Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 24 Mayıs 2014 sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Mayıs 2014 · 1:11:27

Bismillahirrahmanirrahim. Allah gecenizi hayır etsin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hakk'ın mutluluğunuza nail eylesin, korktuklarınızdan husu muhafaza eylesin, yarın malum ihrac kandili, kandiliniz de şimdiden mübarek eylesin inşâAllah. Dünya yuvarlak güneyi, ciddi bir soru, aklınıza sınır. Cenab-ı Hak âlemi, Âdem'in suretinde, Âdem'i de kendi suretinde yarattığını beyan eder, Hadis-i Kutsi'de.
O yüzden âlem, Âdem'in suretindeyse, biz bütün âlemi yuvarlak gibi algılayamayız. Bu noktada elimizdeki işaret fiziki olarak bakacak olursa, elimizde bir Âdem var, o zaman bütün âlem de Âdem'in suretinde olarak görebiliriz, fiziki olarak görürsek. Seven sevdiğinden bıkar mı? Gerçek sevgi nasıl olur?
Seven sevdiğinden bıkmaması gerekir. Normalde eğer bıkıyorsa sevmemiştir. Muhabbet eden bir kimse, muhabbetinden muhabbet ettiğinden bir gün muhabbet etmez hale gelir. Beğenen bir kimse, beğendiği bir şeyi bir müddet sonra beğenmekten vazgeçebilir. Beğenilecek bir olgusu onda kalmamış olarak görebilir kendisini. Fakat sevmek, bu normalde beğenmenin ve muhabbet etmenin üstünde bir şeydir. O yüzden sevme noktasına gelen bir kimsenin geriye dönüp, böyle sevdiğinden bıkma noktası geldiğinde, o kimse kendince, kendi zannınca sevdiğini zannetmiştir. O muhabbetini sevgi zannetmiştir. Muhabbetini sevgi zannettiği için bir müddet sonra sevdiğinden bıkmıştır. Veyahut da sevdiğinden vazgeçmiştir. Tabi insanlar bu sevmenin tecelliyatını tam olarak üzerlerinde yaşamadıklarından ve bunu da bilmediklerinden dolayı kendilerince bir kısım insanlar beğenmeyi sevgi olarak görüyorlar.
Beğenmek sevmeye açılan kapı, sevmeye giden yol beğenmekten geçer. Beğenmeyi burada kötü görmek, aşağı görmek, beğenmeyi böyle kıymetsiz görmek değil derdimiz. Ama sevmeye giden yolun beğenme kapısından geçmesi gerekir. Ardından muhabbet besler, muhabbet besledikten sonra o kimse sever. Bu her ne olursa olsun genel olarak sevmenin üzerinde bu yolu, bu tecelliyatı insanlar görürler. Bu fakirin de gördüğü bu, ben kendi gördüğümü, kendimce, kendi bildiğimi anlatmaya çalışıyorum. O yüzden bu da benim kendi yolum. Öyle söyleyeyim, kendimce algım. Bir kimse beğendiği bir şeye muhabbet besler. Beğenmezse onu muhabbet beslemez. Ve muhabbet beslediği şeyi sever. Severse ona aşık olur. Bakın, severse aşık olur.
Ama bir kimse bir gün gelir sevdiğinden bıktığını söylüyorsa, o sevmemiştir. O muhabbet beslemiştir kendince. Ama muhabbetini sevgi olarak görmüştür. Şimdi insanlar beğeniyorlar, beğendiğini sevgi olarak görüyorlar. Bu eksik değil, noksan değil. Bu şuna benziyor. Yani 30 derecede bir demir ısıtsanız, birisi der ki bu sıcak. Sıcak mı? El cevap sıcak. 50 dereceyi ısıtırsanız, o sıcak mı? El cevap yine sıcak. Onu 80-90 dereceye ısıtırsınız. O demir sıcak mı? El cevap yine sıcak. Ama onu diyelim ki 150 derecede ısıtırsanız, o yine sıcak mıdır? El cevap sıcaktır. Ama her sıcaklığın burada kendi içerisinde içsel olarak bir derecesi vardır. O zaman her sıcaklığın kendi içerisinde içsel olarak bir derecesi varsa, biz hepsinde sıcaklık olarak görürüz bunların.
Ama 30 derecedeki sıcaklık, 150 derecedeki sıcaklığın dereceleri aynı değildir. Bu da onun gibi bir şey. Bir kimse beğenebilir, beğendikten sonra muhabbet besler, muhabbet besledikten sonra sever. Beğenmek aklın işidir. Akıl beğenirken kendi elinde duygularıyla alakalı doneleri vardır. Bütün o doneleri toplar.
Duygularıyla alakalı doneleri akıl toplar. İşte o yeşil gözden hoşlanıyordur. Yeşil göz onun duygusunu tatmin ediyordur. O yeşil gözlüğü beğeniyordur. Bu aklın işidir. Beğenmek aklın işidir. Muhabbet beslemek aklın işidir. Her beğenen aklıyla beğenir. Her muhabbet besleyen aklıyla muhabbet besler. Sevmek burada o kimsenin yola giderken yine aklıyladır. Sevdikten sonra akıl kalmaz o kimsede. Sevinceye kadar o kimse o yolu aklıyla girer. Bir kimse bu ister şahıs bazında olsun, ister kıyafet olsun, ister çiçek, yeşillik, böcek olsun. Aklıyla onları beğenir hepsi de.
Bir kadın bir erkeği aklıyla beğenir. Bir erkek bir kadını aklıyla beğenir. Bir kadın bir erkeği aklıyla muhabbet besler. Herkes burada aklını reddediyormuş gibi görünür. Değildir. Bir kimse bir şeyhi aklıyla beğenir. Aklıyla muhabbet besler. Kur'an ve sünnete aykırı bir şey olmuş olsa o kimse gider mi onun peşinden? Gitmez. Ama rüyasında görürse, bakın rüyasında bir delil görürse, rüyasındaki delil ilahidir. Akıl o ilahi delili alır, bir argüman olarak kullanır. Yine aklı vardır. Bir kimse ilahi bir delil alır kendine, o delili aklı onun hıfz eder.
Aklı kullanır onu. Akıl onu alır, onu kullanır. Onu tanzim eder. Onun üzerine ayağını basar. O delilin üzerinde gider. Akıl hep delil üzerinden gider. Akıl delil üzerinden gider. Ya işte akıl delil toplar. Kendisine ha bire delil toplar. Rüyada görenlen şey de aklın delili olur. Rüyada gördün ilahiydi, o ilahi de aklın delili olur. O soyut kavram somuta düşer. O ilahi ilham, ilahi ilham. Akla bir delil olur. Akıl bu noktada hep delil toplar. Nereye giderse gitsin, o kimse sevme noktasında dursa da, severken sevdiğinin özelliklerini, sevdiğinin sıfatlarını, sevdiğinin harekatını, sükununu akıl toplar hep.
Akıl onları done haline getirir. Akıl bakar, işte yaprağın içinden bir çiçek çıkıyor. Yaprağın içinden çiçek çıkarken akıl onu toplar, hıfz eder. Bu zahiridir. Zahiri olarak gözün gördüğünden, kulağının duyduğundan, dokunduğundan, tattığından, okuduğundan, akıl hep delil toplar kendisine. Kendince hep basamaktır onlar. Kendince bu delilleri toplar hep. Burada şüphe eden vardır, o şüphelerini hep izale etmek için yürür. Kimisi de şüphe etmez ama hep toplar onları. Akıl çünkü bu noktada bunları toplayan olgudur. Bizim yolumuzda bu akıl reddedilmez. Bu akıl bize lazımdır. Ve akıl, sufilikte ilahilikten beslenir.
İlahilikten beslenmek nedir? Kur'an'dan zahiridir. Kur'an zahiridir. Kur'an'ı okur, ondan beslenir. Hadis şerfleri okur, ondan beslenir. Ondan ölçe alır. Ondan delil alır. Bu işin batini tarafı vardır. Aklı doyuran, aklın üzerindeki şüpheyi gideren ilahilik nedir? O kimsenin gördüğü rüyalardır. O kimsenin başından geçen, gözünün önünde cereyan eden kerametlerdir. Bunlar ilahi birer bilgi yoludur. O bilgi yolundan akıl buradan da alır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyasında görür. Der ki evet Hazreti Peygamber var. Onu dediklerinde delilin ne? Zahiren Kur'an, zahiren sünneti Resulullah, zahiren ashabın bu noktadaki kendince beyanı görmüş herkes. Ama ayrıyeten ben de rüyamda gördüm ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri var.
Bakın nasıl delil kaynağı oldu. Akıl onu aldı, delil kaynağı haline getirdi. Akıl onu aldı, kendine hüccet etti. Bir kimse rüyasında Allah'ı görür, rüyetullah haktır. Rüyasında Allah'ı gördüğünde der ki Allah var. Hem zahiren bak bütün alemi, kainatı yarattı örneğin. Ama batinen de rüyamda gördüm. Rüyetullah hak çünkü. İmam-ı Azam hazretleri der ki ben 99 kez Allah'ı rüyamda gördüm. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki rüyetullah haktır. Rüyada Allah görülür. İşte ne olur? Akıl kendisine gelen, bugünkü dilde, bugünkü mantıkta metafizik dedikleri, eski sufilerin sufi dilinde maneviyat dedikleri, maneviyattan beslenmek dedikleri şey budur.
O kimse cenneti rüyasında görür. Cenneti gözünle gören var mı? Yok. Ama delil olarak biz Kur'an'a iman ettik. Kur'an bize cennetin varlığından bahsediyor mu? Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bizi cennetten bahsediyor mu? Evet. İşte eski ahit, yeni ahit, İbrahimiler ve Adem aleyhisselama kadar bütün peygamber öğretilerinde cennet var mı? El cevap var. Ve akıl olarak diyoruz ki biz, ta Adem aleyhisselamdan Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selleme kadar gelince kadar, bütün peygamberler cennetin varlığından bahsetmişler. Bugün için bizim ilahi din olarak kabul etmediğimiz inanışlar dahi cennet ve cehennemi var. Çünkü inandığım bir şey varsa onun ceza sistemi olması gerekir.
Onun ceza sisteminin adı cehennemse ve adına ne derseniz derin, onun mükafat sistemi de olması gerekir o zaman. Ve bütün inanışlar bu noktada kendilerince cennet ve cehennem inanışları vardır. O zaman aklı en biz kendimiz zahiren deriz ki, evet ya cennet ve cehennem olgusu var. Ama rüyasında görürse bir kimse cenneti ve cehennemi, kendisi de bu noktada ne olmuş olur? Manevi olarak aklı ondan bilgilenmiş olur. Ondan almış olur. Bugün Yunan, Helenistik çağın felsefesinin temelini atan Sokrat dahi, rüyada veyahut da ilham ile gelen ilmi kabul eder, ilim kapısı olarak. O zaman bir kimsenin beğenmesi aklının ürünüdür. Akıl bunu ama duyguların etkisinde kalarak, ama akıl matematiğinin etkisinde kalaraktan beğenir.
Gidersiniz, bakarsınız bir teknolojik alet, o teknolojik aletin ne işe yaradığını siz biliyorsanız, o teknolojik aleti beğenirsiniz. Bir tıpta, örneğin işte ameliyatta kullanılan bir aleti, ancak tıpçı bilir. Tıpçı bildiğinden o aleti bakar, ona hayran olur. Der ki ya bu mükemmel bir şey. Bize bakarsan biz onu o noktada, bizim aklımızın bir bilgi toplama noktası olmadığından, bilgili olmadığından bizim için çok önemli bir şey değildir o. Bunun gibi. Bir makine var, o makinede çok önemli bir parça var, bir civata var veya bir alet var. O makineyi üreten makine mühendisi bilir onu. Biz Fatih, ya ne olacak bu, ne bu dediğimizde, o der ki Fatih, aman ha ona dokunmayalım. Ya neden? İşte bu makinenin can damarı o. Niçin? Bakın bilgiyle o makinenin, o aletin can damarı olduğunu o biliyor.
Biz biliyoruz muyuz? Hayır. Bizim aklımız o konuda bir bilgi edinmemiş, bir bilgi almamış. O yüzden biz emanetleri ehline verin der ayet-i kerimede. Ehline. Herkes kendi dairesinde aklının yetiştiği, aklının mükemmelleştiği, bilgide mükemmelleştiği bir noktada o işi yapacak. Bu çok önemli. Ben şimdi kalkıp da Fatih sen ne anlayacaksın makine mühendisinden ya? Dersem, Fatih diyecek ya dur ya ben dört yıl orada dirsek çürüttüm. Bu benim işim diyecek. Onun o konuda yetişmiş. Bunun gibi akıl bilgiyle beğenir, öğrendiğiyle beğenir. Duygu da bu bilginin bir ayağıdır. Ondan sonra muhabbet besler. Akıl o bilgiyle, o dayanaklarıyla, delilleriyle onu beğenmeye başlar.
O zaman akıl onu beğenir. Mesela örnek, şimdi kış geldiğinde onu ne daha iyi ısıtacaksa, akıl o ısıtacak olan elbiseye gider. Ona birisi der ki, yün çok sıcak tutar. Bakın bilgi topluyor. Aaa! Biri dedi ki, yün çok sıcak tutar. Gider bir tane yün kazak alır. Sıcak mı? El cevap sıcak. Akıl aldı, denedi, öğreti olarak kenara koydu. Birisi dedi ki, ya ne yapayım üşüdüm? O öğrenen kimse der ki, yün kazak giy. Niçin? O bilgiyi aldı, denedi, ısındı o çünkü. Bakın akıl. Ama hiç yün, yünün ısıtıcılığını bilmeyen bir kimse, yünün ısıtıcılığını bilmez. Aklı o noktada kör. Akıl bu manada kördür. Sadece almış olduğu bilgilerle, bildiği kadar gözü açılır.
Gözü açılır ve bildiği kadar beğenir. Bildiğimiz kadar beğeniriz. Bildiğimiz kadar muhabbet ederiz. Bildiğimiz kadar severiz. Bildiğimiz kadar. Bildiğimiz kadar. Tanıdığımız kadar. Bu Allah da aynıdır. Herkes, bildiği ve tanıdığı kadar iman eder. Bildiği ve tanıdığı kadar sever. Bildiği ve tanıdığı kadar ibadet eder. Allah bizi iyilerden eylesin. O yüzden bir kimse sevdiğinden bıkarsa bir kimse, o zaman o kimse seviyor hükmünde değilmiş. Kendince, kendi kendisini sevdiğini zannetmiş. Zan. Gerçek sevgi nasıl olur? Herkesin sevdiği kendince gerçektir, kendi gerçeğidir. Hiç kimse kendi sevgisini gerçek dışı görmesin.
Herkes bildiği kadar, herkes tanıdığı kadar, herkes kalıbı kadar, herkes ağırlığı kadar sevecek. Ve her sevenin sevdiği gerçektir. Her sevenin sevdiği. Karıncaya bir toz ağır gelir, karıncaya bir toz ağır gelir. Biz diyebilir miyiz ki işin karıncaya küçümseyebilir miyiz? Ne bu ya bir tozdan böyle dağıldın diyebilir miyiz? Karıncaya bir toz ağır gelir. Deveye bir çuval hafif gelir. Karıncaya bir toz ağır. Ama deveye bir çuval hafif. Ne olacak ki? Ha demek ki karınca da yük taşıyor. Kendince. Deve de yük taşıyor. Kendince. Ya insan.
İnsanın da karıncası vardır, devesi vardır. Kimi insan vardır? Karınca gibidir. Bir toz ona ağır gelir. Ya insanın karıncası var mıdır? Vardır. İnsan vardır. Bir sivilce çıkar gider yatar hastayım diye. Bir öksürür dışarı çıkmaz. Ne oldu? Öksürdü. Aman. Bir burnu akar. Kıyamet kopar onun için. İnsan var. Böyle. E bunu normalde işte herkesin derecesi. Kendine göre. O zaman herkes kendine göre gerçek sevgide. Onun gerçeği o kadar çünkü. Onun gerçeği o.
Biz onun gerçeğine hayır diyemeyiz ki. Biz bir kimsenin gerçeğine nasıl hayır deriz? Onun gerçeği o. O kadar. Kendini değiştirebilir. Kendisini bu noktada güçlendirebilir. Kendisini dönüşüme tabi tutarsa nur. Hala nur. Ama öbür türlü o kimse rüzgar esti hasta olacak. Hasta. Hafiften bir böyle pırpır etti. Tamam hasta. Bir yağmur iki damla kafasına damlasa hasta. Böyle kadınlar da erkekler de çok. Bir küçük terler başlar. Öksürür. Hasta olur o. Dokunma. O zaman o kimse de seviyorsa derecesine göre. Oo harika sevdi o. Biz hiç kimsenin sevgisinin bu noktada beğeni dahi olsa gerçek görmeme noktasında değiliz.
Onun gerçeği o. Belki de o ömrü boyunca beğenide kalacak. Beğenecek bir şeyi bakacak. Sakalı uzadı bunun diyecek bırakacak. Beğenecek bakacak. Saçı uzadı bunun diyecek bırakacak. Beğenecek bakacak. Soldu bu diyecek bırakacak. Ömrü boyunca öyle geçebilir. Onun durumu bu. Aa. Birisi çok beğendi öbürki diyecek. Bunu mu beğendin bırakacaksın. Ya bu lafla. Evet o kadar. Onun gerçeği o. Onun gerçeği o. Çok beğendi. Çok aşık. Geldi birisi kulağına eğildi. Annesi dedi bırak bunu. Bıraktı bitti. Ne oldu? Yok kalmadı bir şey. Veya babası geldi. Bunu bıraktı gitti bitti. Yani aşıktın deliydin. Divane oluyordun. Bitti. Bitti de gitti.
O kadar. Bahane çok ona. Bakın bahane çok. O yüzden ya o sevmedi değil. Kendince sevdi. O ama onu kendince mükemmel bir sevgi gördü. Kendince. Ve belki de o şunu diyecek. Ben ne sevdiydim ya. Evet. Doğru. Ben burnumdan sümüğümü akıta akıta. Gözümden yaşımı akıta akıta. Kalbimden kan damlaya damlaya sevdim diyecek. Harikasın. Harikasın. Ama diyecek ki. Buraya kadarmış. Doğru. Oraya kadar onunki. Onunki mezara kadar değil. Onunki ebedi değil.
Ona güç lazım. Kapıya kadar. Ne güzel konuştu ya. Ne güzel konuştu. Kapıda. Bitti. Bu kadar. Muhakkak önümüzdeki cumartesi tekrar tekkeye gidelim. Harika sohbet etti. Arada yok bir şey. Cumartesiden cumartesi. O da seviyor. Yalnız basbayağı. Onun gerçeği o kadar. O gerçek. Gerçeği o kadar onun. Yalnız basbayağı. Basbayağı. Gerçeği o. Bir şeyin gerçeği var. Filler 16 ayda bir doğum yapıyorlar. Gerçeği bu. Sen bir fili 10 ayda doğum yaptırabilir misin? Hayır.
O 16 ayda bir doğum yapacak. Gerçeği o. Bir kadın 9 ayda doğum yapıyor. Gerçeği o. Gerçeği bu. Bir civciv 21 günde çıkıyor. Gerçeği o. Civciv 21 günde. Siz onu normalde 30 günde yapamazsınız. Gerçeği o. Bakın gerçeği. Ama bunun içerisinde hayvanlardan ayırt eden bizim, biz kendimizi değiştirmeye, dönüştürmeye, geliştirmeye açıkız.
Fıtrat hariç dağların yerinden oynayacağına inanın, fıtratın değişeceğine inanmayın. Biz 9 ay 10 günde doğum yapacağız yine. Bunu değiştiremeyeceğiz. Fıtrat bu. Ama ahlakımızı değiştirebiliriz. Bizi insan yapan olgu bu. Bizi yeryüzüne halife yapan olgu bu. Bizi alemlere halife yapan olgu bu. Biz bu yüzden halifeyiz alemlere. Kendimizi geliştirme, kendimizi dönüştürme, kendimizi değiştirmek cüz irade noktasında bizim elimizde. Biz kendimizi güçlendirebiliriz. Biz kendi gerçeğimizi değiştirebiliriz. Biz kendi gerçeğimizi kendimizce, kendimizce, iyiye doğruya, güzele ya da çirkine, eksiye, noksana doğru dönüştürebiliriz. Bu bizim kendi elimizde.
Biz kendimizi kuvvetlendirebiliriz. Biz kendimizi disipline edebiliriz. Biz kendimizi bu noktada olmazsa olmazlar köşelerimizi koyup biz bir köşe taşı olabiliriz. Olabiliriz. Bizim halifeliğimizin alt zemini bu. İnsan bu aleme halife olarak yaratıldı. Halife olarak yaratıldıysa o kimsenin üzerinde değişim ve dönüşüm mümkün. Dün küfür ehliydin, bugün iman ehli olabilirsin. Bugün iman ehlisin, küfür ehli olabilirsin. Benim küfretme hürriyetim var. Benim küfre düşme hürriyetim var. Benim yanlış yapmaya hürriyetim var. Benim günah işlemeye hürriyetim var. Makine değiliz. O zaman benim meleklerden üstün olmaya da hürriyetim var. Ben kendimi komple, komple Allah'ın yoluna adayıp meleklerin üstüne gelebilirim.
Bu yol açık. O zaman kendimizi beğenme noktasında, evet o bizim bir gerçeğimiz. Kendimizi bu noktada geliştirebilir miyiz? Evet. Neyle? Bilgi ile. Neyle? Duygu ile. Neyle? İlham ile. İlham ile. Neyle? Rüya ile. Bilgide derinleşebilir miyiz? Evet. İlahi noktada, rüyada veya ilhamda derinleşebilir miyiz? Evet. Manevi noktada derinleşebilir miyiz? Evet. Zahiri noktada derinleşebilir miyiz? Evet. Kendimizi değiştirebilir miyiz? Evet. Dün içki içiyordun, bugün bırakabilirsin. Dün kumar oynuyordun, bugün bırakabilirsin. Dün dedikodu yapıyordun, bugün yapmayabilirsin.
Dün uçak bir hayat yaşıyordun. Bugün daha farklı bir noktada uçuk bir hayat yaşayabilirsin. Dün gücün yetmiyordu, bugün yetebilir. Dün ayakların titredi namazda, bugün titremeyebilir. Dün gücün yetmedi, bugün yetebilir. Dayan, diren. Hep geziciler direnecek değil ya. Sufiler asıl dirençlidir. Asıl direnişçi sufilerdir. Dünya üzerinde direnişin simgesidir sufiler. Haksızlığa, zulme, yanlışlığa, eksikliğe sufiler direnirler. Nefse, cehalete, cahiliğe, şeytana sufiler direnirler. Nefsin kendi içerisindeki oyunlarına sufiler direnir. Sufi her daim direniş halindedir. Asıl anarsis sufilerdir.
Kendi üzerinde ama. Şimdi kanarsisler gidiyorlar, başkasının malını, mülkünü yakıyorlar. Başkasını gidiyorlar, öldürüyorlar, katlediyorlar. Polise bomba atıyorlar, bilmem ne yapıyorlar. İslam bunu müsaade etmez. İslam'da böyle bir şey yoktur. O kimse kendi nefsine direnir önce. Onun nefsi der ki ibadet etme, o eder. O der ki oruç tutma, o tutar. Yarın pazar ya, tatil ya. Ya ayda yılda bir pazar günü evde geçecek. Tam kahvaltı yapacaksın, keyif edeceksin. Onda miraç kandili. Oruç mu tutulur şimdi? Boş ver. Orucu pazartesi günü tut der nefis sana. Gezeceksin, tozacaksın, dolaşacaksın. Sağlı sollu yanaşın. İki dizinizin üzerine kalkın.
Bak bu da bir direniştir. Nefis rahatı ister çünkü. Nefis rahatı istediğinden hep rahat etmek ister nefis. O yüzden o nefsin rahat etme isteğine karşı da ne yapacak? Sufiler direnirler. O yüzden bir kimse kendince kendi sevgisini gerçek olarak görebilir mi? El cevap görebilir. Ve gerçeği onun o kadardır. Bunun değişmesi, gelişmesi, güzelleşmesi mümkün mü? El cevap mümkün. Ameller niyetlere göre ise bir kimsenin ilim öğrenmekteki niyeti ne olmalıdır? Sufiler her ne yaparlarsa yapsınlar, her şeyi Allah için yaparlar.
Her şeyi. Sufinin ilim öğrenmesi de Allah içindir. Sufi ilim öğrenir Allah için. Yemek yer Allah için. Çay içer Allah için. Kahve içer Allah için. Ya neden kahve? Kahve içer, ya Rabbi der sen bu nimeti bana verdin. Bununla ben uykumu yeneyim. Bununla ben halsizliğimi yeneyim. Senin yolunda daha böyle diri, daha canlı olayım. Yemeği yer, ya Rabbi der bu yemekle ben senin yolunda koşturayım. Suyu içer, ya Rabbi der bu vücuddan sen beni sorumlu kıldın. Ben suyu içeyim ki senin yolunda daha iyi koşturayım. Her şey Allah için olacak. İlim de Allah için. Namaz da Allah için. Her şey Allah için. Bahçede çok uğultu var, sohbeti dinleyemiyoruz demiş birileri.
Bahçedekiler bu konuda gerçekten çok şikayet alıyoruz. Sadece bu geceye mahsus değil. Bahçede sohbet, muhabbet etme noktasında görürsek bahçeyi, sohbet, muhabbet etseler yüreğimiz o kadar acımayacak. İşin içerisine bir de gıybet dedikodu iftira giriyor. Bu daha da sıkıntılı. Burası 450 yıllık Karabaşı Veli Tekkesi. Tekke. Lütfen burayı park halinde düşünmeyelim. Yanımızdaki kimselerle konuşmazsak meselemiz hallolur. İnşallah.
Bir eşyamıza kedi idrarı bulaştığında onu kaç defa yıkamamız gerekir? Ne hangi necaset bulaşırsa bulaşsın, necaset hükümünden çıktığına emin olduğunuzda o temizlenmiş olur. Bazı necasetler vardır. İki sefer, üç sefer yıkamak da çıkmayabilir. Beş sefer yıkarsınız. Bazısı vardır ki bir sefer yıkamak yeterli olur. Bunun gibi o yüzden yok kedi necaseti olunca kırk bir sefer yıkayıp ondan sonra güneşe asıp sen de orada baş parmağının üzerine amuda kakıp aşağıdan bakacaksın diye bir kaide yok.
Aşık hiç üzülmez ise aşığın gözünün yaşı ne için akar? Hicranından. Aşık gözünün gördüklerinden dünya içerisinde dünyalıklardan üzülmez. Aşığı o yüzden dünyada bir kimse üzemez. Aşığın üzüntüsü aşıklığındandır. Yoksa bir kimse onu üzemez hiç. Zaten bir şey sizi üzüyorsa o sizden büyüktür o zaman. O sizden kuvvetlidir. Ben bazen söylerim, yani işte birisi der üzdük. Ben de derim ki, senin beni üzmeye gücün yetmez derim. Aşık üzülür, üzülmez değil.
Ama bir insan onu üzemez kolay kolay. Üzülecekse önemli şeyler üzer onu. Bugünkü gazicilerdeki sohbetinizde yaratılış kıyamet konularını ayrıntılı anlatmak lazım dediniz. Bu konuları belli bir yönde planla anlatmamız mümkün mü? Biletlerimizi ona göre alırız inşallah. Hayırlısı her şeye bir tecelliyat inşallah Cenab-ı Hak nasip eder. Bir gün sohbet ederiz. Hakkınızı helal edin. Buradan rüya tevil etmiyorum. Yoksa herkes rüya yazıyor buraya sonra. Sadece soruları alıyorum. Dinimizce kadının çalışması uygun değildir. Fakat biz dini bütün olarak yaşamaya çalışan kadınlar, doktorumuz kadın olsun isteriz.
Özellikle doğum dönemimizde aydınlatırsanız sevinirim. Kim demiş dinimizce kadının çalışması uygun değildir diye? Yasaklayan bir şey duymadım. Böyle söylerler.
Mesela isterim ki bütün ilkokullarda bayan öğretmenler olsun. Bütün ilkokullarda. İsterim ki bayan kız öğrencilerinin okullara ayrılsın. Oradaki öğretmenlerin hepsi de bayan olsun. İsterim ki bayanlarla alakalı bütün her şeyi bayanlar halletsin. İşte tıp örnek doktor demiş. Bunlardan birisi. İsterim ki öyle olsun. Dönem dönem bununla alakalı İslam dünyasında tartışmalar olmuş.
Dönem dönem işte insanlar bu noktada belirli fikirler öne sürmüşler. Ben burada bunu anlatırsam biz ne kadar bir karanlığın içinde yaşadığımızı görmüş oluruz. Ben desem ki şimdi bu bayan tıbbiyeyliler mümkün ise gayrimüslimlerden olsun. Hemşireler gayrimüslim unsurlardan olsun.
Öğretmenler gayrimüslim unsurlardan olsun. Mümin kadınlar evlerinin kraliçesi olsun. Evdeki mürebbi bayanlar gayrimüslimlerden olsun. Evde yardımcı bayanlar gayrimüslimlerden olsun. Mümin kadınlar çocuklarını mümince bir hayata alıştırıp öğretsinler. Eşlerine hanımefendilik yapsınlar. Evlerinin kraliçesi olsunlar. Onlar eşler eve geldiklerinde süslensinler, giyinsinler, kokulansınlar. Beylerine hanımlık yapsınlar. Evde bey gelmiş kadın hala da mutfakta yemek yapacağım diye uğraşmasın. Böyle bir hayat hayal edebiliyor musunuz?
İşte bu İslami bir hayat. Bizi böyle bir hayatı hayal etmekten dahi men ettiler. Bunun için Müslümanların cihad etmesi lazım. Hiç camilerde, televizyonlarda anlatılan dinin içerisinde cihad var mı? Yok, rızkın en helalı ve en hayırlısı birinci derecede cihad, ikinci derecede ticaret. Bize öyle bir din anlatıyorlar ki cihattan ve ticaretten uzak.
Öyle olunca da biz şimdi bütün dünya hanımları bir ekonomik köle gibi görüyorlar. Hanımların ekonomiye katkıda bulunmaları lazım. Yani çalışmaları lazım. Yani tekstil fabrikaları dolacak, otomotiv fabrikaları dolacak, ha bire çalışacaklar.
Çalıştıktan sonra onlar bu noktada para kazanacaklar. Para kazanınca o parayı harcayacaklar. Kazandırdıkları para bir milyonsa aldıkları para bir lira olacak. O bir lirayı da senden alacak. Nerede alacak? Sen bir pazar günü bir AVM'ye gideceksin, o bir lirayı yine o AVM'ye bırakacaksın. Bu önceden Bursa'da daha da insanların gözünün içerisine batırır gibiydi. Yani bir tekstil fabrikası düşün, fabrikanın önüne de patron bir tane market açmış. Patronun tekstil fabrikasının önünde marketi var. İşçi çıkıyor fabrikadan, marketten ihtiyacını alıyor, biniyor işçi için çok harika bir şey bu. Taşımayacak adam ya elinde.
Marketten alıyor, evine gidiyor. Bir taraftan bir vezneden parayı veriyor, öbür vezneden alıyor. Bir vezneden verdi, harika para kazanan al, öbür vezneden de aldı. Herkese de hesap açmış. Senin için şey yok, ne o? Paranın cebinde vardı, yoktu yok. Sen giriyorsun, marketten alışverişi ne diyorsun? Orada senin hesabın var. Maaş alırken Mustafa Özbağ, bir lira maaşı var. Dört yüz lirasını marketten alışveriş etmiş. Bir liradan dört yüz lira düştü, altı yüz lira verdi eline gitti. Ya o gözümüzün içine baka baka yaptı, öbürkü de gözümüzün içine bizim gözümüzden kaçıraraktan yapıyor. Dünya üzerindeki sistem bu. Bütün kadınlar çalışacak, bütün kızlar çalışacak, bütün herkes çalışacak.
Evde hiç kimse oturmayacak. Herkes canhıraş çalışaraktan canhıraş çalışacaklar. Ve çalıştıkları paraları gidecekler, lüks ev alacaklar. Çalıştıkları paralarla gidip lüks araba alacaklar. Çalıştıkları paralarla ne yapacaklar? Kendilerine lüks eşyalar alacaklar. Koltuğunuz harika olmalı. Halınız harika olmalı. Televizyonda bir yemek dizisi. Yeni bir tane servis takımı çıkmış. Senin evinde olmalı. Yeni bir koltuk çıkmış. Senin evinde olmalı. Ne o? Hürrem yüzü. Sende olmalı. Ne o? Hürrem kadehi. Dükkana gelmiş, hürrem kadehi soruyor bana. Çocuklar, dedim, dün akşam şey mi vardı? Ne o? Muhteşem mi vardı, dedim ben. Evet Mustafa Bey. Tüh, dedim ya.
Dedim, seyredin. Orada ne görüyorsanız söyleyin bana, dedim. Getirelim ertesi günü. Evinde kadehin olması önemli değil. Hürrem kadehi olacak. Hürrem yüzü olacak. Hürrem küpesi olacak. Bu kimliğini, kişiliğini bulamamış, pisişik, psikolojik sendrom yaşayan bir kimlik. Toplum öyleyiz. Adam Brad Pitt'e benzetmeye çalışıyor kendini. Ulan benim gibi kazmanın tekisin. Neren Brad Pitt'e benzeyecek senin? Yok ona benzeyecek kendisi. Bunun gibi bir şey bu. Başka bir şey değil. Yani millet kalçasını bir yere benzetmeye, saçını başkasına benzetmeye, gözünü başkasına benzetmeye. Lens takmış adam. Gözünü farklı renkte. Biz de adamı çakır çukur bir şey zannediyoruz.
Dedim aldatan bizden değildir. Nasıl? Basmaya. Benim gibi kara gözlüğünün tekiymişsin sen dedim. Zaten o renkte, o çakır göz durmuyor zaten. Ama o ne olacak? Buyuz biz. Herkes borçlu. Herkesin elinde plastik bir kağıt var. Plastik. Beş altı tane. Bana soruyor var mı yok diyorum ben. Gidiyorum herhangi bir yere. Bu böyle büyük eksiklik. Bakıyorlar. Hani kredi kartı yok bunun. Evet yok. Büyük eksiklik olarak görünüyor. Algı. Lan oğlum cebinde varsa iyi, yoksa yeme.
Yok öyle bir şey yok. Oradan geçirecek. Cebinde varsa al benzin, yoksa alma. Kapat araba dursun orada. Madem benzin parası yok ne ama araba aldın? Sat. Sana lazım değil. Neden? Ya içine koyacak benzin parası yok. Ne işin var arabalar senin? Yok. Algı. Bu uluslararası bir sistem. O yüzden kadınlar çalışması lazım. Yürü aa çalışıyoruz biz. Herkes çalıştırıyor. Adamlar kendi kendine düşünmüyor. Ben neden çalışmıyorum? Ben neden koşmıyorum? Ben neden yetişemiyorum? Bizim Hacı Mehmet, Hacı Mehmet yaşayan kaç çocuk vardı?
Dokuz ayakta olan. Hacı Mehmet sülale, dayımın oğlu ya, sülalede muhabbet işte. O zaman her sene artıyor Hacı Mehmet'te. Anneme diyorum ya sizden ekmek mi istiyor bu adam? Yok ya insanların diyorum Allah'a imanları yok. Nasıl yok? Basbayağı. O kendine güveni yok. Allah'a güveni yok. Kendine güvense, Allah'a güvense dünya farklı. Ama bunu bize yerleştirdiler. Oturtturdular bunu bize. Başbakan bunu yıkacağım diye uğraşıyor. Üç çocuk Allah, beş çocuk Allah.
Herkes kafa yapıyor. Başbakan'a laf söyleyeceğim diye uğraşıyor. O memleketini düşünüyor. Avrupa meydanda. Genç nüfus yok Avrupa'da. Herkes emekli. Yok genç nüfus. Neden Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne almıyorlar? Avrupa komple Türkiye Cumhuriyeti olacak. Biz alacağız. Osmanlı'dan kalma ne varsa aşacağız sınırlarımızı. Hepsi de Türk vatandaşı. Ne işiniz var burada? Yürüyün Avrupa'ya. Alın birer tane Alman hanım. Alın birer tane Danimarkalı. Alın birer tane İsveçli. Onu da İslam edin. Yürüyün. İslam olsun ortalık. Evlenin. Git al bir tane Danimarkalı kadın. Bizim gençler duruyor burada.
Deplasmana giden yok hiç. Burada bir lira maaştan çalışacağım da. İş yapacağım da. Koşturacağım da. Uğraşacağım da. Ev bakacağım diye uğraşıyor. Hanım çalışacak da. Kendisi de çalışacak da. Bir lira kendi alacak. Bir lira da hanım alacak da. İki lira alacaklar da. Evde geçinecekler da. Çocuk bakacaklar da. Bunlar evlilik hayatı yaşayacak. Onu da aldıklarında hafta sonu çok önemli bir şey yapıyormuş gibi. Gidecekler. As merkeze gittik. Gözün kör olmasın senin. Ayak yorgunluğundan başka bir şey olmadı. Gittin oradan bir tane de pide yedin gittin. Başka bitti. Başka bitti.
Başka yapacak bir şey yok. Bizim Ali gibi alıp da ıvır ızıvır ondan sonra dağa çıkıp mangal yakacak değil ya. Olan sonra benim arıları oluyor. Bir kavanoz bal getiriyor. Bu kadar çıktı diyor. Senin mangal kömüründen mangalın dumanından arı mı kalır zaten? Arı yiyor tütsü gidiyor terk ediyor. Adama birey elliyor orada. Ondan sonra da olan benim arıları oluyor. İstemiyorum sakın ha oradan sakın anla sana yarın şimdi kalkıp bana oradan 250 gramlık bir kavanoz daha bal getirme. Bunun için söylemedim. Adamın AVM'ye gittiği yok çünkü. O yüzden söylüyorum örnekliyorum. Adam gidiyor dağda yaşıyor. Bazı konular ile alakalı daha sonra hatırlatın bu konuda ders yapalım dediğinizde hatırlatma için tarafını hatırlatma için tarafından nasıl yapılmalı edebi nasıl olmalıdır?
Ne olacak mail gönderin mesaj gönderin 16 abr 56 evde cenaze var girip çıkamıyorlarmış 16 abr 56 16 abr 56 araç sahibi. Travistilerin veya cinsiyeti karışık olanların cenazesi nasıl olur açıklar mısınız? Cinsiyeti karışık bir kimse olmaz. Bize öyle yutturmaya çalışıyorlar. Cinsiyeti karışık yoktur. Hanefiler demişler ki bir kimse erkeklik organından bevle diyorsa erkektir. Bayan organından bevle diyorsa bayandır. Eğer üzerinde çift cinsiyet var ise. Bu böyle milyonda değil 10 milyonda değil 10 milyonda bir görünen bir şeydir. Olur hormonal dengesizlikten herhangi bir işte şeyden ne o bir vitaminin eksikliğinden noksanlıktan bir hormon bozukluğundan böyle bir şey olabilir.
Bu 10 milyonda bir, 20 milyonda bir görünen bir şeydir. Böyle bir şey olursa onun cinsiyeti bevleti yani küçük abdestini yaptığı yerle hükmedilir. O yüzden karışıklık yoktur. Zaten travesti denilince benim anladığım bu. O kimse kendi kendini kadınlaşmaya çalışıyor. Cenab-ı Hak onu erkek olarak yaratmış. O kendi kendini ben kadın yapacağım diye uğraşıyor. Bu Allah'ın laneti o kimsenin üzerinedir. O lanet olsun o erkeklere ki kadınlara benzemeye çalışırların asıl asıl hükmü budur. Bu kıyafetle, kıyafetle değildir. Bir kimse bir kıyafet giymiş, o kıyafetten dolayı kadına veya erkeğe benzedi. Allah ona lanet esin denilince sahabenin içerisinde yokluktan dolayı bir kıyafeti olup işte bir namaza bir eşi, bir namaza işte diğer eş, bir namaza işte bir namaz kadın, bir namaz kocası, bir namaz kadının bir namaz kocası gelen var.
Soruyor peygamber efendimiz, seni bir namazda görüyorum, bir namazda görmüyorum diyor sahabeye. O sahabe utana sıkıla diyor ki, ya Resulallah bir tane kıyafetimiz var. Bir namaz ben giyip geliyorum namaza, öbür namaz da eşim giyip geliyor namaza. Şimdi o kadın kocasının elbisesini giydiğinden lanete mi uğradı? Veyahut da o erkek hanımıyla aynı elbiseyi giydi, lanete mi uğradı? Ha demek ki bazı sözleri dikkatli konuşacağız. Evde şimdi bir kadın kocasının bir gömleğini giydi, lanete mi uğrayacak şimdi? Eskimiş bir gömlek, bir tişörtü kadın aldı, giydi evde, temizlikte, orada burada kullandı. Lanete mi uğrayacak şimdi? Böyle bir anlayış mümkün değil. Bu ne?
Erkeğin kendini kadınlaştırması, hormonlarını değiştirmesi, ameliyat ettirmesi, kadınlar gibi kırıtmaya, kadınlar gibi davranmaya çalışmasıdır. Hz. Peygamber diyor ki lanet olsun ona, ona melekler de lanet eder, ona normalde Allah da lanet eder, ona insanlar da lanet eder. Öbürkü ne? Öbür kadın da kendini erkek gibi hissediyor. Ben kendimi erkek hissediyorum diyor. Onu bilgiyle bilgilendireceksin ilk önce. Diyeceksin ki hayır böyle bir şey yok, bu senin fıtratına aykırı, bu senin nefsinden, sen erkek değilsin. O kendini erkek gibi hissediyor, giyiyor işte bir tane mont, yok kafasına şapka. Var ya meşhur filmlerde var ya böyle işte, o filmlerle bozdular bizi.
O işte o kadını Allah lanet etsin. O bir tane kadın sevgili buluyor kendine, bir tane kız sevgili buluyor. Kendine erkek figürlerini bürüyor, sigara içmeye başlıyor, içki içmeye başlıyor, vurmaya kırmaya başlıyor. Ne o? O normalde işte kendi kendini ne yaptı? Erkekleştirmeye başladı. Sırtına bir tane yay alıp ok alan bir kadın geçiyordu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Allah'ın laneti bu kadının üzerinedir dedi. Erkekleşmesi yok kadının. Kadın erkekleşmeyecek. Evde eşleriniz erkekliğe özenirse adamlar buna müsaade etmeyeceksiniz. Çünkü lanet evde gezecek. Lanet evde geziyor o zaman.
Bir erkek de kendi kendini kadın hissediyorum, ben yok şöyle hissediyorum, böyle hissediyorum, dolaşmaya başladı. Lanet evde geziyor. Allah muhafaza eylesin. Herkesin çoluğu çocuğu var. Erkek çocuklarınızı erkek çocuk gibi, kız çocuklarınızı kız çocuğu gibi yetiştirmekte mükellefsiniz. O yüzden onların cenaze namazları da bevlettikleri organa göre kılınır. Erkekse erkeklik organından bevlediyorsa erkek hükmündedir. İstediği yere kadar orasını burasını ameliyat edip şişirsin, pişirsin. Bunun hükmü değişmez. Bunun hükmü değişmez. Allah muhafaza eylesin. Burada normalde uluslararası fuhuş çeteleri var. Bu uluslararası fuhuş çeteleri, uluslararası ahlaksızlıklar var. Bunlar uluslararası çete.
Bu fuhuşun bu noktada artık sınır tanımaz hale geldi. Sınır tanımaz hale geldi fuhuş çeteleri. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin 12-13 yaşında Hazreti Ayşe Validemizi nikahına almasını diline pelsenek eden uluslararası aymazlar, uyuşturucu çeteleri, fuhuş çeteleri, Orta Doğu'daki 8 yaşındaki çocuk fuhuşlarını, 6 yaşında, 5 yaşında, 3 yaşında fuhuş çetelerini görmüyorlar.
5 yaşındaki çocuklarda porno filmler izleniyormuş. Bunu çarşıda, ahlakta çalışan bir polis arkadaş söyledi. 5 yaşında fuhuş yapıyor, fuhuş. Bu fuhuş sektörü. Kendisini travesti görüp de fuhuş yapmayanını görmedim ben. Ben görmedim. Herkes kendini hızlı hayat yaşadığını zannediyor. Bana yutturmayacaklar hiç. Onlar daha doğmamıştı, kordon çiğniyordum ben. Doğmamıştı onlar daha.
Düpedüz fuhuş çetesidir bu. Fuhuş çetesi. Travesti yaparlar, onları sanatçı yapacağız derler. Gazinoya çıkaracağız seni derler. Kadınlara da aynı şey yaparlar. Siz zannediyor musunuz ki o müzik piyasası dedikleri piyasada fuhuş yok. Siz zannediyor musunuz ki o manken piyasası dedikleri piyasada fuhuş yok. Siz zannediyor musunuz ki böyle televizyondaki cafcaflı renkli görüntülerin arkasında fuhuş yok. Fuhuş çetesi. Direkt fuhuş çetesi. O yüzden bununla da alakalı fuhuş çetesi. Genç erkek çocukları alıyorlar işte bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Sapıklık diz boyu.
Onları böyle yetiştirmeye çalışıyorlar. Çocuklarınıza sahip çıkın. Göndermeyin çocuklarınız olur olmaz yerlere. Anneler bir tane temizliğiniz eksik olsun. Bir halınızın altı kirli oluversin. Bir çarşıya gitmeye verin. Bir beş çayını içmeye verin bir yerde. Çocuklarınızı takip edin. Kız çocuğu takip et. Oğlan çocuğu takip et. İnternetini takip et. Onun Facebook'unu takip et. Onun Twitter'unu takip et. Etnesi varsa kapat. On yaşında bir çocuğun Facebook'u mu olurmuş kapat. On beş yaşında bir çocuğun Facebook'u mu olurmuş kapat. Kapat erkek kız hiç önemli değil. Kapatın.
O çocuğu öğretin. O çocuğu anlatın. O çocuğu söyleyin. Bilinçlendirin. Şuurlandırın. Zaman ayırın çocuğunuza. Zaman ayırın. Oturun sohbet edin. Oturun oynayın onunla. Erkek çocuğu oturun güreşin. Oturun boks yapın onunla evde. İki gibi yetişsin. Kız çocuğu oturun düğme diksin annesiyle beraber. Yırtık sökük var diksin annesiyle beraber onu. Otursun yemek yapsın salata kessin. Eksik olsun yanlış olsun yapsın orada. Dikkat edin. Okula gidip geliyor dikkat edin. Dikkat edin. Bütün enerjinizi onların üzerine harcayın. Bütün enerjinizi. Anneler bu konuda çok önemli.
Anneler çocuklarına gurt tovuk gibi bakacaklar. Anneanne babaanne çocuğun üzerine gurt tovuk gibi duracak. Dede nine gurt tovuk gibi duracak çocuğun başında. E çocuğu sal yakasını. Ben ona güveniyorum. İyi herkes güveniyor. 15 yaşında kız çocuğu. 10 yaşında erkek çocuğu. Ne kadar ki aklı. Aklı ne kadar. Allah muhafaza eylesin. İslam'ı ulu cami hocalarının bazıları gereği gibi anlayamamış. Kur'an okuyorlar bazıları para alıyor. Yazık Allah hidayet versin. Bu bakın. Bir şeyin müşterisi varsa satılır. Bir şeyin müşterisi var.
Satarsın. Müşterisi yok. Satabilir misin? Hangi akılla gidip parayla Kur'an-ı Kerim okutuyorsun ki sen? Müşterisin. Sen ahmak olduğu müddetçe senin ahmaklığından kendisini kurnaz zannedenler para kazanacaklar. Okutma. E öbürkü alıyor. Ya öbürkü alıyor. Yanlış. E veriyorsun sen de yanlış. Allah bizi affetsin. Neden ihlaslı olamıyoruz? Paramızdan, malımızdan ve nefsimizden vazgeçemiyoruz mu? Acaba benim iki adet pantolonum var, televizyonum yok. Annem beni TV odasına almıyor.
Allah razı olsun. Harika. Ne güzel televizyondan uzak duruyorsun. Dinimizde sünnet düğünü diye bir şey var mıdır? Bu normalde İslami geleneğin içerisinde eğlenceler vardır. Evlilik, kına, ondan sonra asker, Ramazan bayramı, kurban bayramı. Bunun içerisine Türkler, bu bizde bu ama İslam dünyasında var bu genel olarak.
Çocuk sünnet olduğunda da ona da bir eğlenti yapıyorlar. Bunlar haram değil. Yapılış şekli yanlış olabilir. Buna bir şey demiyorum. Ama bu haram değil. Yapılış şeklinde eksiklikler vardır. Ona bir şey demiyorum. Allah'a iman etmedikçe evlenmeyin diyor. Bakara suresi. Hocam nasıl her yeri İslam edelim? Dini iyi öğrenelim. Müslüman bir erkek, gayrimüslim bir kadını nikahına alabilir. Müslüman bir erkek, mehir olarak para yetiştiremeyebilir veyahut da gayrimüslim bir kadını da nikahına alabilir. Bu onun hakkı dini olarak.
O yüzden illa ki Müslüman bir erkek, mümin yani Muhammed'i bir bayanla evlenecek değil, bir kaide yok. Allah herkese şifa versin inşallah. Kaç? Maşallah. Vakit bitmiş. İki tane okuyalım.
Bu geceyi bitirelim inşallah. Canları neliksiz, niteliksiz bir olaya gitmiştir. Canları da esen değil, bedenleri de. Ariflerin canları neliksiz, niteliksiz olan Allah'a gitmiştir. Yani Allah bu noktada neliksiz, niteliksiz dediği her türlü şeyden münezzeh. Demek ki velilerin, ariflerin ruhları her daim onlarla beraber olduğundan onlar için esenlik var.
Hani Allah'ın velilerinde korku ve üzüntü yoktur. Ayet-i kerimesi bu. Onlar mahcup ve mahzun olmayacaklardır. İşte o arifler, o veliler için onların ruhları, onların bu noktada nefisleri mutmainaya erdiğinden onlar için korku ve hüzün yoktur. Onlar için dert ve sıkıntı yoktur. Onlar ne diyorlar? Üzülmeyecekler. Onlar asla korku ve hüzne kapılmayacaklar. Onlarda sıkıntı yok. Onlar artık aynel yakin, hakkel yakin noktasına gelmişler. Hakkel yakin noktasına geldiği için onun için korku ve hüzün yok. Derken bir ıslıkla yine tuzağa çekersin onları. Hepsinde payını aramaya koyultursun.
Derken Cenab-ı Hak bir ıslıkla ne yapar? Ruhların hepsini de bedenlerine gönderir. Bir ıslıkla bedenleri göndererekten o bedenler ne yapar? Yine paylarını aramaya çıkarlar o insanlar. Bu işin bir çıt üstü var. Derken Cenab-ı Hak ne yapar? Bir ıslık daha çalar. O arifi billahları yeryüzüne dolaştırır. Yeryüzüne döndürür. Onlar normalde hakikate ererler. Hakikate erdikten sonra fena filah noktasına gelirler. Cenab-ı Hak onları bir ıslık çalar. Bir ıslıkla onlar tekrar geriye döndürülür. Beka billah'tır. Onlar tekrar bir ıslıkla geri döndürülüp artık Allah'ın dininin yaşanması, Allah'ın dininin anlaşılması, Allah'ın dininin anlatılması için mücahade ederler.
Onlar yeryüzünün manevi direkleri hükmünde olurlar. Tekrar geriye döndürüldüğünde Onlar bir ıslıkla ne olur? Geri döndürülür. Geri döndürülenler işte onlar mürşidi kamillerdir. Onlar velilerin en derece olarak en üstünü, velilerin derece olarak en yükseğidir. Onlar fena filah'tan beka billaha döndürülen. Tekrar geriye döndürülüp onları irşad için vazifelendirilenlerdir ki onlar bir ıslıkla ne olur?
Geri döndürürler. Oysa onlar orada Allah'ı ayağın olduklarından Allah'a ve hakikat noktasında Allah'ı bildiklerinden onlar için orada halbuki korku yok, hüzün yok, üzüntü yok, hiçbir şey yok. Amma ve lakin Cenab-ı Hak bir ıslıkla ne yapar? Onu yine dünyaya gönderir. Onu tekrar bu aleme geri döndürür ki o bu alemde vazifesini yerine getirecek. Yine ne yapacak? O vazifesinin gereğini yerine getirmek için kendine uygun hal ile hallenecek ve yeryüzünde kendince kendi vazifesine koyulmaya başlayacak. Dört yüzden devam edeceğiz inşallah. Yarın malum Miraç kandili inşallah yarını oruçlu geçirmeye gayret edin. Allah izin verirse inşallah yarın akşam burada iftar programımız var.
İftardan sonra sohbet ve sema olacak. İnşallah bütün kardeşler muhakkak oruç tutabilenler yarın hiç olmazsa bir gün dahi olsa oruç tutsunlar. İnşallah Miraç'ı Miraç gibi yaşayalım. İnşallah Miraç hepimizin Miraç'ı olsun. Miraç'ınız mübarek olsun şimdiden. Geceniz hayır olsun. El Fatiha ma selavet. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi