Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 28 Ağustos 2011 · 59:11
Selamünaleyküm, onlar gecenizi eylesin inşallah, Cenâb-ı Hakk'ın yüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yıldınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, olduklarınıza nail eylesin, olduklarınıza tuz muhafaza eylesin, Cenâb-ı Hak ibadetlerinizi kabul eylesin inşallah, midye, yemek, haram diyorlar, bu konuda bir gelinimiz. Bunlar cevapladığımız meseleler ama yine de ayıp olmasın, meseleye cevap vermeye çalışalım inşallah, midye şâfilere göre haram değil, İmam-ı Şâfi Hazretleri denizden balın da çıksın caizdir demiş, o yüzden deniz ürünlerinin hangisi olursa olsun şâfilere bunu caiz görmüşler, Hanefiler ise deniz ürünlerini tasnif etmişler.
Balık türlerinin hepsini de caiz görmüşler, balığın haricinde böcek türünde olanları caiz görmemişler, en güzel tarafı da şu, balıkların dair içinde onun böyle simasının hoş olmasını istemişler, balığın simasını. Midye ile alakalı bir sıkıntı da şu var, şimdi denizden ne çıkarsa çıksın gelir, İslam'da necaset haramdır.
Necaset, midye, hakkınızı helal et, ben İzmir çöküyorum, denizin kenarından değerli, midye pişirilirken denizden çıktığı gibi pişirilir, iç organları ayıklanmaz. Yani balırsağıyla, balırsağının içindeki necasetiyle pişirilir, balırsağ ve içindeki necasetiyle piştiği için caiz değil.
Bunun şafiye de, malikeye de, hamileye de hangi mezhebe giderse gitsin, necaset caiz değildir. Şimdi midye yemek haram mı? Değil. Necaset yemek haram mı? Haram. Midyenin içerisinde necaset var mı? Var. O zaman midyenin içerisinde necasetle yendiğinden dolayı, midye haram, caiz değil. Şimdi desek ki biz, midye dolması yiyenlere, yani sen balığın çok affedersin, pisliğiyle, necasetiyle yer misin?
Yememyecek. Veyahut da bu midyenin içerisinde necasetiyle beraber yenir mi desen, yememyecek o kimse. İçinde ama necaset var. Bir parantez daha açayım, midyenin, dişisinin kadınlar gibi muayyen günleri olduğu söylenir. Bu tavşanlarla da alakalı böyledir. O günlerine rastlanırsa, o zaman yine caiz olmadığı çıkar ortaya. Aynı şey, kertenkelelerin bir soyunla ile alakalı var. Bununla da alakalı hadis var çünkü bir sahabe, bir yerde sefere gittiklerinde aç kalıyorlar. O zaman çok, böyle açlıktan kertenkeleleri topluyorlar, pencerelere koyuyorlar pişirmek için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri görüyor bu kertenkelelerin piştiğini, asasıyla deviriyor.
Tabi hiç kimse bir şey söyleyemiyor, asaptan berisi geliyor diyor ki ya Resulallah, haram mı yemeyelim. O da ayette sabit ya, Cenab-ı Hak bir kavmi kertenkeleye çeviriyor, geçmiş ümmetlerden. Diyor ki, o kertenkelelerden olabilir diye diyor, devirdim ben onlara. O sahabe de çöllerde yaşıyor, bir dedevi. O da diyor ki ya Resulallah, bu cinsten değil, bu cinsten pişirme kertenkeleler diye, peynaber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, siz yiyecekseniz yiyin olur. Ama Hz. Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç yememiş. Midye hiç yememiş, hiç yememiş, kertenkele hiç yememiş, istakoz hiç yememiş. Veyahut da böcek türünden karides, marides neyse, onları hiç yememiş.
Şimdi midye ile alakalı sıkıntı bu, necasetle piştiği için. Aynı sıkıntı hazır tavuklarda da var. Hazır tavuklar, yorulma esnasında, belli bir sıcaklıkta yoruluyor. O belli bir sıcaklıkta yorulurken, tavukların üzerindeki, derinlerin üzerindeki, veyahut da o tüylerin kökenindeki necaset, tavuğun üzerine bulaşıyor. Bununla alakalı işte tavuk firmaları şu kadar dereceden yukarı biz bunu kaynatmıyoruz, ısıtmıyoruz, yok işte haşlamıyoruz diyorlar, dedikleri kendilerine ait.
Ben o şüpheli olduğu için, ben de tavuk eti kenarında yaparım. Burada şüphe var çünkü. Bu yolunduysa tavuk, onda bir sıkıntı yok. Şunu işlemiştir, tutmak ne anlamı geliyor? Sözü tutmak, sözü dinlemek. Ayet-i keriminde, Allah çalış, kulum vereyim demiş. Böyle bir ayet hatırlamıyor. Sizler çalışın. Çalıştığınızı Allah da, gökteki melekler de, peygamberler de görür. Bunu biliyoruz. Allah affetsin, yani normal değil. Allah kendi üzerine çalış, verim normal değil. Günümüzde gayet güçlüler, bizler dağsıklar için bir şey tutuyorlar.
Allah hakkına çıkıp çalışan anlamı verir. Fiziki hükmedişi, Müslümanların âli kuvvetinin farkında olmamasıyla alakalı. Çalışmakla muhakkak ilintili, insanların teknolojiyi sahip olmaları, askeri, sosyal, belli bir kuvvete koruma geçmeleri, bu kuvvete sahip olmaları hakikâk önemli.
Ama hakimiyet atılı değildir. Ülkeyi bombalarsınız, bombalarsınız, bombalarsınız, o ülkeye hakim olamazsınız. Veyahut da siz, Afganistan yirmi yıldan beri bombaladınız. Millimetre kare kalmamışlar. Ve yirmi yıldan beri hiç kimsenin hakimiyeti yok Afganistan'dan.
Bunlar bombaladılar. Rusya kanuncusu orada battı. Sovyet Rusya çekildi gitti. Bombaladı, bombaladı, bombaladı. Bombaladı, bombaladı, bombaladı. Güzel örnek, ülke alman sigarası ne?
Ama hakimiyet kıymetli dostlar, hakimiyet güçle elde edilmez. Hakimiyet adaletle, hakimiyet ahlakla elde edilmez. Bizim önümüze farklı bir felsefe getirdiler. Bu farklı felsefe şu, bu bizim alışkın olmadığımız felsefe. Bu bizim bilmediğimiz felsefe. Hakimiyeti ne kadar güçlüsen o kadar hakimsin. Ne kadar sen bombalarsın, bombalarsın gibi gül atmazlar. Kılıçla intikam.
Bizimle işin içerisinde zulüm var ise o zulmedenlerden intikamını alır. Kendi içinizi sağlamazsa güzel ahlak mı gitmez. Siz kendinize zulmederseniz ve Kur'an ve sünnet dairesinde yaşamazlar, etrafınıza zulmederseniz sizin başınıza bir zalim tayin eder.
Çocuksan annem, işçiysem patron neşir. Ne zulmediyorsun? İşçiysem işinden kaytarıyorsun. Kocaysan eşine düzgün davranmıyorsun. Çocuksan anneme iyi davranmıyorsun. Sen bir zulümle karşılaşacaksın. O kimsenin bir kimse gelir. O zulmeler.
İnsanlar birinci derecede kendi nefislerinde zulması. Kendi nefsini terbiye, kendi nefsini iyilik kötülükten ürersen zulmedecek. Ve zulmediyorsan Allah'ın tayin edecek.
İnsan da kendisiydi. O zaman bir şekilde bir şekilde İslam dünyasının değil sadece bütün dünyaya zulmetmiştir. Bunu zulmederken batı dünyası zulmettiğini iyilik olarak görmüştür. Bu da iyilik olarak satmaya çalışmıştır. Ama bir şekilde insanları kendi kapitalist sistemine, kendi deccal sistemine dönüştürmeye çalışmıştır. Bunlar uzun meseleler. Yani tarihi derinlikleri var. Felsefi derinlikleri var. Nasıl felsefi derinliği var? Zalimlerin de felsefesi vardır. Firavun'un, Nemrud'un felsefesi vardır.
Yanında din adamları var. Zamanın zalim. İslam adı tanısı var. Aşk tanısı var.
Ot tanısı var. İl tanısı var. Her türlü tanrı var. Biz Orta Asya'ya gittiğimizde 1071'den önce 500'lere 600'lere gidersek gök tanrısı var, yer tanrısı var. Tanrı eşittir, Allah değil. Allah eşittir, Tanrı da değildir. Birileri Allah Celle Celaluhu'nun ve kendi isimlerini öğrettiğinin dışında bir isimle Allah'a gitmeye çalışmaz.
Bu öğreti yok İstanbul'da. İnan dünyasına gittiğimizde Tavret edip de tertizinde İnan civarında düştü Cebrail. Fiiliyatında bağımsızdı. Biz fiiliyatımızda makul tarihinde insani ölçülerde bağımsızdır.
İmam-ı Adur'u onun talebesi hocalarının hocası İmam-ı Azam insan fiiliyatının üzerinde çok konuşmuşlar. Teknik hale getirelim. İmamın esefi olmuş. İmam-ı Azam'dır.
Kısacık bir risalesi vardır. Fık-ı Ekber. Aslında çok kısadır. Ali el-Karyon'u şerh etmiştir. Kitap haline getirmiştir. Fık-ı Ekber bu konu vardır. İnsanın fiili üzerinde. İnsan kendi fiillerinin üzerinde yön, iyilik veya kötülük yapma noktasında yürüdür. Ama iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah'tır. İnsan iyiliği veya kötülüğü seçmekle ama günaha doğru gitmiş ama sevaba doğru gitmiştir. Bu noktada bir sıkıntı yok. İnsan surette muhtar, hakikatta mecburdur. Şimdi bu, anladınız mı sözü? Surette muhtar, hakikatta mecburdur. Yani dış görüntü olarak insan fiiliyatta serbesttir. Ama iç alem olarak serbest değildir. Yani dışarıdan serbest gördür. Aslında içeriden serbest değildir.
Bu, bu söz, bu meseleden biraz uzak olan kardeşlerin aklını bulandır. Bir kimse kötülüğü işlerken, ben kötülüğü mecbur olarak işledim derse, o zaman o kimse neden hesaba çekilsin? Bir kimse der ki, o zaman ben kötülüğü yaptım, bu kötülüğe mecburdum. Mecbur tutan kim? Allah. O zaman beni neden hesaba çekiyorsun diye söyler. Ama, bunun tasavvufun içerisinde bir bölüm insanlar, biraz kaderiye noktasına satmışlar. Biraz cebriye noktasına satmışlar. Ama, şu denilebilir. Bir kimse, kendi nefsini görmemek için, kendi nefsini hiçliğe yapmak için, kendi nefsinden doğmuş olan iyilikleri, kendi nefsinden zuhur eden güzellikleri kendinden görmemek için, bunu böylece zevk edebilir.
Ama bunu kendisinden sudur eden kötülüklerin üzerinde böyle düşünürse, ona tecvid iman gerekir. Allah bizi affetsin. O yüzden, sorun devam ediyor. Kur'an hangisini doğrular diyor. Evet, Kur'an bilinciyi doğrular. İnsanı muhatap olarak alır. Ve insana der ki, sen muhatabınsın. Muhatabınla beraber mükellefsin. Mükellefliyetiyle beraber o mükellefliğinin neticesinde cenneti veya cehennemi gösterir ona. Burada Kur'an noktasında bakarsak biz, birinci deresine bakacağız. Allah insanın fiillerine muhayyer bıraktı. İyiliği ve kötülüğü seçmek, insanın kendi iradesiyle alakalı.
Siz buraya gelirken, kendi iradenizle geldiniz. Kendi iradenizle geldiğiniz için burada sevap kazanırsanız, bu sevap size ait. Ama burada siz, buraya gelir sevap kastıyla gelip, günaha girerseniz, günesi dahil. Bu nura giderken, yani nura gidiyorum diye ateşe gitmektir. Siz camiye giderken, camiye gitmek nurdur. Camide gider hırsızlık yaparsanız, nara yarışırsınız. Camide gider dedikodu yaparsanız, nura gittiğiniz yerde nara yarışırsınız. Zikrullah alakasına giderken, zikrullah alakasına gider de orada zikredenlerle alay ederseniz, ama bu insanın kendi iradesiyle alakalıdır. İnsanı muhatap kabul et kendisine. Muhataplığıyla beraber onu mükellef kabul eder.
Mükellefliğiyle beraber yaptıklarından ve yapamadıklarına göre onu değerlendirir. Bir kimse bir kötülük yaparsa, kötü değildir. O kimsenin gün içerisinde iyilikleri, veyahut da haftalık iyilikleri, veyahut da yıllık iyilikleri, veyahut da ömür son ayarında, ömrünün sonuna kadar, iyilikleri ve kötülükleri toplarız.
Bastıysa, bastıysa insanın burada niyeti, içi, bir dalim bir kimse, çok kötü bir kimse, kendi kendisine tövbe etmiş. İyilerden olmaya, iyilerden olmak için mücadele etmiş. Kötülerin şehrinden, iyilerin şehrine doğru yola gitmiş. Hadis-i şerif de bu, geç kümletlerden olmuş bir şey. Tam iyilerin şehrinden, kötülerin şehrinden, kötülerin şehrinden, iyilerin şehrine giderken, Azrail gelmiş, yolun ortasında olunca ne olmuş? Hadis-i şerif bu. İyi şehirler demişler ki, bu kimse iyilerden. Çünkü yönünü bize döndürdü, bize doğru geliyordu. Kendi iyiler şehrimize döndürdü.
Kötülerle demişler ki, hayır, bu bizim şehrimizi mi sanacağız? Biz bunu kötülerin yerine döneceğiz. Şeytan gelmiş, kulağına fısıldamış, demiş ki, metreye vur, adınlayın, arşınlayın. İkisine daha yakındır. Şeytan biliyor ki, o kimse kötülerin şehrine yakındır. Ve Cenab-ı Resul, sallallahu ve selamın beteri, şehrini kimseye yaklaştırdı. İyilerin şehrini, iyilerin şehrine, iyilerin şehrine göndüren. Kıymetli dostlar. Fişkurttur deyince, kötü şunu diyebilir.
O zaman beni neden sen cezalandırıyorsun? Bu neye benzer? Ben meşhur, ben al bu parayı, evet. Git bana, işte bir şişe içki al gel. Gitti, aldı geldi, al sana tokat. Neden? Sen mecbur etmedin mi bunu bana? Su bardağını aldın, birisinin kafasına vurdun. Benim suçum değil. Yap. Ben buna mecburum. Allah beni kötü yarattı. Ben mecburlardan oldum. Gidensin aransın, müslümanların inancını, sonradan kendisini günahını içerisine atar. Sonradan kendi evlerinden kendimizi istemez.
Biz istemez. Bizi ister. Allah bizim güzel insan olmamızı ister. Allah bizim fesade uğratmamamızı ister. Allah bizim güzel ahlaklı olmamızı ister. İyi ahlaklı olmamızı ister. Allah iyi insan olmamızı ister. O yüzden Kamış Efendi'ninmiş o söz, Kamış Efendi'nin o sözünü bir zevk olarak, bir zevk olarak, bir velimin zevki olarak, bilimin zevki olarak, kendisinden sudur eden, iyilikleri mecburdan görüyorsa, bunu kabul ediyor.
Bu hiçlik noktasıdır. Bir kimse kendisinin üzerinden sudur eden iyilikleri, kendisinden sudur ederken, kendi ihtiyarının olmadığını görüyor. Benim üzerinden Cenab-ı Hak iyiliklerini sevk ediyor. Benim üzerinden Allah benim elimden iyilik veriyor. Benim dilimden iyilik veriyor. Benim gözümden iyilik veriyor. Bunda benim fazla bir katkım yok. Bunda benim herhangi bir çabam yok. İyilikleri yaratan Allah'ın simgesi burada. Burada tekkenin içerisinde vazifeli. Odun olup, kül olup yanıp gidebilirdi. Cenab-ı Hak bunun ili geçeni kaydedecek. Biz ağaç değiliz.
Biz makine değiliz. Biz rüzgar desen yaprak değiliz. Biz toz toprak değiliz. Biz çalı değiliz. Biz yırtıcı hayran değiliz. Biz kuş değiliz. Tahsin, tahdil üzerinde yaratılmış insansız. Ve sormuyoruz. İnsansız. Bunu böyle ehli tasarımın içerisinde bu meselelere zevkle bakanlar vardır. O zevkle bakanlar kendilerini bu noktada, evet insanlar filmyatta muhtardır, serbesttir, öyle görünürler. Ama gerçekte öyle değildir derler. Bu işin ayrı bir zevkidir. Bunu taşımak insanı tehlikeye götürür.
Bakın insanı tehlikeye götürür. Bu mesele biraz daha açık olan olmuş. Mahfusan emir halimine tecelldeder. Buradan çıktı, bu soruyu yazan da burada can kulağıyla dinliyor.
Burada hiçbir ihtiyar yok. Konuşuyorum, mürşidi kamiller, yetiştiriciler burada önemli. Ya onun başında yaşayan bir mürşidi kamil olacak, ona üfleyecek, esmasını değiştirecek, yolu açık ise değiştirecek.
Bir çift yukarı çıkacak, bir çift yukarı çıktığında emir alemin ona açılacak. Açılmadığından emir alemin altı filmi seyretmiş, mecburdur. Mecburdur. O zaman zinsi zinasında mecburdur, camisi camisinde mecburdur.
O zaman bir kimse katlettiği insanları mecburdur. Çünkü resimde görüyor ya, birisi katlediyor. Filmi izliyor. Veyahut da insanların yüzüne konuşulması dışındadır. Bir kimse, bir dervişinin, bir müridinin yüzüne bunu konuşursa onun halden anlamadır. Kimileri dervişlerden bazı nedir? Zikrullah esnasında bugünkü dille boyut değiştirmek değildir. Başka boyutu izlemektir. Başka boyutu görmektir. Mesela melekler ayrı boyuttadır. Mesela sekiz derecede melek vardır. Sekiz derecenin melekleri ayrı ayrıdır. Sekiz derecenin meleklerini herkes göremez. Cinni tayfası ayrı derecededir. Cinni tayfesinin de derecelerini herkes aynı noktada göremez.
Ayrı da derecededir. Birinci sema, ikinci sema, üçüncü sema, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci sema ondan sonra sekizinci. Onların semalarını geçmek, onları teker teker kürümek, yukarı doğru çıkmak hepsi. Ve ancak o Mürşid-i Kamil'in öğretisi veyahut da seçilmişlerdendir. O kimsenin üstad olayı ona Peygamber Efendimiz sallallahu ve sellem adetlerinden birisi.
Resulullah sallallahu ve sellem adetleri direkt onun eğitini üstüne alır, onun hirtlerini değiştirir. Onun hirtlerini değiştirerekten onu yukarı çıkarır. Eğer o kimse buna evlenişliyse, o kimse buna evlenişli değil ise, kelamı, dili uzun ise, gördüğü bir hal, kendisine burada bir süs veriyorsa, bir rüya gördü, doğru rüyasını bütün dergah duyduysa, veya bir hal gördü, veya bir şeyi bütün dergahı ilan edip, kendi nesine bir paye çıkarmaya çalışıyorsa, onlara dürenler koyarlar.
Kofun içerisinde yolunu tamamlayamamış. Bunlar eksik noksan görmeyin. Yolunu tamamlayamamış. Yolunu tamamlayan sözleri geride kalan böyle tartışma çıkacak. Daha çıkacak yukarı.
Emir alemini görsün. Daha çıkacak yukarı. Emir alemini bitirecek. Emir alemini bitirecek. Ondan sonra bu sözü söylemek güzel. Hakkıyla sana ibadet edemedim ya Mahmut demiş. Hakkıyla sana ibadet edemedim ya Mahmut. Allah'ı tanımada, Allah'ı bilmede, Allah'ı tanımada, Allah'ı bilmede, Ayrı bir alem.
Ayrı bir perde. Ayrı bir hal yaşayınca, Hakkıyla sana kulluk edemedim ya Mahmut demiş. Kulluk edemedim. O yüzden kıymetli dostlar, insanlar, kimse kendi sokağını görür. Bir alt sokağı, bir yüz sokağı da görür. Üçüncü kat tuturan mahalleyi görür. Dördüncü kat tuturuyorsa o sendi görür komple. Beşinci katta oturuyorsa o şehri gördü komple. Altıncı katta oturuyorsa, ooo bir bakan ki ya, Yavrum, Budanya, Yenişehir. Böyle Eskişehir'e kadar, gözünün yanında. Yedinci kata çıktı, daha ileri. Çerçeve genişledi, görüş alanı genişledi.
Yediden çıktı. Bir katta oturmuyor artık. Bir katı yok. Çıkçık da bildiği kadar değil. O kimse de, İstihap attı, alıncaya kadar ne yapar? Görür. O yüzden kıymetli dostlar, her sözün, her sözün, bir makamı var. Her sözün bir makamı var. O kimseden bir söz tutur eder, o sözün onun makamını söyledi.
Bir kimse o yüzden, siz, o sözlere aşina olmayan, o hallere aşina olmayan insanlar, o sözleri yüksek görürler. Mesela, Hallâc-ı Mansûr'un Emel Hak sözü, bütün herkesi yüksek görmesi gibi. Ehli taslavufundaki insanlar, Hallâc-ı Mansûr'un Emel Hak sözünü, öyle yükseklere çıkarırlar ki, öyle yükseklere çıkarırlar ki, Hallâc-ı Mansûr'un Emel Hak demekte, her şeyi bitirdi derler.
Abdülkadir Geylan Hazretleri dedi, bizim zamanımızda olsaydı, biz ona onu dedirtmezdik. Bakın, herkes değil mi, Hallâc-ı Mansûr'u yükseklere çıkarır, Abdülkadir Geylan Hazretleri der ki, bizim zamanımızda olsaydı, biz ona dedirtmezdik. İbrahim'i yükseklere çıkarır, öyle değil mi? Ve İbrahim Ethel Hazretleri malumdur, Hacı'nın tahtını terk etmiştir. Şurudur yani, iki rekat namaz kılaraktan hacca gitmiştir. Meşhurdur ya, oğlunu çok sever, onun kucağına bakar ki, gönlünde ona karşı çok sevgi var, ya onu ya beni yarattılar.
Meşhurdur ya. Geylan Hazretleri der ki, zamanımızda olsaydı, mütehacı tahtı terk etmezdik. Olsaydı, terk etmezdik. Mansur'un, Mansur'un, asılmasına fetva verenlerden birisi de, Cüneydi Bağdatı'dir. Allah'ı Mansur'un da teyzesi de oldu. Allah bizi affetsin inşallah. Orucu bozan şeyler, bir kimsenin oruç tutanın, ağzından veya vücudundan, vücuduna bir şeyin girmesi, orucu bozar.
Orucu zedeleyen şey, kimsinden çıkanlarıdır. Onlardan eylesin inşallah. Milletün, dinlemek ve dedikodu yapmak nedir demiş. Ya bunları sormayın. Bunları hala daha, bir başkası öğrensin diye dair sormayın. Yani herkesi dinlemek, pencerelerinden içeriye bakmak, bunun dedikodusunu yapmak, en büyük günahı kebahedir.
Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Soru çok güzeldi şu, insan dışından muhtar içinde, mecburdur sorusu, çok acımaydı. Sorandan Allah razı olsun inşallah. Sadaka-i Fıtır'la alakalıydı şerif. Bayram namazından önce, Fıtır'ın verilmesi lazım. Hanefilere göre, Sadaka-i Fıtır, Hanefilere göre, sadece zekat verenlere, vacima dedir.
Der ki, insanlara Sadaka-i Fıtır verin, herkese Sadaka-i Fıtır verin, güzel bir şeydir der. Hadi şerif, Sadaka-i Fıtır, her küçük ve dünya, hür veya köleye, erkek veya kadına, zengin veya fakire, bir sağ buğdaydır. Allah temizler, fakirlerinize gelince, Allah ona gardından, birbirine Sadaka-i Fıtır.
Ben de biliyorum. Abdullah'a, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri, biraz bir şeyler gönderiyor ona, o geliyor ki, Ya Resulallah benim ihtiyacım yok diyor. Benim ihtiyacım yok. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetleri, cevabı çok muhteşem. Diyor ki, eğer ki, birisi sana kendiliğinden bir hediyeti bulursa, sana bir şey gönderirse, bu sana Allah'ın lütfrudur, ikramıdır. İhtiyacın varsa, al kullan ye, iç. İhtiyacın yoksa, bir başkasına ver, gönder, yedir, içir. Kibirlenmek yok, hiç kimse, birisi sana bir gömlek vermiş, hediye etmiş, birisi sana bir elbise getirmiş, birisi sana bir ayakkabı getirmiş, aa bana kullandığı şeyi getirmiş, ya ne getirirse getirmiş, isterse o seni aşağılamak için getirsin.
Sen kibirlenme, sen onu al, ihtiyacı olan birisine götür, sen kibirlenme, sen kibirlenme, o sana kibirlenmiş, sen kibirlenme, sen kibirlenme. Kıymetli dostlar, herkese vermemize, bütün nispetinde, herkese, görüp gözetmeye gayret edelim.
Olsa, siz cehennem ateşinizi söndürünüz. Hadi şerif, bir hurma, bir hurma, bir uday tanesi, bir gömlek, bir çorap, beş lira, üç lira, on lira, bir lira ekmek parası, bir lira bir ekmek parası, bir lira ver gücün yoksa, gücün yoksa bir lira ver, gücün yok, gücün daha bir an daha falınaysa iki lira ver, belgesine iki lira ver, belgesine beş lira ver, gücün beş lira ver diye yeterli. Ve hiç olmasın oruç tutanların, oruçlarının eksikliklerini, yoksandıkları kapansın. Kapansın. Siz sadaka verin, cömertlerinizi gösterin. İnsanlara yardım ederekten cömertlerinizi gösterin. İnsanlara el uzataraktan cömertlerinizi gösterin. Kıymetli dostlar. Öyle bir şey yok. Kimseyi çirkin ve boş sözlerin günahından temizlemek, ve fakirlere yiyecek temin etmek için emretleyin.
Kim, azından önce öderse, o makbul ve değerli bir sadakadır. Kim de bayram namazından sonra öderse, diğer sadakalar gibi bir sadaka olur demiş. Filtre yerine onun parası kadar erzak verilebilir mi demiş. Verilebilir mi demiş. Verilebilir. Yani normalde bunun para olması daha makbul. Ver. İnşallah. İnşallah. Ki cumartesi burada yine ders var. Çünkü üçüncü gün. Cumartesi burada yine ders var. Tabi bayram boyunca da burada sema var. Bayram boyunca burada da hizmetler. İnşallah devam edecek.
Hakkınızı helal edin. Bayram, perşembe dersi yok. Kardeşler bunu bilsinler. Perşembe günü için işte şey yapıyorlar. Soru soruyorlar. Resmi olarak ders yok. Ama arkadaşlar toplanırlar. Ders yaparlar. Bu farklı bir şey. Hakkınızı helal edin. İlginçin. Anne katılırlar. Aslında kalırlar. Filiz.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.