mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 24 Kasım 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Kasım 2018 · 1:19:10

Sallâhu aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, Rabbim ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin inşallah. Kalp kararmışsa, o günahları çok büyükse ne yapmalıdır? Kim tövbe ederse, hiç günah işlememiş gibidir. Günah işleyenlerin en faziletlisi, tövbe edenlerdir.
Hadis-i şerifin başında da hiçbir kimse yoktur ki, bir günah onu pençesinin altına almamış olsun. Biz kuluz, günah işleriz. Biz Hz. Muhammed-i Mustafa değiliz. Sallâhu aleyhi ve sellem. Bir tek o günah işlemekten uzaktı, muhafaza edilmişti. Geri kalan bütün insanlar günah işlerler. Geçmiş peygamberlerde küçük zerreler vardı. İnsanlarda günahlar olur. Hepimiz günah işleriz. Tabii günahlar işlendikçe, tövbe edilmedikçe kalp kararır. Yine tövbe edilmedikçe, geriye dönülmedikçe kalp mühürlenir. O kimsenin ibadet etmemesi, tövbe etmemesi kalbinin mühürlendiğinden dolayı değildir. O ibadet etmediğinden, tövbe etmediğinden dolayı kalbi mühürlenir.
Bu anlayış böyle bazen tersine dönüyor. Sanki Allah mühürledi de o yüzden tövbe etmedi, o yüzden ibadet etmedi gibi değil. Sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır. Kim farzları yerine getirirse, Allah'a en sevgili bir işi yapmıştır. Nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever. Allah da onu sever. Hadis-i Kudüs'e açık. O yüzden bir kimse tövbe ederse, Allah onun tövbelerini kabul eder. Zikrederse, Allah onu zikreder. Farzları yerine getirirse, Allah'a en sevimli gelen işi yapmış olur. Kulur, kendimizi derleyip toparladıktan sonra bütün her şey olur. Kadınların kurbanlık hayvanlarının veya kümes havinlarının kesmesi ya da avlaması caiz midir?
Normalde eğer kesecek erkek yok ise kesmelerinde caiz olur. Bunda bir sıkıntı yok. Avlanmayla alakalı da, normalde mecbur kalınırsa avlanırlar. Avlanmak aslında bir mecburiyetten dolayı olmalı bu zamanda. Avlanma, tekrar söylüyorum, bu zamanda mecburiyetin sonucu olmalı. Şimdi avlanmak spor, avlanmak eğlence, avlanmak hobi.
Gidiyorlar göl kenarlarına, bir tane yapma ördek. Ördeğe bağırtıyorlar orada. Öbür ördekler de gelince hepsini de avlıyorlar, kandırıyorlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, kandıran bizden değildir dedi. Aldatan bizden değil. Av hayvanlarını aldatıyorlar. Balığın ucuna bir tane solucan koy, at. Balık solucana gelsin, avla balığı. Aldattı, aldattı. Tuzak kurdu, ay hayvanına, av hayvanına. O tuzağa da hayvan düştü, avladı onu. Aldattı, aldattı.
Sufi aldatmaz. Susar, aldatmaz. Hani ona bastırırsan bunu söyle, bunu söyle. Susar. Aldatmaz. Aldatan bizden değil dedi. Allah bizi affetsin. Eşimin kızı, evin hanımı olmadan eve gelip gitmesi ve kendi evi gibi mutfak ya da diğer odalarda dolaşması doğru mudur?
Evet. Eşimle tartıştım, siz ne söylerseniz ona göre hareket edeceğiz. Allah razı olsun. Bir erkeğin kızı babasının evine gelir. Hatta babasının evinden bir şey çalsa dahi hırsızlık olmaz. Şeker yok. Babasının evinden şekeri aldı gitti. Hırsızlık olmaz. Ne bileyim işte yağ varmış oradan, yağdan kattı gitti babasının evinden. Hırsızlık olmaz. Bir kız çocuğu, bir erkek çocuğu, babasının evini tasarruf edebilirler. Bunda bir sıkıntı olmaz. Babasının evi.
Baba evi, bir çocuğun her zaman için elini kolunu sallaya sallaya gideceği bir evdir. Bu kız çocuğu, o babadan olduğu müddetçe gider babasının evinde istediği gibi tasarruf eder. Yer, içer, oturur, kalkar.
Yaşayacağım burada derse o zaman baba ona göre ona ayrı bir hukuk oluşturacak. Mesela ne gibi? İşte annesinin yani evde annenin veya evdeki babasının, eşinin hayat standardını bozmaması gerekiyor. Hayat standardını bozmayacak. Bir kadının hayat standardı kadının hakkıdır. İster neyse olur, neyse ne. Hiç önemli değil. Birisi villada oturur, birisi bir göz evde oturur. İkisi de hayat standardıdır. İkisi de kadının hakkıdır. Bir kadının yatak odası, gelenin gidenini karşılayacağı bir oda, banyo, tuvalet, buna şimdi asli ihtiyaçlardan, bir de mutfak, bir erkek, bir kadına bunları vermekle mükelleftir.
Bu, bugünkü zamanda en aşağı hayat standardıdır. Hanefi'ye göre söylüyorum. Bir erkek, bir kadına bunu yapmakla mükelleftir. Bunun aşağısı olursa kadınla özel hukuka girer. Veyahut da erkek şunu diyebilir. Benden hiçbir şey beklemeden evleneceksen evlen. Evlendi, tamam. Kadının ondan bekleyeceği hiçbir şey yoktur. bir kibrit çöp dahil, bir kibrit çöpü dahil. Ben sana bir kibrit çöpünü dahi taahhüt etmiyorum. Ben bir kibrit çöpü dahi alamam. Sana bir kibrit çöpü dahi veremem. Adam bunu dedi mi? Dedi. Kadın da bunu kabul etti mi? Etti. Özel hukuk, kabul etti. Konuşulmalı.
Konuşulmuyorsa oradaki en alt adet, gelenek, görenek, örf. En altı ne? Bu. En alt geçerli olur. Konuştuğu, konuştuğu hukuk geçerli olur. Kadın diyebilir. Ben babamın evindeki oda bir salonda oturuyorum. Ben dar bir evde oturmaktan bıktım. Beni alacak olan insan. Beş oda bir salon, beş oda iki salon. Ben böyle bir evde oturmak istiyorum. Adam bunu kabul ettiyse, onu beş artı iki de oturtacak. Üç artı iki de oturtacak. Neyi kabul ettiyse? Eyvallah. Kadın şunu diyebilir evlenmezden önce. Benim evime hiç kimse girmeyecek. Beni nerede yaşatıyorsun?
Burada. Buraya hiç kimse girmeyecek. Tamam. Kabul ettiyse, erkek bunu, kadının hakkıdır. Ama normalde konuşulmadıysa, örf neyse o. Yani çünkü Hanefi iştahının içinde de olsa bazı yerlerde örfler var. Örf haram olmadığı müddetçe kabul edilir. Pazartesi günü icra ettiğimiz Mevlid Kandili'nin Sema görüntüleri Anadolu Ajansı isimli haber sayfasında paylaşılmış.
Paylaşımların altına yazılan bunlar hangi dinin mensupları? Semazen kardeşlerimizin kıyafetlerin renklerine bunlar eşcinsel mi? Bu nasıl semazenlektir? Peygamber Efendimizin kaç defa dönmüş gibi saçma sapan yorumlar yazılmış. Ben bunlardan çok rahatsızlık duydum. Hiçbir şeyden haberi olmayan insanların böyle densiz şekilde konuşmaları çok zoruma gidiyor. Bu paylaşımların kendi dergahlarının sayfaları dışında paylaşılması beni rahatsız ediyor. Sizin bu konuda görüşleriniz nelerdir? Hangi densizle uğraşacağımızı bilmiyoruz ki. Bir kimseye bir iftira atarsa bir kimse atmış olduğu iftira onun üzerinde tecelli etmeden ölmez. Hadis-i Şerif.
Hani yazmış ya bunlar eşcinsel mi diye. Kendisinin üzerinde böyle bir laf olmadan o kimse ölmez. Zamanında Hz. Mevlana Celalettir Ruhu Hazretleri'nin eşcinsel olduğuna dair zamanın oradaki kendisini şeyh görenlerden birisi bunu söylemiş. Hz. Mevlana Celalettir Ruhu Hazretleri'ne gelmişler. Bunu söylemişler böyle böyle diyorlar sizden için filanca diye. Mübarek tebessüm etmiş. Demiş sonunu seyredin. Bir müddet sana o zat etrafında dervişlerine demeye başlamış. Beni bir sefer uydurun diye.
Bu duyulmuş her tarafa. Ya bu nasıl şey? Böyle bir şey olur mu? Dervişlerine böyle böyle diyor. Tabii söylediği derviş ayrılıyor. Söylediği derviş ayrılıyor. Söylediği derviş ayrılıyor. Dergattan ayrılıyor. Tabii bu duyulunca ona diyorlar ki. Bak sen Hz. Mevlana Celalettir Ruhu Hazretleri için böyle dediydin. Bak hadis-i şerif tecelli ediyor. Sen şimdi dervişlerinden bunu istiyorsun. Koş demişler helallık al. Tövbe et, helallık al. Bir kimseye bir iftira atan kimse, onun üzerinde tecelli etmeden ölmez o kimse. Bir kimse hırsız değil. Siz ona hırsız dediniz.
O hırsızlık yapmadan ölmez. Bir kimseye bu eşcinsel dediniz. O eşcinsellik yapmadan ölmez. Tövbe etmek lazım. Gidip helallık almak lazım. Tövbe etmek, gidip helallık almak lazım. Yoksa onun üzerinde tecelli etmeden ölmez. Hele, fîse bilillah, Allah'ı zikreden, fîse bilillah, Allah yolunda koşan kimseler. Bunlar için konuşurken dikkatli olmak lazım. E bunu ben burada gördüm. Şimdi arkadaşlar ilgilensinler bunlarla. Dava açalım.
Neden dava açalım biliyor musunuz? Yani biz la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimsenin eşcinsel olmasını istemeyiz. Bizim yüzümüzden olmasın. Gitsin kimin yüzünden olacaksa olsun. O yüzden biz dava açalım. Hiç olmazsa şey olsun. Yani tabiri caizse bir kimse diyor bir meselede haksızlığa uğrar da kendisi dava açarsa Allah onun üzerinden vekaletini alır. Neden? Diyor ki sen kendi hakkını kendin korumaya karar verdin. Allah diyor ondan vekaletini alır. O zaman o kimse uğraşır onunla. Dava etmezsen sen de ayniyle karşılık vermezsen öbür türlü Allah ondan intikam alır. Allah rahmet eylesin.
Şeyh Efendi Hazretleri işte böyle birileri arkamdan konuşunca böyle şedidlik yapınca Mustafa Efendi oğlum sen de ona bir laf söyle. Allah Allah. Efendim ne diyeyim ben adama? Adamı arkamdan konuşmuş bir sürü laf söylemiş. Şimdi insanların en rahat arkalarından konuşacağı, dedikodu yapacağı, iftira edeceği kimseler sufilerdir. İyi insanlardır. İyi insan, kadın erkek hiç önemli değil. Kötülük yapacak olanlar o iyi insanlara kötülük yaparlar. Şimdi adam karşısındakinden küfür yiyeceğini bilse ona küfreder mi? Etmez.
Karşısındaki ondan daha fazla çamurluk yapacaksa ona bir şey yapabilir mi? Yapmaz. Bakın yapmaz. Ben bir gün arabaya eşya taşıyorum. Ben her gün taşınırım bir yere giderken. Ben şimdi büronun hemen karşısında eşyaları taşıyorum ben. İşte nereye gideceğim? X yere. Her yerin bende eşyası, kıyafeti, yolda lazım olacak olanlar, orada lazım olacak olanlar taşıyorum. Zamanımda yok benim. Böyle birisi geldi. Mustafa hocam dedi. Böyle bak. Ha yok Mustafa hoca sen misin dedi. Ben böyle baktım. Ben hoca değilim dedi. Ben taşıyorum ben. Aramanın başında duruyor şimdi o. Ben helallık almaya geldim dedi.
Böyle baktım. Ne helallık? Ben seni tanımıyorum, görmüyorum, bilmiyorum dedim. Ne helallık istiyorsun ki benden? Ben senin arkandan çok konuştum dedim. Sakallı. İşte tarikatını da söyledi. Böyle baktım. Beni tanıyor musun dedim ben. Hayır dedi. Biliyor musun dedim. Hayır. Benden yolculuk yaptın mı? Hayır. Yemek yedin mi? Hayır. Alışveriş ettin mi? Hayır. Hiç sohbetime geldin mi dedim ben. Hayır. Hayır diyor şimdi. Allah Allah. Senin akli dengen yerinde mi dedim ben. Nasıl yani dedi. Sen karnın tokken yemek yiyebiliyor musun dedim ben. Yiyorum dedi. Karnın açken yemeden durabiliyor musun dedim ben. Evet dedi. Ha akilsin yani sen dedim.
Akıllıyım tabi ya dedi. Ha maşallah dedim. Akıllısı iftira atıyor demek ki dedim. Bu öyle durdu. Şimdi dedim. Ben senin yakanı toparlasam. Al aşağı alsam. Altıma dedim. Böyle bakıyor şimdi. İşte hocam ne olacak. Bak önceden sen de içmişsin. Sen de yapmışsın. O şimdi öyle söyle. Ulan oğlum. Bak ne kadar güzel söylüyorsun dedim. Ben önceden bir sürü şey yapmışım. Öyle değil mi? Evet dedi. Ha ben sana her şeyi yapabilirim o zaman şu anda. Öyle değil mi dedim ben. Bu böyle baktı. Oğlum ben bayındırlıyım dedim. Biz dedim ötelerden deli çayı içip gelmişiz buraya dedim.
Sen haberin var mı senin dedim ben. Bu böyle baktı. Sen deli çayın ne olduğunu biliyor musun dedim ben. Bilmiyorum dedi. Senin gibi akılsızlar dedim. Öteden gördüğünde aklını yitiriyor böyle dedim. Bak yitirdin şimdi dedim. Bu böyle durdu. Ben şimdi ensesine koydum şimdi elimi. Sert bir şekilde ben böyle elimin ağırlığını hissediyor şimdi bu. Yaklaştırdım. Hakkımda söylediklerini benim yüzüme söyleyebilir misin dedim ben. rengi mengi gitti bunun. Söyleyebilir misin dedim ben şimdi buna. Tık yok bunda. Bu da hocam hakkını helal et. Hocam hakkını helal et. Yüz gitti dedim maşallah. Helal etme ağacı yok bende size. Etmiyorum dedim. Ne söylediyse söyledim.
Dedim etmiyorum. Tekrar söylüyorum buradan. Sadece derviş kardeşlerime hakkım helal. Geri kalanına değil. Allah hesabımızı görsün. Bu topluluğun hesabını alacağını. Allah hesabını görsün. Bunu her zaman söylüyorum. Hiç lafımı da esirgemiyorum. Evet. Ben kardeşlerime hakkım helalı hoş olsun. Bu topluluğun içerisinde bulundukları müddetçe. Buraya gelip gittikleri müddetçe. Kardeşlerimizi kardeş gördükleri müddetçe. Benim hakkım helalı hoş olsun. Hiç sıkıntı yok. Öbür türlü yok kardeş.
Ya gelecek benim yüzüme diyecek. Ben delikanlının hasosuyum. Bir adamın yüzüne ne söyleyeceksem söylerim diyecek. Oh öpeceğim onu ben. Ne delikanlı adammış diyeceğim ya. Maşallah subhanallah diyeceğim. İşin en acı tarafı da şu biliyor musunuz? Bunu ben Müslüman olmak olarak nitelendiriyorum. Ben bunu normalde namaza başladığımda sonra bir müddet sonra dergaha girdim. Dergaha girdiğimde gördüm. Sizleri tenzih ediyorum. Türkiye'nin en dedikoducu, en gıybetçi, en iftiracıları Türkiye'de ben Müslümanım diyen ehli cemaat, ehli tarikat kimseler. Bakın bunlar hiçbir gayrimeşru kimsenin arkasından konuşamazlar.
Hiçbir gayrimeşru kimseleri eleştiremezler. Bunlar Türkiye'deki şer odaklarını eleştiremezler. Bunlar Türkiye'de gayri İslam'ı bir hayat yaşayan kimselere asla hakaret edemezler. Konuşamazlar. Bunlar cesaretsiz, yüreksiz, kimliksiz, kişiliksiz, solucan tipli insanlar. Bunlar gidip de birisinin karşısına delikanlıca çıkıp bir şey söyleyemezler.
Bunlar böyle zayıf karakterli, neydi belirsiz. Hatta bir tabiine göre bunlar anneleri, babaları belli olsa da onun bunun çocukları. Tabin öyle diyor, nemmamlarla alakalı.
Benim sözüm değil. Minnet ya işte ya böyle söylüyor, böyle söyler mi? İşte şeyh adam, şu adam, bu adam. Ya kardeşim ben söylemiyorum bunu. Bu benim sözüm değil. Nemmamlarla alakalı. Yani laf dolaştıran, insanlara iftira eden, arkasından konuşan kimselerle alakalı. İbn-i Mübarek Hazretleri söylüyor bunu. Kaynak, helallar ve haramlar. Kaynak söylüyorum size. Helallar ve haramlar. Helallar ve haramlar. İki ciltlik bir kitap. Heytemin'in. O kitaba bakın, orada nemmamlıkla alakalı bölümü açın. İsterseniz ben sizi açayım şimdi. Açayım mı? Açayım. İbn-i Hacer el-Haytemi.
Nammam. Allah-u Teala dil ile iğneleyen, kovuculuk eden. Ayet-i Kerime var ya. Dil ile iğneleyen, kovuculuk eden. Hangi ayetmiş o? Hümeze lümeze var ya o.
El-Kalaym suresi ayet 11. Dil ile iğneleyen. Yani bir kimse diliyle birisini iğneliyor. Bir de ne yapıyor? Kovuculuk ediyor. Onun arkasından laf dolaştırıyor. Kovuculuk eden buyurduktan sonra, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış buyurulmuştur. Yani onlar neymiş? Soysuzlukla damgalanmış kimseler. Kim bunlar? Dil ile iğneleyen ve arkasından kovuculuk eden kimse. Soyu belli olmayan çocukların sır tutmaz olduklarını İbn-i Mübarek bu ayetten çıkarmıştır. Sır tutmadığından ötürü söz gezdirmek için öteye beriye gider durur. Bunu da yapan gayrimeşru çocuktur.
Ne yaparmış? Bir kimse insanların etrafından laf dolaştırıyorsa, bir de sır da tutmuyorsa, neymiş o? Gayrimeşru çocukmuş. Bu benim sözüm değil. Heytemin ikinci cid nemmamlık. Dil ile Allah-u Teala şöyle buyurmuştur. Dil ile çekiştirip yüzünden de alay eden kimsenin vay haline, bazılarına göre lümeze nemmam, söz gezdirendir. Lümeze neymiş? Nammam. Söz gezdiren. İnan Allah-u Teala, karısı da ona odun taşıyacaktır. Kim? Kim de Kur'an'da karısı odun taşıyacak olan? Ebu Leheb.
Ne yapıyordu Ebu Leheb? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin arkasından, önünden laf söylüyordu. Buyurmuştur. Denildiğine göre bu kadın nemmam idi. İnsanların arasını bozmak için öteye bir yere söz taşırdı. Hatep, odun, etrafı ateş saçtığı gibi nemmam da düşmanlık saçtığı için nemmimeye bu isim verilmiştir. Demek ki nemmamlar dil ile ne yapıyorlarmış? İğneliyor. Ve aynı zamanda da kovuculuk yapıyor. İbni Mübaregar'ı bunlar neymiş? Gayri meşru çocuklarmış. Şimdi, bu gayri meşru çocuk, gayri meşru çocuk, illa ki babası belli olmayan çocuk manasında değildir. Bununla alakalı çocuk nasıl gayri meşru olur diye, ben size burada bir sohbet anlatsam, evliler eşlerini terk ederler.
Erkekler. Evet. Şimdi buradan bir hadis söylerim. Ortalık yıkılır. Ortalık yıkılır. Bir kadının iş çamaşırını, çamaşır bildiğiniz çamaşır, kadının iş çamaşırı. Bir başka bir erkek görse, hadisler bu konuda. Erkeğin bilmem başka bir şey olacağını, kadının da başka bir şey olacağını dair. İş çamaşırı. Allah muhafaza eylesin inşallah.
O yüzden sıkıntılı bir durum. E nemmamlar olacak? Nemmamlar olacak? Boş değil memleket. Memleketi gayri meşru çocuk mu yok? Ben söz benahit değilim. Buradan Heytemi'den okuyorum. Evlerinizde gidin veya cep telefonunuzdan açın. İslam'da helallar ve haramlar Heytemi'nin ikinci cildin nemmamlıkla alakalı bölümü. Açın okuyun. Başında da. Bunu yıllardır söylerim ben. Derim ki bu söz burada duruyor. Alın ne yaparsanız yapın.
Bana ait değil diye bu söz ben yıllardan beri söylerim. Yıllardan beri de millet kovuculuk da yapar. Laf da söyler arkamdan. Her şeyi yaparlar. Yüzüme hiç kimse bir şey yapamaz. Yüzüme hiç kimse hiçbir şey yapamaz. Benim böyle şeyliğimden dolayı değil. Ne o? Böyle sertliğimden veya onları dövüp söveceğimden dolayı değil. Bu tip insanlar korkaktır çünkü. Ödlektir. Soysuz insanlar korkak insanlardır. Gayrimeşru çocuklar korkak insanlardır.
Gayrimeşruluk varsa bir kimsede, soysuzluk var ise o müminin karşısında tiril tiril titrer. O yüzden onlar gidip de bir Müslümanın, müminin yüzünden karşı bir şey diyemezler. Hatta onlar gördüklerinde öyle bir mümini ele almışlar. Öyle. Adam söyler, söyler. Beni gördüğünde, abi nasılsın, iyi misin? He hamdolsun. On numara beş yıldız. Çok iyiyim. Dersler devam ediyor daha değil mi? Gelmeyeceğin şeyi ne soruyorsun ki? Abi neden öyle dedin ya? Soysuzlar bizim derslerimize gelemez de o yüzden diyor.
Tık yok. Gerçekten otuz iki yıllık sufi hayatımda şunu öğrendim. Adamın südünde sıkıntı varsa zikrullah alakasını devam ettiremiyor. Ben de sonumu bilmiyorum. Ama benim gördüğüm bu.
Bu şeyhimden tasdikli. Bu hadise şeyhimden tasdikli. Bunu ben ona söyledim. Dedim böyle böyle bir şey tespit ettim efendim dedim ben. Doğru söylüyorsun dedi. Durdum. Efendim daha iyi anlayayım dedim. Südü bozuklar dedim. Sonuna kadar zikrullah alakasında gidemiyorlar mı dedim. Gidemezler Mustafa Efendi dedi. Dedim ne yapacak? Nasıl düzeltecek dedim. Çok tövbe edecek dedi. Sımsıkı duracak, dizini kıracak oğlum orada dedi. Ne yaşarsa yaşasın orada zikrullah alakasında duracak dedi. Sonunu görecek adam dedi. Allah hepimizi zikrullah alakasında sonunu görenlerden eylesin. Nefsine uyanlardan eylemesin.
Allah'ın dostlarına, peygamberlerine, mümin kullarına dil uzatan, söz uzatan, arkasından kovuculuk eden, arkasından nemmamlık eden, soysuzlardan bizleri eylemesin. Ulema söylediklerinin altındadır. Çünkü onlar Kur'an'dan, sünnetten ve gelenekten aldıkları sözlerin ancak sathi anlamlarına vakıftırlar. Evet. Bir kim? Bir ulema, bir fıkıh alimi. Fıkıh alimi. Ulema dedi fakih kimseler. Ulema dedi tefsirci kimseler. Ulema dedi kelam ehli. Bunlar bir kişi de toplandığı gibi farklı farklı kimseler de olur. Bunlar söylediklerinin altındadır. Bunlar çünkü kendi akli verilerine göre ayet, hadis okurlar. Meselenin yüzeyine bakarlar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle demiş. Onun yüzeyine bakar, ona göre hükmeder. Kur'an-ı Kerim'e bakar, Kur'an-ı Kerim'in yüzeyine göre bakar, ona hükmeder. Hatta bu satıhtan konuşmak derler bunlara eski dilde. Hatta öyle ki mesela Allah'ın eli var dedin de Allah'ın eli vardır kardeşim der o. Ya nasıl eli var dedim ben. İnsan gibi eli var Allah'ın dedi. Allah muhafaza eylesin. Onlar çünkü ayet-i kerimede hadis-i şerifin, hadis-i şerifte sathi olarak, yüzeysel olarak, sathi demek yüzeysel, yüzeysel olarak ne varsa ona bakarlar. Sufi şeyhleri söylediklerinin ötesinde iseler, bunun sebebi ifade ettikleri sözleri görüp de yaşadıkları hakikatlerin ancak küçük birer parçası olmasındandır.
Gerçekten bir sufi şeyhi de söylediğinden daha ilerdedir. Bir sufi şeyhi bir şey söylediğinde söylediğinden ilerdedir aslında. Ama söylediği ileride olduğu noktayı söylerse etrafındaki insanlar hani Ebu Hureyre radiyallahu anh hazretleri diyor ya, ben Hazreti Peygamber'den ilim, iki ilim aldım, iki heybe ilim aldım.
Öndeki heybeden önüme gelene saçıyorum. Eğer arkadaki heybeden konuşursam, Hureyre kafir oldu der, benim boynumu vururdunuz diyor. Hani Hüzeyfetül Yamanî de neydi? Sır sahabeydi. Hüzeyfetül Yamanî de de buna benzer bir söz var. Böyle aşere-i mübeşerin özelliği var. Aşere-i mübeşerde enteresan böyle şey var. Ne o? Bilgi var, ilim var. Şimdi sufi şeyhleri söylediklerinden ilerdedir. Onlar çünkü yaşadıkları hakikatlerin ancak küçük bir parçasını anlatırlar. Onlar da tam anlatamazlar.
Ben bazen derim ya, sufiler iki yüzlüdür diye. Tam anlatamaz. Tam söyleyemez. Korkusundan, çekintisinden değil. Söyle değil. Birse muhakkak on vardır söylemediği. Bilgi sahibi olanlar, ya da şu anda öğrenmekte olanlar, gelip de teslimiyetle halkamıza katılsalar, bildiklerinin hepsini unutacaklarını zannederler. Halbuki aslında eğer gelseler, bütün ilimleri can kazanır. İlimler birer resimden ibarettir. Can kazandıklarında bu, sanki cansız bir cesedin hayat bulmasına benzer. Kimin? Hz. Mevlana'dan. Fihi mafih'ten. Bilgi sahibi olanlar, yani normalde bilgi sahibi olmak farklı bir şeydir.
Malumat ehli olmak farklı bir şeydir. Hakikat ehli olmak farklı bir şeydir. Bilgi sahibi bir şey okur, bilgi sahibi olur. O okuduğu şeyle etraflı bir malumat sahibi değildir. Okullarda çocuklara bilgi verilir. Malumat değildir. Hakikat de değildir. Bizim eğitim sistemimizin en büyük handikaplarından birisi budur. Çocuklarda malumat yok, hakikat yok. Bilgi var. Bu ne? Ezbere dayanır. Sorar, Van Gölü'nün çevresi ne kadardır? Çok lazım çocuğa ya. Çocuk mühendis oldu, Van Gölü'nün çevresini hesaplayacak. Alacak hesaplama makinelerini Van Gölü'nün çevresini hesaplayacak. Veyahut da söylerler ya işte ne?
İşte Kızılırmak kaç kilometredir? Bu bilgidir bunlar. Lazım mı? Lazım. Bilgi. O bilgi sahibi. Veya doktor burada şimdi. Doktor bir hastalığı ne yapıyor? Okuyor. Bilgi sahibi oldu. Bir hastayı gördü. Onun hastalığının evrelerini yaşadı. Malumat sahibi oldu. Bakın malumat sahibi oldu. Okudu ama onu bire bir gözünün önünde hastalığın evrelerini, devrelerini gördü. Malumat sahibi oldu. Ne zaman hakikat sahibi oldu? Hastalığın sebebi, yolculuğu ve sonucu. Hastalığın sebebi, hastalığın yolculuğu ve hastalığın sonucu ve tedavisi.
Bu şimdi o meselede hakikat ehli oldu. O meselede. Aradaki fark bu. Hele bir de manen de donandıysa o muhteşem. Manen donanmak ne demek? Hastaya baktı, manevi olarak analiz etti onu. Bunun rahatsızlığı ne? Fiziki mi? Psikolojik mi? Her hastalık fiziki değildir çünkü. Adamın bir yerde bir sıkıntısı vardır. O sıkıntısından dolayı işte kulağı ağır. Sen kulağını tedavi edeceğim diye uğraşırsın. Kulağını tedavi edersin. Örneğin burnunu tedavi edersin. Gözünü tedavi edersin. Ve omuzu ağrıyordur.
Omuzunu tedavi ettim dersin. Sıkıntı oradan patlak verir. Gene omuzu ağrır. Psikolojiktir bu. Adam bir yerden problem yaşayınca vücudunda başka bir yerde problem yaşıyor. Hikmet ehli onun yaşadığı problemi görür. Onun mesleği ne? Doktorluk. O problemi gördüğünde ona der ki mesleğini yapacak. Sen git önce o problemi çöz. Ya o problemle omuzumun ağrımasının ne bağlantısı var. Öyle değil mi? Öyle der karşıdaki. Ona der ki git kardeşim sen. O meseleyi çöz. O meseleyi çözünce omuzunun ağrısı gider. O hakikat ehlidir.
Bakın o hakikat ehlidir. Doktorlukta hakikat ehli. Doktorlukta hikmet ehli oldu. Doktorlukta, mesleğinde. E bir kimse normalde şimdi Hazreti Mevlana diyor ki bilgi sahibi olanlar. Ya ne bu ne? Bilgi sahibi olma. Adam okumuş, ezberlemiş. Çevir sayfayı yapıyor. Çevir sayfayı. Ezbere adam okumuş. Şimdi çocukları ezberletiyorlar ya. Çocuk sabahtan akşama kadar ezberliyor. Yani komple sayfayı ezberliyor. Eğer çocuğa sayfanın dışından bir şey sorarlarsa çocuk matematik yapıp onu bulamıyor. Anne babalar diyor ki, normalde kitapta olmayan, defterde olmayan veyahut da işte ne diyorsunuz ona? Müfredatta olmayanı sordu.
Bu nasıl öğretmende, bu öğretmeni şikayet edeceğiz de. Sebep, çocuklar ezberci. Alimin de ezbercisi vardır. Kitaptan okur, satırdan bilgi sahibi olan o. Kitaptan okur, kitaptan okuduktan sonra ona gelir birisi. Bir fetva soracak değil mi? Böyle böyle der. O okuduğu yerlerde yok. Okuduğu yerlerde yoksa ona iştahat edemez. O bilgi sahibi, malumat sahibi değil. Malumat sahibi olursa ne yapacak? Kıyas edecek okuduklarıyla. Hakikat ehliyse ne yapacak? Onu bizatihi manen yaşandığı noktayı görecek. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, abdesti böyle alırdı derken, onun abdest alışını seyredecek.
Onun abdest alışını seyretmeyen bir kimse, onun abdestini bilgi sahibi olur nasıl aldığını. Bir de ne yapacak? Bir an kendisiyle onun yeri yer değiştirecek böyle görürken, abdesti o alıyormuş gibi görecek, abdestin manasına erecek. İşte o hakikat ehli. Büş cani meşhur sözüyle devam edelim. Bugün artık tasavvuf hakikati olmayan bir isme dön. Bugün artık tasavvuf hakikati olmayan bir isme dönüştü. Fakat daha önce ismi olmayan bir hakikatti. Böyle düşünenler olabilir, katılmıyorum. Katılmayışımın sebebi şu, Allah'ın velileri kıyamete kadar hiç eksik olmayacak.
Allah elveli ismi şerefini kendi sıfatından kaldırması mümkün mü? Değil. Kaldırılmayacağına göre elveli ismi şerefi her daim tecelli edecek. Bir, iki, Cenab-ı Hakk'ın ilmi ilahiyesinden gelen hakikat ilmi hiç kesintiye uğramaz. Bu sıfatsal tecelliyatlar asla ve asla kesintiye uğramaz.
Nerede esisi gibi sufiler? Geç kardeşim sen bulamamışsın. Tembel, kör, kalbi kararmış, kulağı tıkanmış. Nerede eski şeyhler? Geç kardeşim. Senin kalbin kararmış. Senin gözün körelmiş. Senin kulağın tıkanmış. Sen tembelin, yobazın tekisin. Kibirlinin tekisin. Sen kim bilir hangi günahı işledin, hangi haltı karıştırdın da sana Cenab-ı Hak tertemiz dostunu nasip etmedi. Ancak temizler temizlere layıktır. Ancak temizler temizlere layıktır. Sen kim bilir ne haltlar karıştırdın, kim bilir neler yaptın da Cenab-ı Hak pür-ü pak dostunu senden gizledi.
Cenab-ı Hak pür-ü pak dostunu sana göstermedi. Cenab-ı Hak kendine seçti özel dostlarını senin gibi ahmak, kafası çalışmayan, aptal, nefsine düşmüş, kibir deryasına bulanmış, şeytanla kol kola girmiş, nefsaniyete, deccaliyete düşmüş kimseye mi gösterecek? Kim bilir ne hainlik yaptın? Ah bizim önceki şey efendimiz. Şimdi neredesin? Kim bilir ne hainlik yaptın sen ona? Kim bilir onun yoluna ne hainlik yaptın? Kim bilir sen onun arkasından ne haltlar karıştırdın? Sen Abdullah Efendi'yi bahan edip kim bilir neler yaptın? Şimdi Abdullah Efendi'nin hayaliyle o hela kendini. Ah şeyhimiz şöyleydi.
Olur ölen hep kıymetlidir. Sağlığında neredeydin? Bitti mi? Veli mi kalmadı? Allah'ın dostu mu bitti? Ya sende yok. Neden körsün? Neden sağırsın? Neden hainsin? Neden zalimsin? Sebep? Ya olmasan Allah sana bir mürşid mi göstermez? Herkesi gösteren Rabbim sana mı göstermez? Sana göstermiyorsa dön kendine. İbrahim gibi ben nerede yanlış yaptım de vur sazın tellerine. Sana göstermiyor. Demek ki öyle bugün artık tasavvuf hakikati olmayan bir isme dönüştü.
Hoş geldin. Allah velilerinin köküne kibrit suyu mu döktü? Allah velilerini ortadan kaldırdı mı? Kaldırdıysa kıyamet neden kopmadı? Hadis de sabit. Zamanın kutbu vefat eder. Zamanın kutbu vefat ettikten sonra yerine yeni bir kutup atanmaz. Yeni bir kutup atanmadığında kıyamet başlar. Kıyametin başlangıç noktasıdır. Hızla, hızla Müslümanlar dağılırlar. Hızla, hızla Müslümanlar ölürler. Son kalanlar da bir seher vakti, bir bulutumsu, bir rüzgarımsı bir şey eser. Allah diyenlerin hepsi de nefeslerini verirler. O gece, sabaha karşı. O gece uzun bir gece olur. Uzun bir gece.
Sabah namazına kalkanlar, o uzun gecede namaza kalkarlar, namazlarını kılar, kılmaz. Seher yeli gibi gelir, hepsinin nefesini alır. Namazını kılmayan, sabah namazına kalkmayan, sabah namazına gafletlik yapanlar, sabah namazını kılmadan dağılanlar, sabah namazlarını geciktirenler, kılmayanlar. Kılmıyor, sabah namazını kılmıyor. Atmış sabah namazını rafa. Sabah namazını rafa atan, kaza bile yapsa bu sınıfın içine girer. Neden? Kaza yaptı Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Onun sünneti delildir bize. Uyanamadılar bir sabah yolculukta. Hızla oradan toparlandılar, biraz yürüdüler, mızrak boyunu geçti, orada namaz kıldılar sünnetleriyle beraber.
Bir hadiste, kadının birisi geldi, ben dedi bu adamdan boşanmak istiyorum. dedi söyle, boşanma sebebini söyle. Sahabe kadının boşanma sebebi. Birinci sebebi, sabah namazını kılmıyor dedi bu adam. Bu adam sabah namazını vaktinde kılmıyor, o yüzden boşanmak istiyorum dedi.
Allah Resulü döndü adama, hani buna diyecek, hüküm mü edecek, hüküm edecek çünkü. Döndü ona, buna ne diyorsun gibisinden. Dedi ki, ya Resulallah, ben sabaha kadar gece çalışan bir kimseyim. Yorgun düşüyorum, uyuyup kalıyorum dedi. O yüzden kalktığımda kılıyorum dedi. Kılıyor musun dedi kalktığımda, kılıyorum ya Resulallah dedi. Boşanma sebep olmaktan çıktı. Başka dedi. Dedi ki, bu sabah kalkıyor, kaçta kalkıyorsa, bu normal dedi. ben dedi, bundan dolayı nafile oruç tutamıyorum. Döndü adama, dedi ki, ya Resulallah, ben sabahleyin kalkıyorum, hani ne zaman kalkıyorsam, o zaman işte, ben yemek yiyorum, içiyorum, filan pişman, onu söyledi.
O da kalktı, boşanma sebebi olmaktan. Kadın dedi ki, o benimle ilişkiye girmek istiyor. Döndü adama tekrar, dedi ki, ya Resulallah, ben gece çalışıyorum, sabaha karşı uyuyorum, kalkıyorum, yemek yiyorum, cuma ediyorum dedi. Benim hayatım böyle. Kadına döndü, kocana tabi ol dedi. Boşanma sebebi değil bundan. Bakın, dikkat edin. Sahabe, sabah namazını, boşanma sebebi olarak görüyor kadın. Sabah namazınızı kılın. Vaktinde kalkamadın, yoruldun, hastalığın var, sıkıntın var, eyvallah. Mazeretin var, eyvallah. öğlen namazı vakti girinceye kadar, kıl sabah namazını.
Kıl. Kılmadın derler, tokat vururlar. Vaktinde kılmadın derler, kulağını çeker, tövbe edersin. Dersin ki, halim malum ya Rabbi. Eyvallah. İşte, kıyamet o zaman kopacak. Sabah namazı, seher vaktinde, seher vaktinde, namazını kılan, Allah diyecek, gidecek. Namazını kılan, Allah diyecek, secdadenin üzerinde gidecek. Secdadenin üzerinde gidecek. Camidekinler, camilerde gidecek. Namaz vakti, Müslümanların hepsi de, dünyada bir sabah namazı vakti, ruhlarını teslim edecekler.
Ruhunu teslim edenler, mümin, imanlı gidecek olanlar zaten. Teslim etmeyenlerin, vay haline. Kıyamet onların kafasına kopacak. Benim kafama değil. Kıyamet onların, ee, son veli, son veli, vefat ettiğinde olacak bu. Çünkü hadis-i şerifte, Allah diyen, Allah diyen, olduğu müddetçe kıyamet kopmaz. Hadis-i şerif, Allah diyenler, olduğu müddetçe kıyamet kopmaz. E, sufiler de Allah diyorlar, hamdolsun. oldukları müddetçe, kıyamet kopmaz.
E şimdi, bugün artık tasavvufun hakikati olmayan bir isme dönüştü. Dediğinde ben derim ki, yok kardeşim ya, ne alakası var? Tasavvuf, sufilik, kıyamete kadar gidecek olan bir yol. Eğer bunlar tasavvufu, oturup, kitap yazmak olarak görüyorlarsa, ona söyleyecek lafım yok. Allah muhafaza elen seni. büş, büş, lani mi, büş cani mi? Büş caninin ima ettiği sufizm, daha önceleri amel, iman ve kemal olarak, her üç bakımından da tam olarak idrak edilip, gerçekleştirilen bir hakikatti. hala da öyle. Bunun dışında, biz herkes kendinden sorumlu, birinci derecede ya, bizim normalde, iman, amel, kemal noktasından farklı bir şey konuştuğumuz oluyor mu ki?
Bangır bangır bağırıyoruz, Kur'an, sünnet ve ilk sufilerin yolu diye. büş caninin zamanına gelindiğinde, biz de şimdiki zaman diyelim ise, ilk dönemin dönüştürücü gücü kaybolmuştu. Kabul etmiyorum, sufiler kendi bulundukları topluluklarda, hep dönüştürücü bir güç halinde durmuşlardır. Çünkü, gerçek sufilik, gerçek sufinin, yazıtı, yazılı eseri, bağlayıcı yazılı eseri, Kur'an, sünnettir. Bir sufinin bağlayıcı, kendisine bağlayıcı eseri, sadece Kur'an, sünnettir. Kur'an, sünnet, Kur'an, sünnet, her dönem, her dönem, sufilerin, eşliğinde yenilenir, anlayışı ve yaşayışı.
Sufiler, her dönem, İslam dünyasının, hem felsefik olarak, yani iman, inanç noktasında, hem amel noktasında, hem de kemal noktasında, İslam dünyasının önderleri olmuşlardır. Onlar papağan değillerdir. Onlar taklitçi birer maymun değillerdir. Gerçek sufiler, taklitçi birer maymun değillerdir. Gerçek sufiler, birer papağan değillerdir. Onlar, geçmiş peygamberlerden, geçmiş sahabelerden, velilerden, geçmiş Allah dostlarından, kendilerine örnek alabilirler, örnek çıkarabilirler, ama asla onları taklit etme yoluna gitmezler. Taklit eden, gerçek sufi değildir.
Taklit, ancak Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ibadetleri taklit edilir. Abdesti nasıl alırdı? Namazı nasıl kılardı? Yolda nasıl yürürdü? Onun amelleri nasıl işlediğini, amelleri nasıl yaptığı, taklit edilir. İçeriği, o kimsenin kendisine aittir. İçeriği. O yüzden, taklitçi sufilik, tarikatı doğurur. Taklitçi sufilik, tarikatı doğurur. Ben o yüzden ehli tarik olmadığımı söylerim. Türkiye'nin büyük bir çoğunluğu, taklit eder.
Adam dizine kadar, cebi olan şalvar diktirmiş. Şeyhi de öyle diktirmiş. Onun şeyhi de öyle diktirmiş. Onun hikmeti ne dedim ya, hayırdır. E dedi, Şeyh Efendi, dedi, Cuma mübareğine çıkar. E, Cuma'sını mübarekleyen dedi, cebine bir harççuk koyar dedi. Böyle baktım ona, o da Şeyh Efendi'nin halifesi. Dedim, sen halife olamazsın. Sen dedim, şey olamazsın. Neden? Şeyh Efendi sana bırakmaz dedi, şeyhliği. Böyle durdu. Mustafa Efendi dedi, oğluyla konuşmuyor dedi. Tart etti oğlunu dedi. Hatta dedi, cenazeme bile gelmesin dedi. İyi dedim, görürsün bak.
Yarın öbür gün dedim ben, oğlu barışır, bir de icazet yazar, bir de ilan eder. Benden sonra oğlum gelecek, oğlumdan sonra da torunum gelecekler dedim. Mustafa Efendi bunun başkası söyleseydi, gülerdim dedi. Ben de böyle elimi omuzuna koydum. Abi, bizimki tahmini zaten ya, boş ver. Üçüncü toplantıya gittim. Mustafa Efendi, Mustafa Efendi konuşmamız lazım. Dedim, tamam. Bu oğlanla barışmış, ona da dedim, icazeti yazmış. sonradan gelen dedim, torunu da beyan etmiş dedim ben şimdi içimden. Onun yüzüne karşı. Konuşmamız lazım. Eğildim. Konuşacak bir şey yok dedim. Oğlana işaret etti, bir de toruna işaret etti mi dedim ben. Etti, bunun rüyanda mı gördün dedi. Ya bezinki, hep tahmin abi dedim ya.
Tecrübe dedim, tahmin ediyoruz dedim. Bu duruyor şimdi, neden bırakmaz diye söylüyor. Dedim, gel. Dedim, cebi bu kadar derin olunca dedim ben, o cebe indiregan değil dedim, kimseye bırakmaz o Şeyh Efendi dedim. Eğer o Şeyh Efendi dedim, harcayan şeyh olsaydı dedim ben, benden sonra, bu oğlan, bu parayı komple, dervişe harcar. Allah diyenlere harcar. Buna sakın, benim yaşadığım bu yaşamasın. Ben buna şeyhli mehlik vermeyeyim. Bu işine gücüne baksın der dedim ben. Evladım, sen işine gücüne git, bir de bir tane de şeyh bul, onu da dizin dibine otur, bak işine der dedim ben. Bir aileden bir tane, dedim yeter. Bir sülaleden bir tane yeter dedim.
Yeter dedim ben. Bu dedim, öyle bir şey değil. Dize kadar dedim, cep diktireceksin, şeyhlik yapacaksın. ıspanak, dervişlerden gelecek. Ispanak getirene, çavuşluk ver. Pırasa getirene, zakirlik ver. Cebine harçlik koyana, ne o, nakiplik ver. Biraz da altın verene, zakir yap. Hele bir de dolar, euro verdiyse, Allah, senden sonra halife o ya. Bu ne demek ya hiç. Önemli mi? Ondan sonra, rüyada çok görürsün, halde çok görürsün, sana ne vazifeler verir o. Evladım, gel bakalım, rüyamda gördüm seni ya.
Aa, efendim nasıl gördün? Anlatacağım sonra. ya hacıannen evde şöyle bir şey istedi, bir şey de diyemem. Ne demek efendim? Hemen getirelim. Tabii şeyh efendi, seni rüyanda görmüş, rüyasında görmüş. Bu ne demek? Bir de seninle ilgilenmiş, rüyasında görmüş seni. Ne lazımsa söyle. Elinde de bir tane asa olursa böyle, bir dükkana da gittin de, bunların yok bizim evde de, yıksınlar ortalığı. O, Oktay bugün diyor ki, seni İzmir'de gördüm, psikolojim bozuldu diyor. Bu nasıl bir hayat diyor, arabanın içinde yatıyorsun diyor bana. Kim yapacak bizim yaptığımızı?
Yapmaz kimse. Yapmaz kimse. Türkiye dediği dünyada hiç kimse yapmaz. Kaldırır telefonu, ben yatmak istiyorum der, yatırlar onu. Bu kadar posit. Ama, o hakikat ehli olamaz. Onu yatırlar ama, o hakikat ehli olamaz. onu taşırlar. Ama, o gelir, birisi, efendim sizi halimde gördüm dediğinde, böyle bakar, der ki, gözlerin de yalan söylüyor, kalbin de yalan söylüyor.
Gördüm diyen, gözlerin kör olmadan, şu yalandan vazgeçler içinden. öbür türlü, dervişin uyanığı, senin halinden, rüyadan anlamadığını görürse, efendim rüyamda gördüm, bize geliyormuşsun, ha gelelim yavrum. Bitti. Zoke'yi yuttun. Efendim şöyle gördün de, böyle gördün de, ha olur sen zakir oldun. Hakikat öyle değildir. O yüzden, Büşşani'nin, dediğine katılmıyorum. Allah adamları, kıyamete kadar her daim var olacak.
Bu kim olursa olsun, Allah dostları, kıyamete kadar var olacak. Bu kim olursa olsun, gerçek sufiler, kıyamete kadar var olacak. Bunlar kim olursa olsun, bu topluluklar asla ve asla yok olmazlar. Bunlar tabiri caizse küllerinden yeniden doğarlar. Bunlar mitolojik hikaye gibidirler. Anka kuşları gibidir bunlar. Bunların ekmekleri Allah'tan, suları Allah'tan, yiyecekleri Allah'tan, bilgileri Allah'tan, ilimleri Allah'tan, nefesleri Allah'tan, yatmaları Allah'tan, oturmaları Allah'tan, yürümeleri Allah'tan, bakışları Allah'tan, görmeleri Allah'tan, duymaları Allah'tan, tutmaları Allah'tan, yürümeleri Allah'tan, uykuları Allah'tan, uykusuzlukları Allah'tan, tükürükleri Allah'tan, nefesleri Allah'tan, tüyleri Allah'tan, her şey Allah'tandır onların.
Ne biterler, ne yok olurlar. Ne zamana kadar? Kıyamete kadar. Bassalar da, kırsalar da, dökseler de, iftirada atsalar da, gıybet de etseler, sevseler de, sevmeseler de, peşlerinden gitseler de, gitmeseler de, bütün siyasiler ayağa kalksa, bütün devletler ayağa kalksa, bütün herkes tankını, tüfeğini, uçağını, bıçağını, her şeyini getirse, bu Allah dostlarını, kimse yok edemez.
Kimse. Hiç kimse. Kökünü kazıyamaz. Hiç kimse. Onlar yolda giderken dahi, bakışlarıyla, yirşad ederler, yolda yürürken dahi, onların yürümeleri dahi, iştahattır, görülmeleri dahi, görülmeleri dahi, görülmeleri, hidayettir. Onu gören, çekidüzen verir kendine. Yürümesi rahmettir onun. Yürümesi hidayettir onun. Bakışı hidayettir onun. Cenab-ı Hak onun üzerinden hidayet eder. Onların üzerlerinden dinini ayakta tutar. Onlar paraya bozulmazlar. Onlar kadına bozulmazlar. Onlar makama bozulmazlar. Onlar mevkiye bozulmazlar. Onlar milletvekilliğine, belediye başkanlığına, parti başkanlığına, işte ihalelerde, alıver papazı, veriver kızı, alevereler, dalevereler, o Ali Cengiz oyunları, onları bozmaz.
Onlar korkuyla tanışmazlar. Onlarda bir tek korku vardır. Sevgiliyle baş başa kalamama. Onların başkaca korkuları yoktur. Onların başkaca korkuları yoktur. Yok cezayirmiş, yok mapısmış, yok mahkemeymiş, yok açlıkmış, yok toklukmuş, yok soğuklukmuş, yok karılıkmış, yok karısızlıkmış, ya çocukmuş, ya çocuksuzlukmuş.
Böyle bir şeyler olmaz onların. Olmaz. Onlarla korkutamazsınız onları. Korkutamazsınız. Hallâc-ı Mansûr'u prangalara vurmuşlar ya, germişler, cezaevine, bastırıyor, o günün devlet sistemi. Bu davandan vazgeç. Vazgeç. O hak, hak, hak dedikçe, cezaevinin bütün taşları, bütün toprakları, bütün zerreleri, durduğu cezaevinin, bütün zerreleri, hak, hak diye zikrediyor. Ve askerler koridorlarda, koridorlarda dolaşamıyorlar.
Komutan içeri giremiyor. Ceza bir bomboş. Herkes hayret makamında. Aşığın birisi geliyor. Giriyor içeri. Efendi diyor. Bir şey sormak istiyorum. Bir şey sormak istiyorum. Sor. Benim vaktimi alma. Çabuk sor. Sabır nedir? Bismillahirrahmanirrahim. Tak tak tak … Bütün prangalar kendiliğinden çözülüyor. Efendim, sır nedir?
Hak. Duvarın öbür tarafında. Yok. Yok. Tak içeri. Hak tak tak tak tak. Prangalar tekrar yerine. Gül atan bu sufi.
Gül atan bu aşık. Gülü atan bu. Bunlar yok olmazlar. Bunları yok edemez hiç kimse. Biri gömülür. Biri oraya oturur. Sen görmezsen gözlerini koğuştur. Görmezsen abdest suyu dök.
Görmezsen gözyaşı dök. Görmezsen yok deme ahmaklar gibi. Daha önce gördün ya, yine görürsün. Şimdi neden görmüyorsun? Kendi ahmaklığına doyma. Buradan devam edelim inşallah. Geceniz hayır olsun. Rabbim cümlemizi aff-i mağfiret eylesin. Cümlemizi korusun inşallah. Rabbim inşallah cümlemizi Kur'an'a, sünnete tabi olup öyle yaşayanlardan eylesin inşallah. Mesai'yi bitirdik. Kim dedi bir şey soracağım diye. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi