Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Ağustos 2012 · 52:07
Selamün aleyküm, bana geceleri bir hayır etsin inşallah. Hayrınızı yiyor, nazır ömrünüzü hayır etsin. Selamün aleyküm, bizleri ilahi ilmiyle ilimlendirip, uzaklarına eylesin inşallah. Soruları, naz kardeşimizi ben baştan tebrik ve teşekkürle başlayayım. Yaklaşık benim yirmi beş yıllık bir Sufi hayatım var. Böyle araştırarak soru soran eldar arkadaşlardan beri sevindim.
Benim çok hoşuma gidiyor, çok sevindim. Bunun için teşekkür ederim. Bu noktadan müteşekkir. Allah'ım bundan razı olsun inşallah. Kur'an, nütf, imanın kafir olması. İman kelimesinin geçtiği her yerde, zalih amel kavramını zikrediyoruz. Sıkçak tekrarlanan, iman edenler ve zalih amel işleyenler. Terkibi birinin diğerinden ayrı olamayacağını gösteririz.
İslam, tapınak ve mabet dini değildir. Sosyal bir dinidir. Ve kul kelimesi sonradan gelmedir. Eşitlik mi? Eşitlik mi? Soru işareti. Soru işareti. Fırsat eşitliğidir. Neden fazlalıklar eşit vermezler? Allah'ın nimetlerini imkan mı ederler bunlar? Nahri yetmiştir.
Sana neyi dağıtacaklar mı soracaklar? De ki ihtiyaçlarından haklı, tamamdır. Makara 219. İslam'da eşitlik yoktur. Adalet vardır. Mustafa Öz var. Adalet eşit bölüşmektir. Râgıb el-İsvehâni. Fırsatta değil, mülkte eşitlikle, devenin iğne deliğinden geçirmesi, zenginin tanrı egemenliğine girmesinden daha kolaydır. İncil Matta 19-11.
Yüz tane akrabası varken tüketici kredisi alan yetimdir. Eren Erten yazar. Yan gelip yatanla onlarca evi olup kira ile geçinen aynı deyim midir? İslam adaleti nedir? Soru işareti. Adalet evrenin ruhu mudur? Ömer Hayyâ. Adalet parantezik dersinde, İman çıplak bir şekilde inandımdır. Burada imanı söylüyorum. Bir kimse bir şeye çıplak bir şekilde inandım diyorsa, o kimse o şeye inanmıştır. Parantez içinde bütün inançlar, bütün felsefeler inanmanın ardından,
o inancın eylemini, fiiliyatını, Kur'an'ı değil ne, amelini ve inanmanın, yani iman etmenin tecelliyatıdır bu. İman etmenin, o insan üzerindeki fiiliyatıdır. O kimse iman ettiyse, iman ettiği şey, ondan bir şeyler ister. İmanın göstergesi, imanının delili, imanının o kimsenin üzerinde çizdiği resimdir.
Bunu, iman ettiği şey ister. De der ki, bana iman edersem, bu elbiseyi giyeceksin. Bana iman edersem, böyle yaşayacaksın. Bana iman edersem, bu harekette, bu hukukta, bu kanunda davranacaksın. İman, o kimseye iman ettiği şeye karşılık yükümlülükler ve zorunluluğu target ettir insana.
Bu, bir Budist'te de vardır, bir Hinduda da vardır, bir Putperest'te de vardır, Ateşperest'te de vardır, şeytanın kapanda da vardır, bu örneğin siyasi olarak o kimse Stalin'i veya Marx'ı kendine rehber edildiyse, onda da vardır. O kimse Mao'cuysa, Mao'nun hayat görüşünü, siyasi görüşünü, din görüşünü kendine iman ettiyse, onda da vardır.
Yani bugün, dünya üzerindeki hangi inanç sistemine giderse gitsin insanlar, o iman edişin, o kimsenin üzerinde istemiş olduğu fiili hakları olacaktır. İşte Cenab-ı Hakkı Kuran-ı Kerim'de, o iman ederler ki, namazlarını dost doğru kılırlar, zekatlarını dost doğru verirler. O iman ederler ki, işte cihad ederler. O iman ederler ki, insanların arasında adaleti, hak ve hukukı yerine getirirler.
Veya vel asri suresi, bunun en böyle özü gibidir. Vel asri iner insane defu'yu nefi gusrin iller lezine aminu ve aminu salihatu ve tevasa ve tevasam bin hak ve tevasa hafizat. Bütün insanlar hüsrandadır. Ayırmaz Cenab-ı Hak burada. Şeyh'ti, veliydi, evliyadı, mümindi, peygamberdi, ev işte havada uçuyordu, yerde yüzüyordu, suyun içindeydi. Kayanın içinde yaşıyordu, yok semalarda yaşıyordu. Ayırmıyor. Bütün insanlar hüsrandadır. Ancak iman ederler. Arkasından hemen devam ediyor. İyi amel işleyenler, salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Dört tane ana direk koyduk. İman etmek, salih ameller işlemek, hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmek.
Bu dört ana temelin üzerine bir kimse oturmazsa ona diyor ki sen hüsrandasın. İman etti, salih ameler işlemedi. Bakın, salih ameller var. Bu salih ameller mazulesi var. Ardından ikinci, üçüncü ayak, hakkı tavsiye etmek var. Dördüncü ayak, sabrı tavsiye etmek var. O zaman normalde bu dört ayak o kimse de oturmazsa, o kimse iman etti sayılmıyor. O kimse iman etse de hüsrana uğrayacak olanlar var.
Bir kimse ben iman ettim dese, o salih ameller mazulesini yerine getirmezse, bir ayağa nerede? Boşlukta. O iman etse, salih ameller mazulesini yerine getirse, Hakkı tavsiye etmediğinden yine boşlukta. Hakkı tavsiye eder ve sabrı tavsiye etmezse yine boşlukta. Bir kimsenin hüsrandan kurtulabilmesi için iman edecek salih ameller işleyecek. Ama bu salih amel, kardeşimizin tespit ettiği gibi, Kur'an'da hep imanla bitişiktir. Bu salih amelleri Cenab-ı Hak amellerden örnekler vererekten iman etmekle yan yana gelir. O iman ederler ki namaz kılarlar. O iman ederler ki Allah'ı çokça zikrederler. O iman ederler ki bu zikre tabi olurlar der. Kur'an-ı Kerimler için. O iman ederler ki cihad ederler. O iman ederler ki peygambere tabi olurlar.
Mesela ayet-i kerimede diyor ki iman edenler için Allah'ta güzel örnekler var. O zaman iman etmek direk iyi amele, güzel amele yönlendirilmiş. O iyi ve güzel amelle iman temale ercek. O yüzden Şafi, Maliki, Hanbeli bileması yani İslam dünyasının içerisinde belirli bir ağırlığa sahip olan bu düşünce amel etmeyi imandan saymışlar.
Yani namaz kılmayı imandan saymışlar. Yani bir kimse namazını kılmazsa, kasten terk ederse onu imansız görmüş. Örneğin bir kısmı mesela bu olmazsa olmaz. Amellerin başlangıcında kelime-i tevhid getirmek, namaz kılmak, konuş tutmak, hacca gitmek, sekat vermek var. Bunlar hani İslam'ın şartı olarak bunlar söylenmiş ama bu ameller manzumesinin başlangıcıdır. O yüzden iman etmenin ardından hemen ameller sıralanmış. Bu manada İslam dünyasında bir grup ulema ameli imandan saymışlar. Buna da gerekçi olarak Hz. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem maddelerinin söylemiş olduğu sözlere bağlamışlar. Bu ne? İşte kim namazı kasten terk ederse o İslam'dan nişanı çıkar. İşte kim haksız yere bile bile bir kimseyi öldürürse iman ondan gider demiş.
Veya iman üzerine hırsızlık yapamaz. İman üzerine zina edemez. İman üzerine haksız bir adamı öldüremez. Bu düşünceyi, bu görüşü söyleyen ulema ameli imandan saymış. Burada bunlardan ayrılan İmam-ı Azam Hazretleri, İmam-ı Azam Hazretleri, yani yukarı mezopotamya İslam anlayışı, ben öyle nitelendiriyorum ya size, yukarı mezopotamya İslam anlayışı, bu anlayışta değil.
Hadis-i şeriflere Kur'an ışığından bakıyor. İmam-ı Azam'ın özelliği, hadislere bakarken Kur'an gözlüğüyle bakar. Şafi Maliki Hanbeli uleması ve onun etrafındakiler, aşağı mezopotamya Müslümanları, Kur'an'a bakarken hadis gözüyle bakar. Arasındaki fark budur. Birisi Kur'an'a hadis gözlüğüyle bakar, birisi hadislere Kur'an gözlüğüyle bakar. İmam-ı Azam Hazretleri ve onun talimleri sonradan gelmez. Yukarı mezopotamya Müslümanlığı dedi. Selçuklular, Osmanlılar buna dair. Anadolu'daki alimler, ulemalar buna dair. Osmanlı'nın çok hızlı ilerlemesi, Kur'an'a, hadis-i şeriflere Kur'an gözlüğüyle bakmasıdır. Çetrefilli meselelere Osmanlı çok güzel iştahat getirmiş, fıkhı etmiştir.
Bu manada İmam-ı Azam Hazretleri'nin sözü çok meşhurdur. Biz bir meseleye bakarız. Kur'an'da var mı? Kur'an'a göre hükmederiz. Yoksa Hz. Peygamber'in sünnetine bakarız. Eğer onda da yoksa Ashab'a bakarız diyor. Onda da yoksa Ahmet şunu demiş, Mehmet şunu demiş demeyiz. Biz deriz diyor. Bunun bir parantez altında içimdeki muhteyi, içimdeki düşünceyi söyleyeyim altını çizelim. Ne zaman ki Osmanlı'da uleman biz deriz demedi, Osmanlı'nın çöküşüne hazırladı. Bir sebebi de budur. Osmanlı'da yetişen ulemanın, Mehmet şunu dedi takılmasıdır. Tekkelerin çürümesinin, tekkelerin vazifesini yerine getirmeyişinin sebebi de budur. Bizim şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna böyle yapardı, biz de böyle yapıyoruz.
Kardeşim senin şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna 300 yıl önce yaşadın. 300 yıl önceki toplumun geleni, görevi, örfü, adeti, bilgisi, fikri, düşüncesi, toplumun gelmiş olduğu nokta. Teknoloji, bilgiye erişme, eğitime erişme, kültüre erişme. Hangi değil? Yapma. Şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna böyle yaptı. Kendi yaptığın zaman bu da doğruydun. Şimdi doğru değil. Şimdi sen bir şey yap. Şimdi sen Kur'an ve sünnet dairesinden bak. Bunun şimdi böyle olması lazımdır. Şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna uymuş olsaydın bahçede hiç kimse olmayacaktı. Şeyhuna, şeyhuna uymuş olacaktın olsaydın yukarı. Şimdi, işte o anlayış imandan tutar. Adam imandan tutar. Kazanacak mı, kaybedecek mi?
Anlayışa cevap yine Hz. Resulullah'tan. Bir kavme yeni İslam onlara anlatılıyor. Zekatı onlara söylemiyor. Namazınızı kılın, orucunuzu tutun diyor. Haccınızı yapın, parınız olursa. Zekatı söylemeden geri dönüyor. Sahafeden berisi diyor ki, ya Resulullah onların zekatı tebliğ etmediğini yap. Zekat tebliğ edilmemiş onlara. Akıl var ya, bir de onlar ilim öğrenecekler. O da diyor ki, eğer onlar İslam'a gönüllerin ısındığında, İslam'ı iyice kabullendiklerinde zekatı kendiliğinden gelir. Strateci. Demek ki onlar zekatı vermedi diye imansız kabul etmiyor Hz. Peygamber'e. Döndük.
Şimdi soruda diyoruz ki, eşitlik ve fırsat eşitliği. İslam, eşitlikçi bir din değil. Ama İslam, sosyal adaletçi bir dindir. Bugün tabirle söylüyoruz. Eşitlikçi din demekten şunu anlıyoruz. Eşitlikçi din. Herkesin eşit evi olacak. Herkesin eşit arabası olacak. Herkesin eşit hücreti olacak. Biz bu soruyu soran kardeşler, arada gündüzlerle sohbet ediyoruz. Birkaç cümlelik de olsa. Bunun orada da hani yazmış ya benim sözümü de, İslam'da eşitlik yoktur, adalet vardır. Ben sözümü hatırladım, inkar etmiyorum. Evet, İslam'da eşitlik yoktur. Yani adalet vardır.
Adalet nedir? Adalet nedir? Bir kimseyle siz, bir işle alakalı ne konuştuysanız, o iş eline getirdiğinde o kimsenin hakkını ödemiyoruz. İslam'ın bütününü içine alır. Adalet de hükmetler. Farklı bir şeydir. Eşit hükmetmek farklı bir şeydir. İçki içmek haram mıdır? Bir kimse içki içerse günah-i kebal işlemiş olur mu? İçki içmek farzdır. Eşit hükmederseniz, içki içmek farzdır diyemezsiniz. Eşit hükmedeceğim derseniz, içki içmek haramdır.
Kim o içki içtiyse, hepsine de tedavi vermek zorundasınız. Döndüm. Bir kimsenin susuzluktan dolayı herhangi bir azasına zarar gelecekse, o insanın o miktarda içki içmesi fazladır. Bunu fıkıhçılar bilmez. İmai bilgisiyle bilgilenenler bilmez. Bunu bilmek için Feteva-i Hindiye'ye bakmak lazım. İbn-i Abidin'e bakmak lazım. Bunu bilmek için Mevsut'a bakmak lazım. Bunu bilmek için El-İhtiyâ'a bakmak lazım. Bunu bilmek için El-Hidya'ya bakmak lazım. Şimdi eşitlikçi bir anlayışla giderseniz, içki içerlerinin hepsine de aynı cezae vermek zorundasınız.
Ama adalet bir adaletle hükmediyorsanız, siz susuzluktan dolayı bir vücudun zarar, vücudundan bir azası zarar görecek olan bir kimsenin içki içmesini ibadet hükmünde göreceksiniz. Niçin ibadet hükmünde? Bir insanın kendisini muhafaza etmesi farklı çünkü. Size zarar gelecek olan fazla yemeği yememeniz dahi farklıdır. Sizi rahatsız edecek bir yemeği yememeniz ibadet hükmündedir. Ben şeker hastasıyım, şeker yememen benim bir ibadet hükmündedir. Ben şekerli bir şeyi kesiyorsan ibadet ediyorum ben. Vücudumu korumakla mükellefim. Hastalık ne oldu? Hastalık bana sevap kapısı oldu. Kapısı oldu. Şimdi, eşitlik mi?
Hayır. 100 kiloyu götürebiliyor mu öbürte 50 kiloyu götürebiliyor mu? Neden aynı parayı alalım? 3 tane üniversite bitirmişim ve 1 tane üniversite bitirmiş. Ama o 3 tane üniversite bitirmiş. 1 tane üniversite bitirmiş ama bir işi yönetemiyor. Neden aynı parayı alayım? Geçen eve dükkana genç bir delikanlı geldi. Ne kadar maaş alıyorsun dedim ben. Babasının yanında çalışıyor. 2 binler kadar. Çekilmiş şuradan dedim. Baban senin önüne bir tane masa vermiş, ayağının altında dolaşmasın, şurada otursun diye demiş. Senin dediğin ben kenara atmışım. Çocuk baktı. Çalışmam asla 2 milyar maaşı.
Çocuk baktı. Çalışmam oğlum 2 milyar aynı. Sen de çalışma. Çocuk hala bakıyor bana. Orada dolaşan bir arkadaş var. İstanbul'dan çalışıyor. Gel buraya dedim. Ben geldi. Kaça çalışırsın aynı maaş olarak mı? 4 milyardan aşağıya çalışmam dedi. Görüyor musun dedi? 4 milyardan aşağıya çalışmam diyor dedi. Ben 20 milyardan aşağıya çalışmam. Baktı şimdi bu. Bana dese ki öyleyse gel benim yanımda çalış. Maaşım 20 milyar bile hür olacağım, özgür olacağım. İstediğim zaman vereceğim, istediğim zaman gideceğim diyor. Çocuk kaldı böyle. Şimdi. Neden eşitlikçiliği savunayım? Yok eşitlik. İslam'da sosyal adalet vardır.
Bu nedir? İslam'da aç, açlıktan kimse ölmez. Çocuktan kimse ölmez. Sağlıkla alakalı hiç kimsenin sağlığı ile alakalı bir sıkıntı olmaz. Çünkü biz şimdi önceden Avrupa'ya örnek alıyorduk ya şaşkınlığımızdan. Şimdi Avrupa bize örnek alacak artık bundan sonra. Ne yazık ki öyle bu hale geliyor. Onlar için ne yazık ki. Şimdi önceden biz Avrupa'ya örnek alıyorduk. Diyorduk ya bize anlatıyorlardı ya. Başlarına tüyleri dikiyorlardı bizim Almancılar. Geliyorlardı. Almanya'da şöyle diyorlardı. Şuna çok seviniyorum, altını çizeyim. Almanya'dan gelenlerin arabalarına götürüyor. Bizim memleketteki arabalardan daha döküm şimdi.
Hepsini burada tamir ettiriyorlar. Geçenlerde Cevdet'in oraya gittin, bir sürü Almancılar var. Cevdet bunlar ne? Almanya'da tamir ettiremiyorlar. Burada ediyorlar. Baktım bir tane böyle cedid araba yok. Türkiye'den gitmiş bizim yerli arabalara. Baktım Cevdet'in oraya. Maşallah Subhanallah. Alman arabaların yanında ya onu gidiyorlar. Yani eski. Şimdi biz önceden Avrupa'ya örnek alıyorduk ya sosyalliğini. Şimdi Türkiye'de bazı ülkelerden geçti Türkiye. Bundan daha gelişmişini düşünüyorlar. Daha gelişmişini. Ama istismar etmeden. Daha gelişmişini. Yani bu ne demek daha gelişmiş? İşte mesela şu anda devlet herhalde altmış yaşından sonrası değil mi?
Altmış yaşından sonrası sigorta bozsun olmasın nüfus kağıtını gösteriyor, tedavisinin onu ilacını alıyor. Öyle diyor. Doğru mu? Doğru. Bunun gibi sosyal devlet mantığı. Bir kimsenin parası var yok. Herkes tedavi olabilecek. Bir kimsenin parası var yok. Herkes ilacını alabilmeli. Çünkü sağlığından sorumludur devlet tebaasının. Aklından sorumludur tebaasının. Can emniyetinden sorumludur tebaasının. Mal emniyetinden sorumludur tebaasının. Din emniyetinden sorumludur tebaasının. Tebaasının diyor bakın. Din emniyetinden sorumludur demek. Hristiyan Hristiyanlığını yaşar. Bu sıraladığım şeyler. Serahsin'in İslam hukukundan okuyabilirsiniz. Dört çiftlik.
Avrupa'da şimdi Müslümanlara zulmediyorlar. İslam dünyasında Hristiyana zulmedemezsiniz. İslâm dünyasında Husebi'ye zulmedemezsiniz. İslâm dünyasında herhangi bir inanca sahip olan kimseyi, kimseyi zulmedemezsiniz inancından dolayı. İslâm bunu yasaklar. Ve devlet bunu yasaklamak zorundadır. Bunu muhafaza etmek zorundadır. Hristiyan da olsa Hristiyanlığını yaşayacak. Hemen o ölçüsünü vereyim size. Necranlı Hristiyanlar geldiler. Dediler ki Hz. Peygamber'e biz ibadet edeceğiz. Bize ibadet edecek bir yer göster. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selâm Hazretleri. Mescid-i Nebevi'nin kapısını sonuna kadar açtı. Burada ibadet edebilirsiniz dedi.
Bir Bursa'ya örnek alalım. Bursa'da bir kilise açık olmamış olsa, hiç kilise olmasa, buraya Hristiyan tebaa gelse, devletin tefası, devletin vatandaşı, biz Bursa'da ibadet etmek istiyoruz desek, bunu camiye açmak zorundasınız. Kilise varsa, kiliseyi onu açmak zorundasınız. Diyeceksiniz ki Filancıya'da kilise var, Hristiyan var, ibadetinizi orada yapabilirsiniz. Filancıya, Musevi ise burada havruvar ibadetini edebilirsiniz. Dese ki onlardan birisi, biz ayrı bir görüşün içindeyiz. Hristiyan uzama, biz Katolikiz. Biz protestanız, protestan olduğumuz için o kiliseye gitmiyoruz desek, siz onlara ibadethane vermişsiniz. O zaman İslam eşitlikle değil, bu örnekler yeter zannederim. Kursa teşitli İslam'da herkeste vardır.
Mesela Medine'de ilk ticaret çarşı kurulduğunda, Medine çarşısında bir tane Müslümana özel olarak yer satılmamıştır. Medine çarşısında kimseye yer satılmamıştır. Medine çarşısında hürriyet vardır. Müslümi, gayrimüslimi. Herkes gelir malını Medine pazarında pazarlar ve herkes oradan mal alıp başka yerlere satabilir. Dikkat edin!
Herkes Medine'ye istediği malı getirebilir. Yurt dışından ithal ediyor. Arzu ederim ki devlet bütün her şeyi kaldırsın ortaya. İthalatı da, ihracatı da serbest bıraksın. Bütün koruma duvarlarını kaldırsın. Bütün koruma duvarlarını. Bizi kimler bağırıyor? Siz tarlada çapaya aç kalmazsınız.
Rızık Allah'ın elinden. Dünya nüfusu hızla çoğalıyor. Hızla çoğalırken enteresan bir şey. Yiyecek, içecek fiyatlar hızla aşağı iniyor. Dedem benim yarım kuzu yiyordu. Şimdi neredeyse biz yarım kilo et yiyemiyoruz. Önümüze bir sürü şey koydular. Ne o? İşte şeker hastalığı var, tansiyon var, yağlanma var, kolesterol var. Millet yemeğe korkuyor şimdi. Millet atıyor şimdi, atıyor, israf ediyor. Dünyanın üzerine on yedi milyar hiç kimse merak etmeyin. Dünya üzerindeki insanların arttıklarıyla bir yedi milyar değil, on yedi milyar daha insanla kurtulur, hiçmiş olmaz. Sizin diller, batının vahşetinden. İnsanların eğitimsiz ve vahşi o bunlar.
Bugün bir dilim evi bir kimse çöpe atıyorsa, vallahi de billahi de tillahi de nankörlük yapıyor Allah'a. En büyük nankör o. Ben yamalı pantolonları gören insanım. Bir tane yamalı pantolon görüyor musun? Bir tane yamalı çorap görüyor musun? Bir tane yamalı için evleri ziyaret ediyorlar, geldiklerinde bazılarının dengesi bozuluyor.
Birisi beğenemedi şunu dedi. Yani efendim kusura bakma ama gittiğimiz evlerden daha kötü bir evde eşyalarımız sizin daha kötü dedi. Yani biz yardım etmek için bir yere gidiyoruz. Sizin eşyalar daha kötü oradan dedi. Ey yaptırlar dedim ben. Güldüm. Bana şeyhimin vasiyeti dedi. Bana dedi ki evladım senin oturduğun ev, en fukara dermişin evi gibi olmalı dedi bana. Ve senin evine geldiklerine bakmalı, bu koltuktan daha iyi bir koltuğum var benim demeli dedi. Halına bakmalı, halından daha iyi benim halım var demeli dedi. O zaman toparlıyorum. Eşitlik yok, adalet var. Devam ediyoruz ayeti kerimelerde. Sana neyi dalatacaklarını soruyorlar. De ki ihtiyaçlarından arta kalan. En ki kerimeyi Türkiye'de husisi birkaç kişi peygamber sallallahu ve sellem manzretlerinin baktığı açıdan bakmadan, Kur'an'a peygamberi gözlükle bakmadan tefsir edip, Müslümanların ihtiyaçlarından fazla neleri varsa dağıtmalarını emrediyor.
Diyor ki Müslümanların altında lüks arabalar olmamalı, evleri lüks olmamalı, olmamalı. Diyor ki bu sallallahu hepsini de dağıtmalı. Bu takva bilinci. Biz bunu Müslüman salallahu ve sellem manzretleri yokluk, kıtlık senesinde Müslümanlara kurban kesenlerin kurbanlarını, Dördüncü gün evlerinizde kurban eti görmeyeceğim dedi.
Üç gün içerisinde kurban etlerinin ama yetmesini ama dağıtılmasını emretti. Kırtlık senesi geçince bu emirden Ruce dedi ki siz artık kurban etlerini biriktirebilirsiniz dedi. Dağıtmanız şart değil. O zaman kurban etinden üçte birini dağıtmak hasilet oldu. Bir kimse bunun hepsini de dağıtabilir mi? Hepsini de dağıtabilir. Bir kimse buna elini dahi sürmeden, elini dahi sürmeden canlı bir şekilde dağıtılma el cevap dağıtır. Zekat ticaret mallarında kırkta birdir. Kalkıyorum hakkınızı helal edin. Ayağını bilenler duruyor, ayağından sıkıntıdan doluyor. Başka bir şey değil. Zekat kırkta birdir. Hazreti Peygamber salallahu ve sellem hazretleri bunu, Hazretleri bunu kendisi fıkra etmiştir.
Hazreti Peygamberde güzel örnekler var ise, ve ayet-i kerimeye göre Hazreti Peygamber heva ve hevesinden söylemediyse, konuşmadıysa, ve ayet-i kerimeye göre Hazreti Peygamber ne dediyse, Allah'ın dediyse, o zaman zekat kırkta birdir. Ticaret mallarından ve paradır. Müslümanlar bu kırkta birdir dağıttıklarında farklarını yerine getirirler. Kim farklarını yerine getirirse, Allah'ın emrini yerine getirmiş olur, Allah'ın hoşuna gider. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. O zaman nafilelerle Allah'a yaklaşacak olanlar, sadakalarını bolca yapsınlar. Bu tavsiyedir, o kimsenin takva düşüncesidir. Biz ona deriz ki, kardeş zekatını vermekte sorumlusun. Bu farzı yerine getirin.
Ama nafilelerle Allah'a yaklaşacaksın, sadakanı bolca et. Senin sadakan ne? Mal varlığın var. Ticaretin var. Bundan arttırabilirsin, bunu verebilirsin. Bir kimsenin yanında, fazladan bir kimse beş kişi çalıştırıyor, o on işçi çalışır, iş yapıyoruz. O on işçi çalıştırıp da, on işçi çalıştırıp da iş yapan kimse, beş kişi çalıştırandan dinen naf haziletlidir. Burayı anladınız mı? Bir adam var, yanında bir işçi çalıştırıyor. İşini büyütmüyor. İşini durduğu yerde durduruyor. Dinen o adam haziletli, iyi bir adam değildir. Kime göre iyidir? Hiç işçi çalıştırmayana göre iyidir. Ama beş işçi çalıştıran onlar daha faziletlidir. On işçi çalıştıran beş işçiler daha faziletlidir. O zaman biz o kimse bütün malını dağıt dediğimizde, o kimsenin yanında çalışacak işçi kalmayacaktır.
Burada bir değliyesizlik çıkacaktır. Anladınız mı? Müslümanların dünya üzerinde söz sahibi olması, Müslümanların ekonomide, ticarette, sanatta, silahatta, temb-i meslekte söz sahibi olması, ülkenin, ülkenin belli noktalarda söz sahibi olması, bazı yerleri incitiyor, bazı yerleri rahatsız ediyor. Bu sefer onlar da aykırı insanlar getiriyorlar bizim önümüze. O aykırı insanlar bizim dünya görüşümüzü, din görüşümüzü, hayat görüşümüzü satıttırmaya çalışıyorlar. Onlardan birisi de işte televizyona çıkıyor, diyor ki Müslümanların altında iyi arabalar olmayacak, iyi evler olmayacak. Hepsini de satın. Öyleyse, dese ki kardeş, bunlar da sadakaları daha da arttırsınlar.
Bunlar faziletlerini daha da arttırsınlar. Teşvik edeceğine, böyle din sanki bir zenginlik düşmanlığı haline getiriyor, Allah muhafaza eylesin, onlardan değilsin. Şu sözlere de teker teker teker teker değinim öyle. İşte yüz tane akrabası varken tüketici kredisi alan yetimdir demiş. Eren Erden yazar. Yani gönül arzu eder ki insanlar bunlara bulaşmasınlar. Ama gönül arzu eder ki insanlar israf etmeden hallerine göre yaşasınlar. Geçenlerde birisine örnek verdim, baktı öyle. Çıkarıverdim ayağımdaki ayakkabıyı. On dokuz doksan bu ayakkabı dedim, binden alınma. Böyle firma ismi verip teleklam ediyormuş gibi algılar nasıl?
On dokuz doksan, ayağımda giyiyorum ben. Ben yüz liralık ayakkabı giyinirim. Ben daha doksan liralık, seksen liralık, yetmiş liralık ayakkabı giyinirim. İhtiyaçlı olarak pantolon giyinirim. İhtiyaç kredisi alın.
Arkından bir şey alınlar. İhtiyaçları olduğuna inanmıyorum. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Mustafa'yı böyle mi görüşüyorum? Kardeş ben hoca değil, İmam Hatun Mustafa buyur. Ben şimdi neredeyim biliyor musun? En enteresanı buydu. Neredesin? Oradayım. Hayırdır dedim. Ben kendime hocam atacağım buradan. Bütün Müslümanlar sorur mu? Hayırdır? Arkından dolayı atacak mı? Ne oldu dedi? Beni de taş yerine bağla ayağını. Hemen sorumluyum. Bu sorumluluğu kaldıramayacağım. Bir kişi ölecek çünkü. Bu kaldır. Senin telefon açtığın adamın cebinde kredi kartı yok dedi. Bu durdu. Asgari ücretle çalışıyor. Cebinde dört tane kredi kartı var.
Ve diyor ki. Yemediğinden bunu ben alıyorum. Ha sen çok yiyorsun kardeş. Harcadığından fazla yiyorsun sen. Harcadığından fazla yiyorsun. Harcadığından fazla yiyorsun sen. Yetmez. Ben ayda yüz milyar harcarım. Ver bak nasıl harcıyorum ben de yüz milyar. Yetmez bile bana yüz milyar ayda. Harika para yerim. Benim harika para yediğimi bilenler bilir. Nasıl yerim? En besit değil mi? Borçlanma. İsraf etme.
Bir liram varsa seksen kuruşunu ye. Seksen kuruşluk hayat yaşarım. Bir liram varsa iki liralık hayat yaşamam. Cebinde iki kilo şeker parası olabilir. Sen git bir kilo al. Cebinde üç kilo şeker parası olabilir. Sen git yine bir kilo al. Cebinde dört kilo şeker parası olabilir. Sen git yine bir kilo al. Neden? Sen bir kilosundadır. Cebinde dört kilo şeker parası var. Sen bir kilo al. Düne kadar bir kilo yiyordun. Bugün yine bir kilo ye. Bir kilosundadır. Sen dersen bende dört kilo şeker parası var. Ben şimdi iki kilo yiyeceğim. Gün gelir. Tepe taslar. Düşersen.
Bu sefer iki kilo yiyemezsen nefis yaparsın. Sen bir kilo ye. Muhtak. De ki bir kilo şeker yiyeceğim ben ömür boyu. Ömür boyu bir kilo şeker ye. Ömür boyu bir kilo şeker ye. Ondan sonra git kredi kartından almayın. Sanki sen koydun bankaya da yiyiyorsun. Yok kültürümüzde. Yok kültürümüzde alışveriş mağazalarına gidip bir aylık alışveriş etmek yok.
Günlük var. O yüzden yüz tane akrabası varken tüketici kredisi alan yetimdir. Kendi kendisine yetim etmiş onlar. Yan gelip yatanla onlara evi olup kirayla geçinen aynı değil midir? Yan gelip yatanla onlarca evi olup kirayla geçinen aynı değil midir? Değildir. İslam adaleti nedir demiş? İslam herkesin konumuna ve durumuna göre hareket eder. İslam'ın adaleti odur. Yarım kiloluk insana yarım kiloluk hükmeder. Yarım kiloluye bir kiloluk hükmetmez. Hakkınızı helal edin inşallah. Şuradan inşallah bir beyt okuyalım. Ali dedi ki ben kılıcı Allah için vuruyorum.
Bedenin buyruğunda değilim ben. Aslanıyım. Nefsin arslanı değilim. Dinime tanıklık eden yaptığım iştir. Dinime tanıklık eden yaptığım iştir. Ben savaşta arttığınız zaman sen atmadın. Sırının özüyüm. Ben kılıç gibiyim. Vuransa güneştir. Varımı yoğumu yoldan kaldırdım ben. Allah'tan başkasını yok bilirim ben. Bir gölgeyim ben. Sahibimse güneştir. O da perde de değilim. Vuslat incileriyle top dolu bir kılıcım ben. Savaşta adamı diriltirim.
Öldürmem ben. Kılıcımın cevherini kan örtmez. Yer nasıl olur da bulutumu yerinden kıpırdatır, sürüp götürebilir? Saman çöpü değilim. Hilim, sabır, adalet dağıyım. Kasır da nasıl olur da dağı kapabilir? Bir yerle yerinden oynayıp uçan saman çöpüdür. Zaten de uygun esmeyen bir ceheler vardır. Hazreti Mevlana Allah alem bunu Hazreti Ali Efendimiz Hazretleri Savaşta tam bir müşri öldüreceğin zaman Müşrik onun yüzüne tükürür ya Tükürdüğünde onu öldürmekten vazgeçer.
Ve Hazreti Mevlana Şahısları kendi noktasında, kendi dairesinde konuşturan bir kimseler. Bunları konuştururken de Allah'ın izni lecini ile konuşturur. Çiçeği konuşturur, böceği konuşturur, hayranları konuşturur, insanları konuşturur. Allah'ın dili ile konuşturur. Hazreti de o halini anlatıyor. Diyor ki, Hazreti Ali öylesine Allah'ta vuslat oldu. Öylesine Allah'ta vuslat oldu ki, yaptığı her şey Allah adına oldu. Ol ki sen, yaptığın her şey Allah adına olsun. Senin haydi kerimede bir avuç toprak attığı da Hazreti Peygamber sen atmadın, ben attım dedi Cenab-ı Hak. Sen atmadın, ben attım deyince o bir avuç toprak düşmanı dağıtıvermişti bir anda. İşte diyor ki Hazreti Ali Efendimiz, Hazreti Ali Efendimiz'in ağzından Hazreti Mevlana öyle diyor ki, Sen öyle bir hale gel ki, ben atmadım, o attım sırrına eriş.
Senin elin Allah'ın eli olsun. Sen öyle bir hale gel ki, senin elin Allah'ın eli olduktan sonra senden bu noktada mesuliyet kaksın. Senin üzerinde Allah'ın direkt tecelliyatı olsun. Ve diyor ki, ben perde değilim, perdeciyim. Allah'a perde değil yani. Bir şey vardır, Allah'a perdedir. Gördüğünüz her şey, gördüğünüzün arkasına ulaşabiliyorsanız o zaman perdeyi ortadırmışsınızdır.
Siz hastalıkta kalırsanız, hastalığın arkasındaki Allah'ı göremezsiniz. Siz sağlıkta kalırsanız, sağlığın arkasındaki Allah'ı göremezsiniz. Yoksulluğa bakar kalırsanız, yoksulluğun arkasındaki Allah'ı göremezsiniz. Zenginliğe bakar, kalırsanız, zenginliğin arkasındaki Allah'ı göremezsiniz. Kılıca bakarsanız kılıcı tutan bileği göremezsiniz. Kılıcı tutan bilekteki o bileğin yüreğine o yürekteki tecelli edeni görmeniz gerekir. Eğer o yürekte tecelli edeni görmezseniz gözünüz kılıçta kalır. Ya da gözünüz bilekte kalır ya da kılıcı tutanda kalır. Ama o kılıcı tutanın
yüreğinde bir tecelliyat var. Tecelliyata tecelli ederseniz o zaman kılıçın arkasındaki gücü görmüş olursunuz. Siz güneşe bakarsanız güneşte kalırsınız. Ama güneşi üç yüz altmış beş gün dünyanın üzerine salar, gece geri çekeni görmez olursunuz. Siz sadece dünyanın dönmesine bakan kendi kendine dünya döndü derseniz dünyayı döndüreni görememiş olursunuz. O zaman gözünüzün gördüğü, kulağınızın duyduğu bu hayatta, bu dünyanın içerisinde her ne var ise arkasında muhakkak ki bir güç vardır. O gücü görmezseniz önde, perdede kalırsınız. Zahirde kalırsınız. İşte din bu
manada eğer siz o manaya erişemezseniz din yüzeyselliğinde de kalırsınız. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah. Enteresan nokta. Kılıcımın cevherini kan örtmez. Yani nasıl olur da bulutumun yerinden kıpırdatır, sürüp götürebilir? Yani o kılıcın cevheri var. O kılıcın cevheri o kalpte tecelli edendir. O yüzden kılıcın kanına bakma. Kılıcın kestiğine de bakma. Bulursan rahata erersin. O zaman aşık gibi dersin.
Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyle. Bak sonunu hal eyle. O zaman size ne gelirse dışarıdan, haktan görün. Sizden çıkanlar doğruysa haktandır. Sizden çıkanlar yanlışsa o da nefsinizdendir. Sakın şey haktan değil. Sizden, sizin nefsinizden çıkanları da haktanmış gibi görüp safikliğe düşmeyin ve selam. Hakkınızı helal edin. Bizden yanında da helal olsun. El Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.