Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 26 Ocak 2019 (Nefsi Mutmainne)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Ocak 2019 · 59:46

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Kadının çalışması dinen uygun mudur? Uygun ise hangi durumda ve şartlarda çalışabilir? Bu hep tartışılmış son dönem. Son dönem tartışılmasının sebebi de vahşi kapitalist sistemin İslam'a dayatmalarından dolayı.
Vahşi kapitalist sistemin İslam'a bir dayatma yapmadığı zaman böyle bir sıkıntı yok. Çünkü Osmanlı döneminde böyle bir fetvaya ihtiyaç duymamışlar. Osmanlı'dan önce de böyle bir fetvaya ihtiyaç duymamışlar. Tâbîn, Tâbîn, Tâbîn. Bunların dönemlerinde böyle bir fetvaya ihtiyaç duymamış hiç kimse. O zaman için kadınlar çalışmıyorlar mıydı? Çalışıyorlardı. Herkes kendi işinde, gücünde çalışıyordu.
İşte tarımla iştigal edenler tarımla, hayvancılıkla iştigal edenler hayvancılıkta kadınlar çalışıyordu. Kadınların çalışması yeni değil. Bunun şimdi tarihsel süreci var ve oralara girersek şimdi işin arkasından başka şeyler çıkar. Böyle bir sürü şey çıkar. Mesela işte çok eşlilik veyahut da çok eşlilikten mağda fazla kadın nikahlamak. Bunun arkasında insanların iş gücü var. Yani o kimsede tarla var, takka var, hayvan var, haşat var. Çalışacak insan lazım, devamlı. Bu sefer adam normalde ya köle satın alıyor ya da kadın nikahlıyor kendisine. Çünkü iş var, çalışılacak. Bunun gibi normalde tarih boyunca kadınlar tarımda, hayvancılıkta çalışmışlar. İnsanların kendi toprakları var, kendi bahçeleri var, kendi hayvanları var.
Çalışmışlar. Bunda kadın çalışır mı, çalışmaz mı diye böyle bir fetvaya ihtiyaç bile duyulmamış. Kadınlar çalışmışlar. Veyahut da bizim çocukluğumuzda böyle bir fetvaya ihtiyaç yoktu ki kadınlar çalışıyorlardı zaten. Tarımda çalışıyorlardı. Tütüne gidiyorlardı, üzüme gidiyorlardı, incire gidiyorlardı, zeytine gidiyorlardı, pamuk topluyorlardı. Böyle bir fetvaya ihtiyaç duyulmuyordu. Yani normalde kadının çalışması dinen uygun mu? Değil diyecek olan yok ki. Yasaklayan bir şey de yok. Yani bir ayet yok, bir hadis yok. Ey kadınlar gidin evinizde oturun çalışmayın. Hatta çalışın diye umumi ayet var.
Ey insanlar çalışın. Sizin çalışmanızı yerde insanlar, gökte melekler görürler. Bütün insanlara bu noktada çalışmakla emrolunuyor. İnsanlar çalışacaklar. Kadının çalışması, kadın çalışmaz diye bir kaydı yok. Burada normalde hani uygun ise hangi durumda dedi? Evet, sıkıntı burada zaten. Problem burada. Hangi durumlarda? Kadının bir tek yabancı erkekle baş başa kalıp halvet etmesi haram. Haram olan kadının yabancı bir erkekle halvet etmesi. Halvet ne biliyor musunuz? Bir kadının yabancı bir erkeğin evine gitmesi.
Veyahut da bir odada odanın arkasını kilitleyebilmesi, kilitlemesi. Görülmüyor içerisi. Halvet oluyor. Kadının nikah düşen bir erkekle halvet etmesi haram. Halvet olmadığı müddetçe buna hiç kimsenin söyleyecek bir lafı olmadı. Benim olmaz ama yani öyle oldu ki dinle alakalı meselelerde artık insanlar böyle nelerden neleri zorlayıp neler fetva veriyorlar.
Nasıl fetva veriyorlar? Bu ayrı bir tartışma konusu. Kapitalist sistem evet kadınları sokağa çıkardı, kadınları nahoş şeylere bulaştırdı, kadınları normalde normal çizgisinin dışına çıkardı. Erkekleri de çıkardı. Erkekler çok mu düzgün kaldı? Ama ne acı ki sırf kadınları konuşuyoruz.
Kadınları konuşan kim? Erkekler. Erkekler konuşuyor. Konuşulacak tarih boyunca da konuşulmuş bunda yapacak bir şey yok. Ama öyle bir şey ki. Yani sanki bu deccalist kapitalist sistem sadece kadınları bozdu. Erkekleri bozmadı. Erkekler bir mümin, bir mümin, bir mümin. Allah Allah, sütten çıkmış ak kaşık gibi bütün erkekler. O kadar düzgünler, o kadar düzgünler ki on numara, beş yıldız her biri. Bir toplumda alimler bozulmadan amirler bozulmaz. Önce alimler bozulur.
Alimler bozulunca amirler de bozulur. Alimler dosdoğru durur. Alimler dosdoğru yaşar. Alimler dosdoğru fetva verir. Alimler dini geçim kapısı yapmazlarsa, Amirler bu alimler ne der diye düşünürler. Ama alimler gaydır gubbak olursa, alimler yalaka olursa, alimler paraya, pula, makama tapınırsa, Alimler onun bunun kuyruğu olursa, onun bunun şakşakçısı olursa, hiç kimse alimleri takmaz.
Bozulma o zaman başlar. Ardından bozulma amirlerdedir. Yani devlet görevlilerindedir. Devletin işini yapan kimseler, devletle irtibatlı olan amir, memur, siyasetçi, hepsi de bunlar bozulunca halk bozulur. Bunlar adam kayırmaya, rüşvete, adaletsizliğe, hukuksuzluğe, devletin, milletin, vatanın lehine değil de aleyhine olan işlere imza atmaya başlarlarsa, halk da bozulur.
Halk bozulunca, gelecek nesiller de bozulur. Bozulma devam eder. E şimdi, bozulma hızla devam ediyor. Bozulma her alanda hızla devam ediyor. Herkes şikayetçi her şeyden, ama hiç kimse bir şey yapmıyor. Şimdi, Türkiye'de belli tarikatlar, cemaatler var, kadınların çalışmasını haram diyorlar. Çalışmayacaklar. Böyle söylüyorlar. İyi kardeş, haram dediğin şeyi getir bana. Nereden bu fetvayı verdin? Bir, ikincisi, ya normalde işin realitesi var. Bu realiteyi nereye koyacağız?
Çığırdan çıkmış vaziyette. Allah muhafaza eylesin. Bir de oturduğun yerden, kadınlar çalışmasın demek kolay. Nerede adamlar? Adamlar, önce adam olun. Ağır gelir bu şimdi size. Herkes evine, eşine, çoluğuna, çocuğuna bakabilecek noktada olsun. Kadının parasına hiç kimsenin ihtiyacı olmasın. Ağır değil mi? Ağır. Ağır.
Kendi sözüme bakıyorum, ağır. Böyle demiyorlar mı? Bu benim sözüm değil, tırnak içerisinde. Konuştuğum söz, benim düşüncem değil, benim felsefem değil. Ama ağır, böyle söylüyor. Dinledim kendimi. Dedim ki ya ne kadar ağır konuşuyor. Toplumdan uzaklar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden uygun iş nedir biliyor musunuz? Haram olmayan bir şeydir. Haram olmayan bir şey. Ya söylenecek çok laf var. Ya sanki insanlara şöyle bir izlenim veriyorlar. Bu ülke İslam ülkesi. Böyle bir izlenim veriyorlar.
Arkadaşlar, bu ülke İslam ülkesi değil. Bu ülke demokratik, layık, hukuk devleti. Burada gücünün yetince çalma, çırpma, hırsızlık yapma, üçkağıtçılık, beşkağıtçılık yapma. Kendince geçinmeye çalış. Kazançlarımızın hepsinde de haram var. Dolaylı olarak hepsinde de haram var. Bir fabrikada çalışıyorsun değil mi? Fabrikada normalde işçisin. Çalışıyorsun orada. Sen diyorsun ki ben alnımın terini yiyorum. Doğru. O fabrika faize para yatırıyor mu? Yatırıyor. Oradan faiz alıyor mu? Alıyor. Alışverişlerinde faiz var mı? Var. Sana da bulaşıyor kardeşim. Sana da bulaşıyor. O fabrika parasını bankaya yatırıyor mu?
Yatırıyor. Zaten bankadan ödemek zorunda. Bankadan her şeyi halletmek zorunda. Zorunda. Devletin emri bu. Hukuk bu. 7 liraya geçince fatura bankadan ödemek zorunda. Bankadan geçirmek zorunda. Havalelerini bankadan geçirecek. Ödemelerini bankadan getirecek. Banka ne? Faiz yuvası. Sen hangi işletmede çalışırsan çalış. İstediği kadar hacı hoca olsun. Zamanın piri olsun. Zamanın piri olsun. İş yeri var mı onun? Var. İş yeri varsa o da faize bulaştı. Deyin helalını arıyoruz. Biz gene bataklık orada duruyor. Bataklıkla uğraşmıyor.
Gözümüz yemiyor bizim. Gene sivrisineklerle uğraşıyoruz. Bataklık orada duruyor kardeşim. Bataklık orada durduğu müddetçe sen... Evet. Bir direk olan haramlar var. Bir de endirek haramlar var. Evet direk olarak kendini muhafaza ediyorsun. Koruyorsun. Endireklerin hepsinden de alıyorsun alacağını. Hepsinden de alıyorsun. Nereye gidersen git. Elektrik parası var mı var. Su parası var mı var. Nereye gidersen git. Doğalgaz olanlar doğalgaz parası var mı var. Bir gün geciktirdin faizi ödedin mi ödedin. Su parası nereye belediyeye. Bir gün gecikince faiz aldı mı aldı. Bitti faizden su içtin. Elektrik parası nereye ödersen öde. Bir gün geçtim elektrik parası faiz.
Ödedin mi ödedin. Bitti. Halbuki değiştirmeleri lazım. Değiştirecek. İnsanları faizden koruyacaksa devlet değiştirecek. Gidecek koyacak oraya bir tane saat. 5 liralık elektrik alıyorsan 5 liralık. Dönecek bitecek. Faizden koruyacak seni. 10 liralık su kullandı. 10 liralık kullanacak bitecek. Faizden koruyacak seni. Ne doğalgaz. 10 liralık doğalgaz kullanacak bitecek. Faizden koruyacak seni. Basit bunlar aslında. Ama burada amaç insanları ütmek. Ödeyemeyenlerden faiz almak.
Ütüyor. Telefonlar da aynı. Adam senin telefonunu kesmiyor. Faiz. Sen normalde diyor ki ne kadar işte 50 liralık paket aşarsan paket aşımı şu kadar. Kesmiyor senin telefonunu. Hep ütmenin yolundalar. Herkes ütmenin yolunda. Herkes ve her şey ütmenin yolunda. Ütülüyoruz boyuna. Ben böyle söyleyince işte siyaset değil kardeşim. Bu vatanın evladıyız biz. Benim devasa gelirleri olan bir insan değilim ben. Ben de sizin gibiyim. Ben de sizin gibi çalışıyorum. Bilmem ben bir yerden sohbete gidip geceliğini 10 bin lira almıyorum.
saat 6'dan 10'a kadar bir yerde sohbet 10'da filanca yerde sahne alır gibi bir sohbette 5'er milyar liradan 10 milyar lira gecelim gelmiyor benim. Ben öyle bir hayat yaşamıyorum. E dilim sivrimiş. Sivri. Sana sivri geliyor. Neden? E hoşuna gitmiyor senin. Ben böyle söyleyince hoşlarına gitmiyor. Dolaşın belediye belediye din anlattın ne kadar geceli 7 bin lira, geceli 8 bin lira, geceli 10 bin lira, din satıyorlar. Onun vatandaşın halinden haberi ne olacak, dert dinlemiyor ki o, kimsenin telefonu yok onunla, showman her biri, oradan oturduğun yerden fetvayı veriyorsun, kadınlar kapıdan dışarı çıkmasın diye, çalışırken namazın farzını kılıp sünnetini kılmamak uygun mudur?
İş yerinin sahibinin hakkı var, farzı kimse yasaklayamaz. Farz ibadeti yasaklayabilecek olan bir kimse yok. Bir iş yerinde çalışıyorsunuz. Farzını kılın, gidin gece sünnet mi kılıyorsunuz, nafile mi kılıyorsunuz, 5 saat namaz kılın. Bak burada oturan adam söylüyor bunu, Mustafa Özbağ. Bizim yanımızda da arkadaşlar çalışıyordu, ne abdestleri bitiyor, ne abdestin sünnetleri bitiyor, ne de bayan olursa örtünün şekli şemali bitiyor. Olmadı bir daha örtüyor, olmadı bir daha örtüyor, olmadı bir daha örtüyor. Örtü de geçiyor yarım saati, Sait Hazine, öyle değil mi Sait? Yarım saati geçmiyor mudur? Geçiyor, onu işveren biliyor onu.
Sen diyorsun ki örtülü bayan aldık işe, oho örtüsü 45 dakika, günde 4 sefer olursa gitti 3 saatin. Zaten 8 saat, hadi 10 saat çalışsın, 3 saat onu örtü yedi. Bir buçuk saatinde namaz yedi, 4 buçuk 5 saati gitti. Örtülü bir bayan çalıştırıyorsan 4 saati unut 10 saatte. Bakın bunlar normalde görünmeyen sıkıntılar. Adam normalde senin yanında namaz kılıyor ya, akşam namazında evvabinde kılıyor. Ama eğer gün geçti, normalde akşam namazını eğer artık dışarıda kılacaksa kim sallar evvabini, haşa. Farzını kılıp gidiyor adam. Senin yanında evvabinde kılıyor, tadil erkan yapıyor, abdest alacak. Tabi, su değdi mi değmedi mi, yüzünü, abdest alıyor, bir şey diyemiyorsun sen ona.
Ne abdest alıyor, ne abdest alıyor. Tabi, abdestin ritüeli 45 dakika. En güzeli de şu, bir bakıyorsun iş yerinde, fabrikada birisi tek ayak üstünde, ne o, kalkıyor kalkıyor diyor, ne yapıyor dedim ben. Hani var ya, abdestten önce kalkacak ya. Oğlum dedim, şeyhinde görmüş mü, hayır, zakirinde görmüş mü, hayır. Kim öğretti bu adama bunu dedim ya, kendi kendime. Ben Şeyh Efendi'nin hiç kalkadığını görmedim. 18 yıl beraber dolaştık. Bizim dergâhtandı çocuk, kalkıyor. E tabi, takva ya canım. Abdest almazdan önce bir kalkacak, 40 adım gidecek, olmadı duvardan atlayacak. Orada çalışan çocuğa dedim, ona söyle dedim, çatıya çıksın, oradan atlasın dedim.
Anca hallolur onun işi dedim. Çıksın çatıya, atsın oradan kendini. Yani bunlar iş yerlerinin problemleri. Yani ben de cumaya gidiyorum, onlar da cumaya gidiyor. Ben cumaya gidiyorum, cumanın farzını kılıyorum, cumanın sünnetini kılıyorum, dönüyorum geri. O bütün hepsini de kılacak. Yavaş, yavaş, yavaş, yavaş. Gelecek, ay cuma ya. Zaten nereden çalışıyor cuma günü ya? Cuma günü çalışılır mı ya? Allah muhafaza eylesin. Ayağımda imtihaplı romatizma var. Topuk kısmında ödem oluştu, hacamat yaptırmam uygun olur mu? Burada sırf dini soru değil, tıbbi sorular da var. Abdullah, Doktor Abdullah, sen cevapla. Yapılabilir.
Ayağında iltihaplı romatizma varmış, topuk kısmında ödem oluşmuş. Hacama ödeme yapılabilir mi? Direkt üstüne yapman doğru değilmiş, yakınına yapılırmış. İyi ki doktorumuz var burada bak Hasan'a. Hanım öleli 45 gün oldu, evlenmemde bir mahsur var mı? Mahsur mu varmış? Mübarek adam. Hanımı gömeceksin, hemen evleneceksin. Bana sormuyor mu böyle sorular? Kadınlar taşıyacaklar bir şey diye beni şimdi. Bir de lokma dağıttı, iyi ki öldün diye.
Herkes zannetsin ki ne üzüntüden lokma bile dağıttı. Abdesti deli gibi, namazı ölü gibi kılınacak diyorlar, doğru mudur? Biz her şeyi deli gibi yapıyoruz. Hiç akıllı bir şey yapamadık hakkınız helalede. Nisap miktarı malı olan bir yıl üstünden geçse de zekat vermesi gerekiyor mu? Geçerse gerekiyor, evet.
Kurban kesmesi de vacip olur maneviye göre, evet. Nisap miktarı mala sahip olan altın karşılığı, 86 gram altın karşılığı, 86 çarpı 220, 19 bin lira, dinen zengin sayılan bu kişiye haç vacip midir? Evet. Farz vacip değil. Haç herkese var ya, normalde illaki nisap miktarı parası olana değil ki, haç farz, zekatta nisap miktarı aranıyor. Haçta yol bulabilen gitsin. Haç parası 22 bin 500 TL tutuyor. Bu kişiye haç vacip olur mu değerli görürseniz. Haç herkese farz kardeşim, para ne olsa da olmasa da. Tarikat ve tasavvuf yolu, nübüvvet ve velayet yolu mudur? Nübüvvet yolu ve velayet yolu ne demektir? Açıklar mısınız? Bizler hangi yoldayız? Yolsuzuz biz. Ey iman edenler, imanınız ayeti ve taptıklarınız ayağımın altındadır.
Hadisi Müslümanlara bir ikaz mıdır? Hadis değil o, taptığınız ayağımın altında. Muhyiddin İbnü'l Arabî'nin sözü. Biz günahkar olduğumuzda cehennemde yanacağız. Derimiz, organlarımız da bizimle beraber yanacaklar mı? Yok deriyi çıkaracağız, koyacağız oraya. Organları da toplayacağız, bir kese yapacağız, oraya koyacağız. Ne kaldı geriye? Zamanı yaşadığımız bir sıkıntının öncesine dönmesi için duada bulunursak, şirke ya da isyana düşer miyiz? Hükmü nedir? Zamanı yaşadığımız, yani bu zamanda bir sıkıntı yaşıyorsun, zaman bu sıkıntıdan önceki zamana mı dönmek istiyor arkadaş? Anlayamadım ya.
Eğer böyle bir şey söylediyse muhteşem bir şey düşünüyor ya. Gerçekten ya. İnternette okudum, Abdülkadir Geylan Hazretleri kaza borcundan sünnet namazı kılarsa, boşa kürek çekmiş olur, önce kazalarını bitirmesi gerekir diye bunun hakkında bilgi verir misiniz? Abdülkadir Geylan Hazretleri Hanefi değildir. O yüzden Hanbeli mezhebine göre hükmeder, Hanbeli mezhebine göre de doğrudur.
Geçen sohbetinizde Suriyeliler hakkında bir şeyler söylemiştiniz. Kadın ve çocuklara bir şey demiyoruz ama erkekleri savaştan kaçıyorlar. Bunun dinimizde yeri nedir? Biz Türkler hiçbir zaman savaştan kaçmadık. Böyle söylemeyin, biz savaştan kaçmadık dediğiniz zaman üzülürsünüz. Bak bu muhteşem bir soru sorma şekli.
Bakara 256. ayet, Bakara 257. ayet, Nisa suresi 51. ayet, Nisa suresi 60. ayet, Maide suresi 44. ayet, Maide suresi 60. ayet, Nihil suresi 36. ayet, Zümer suresi 17. ayet, Tagut'un manasını açıklayın Kur'an'a göre. Maide suresi ayet 44, Nihil suresi ayet 36. Tagut kelimesi manası, Tagut kimdir açıklayın. Tagut'un manasını Kur'an nasıl söylüyorsa bir yorum katmadan söyleyin. Ey mübarek yazaydın da biz de burada söyleseydik. Nerede bu soruyu soran arkadaş? Evet, Bakara 256. söyle. Karıştırır ya onlar.
E böyle yazıyorlar onlar. Evet, onların müthiştir bu. Tabii. Estağfurullah, helal olsun. O işini ben böyle kenara koyacağım ya, o da diyecek ki bak cevaplayamadı. Arkadaşlar böyle uzun sorular yazmayın.
Soruyu yazın. Bir kelime, bir cümle. Namazda otururken işaret parmağını kaldırmamızın sünnetteki yeri nedir ve tam kaldırıp indirme zamanı nasıl olmalıdır? Bilmiyorsanız bunu yapmayın. Bunu Riyay-ı Salihinden okuyun veyahut da namazla alakalı fetva kitaplarından, imalilerden okuyun. Suyla ilgili vesvese sürekli kirli olduğunu düşünme, yıkama hissi, özellikle abdest alırken acaba oldu mu diye şüphelenip tekrar tekrar yıkanma.
Tam vesvese, Allah affetse. Acele ettim. Bu geçen haftadan yarım kalan sohbet var ya, onunla alakalı acele ettim. Kaçtı? 700. Sen o arkadaşa de ki, selefi, vahabi arkadaşa.
Dediğin bütün ayetlere iman ettik ve kabul ettik der. Bunda bir sıkıntı yok. Şeyi vurgulamayı anlayabiliyor musunuz? Kur'an'a göre, yani sünnet değil, yani hadis yok yorumlamada. Anladınız mı vurgulamayı? Yani Kur'an'a göre, yani onunla alakalı peygamber ne dedi, o yok. Direkt. Veyahut da o ayet-i kerime kimlerin için indirilmiş? Yani geçmiş ümmetlerin halini anlatan bir şey mi? Önemli değil. Onlar zaten onun meselesinde değiller hiç. Ümmetin haşere çocukları.
Hoşuna gitti değil mi? Hemen gömün evlenmeyince. Ne güldü çocuk yani. Nefs-i mutmainne.
Sağlı sollu yanaşın. Emmaredeydi. O kimse normalde Müslüman olmuş olmasına rağmen, haramları korkusuz bir şekilde yaşıyordu. Hiç dinin vecibelerine dikkat etmiyordu. Namaz yok, abdest yok, oruç yok. Olsa dahi bir anlamı yok. Bu haram, onu ilgilendirmiyordu. Bu emmaredeydi. Kötülük düşünüyordu, kötülük yapıyordu. Etrafa zarar veriyordu. Buradan kurtulmaya yön tuttu. Levvameye geçti.
Levvame de ne yaptı? O kimse yine bu yanlışlıkları, hataları yaptı ama pişman olmaya başladı. İşte içki içti, sabah oldu pişman oldu. Namaz kılmadı pişman oldu. İşte üç gün, beş gün, on gün namaz kılmadı. Sonra pişman oldu, tekrar namaza başladı. İşte haram ilişkilerin içerisine girdi. Kadın, erkek, yanlış olan şeylere girdi. Ama pişman oldu, döndü. Tekrar girdi, gene döndü. İşte bir kız arkadaşı vardı, gençler için. Ya yanlış şey bu, tövbe etti, geri döndü. Tekrar başladı. Şimdi gençlerin yıkıldığı yerler bunlar. Yine bayan, genç, kanı kaynıyor. İşte bir erkek arkadaş edindi. Haram, yapma, etme filan dendi.
Döndü, tövbe etti ama tekrar düştü aynı tuzağa. Levvame'nin hali. Haramlardan tam kurtulamama. Haramla helalın arasında gidip gelme. Farzı yerine getirmeyle getirmemenin arasında gidip gelme. Levvame'nin işi. Mülhüm'e artık o kimse günah kebayleri terk etti. Hataları var, kusurları var, küçük günahları var. Ama o kimse günah kebayleri terk etti. Artık o kimse farzlara sımsıkı yapıştı. Farzları hiç terk etmiyor. O böyle bu konuda disiplinli. O disiplinini üzerinde tutuyor. Namaz, kılıyor. Oruç tutuyor. O Mülhüm'e de böyle şey, ne o? Sağlam duruyor.
İşte gitti, bir üstada bağlandı. Yurtlerini çekiyor. Adap Erkan'a uyumaya çalışıyor. Kolay kolay gevşemiyor. Harika. Bu rüyaları da açılmaya başladı. Hali de açılmaya başladı. Muhteşem. Yürüyüş devam ediyor. Kesintiye uğramıyor. Dedikodu, gıybet, iftira bunlardan uzak. Bir şey haram, uzak. Haramı işlemiyor hiç. Haramı işlemiyor. Günah-ı kebair mi? Evet, bırakıyor. Bile bile haram işlemiyor. Muhteşem. Mutmain'e geçti. Mutmain'e de, Ey mutmain olan nefis. Hitap aldı. Ey mutmain olan nefis. Artık iman onda olgunlaştı.
Erdi. Artık o namazı sevdiği için kılıyor. Orucu sevdiği için tutuyor. Ondan farzlardan bir şey eksik olunca, o deli danalar gibi oluyor. Eksik olmaması lazım. Ona artık böyle haramı, ona böyle uzaktan dahi gösterme. O günah-ı kebairi terk etmiş. Ya bu amcasının oğlunun düğünüydü. Yok kardeşim. Günah mı? Günah. Günah-ı kebair mi? Günah-ı kebair mi? Gelemem kardeşim. Ya ne yapalım işte, damat da bizim böyle düğün yaptı. Allah yolunu açık etsin. Bensiz yapsın. Böyle yapacaksa bensiz yapsın. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Harama geçit yok. Bakın, tarih boyunca dindarları yıkan şey, ibadet eksikliği değildir.
Tarih boyunca dindarları yıkan şey, harama meyletmektir. Bir kimsenin Allah'a olan dostluğu çok namazdan değildir. Allah'a olan dostluğu haramlardan uzak durmaktır. Haramdan uzak durma. Elinin altındakileri de haramdan uzaklaştırma, uzak tutma. Allah'a dostluk peydah edecek misiniz? Haramdan uzak durun. Allah'la samimi mi olmak istiyorsunuz? Haramdan uzak durun. Birinci adım bu. İkinci adım, ibadetlerinizi yerine getirin.
Üçüncü adım, onu sevin. Onu sevin. Mutmain ne? Artık, ey mutmain olan nefisliğe, Cenab-ı Hakk'ın, onu nazara aldığı, ona hitap ettiği nefis. Artık o, Allah'ın hitabına mazhar oldu. Cenab-ı Hakk, ona husisi, bir şekilde hitap etti çünkü. Sebep, o, evliyadan oldu çünkü. O nefsi mutmainliğe geçti, o, evliyadan oldu. Artık o, evliyalar sınıfına geçti. Herkes insan, herkes mümin, herkes müslüman.
ama o, ama o bir adım attı, o evliyalar sınıfına geçti. Artık ondan, günah, kebair bekleme. Artık ondan, yalan, dedikodu, gıybet, iftira bekleme. Artık ondan, ağzından, gözünden, kulağından, elinden, ayağından, haram bekleme. O sizin en hayırlınız, etrafına hiç zarar vermeyeniniz. İşte o kimse o. Sizin en hayırlınız, etrafına zarar vermeyeniniz. O kimse o. Müslüman odur ki, elinden ve dilinden, diğer müslümanlar emindir. Bu adam bu. Bu kimse. Nefs-i mutmainne de. Müslüman odur ki, elinden ve dilinden, diğer müslümanlar emindir. Nefs-i mutmainne.
Onun elinden ve dilinden, diğer müslümanlar emin. Burada bir sufi, diğer sufiler, onun elinden ve dilinden emin. Eşi, onun elinden ve dilinden emin. Çocukları, onun elinden ve dilinden emin. Arkadaşları, onun elinden ve dilinden emin. Eş, anne, baba, çocuklar, arkadaşlar, iş yaptığın kimseler. Etraf, elinden ve dilinden emin senin. Onun üzerinden, günah-i kebahir yok. Onun yanına altın bıraktığında, altın olarak geri alırsın. Altın bıraktığın, yirmi dört ayat, on sekiz ayar olarak almazsın. Emin. Göz göre göre, bile bile o haram işlemiyor. Göz göre göre, bile bile günah-i kebahire dalmıyor.
O artık kalbi, imanla, İslam'la, olgunlaşmış bir kimse. Mutmain olmuş. Onda şüphe yok. ya acaba, hani hesap kitap var mıdır? Yok. Şüphe yok. Şüphenin kalkması, o kimsenin manasıyla alakalı. Bu hale gelen bir kimse, artık böyle kabir haline vakıf, kabristandan geçerken, kabir azabı çekenlerin seslerini duyuyor. O diyor ki, kabir hak. O yüzden kabir azabı da hak. O bir cenazeye gittiğinde, hemen orada Rabbike Nebike estantanesini görüyor. Veyahut da bir kardeşi, bir arkadaşı, onun bir samimi bir kimse, son nefesine görüyor onu.
Rabbike Nebike'yi duymuş, kalbi iman etmiş. Nefs-i mutmainne, cenneti görüyor. Cennetin varlığına şahadet ediyor. Cennet hayatına şahadet ediyor. Cehennemi görmüş, cehennem hayatına şahadet ediyor. İman onda olgunlaştı. Melekleri gördü. Meleklerin konuşmalarına aşina oldu. Kalbi mutmain oldu. Şeytanı gördü. Şeytanı tanımladı. Kalbi mutmain oldu. Cinni taifesini tanıdı. Cinni taifesini tanımlayınca, kalbi mutmain oldu. Birinci kat gök, ikinci kat gök, üç, dört, mutmain oldu. Aa, burası dördüncü kat, beşi göremedi.
Ama kalbi mutmain oldu. Birinciyi gördü ya, ikinciyi gördü ya, üçüncüyü gördü ya, dördüncüyü gördü ya, evet, beşincisi de var. Neden? Aa, yedi kat gökten bahsediliyor. Kalbi mutmain oldu o kimsenin. Canım kardeşlerim, yaşananları anlatıyorum size. Kalbi mutmain olmak. Artık o kimse hatta mutmaininin sonuna doğru, biraz daha ileri doğru, o daha da artacak bunlar. Bunu zahiren de artacak. Onun kulağı duymaya başlayacak. Gözü görmeye başlayacak. O artık, güler yüzlü, tatlı dilli, insanların içerisinde sevecen, babacan, ana can, o kırmaktan, dökmekten, imtina ediyor.
Neden? Birisini kırdığında, zikrullahta, Geylan Hazretleri'ni göremiyor. Anlıyor. Hanımına ters yaparsa, perşembe gün, yumuyor böyle, yok bir şey. Veyahut da, çocuğuna uygunsuz davrandı, değil mi? Perşembe olunca, yumuyor böyle. Göreceğim diye. yok. Uzaktan bir seda geliyor, her yer, karanlık. Ama o bir de görüyormuş gibi yapıyor. Bu da sufiliğin yalancılığıdır. Bu da sufinin yalancısı.
Değil. Bu iş, mutmayın ne de, leke kaldırmaz çünkü. Bu iş orada gevşeklik kaldırmaz. Bu iş öyledir ki, artık o sufilik yaşar o. O incelenir, sık dokunur orada. Sen birine kaşını kaldırsan, sıkıntı yaşarsın. Öyle gevşeklik yok, Allah muhafaza eylesin. Bu normalde artık, bütün manevi şeyleri, tasdiklenmiş, tanımış, görmüş kimse. Nefsi mutmayın ne de ki. O normalde, artık heva hevesinden, kendi yanlış arzu ve isteklerinden, kurtulmuştur o. Ya gideyim filanca, kafede oturayım, orada hatunlar da vardır, kendime bir şekil edeyim. Öyle bir şey yok.
Ya, ya, bir geyineyim de, şuradan geçeyim, bir hatunlar görsün. Öyle bir şey yok. Aa, bugün hangi örtüyü takayım ya? Kör olasıca adam, hangi örtüyü taktıysam, bakmadı. Bugün o örtüyü takayım da, baksın bana. Öyle bir şey yok. Bugün ne giyeyim ki ya? Öyle bir şey giyeyim ki, herkes dönsün, baksın bana. öyle bir elbise giyeyim, herkes dönsün, baksın bana. Örtülü ama, öyle bir şey yok. Onda heva heves yok. Onun örtüsü tesettürden, süsten değil. Onun örtüsü tesettürden, süsten değil. O erkeğin kıyafeti, makul kıyafet, süslenmek değil.
Süslenmek değil. Heva hevesi geçti. Şimdi, öyle heva hevese takılmayan, bir erkek olunca, ya adam ölü gibi ya. Canlı mezara koymuşlar sanki. Hiç git böyle, el ele tutuş, yollarda sarmaş dolaş git. Yok. Adamın böyle şeyi yok. Adam sanki seksenlik. Hiç adam böyle, hiç böyle şeyleri yok adamın. Hele onlar benim çok tuhafıma gidiyor. Böyle arabalar var, önde böyle konsolu falan var böyle. Ama onlar sarmaşacağız diye uğraşıyorlar ya. Diyorum Allah'ım ya. Bellerini diyorum sakatlayacaklar bir şey değil. Bir de o heva hevesten kurtulmuş olan nefis. Heva hevesten kurtulmuş. Artık dikkat edin. Haramı geçmiş.
Günah-ı kebar işlemediği gibi, heva hevesten geçmiş. Neden? Onun çünkü normalde artık böyle, şeytanın üflemesine, bakacak noktada değil. Heva heves, şeytanın üflemesidir çünkü. Onun kalbine, heva heves inmesi demek, onun kalbinde zikrullahın gitmesi demek. Kalbine heva heves inmesi, onun kalbinden zikrullahın gitmesi demek. Bu o noktada değil. Allah muhafaza eylesin. O normalde Allah'ın emirlerine, Cenab-ı Hakk'ın sözlerine itaat eden, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözlerine itaat eden, varsa üstadı, üstadının sözlerine otomatikman itaat eden, sünneti Resulullah'a otomatikman itaat eden, ayeti kerimeye otomatikman itaat eden kimse.
O asla onda taviz yoktur. Yap yapar, at atar, tut tutar, git gider, gel gelir. Mutmain olan nefis. O artık kalbi mutmain onun. O kimse, üstattan da mutmaindir. Üstad için, en mükemmel, en kıymetli derviştir o. Sebep, üstad onun üzerinde çek şüphe yapmaz ki. bütün üstadlar isterler ki dervişleri bu hale gelsin. Sebep, işi kolay. Yap yapar, tut tutar, gel gelir, git gider, otomatiğe bağlar. O kimsenin bir de manası da açılır.
Kalbi de harekete geçer onun. Onun da hayatı kolaylaşır. Bağlar otomatiğe. Otomatiğe bağlar kendini. Etraf patinaj çeker biraz. Çeker eş, çoluk, çocuk, etraf iki taraf patinaj çeker. Çeker. Ama o artık o huzura ermiş. O huzurdan geri dönmek istemez. O huzurdan geri dönüş kargaşa çünkü. O huzurdan geri dönüş kaos. O huzurdan geri dönüş cehennem onun için. O kimse şöyle düşünür. Daha önce cehennem hayatı yaşıyormuşum. Cehennemmiş benim hayatımda. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden mutmainliğe gelen bir kimsenin bu manada manevi olarak aklı tam, imanı güçlü bilgisi, hakikat bilgisi, sağlam bilgisi, zifri, zikri, safiyane.
Onun zikri, safiyanedir. Onun normalde kalbine artık ilmi ledünden hakikat damlaları başlar damlamaya. O bir şey, bir soru işareti gelir. Tak kalbine doğrusu gelir onun. Aa buymuş der. Veya etraftan bir kimse ya bu nedir acaba filan der. Kalbine pat doğrusu gelir onun. Onun kalbi ilham almaya başlar. Kalbine hakikat damlaları damlamaya başlar. Öbürkü cilt cilt okur. O Allah'ı zikreder. Ona lazım olan ilim gelir. Zaten İslam dünyasının sıkıntısı bu. Biz lazım olanla ilgilenmiyoruz.
Biz lazım olanla ilgilenmiyoruz. Biz şu anda İslam hukuku yok. Biz gidiyoruz. Ne o? Miras hukukunu okuyoruz. İslam'ın hukuku mu var miras hukukunu? Okacağım diye uğraşıyorsun. Okusun profesörler, diyanetçiler, ilahiyatçılar. Senin ne işin var onunla? Sen günlük hayatını dinine uygun ne kadar yaşayabilirsin? Onun ilminle uğraş. Onunla uğraş. Ama yok biz lazım olmayan şeylerle ulaşıyoruz. Allah muhafaza eylesin. Yine Kur'an-ı Kerim'de Rahat Suresi ayet 28. Bunlar iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükunete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur. Rahat Suresi ayet 28.
O normalde artık iman etti. Gönülleri Allah'ın zikriyle sükunete erdi. Ve kalbi ancak zikrullah ile mutmain oldu. Onun kalbinde zikrullah oturdu, yerleşti artık. Yerleşti. Nefsi mutmainlerin makamı sır. Alameti ise cömertlik. Alameti, cömertlik. Tevekkül, insanlardan kendini yüksek görmeme, gamlı yaşama, ibadet, şükür, rıza ve ihsandır. Ayrıca fakir, sabır, adalet, insaf, yakin, sözünde durmak, yumuşak huyluluk vardır bunların üzerinde.
Nefsi mutmaininin alemi Muhammed'i hakikattir. Alemi, mahalli sır, hali, sadık ve tatmin halidir. Kendisine gelen mana şeriat sırlarıdır. Nefsi mutmainine sahibi dervişe hay ismi telkin edilir. Hay ismi ve onun kalbi tecelliyatı la mevcude illallah'tır. Kalbi tecelliyatı. Bizde kardeşler bunu rüyalarında görürler. Onlara hay ismi telkin edilir. İşte o hay ismi şerifini duyar rüyasının etrafında. Ona devamlı hay ismi şerifiyle alakalı zikirler, hay ismi şerifiyle alakalı telkinler bunları duyar.
O kimsenin nefsi mutmainliğe geldiğine işarettir. Bu oturdu, yerleşti, artık o yürüyor. O zaman ona o ism-i şerîfi pirefendilerden birisi veya o ism-i şerîfi sahabelerden birisi. Bunları açık açık söylüyorum. Eğer o kurmayliğe doğru gidecekse peygamberlerden birisi gelir ona o Allah'ın zikrini talim ettirir. Eğer peygamberlerden birisi ona gelir bu ism-i şerîfi rüyasında halinde talim ettirirse Allah-u Alem onun yolu mürşitliğe doğru gider.
Bunlar önemli işaretlerdir. O veliliğe doğru gidecektir. Allah cümlenizi onlardan eylesin. Biz bugün gene vakti tasarruflu kullanamadık. Haftaya nefsi raziyeden devam edeceğiz. Saat on oldu çünkü. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Yarın Allah'a izin verirse inşallah gelip oldayız. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah. Geceniz hayır olsun. Selamun Aleyküm. Oraya� zac

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi