelmez. Ya bakar, koklar pencereden. Yok canım ben hasta olurum gidince. Öyle o hale geldik biz. Var mı yayan 5 kilometre yere gidip, gece saat 12'den birden sonra 5 kilometre tekrar yayan gelecek olan, yakın derse gittiğim yer 5 kilometreydi.
6 kilometreydi. Ders biterdi. Bir saat 1'de 1.30'da ben yayan çıkardım yola. Arkama bakmazdım. Beni tanıyıp da arabalarını almasınlar diye. Çinli nazlı herkes. Allah bizi affetsin. İşte Allah'a yardım etmek, O'nun yolunda uğraş vermek, O'nun yolunda gayret sarf etmek, O'nun yolunu insanlara anlatmak, Kur'an ve sünnet dairesinde hizmet edip, İnsanları bu noktada hidayet olmasına vesile olmak, Onların Allah'ı tanımalarına, Allah'ı bilmelerine, Kur'an'ı bilmelerine, Sünnet-i Resulullah'ı bilmelerine, Tanımalarına, Anlamalarına vesile olmak,
Bu uğurda koşmak. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Bakın, Kosova'dan misafirler var bugün. Arnavutluk'tan. Arnavutluk'tan misafirler var. Arnavutluk'tan. İslam nerede doğmuş? Mekke'de. Nerede yaşanmış? Medine'de. Arnavutluk nereden? Değil mi? Birileri Allah için gitmiş, Onlara din anlatmış. Birileri gitmiş, Onların hidayetle, Şereflenmelerine vesile olmuş. Ve birileri de, O dini orada ayakta tutmuş. Dini ayakta tutmuş birileri. Ve üzerinden nice kışlar geçmiş, Nice yazlar geçmiş, Nice sonbahar geçmiş, Nice tufanlar kopmuş, Osmanlı'dan sonra.
Nice boranlar yaşamışlar. Onlar orada yaşadılar, Biz Türkiye'de yaşadık. Bir farkımız yok. Yugoslavia'da yaşananlar, Türkiye'de yaşanmadı zannetmeyin. Arnavutluk'ta yaşananlar, Türkiye'de yaşanmadı zannetmeyin. Türkiye Cumhuriyetlerinde yaşananlar, Sanki Türkiye'de yaşanmadı zannetmeyin. Ya orlarda komünist sistem vardı da yaptık. Burada da komünist sistem vardı. Orlarda baskıcı sistem vardı, Şeyhleri astılar. Burada da astılar. Ya orada içeri attılar, Burada da attılar. Daha yakın zamanda 28 Şubat'ı yaşadık, Nasıl unutalım? Ama birileri, Dinin çilesini çekiyor.
Birileri Allah yolunda koşuşturmanın çilesini çekiyor. Birileri çekiyor. Birileri bunu Allah adına çekiyor. Resulullah adına çekiyor. Dini mübini İslam için çekiyor. İşte bunu çekenler, Bu dertle dertlenenler, Hangi cemaattan, Hangi tarikattan, Hangi görüşten, Hangi klikten, Hangi mezhepten, Hangi meşhepten olursa olsun, Bunun çilesini çekiyorsa, Bunun derdiyle dertleniyorsa, İşte o kimse Allah'a yardım ediyor. Ona da Allah yardım ediyor. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Bir kişinin mürşid-i kamil olabilmesi için 40 yaş şart mıdır? Bu konuda bizim yolumuzun kurucuları böyle bir şey söylemişler. Bunu ayet ve hadise bağlamak biraz zor olsa da, Ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin peygamberlerine peygamberliği tebliğ yaşı 40.
Oraya bağlayabiliriz. Bağlayabileceğimiz yer burası olur. Cenab-ı Allah peygamberlerine 40 yaşından önce peygamberlik tebliğ ettirmemiştir. Oysa peygamberler bu manada ruhlar aleminden seçilmiştir. Ona rağmen Cenab-ı Hak bütün peygamberlerine 40 yaşında peygamberliği tebliğ ettirmiştir. Buradan hareket edersek biz, Bizim yolumuzun kurucuları, Üstadımız öyle derdi, O üstadından öğrenmiş, O üstadından öğrenmiş.
40 yaşından önce bir kimseye bu manada kamillik verilmez evladım derdi Şeyh Efendi. O kimse veli olabilir, evliya olabilir. Bu kapı açık. Ama burada kardeş diyor ki, Mürşid-i Kamil diyor. Bunun ayrı bir özelliği var. Velilik ayrı bir dairedir. Mürşid-i Kamillik o dairenin içinde olmasına rağmen ayrı bir dairedir. Her veli, mürşid-i Kamil değildir. Her mürşid-i Kamil velidir. Ama her veli, mürşid-i Kamil değildir. O yüzden mürşid-i Kamillerde 40 yaş aranır. Velilikte aranmaz. Bakın velilikte aranmaz. Velilikte kadın erkek aranmaz.
Mürşid-i Kamillikte aranır. O yüzden buradan hareket ederekten bir mürşid-i Kamil'in kemalat yaşı 40'tır derler. Ufak yollu bir esnafım, bir kişi benim yapacağım işleri gidip bozuyor, kendine çeviriyor. Bunu dövsem ne olur?
Biz sufiler kolay kolay birisini dövmeyiz. Bu tip şeyleri bana sorarsanız, ben böyle gidin dövün demem size. Ama birisinin işini bozmak gerçekten büyük bir günah kebâydır. Hani mesela ticarette bir kimse eğer bir pazarlık esnasındaysa, o pazarlığa girmek caiz değildir. Bir erkek bir kıza nasip, hani şey olduysa, talip olduysa oraya girmek uygun değildir.
Bunun gibi bir kimse bir işi yapıyorsa, onun işini bozmak için işe girmek uygun değildir. Ama ben şuna inanırım. Bu benim kendi iç dünyamdadır. Birisi benim, birisi değil, benim işim düzgün gitmiyorsa, ben kendime bakarım. Ben bir yerde bir hata yapıyomdur. Ben kendi nefsimi öne koyarım. Dedim ki, sen bir yerde bir yanlışlık yapmışsındır, burada bunun acısı çıkıyordur. Sen bir yerde eksiklik yapmışsındır, burada bunun ceremesini çekiyordur. Önemli değil. Sen gitmişsindir, başka yerde birisine zulmetmişsindir. Burada düzgün yolda giderken ayağına taş alır, burnun çamura batar seni. Batar. Sen ya bu düzgün yolda neden çamura battım diye etrafına bakar da, düzgün yola kabahat bulursan, işi bulamazsın.
Sen kendi nefsine soracaksın, ben nerede yanlış yaptım da bu benim başıma geldi. Allah affetsin, benim yolumdur. Birisi de kendisini Allah'a çok yakın görür. O der ki, benim başıma gelenler Allah'a yakınlığımdan dolayı. Âlâ. Onun yakınlığını Allah mübarek etsin. Hani hadis-i şerif var ya, belanın, musibetin büyüğü peygamberlere, ondan sonra Allah'ın veli kullarına, ondan sonra velilerin etrafındakilere gelir der.
Bir kimse, bir velinin yanında durması kolay değildir. Bir velinin yakın dairesinde durmak öyle er baba yiğidin harcı değildir. Kılıcım sıçrar ona. O bir yerde ateş yanıyorsa, siz o ateşten hem ısınırsınız ama aynı zamanda da size kıvılcım gelir. Aynı zamanda o ateşin kokusu gelir size.
Ya, is koktuk, kokarsın. Ateşe yakın duracaksan kıvılcımına da, isine de razı olacaksın. Ateşe razı olacaksın. E ben ısınmak istiyorum ama kıvılcım dokunmayacak. Ben ısınacağım ama gözüme duman gelmeyecek. Geç kardeş sen. Onlar, ateşe herkes yaklaşmasın diye. Yoksa ateşin içindeki gül bahçesinde. Ne dedi İbrahim Aleyhisselam'ın için ateşe atlayan sare annesini çağırırken, gel anne, burası dışarıdan göründüğü gibi değil. İçerisi gül bahçesi.
Ateşin içi gül bahçesi ama dışı sıkıntılı görünüyor. E birisi de kendi kendisini veliden görüyorsa, bu bela ve musibetler benim velilimden desin. Birisi veliye yakın olarak kendisini görüyorsa, desin ki bu bela ve musibetler veliye yakın olduğumdan. O zaman bu şikayet niye? O zaman şikayet etmeyecek. Ha o zaman bir kimsenin işleri bozuluyorsa, kendi nefsine bakacak. Bir yerde bir hata yapmıştır o. Hani Hazreti Mevlana mesnevisinde der ya, seli baştan önüne. Sen hastalığın tedbirini al. Sen hastalığı baştan önüne. Hava yağmurlu ve soğuk, paltosuz çıkma.
Seli baştan önüne. Hava daha da soğuyabilir mi? Evet. O zaman daha kalın giyin. Veya yanına sen bir şey al. Seli baştan önüne. Hırsız girdikten sonra kapı dayaklama. Hırsız girmiş. Sen önceden dayakla kapını. Seli baştan önüne. O zaman seli baştan önüne. Bir sivilce varsa tedavi et. Seli baştan önüne. Üzerine bir çamur sıçradıysa hemen temizle. Seli baştan önüne. Eğer temizlemezsen üç gün sonra elbisen kapkar olur. Seli baştan önüne. O zaman bütün kardeşler işlerini kılı kırk yararaktan yapacaklar.
Sen kızının hayatına dikkat et. Seli baştan önüne. Oğlunun hayatına dikkat et. Seli baştan önüne. Eşinin hayatına dikkat et. Seli baştan önüne. Evinin, ailenin hayatına dikkat et. Seli baştan önüne. Sen hepsine Kur'an'ı ve sünneti öğret. Hepsine bu terbiye altında tut. Hepsine buna anlat. Bunun yolunu aç. Seli baştan önüne. Bütün hayatı böyle bu açıdan bak. Bütün hayatı bu açıdan bak. Sen bir sivilce ne olur dersen kaybedersin. Senin güzelliğini yok eder. Sen bir kıvılcım ne olur deme. Senin bütün malını mülkünü yakar. Sen bir küçücük ahlaksızlık ya böyle olur bu kadarcık deme.
Senin aileni batırır bu. Ya olur şimdi gençler birbirleriyle konuşup görüşüyorlar. Vay harama yol açtın yani sen. Ya kız hata yaptı. Yani birisiyle görüştü ama gençlerde oluyor bu. E ikincisi? E üçüncüsü? Seli baştan önüne sen. E erkek adam yapacak. Yok. Seli baştan önüne. Fuhşun erkeği kadını mı var? Zinanın erkeği kadını mı var? Kadın yapınca adı fahişe erkek yapınca adı ne olacak? O da fahişe. Fahişelin erkeği kadını mı var? Seli baştan önüne.
Her konuda. Bir yerde sen önlemezsin. Senin sustun, göz yumduğun, yok gördüğün şey senin küfrüne sebep olur. Senin basit gördüğün şey senin küfrüne götürür. Başka yerden acısı çıkar onu. Seli baştan önüne. Sen ona göre baştan ne yapacaksan yap. İş işten geçtikten sonra kapı kilitleme. İş işten geçmiş. Hırsız gelmiş senin en kutsal varlığını almış götürmüş. Hırsız gelmiş talan etmiş senin evini. Hırsız gelmiş senin iş yerini talan etmiş. Hırsız gelmiş senin kalbini talan etmiş. Sen ne önlem almaya çalışıyorsun şimdi?
Boş muhabbet. O zaman herkes seli baştan önünecek. Önlemini alacak. Tövbe edecek. Benim işim neden sakat gidiyor dediğinde diyecek ki ben bir yerde seli önleyemedim herhalde. O hatadan ne yapacak? Geri dönecek inşallah. Kızım 11 yaşında. İmam Hatip'e gidiyor. Ben onun başını kapatmasını sürekli söylüyorum. Ama o bana ben daha küçüğüm diyor. Ben ise çok rahatsız oluyorum. Ne yapmam lazım? Bir baba olarak hakkınızı helal edin. Bunları bana sorarsanız ben hep anlatın derim. Bizim çocuklarımız gökten inmiyorlar. Bizim çocuklarımız da bu topluluğun çocukları. Evde televizyonlar var, bilgisayarlar var, laptoplar var, tabletler var dışarıda.
İslam dışı hayat var, çocuklar bunlardan etkileniyorlar. 11 yaşındaki bir çocuk haydi haydi etkileniyor. O yüzden bu çocuklara baskıyla bir şey yaptırmaya kalkmayın. Gücünüzün yettiğince anlatın. Bir daha anlatın, bir daha anlatın, bir daha anlatın. Sevdirmeye çalışın. Ben şunu çok dinlemişimdir. Biz çocukken bizi çok dövdüler Kur'an-ı Kerim okuyalım diye. Biz o yüzden Kur'an'a soğuk kaldık. Biz küçükken camide hoca bizi çok azarladı. Hatta bir gün hoca elinde sopa bizim arkamızdan kovaladı. Biz o yüzden ben o yüzden bir daha camiye girmedim. Bunları çok duydum ben. O yüzden sevdirin etrafınızdaki herkese. Bir daha anlatın, bir daha anlatın, bir daha anlatın. Namazı sevdirin.
Onlara yapabiliyorsanız büyük ablalarla irtibat kurdurun. Onların yanında durmalarını sağlayın. Böylece onlar inşallah iyiye ve doğruya doğru gidecektir. Doğum günü kutlamak günah diye biliyorum. Bugün başka bir cemaatte olan bir arkadaş çocuğuna doğum günü yaptı. Palyaçolar getirdi. Bunun sonucu nedir hakkınızı helal edin. Bu bizim İslam kültüründe yok. Biz doğum günü partileri bilmeyiz. Ama ve lakin bu kültür bize dışarıdan geldi. Bunu belki de ne bileyim böyle doğdun mutluyuz, huzurluyuz, harika, senin doğmandan da sevinçliyiz, Cenab-ı Hak'a hamdü sena ediyoruz gibi. İşte böyle bunda belki de çok haramiyet söz konusu değil.
Ama ve lakin böyle işte Avrupa'yı bir şekilde doğum günü partileri tertip etmek yok bizim kültürümüzde. Öldükten sonra mezarımın evimizin bahçesinde olmasını istiyorum. Bu konuda vasiyet çıkarmayı bile düşünüyorum. Siz ne dersiniz? Devlet bunu kabul etmiyor. Bildiğim kadarıyla. Bu zannediyorum mevcut hukuk dairesinde uygun olmayan bir şey galiba.
Arkadaşlar buraya gelen her şeyi okuyorum ama burada şimdi bazı şeyleri böyle neyse okuyayım yine ben. Geçen cumartesi biz sizi dinlemeye gelmişken, sizin sohbetinizi iple çekerken sizin mikrofonu Bosnalı arkadaşa vermenizi uygun bulmadım. Çünkü biz onu dinleyecek olsak alırız bileti gideriz Bosna'ya dinleriz. Başkasına değer vermiş olsak orada oluruz. Ama çoğu insan sizden istifade etmek için katılıyor etrafınızda. Diyelim ki ben bir marangozum siz de bana geliyorsunuz. Bir işinizi benim yapmamı istediğinizde benim bu işi çırağa yaptırmam hoş mu sizce demiş. O bizim kardeşimiz. Biz onun çırağı oluruz. Birinci derecede bu böyle bilinen. İki, misafirin gelip bir toplantıda orada oranın üstadının ona sohbet vermesi adaptandır.
Bunu ben gençlerin adabı bilmemesine bağlıyorum. Bu tip böyle yazılacağını, bunun adabı nedir diye sorulsaydı bu daha hoş olurdu. Adap öğrenelim. Tabii bizim ülkemizde 80 yıldan beri tekke ve zaviyeler kanunuyla bunun adap ve erkanı kayboldu. Mesela bugün misafirlerimiz var.
İçlerinden Türkçe bilen ve aynı zamanda da orada bir tekke de şeyhlik yapan bir kimse olsaydı ben o kardeşe de burada sohbet etme, bir selamlama müsaadesi verirdim. Adap budur çünkü. Bu adabları terk etmek, bencillik yapmak sufi adabında yoktur. Sufiler kendilerine misafir gelen hatta kendinden üstün ise mesela bir yerde bir zakir var bir şeyh efendi orayı ziyarete gelmiş.
Oranın zakiri o şeyh efendiye sohbeti bırakır. Adaptır. Efendim buyurun siz sohbet edin der. Neden? O şeyh. Bir kimse güzel ahlakı terk etmeyecek. Tevazuyu terk etmeyecek. İnceliği terk etmeyecek. Güzel ahlakını ve tevazuyu terk eden insanlar batarlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kardeşler böyle yazacaklarına adabı erkanı sorsalar öğrenseler eleştirmek herkesin işi. Herkes eleştirir. Sizler öğrenin. Öğrenmek er kişinin işi. Hazreti Ali radıyallahu an hazretleri der ki ya öğrenen ol ya öğretici ol sakın bu ikisinin haricinde başka bir şey olma.
Ya öğrenen ol ya da öğretici ol. Eleştiren olma tenkit eden olma laf dolaştıran olma gıybetçi olma dedikoducu olma iftiracı olma ya öğrenen ol. Öğrenen olma yolunda olsaydı bu kardeş şöyle yazacaktı. Efendim bir misafir şeyhefendi geldi ona sohbet verdiniz. Bunun adabı nedir? Öğrenen bu. Ben şimdi bu soruyu buna çevirerekten cevapladım. Biz öğrenen olalım. Sufiler öğrenendir hep. Sufiler asla kendilerini öğreten görmezler. Sufi terbiyesi hep öğrenendir. Bizim yolumuzda biz de beraber yürüyecek olan kardeşler hiçbir zaman öğreten olmayacaklar.
Biz hep öğreneniz. Hep ama ben kendimi de öyle görüyorum. ben bu sorulardan öğreniyorum. Ben dinlediklerimden öğreniyorum. Ben hala daha öğrenmeye devam ediyorum. Okuduğum yeri bir daha üç gün sonra on gün sonra bir daha okuyorum aha farklı bir şey. Yine öğreniyorum. Biz hep öğrenen olacağız. Hep öğrenen. Sufilik eğitimi bitmeyen bir okuldur. Sufilik diploması olmayan bir okuldur. Biz son nefese kadar hep öğrenmeye çalışacağız. Allah bizi onlardan eylesin. Sen bedeni olmayana düzen sen bedeni olmayana düzen düzer haset edersen o haset yüzünden gönlüne karartılar çöker.
Allah erlerinin ayakları altına döşen toprak ol bizim gibi sen de hasedin başına toprak saç bedeni olmayan diye kastettiği Allah'ın velileri mürşidi kamiller hazreti mevlana başka beytlerine mürşidi kamilleri onlar yeryüzünde gölge gibidir der. Hatta başka bir beytinde sen der bir gölge bul kendine o gölgeden güneşe ulaş der.
Başka beytinde de velilerin bu dünyada bedensiz olduklarını ama insanların onları bedenli gördüklerini söyler. başka beytinde sen onları kendin gibi yer içer görürsün. Onlar bu dünyadan yiyip içmezler der. İşte Hazreti Mevlana diyor ki sen o bu dünyada bedeni olmayanı bu dünyadan geçeni bu dünyayla ilişkisi olmayan kimseye haset edersen ona düzen kurmaya kalkarsan ona çelme takmaya kalkarsan onunla savaş maya kalkarsan senin kalbine karaltılar çöker.
Kalbin kararır. Hani hadisi kudside Cenab-ı Allah Celle Celaluhu der ya kim benim velilerime savaş açarsa Allah'a savaş açmış gibidir. Kim benim velilerime savaş açarsa yırtıcı aslanın avından intikamını aldığım gibi aldığı gibi ben de o velimin intikamını ondan alırım da. İşte Hazreti Mevlana Celaletin Rumah Hazretleri diyor ki sen o velilere savaş açma. Sen onlara haset etme. Sen nasıl bu kimseden keramet görünür? Nasıl bu kimse hal görür? Ya bunlar bir de Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleriyle konuşuyorlarmış. Yalan söylüyorlar. Ya şimdi veli mi olurmuş? Hani kimmiş o Mürşid-i Kamiller bana bir gösterin.
Yok böyle bir şey ya. Onlar kendi kendilerine böyle bir yol çıkarmışlar. Ya bırak ya o adam kendi kendini şeyh gördü işte. Şeyh yaptı kendini. Ya onca insan var rüyasında gören. Ya siz sevdiğinizden rüyanızda görüyorsunuz. Bize öyle söylerlerdi şeyh efendi için. Allah rahmet eylesin. Bunları duyduk hep biz işittik. Biz anlatırdık şeyh efendi şöyle rüyamızda görüyoruz böyle görüyoruz. Şöyle oluyor böyle oluyor. Yok. O adam diyordu ki ya siz sevdiğinizden görüyorsunuz onu. Ya neden biz onu seviyoruz bir başkasını sevmiyoruz? Hadi sen de çık ben de şeyhim de seni de sevelim. Seni neden seven yok hiç? Seni neden dinleyen yok hiç? Madem ben şeyhim deyip çıkılıyorsa sen de şeyhim de çık hadi meydana. Yok.
İşte o haset eder. Hatta biri söyle dedi. Ya ümmü dedi sizin şeyhiniz. Ya Mustafa kardeş dedi ya. Bana öyle dedi. Ya sen akıllı adamsın, zeki adamsın. Ya sen nasıl gidiyorsun bunun peşinden dedi. Güldüm ben. Ya neden gülüyorsun dedi. Valla dedim sen böyle söyleyince sana bakıyorum dedim ya. Ben sana bakıyorum hayret ediyorum dedim ya. Sen nasıl böyle düşünebiliyorsun? Tabi o haset ediyor. Kendince şöyle dedi. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik gelince. Hani Mekke'nin o eşrafı. Herkes diyordu ki peygamberlik bize gelmeli. Filozoflar var Mekke'de. Zenginler var Mekke'de. Okumuş yazmış insanlar var Mekke'de.
Mekke'de Mekke duvarına edebiyatı kuvvetli, kelimesi kuvvetli, cümleleri kuvvetli, belagatı o kadar kuvvetli kimseler var ki. Mekke duvarlarına şiirlerini asıyorlar. Kabe'yi tavaf edenlerin hepsi de o şiirler okuyorlar. Hikmetli sözler söylüyorlar. Öylesine hikmetli sözler söyleyenler var. Ve bütün alem bekliyor ki bir peygamber gelecek. Ahir zaman nebisi gelecek. Hristiyanlar biliyor, Museviler biliyor, İbrahimiler biliyor, Mekke müşrikleri biliyor. Bütün alem biliyor ki ahir zaman peygamberi gelecek. Adıyla biliyorlar. İsevilerin kitaplarında geçiyor Ahmet. Musevilerin kitaplarında geçiyor.
Tahrif edilmiş olanlarda bile geçiyor. Bütün İbrahimiler biliyorlar bir ahir zaman peygamberi gelecek. Ve bütün herkes o peygamberi bekliyor. Herkes. Müşrikler bekliyorlar Mekke'den doğacak diyorlar. İseviler bekliyorlar Mekke'den doğup Medine'ye hicret edecek diyorlar. İşaret bu. Museviler bekliyorlar Mekke'den doğup Medine'ye hicret edecek, savaşlar yapacak. Herkes işaretleri biliyor. Enteresandır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası Abdullah'a kadının birisi geliyor. Diyor ki beni nikahına al. O kadar edepli ki babama sorayım diyor.
Bir rivayete. Ve almıyorlar onu nikahına. Bir dahaki seneye çünkü orada normalde hem haç vazifesini yerine getirip hem de panayır gibi herkes mallarını getirip orada ticaret var. Bir dahaki seneye çok zengin kadın. Bir dahaki seneye geliyor Abdullah'ı görüyor. Yanındaki hizmetçisi diyor ki bak o aynı adam orada. Bakıyor heyhat geçmiş diyor. Ne vardı? Onun alnında peygamberlik nuru vardı. Ondan doğacak olan peygamber olacaktı. Ben ona taliptim diyor. Dikkat edin. Bütün herkes bir peygamber ahir zaman nebisinin geleceğinden haberdar. Herkes onu bekliyor. Ve herkes kendi kavminden gelsin diye dua ediyor. Herkes o peygambere akraba olmak.
Bir peygamber doğurmak için mücadele ediyor. Kadınlar bir peygambere anne olmak için mücadele ediyor. Erkekler bir peygamberin babası olmak için mücadele ediyorlar. Herkes bir Muhammed doğurmak istiyor. Sallallahu aleyhi ve sellem. En sonunda Muhammed Mustafa doğuyor. Ve kırk yaşında peygamberlik ona tebliğ edilince kendince hikmetin babası olan Ebu Cehil. Önce kadına Ebu'l-Hikam. Ben olmalıydım diyor. Niçin? Oranın en hikmetli sözlerini söyleyen felsefeye sahip. Akıllı, zeki, zengin.
Diğerleri diyorlar ki biz olmalıydık peygamber. Hasislik bu. Dikkat edin. Hz. Peygamber bir matematikçi değil. Hz. Peygamber bir astrofizikçi değil. Fizikçi değil. Hz. Peygamber bir edebiyatçı değil. Bir romancı değil. Bir şiirci değil. Hz. Peygamber Efendimiz bir hikayeci değil. Hz. Peygamber ümmi, şefkatli ve merhametli bir peygamber. Şefkatli ve merhametli. Şefkat ve merhamet peygamberi. Şefkat ve merhamet peygamberi. Af peygamberi. Af. Sen af yolunu seç.
Af peygamberi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Deseler ki bana Üç kelimeyle özetle Şefkat, merhamet, af peygamberi. Benim en çok hoşuma gidenidir. Çok faziletini anlatabiliriz. Şefkat, merhamet ve af peygamberi. İşte diğerleri hasislik yapıyorlar. O olamaz. Veliler için de yeterlidir. Hadis alimi harika. Fıkıh alimi harika. Tefsir alimi harika. Harika. Ama veli değil. Alim. Mürşidi kamil değil.
Onlar da hasislenirler. Derler ki nasıl o mürşidi kamil olabilir? Nasıl olabilir? Tam kısmi felç geçirmiş yüzünden Şefefendi okuyor ona. Bir tane bıçak getirin bana. Haydi bir bıçak getirdiler. Bildiğiniz küçük bir bıçak. Büyük kişi bıçak getirin. Haydi bir tane kasap bıçağı geldi. Adam bakıyor kasap bıçağına. Şefefendi aldı. Kısmi felç geçirmiş adam. Yanağına böyle bastıra bastıra. Adam önce bir titredi. Rengi bir gitti. Sarardı adamı. Yanağına bastıra bastıra. O bıçağın tersinden, yüzünden. Ona okudu, okudu, okudu. Mustafa Efendi oğlum buna iki gün daha okumamız lazım dedi.
İnşallah efendim dedim. Vaktimiz olursa gelir gideriz dedim ben. İkinci gün dedi ki. Mustafa Efendi okuyacağız mı ona dedi. Gidelim efendim dedim. Telefon açtım. Geliyoruz dedim. Tamam gittik. Bir daha ikinci gün bir daha akıyor. Adam öyle bakıyor ama. Gözleri patlatık adamın. Biz ikinci gün bir daha bıçak üstünde okudu. Adamın ikinci gün böyle baktım yüzü değişti. Tanımıyoruz biz adamı ha. Oğlumu böyle birisi geldi söyledi bana. Dedim valla söz vermeyeyim. Söyleyeyim kendisine. Müsait olursak geliriz dedim. Üçüncü gün. Adam yüzü böyle okundu. Geçti. Artış gün çocuk telefonu işte. Dedi ki babam mı işte neyse. İyileşti dedi. İyi harika.
Ama dedi şey yapmak istiyor. Hani Şeyh Efendi ile bir görüşmek istiyor. Olur. Bakın cehaletin yaşı sınırı yok. Geldi görüşüyor konuşuyor. Konuşamıyordu adam. Görüştü konuştu. Şeyh Efendi'nin ne okuduğunu biliyorum ben. Allah beni affetsin. Dayanamadı adam. Bana dedi ki ondan sonra ya dedi. Utandım dedi söyleyemedim dedi. Şeyhin dedi. Fatiha'yı tam okuyamıyor dedi. Söyleyemedim dedi. E dedim söyleseydin de dedim ben. Alnından yarsaydın dedim. Böyle durdu. Be adam dedim. Biz tabi genciz. Edeb-ı adab yok bizde. Be adam dedim.
Ben şimdi seni tanımam bilmem. Fatiha'yı düzgün okuyamıyor dediğin adamın okumasıyla dedim. Şifa buldun Allah'ın izniyle. Rengi değişti bunun. İşte siz dedim. Hepiniz böylesiniz. Siz dedim. Hepiniz böylesiniz. Sen dedim. Fatiha'yı düzgün okuyordun da kendine neden okumadın dedim. Hasis. Ben bayındırdayım. Benim zakirliğimle uğraşıyorlar. İşte hocalar başı çekiyor imamlar. O zakir olmasa imamlardan birisi zakir olsa da biz derse geliriz muhabbeti var. Ben de Şeyh Efendi'ye dedim ki efendim ben dedim hizmet edeyim.
Doğru söylüyorlar. Hocalardan birisine dedim zakirlik ver. Bunun başını çeken kimseyi de kimse bilmiyor. Ona döndü. Hoca dedi. Buyurun efendim dedi. O şimdi. Sen hiç dedi bir sarhoşu namaz kıldırttırdın mı dedi. Sebep oldun mu buna? Düşündü. Hayır efendim dedi. Hiç meyhaneden bardan pavyondan bir adam kaldırdın mı dedi. Hayır efendim dedi. Hoca dedi böyle gayet sert. Hiçbir Şeyh Efendi'yi öyle görmedim ben. Hoca dedi. Buyurun efendim. Hiç rüyanda namaz kıldırdın mı sen dedi. Hayır efendim dedi. Hoca hiç rüyanda ezan okudun mu sen dedi. Hayır efendim dedi. Hoca hiç rüyanda hutbe okudun mu?
Her cuma hutbe okuyorsun dedi. Hayır efendim dedi. Hoca hiç sen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördün mü dedi. Hayır efendim dedi. Şu beğenmediğin çocuk dedi onunla sohbet ediyor dedi. Kaldı hepsi de bunlar şimdi. Beni tanımıyormuş gibi döndüler öyle bakıyorlar. Allah affetsin. O zaman öyle bir şey varmış demek ki. Şeyhimin sözü benim sözüm değil. Kaldı bunlar. Hasis olur insanlar. Velilerle mücadele ederler. Şeyhimle mücadele ederlerdi. Ben oradan biliyorum. Doçent. Bursa İlahiyat Fakültesi'nde ismini bilmiyorum geldi. İsa aleyhisselamla alakalı Şeyh Efendi'ye sorular sordu.
Soruyor cevaplandırıyor. Soruyor cevaplandırıyor. En sonunda dedi ki Şeyh Efendi'ye. Efendim dedi. Nasıl bu kadar dedi. İnançla söylüyorsunuz dedi. Güldü Şeyh Efendi ona. Evladım dedi. Bizi bırak dedi. Aha şu seni getiren var ya dedi. Ben de yanında oturuyorum. O İsa aleyhisselamla muhabbet eder habire dedi. O onu sever bu da onu sever dedi. Böyle baktı bana. Siz tanıyor musunuz dedi. Evet dedim ben. Şeyh Efendi yanımda. Ben tabi önce Şeyh Efendi'ye baktım. Yaptı. Hani cevap ver gibi. Evet dedim. Döndü. Tanıyormuş dedi. E dedik ya sana dedi. Ama onlar mücadele devam ederler. Bir kimse nefsini kırıp da bir mürcide teslim olmaz. Olmazlar.
Kimisi kendini akıllı görür. Kendisi kendini alim görür. Kimisi kendini çok biliyor görür. Hz. Mevlana bile teslim olmadı. Öyle teslim olmak kolay değil. Şemseddin'i Tebriz'e aldı. Kitapların, kütüphanenin hepsine havuza atıverdi. Eyvah dedi Hz. Mevlana. Üzüldü. Dedi niye üzülüyorsun? Dedi ki babamın hediye ettiği bir avarif-ül marif vardı. Bismillahirrahmanirrahim dedi. Havuza elini daldırdı. Dört cid kitabı indiriverdi önüne. Kupkuru. Bu muydu dedi. Teslim olmaz insanların nefsi bir mürşidi kamile. Teslim oldum diyenler de teslim olmaz. Hep içinden acaba.
Çevir sayfayı acaba. Buradan sohbetten gidip evde hadis arayanlar biliyorum ben. Böyle bir hadis var mı? Arayalım bakalım. Ara bak. Ertesi gün gel itiraf et. De ki ben bir küstahlık yaptım. Ben sizin söylediğinize sizin dervişiniz olmama rağmen kalbim kanaat etmedi. Gittim evde aradım buldum. Allah sizden razı olsun. Doğru hadis söylemişsiniz de. Demez. İnsan nefsi hep mücadele eder. Kırmaz nefsini. Kırmaz. Teslim olmaz. Ben bazen örnekliyorum. Ömredeyiz. Ben tam çıktık ihranlar üzerimizde. Gidiyoruz.
Ben hızla eyvah dedim ben. Döndü bana ne oldu dedi. Krem sürecektim efendim dedim ben. Caiz değil o dedi. Peki efendim dedim. Ben hemen kapıyı git dedim. Yürüyorum ben. Yanındakına demiş ki. Kuduri ezberinde demiş. Krem sürmenin caiz olduğunu biliyor demiş. Ben caiz değil dedim ya demiş. Sürmüyor bak şimdi demiş. Onu söylediği arkadaş da İzmir'in zakiri o zaman için. Şeyh efendinin yanından geriye geldi bana. Dedi ki ya abi bir şey soracağım. Buyur dedim ben. Krem sürmek caiz mi diyeyim dedi. Caiz dedim. Abi sürmedin dedi. Efendim benden caizliği kaldırdı bana sürme dedi. Ben de sürmedim dedim. Abi bu nasıl oluyor dedi. Caiz olanı dedi.
Hani sana sürme diyor dedi. Güldüm ben. Dedim şeyhe intisap ettiysen. Sana caiz değil dediyse caiz değildir dedim. Sana değildir dedim. Bu benim yanımdan ayrıldı gitti. Şeyh efendinin yanına. Ona demiş ki. Böyle böyle söyledim. Böyle böyle dedi demiş. Ondan sonra. Oğlum ne söylüyorsun demiş. Ben ona desem ki demiş. Çok iyi bildiği şey. Buradan yapmayacaksın desem. Gene yapmaz o demiş. Tekrar geldi o arkadaş bana. Dedi ki ya bunu nasıl beceriyorsun. Baktım öyle. Sevmek dedim. Teslim olmak. İnsanların yapamadığı bu. İşte Hazreti Mevlana diyor ki. Sen haset edersen kalbin kararır. Allah erlerinin ayakları altına döşen toprak ol. Bizim gibi sen de hasedin başına toprak saç.
Sen onlara hizmet et. Tevazulu ol. Bizim gibi hasedin üzerine toprak saç. Bak. Ben şehidim. Hazreti Mevlana'nın dediği bu. Ben şehidim. Haset eden o nefsimin üzerine toprak saçtım. Ben şeyhken Hazreti Şems'e tabi oldum. Şeyh iken. Alim iken. Hazreti Mevlana'da fizik var. Hazreti Mevlana'da kimya var. Hazreti Mevlana'da matematik var. Hazreti Mevlana'da felsefe var. Hazreti Mevlana'da hadis var. Hazreti Mevlana'da tefsir var. Hazreti Mevlana'da Arapça var. Hazreti Mevlana'da kelam var. Hazreti Mevlana'da fıkıh var. Sekiz ilimden icazetli bir Mevlana var. Sekiz ilimden icazetli Hazreti Mevlana, Hazreti Şems'e derviş oluyor.
Sekiz ilimden icazetli bir alim. Sekiz ilimden icazetli bir şeyh. Hazreti Şems'e derviş oluyor. Diyor ki bizim gibi hasetin başına toprak saç. Ben sekiz ilimden icazetim olmama rağmen ona derviş oldum. Ben şeyh olmama rağmen ona derviş oldum. Ne muhteşem bir şey düşünebiliyor musunuz? Ve derviş oldu kimse ümmi. Hazreti Şems ümmi. O ümmiye derviş oluyor. Allah bizi hasede toprak saçanlardan eylesin. İnşallah. Burada soru var yetişmedi. Hakkınızı helal edin.
El Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi