Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 26 Aralık 2015

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Aralık 2015 · 48:36

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenâb-ı Hak gündüzünüzü mübarek eylesin, ayınızı, yılınızı mübarek eylesin inşallah. Oje sürmek günah mı? Bildiğim kadarıyla değil. Ojeyi sildikten sonra gusül abdesti almak gerekir mi? Neden gereksin ki? Normalde bunu böyle soruyorlar, ben de buna böyle cevap veriyorum. Ama bir kimse tırnaklarının üzerine oje sürse, sonradan abdest alsa, onun abdesti olmaz.
Ojeyi temizlemesi gerekir. Abdest alacaksa eğer, gusletecekse ojeyi temizlemesi gerekir. Bir mümin diğer bir kardeşinin üzerinden, kardeşinin üzerindeki maddi manevi bir hastalığı ya da hali dua ederek değiştirebilir mi? Bununla alakalı dua önemli bir ibadet.
Bir kimse duayla Cenâb-ı Hak onun duasını kabul ederekten, bir mümin bir başka kimsenin üzerine dua ederekten onun haline değişmesine vesile olabilir mi? Evet. Birbirlerinize temiz ağızlarla, temiz ağızla dua ediniz. Ya Resulallah temiz ağız mı var ki? Birbirlerinize yaptığınız dualar temiz ağızdır. Bir başkasına istediğin şey, o kimse kendi ağzından istemedinden dolayı, sizin onun üzerine istemeniz, onun için temiz dua, temiz ağızla dua hükmüne geçiyor.
O yüzden ümmet-i Muhammed'e dua etmek, eşine dostuna dua etmek, anne babanın çocuklarına duası, peygamberlerin ümmetlerinin üzerine yaptığı dua gibidir. Müstecaptır. İşte mazlumun duası, oruçlunun duası, farz namazından sonra hemen yapılan dua, ezan okunduktan sonra hemen yapılan dua, bu noktada icabet edilen dualar, seher vaktinde yapılan dua, icabet edilen dualar. O yüzden o kimse bir kardeşinin üzerine dua etse, Cenab-ı Hak onu tecelli ettirir inşallah o alem. Mezheplerin çıkış sebebi, gerekliliği nedendir? Bir mezhebe tabi olmayanın imanında sıkıntı olur mu? Mezheplerin çıkış noktası, ümmet-i Muhammed çoğaldıkça, farklı algıların oluşmasıyla, bir de bir ameli işlerken, yelpazenin geniş olması, aynı amel noktasında farklı görüş, düşünce, yaşayış biçimleri oluşunca, mezhepler oluşmaya başlamış.
Tabi bunun oluşması, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin denilebilinir ki, sağlığında. Çünkü Muaz bin Cemal'i Yemen'e vali olarak gönderirken soruyor, neyle hükmeteceksin? Kur'an ne ya Resulallah? Bulamazsan, senin sünnetin ne ya Resulallah? Bulamazsan, kıyas ederim, iştahat ederim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tebessüm ediyor, onun tabiri caizse okşuyor başından yanağında. Topraklar genişledikçe, o günkü haberleşme alanı içerisinde, insanların hızla bir şeyi öğrenmeleri, bir şeyi, işin kaynağını bulmaları zor. Bir de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ama direkt birey, şahısların üzerinde, ama küçük toplulukların üzerinde farklı öğretileri var.
Mesela birisi geliyor, bana bir şey söyle diyor, ona dost doğru ol diyor. Bir başka birisi geliyor, bana bir şey söyle diyor, ona şefkatli ve merhametli ol diyor. Bir başka birisi geliyor, ona diyor ki, çok zikret. Bireylerin konumuna, durumuna, onların kendi hallerine göre değişik ilaçlar veriyor. Hani birisi pazartesi, perşembe orucunu söylüyor ona. Bir başkasına diyor ki, 13'ünde, 14'ünde, 15'inde tut. Bir başkasına diyor ki, başında, ortasında, sonunda tut. Bütün ayı oruçlu geçirmiş gibi olursun. Bir başkasına diyor ki, işte o da sahabe gücüm daha fazlasına yeter diyor. Bunları sıraladıktan sonra, ama sahabe diyor ki, daha fazlasına gücüm yeter. O zaman bir boş, bir dolu tut.
Bu da Davut Aleyhisselam'ın orucudur, bundan daha fazla oruç yoktur diyor. Yani yılı 365 gün oruçlu geçirmek yok. Bunun gibi değişik ibadetlerde, değişik tecelliyatlar var. Din, sonuçta bütün insanlığa gönderilmiş. İnsanlığın kendi içerisinde, hem coğrafi yelpazede, hem de ırk yelpazesinde, hem de kültür yelpazesinde, anlayış yelpazesinde, algı yelpazesinde, herkesin dini yaşaması gerekir.
Yaşanılacak bir din çünkü. Böyle olunca, sahabeler, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden, gördüklerini ve öğrettiklerini, ümmete gösterip öğretmeye başlıyorlar. Çünkü, hadis-i şerifle emredilmiş. Benden gördüğünüzü bir başkalarına anlatın, aktarın. Onlar da öyle ibadet etsinler. Benden duyduklarınızı, insanlara tebliğ edin. Bu emir, ashabın üzerine, bu dinin müntesiplerinin üzerine emir. Bir kimse, dinini bir başkasına tebliğ etmekle mükellef. Bakın, bir başkasına tebliğ etmekle mükellef. Bir başkası sizden din sorarsa, siz ona din anlatmak mecburiyetindesiniz. Bildiğiniz kadardan sorumlusunuz.
Bilemediğinizi öğrenmekle mükellefsiniz. Ya bilmiyorum deyip de meselenin içinden çıkmak yok. Öğrenmekle mükellefsiniz. Öğrendikleriniz de, yaşamak ve tebliğ etmekle mükellefsiniz. Sahabe de, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden öğrendiklerini, etrafına anlatmaya başladılar. Tabi anlatırlarken, onlar bir, kendi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden gördüklerini, bir de duyduklarını anlatıyorlardı.
Hani buna örnek meşhurdur ya, küfede sahabeden birisi, akşam kerahat vaktinde namaz kılıyor. Başka bir sahabe diyor ki, Hz. Ali Efendimiz'e, Ya Emre'l Mü'min'in kerahat vakti namaz kılıyor. Hani bunu önle. Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerine diyor ki, Namaz kılana kılmamı diyeyim. Namaz kılıyor, ona kılmamı diyeyim. Sonra gidiyorlar o namaz kılana. Diyorlar ki, kerahat vakti bu vakitte namaz kılıyorsun. Sahabe enteresan bir şey söylüyor. Vallahi de, billahi de, ben bu vakitte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden namaz kılarken gördüm. Ashabın öyle bir bağlılığı var ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden duyduklarını ve işlediklerini hıfz edip, duydukları ve gördükleri gibi icra ediyorlar her şeyi.
Görmüş, icra ediyor onu. Zaten emir var. İbadetleri benden gördüğünüz gibi yapın. Emir bu. Öyle olunca, sahabe, hepsi de, kendi gördüğünce amel etmeye başlıyor. Bu ashabın zamanında bir problem yok. Hatta ashab birbirine bu tip meseleleri sorarken, yeminleştiriyorlar bile. Sen Allah adına yemin eder misin? Hz. Peygamber'i böyle söylerken duydun mu? Evet. Sen Allah adına yemin eder misin? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu böyle yaparken gördün mü? Evet. Veyahut da yemin ediyor. Vallahi bana Hz. Ömer Efendimiz söyledi. Bana o dedi. Bu hadislerin, rivayetlerinin çıkış noktası da böyle. Bana o dedi. Ona da Hz. Peygamber Efendimiz buyurmuş.
Yanında filanca filanca da varmış. Hadis rivayetlerinin normalde durumu bu. Tabi bir de yazanlar var. Yani şimdi reddediyorlar onları da, ilk önce Kur'an-ı Kerim'in ayetleriyle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözlerinin arasında bir kargaşaya mehal vermesin diye ilk yıllarda hadisler yazılmıyor. Ama sonradan sahabeden birisi geliyor. Ya Resulallah hıfz edemiyorum deyince o da sağ elinden sen kuvvet al diyor. Yaz yani. Hadisler de yazılmaya başlanıyor. Sonradan. Bu normalde belki de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölmezden önce başlayan bir sünnet bu da yazmak. Ama hadisler de sahabenin bir şekilde hıfzında.
Çünkü dört halife döneminde de değişik meseleler öne çıktığında halifeler bütün ashabı toplayıp bununla alakalı peygamberden bir şey duyan söylesin diye fiiliyat var. Bu tip meseleler var. Mesela en meşhurlarından birisi Halid bin Velid'in vali olduğu yerde eşcinsel bir olay yaşanıyor. Halid bin Velid vali. Bakın kendi kafasından hükmetmiyor. Mektup yazıyor. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e. Diyor ki burada böyle bir mesele oldu. Yapanı da yaptıranı da yakaladık hapsettik. Hüküm bekliyoruz. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında böyle bir hüküm icra edilmemiş. Böyle bir şey yok. Mesela bunun hükmü şeyde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığında verilmiş bir hüküm değil.
Sözlü bir hüküm de yok. Hz. Peygamber Efendimiz'in ağzından. Bunun hükmünü Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri veriyor. Ayet-i kerimeden işaret çıkaraktan. Lüt kavminin başına gelen meseleyi ayet-i kerimeyi okuyor. ve bunların diyor öldürülmeleri lazım diyor. Bu işi yaptıkları evin yıkılması ve yakılmasına hükmediyor. Ashabı topluyorlar. Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri iştahat ediyor. Şimdi bakın bir iştahat çıktı orta yere. Mesela müseylemetül kezzab Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığında kendisini inceden inceden peygamber göstermeye başlıyor. Direkt ben peygamberim böyle hükmettim bunun hukuku bu demiyor.
İnce ince. Zaten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatının son dönemine denk geliyor bu. Hasta. Bütün Medine-i münevvere halkı hastalıkla uğraşıyor. Ordu sefere çıkacak bütün ordu bekliyor. Sefere çıkamıyor. Herkeste böyle bir tabiri caizse bir hüzün bir üzüntü var. Herkes Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hastalığıyla uğraşıyor. Yaklaşık 6 ay. Bu arada müseylemetül kezzab etrafındaki kimselere kendince peygamber olduğunu söylemeye başlıyor. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine vefat ediyor. Vefat ettikten sonra müseylemetül kezzabın kabilesi bayram yapıyor. Muhammed öldü.
Biz bu noktada kafamıza göre yaşayacağız deyip mesela müseylemetül kezzab ben de peygamberim deyip zekatı kaldırıyor. Bundan sonra zekat ödenmeyecek diyor. Zekat da toplanmayacak. Bundan sonra diyor biz Medine devletine vergi de vermeyeceğiz diyor. komple bunları hükümleri kaldırıyor. Hz. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in ilk savaşı müseylemetül kezzabı oluyor. İştaat bakın mezheplerin çıkış noktalarını söylüyoruz şimdi. Bununla alakalı Hz. Ebu Bekir Efendimiz hükmediyor. Savaş açılmasına. Enteresandır sahabeden bir kaç kişi diyor ki sen la la illallah Muhammeden Resulullah diyene mi savaş açacaksın?
Enteresan. Hz. Ebu Bekir Efendimiz diyor ki vallahi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanındaki yaptıklarını yapmazlarsa vallahi savaş açarım. Hemen ayeti kerimeleri söylüyor. Bununla alakalı. Hemen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden duyduklarını naklediyor. Bakın iştaat. Bazen diyorlar ki işte dört halife döneminde mezhep yoktu. vardı. Bunun adı mezhep değildi. Koyulmamıştı. Ashab bu konuda iştihat ediyordu. Bir meselede iştihat ediyorlardı. O meselede iştihat ederekten hükmediyorlardı. Ayet-i kerime var. Allah'a itaat edin. Resulüne itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin.
Şimdi mezhebin temel atılması temellenmesi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında. bunun neş-i neva bulması yerleşmesi kol kanat sarması dört halife döneminde. Bunun sonra yazılaya dökülmesi yazıya dökülmesi imam-ı imam-ı azamdan sonra bakın yazıya dökülmesi sebep artık insanlar herkes dinin bütün hükümlerini bilmiyor.
Bütün abdestle alakalı bütün hadisleri bilmiyor. Neler bozar neler bozmaz hepsinde bilmiyor. Namazı ne bozar ne bozmaz bütün hadisleri bilmiyor insanlar. şimdi desem ki burada abdestle alakalı abdestle alakalı yirmi tane hadis hıfzında olan söylesin yok. Yok. Olmak zorunda mı? Değil. Bakın olmak zorunda mı? Değil. Olsa güzel olur mu? Harika olur. Ama o Müslümanlar günlük hayatlarında dinini yaşayabilecek kadar ilimden sorumlular. Koca kütüb-i siddiye ezberlemekten sorumlu değil Müslümanlar. Veyahut da örneğin işte fıkıh açısından el ihtiyarı ezberleyecek değil Müslümanlar.
El hidayeyi ezberleyecek değil. Fetavayı hindiye on altı cilt ezberleyecek. değil. Serahsin'in mevsutu otuz kusur cilt. Kim ezberleyecek ki onu? Mezhebin çıkış noktası bu. Süreç açısından. Sonradan İmam-ı Azam Hazretlerinden insanlar fıkıh öğrenmeye başlamışlar. Ama İmam-ı Azam'ın hocası var. İmam-ı Cafer. İmam-ı Cafer-i Sadık İmam-ı Azam'ın hocası. Bunun gibi hadis ve fıkıh hocaları var. Hadis alimleri var. Hadis hıfzedenler var. tefsirciler var. Arapçayı çok iyi biliyorlar.
Dil harika. Bunlar habire tefsir dersleri veriyor. Kendi halakalarında, sohbet halakalarında. Fıkıhçılar fıkıh dersi veriyor. Sohbet halakalarında. ve talebeler bunları da yazıyorlar. O derslere katılanlar. İmam-ı Azam Hazretleri'nin kendisinin yazdığı bir eser yok. Rivayet ediyor edilir ki işte bir tek küçük bir risalesi var. İmanla alakalı hakikatleri böyle akaitle alakalı anlattığı Alül Karili'nin sonradan genişlettiği şerh ettiği neydi adı? Fıkıh-ı Ekber. Bir fıkıh-ı Ekber'i yazdığı söylenir. El ihtiyarı İmam-ı Azam'ın derler. İmam-ı Azam'ın oturup da yazdığı bir eser değil. Öğrencilerinin İmam-ı Azam'ın ağzından kaleme aldıkları bir eser.
Ve mezheplerin çıkış noktası bu. Ve İmam-ı Azam Hazretleri'nin eserleri yazılmaya, fetvalar yazılmaya, yazılan o fetvalar elden ele dolaşmaya ve herkesin İmam-ı Azam Hazretleri'nin bu iştahatlarıyla amel etmeye başlıyorlar. İmam-ı Azam Hazretleri mezhep kurmak için yola çıkmış bir kimse değil. Ve böylece ona tabi olan yani onun iştahatlarına göre dinini yaşamaya çalışanlar çoğalıyor. İmam-ı Malik de onun öğrencisi. İmam-ı Malik de bu sefer aynı şekilde bunu öğrendikten sonra etrafında sohbet alakaları oluşuyor. Zamanın padişahı da ona diyor ki bu Hicaz bölgesindeki yaşayan Müslümanlara uygun bir şekilde bir diyor fıkıh kitabı yazsan da bu Müslümanlar onunla amel etseler. Mesela İmam-ı Malik'in mevsudu o yüzden sadece Hicaz bölgesindeki Müslümanları bağlar.
Hicaz bölgesindeki İmam-ı Malik de mevsudun başına yazar zaten. der ki Hicaz bölgesindeki Müslümanlar bununla amel edebilirler der. Dışarıdaki bir kimse amel eder mi? Eder. O ayrı mesele. Ama Hicaz bölgesindeki Müslümanların adet, gelenek, görenek, örf neyse onlara uygundur o. Hepsi de ayet-i hadise dayalı mıdır? Evet. Onun talebesidir İmam-ı Şafii. İmam-ı Şafii'nin talebesidir İmam-ı Hanbel. Mezheplerin çıkış ve yayılış noktası bu. İnsanlar bir kafa karışıklığı yaşamadan herkes birbirini bu noktada aa ne yapıyor demeden dinlerini yaşamaya başlarlar. Bu noktada gerekli midir? Evet.
Gerekli midir? Evet. Bu noktada mezhebi olmayan bir kimse küfür ehli diyebilir miyiz? Hayır. Ama bütün dini hayatını günlük hayatını idame ettirebilecek şekilde ayet ve hadis bilgisine sahip olmayanların muhakkak bir mezhebe bağlı olup o mezhebe göre dinini yaşaması gerekli.
Şimdi insanlar iki ayet ezberliyorlar iki hadis okuyorlar mezhebi reddediyor. Ya kardeş mezhebi reddetme noktasına geldiysen sen zaten bir mezheb imamı gibi oldun. Yok benim gibi zır cahilliğinden yapıyorsan yapma cahilliğini gör. Zır cahil. Ya namazda erkekler için söylüyorum. Namazda ellerini böyle bağlamayı bir şey zannediyor. Ya böyle bağladığında da bir sünneti işliyorsun sonuçta. Böyle de bağlasan bir sünneti işliyorsun. sarkıtarak da ellerini sarkıtsan da bir sünneti işliyorsun.
Göbeğinin deliğinin üzerine bağlasan da bir sünneti işliyorsun. Hepsi de sünnet. Niçin illaki aykırılık yapacağım diye uğraşıyorsun orada? Nefis. Farklı görünecek orada. Farklı görünecek. Ayakları da açıyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ayaklarını o kadar açmazdı. Hiçbir hadis-i şerif yok. Develerin arka ayağı gibi ayakları yayıp da açmak namazda. Bu son dönemlerde çıkmaya başladı bunlar. Açıyor ayaklarını. En böyle bariz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ad-i şerifte der ki omuz hizasını geçmezdi ayakları.
Fıtrat omuz hizasını geçmezdi ayaklarını açması. İşte Hanefiler derler ki iki ayağını birleştirirdi bir ayak boyunda birleştirirdi. Hanefilerde bir ayak boyu birleştirmek vardır. İyi ya en geniş had-i şerif omuz hizasında. Ben mübarek adam ayağını bu kadar açmakla daha mı fazla sünneti işlemiş oldum sanki. Bu böyle bir nefsi şeyler var. Bunun arkasında yalnız uluslararası bir oyun var. Bunun arkasında uluslararası bir oyun var. Bunun amacı dini daha iyi yaşamak değil. Din değil. Bunun amacı ümmetin içerisinde fitne çıkarmak. Sen şafiysen şafiler gibi yaşa.
Hanbeliysen hanbeliler gibi yaşa. Malikiysen malikiler gibi yaşa. Sen süfyanın serviye uyduysan süfyanın serviye göre yaşa. Kusur mezhep var. Ehli sünnetin içinde. Biz bu noktada mezhep savaşı yapacak değiliz. Ama üç tane hadis bilip beş tane ayet ezberleyip mezhepleri inkar etme. Mehep leri reddetme. bilir bilmez herkes mezhep düşmanı oldu. Herkes soruyor. Mezhepler ne zaman çıktı? Hazreti Peygamber Efendimizin zamanında mezhep yoktu. Yoktu. Yoktu.
Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin zamanında namaz kılmayan da yoktu. Sen kılmıyorsun ama. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri sabah namazında mescide toplanmasını istiyordu bütün herkesin. Hatta adi şerifte dedi ki bu insanların evlerini müsaade etseler yıkasın var sabah namazı için. Sabah namazını camiye gitmeyenler mezhep savaşı çıkarıyorlar. mezhebi reddediyor. Beş vakit namazını kılmayan adam mezhebi reddediyor. Abdesti bozan şeyleri sırala diyorum.
Sırala abdestini bozan şeyleri bana. Bana abdesti bozan şeyleri sırala senin mezhebi reddetmeni kabul edeceksin. Bakıyor gözümün içine. Sırala abicim. Sırala. Allah için sırala diyorum. Abdestini bozan şeyleri bana sırala. Yok. mezhebi reddediyor ama. Akıllı adam ya. Kendince. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bunun arkasında uluslararası bir oyun var. Bunun arkasında vahabiler var. Bunun arkasında şia var. Bunların arkasında İngilizler var. Bunların arkasında da deccal var. Bize çok böyle makul gibi böyle hoş gibi geliyor.
Bunlar zaten hadisleri inkar edenlerle bunlar kol kola yürüyorlar. Önce mezhepleri inkar et. Ardından hadisleri inkar et. Ardından sünneti resulullah i inkar et. Ondan sonra dini kuşa çevirecek. Sonra da söz bu. Kur'an yetmez mi? Söz ne kadar hak görünüyor öyle değil mi? Söz ne kadar hak? Kur'an yetmez mi? Sen eğer Kur'an yetmez dersen aha bak Kur'an'ı yetersiz itaat et o zaman. Sizden olan emir sahibine itaat et. Kur'an yeter. Kim senden olan emir sahibin? Ümmet-i Muhammed.
Farz bu farz. Farz farz. Emir sigası Allah'a itaat edin. Bu belli. Kur'an Resulüne itaat edin. Bu da belli. Hadis-i şerifler sünnet-i resulullah sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Hadi. Kim sizden olan emiriniz kim? Yok Ümmet-i Muhammed'in kendisinden olan bir emiri. Farzı yerine getirmiyor Ümmet-i Muhammed. Farz mezhepleri inkar etmek hoşumuza gidiyor.
Hadisleri inkar etmek hoşumuza gidiyor. Sünnet-i resulullah inkar etmek hoşumuza gidiyor. Ve biz onu televizyondan da dinliyoruz ha. Nefsimize tat veriyor çünkü. O kafasına göre oradan konuşuyor. Bizimle nefsimize tat veriyor. Yani düşünebiliyor musunuz? Bu ülkede bir kimse bütün hadisleri inkar ediyor. Sesi çıkan var mı? Yok. Bütün mezhepleri inkar ediyor. Sesi çıkan var mı? Yok. Yok. Sesimiz de çıkmaz zaten.
Çıkaramayız da. ama adamlar İstanbul'da iki tane ağaç söküldü diye ortalığı ayağa kaldırdılar. Bursa'da günlerce heykelde oturdular içtiler bağırdılar çağırdılar trafiği kapattılar. Valilik onlara evlerine götürmek için otobüs tahsis etti.
Valilik otobüs tahsis etti onlara. Onları evine göndermek için otobüs tahsis etti valilik. Evet. Kimin sesi çıktı? Hiç kimsenin. Sesi çıkmaz.
Biz şunu diyemeyiz ki Denizli müftüsü gibi bizim dinimize imanımıza namusumuza vatanımıza toprağımıza göz dikmişler. Cuma bize farz değil. Yürüyün. Öyle diyeni zaten tak içeri alırlar ki zaten. Evet. Allah muhafaza eylesin. Bir mezhebe tabi olmayanın imanında sıkıntı olur mu? ne sıkıntı olsun canım? O muhakkak gibi mezhep imamı derecesinde bütün bu noktada iştahat alimleri derecesindedir ki bilir. O yüzden ona bir şey denmez. Cenab-ı Allah'ın sıfatları hangi kritere göre zat-i sıfat ve sübüt-i sıfat olarak sınıflandırır?
Bunu akaid imamları hadisi şeriflerden çıkardıkları ayeti kerimelerden çıkardıkları hükme hükümle bunları Allah'ın zat-i sıfatları ve sübüt-i sıfatları diye ayırt etmişler. Sübüt sıfatlar zatından ayrı mıdır? Allah'ın hiçbir sıfatı zatından ayrı değildir. Hiçbir sıfatı da zatı değildir. Nerede kalmışız? o işkiller koparan zanlar türeten şeyleri tam inanç eder.
Kim kin sebeplerinden sevgiler bitirir. İbrahim'i ateş içinde besler yetiştirir. Korkuyu can eminliği yapar. Onun sebep yıkıcılığından sevdalara düşmüşüm. Onun hayallerine dalmışım da sofastayı kesilmişim. bir şeyden şüphelenirsiniz. Eğer şüphelenme doğruyu bulmak içinse sizin o işkilinizden o şüphenizden hakikate ulaşırsınız. Hatta bu hakikatin de hakikati var der zanna düşer daha da hakikatine doğru yürürsünüz. Ve o şüphelendiğiniz sizi işkillendiren bu noktada zan olarak gördüğünüz şeyler bir bakmışsınız ki sizi hakikate doğru götürmüş.
Sizin kalbinize o olumlu şüphe şüpheyi veren Allah'tır. O olumlu şüphe sizi doğruya doğru götürecektir. Şüphe vardır insanı Allah muhafaza eylesin olumsuzluğa götürür. Ama pozitif şüphe o kimseyi olumluluğa doğru götürür. İbrahim'i ateş içinde besler yetiştirir. Hani o kimse imanını yaşarken imanına koşarken o kimse iman ateşten bir kor ahir zamanda elinde tutanın eli yanacak atan dinden imandan olacak der hadis-i şerifte işte iman eden kimseyi Kur'an ve sünnet daresinde koşan kimseyi Cenab-ı Hak o kor ateşlerin içerisinde besler büyütür.
Bütün şeytan şeytanlaşmış olan insanlar deccal deccallaşmış olan insanlar iman ehlini ateş cenderesine alırlar. İman eden toplulukları ateş cenderesine almak ister. ve o topluluklar o bireyler o cemaatler o ateş çemberinin içerisinde o zorluklardan beslenerekten büyürler. Müslümanı mümini büyüten şey o sıkıntılara göğüs germek o mücadelenin içerisinde o çileyi bir şekilde çileden kaçmadan o mücadeleye devam mümini büyüten mümini pişiren şey bela ve musibetlere ve sıkıntılara karşı metin durmaktır.
O yüzden İbrahim'in yolunu seçenler başlarına gelecek olan bela sıkıntı musibet dert gam kasabet her ne var ise bunlarla mücadele ederekten bunlara göğüs gererekten büyürler. O çünkü belayla musibetle sıkıntılara sabrederekten beslenir imanı kemale erer. Korkuyu can eminliği yapar. O kimse Allah'tan korkmaya başlar. O kimse Allah'tan uzaklaşma korkusu yaşamaya başlar. Önce Allah'ın azabından korkar. Önce Allah'ın cehenneminden korkar. bir müddet sonra onun korkusu renk değiştirir. Artık Allah'tan uzak düşme korkusu o sevgilinin kaşının çatılma korkusu yaşamaya başlar.
Ve o korku onun can eminliği olur. O kimse kendince öylesine korkar ki kılı kırk yarar. Kılı kırk yarması bir müddet sonra cehennem korkusu değildir. Dosttan uzaklaşma. dostla beraber sohbet edememe korkusudur. Onun sebep yakıcılığından sevdalara düşmüşüm. O hale gelir ki o kimse. Cenab-ı Hak ortadan sebepleri kaldırır. Avam sebepler dairesinde yürür. Sebebe bakar avam. Avam'ın imanı da İslam'ı da avamın hakikati de sebebe dayalıdır. Ama hasın imanı sebebe dayalı değildir. Orta yerde sebep olmasa da Allah'ın onu yapacağına inanır.
Sebepsiz Cenab-ı Hak'ın rızıklandıracağını, sebepsiz Cenab-ı Hak'ın hidayet edeceğini, sebepsiz Cenab-ı Hak'ın koruma altına alacağını, sebepsiz Cenab-ı Hak'ın onu hıbs-ı muhafaza edeceğini, sebepsiz Cenab-ı Hak'ın istediğini, istediği gibi yapacağını bilir. O yüzden Hz. Mevlana onun sebep yakıcılığından sevdalara düşmüşüm der. Aslında mana açısından bakılacak olursa Kur'an kendilerince sebebe dayanan akıllıların akıllarını ortadan kaldırır. Aslında din sebebe dayanan insanların sebeplerini alır ellerinden. ve sebeplerini yakar Cenab-ı Hak ve o sebebi gören kimse imanını kemale erdiremez.
İşte onun hayallerine dalmışım da sofastayı kesilmişim. Bu noktada Allah'ın tabiri caizse hayallerine dalmışım. Sofastayı kesilmişim der. Bu hayale dalıp sofastayı kesilmeyi inşallah önümüzdeki hafta geniş bir şekilde size anlatayım. Burası çünkü ince bir perde. Cenab-ı Hakk'ın hayaline dalıp hayaline dalıp sofastayı kesilmişim. Burası öylesine ince bir perde ki Cenab-ı Hakk inşallah önümüzdeki hafta fırsat verirse bunu sizlere anlatmayı nasip eylesin bize. Bu zamandır bunalımdayım.
Bir çıkar yolu gösterir misiniz? Beş ay önce kızımı kaybettim. Borçlarımdan dolayı. Allah her şeyin sahibidir. Evlatlarımız bizim değildir. Biz onların fiziki olarak anne babaları ve bu noktada onları bakıp yetiştirmekle mümkümlü olanlarız.
Mülk Allah'ın eş da Allah'ın çocuk da Allah'ın her şey Allah'ın bu noktada Cenab-ı Hak kimin nefesini ne kadar verdiğini bilmiyoruz. Çocuklar anne baba eş her şey Allah'ın dilediğini dilediği zaman alacak. Bu noktada Allah'a teslim olacağız. Teslimiyet bu. Bu teslimiyeti gösteremeyenler biz size anne babalarınızla eşlerinizle çocuklarınızla mallarınızla canlarınızla imtihan ederiz. Ayet-i kerimesinde çocuğuyla olan imtihanını kaybetmiş olur. Borç gerçekten Allah'ı hiç kimseye göstermesin. İnsanı gerçekten bir züle sokan insanı çok büyük sıkıntıya sokan insanı gerçekten insanlığından edecek ağır bir imtihan.
Allah hiç kimseye göstermesin. Ama bunun için muhakkak ki elimizden geldiğince ölçülü davranma ölçülü harcama ölçülü işler yapmaya gayret edeceğiz. Ama bu iki imtihandan dolayı da hiçbir kardeşin dağılmasını istemem hayat mücadele etmektir. Her konuda her alanda bize düşen mücadele etmektir. biz kendimizi psikolojik olarak dağıtıp mücadeleyi terk edenlerden olmayacağız. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Bu arada tabi yarın son Şebarus'umuz Afyon'da ama bu ana kadar Şebarus'larda üstün gayret performans gösteren tüm kardeşlere bütün arkadaşlara katılımda bulunan izlemeye gelen hizmet eden bizle beraber koşuşturan bütün bay bayan bütün kardeşlere huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Bu sene gerçekten İzmir İzmit Bursa Gelibolu Gemlik yarın da Afyon kısa zamanda bir hayli ağır bir performans oldu. Programlar öyle küçük ve basit değildi. Tabi bu arada Mustafa Kemal Paşa vardı bir de. Hemen hemen bir tek Gelibolu Mevlanesi o da Mevlanedeydi o da küçük değildi. Sonuçta onun da kendine ait bir ağırlığı var. Yapılan bütün programlar öyle basit küçük program değildi. Hepsi de bol semazenli bol mıttırıplığa ve kalabalık bir grupla hizmet edilmesi gerekendi. Bugün de bayanların kendilerinin Şeba Rus'u vardı.
Zannediyorum yarın onların bir de Gemlik'te bayanlara ait Şeba Rus'lar olacak. Velhasıl yarın inşallah Şeba bu seneki 742. Şeba Rus programlarının sonuna geleceğiz. İnşallah. Yarın hem bayanlarınki bitecek hem de erkeklerinki bitecek. Allah'tan bir şey gelmezse yüz hakkımızda bu seneki Şeba Rus'ları bitireceğiz. İnşallah. Bütün kardeşlere bu noktada teşekkür ediyorum. Gerçekten herkes çevre, iller, ilçeler hani orlarda program yapamadık bu sene böyle giderse de yapamayacağız herhalde büyük bir ihtimalle ama Tekirdağ, Keşan gibi yerlerden de arkadaşlar Semazen ve Mıttırp heyeti olarak bay bayan katılımda bulundular.
İstanbul ona keza. Diğer yerlerdeki arkadaşlar taşındılar oradan oraya herkes. O yüzden bir hayli yorucu bir gün geçti. Dışarıdan misafirler geldi bizim Ertan'la İsa 4 gün mü 5 gün mü koştunuz? 5 gün değil mi? Onlar da 5 gün misafirleri hizmet ettiler koşuşturdular. Velhasıl kelam bütün kardeşler bu noktada var güçleriyle koşuşturdular. Allah hepsinden de razı olsun. Cenab-ı Hak inşallah gayretlerini arttırsın. Amin. Seneye zannederim daha yüksek performans ve daha fazla program bizi bekleyebilir.
tabii senedesinden önce de Nisan'da kutlu doğum var. Velhasıl kelam biz dur durak bilmeden koşmaya devam edeceğiz. O yüzden inşallah haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha ma selamat. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi