Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 25 Şubat 2012

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Şubat 2012 · 47:33

Bu Facebook muhabbeti devam ediyor. Facebook'ta Mustafa Özbağd'ına ve Karabaşı Bey'in adına onlar da sayfa var. Bu sayfalardan hangileri sizin için Karabaşı Bey'in resmi sayfalarında. Bu sayfalarda yapılan bazı yorumlar var ki sizin adınıza yapılıyor ve gerçekten bizim için ifadeler yazıyor. Bu konuda resmi bir web sitelerin ve yine Facebook'ta resmi bir sayfamız varsa bildirmenizi ve bu diğer Facebook'taki sayfalar hakkında ne düşündüğünüzü bizimle paylaşabilirsiniz. Benim kendi adıma Facebook'ta sayfa yok. Mustafa Özbağ olarak açılan sayfalarla da hiç ilgim alakam yok. O yüzden bu noktada benim resmi bir sayfam da yok.
Gayrı resmi de yok, resmi de yok. Sayfaların hepsi de kendilerinin ve kendi arkadaşlarının kim açtıysa, büyük bir çoğunluğunun kim açtığını da bilmiyorum. Herhalde buranın tekkeyiyle alakalı bir tane Karabaşı Veli diye resmi bir sayfa var herhalde. Onun şeyinde ne? Mevlana Ok'ta mı görülüyor? Evet. Facebook'ta ne sayfası? Karabaşı Veli diye geçiyor efendim. Karabaşı, bir sürü Karabaşı Veli var babaların. Resmisi hangisi? Efendim web sitemizde ııı direkt linki bulabilirler. Web sitemizin içinde var. Web sitesinde Facebook sayfasının direkt linki var. Evet. Geri kalan hepsi de çakma. Mustafa Özbağların hepsi de çakma.
Karabaşı Veli'nin de web sitesinin haricindekiler çakma. Bununla alakalı bu sayfalarda yapılan, yazılan, yorumlanan hiçbir şeyin uzaktan yakından tekkeyle ve bizle alakası yok. Bu noktada bunu belirtmekte fayda var. Çünkü bazı kardeşler, bazı arkadaşlar iyi niyetli veya kötü niyetli, değişik yorumlarda, değişik sözlerde, tavır ve davranışlarda bulunuyorlar.
Bunlarla hiçbir şekilde alakamız yok. Hatta cuma günü o kadar çok sinirliydim ki bir arkadaşa dedim ki dava açalım. Mahkemeye verelim dedim. Kapattırmak için dava açalım dedim. Daha aynı noktadayım. Mahkemeye verip, dava açıp hepsini de kapattırmayı düşünüyorum. İşin en antarası, noktası benim böyle kendi profil fotoğraflarımla benim resimlerimi de koymuşlar.
Yani bir sürü resim aynı, isim farklı Mustafa Özbağ var. Bu kadar meşhur olduğumuzu da bilmiyordum bunu da ifade edeyim. Allah bizi affetsin inşallah. Sizlikle söz açarsak Allah'ın zindanıdır. Bilgiden söz edersek onun sayvanıdır o.
Uyursak onun sarhoşuyuz biz. Uyanırsak, uyursak onun sarhoşuyuz biz. Uyanırsak onun masalına dalmışız. Ağlarsak onun rızıklarla dolu bulutuyuz. Gülersek o zaman da şimşeğiyiz onun. Kızarsak, savaşırsak bu onun kahrının aksidir.
Barışır, özür dilersek bu onun sevgisinin aksidir. Bu kıvranıp duran, bu karmakarışık olan dünyada kimiz biz? Elif'in nesi var? Hiçbir şeyi, hiçbir şeyi. Biz de Elif'e dönmüşüz. Bilgisiz insan Allah'ın hapishanesinde yaşar. Karanlığın içindedir o. Bilgisiz insan kimdir? Kur'an ve sünnetten bir haber olan insan bilgisiz insandır. Kur'an ve sünnetin ahkamından, güzel ahlaktan, insanlıktan nasibini alamamış insanlar, bilgisiz insanlardır. Şeytanın heva ve hevesine uymuş, şeytanın yap dediğini yapan, şeytanın yapma dediğine yapmayanlar bilgisiz insanlardır.
Onlar yine bir padişahın sarayında yaşarlar. Herkes bir padişahın mülkünde yaşar. O padişahın mülkünde hapishanesi de vardır, çölü de vardır, bağıl bahçesi de vardır, sarayı da vardır. Hepsi de padişahındır. Bir devlet düşünün, o devletin her türlü imkanı ve her türlü hukuku ve her türlü ceza sistemi de vardır. Bir insanların kurgulamış olduğu devletin böyle bir sistemi var ise Allah bu alemi yaratmış, bu alemi yaratan Allah'ın da muhakkak ki bir hapishanesi, bir ceza sistemi, bir sarayı, bir mükafat sistemi olacaktır.
İşte bilgisiz kalanlar, kendilerini yetiştirmeyenler, Allah'ı tanımaktan, Allah'ı bilmekten uzak olan insanlar bu dünyada hapis hayatı yaşarlar. Onlar karanlıktadırlar. Hani ayeti kerimede Cenab-ı Hak der ya, bu dünyada kör olanlar öbür alemde de kör olurlar. Bu dünyada kör olmak, hakikati görmemektir. Bu dünyada kör olmak, Allah'ı tanımamaktır. Onun emirlerini yerine getirmemektir. Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tanımayıp ona uymamaktır. Bu alemde bilgisiz olmak, bu alemde bilgiyle yoğurulmamak, insanın Kur'an ve sünnetten uzak durup, susuz vadilere, susuz çöllere düşmesidir. Bu dünyada bilgisiz olmak, Kur'an ve sünnet ahlakından uzak olup, serapta yaşamak gibidir.
Hani o serapta yaşayan hep uzakta bir su görür ama bir türlü suya ulaşamaz. Serap halidir bu. Ahlakı temiz olmayanlar, ahlakı düzgün olmayanlar, serapta yaşar gibi yaşarlar. Onlar hep o seraba ulaşmak isterler, suya, yeşilliğe ama hasta ulaşamazlar. Bilgisizler şeytanın vesvesesine kanarlar. Bilgisizler şeytanın, tabiri caizse abiyanı olacak ama kucağına düşerler. Şeytan ona ne derse onu emrederler. Asıl bilgi sahibi olanlar, Kur'an ve sünnetin özüne sahip olanlardır ki, işte Hazreti Mevlana diyor ki, onlar bilgiler sözü edersek onun sayvanıdır o. Onun yeşilliğidir, onun bahçesidir, onun güzelliğidir, onun sarayıdır o.
Bilgi. Çünkü bilgi Allah bilgisidir. Kıymetli dostlar, bilginin dini imanı yoktur. Bilginin ırkı yoktur. İlim Çin'de de olsa gidip alının. Ama zahiri bilgi, ama batını bilgi. O bilgiyle insanların bilgilenmelere gerekir. Bilgi Müslüman'ın yitik malı çünkü. O Müslüman o yitik malını nerede bulursa alacak. Ama asıl bilgilenme, Hazreti Muhammed Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklanmaktır.
Asıl bilgilenme, Kur'an'ın hükmünü bilmek, Kur'an'ın hükmüyle hükümlenmektir. Asıl bilgilenme, hakikat noktasında direkt bilgiyi Allah'tan almaktır ki, Allah bizi onlardan eylesecek. Buyursak, onun sarhoşuyuz biz. Buradaki uykudan kastı, o insanın dünyaya aşık olmamasıdır. Buradaki uykudan kasıt Allah halen, bu dünya ve içindekilere aşık olmamaktır.
Eğer dünya ve içindekilere aşık olursa, dünya ve içindekiler onu ne yapacak? Uykudan uyandıracak. Uyursa sarhoş. Onun sarhoşu. O öylesine sevdi, öylesine sevdi, öylesine Allah'ı sevdi ki, o aşkıyla sarhoş oldu. O aşkıyla sarhoş olduğundan, o kimse uyanamıyor bir türlü. Bu alemde, bu alemde, onun sarhoşu olanlar, öbür alemde uyanırlar.
Hani diyor ya, insanlar uykudadır. Öykülerinde uyanırlar. Allah bizi öldüğünde uyananlardan değil, bu dünyada bunun tersine kenayesini alın. Uyananlardan eylesin. Devam ediyor çünkü. Uyanıksak onun masalına dalmışızdır. Yani uyanıksın. Etrafı gözetiyorsun, etrafa bakıyorsun, etraf seni cezbediyor. Etraf seni cezbedince, etraf dünya sevgisi sana masal gibi geliyor. Seni aldatıyor, seni kandırıyor. Seni başka deryalara götürüyor. Seni başka mecralara götürüyor. Seni hakikattan uzaklaştırıyor. Seni Kur'an ve sünnet bilgisinden uzaklaştırıyor. Allah bizi öyle uyanıklardan eylemesin inşallah. Ağlarsak onun rızıklarla dolu bulutuyuz. Allah için gözyaşı dökmek, yapılan bütün ibadetlerden daha evladır.
İnsanın cehennemini söndürecek bir amel vardır ki, o amel Allah için gözyaşıdır. Allah için ağlamak öylesine methedilmiş. Allah için ağlamak öylesine güzel görülmüş. Allah için ağlamak öylesine yükseltilmiş ki, Hz. Muhammed-i Mustafa ağlayamıyorsanız da, ağlıyormuş gibi yapılmamış. Bakın, ağlıyormuş gibi taklit etmek dahi, o kimsenin kurtuluşuna sebep oluyor. Demek ki öyle taklitler var ki, o taklitler o kimsenin kurtuluşuna sebep oluyor. Öyle taklitler var ki, o taklidi yapanlar o kimsenin batışına sebep oluyor. İyiyi taklit etmek, iyiyi taklit etmek, namazı taklit etmek, orucu taklit etmek, hayır hasenatı taklit etmek, güzel ahlakı taklit etmek, önde olan Allah dostlarının, peygamberleri bu manada taklit etmek, taklit etmek bedenilmiş.
Hani, firavunun bir hokkabazı varmış. Ne diyorlar şimdi insanları güldürenlere? Efendim, komedyeni. Kim dedi soytarı? İnsanları güldüren insanların, tarifi soytarıdır. Soytarı. Çünkü kim insanları güldürmek için konuşursa devamlı, o şeytanın işini yapıyorlar. Çünkü onlar ya, güldürüyorlar ya insanları habire. O habire güldüren insanlar soytarı. İşte firavunun böyle bir soytarısı varmış. Firavunun soytarısı, firavunun önüne çıkar her gün, Musa aleyhisselamı taklit edermiş.
Göbeğine hafif pamuklar sarar, Musa aleyhisselam hafif göbekliymiş. Kafasına bir deriyi ters giyer, Musa aleyhisselamın önünde biraz saç yokmuş. Tabiri caizse kel. Biraz da Musa aleyhisselam dili pertek, kekemedir yani. Konuşurken teklermiş, sinirlendiğinde iyice teklermiş. Firavunun böyle, Firavunun önüne soytarı çıkar, her gün Musa'yı taklit ederekten, Firavunun ve avanesini güldürürmüş.
güldürürmüş. Gün gün Musa aleyhisselam, çuhri sinadı, o soytarı için, Yarabbi onu kahveyle diye, dua etmiş. Cenab-ı Hak sormuş, Ya Musa niçin? Demiş ki, Ya Rabbi beni taklit edip, insanları güldürüyor. Ya Musa demiş, O seni taklit ediyor diye demiş, ben ona rızık veriyorum. Seni taklit ediyor diye, ben onu seviyorum demiş. Çünkü o benim bir peygamberimi taklit ediyor. Sen ona neden lanet okudun, Ya Musa demiş. Şimdi olmuştur, olmamıştır. Bu normalde, Evliya meykübelerinde falan, çok geçerli. Ama ben olduğuna inanırım bunun. Ha demek ki, taklit etmek, iyi, güzeli, doğruyu taklit etmek, tahkike geçmezse, abes olur da, ama o taklit edeni, kurtarır o taklitçiyi.
Taklitçilik kurtarır, iyi taklit ediyorsa. Gönül arzu eder ki, o tahkike geçsin. O zaman o kimse, ağlarsa, demek ki ona merhamet gelecek. Hiç olmazsa, ağlamayı taklit ederse, o yine ne yapacak? Merhamete nail olacak. İyiyi, doğruyu, güzeli taklit etti çünkü. Allah için ağlamayı taklit etti. Allah için ağlayan bir kimsenin, kurtuluşu yakındır. Eğer gülersek, o zaman da şimşeğiyiz biz onun diyor. Ha gülmek de burada yasaklanmamış. Hasreti Mevla'nın gülmeyi reddetmemiş. Gülersek de demiş, şimşekiz biz. Şimşektedir, yağmurdan öncedir. Yağmurdan önce şimşek çakar ki, yağmur yağsın diye. Demek ki önceden bir tebessüm, arada bir tebessüm lazım.
Arada bir şakalaşmak, latifeleşmek lazım. Hasreti Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem maddettir. Etrafıyla şakalaşırdı. Hafif tebessüm ederdi. Kahkahayla gülmezdi. Diçleri görünürdü. Normalde, gülerken. Ama ağzının içi görünmezdi. O tebessüm ederdi. Etrafıyla da latifeleşirdi. Bu nedir? Bu ağlamanın öncesidir. Bu şimşektir. Bu yağmura davettir. Demek ki gülüşümüz, ağlamaya davet olacak. Gülüşümüz, güler yüzümüz ağlamaya davet. Yani Allah için gözyaşını akıtmaya davet olacak. Gülüşümüz bizim heva ve hevesten olmayacak. Gülüşümüz, nefse dalmaktan dolayı olmayacak. Gülüşümüz, şeytanla dostluktan dolayı olmayacak.
Gülüşümüz, soytanlıktan olmayacak. Gülüşümüz, insanları eğlendirmekten olmayacak. Gülüşümüz, insanları böyle bu noktada, heva ve hevese, şeytaniye sürüklemek olmayacak. Gülüşümüzün de bir hikmeti olacak. Gülüşümüzün de bir derinliği olacak. Bizim gülmemizin bir derinliği olacak. Eğer gülüyorsak, tebessüm ediyorsak, latifeleşiyorsak, bunun bir derinliği olacak. Bunun bir doğruluğu olacak. Hani Selahattin, Eyübü, hiç gülmezmiş ya. Yüz asık, zamanın müştüsü, habire güler yüzlü olmaktan dolayı fetvalar verir. Onun bulunduğu sohbetlerde, güler yüzlü olmanın sadakasından bahseder. Onun bulunduğu sohbetlerde, güler yüzlü olmanın hikmetlerinden bahsedermiş. tabi Selahattin, Eyübü yine yüzü içkülermiş, gülmezmiş.
Dayanamamış bugün müştü. Demiş Sultan, hakkınızı helal edin. Bu kadar demiş, gülmekten bahsediyorum. Bir kez dahi tebessüm etmedin. Dönmüş, demiş, Kudüs demiş, İslam olmadığı müddetçe ve İslam'ın hakimiyetin altına girmediği müddetçe ben nasıl gülerim demiş.
Demek ki, hayatı, an ve sünnet dengesinde tutanlar, hayatı, Kur'an ve sünnet ölçüsünü yürütmek isteyenler, az gülüp, çok ağlıyorlar. Buna örnekte, Hz. Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri, Hadis-i Şerif'te ne demiş, ağız gülün, çok ağlayın. Şimşek, bir iki sefer çakar. Ama yağmur, uzun müddet yağar. O zaman, az güleceğiz, çok ağlayacağız. Allah bizi onlardan eylesin. Kızarsak, savaşırsak, bu onun, kahrının aksidir. Eğer diyor, Hz. Mevlana, bir veli, bir mürsit, kızarsa, eğer bu noktada, savaşırsa, Allah'ın, kahrının aksidir bu.
Kahrediyor yani, Cenab-ı Hak. O kahrı, o insanların üzerinden veriyor. Allah'ın kahrı da ne? Hak. O zaman, o kızma isen, nefisten olmayacak. O kızma, şeytandan olmayacak. O kızma hak ve, hakikat uğrunu olursa, Allah'ın, kahar ism-i şerîfi, tecelli ediyor. Barışır, özür dilersek, bu onun sevgisinin aksidir. Ama barışırsak, özür dilersek de, bu Allah'ın sevgisinin aksidir, insan üzerinde ve, mürşid-i kamillerin üzerinde. Bu kıvranıp duran, bu karmakarışık olan, dünyada kimiz biz? Elif'in nesi var? Hiçbir şeyi. Hiçbir şeyi. Biz de Elif'e dönmüşüz. Elif tek olarak, manasızdır ya. Biz de insan olarak, manasızız.
Ancak, önümüze, arkamıza, bir harf konursa, mana oluruz. O harfi koyan da, kimdir? Allah'tır. İşte diyor ki, biz Elif gibiyiz. Önümüze, ardımıza, eğer bir harf konursa, o zaman, bir mana taşırız. Önümüze, ardımıza bir harf konmazsa, bir mana taşımayız diyor. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. İrtibat nedir? Peygamber, ve velilerle nasıl, manevil iltibata geçinir? Zahiri, yönü de var mıdır? İrtibat, karşılıklı konuşmaktır. İrtibat, karşılıklı muhabbet etmektir. İrtibat, bir şeye, gönül vermektir. Karşılıklı. O yüzden, irtibatın başlangıcı, beğenmekten geçer. Ondan sonra muhabbet, ondan sonra sevmek, ondan sonra aşık olmak gelir.
Ve bir kimse severse, o zaman manevi de, irtibat kurulur. Zahiren, kurulamadığı zamanlar, manen de kurulur. Ben hafızlık yapıyorum, çok istekli başladım, ama şimdi isteğim kaçtı, ne yapabilirim? Tekrar isteğim arttırmak için. Tövbe et! Tövbe eden kimse, inşallah, üzerindeki bu halden kurtulur. Kabız hali denir buna, o kabız halinden inşallah, bu kardeş kurtulur. Hafızlara, şeytan vesvese verir. Namaz kılanlara verir, oruç tutana verir, zikredene verir. Bir cemaata, bir sohbete gidene, şeytan vesvese verir. Camiye gidene verir, örtünmeye çalışan kadına, şeytan vesvese verir. Örtünen bir kadına, şeytan vesvese verir.
Ne bileyim, işte böyle yeni yeni, İslam'a dönmeye çalışan bir kimse, şeytan vesvese verir. Şeytan, o kimse, özellikle vesvese verir. O artık böyle, yokuşu çıkıp, düzlüğe varmak üzeredir. Yokuşu çıkıp, düzlüğe varmak üzere olana, şeytan başlar tekme vurmaya. Hani bir uçurundan, bir vadiden, veyahut da bir çukurdan kurtulacak ya, o kimse yukarı doğru tırmanıyor. Yukarı doğru tırmanırken, tam bir evin daha atıyor, uçurundan kurtulacak. O, boklu dereden çıkacak, o boklu vadiden çıkacak, o şeytan vadisinden kurtulacak, bir hamle dağıtıyor. Bir hamle dağıtıyor, o düzlüğe doğru tutunacak ya, şeytan başlıyor onun kafasına vurmaya o zaman. Şeytan başlıyor, o tutunduğu evin üzerinde tepelenmeye.
Neden? Tekrar aşağı düşsün. Aşağı düştü mü, onunla nuru işi yok onun. Aşağıda bir sürü var, karınca gibi her birisi. Karınca gibi. Bir bok gönü düşünün, çok abiyane sözüm ama, bunu başka türlü tarif edemeyeceğim çünkü. Onun içerisinde insanlar yüzlü olan, kendilerini deryada zannediyorlar. Ona misgamber geliyor o. O kirliliğin içerisinde, o çıplıkın içerisinde, o bok deryasında yüzüyor.
Kur'an'dan, ismi var Kur'an'ın. Sünnet, ismi var sünnetin. Namaz, ismi var namazın. Oruç, ismi var orucun. Onun namazdan, abdestten, oruçtan haberi yok. Onun diyor, önemli değil. O içileceği zaman içiyor. Lazım, onun işini yönetebilmesi için, iş adamıya, yani gidip iki kadeh içmesi lazım.
Lazım, onu yalan söylemesi lazım. Yoksa malı satamaz. Lazım, yarın öteceğim deyip, o adamı ütüp, sen yıllar sonra ortaya çıkması lazım. Lazım, onun için o hak, onun için o doğru. Yani çocuk gidiyormuş bir yerlere, gidecek. Ama lazım ona. Eşi bir yerlere gidiyormuş, gidecek. Lazım ona o. Yani harammış, helalmiş ya. Bu zamanda da haram, helal mi olur ya? Şeytanın ondan işi yok. O zaten şeytanın, dergahsında yüzüyor. O şeytanın havuzunda o, çibildeni yok. Kendi kendisinde, nurlu o. Ona sorsan, onun kalbi çok temiz. Ona sorsan, o ne kadar iyi?
Neden? Yani penceresine gelen kuşları besliyor o. Ona sorsan, ne kadar iyi? Neden? İşte sokakta bir, köpeğe bir ekmek verdi. Tamam, var ya ha biz, köpeğe birisin, takkesinden su içildi, kötü kadın cennetlik oldu ya. Tamam, onun da cennet ucuz. Köpeğe birisinin takkesinden bir su içilir, cennete gider. Şeytanınla uğraşmaz. Türkler kola kola geziyor. Şeytan ne uğraşsın ki? Şeytanın işini yapıyor zaten. Şeytan, o kötü alemden, o karanlık alemden, o necis alemden çıkmaya çalışanlarla uğraşır. O kimse der ki, ya bu akşam filanca yerde bir sohbet varmış. Burası olması şart değil, herhangi bir yer.
Ya ben oraya gideyim dediğimde, şeytan kulakları diker hemen. Onu böyle, o masal söyler ona. Uç kucağına, ee bebek, ee, eğiliyor onu. O iyi. O ne zaman böyle, ya uyanayım ya, ya bir namaz kılayım ya, dediğimde başlıyor. Sen abdestli misin ki? Ben abdest alıp kılarım. Guslüm tamam mı? Adam düşünüyor. Erkek bunu düşünen. Diyor, hadi namaz kılalım, abdestim yok dedi bana. Al bunu alıver, şuradan abdest dedim ben. Durdu. İçimden dedim, şimdi şeytan buna diyor ki dedim ben, guslün yok. Tam böyle söyledi, guslüm yok diyeceksin, değil mi dedim ben? Evet dedi.
Şeytan dedim, işi gücü yok dedim. Senin üzerinden, benden uğraşıyor dedim. Senin guslün de var, hadi gel dedim ben, sen abdestini al. Kaldı. Hadi gel. Ben şimdi ona, geliyor şimdi. Şeytan diyor ki, buna donun pis şimdi. Dedi ya hocam dedi, babam dedi, namaza gideceğiz zaman, hep iş çamaşırından falan değiştirir. Ben böyle, omuzuna vurdum. Dedim, kardeş, çok özür dilerim. Dedim, donunda dedim, yok değil mi dedim ben? E estağfurullah yok dedi. Dedim gel, abdestin olur senin. Her ne diyorsa, abdestin olur senin. Her ne diyorsa, abdestin olur senin. Caviden içeri girdik, aldı abdesti. Ya bana bakarlarsa diyor. Bakmaz kimse dedim, bana bakar.
Neden benim sakalım uzun ya dedim. Millet uzun sakallıya, döner bakar dedim ben. Sakalsıza bakmaz dedim ben. Çünkü herkes sakalsız ya dedim, sakallı olmak zor şimdi. O yüzden uzun sakallı, birisi girdi mi dedim, herkes döner bakar. Ben de o yüzden bıraktım dedim, ilgi çekeyim dedim. Ya yapma ya abiler mi dedim. Neyse girdik içeri. Şimdi, şeytan başkasıyla uğraşma. Şeytan namaz kılandan uğraşır. Şeytan oruç tutandan uğraşır. Şeytan Allah'ı zikredenlerden uğraşır. Ona vesvese verir. Ona böyle daraltır ortalığı. Şeytan ne uğraşsın, Kur'an-ı Kerim okumasını bilmeyenler? Onun istediği zaten. Onun istediği mi? Kur'an'ı kimse bilmesin. Kur'an'ı kimse okumasın.
Kur'an'ı kimse ezberlemesin. Kimin aklına geliyor Kur'an-ı Kerim'i okumak? Kimin aklına geliyor Kur'an-ı Kerim'i ezberlemek? Kimin aklına geliyor günde bir sayfa Kur'an-ı Kerim okumak? Kimin aklına geliyor günde bir sayfa Kur'an-ı Kerim'in mealini okumak? Kimin aklına geliyor çocuklarına Kur'an-ı Kerim dersi verdirttirmek? Kimin aklına geliyor çocuklarına Kur'an-ı Kerim hocası tutup? O hocaya para verip Kur'an öğretmenin aklına geliyor. Matematik öğretmeni tutuyoruz. Bizi kimya İngilizce tutuyoruz. Her türlü öğretmeni tutuyoruz. Her türlü öğretmene de saati 30 lirada, 40 liradan, 50 liradan ders saat ücreti de veriyoruz. Bir Allah'ın kulu bana gelip şunu söylemiyor.
Bir Allah'ın kulu bize bir tane benim çocuklarıma Kur'an-ı Kerim eğitime verecek bir hoca hanım lazım. Hoca bey lazım. Benim çocuğuma gelsin hafta sonları birerden iki saat Kur'an-ı Kerim dersi versin diyen bugüne kadar 26 yıldır sohbet ederim. 26 yıldır bir kişi geri sormadı. Şurada varsa Allah rızası için örnek göstereceğim elini kaldırsın.
Bir kişi desin ki ben çocuğuma Kur'an-ı Kerim öğretmesi için saatte öğretmen tuttum öğrettim diyen varsa elini kaldırsın. Allah rızası için alkışlayacağım onu. Alkışlayacağım diyorum bakın alkışlayacağım. Bir tane yok. İmam-ı Azam'ın oğluna İmam-ı Azam Efendimiz bir hoca tutmuş.
Oğluna Fatihayı ezberlemiş. Oğlu Fatihayı ezberlediğinde açmış kasayı. Çocuk Fatihayı okumuş. Bir kese altın vermiş. Hoca demiş ya İmam bu ne parası olur mu? Sen demiş benim çocuğuma ümmül kitabı öğretin. Sen kitapların anasını öğrettin. Dört kitabın anası Fatihada. Sen bu çocuğuma demiş şu Fatihayı öğrettin. Bu kese helal hoş olsun sana. Öyle İmam-ı Azam. Yok biz öyle şeyler yapmayız. Biz yüzme kursuna göndeririz. Kayak kursuna göndeririz. İngilizce kursuna göndeririz. Bale kursuna göndeririz. Gitar kursuna göndeririz. Paralı bunların hepsi derdi. Şarkı çağırma kursuna göndeririz.
Giderler ona aaa saatlerce derler bir de para veririz. Bu kurslara göndeririz biz hepsinden. Çocuk sınıfı geçsin diye özel öğretmen tutarız. Kimse Kur'an-ı Kerim kurun. Kimse Kur'an-ı Kerim öğrenmesi için uğraşmaz. Ya aşağıda gazlılarda bayanlara yönelik ve çocuklara yönelik. Haftanın üç günü Kur'an-ı Kerim kursu açtık. Üç tane de oraya hafız koyun. Bayan ağabeyin. Bilmiyorum en son beş altı kişi vardı. Var mı burada öğretmenlerden birisi var mı? Son kaç kişi geldi? On iki kişi mi geldi? Ne günleri dersler? Salı, perşembe onla on iki arasında gazlılarda bayanlara ve çocuklara yönelik Kur'an-ı Kerim kursu var. Üç tane hafıze var.
Hafız bayan hafız var. Üç tane pişkin hafız. On iki tane var kursu takip eden. Şu an Kültür Bakanlığı'nın elinde bulunan ve en eski yazılı İncil olduğu söylenen kitabı Nuristiyanlar açısından sizce bir değişik diye sebebiyet olur mu? Onlar İsa'yı görmedikçe düşünceleri değişmez.
Ne zaman İsa aleyhisselam görecekler o zaman düşünceleri değişecek. O kitabı yayınlasalar şimdi çevirseler onu normal bugünkü dile ve bugünkü dile göre Muhammed-i Mustafa'nın geleceğini, Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin iman edilmesi gerektiğini, orada okusalar, diyecekler ki bunlar da Muhammed'iler yapmış. Halbuki o kitap Hazret-i Resulü'ne sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden önce yazılmış o kitap. Yani onun peygamberliğinden önce. Allah hidayet eylesin. İçki, kumar ve bu iş gibi hastalıklardan nasıl kurtulabilir? Bu bataktan çıkış yolu var mıdır?
Hani bir hadis-i şerif var. Eski ümmetlerden birisi adam çok kötülük yapmış. Çok çok kötülükler yapmış. Nereye gittiyse adama demişler ki sen affolmazsın. En son bir din alimine, bir ehli tasavvufa gitmiş. Halini anlatmış. O demiş ki filanca bölgede iyiler var. Bir şehirde. Sen demiş oraya git. Oraya gittiğinde demiş ancak kurtulursun. Oraya yola çıkmış, yolda çıkar, yola giderken ölmüş. Hadis-i şerif bu. Ölünce kötüler demişler ki kötü şehirdekinden. Bu bize ait. Bunu götüreceğiz, kendini şehrimize gömeceğiz. İyi şehirde yaşayanlar demişler ki bu bize geliyordu, yönü bizeydi. Biz bunu kendimize alacağız.
Oraya yerleştireceğiz. Orada gömeceğiz. Anlaşamamışlar. Orada dervişin birisi demiş ki mesafeyi ölçelim demiş. Nereye yakın sonra gömeli. Ölçmüşler. İşte kötü beş yüz arşın iyiliğe doğru ölçerlerken Cebrail aleyhisselam mesafeyi daraltmış. Arzı toparlayıvermiş biraz. İyilerin tarafı galip gelmiş. Daha yakın oraya diye götürmüşler iyilerin şehrine götürmüşler. Bir hastalıktan kurtulmak için hastalığın bulunduğu bölgelere gitmez insan. Bir şehirde veba olsa göz göre göre vebanın olduğu yere gider misin? Bir şehirde herkes kanser olsa ve şehre gelen herkes kanser hastalığına yakalansa o şehre gider mi insan?
Akıllı insan gitmez. O zaman kötülerle hemhal olan, kötülüğe doğru giden arkadaşlarını terk etmedikçe sen kötülüğü terk edemezsin. Arkadaşların kötüyse sen de kötülüğe doğru kanat açacaksın. Arkadaşların iyiyse iyiliğe doğru kanat açacaksın. O zaman sen kendini iyice iyilerin sınıfında tutmaya gayret et. İyilerin yanında bulunmaya gayret et. İyilerle beraber sabre et. İyilerin meclisinde otur. İyilerin mekanında otur. İyilerin makamına çık. Ancak o zaman kurtulursun. Ancak o zaman iyilerden olursun. Yoksa gece gündüz huş şarkının içinde bulunan bir kimsenin yanında bulunduğun müddetçe bir an gelecek gözün gönlün kayacak bu işe gideceksin. Gece gündüz içkinin kumarın içerisinde dolaşan bir toplumun içinde sen bir gün gözün kayacak sen onun arasına dalacaksın gideceksin.
İyilerle olursan sen de iyilerden olursun. Kötülerle olursan sen de kötülerden olursun ki Allah muhafaza eylesin inşallah. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin 35. kuşağından torunu haftaya Bursa'nın vakıf köyüne gezecekmiş. Böyle bir şey doğru mu? Gelecektir. Bilmiyoruz ki bizim öyle manevi olarak halimiz açık değil. Bursa'ya kim geliyor, kim gidiyor bilelim görelim. Bursa'nın bekçisi değiliz, parısı değiliz. Bir şey diyemeyiz. O yüzden muhakkak ki seyyidler ve şerifler önemlidir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin fark soyundan gelmeleridir. Ama sahabe bir soru sorar Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine.
Bu soru çok manidardır. Der ki ya Resulallah sen vefat ettikten sonra senin ehli beytini biz nasıl tanırız dediklerinde o da der ki kim benim Kur'an ve sünnetime sımsık yapışırsa o benim ehli beytimdir der. O zaman ehli beyt olan kimsenin birinci derecede duracağı nokta Kur'an ve sünnettir. Ben ehli beytim diyenlere ehli beyt değilsin demiyorum. Sakın yanlışın anlaşılmasın. Bir kimse ben ehli beytim diyorsa ehli beyttir. Ama ehli beytler sadaka toplamazlar. Ehli beytler zekat toplamazlar. Ehli beytler insanlardan akçe toplamazlar. Ehli beytler insanlardan yiyecek, işecek, ummazlar, beklemezler. Ehli beyt olanlar yatacak yer, kalkacak yer olmaz.
Ehli beytin bir tek derdi vardır. Kur'an ve sünnet. Ehli beytin bir tek derdi vardır. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerinin yaşanmasıdır. Ehli beytin başka derdi olmaz. O yüzden ehli beyt dediğimiz kimseler olmazsa olmaz Kur'an ve sünnet ölçülerinde durup olmazsa olmaz Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlak halakasında oturanlar olması gerekir.
Ehli beytin deyip insanlardan para toplamak. Ehli beytin deyip insanlardan zekat toplamak. Ehli beytin deyip insanlardan sadaka toplamak. Ehli beytin deyip şuraya cami yaptıracağız pamuk yerler cebe demek. Ehli beytin deyip insanların parasına, malına, hükküne göz koymak. Onlara böyle cebelizmine meşer etmeye çalışmak Allah muhafaza eylesin onları öbür alemde domuz suretinde halk olmasına sebep olur. Domuz suretinde halk olmasına sebep olur. O yüzden ehli beytin diyenler kendilerine dikkat edecekler. ben şeyhim ben üstadım ben mürşidim ben mürşidi kamilim ben mehdiyim ben peygamberim ben nebiyim diyenler kendilerine dikkat edecekler.
Ben şeyhim deyip insanların malına, canına insanların hırzına, namusuna göz koymayacaklar. Ben şeyhim deyip insanların parasına, puluna göz koymayacaklar. Ben şeyhim deyip adamın evinin tapusunu üzerine almayacak. Ben şeyhim deyip adamın arabasını alıp unutturmayacak. Ben şeyhim deyip dervişlerden para toplayıp kendine ev yaptırmayacak. Ben şeyhim deyip dergah yaptırıyorum deyip milletin parasını toplayıp kendine lüks villalar yaptırmayacaklar. Ehli beytim deyip villalarda yaşamayacaklar. Ehli beytim deyip her şehirde bir villa edelim her şehirde bir sürü de etrafında havale edip insanları kendi nefsine hizmetçi etmeyecekler. Eğitim deyip yirmi kilometre önceden kendilerine karşılaştırmayacaklar.
Karşılama törenleri olur. Kurbanlar kesiliyor yollarda. Gösteriş için develer kesiliyor. Yapmayacaklar. Kim isteyerek yaptırır? Yaptırmasın. Yaptırmayacak. Diyor ki isteyerek yapsa diyor. Yaptırmayacak. Sünneti yaşamak, yaşatmak ve anlatmanın karşılığı herhangi bir ücret değildir. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki benim ücretim Allah'tandır. Davut der ki ben sizlerden bir şey istemiyorum.
Benim ücretim Allah'tandır der. Antarkyalı Habib der ki ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Allah bizi affeder. Uzun zamandır tekneye geliyoruz. Allah razı olsun. Kardeşler çok güzel hizmet ediyorlar ve çok ahlaklı, nazik davranıyorlar. Bizler de tekke de nasıl davranmalıyız ki bu güzelliğin ambiyansını bozmayalım. Oturmamız diyememiz nasıl olmalı? Üzüm üzüme baka baka karanırmış ya. Üzüm üzüme baka baka karanır, düzenir. Ahlak gördükçe, öğrenildikçe, yaşadıkça algılanacak bir şey. O yüzden bir haldir o.
böyle bir şeyi duymak benim için büyük bir övünç kaynağı oldu. Buradaki kardeşler için, burada hizmet edenler için sevindim. Allah hepsinden de razı olsun. Sufi öyle olmalı ki kandil gibi olmalı, aydınlatmalı etrafına. Burada hizmet eden kardeşler gerçekten çok güç bir görev yapıyorlar. Çünkü devamlı toplumun önündeler, devamlı insanların önündeler. Onlar da insan, yoruluyorlar, üzülüyorlar, kırılıyorlar, inciniyorlar. Onların da aileleri var, iş hayatları var. Ama büyük bir performans gösterip, büyük bir gayret gösterip burada hizmete devam ediyorlar ve hizmet ediyorlar. Allah razı olsun hepsinden ve böyle onlar hakkında olumlu şeyler duymak da bizi muhakkak ki mutlu ediyor.
Allah hepsinden de razı olsun Allah evinizden de rahat olsun. Geceniz hayır olsun. El-Fatiha selam olsun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi